İçeriğe geç

Yaş Tip Makula Dejenerasyonu

Yaş tip makula dejenerasyonu, aynı zamanda neovasküler veya eksüdatif yaşa bağlı makula dejenerasyonu (AMD) olarak da bilinir, geri dönüşü olmayan görme kaybının önde gelen nedenlerinden biri olan, özellikle merkezi görüşü etkileyen ciddi ve ilerleyici bir göz rahatsızlığıdır. Koroidden subretinal boşluğa kırılgan kan damarlarının anormal büyümesi ile karakterize edilen AMD’in daha ileri bir formunu temsil eder; bu süreç koroidal neovaskülarizasyon (CNV) olarak adlandırılır. Bu yeni damarlar sıvı ve kan sızdırmaya eğilimlidir, bu da keskin ve ayrıntılı görmeden sorumlu olan retinanın merkezi kısmı olan makulaya zarar verir. Bu hasar, bulanık görme, bozulmuş görme (metamorfopsi) ve sonunda merkezi görme alanında kör nokta oluşumu gibi belirtilere yol açar.[1]

Yaş tip makula dejenerasyonunun gelişimi, genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimini içerir. Bu durumun bir özelliği, retinanın altında patolojik neovaskülarizasyondur. Genetik yatkınlık, AMD riski için önemli bir katkıda bulunur ve genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) aracılığıyla çok sayıda genetik varyant tanımlanmıştır.[2] Bunlar arasında en önemlileri, AMD’ye karşı artan duyarlılıkla güçlü bir şekilde ilişkili olan kompleman yolu içindeki genlerdir.[3] Araştırmalar ayrıca, Wnt/β-katenin yolu gibi sinyal yollarının da rol oynadığını göstermektedir; bu yolun baskılanmasının, CNV deneysel modellerinde neovaskülarizasyonu önlediği gösterilmiştir ve bu da hastalığın patogenezindeki rolünü vurgulamaktadır.[1] Hücresel mekanizmalara ilişkin daha fazla bilgi, neovasküler AMD’li bireylerden alınan retinal ve retinal pigment epiteli (RPE) dokularında, sağlıklı kontrollere kıyasla farklı gen ekspresyonunu inceleyen çalışmalardan elde edilmektedir.[4]

Klinik olarak, yaş tip makula dejenerasyonu genellikle merkezi görme keskinliğinde hızlı bir düşüşle kendini gösterir ve bireyin okuma, araba kullanma ve yüz tanıma gibi günlük işleri yapabilme yeteneğini derinden etkiler. Görme kaybını azaltmak için zamanında tanı ve müdahale kritik öneme sahiptir. AMD için tanı kriterleri iyi bir şekilde belirlenmiştir; retina durumlarını derecelendirmek için tanınmış şiddet ölçekleri ve sınıflandırma için kullanılanH353 gibi ICD-10 kodları mevcuttur.[1]Tedavi stratejileri öncelikle anormal kan damarlarının büyümesini ve sızıntısını engellemeye odaklanır ve sıklıkla vasküler endotelyal büyüme faktörünü (VEGF) hedefleyen terapiler kullanılır. Görme keskinliği, klinik çalışmalarda bu tedavilerin etkinliğini değerlendirmek için kullanılan birincil sonuç ölçüsüdür.[5]

Yaş tip makula dejenerasyonu, küresel olarak önemli bir halk sağlığı sorununu temsil etmektedir. Yaşlı erişkinlerde ciddi görme bozukluğu ve körlüğün önde gelen nedenlerinden biri olarak, milyonlarca insanın bağımsızlığını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyerek, önemli sağlık harcamalarına ve toplumsal yüklere yol açmaktadır. AMD’nin çeşitli popülasyonlarda yaygın olarak görülmesi, genetik araştırmaların önemini vurgulamaktadır. Çin, Avrupa ve Japon kökenli popülasyonlarda yürütülen GWAS ve meta-analizler dahil olmak üzere çalışmalar, bu karmaşık hastalığın genetik yapısını çözmeyi amaçlamaktadır.[6] Genetik risk faktörlerinin belirlenmesi, iyileştirilmiş risk tahmini, daha erken tanı ve daha hedefli ve kişiselleştirilmiş tedavi ve önleyici stratejilerin geliştirilmesinin önünü açabilir.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Yaş tip makula dejenerasyonu için genetik bulguların yorumlanması, çeşitli metodolojik ve istatistiksel sınırlamalara tabidir. Temel bir endişe, genellikle önemli olmasına rağmen, tüm genetik korelasyonları tespit etmek veya özellikle dengesiz olgu sayılarına sahip çoklu hastalıkları karşılaştırırken pleiotropik lokusları belirlemek için her zaman yeterli olmayabilecek örneklem büyüklüğüdür.[1] Bu dengesizlik, istatistiksel gücü azaltabilir ve potansiyel olarak yaş tip makula dejenerasyonunu etkileyen genetik yapının tam olarak tahmin edilememesine yol açabilir.

Ayrıca, çalışmalar, başlangıçta bildirilen etki büyüklüklerinin şişirilebileceği ve bulguların tekrarlanmasında zorluklara yol açabileceği “kazananın laneti”ne yatkındır. Tekrarlama çabaları, çalışma ayarlarındaki, analitik metodolojilerdeki (örneğin, lojistik regresyona karşı doğrusal karma modeller) ve daha büyük örneklem boyutları kullanıldığında bile fenotip tanımlarındaki farklılıklar nedeniyle de engellenebilir.[7]Bu tür sorunlar, yaş tip makula dejenerasyonu için tanımlanan genetik ilişkilerin güvenilirliğini ve daha geniş uygulanabilirliğini sağlamak amacıyla çalışmalar arasında sağlam ve standart yaklaşımların önemini vurgulamaktadır.

Genellenebilirlik ve Fenotipik Heterojenite

Section titled “Genellenebilirlik ve Fenotipik Heterojenite”

Yaş tip makula dejenerasyonu için güncel genetik araştırmalardaki önemli bir sınırlama, genellikle soy kısıtlamalarından ve fenotipik tanımların heterojenliğinden kaynaklanmaktadır. Birçok büyük ölçekli genom çapında ilişkilendirme çalışması, öncelikle popülasyon tabakalaşmasını kontrol etmek için Avrupa kökenli bireyleri analiz etmektedir; bu, metodolojik olarak sağlam olsa da, bulguların diğer çeşitli popülasyonlara genellenebilirliğini sınırlamaktadır.[1]Yaş tip makula dejenerasyonu için genetik yapı ve belirli risk allellerinin prevalansı farklı etnik gruplar arasında önemli ölçüde değişebilir; bu da Avrupa kohortlarından elde edilen bilgilerin, hastalığa küresel genetik yatkınlığı tam olarak yakalayamayabileceği anlamına gelir.

Dahası, yaş tip makula dejenerasyonu fenotiplemesinin doğruluğu ve tutarlılığı kritik öneme sahiptir. Klinisyenler arasındaki tanısal farklılıklar, yanlış sınıflandırma yanlılığına yol açabilir ve bazı kohortlarda kendi kendine bildirilen tanılara güvenmek, gerçek genetik sinyalleri tespit etme gücünü azaltarak “daha gevşek bir fenotip tanımına” yol açabilir.[7]Yaş tip makula dejenerasyonunun alt sınıflamaları ve kesin kontrol grubu seçimi de dahil olmak üzere daha ayrıntılı ve standartlaştırılmış fenotipleme, özellikle hastalık progresyonunu veya belirli alt tipleri etkileyen genetik varyantları tanımlamak için çok önemlidir.

