İçeriğe geç

Tirozin Protein Kinaz Fgr

FGR, Src ailesi reseptör dışı tirozin kinazlarına ait bir protein kodlayan bir gendir. Protein kinazlar, diğer proteinlere fosfat grupları ekleyerek hücresel düzenlemede temel roller oynayan geniş bir enzim sınıfıdır; bu süreç fosforilasyon olarak bilinir. Bu translasyon sonrası modifikasyon, hedef proteinlerin aktivitesini, lokalizasyonunu veya stabilitesini değiştirebilir, böylece hücre büyümesi, farklılaşması, metabolizma ve immün yanıtlar gibi geniş bir hücresel süreçler dizisini düzenleyebilir.[1] Protein kinaz aktivitesinin düzenlenmesi hücresel homeostazın sürdürülmesi için kritik öneme sahiptir ve bunların düzensizliği sıklıkla hastalıkla ilişkilidir.

Bir tirozin protein kinaz olarak, FGR spesifik olarak substrat proteinleri üzerindeki tirozin kalıntılarını fosforile eder. Başlıca hematopoetik hücrelerde, miyeloid hücreler ve B lenfositleri gibi çeşitli immün hücreler dahil olmak üzere ifade edilir. Bu hücrelerde, FGR hücre proliferasyonu, sağkalımı, adezyonu ve migrasyonunda yer alan sinyal iletim yolları dahil olmak üzere çeşitli hücresel fonksiyonların aracılığında önemli bir rol oynar.

FGR'ın biyolojik önemi, klinik önemi ile vurgulanmaktadır. Anormal FGR aktivitesi veya ekspresyonu, birkaç patolojik durumla ilişkilendirilmiştir. Örneğin, FGR çeşitli kanserlerin, özellikle bazı lösemi ve lenfoma türlerinin gelişimi ve ilerlemesinde ilişkilendirilmiştir; burada artan aktivitesi kontrolsüz hücre büyümesine ve sağkalımına katkıda bulunabilir. Ayrıca, immün hücre sinyalizasyonundaki rolü, enflamatuar ve otoimmün bozukluklarda potansiyel rol oynadığını düşündürmektedir. FGR'ın mekanizmalarının ve hastalığa katkılarının anlaşılması terapötik müdahale için fırsatlar sunmaktadır; bu da onu onkoloji ve immünolojide ilaç geliştirme için ilgi çekici bir hedef haline getirmekte ve böylece önemli sağlık sorunlarının çözümündeki sosyal önemini vurgulamaktadır.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Genetik ilişkilendirme çalışmaları, bulgularının yorumlanmasını ve genellenebilirliğini etkileyebilecek çeşitli metodolojik ve istatistiksel sınırlamalara tabidir. Yaygın bir zorluk istatistiksel güçle ilgilidir; yetersiz örneklem büyüklüğüne sahip çalışmalar, ılımlı genetik etkileri saptama yeteneğinden yoksun olabilir veya sağlam olmayan bulgular bildirebilir, bu da yanlış pozitif olasılığını artırır.[2] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) kapsamında gerçekleştirilen çok sayıda test, katı çoklu test düzeltmelerini gerektirmektedir; bu düzeltmeler, yanlış pozitifleri azaltırken aşırı muhafazakar olabilir ve daha küçük etki büyüklüğüne sahip gerçek ilişkileri gizleyebilir.[3] Ayrıca, genomik varyasyonun yalnızca bir alt kümesini kapsayan genotipleme dizilerine bağımlılık, eksik kapsama veya genotiplenmiş belirteçlerle yetersiz bağlantı dengesizliği nedeniyle bazı nedensel varyantların veya genlerin gözden kaçırılabileceği anlamına gelir.[4] Yalnızca cinsiyetler arası birleşik analizler yapmak gibi analitik seçimler, cinsiyete özgü genetik etkileri gözden kaçırabilir, böylece bir fenotip üzerindeki genetik etkilerin kapsamlı anlaşılmasını sınırlayabilir.[4] Benzer şekilde, çok değişkenli modellere odaklanmak, tek nükleotid polimorfizmleri (SNP'ler) ile özellikler arasındaki önemli iki değişkenli ilişkileri gizleyebilir.[2] Aile temelli ilişkilendirme testleri veya genomik kontrol gibi yöntemlerle popülasyon stratifikasyonunu düzeltmek için çaba gösterilirken, kalıntı stratifikasyon etkileri, sıklıkla minimal olsa da, genetik ilişkileri yine de ince bir şekilde karıştırabilir.[5] Genellikle HapMap gibi referans panellere dayanan genotiplenmemiş SNP'lerin imputasyon kalitesi, yalnızca belirli kalite eşiklerini karşılayan SNP'lerin meta-analizlere dahil edilmesi nedeniyle bir belirsizlik derecesi de ortaya çıkarır.[6]