Açıklanamayan Değişkenlik ve Bilgi Boşlukları

Section titled “Açıklanamayan Değişkenlik ve Bilgi Boşlukları”

Genetik lokusların belirlenmesindeki ilerlemelere rağmen, yaş tip makula dejenerasyonu için kalıtılabilirliğin önemli bir kısmı, yaygın genetik varyantlarla açıklanamamaktadır ve bu durum genellikle “kayıp kalıtılabilirlik” olarak adlandırılır. Örneğin, bazı çalışmalar makula dejenerasyonu için nispeten düşük SNP bazlı kalıtılabilirliği (bir örnekte 0,073) rapor etmektedir ve bu da potansiyel olarak nadir varyantlar veya karmaşık gen-gen etkileşimleri de dahil olmak üzere çok sayıda genetik faktörün henüz keşfedilmediğini göstermektedir.[1]Yaşam tarzı seçimleri ve maruz kalma gibi çevresel faktörlerin ve bunların genetik yatkınlıklarla karmaşık etkileşimlerinin rolü de, yaş tip makula dejenerasyonu gibi kompleks hastalıklar için temeldir. Bununla birlikte, bu gen-çevre karıştırıcıları, mevcut genetik ilişkilendirme çalışmalarında genellikle açıkça modellenmemekte veya tam olarak hesaba katılmamakta ve bu da hastalık etiyolojisi ile ilgili devam eden bilgi boşluklarına katkıda bulunmaktadır.

Ayrıca, çalışmalar bir dizi oküler hastalık arasında pleiotropik mekanizmaları araştırsa da, bu araştırmaların kapsamı genellikle önceden tanımlanmış ve sınırlıdır. İncelenen koşullar içinde pleiotropik olmadığı belirlenen genetik lokuslar, gerçekte analize dahil edilmeyen diğer oküler veya sistemik hastalıklar üzerinde etkiler gösterebilir.[1] Bu kısıtlı görüş, yaş tip makula dejenerasyonuna ve komorbiditelerine katkıda bulunan pleiotropik genetik etkilerin tüm aralığının hafife alınmasına yol açabilir ve böylece altta yatan biyolojik yolların kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını engelleyebilir.

Genetik varyasyonlar, bir bireyin yaşa bağlı makula dejenerasyonunun (YBMD) şiddetli bir formu olan ve retinada anormal kan damarı büyümesiyle karakterize edilen yaş tip makula dejenerasyonuna (AMD) yatkınlığının belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Tanımlanan varyantların çoğu, kompleman sistemi, lipid metabolizması ve bağışıklık düzenlemesi dahil olmak üzere retina sağlığı için kritik olan yollarda yer almaktadır. Bu genetik faktörleri anlamak, hastalığın ve ilerlemesinin altında yatan biyolojik mekanizmaları aydınlatmaya yardımcı olur.

Yaş tip makula dejenerasyonu ile bağlantılı önemli sayıda varyant, vücudu patojenlere karşı korumaya yardımcı olan, ancak aşırı aktifse iltihaplanmaya da neden olabilen bağışıklık sisteminin bir parçası olan kompleman sisteminin genlerinde bulunur. Örneğin,CFH (Kompleman Faktör H) genindeki rs1061170 (genellikle Y402H olarak anılır), rs800292 ve rs35292876 gibi polimorfizmler, YBMD riskinde artış ile güçlü bir şekilde ilişkilidir.[8] CFH geni, kompleman yolunu düzenleyen bir protein üretir ve spesifik varyantlar, retinadaki iltihabı kontrol etme yeteneğini bozarak kronik hasara ve YBMD’de karakteristik birikintiler olan drusen oluşumuna yol açabilir. Benzer şekilde, rs61818925 dahil olmak üzere CFHR1 - CFHR4 gen kümesindeki varyantlar da, kompleman aktivitesini düzenlemede CFH ile olan yakın fonksiyonel ilişkileri nedeniyle ilişkilendirilmektedir.[9] Ayrıca, kompleman kaskadının merkezi bir bileşenini kodlayan C3 geninde, kompleman aktivasyonunu etkileyebilen ve YBMD’de gözlemlenen inflamatuar süreçlere katkıda bulunan rs2230199 ve rs147859257 gibi varyantlar bulunmaktadır.

Kompleman sisteminin ötesinde, hücre yapısı ve lipid işlenmesi ile ilgili genlerdeki varyantlar da önemlidir. ARMS2 (Yaşa Bağlı Makulopati Duyarlılık 2) geni, rs10490924 ve rs3750846 gibi varyantlarla birlikte, yaş tip makula dejenerasyonu için önemli bir genetik risk faktörü olarak tutarlı bir şekilde tanımlanmaktadır, ancak retinadaki kesin biyolojik işlevi hala aktif olarak araştırılmaktadır.[10] Bu varyantların, fotoreseptörleri desteklemek için çok önemli olan bir hücre tabakası olan retinal pigment epitelinin sağlığını ve işlevini etkilediğine inanılmaktadır. Lipid metabolizması da bir rol oynar; APOE(Apolipoprotein E) gibi genlerdeki varyantlar, özelliklers429358 , ve CETP(Kolesteril Ester Transfer Proteini),rs2303790 ve rs5817082 dahil olmak üzere, YBMD ile ilişkilidir. APOE, lipidlerin taşınmasında rol oynar ve varyantları, drusende kolesterol ve diğer lipidlerin birikimini etkileyebilirken, CETP kolesterol seviyelerini düzenler ve varyantları, YBMD patolojisi ile ilgili lipid profillerini etkileyebilir.[10] Diğer genler ve varyantlar, çeşitli mekanizmalar yoluyla yaş tip makula dejenerasyonunun karmaşık genetik yapısına katkıda bulunur. KCNT2(Potasyum Kalsiyumla Aktive Edilen Kanal Alt Aile N Üyesi 2)‘dekirs187328863 gibi varyantlar, retinal hücrelerde hücresel uyarılabilirliği ve iyon dengesini etkileyebilir ve bu da uygun retinal fonksiyon için esastır.[10] Benzer şekilde, KCNT2 ve CFH arasında bulunan intergenik varyant rs148553336 , yakındaki genler üzerinde düzenleyici etkiler gösterebilir ve potansiyel olarak hem potasyum kanalı fonksiyonunu hem de kompleman düzenlemesini etkileyebilir.SKIC2 geni, rs116503776 varyantı ile, nükleik asitleri çözmede rol oynayan bir enzim türü olan helikazı kodlar ve bu da retinada gen ekspresyonu ve hücresel bakım için geniş kapsamlı etkilere sahip olabilir. Son olarak, rs5754227 varyantını içeren SYN3 (Sinapsin III), sinaptik vezikül trafiği ve nörotransmisyonunda yer alır ve bu da retinada nöronal sağlığın korunmasında potansiyel bir rol olduğunu düşündürmektedir; bu, görme için kritiktir ve YBMD’de tehlikeye girebilir.[10] Bu çeşitli genetik faktörler toplu olarak yaş tip makula dejenerasyonunun çok faktörlü doğasını vurgulamaktadır.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs61818925 CFHR1 - CFHR4wet macular degeneration
rs10490924
rs3750846
ARMS2age-related macular degeneration
wet macular degeneration
atrophic macular degeneration
refractive error
macular degeneration
rs1061170
rs800292
rs35292876
CFHage-related macular degeneration
wet macular degeneration
atrophic macular degeneration
membrane-associated progesterone receptor component 2
complement factor H , protein binding
rs116503776 SKIC2age-related macular degeneration, disease progression
wet macular degeneration
age-related macular degeneration
rs187328863 KCNT2wet macular degeneration
rs2230199
rs147859257
C3age-related macular degeneration
wet macular degeneration
atrophic macular degeneration
age-related macular degeneration, disease progression
blood protein amount
rs429358 APOEcerebral amyloid deposition
Lewy body dementia, Lewy body dementia
high density lipoprotein cholesterol
platelet count
neuroimaging
rs148553336 KCNT2 - CFHwet macular degeneration
rs5754227 SYN3wet macular degeneration
body surface area
age-related macular degeneration, COVID-19
sexual dimorphism
rs2303790
rs5817082
CETPtotal cholesterol
high density lipoprotein cholesterol
wet macular degeneration
HDL cholesterol change

Yaşa bağlı makula dejenerasyonu, karmaşık bir hastalık özelliği olarak anlaşılmaktadır ve bu da onu genetik yatkınlık çalışmaları yoluyla araştırma için uygun bir konu haline getirmektedir.[2] Aynı zamanda, nadir ve yaygın genetik varyantların gelişimine olan katkılarını belirlemeyi amaçlayan genom çapında ilişkilendirme çalışmalarının (GWAS) da odak noktasıdır.[11]Bu durum, “geç yaşa bağlı makula dejenerasyonu” olarak adlandırılan ve diğer retinopati türlerinden ayırt edilebilen ileri formlarda ortaya çıkabilir.[12]

Yaşa bağlı makula dejenerasyonunun bir türü olan yaş makula dejenerasyonu (sulu tip), detaylı merkezi görüş üzerinde önemli bir etkiye sahip olmasıyla karakterizedir ve çalışma çağındaki yetişkinler arasında yeni körlük vakalarının önde gelen nedenlerinden biridir.[13] Hastalar tipik olarak merkezi görüş keskinliğinde bir azalma bildirirler; bu durum bulanıklık, bozulmuş görüş (metamorfopsi) veya merkezi kör nokta (skotom) olarak kendini gösterebilir. Altta yatan patoloji, retinada neovaskülarizasyon olarak bilinen anormal yeni kan damarlarının büyümesini içerir ve genellikle makula içinde ve altında sıvı birikimi eşlik eder.[13] Bu yapısal değişiklikler, yüksek keskinlikli görüş için kritik olan makulanın işlevini doğrudan engeller ve böylece karakteristik görme bozukluklarına neden olur.

Görsel keskinlik, retinal hastalıklar için klinik çalışmalarda birincil subjektif ölçü ve önemli bir sonuç parametresi olarak hizmet eder.[5]Görsel keskinlikteki değişiklikleri ölçmek, hastalık şiddeti ve ilerlemesinin doğrudan bir değerlendirmesini sağlar ve önemli tanısal ve prognostik değer sunar. Derin keskinlik kaybından önce bile merkezi görüşteki ince değişikliklerin erken tespiti, önemli bir tanı göstergesi olabilir ve daha fazla objektif değerlendirmeyi tetikleyebilir. Bununla birlikte, semptom algısı ve ilerleme hızlarındaki bireyler arası farklılıklar, hastalığın heterojen yapısını vurgulamaktadır ve kapsamlı değerlendirme için subjektif raporların ve objektif bulguların bir kombinasyonunu gerektirmektedir.

Yaş tip makula dejenerasyonunun objektif değerlendirilmesi, retina içindeki yapısal değişiklikleri görselleştirmek ve ölçmek için büyük ölçüde gelişmiş görüntüleme yöntemlerine dayanır. Optik Koherens Tomografi (OCT), peripapiller ve maküler retinal tabaka kalınlıklarını ölçmek için kullanılan oldukça hassas ve tekrarlanabilir bir tanı aracıdır.[3] Optik Disk Küpü 200x200 ve Makula Küpü 512x128 gibi özel protokoller, detaylı kesitsel görüntüler elde etmek için kullanılır ve kompozit ganglion hücresi-iç pleksiform (GCIP) tabakaları da dahil olmak üzere çeşitli retinal tabakaların ölçülmesine olanak tanır.[3] Veri güvenilirliğini sağlamak için, taramalar 7/10 veya daha yüksek bir sinyal gücü gibi kalite kriterlerini karşılamalı ve artefakt dışlama için OSCAR-IB kriterlerine uymalıdır.[3] Bu objektif OCT ölçümleri, makula ödemi ve retinal neovaskülarizasyonun varlığı ve kapsamı hakkında kritik bilgiler sağlayarak, yaş tip makula dejenerasyonunun şiddeti ve aktivitesi ile doğrudan ilişkilidir. Sıvı birikimini ve retinal kalınlık değişikliklerini hassas bir şekilde ölçme yeteneği, tedavi kararlarına rehberlik ederek ve terapötik yanıtları izleyerek önemli tanısal ve prognostik değer sunar. Ek olarak, refraktif hatayı ölçmek için non-siklopejik otorefraksiyon kullanılabilir; burada sferik eşdeğer (SE), sferik refraktif hata artı silindirik hatanın yarısı olarak hesaplanır.[1] Makula dejenerasyonunun doğrudan bir ölçüsü olmamasına rağmen, refraktif hatadaki değişiklikler, genel oküler sağlığın ve birlikte bulunabilen veya klinik tabloyu etkileyebilecek potansiyel görmeyi etkileyen durumların dolaylı bir göstergesi olabilir.

Tanısal Sınıflandırma ve Etiyolojik Faktörler

Section titled “Tanısal Sınıflandırma ve Etiyolojik Faktörler”

Makula dejenerasyonunun resmi tanısı genellikle Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD-10) kodları gibi standart sınıflandırma sistemlerinin uygulanmasını içerir ve H353 özellikle yaşa bağlı makula dejenerasyonu için belirlenmiştir.[1]Bu standart kodlama, büyük kohortlar ve sağlık sistemleri arasında tutarlı hastalık takibini kolaylaştırır ve epidemiyolojik çalışmaları ve genetik ilişkilendirme analizlerini mümkün kılar. Objektif klinik ve görüntüleme bulgularına ek olarak, yapılandırılmış anketler yoluyla hasta öz bildirimleri değerli bir subjektif ölçü sağlar; burada bireyler “makula dejenerasyonu”nu kanser dışı bir hastalık olarak belirtebilirler.[14] Bu kombine yaklaşımlar, hem klinik yönetim hem de genom çapında ilişkilendirme çalışmaları dahil olmak üzere araştırma için çeşitli popülasyonlardaki vakaları belirlemek için çok önemlidir.

Yaşa bağlı makula dejenerasyonunun diğer formları gibi, yaş tip makula dejenerasyonu da yaştan güçlü bir şekilde etkilenir ve vakaların çoğu yaşlı bireylerde görülür.[14] Bununla birlikte, hastalığın başlangıcı, ilerlemesi ve klinik fenotipinde önemli bireyler arası farklılıklar vardır. Genetik faktörler bu heterojenlikte önemli bir rol oynar ve rs557998486 gibi spesifik varyantlar, makula dejenerasyonu duyarlılığı ile ilişkilendirilmiştir.[15] Genetik yatkınlıkların ve çevresel faktörlerin etkileşimi, popülasyonda gözlemlenen çeşitli klinik sunumlara katkıda bulunur.

Yaş tip makula dejenerasyonu, aynı zamanda neovasküler veya eksüdatif yaşa bağlı makula dejenerasyonu (AMD) olarak da bilinir, genetik yatkınlıklar, diğer sağlık koşullarıyla etkileşimler ve yaşa bağlı hücresel değişikliklerin bir kombinasyonundan etkilenen karmaşık bir oküler hastalıktır. Gelişimi, retina altında anormal kan damarı büyümesini içerir ve bu da sıvı sızıntısına, kanamaya ve ardından görme kaybına yol açar.

Yaş tip makula dejenerasyonu geliştirme riski, bireyin genetik mirası tarafından önemli ölçüde şekillenir ve çok sayıda genetik varyant hastalık duyarlılığına katkıda bulunur. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), ileri AMD ile ilişkili çok sayıda lokus tanımlamıştır ve bu genetik faktörlerin toplu olarak özelliğin değişkenliğinin önemli bir bölümünü oluşturduğunu göstermektedir.[1]Özellikle, kompleman yolu genlerindeki varyantlar, yaşa bağlı makula dejenerasyonu ile güçlü bir şekilde bağlantılıdır ve bağışıklık sistemi düzensizliğinin patogenezindeki kritik rolünün altını çizmektedir.[3] Hastalığın poligenik yapısı, birden fazla gen arasındaki karmaşık, toplamsal olmayan etkileşimlerin tezahürüne katkıda bulunduğunu göstermektedir.[15] Geniş genetik yatkınlığın ötesinde, spesifik moleküler yollar yaş tip makula dejenerasyonunun başlaması ve ilerlemesi için merkezi öneme sahiptir. Örneğin, kanonik Wnt sinyal yolu, endotel hücrelerinin davranışını koordine eden ve vasküler morfogenezi kontrol eden önemli bir düzenleyici sistemdir.[1] Meta-GWAS analizleri, bu yolda zenginleşmiş aday genlerin hastalığın patolojisinde yer aldığını ortaya koymuştur, çünkü anormal şekilde aktive edilmiş Wnt sinyali AMD’de patojenik bir faktördür.[1] Araştırmalar, kanonik Wnt sinyalini baskılamanın, yaş tip AMD’nin ayırt edici özelliği olan koroidal neovaskülarizasyonun fare modellerinde neovaskülarizasyonu önleyebileceğini göstermiştir.[1]

Yaş tip makula dejenerasyonunun başlangıcı ve ilerlemesi, sıklıkla diğer oküler ve sistemik sağlık durumlarının varlığı ile ilişkilidir; bu da ortak altta yatan patojenik mekanizmalara veya sinerjik risk faktörlerine işaret etmektedir. Diyabetes mellitusun mikrovasküler bir komplikasyonu olan diyabetik retinopati (DR), sonraki yaşa bağlı yaş tip makula dejenerasyonu gelişme olasılığını önemli ölçüde artıran bağımsız bir risk faktörüdür.[1] Bu güçlü ilişki, bireyleri her iki retinal hastalığa yatkın hale getirebilecek ortak sistemik ve vasküler patolojileri vurgulamaktadır.

Bir genetik varyantın veya yolun birden fazla farklı özelliği etkileyebildiği pleiotropik mekanizmalar üzerine yapılan çalışmalardan, birbirine bağlı oküler hastalıkların daha fazla kanıtı ortaya çıkmaktadır. Örneğin, hem yaş tip AMD hem de diyabetik retinopati, açık açılı glokom riskinin artmasıyla bağlantılıdır ve bu da bu durumlar arasında ortak genetik etiyolojilere veya ortak biyolojik süreçlere işaret etmektedir.[1] Dahası, nörosensoriyal retinanın retinal pigment epitelinden (RPE) ayrılmasını içeren retinal dekolmanı, AMD, DR ve miyopisi olan hastalarda sıklıkla gözlemlenir ve çeşitli oküler patolojilere katkıda bulunan genetik ve fizyolojik faktörlerin karmaşık bir etkileşimini vurgular.[1]

Yaşa Bağlı Değişiklikler ve Hücresel İşlev Bozukluğu

Section titled “Yaşa Bağlı Değişiklikler ve Hücresel İşlev Bozukluğu”

Yaş, ıslak makula dejenerasyonu için en belirgin değiştirilemeyen risk faktörü olarak durmaktadır ve durumun “yaşa bağlı” yönünü tanımlamaktadır. Bireyler yaşlandıkça, gözün hassas hücresel yapıları, özellikle retinal pigment epiteli (RPE), hastalığın ilerlemesi için temel olan kümülatif dejeneratif değişikliklere uğrar.[1] Bu yaşa bağlı değişiklikler, RPE’nin retinal sağlığı koruma ve oksidatif stresi yönetme yeteneği de dahil olmak üzere hayati fonksiyonlarını tehlikeye sokar; bu, yaşa bağlı makula dejenerasyonunun genel patolojisinde kritik bir bileşendir.[1] RPE’nin ilerleyici işlev bozukluğu ve yaşlanmanın kümülatif etkisi, ıslak AMD’nin ayırt edici özelliği olan koroidal neovaskülarizasyonun (CNV) gelişimini destekleyen bir ortam yaratır. Bu süreç, retinanın altında yeni, kırılgan kan damarlarının anormal büyümesini içerir. Hücresel bütünlükteki yaşa bağlı düşüş, Wnt sinyal yolunun RPE’nin oksidatif strese yanıtındaki rolü gibi önemli yolların düzensizleşmesiyle birleştiğinde, ıslak makula dejenerasyonunun karakteristik özelliği olan anjiyojenik süreçlerle sonuçlanan bir hücresel olaylar zincirine katkıda bulunur.[1]

Yaşa bağlı makula dejenerasyonunun şiddetli bir formu olan ıslak makula dejenerasyonu (AMD), retina altında anormal kan damarlarının büyümesiyle karakterize, önemli görme kaybına yol açan karmaşık bir göz hastalığıdır. Bu durum, genetik yatkınlıklar, bağışıklık sistemi düzensizliği, hücresel stres ve keskin, ayrıntılı görmeden sorumlu olan retinanın merkezi kısmı olan makulanın hassas homeostazını bozan anormal moleküler sinyal yollarının çok yönlü etkileşiminden kaynaklanır.[16] Bu biyolojik temelleri anlamak, etkili önleme ve tedavi stratejileri geliştirmek için çok önemlidir.

Retina Yapısı ve Başlangıç Patolojik Değişiklikler

Section titled “Retina Yapısı ve Başlangıç Patolojik Değişiklikler”

Makula, nörosensoriyal retina, retinal pigment epiteli (RPE) ve altta yatan koroid arasındaki karmaşık etkileşime dayanır. Retina ve koroid arasında yer alan bir hücre tabakası olan RPE, fotoreseptör sağlığını, besin taşınmasını ve atık uzaklaştırılmasını desteklemede kritik bir rol oynar.[4]RPE disfonksiyonu, yaş tip makula dejenerasyonu dahil olmak üzere makula hastalıklarının etiyolojisinde önemli bir faktördür.[17] Bu RPE disfonksiyonu, RPE ve dış retinayı besleyen kan damarları olan koroidal damarların hiperpermeabilitesine yol açabilir.[17] Bu başlangıçtaki bozulmalar, koroidden subretinal alana yeni, kırılgan kan damarlarının çoğaldığı, sızıntıya, hemorajiye ve sonuç olarak şiddetli retina dokusu hasarına ve görme kaybına neden olan koroidal neovaskülarizasyona (CNV) ilerleyebilir.[17]

Genetik Yatkınlık ve Bağışıklık Düzensizliği

Section titled “Genetik Yatkınlık ve Bağışıklık Düzensizliği”

Genetik mekanizmalar, yaşa bağlı makula dejenerasyonuna yatkınlıkta önemli bir rol oynar. Bir dizi kompleman yolu genindeki varyantlar, sürekli olarak hastalıkla ilişkilendirilmiştir.[3] Özellikle, kompleman faktör H (CFH) genindeki polimorfizmler önemli genetik risk faktörleridir.[18], [19] Doğuştan gelen bağışıklık yanıtının önemli bir parçası olan kompleman sistemi, nörodejenerasyona aracılık etmede rol oynar ve düzensizliği retinada gözlemlenen patolojik süreçlere katkıda bulunur.[3] Bu genetik değişiklikler, aşırı aktif veya uygunsuz şekilde düzenlenen bir kompleman kaskadına yol açarak makula içinde inflamasyona ve hasara katkıda bulunabilir ve hastalığın ilerlemesini teşvik edebilir.

Moleküler Sinyalizasyon Yolları ve Neovaskülarizasyon

Section titled “Moleküler Sinyalizasyon Yolları ve Neovaskülarizasyon”

Çeşitli moleküler ve hücresel yollar, özellikle vasküler bütünlüğü ve hücresel stres yanıtlarını yönetenler, yaş makula dejenerasyonunun patogenezinde kritik rol oynar. Kanonik Wnt/beta-katenin sinyalizasyon yolu, endotel hücrelerinin davranışlarını koordine eden ve vasküler morfogenezi kontrol eden önemli bir düzenleyici sistemdir.[1] Anormal şekilde aktive edilmiş Wnt sinyalizasyonu, AMD’da patojenik bir faktör olarak tanımlanmıştır ve baskılanması, koroidal neovaskülarizasyon modellerinde neovaskülarizasyonu önleyebilir.[1], [20] Bu yol aynı zamanda RPE’nin oksidatif strese yanıtını düzenler ve retinal sağlığındaki geniş önemini vurgular.[1], [21] Ek olarak, önemli bir biyomolekül olan FGF5’in (Fibroblast Büyüme Faktörü 5) ekspresyonu, AMD ile ilişkili koroidal neovasküler membranlarda bulunur ve anormal damar oluşumunda spesifik büyüme faktörlerini daha da ilişkilendirir.[22]

Hücresel Metabolizma ve Pleiotropik Mekanizmalar

Section titled “Hücresel Metabolizma ve Pleiotropik Mekanizmalar”

Hücresel metabolik süreçler, özellikle mitokondriyal fonksiyon, retina sağlığının korunması için hayati öneme sahiptir. Mitokondriyal defektlerin, yüksek metabolik aktiviteye sahip retina hücrelerinde enerji üretimini bozarak ve oksidatif stresi artırarak makula dejenerasyonu dahil olmak üzere çeşitli dejeneratif retina hastalıklarını tetiklediği bilinmektedir.[23] Spesifik yolların ötesinde, pleiotropi kavramı da önemlidir; burada belirli genler vücuttaki farklı hücre tiplerinde ve dokularda birden fazla role sahiptir.[1], [24], [25] Örneğin, makulada vasküler morfogenez için kritik olan kanonik Wnt sinyal yolu, aynı zamanda aköz hümörün dışa akışını ve göz içi basıncını düzenleyerek glokom patogenezine bağlanır.[1] Bu nedenle, pleiotropik genleri etkileyen genetik değişiklikler, retina ve potansiyel olarak diğer oküler yapıları ve hatta sistemik sağlığı etkileyebilecek geniş kapsamlı etkilere sahip olabilir.[1]

Bağışıklık ve Enflamatuvar Sinyalleşme

Section titled “Bağışıklık ve Enflamatuvar Sinyalleşme”

Yaşa bağlı makula dejenerasyonunun patogenezi, bağışıklık sistemi içindeki düzensizlikten, özellikle de kompleman yolundan önemli ölçüde etkilenir. Kompleman yolu genlerindeki genetik varyasyonlar, yaşa bağlı makula dejenerasyonu ile güçlü bir şekilde ilişkilidir ve hastalığa yatkınlıktaki kritik rollerini vurgulamaktadır.[3] Örneğin, Complement factor H’deki polimorfizmler, AMD riskini etkileyen önemli genetik faktörler olarak kabul edilmektedir.[10] Bu karmaşık sinyal kaskadının anormal aktivasyonu veya yetersiz düzenlenmesi, retinada ve koroidde kronik inflamasyona ve hücresel hasara yol açarak hastalığın karakteristik dejeneratif süreçlerine katkıda bulunabilir.

Kompleman sistemi, karmaşık bir hücre içi sinyal kaskadı oluşturan bir dizi protein aktivasyonu ve etkileşimini içerir. Bu yolların düzensizliği, retinal pigment epitel hücrelerine ve fotoreseptörlere doğrudan zarar verebilen kontrolsüz bir enflamatuvar yanıta neden olur. Bu sürekli enflamatuvar ortam, pro-anjiyojenik faktörleri teşvik ederek ve retinal homeostazın hassas dengesini bozarak, yaş tip makula dejenerasyonunun bir özelliği olan koroidal neovaskülarizasyonun gelişimi için uygun bir zemin oluşturur. Bu spesifik bileşenleri ve bunların düzenleyici mekanizmalarını anlamak, bağışıklık yanıtını düzenlemeyi amaçlayan potansiyel terapötik hedeflere ilişkin çok önemli bilgiler sunar.

Anjiyogenik ve Gelişimsel Yolak Disregülasyonu

Section titled “Anjiyogenik ve Gelişimsel Yolak Disregülasyonu”

Yaşa bağlı makula dejenerasyonunun (YA MD) ıslak tipinin ayırt edici özelliği olan koroidal neovaskülarizasyon, başta Wnt yolağı olmak üzere çeşitli sinyal yolaklarının anormal aktivasyonuyla tetiklenir. Wnt ligandının Frizzled reseptörlerine bağlanmasını ve ardından hücre içi kaskadları içeren kanonik Wnt/beta-katenin sinyal yolağı, vasküler morfogenezi kontrol etmek için transkripsiyonel bir koaktivatör olarak beta-katenin aracılığıyla etki eder.[1] Anormal şekilde aktive edilmiş Wnt sinyalleşmesi, yaşa bağlı makula dejenerasyonunda bilinen bir patojenik faktördür ve baskılanması, deneysel modellerde neovaskülarizasyonu önleme yeteneğini göstermiştir.[1] Bu yolağın endotel hücre davranışının karmaşık düzenlenmesi çok önemlidir ve disregülasyonu, yeni kan damarlarının kontrolsüz büyümesine yol açar.

Wnt’nin ötesinde, diğer büyüme faktörü sinyal yolakları da anjiyogeneze katkıda bulunur. Örneğin, FGF5, ARMD ile ilişkili koroidal neovasküler membranlarda ifade edilir ve anormal damar büyümesini teşvik etmedeki rolünü gösterir.[22] Ayrıca, miR-145-5p gibi mikroRNA’ları içeren düzenleyici mekanizmalar, FGF5 gibi genleri hedefleyerek anjiyogenik yolakları etkileyebilir.[26] VE-cadherin fosforilasyonu gibi protein modifikasyonu da vasküler sızıntıyı artırarak retinal vasküler hastalıkların patolojisine katkıda bulunabilir.[27] Bu sinyal bileşenleri arasındaki etkileşim, neovaskülarizasyonun karmaşık sürecini yönetir ve bu da onları terapötik müdahale için kritik hedefler haline getirir.

Metabolik disfonksiyon ve oksidatif stres, yaşa bağlı makula dejenerasyonu (sulu tip) dahil olmak üzere dejeneratif retinal hastalıkların ilerlemesinde merkezi öneme sahiptir. Enerji metabolizması ve katabolizma ile ilgili sorunları kapsayan mitokondriyal defektler, retinal dejenerasyonun önemli tetikleyicileridir.[23]Retina, yüksek metabolik aktiviteye sahip bir doku olduğundan, mitokondriyal fonksiyon ve genel metabolik düzenlemedeki bozulmalara karşı özellikle hassastır. Bu tür defektler, ATP’nin verimli üretimini engelleyebilir ve reaktif oksijen türlerinin üretimini artırarak hücresel hasara yol açabilir.

Pro-oksidan ve antioksidan sistemler arasındaki dengesizlikten kaynaklanan oksidatif stres, retinal hasarı şiddetlendirir ve hastalığın ilerlemesini destekler. Örneğin, oksidatif stres, Wnt yolunun aktivasyonuna aracılık ederek, metabolik ve anjiyojenik sinyalleşme arasında tehlikeli bir etkileşim yaratabilir.[28] Mitokondriyal NADP(+)-bağımlı enzimler gibi enzimler, metabolik süreçlerde rol oynar.[29] ve bunların düzensizliği oksidatif yüke katkıda bulunabilir. Örneğin, NADPH oxidase 4 (NOX4) geni, oksidatif stres yollarında rol oynadığı için oküler vasküler komplikasyonlarda rol oynayabileceğini düşündürmektedir.[30] Retinal pigment epitelinin oksidatif strese yanıtı, kısmen Wnt/beta-katenin yolu tarafından düzenlenir ve metabolik sağlık ile retinal bütünlük arasındaki karmaşık bağlantının altını çizer.[1]

Yaş tip makula dejenerasyonunun gelişimi, sistem düzeyinde işleyen genetik faktörler ve moleküler düzenleyici mekanizmaların karmaşık bir etkileşimini içerir. Tek genlerin birden fazla farklı özelliği etkilediği veya çeşitli hücre tiplerinde rolleri olduğu pleyotropi, karmaşık oküler hastalıkların genetik yapısını anlamada önemli bir kavramdır.[24] Bu pleyotropik genlerin ifadesini veya işlevini değiştiren genetik varyasyonlar, retinal gelişim, Wntsinyali ve glikoz metabolizmasında yer alan yolları etkileyerek birden fazla oküler hastalığa duyarlılığı artırabilir.[1]Bu, hastalık belirtisinde ağ etkileşimlerinin ve hiyerarşik düzenlemenin önemini vurgulamaktadır.

Düzenleyici mekanizmalar, gen ifadesinin ötesinde çeşitli protein kontrol düzeylerine kadar uzanır. VE-cadherin’in fosforilasyonu gibi translasyon sonrası modifikasyonlar, yaş tip makula dejenerasyonunun kritik bir yönü olan vasküler geçirgenliği doğrudan etkileyebilir.[27] Kallistatin’in kanonik Wnt yolu ile etkileşimleri yoluyla anti-anjiyogenik ve anti-nöroinflamatuvar etkileri ile yolak etkileşimi de açıktır.[31] miR-145-5pgibi mikroRNA’lar tarafından gen regülasyonundan karmaşık protein-protein etkileşimlerine ve geri bildirim döngülerine kadar bu entegre düzenleyici mekanizmalar, toplu olarak hastalık duyarlılığının ve ilerlemesinin ortaya çıkan özelliklerine katkıda bulunarak, terapötik müdahale için çok sayıda nokta sunar.

Genetik bilgiler, yaş tip makula dejenerasyonu ve ilgili retinal hastalıklar için tanısal yararı artırmada ve kesin risk katmanlandırması sağlamada önemli bir rol oynamaktadır. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), diyabetik retinopati ve diyabetik makula ödemi gibi durumlar için genetik risk faktörlerini belirlemede etkili olmuştur ve daha homojen hasta grubu analizi ve ayrıntılı klinik değerlendirmeye olanak sağlamıştır.[13] Örneğin, yaşa bağlı makula dejenerasyonunda genetik risk skorlarının uygulanması, durumun gelişme veya ilerleme riski yüksek olan bireyleri belirleyerek kişiselleştirilmiş bir tıp yaklaşımı sunar.[32] Ayrıca, in vivo olarak mikro dolaşımı ve retinal mikrovasküler çapı etkileyen genetik lokusların tanımlanması, erken saptama stratejilerine ve hedeflenmiş önlemeye katkıda bulunabilir.[12], [33]Yaşa bağlı makula dejenerasyonunda kompleman yolu genlerinin rolü gibi genetik yatkınlığı anlamak, karmaşık hastalık özelliklerini incelemek ve önleme stratejilerini uyarlamak için bir paradigma sağlar.[2], [3] Risk değerlendirmesi ayrıca, diyabet süresi ve glisemik kontrol gibi önemli kovaryatları da içerebilir; özellikle diyabetik retinopatide, istatistiksel gücü artırmak ve tahmini doğruluğu iyileştirmek için modellenebilir.[34] Bu yaklaşımlar, klinisyenlerin genel popülasyon risklerinin ötesine geçerek, erken izlemeden veya önleyici müdahalelerden en çok fayda sağlayacak bireyleri daha kesin bir şekilde belirlemesine olanak tanır.

Genetik ve klinik faktörlerin prognostik değeri, yaş tip makula dejenerasyonunun seyrini tahmin etmede ve tedavi stratejilerine yön vermede önemlidir. Genetik faktörler, proliferatif diyabetik retinopatinin kalıtılabilirliğinde rol oynamaktadır ve %52’lik bir kalıtılabilirlik oranı ile hastalığın ilerlemesini ve uzun vadeli sonuçlarını tahmin etmede bir rolü olduğu düşünülmektedir.[34]Görme keskinliği, retinal hastalıklar için yapılan klinik çalışmalarda kritik bir sonuç ölçütü olarak hizmet eder ve hastalık şiddetini ve tedavi etkinliğini değerlendirmek için ölçülebilir bir metrik sağlar.[5]Makula dejenerasyonu ile ilişkilirs557998486 gibi spesifik varyantlar da dahil olmak üzere genetik temelleri anlamak, hastalığın ilerlemesi ve terapötik müdahalelere potansiyel yanıtlar hakkında tahminlerde bulunulmasına yardımcı olabilir.[15]Örneğin, diyabetik makula ödemi için ranibizumab gibi tedaviler, etkili izleme ve uygun hasta popülasyonlarının seçimi ihtiyacını göstermektedir; burada genetik bilgiler potansiyel olarak tedavi seçimini optimize edebilir ve hasta yanıtını tahmin edebilir.[35]Diyabetik retinopati sınıflandırmasına dayalı olarak yaşa bağlı makula dejenerasyonunun on yıllık insidansı gibi uzun vadeli etkiler, sürekli izleme ve uyarlanabilir tedavi planları ihtiyacını vurgulamaktadır.[36]

Yaş tip makula dejenerasyonu, genellikle hasta bakımı için önemli etkileri olan komorbiditeler ve çakışan oküler ve sistemik fenotiplerin karmaşık bir ortamında ortaya çıkar. Diyabetik retinopati ve diyabetik makula ödemi, diyabetik hastalar arasında önemli bir prevalansa sahip olan, diabetes mellitus’un iyi bilinen görme tehdidi oluşturan komplikasyonlarıdır.[13]Bu durumların varlığı, özellikle yaşlılar arasında yaşa bağlı makula dejenerasyonu insidansını etkileyebilir.[36], [37]Genetik pleiotropi, klinik tabloyu daha da karmaşık hale getirir, çünkü yaşa bağlı makula dejenerasyonunun çok sayıda başka kompleks hastalık ve özellik ile genetik bağlantıları olduğu gösterilmiştir.[38]Açık açılı glokom ile neovasküler yaşa bağlı makula dejenerasyonu arasında ve ayrıca diyabet, diyabetik retinopati ve glokom arasında spesifik ilişkiler gözlemlenmiştir ve bu da kapsamlı oftalmik ve sistemik değerlendirmelere duyulan ihtiyacı göstermektedir.[4], [20]Farklı retinopati alt tiplerine sahip hasta kohortlarında önemli ölçüde örtüşme olmasına rağmen, bu durum ortak risk faktörlerine işaret ederken, farklı genetik ve çevresel faktörler, diyabetik makula ödemi ve proliferatif diyabetik retinopati gibi spesifik klinik fenotiplerin gelişimini tetikleyebilir.[13]Miyopi gibi durumların varlığı da majör yaşa bağlı göz hastalıkları ile farklı ilişkiler gösterir ve çeşitli oküler sağlık sorunlarının birbirine bağlı olduğunu vurgular.[39]

Yaş Tip Makula Dejenerasyonu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Yaş Tip Makula Dejenerasyonu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak yaş tip makula dejenerasyonunun en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Büyükannemde yaş tip AMD vardı; bu benim de yüksek risk altında olduğum anlamına mı geliyor?

Section titled “1. Büyükannemde yaş tip AMD vardı; bu benim de yüksek risk altında olduğum anlamına mı geliyor?”

Evet, yaş tip AMD’li yakın bir akrabanızın olması riskinizi artırır. Genetik yatkınlık, AMD riskine önemli bir katkıda bulunur ve duyarlılığı artıran birçok genetik varyant tanımlanmıştır. Bu bir garanti olmasa da, aile geçmişiniz göz sağlığı konusunda dikkatli olmanız gerektiğini gösteriyor. Erken teşhis için düzenli göz muayeneleri önemlidir.

2. Ailevi risk olsa bile, ıslak AMD’den kaçınmak için alışkanlıklarımı değiştirebilir miyim?

Section titled “2. Ailevi risk olsa bile, ıslak AMD’den kaçınmak için alışkanlıklarımı değiştirebilir miyim?”

Genetik önemli bir rol oynasa da, ıslak AMD gelişimi genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimini içerir. Dengeli beslenme ve sigaradan kaçınma dahil olmak üzere sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek, genel göz sağlığı için genellikle önerilir. Bu eylemler, taşıdığınız genetik risklerin bir kısmını hafifletmeye yardımcı olabilir.

3. Avrupalı değilim; soyum riskimi değiştirir mi?

Section titled “3. Avrupalı değilim; soyum riskimi değiştirir mi?”

Evet, etnik kökeniniz genetik riskinizi etkileyebilir. Birçok büyük genetik çalışma öncelikle Avrupa kökenli bireyleri analiz etmektedir, ancak ıslak AMD’nin genetik yapısı ve belirli risk allellerinin yaygınlığı, Çin ve Japon popülasyonları gibi farklı etnik gruplar arasında önemli ölçüde değişebilir. Bu, risk profilinizin farklı olabileceği anlamına gelir.

4. Bazı kişiler neden diğerlerinden daha erken teşhis alıyor?

Section titled “4. Bazı kişiler neden diğerlerinden daha erken teşhis alıyor?”

Yaş tip makula dejenerasyonunun zamanlaması ve şiddeti, benzersiz genetik yapınızdan etkilenebilir. Genetik varyantlar, özellikle kompleman sistemi gibi yollardaki varyantlar, hastalığın ne kadar hızlı ilerlediğine ve semptomların ne zaman fark edilebilir hale geldiğine katkıda bulunabilir. Çevresel faktörler de bu genlerle etkileşime girerek hastalığın başlangıcını etkiler.

5. Bir DNA testi, ıslak tip AMD’ye yakalanıp yakalanmayacağımı söyleyebilir mi?

Section titled “5. Bir DNA testi, ıslak tip AMD’ye yakalanıp yakalanmayacağımı söyleyebilir mi?”

Bir DNA testi, ıslak tip AMD’ye genetik yatkınlığınız hakkında fikir verebilir. Genetik risk faktörlerinin belirlenmesi, risk tahminini iyileştirebilir ve potansiyel olarak daha erken teşhise yol açabilir. Bununla birlikte, birçok genetik varyant bilinmesine rağmen, ıslak tip AMD karmaşık bir hastalıktır, bu nedenle bir test kesin bir “evet” veya “hayır” cevabından ziyade bireysel riskinizin bir değerlendirmesini verecektir.

6. Arkadaşımınkine kıyasla neden görüşüm bu kadar hızlı kötüleşti?

Section titled “6. Arkadaşımınkine kıyasla neden görüşüm bu kadar hızlı kötüleşti?”

Görüş kaybı oranını bireysel genetik farklılıklar etkileyebilir. Kompleman yolundaki varyantlar gibi size özgü genetik varyantlar, gözlerinizdeki anormal kan damarı büyümesinin ve sızıntının agresifliğini etkileyebilir ve bu da farklı bir genetik profile sahip birine göre daha hızlı bir görüş kaybına yol açabilir.

7. Aynı tedavi komşum için işe yaradığı gibi benim için de işe yarayacak mı?

Section titled “7. Aynı tedavi komşum için işe yaradığı gibi benim için de işe yarayacak mı?”

Tedavi etkinliği, kısmen genetik farklılıklardan dolayı bireyler arasında değişiklik gösterebilir. Genetik risk faktörleri üzerine yapılan araştırmalar, daha hedefli ve kişiselleştirilmiş tedavi stratejilerinin önünü açmayı amaçlamaktadır. Mevcut tedaviler genellikle VEGF gibi genel yolları hedeflerken, gelecekteki yaklaşımlar daha iyi sonuçlar için sizin özel genetik profilinize göre uyarlanabilir.

8. Herkes yeterince uzun yaşarsa yaş tip makula dejenerasyonu (YAŞ) olur mu?

Section titled “8. Herkes yeterince uzun yaşarsa yaş tip makula dejenerasyonu (YAŞ) olur mu?”

Hayır, herkesin sadece daha uzun yaşayarak yaş tip makula dejenerasyonu (YAŞ) olması doğru değildir. Yaşa bağlı bir durum olmakla birlikte, genetik yatkınlık önemli bir rol oynar. Birçok kişi bu durumu geliştirmeden yaşlılığa kadar yaşarken, diğerleri genetik yapıları nedeniyle, benzer çevresel maruziyetlere sahip olsalar bile, çok daha yüksek risk altındadır.

9. Akrabalarımızdan olmamıza rağmen neden benim yaş tip makula dejenerasyonum kuzeniminkinden daha kötü?

Section titled “9. Akrabalarımızdan olmamıza rağmen neden benim yaş tip makula dejenerasyonum kuzeniminkinden daha kötü?”

Aileler içinde bile, genetik varyasyonlar farklı hastalık şiddetlerine yol açabilir. Bazı genetik arka planı paylaşıyor olsanız da, koroidal neovaskülarizasyonun ve makula hasarının boyutunu etkileyen benzersiz genetik risk faktörü kombinasyonlarına sahip olmanız olasıdır. Çevresel faktörler de bu bireysel farklılıklara katkıda bulunur.

10. Genetik risk taşıyorsam dikkat etmem gereken erken belirtiler var mı?

Section titled “10. Genetik risk taşıyorsam dikkat etmem gereken erken belirtiler var mı?”

Eğer bilinen bir genetik riskiniz varsa, merkezi görüşünüzdeki değişikliklere karşı dikkatli olmak çok önemlidir. Bulanık görme, çarpık görme (düz çizgilerin dalgalı görünmesi) veya merkezi kör noktanın gelişmesi gibi semptomlar önemli göstergelerdir. Erken teşhis ve görme kaybını azaltmak için düzenli ve zamanında göz muayeneleri gereklidir.


Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler elde edildikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Xue Z et al. “Genome-wide association meta-analysis of 88,250 individuals highlights pleiotropic mechanisms of five ocular diseases in UK Biobank.” EBioMedicine, vol. 82, 2022. PMID: 35841873.

[2] Branham, K. E., et al. “Genetic susceptibility to age-related macular degeneration: a paradigm for dissecting complex disease traits.”Human Molecular Genetics, vol. 16, no. Spec No. 2, 2007, pp. R174-R182.

[3] Fitzgerald KC et al. “Early complement genes are associated with visual system degeneration in multiple sclerosis.”Brain, 2019. PMID: 31289819.

[4] Li X et al. “Genome-wide association identifies novel ROP risk loci in a multiethnic cohort.” Commun Biol, vol. 7, 2024. PMID: 38233474.

[5] Beck RW et al. “Visual acuity as an outcome measure in clinical trials of retinal diseases.”Ophthalmology, vol. 114, 2007, pp. 1804–9.

[6] Sheu WH et al. “Genome-wide association study in a Chinese population with diabetic retinopathy.”Hum Mol Genet, vol. 22, no. 12, 2013. PMID: 23562823.

[7] Boutin, T. S. et al. “Insights into the genetic basis of retinal detachment.” Human Molecular Genetics, 2019. PMID: 31816047.

[8] Edwards AO, Ritter R 3rd, Abel KJ, Manning A, Panhuysen C, Farrer LA. “Complement factor H polymorphism and age-related macular degeneration.”Science, 2005.

[9] Haines JL, et al. “Complement factor H variant increases the risk of age-related macular degeneration.”Science, 2005.

[10] Chalasani N, et al. “Genome-wide association study identifies variants associated with histologic features of nonalcoholic Fatty liver disease.”Gastroenterology, 2010.

[11] Jorgenson, E. (2016) A large genome-wide association study of age-related macular degeneration highlights contributions of rare and common variants. Nat Genet, 48:134–143.

[12] Jensen, R. A., et al. “Novel genetic loci associated with retinal microvascular diameter.” Circulation: Cardiovascular Genetics, vol. 9, no. 1, 2016, pp. 45-54.

[13] Graham PS et al. “Genome-wide association studies for diabetic macular edema and proliferative diabetic retinopathy.”BMC Med Genet, vol. 20, 2019. PMID: 29739359.

[14] Hsu, C. C., et al. “Polygenic Risk Score Improves Cataract Prediction in East Asian Population.”Biomedicines, vol. 10, 2022, p. 2013.

[15] Guindo-Martinez M et al. “The impact of non-additive genetic associations on age-related complex diseases.” Nat Commun, vol. 12, 2021. PMID: 33893285.

[16] Fleckenstein M, et al. “Age-related macular degeneration.”Nat Rev Dis Primers, 2021;7(1):31.

[17] Hosoda Y, et al. “Genome-wide association analyses identify two susceptibility loci for pachychoroid disease central serous chorioretinopathy.”Commun Biol, 2019.

[18] Hageman GS, et al. “Complement factor H polymorphism and age-related macular degeneration.”Science, 2005;308:421–4.

[19] Klein RJ, et al. “Complement factor H polymorphism in age-related macular degeneration.”Science, 2005.

[20] Hu, Ching-Ching, et al. “Association between open-angle glaucoma and neovascular age-related macular degeneration: a case-control study.”Eye, vol. 31, no. 6, 2017, pp. 872-877.

[21] Burke JM. “Epithelial phenotype and the RPE: is the answer blowing in the Wnt?” Prog Retin Eye Res, 2008;27(6):579–595.

[22] Kitaoka T, et al. “Expression of FGF5 in choroidal neovascular membranes associated with ARMD.” Curr Eye Res, 1997;16(4):396–399.

[23] Ferrington DA, Fisher CR, Kowluru RA. “Mitochondrial defects drive degenerative retinal diseases.” Trends Mol Med, 2020;26(1):105–118.

[24] Solovieff N, et al. “Pleiotropy in complex traits: challenges and strategies.” Nat Rev Genet, 2013;14(7):483–495.

[25] Wang, Z. et al. “Wnt Signaling in vascular eye diseases.” Progress in Retinal and Eye Research, vol. 70, 2019, pp. 110-133.

[26] Zhang, J. et al. “Downregulation of miR-145-5p elevates retinal ganglion cell survival to delay diabetic retinopathy progress by targeting FGF5.”Bioscience, Biotechnology, and Biochemistry, vol. 83, no. 9, 2019, pp. 1655-1662.

[27] Lee, C.-S. et al. “Dipeptidyl peptidase-4 inhibitor increases vascular leakage in retina through VE-cadherin phosphorylation.” Scientific Reports, vol. 6, 2016, p. 29393.

[28] Liu, Q. et al. “Salutary effect of fenofibrate on diabetic retinopathy via inhibiting oxidative stress-mediated Wnt pathway activation.”Investigative Ophthalmology & Visual Science, vol. 55, no. 13, 2014, E-Abstract 1027.

[29] Loeber, G. et al. “Purification, cDNA cloning and heterologous expression of the human mitochondrial NADP(+)-dependent isocitrate dehydrogenase.” European Journal of Biochemistry, vol. 222, no. 3, 1994, pp. 687-692.

[30] Meng, W. et al. “A genome-wide association study suggests new evidence for an association of the NADPH Oxidase 4 (NOX4) gene with severe diabetic retinopathy in type 2 diabetes.”Acta Ophthalmologica, vol. 96, no. 7, 2018, pp. e865-e872.

[31] Liu, X. et al. “Antiangiogenic and antineuroinflammatory effects of kallistatin through interactions with the canonical Wnt pathway.” Diabetes, vol. 62, no. 12, 2013, pp. 4228-4238.

[32] Bailey, J. N. C., et al. “The application of genetic risk scores in age-related macular degeneration: a review.”Journal of Clinical Medicine, vol. 5, no. 3, 2016, p. 31.

[33] Ikram, M. Kamran, et al. “Four novel Loci (19q13, 6q24, 12q24, and 5q14) influence the microcirculation in vivo.” PLoS Genetics, vol. 6, no. 11, 2010, e1001184.

[34] Pollack, Shira, et al. “Multiethnic Genome-wide Association Study of Diabetic Retinopathy using Liability Threshold Modeling of Duration of Diabetes and Glycemic Control.”Diabetes, vol. 68, no. 2, 2019, pp. 446-458.

[35] Nguyen, Quan D., et al. “Ranibizumab for diabetic macular edema: results from 2 phase III randomized trials: RISE and RIDE.”Ophthalmology, vol. 119, no. 4, 2012, pp. 789-801.

[36] Hahn, Peter, et al. “Ten-year incidence of age-related macular degeneration according to diabetic retinopathy classification among medicare beneficiaries.”Retina, vol. 33, no. 5, 2013, pp. 911-919.

[37] He, Meng-Shih, et al. “The association between diabetes and age-related macular degeneration among the elderly in Taiwan.”Diabetes Care, vol. 41, no. 10, 2018, pp. 2202-2209.

[38] Grassmann, Felix, et al. “Genetic pleiotropy between age-related macular degeneration and 16 complex diseases and traits.”Genome Medicine, vol. 9, no. 1, 2017, p. 29.

[39] Pan, Chui-Wen, et al. “Differential associations of myopia with major age-related eye diseases: the Singapore Indian Eye Study.”Ophthalmology, vol. 120, no. 2, 2013, pp. 284-291.