Fenotipik Karakterizasyon ve Genellenebilirlik

Fenotiplerin doğru ve tutarlı ölçümü kritik öneme sahiptir ve toplama protokollerindeki veya fizyolojik durumlardaki varyasyonlar önemli ölçüde gürültüye neden olabilir. Örneğin, demir durumu için serum belirteçlerinin, kanın toplandığı günün saatinden ve bir bireyin menopoz durumundan etkilendiği bilinmektedir.[5] Birçok özellik, normal olmayan dağılımlar sergiler ve bu da bazen etki büyüklüklerinin doğrudan yorumlanmasını zorlaştırabilen istatistiksel dönüşümler gerektirir.[3] Böbrek fonksiyonu için sistatin C veya tiroid fonksiyonu için TSH gibi vekil belirteçlerin kullanımı, pratik olsa da, altta yatan biyolojik sürecin karmaşıklığını tam olarak yakalayamayabilir ve başka sağlık durumlarını yansıtabilir.[2] Tekrarlanan fenotipik gözlemlerin ortalamasının alınması, ölçüm hatasını azaltabilir ve istatistiksel gücü artırabilir, ancak aynı zamanda fenotipik varyansı da değiştirir; bu durum, popülasyondaki etki büyüklükleri tahmin edilirken dikkate alınmalıdır.[5] Birçok genetik ilişkilendirme çalışmasındaki önemli bir sınırlama, kohortlardaki etnik çeşitliliğin eksikliğidir. Birçok çalışma ağırlıklı olarak beyaz Avrupalı kökenli bireyler üzerinde yürütülmektedir; bu durum, bulguların diğer etnik veya soy gruplarına genellenebilirliğini kısıtlar ve çeşitli popülasyonlarda gözden kaçan ilişkilere veya farklı etki büyüklüklerine yol açabilir.[3]

Hesaba Katılmayan Faktörler ve Kalan Bilgi Eksiklikleri

Mevcut genetik ilişkilendirme çalışmalarında önemli bir sınırlama, gen-çevre etkileşimlerinin yeterince araştırılmamasıdır. Genetik varyantlar, fenotipleri sıklıkla bağlama özgü bir şekilde etkiler; etkileri diyet veya yaşam tarzı gibi çevresel faktörler tarafından modüle edilir.[1] Bu etkileşimler açıkça modellenmedikçe, genetik etkinin tüm spektrumu eksik kalır ve çevresel maruziyetlerden kaynaklanan potansiyel karıştırıcı faktörler ele alınmayabilir. Dahası, GWAS'ın kapsamlı doğasına rağmen, mevcut SNP dizileri tüm nedensel varyantları, özellikle nadir varyantları veya yapısal varyasyonları yakalayamayabilir; bu durum, potansiyel olarak yeni genlerin veya bilinen aday genlerin tam olarak anlaşılmasının eksik kalmasına yol açabilir.[4] Bu durum, karmaşık özelliklerin tam kalıtılabilirliğinin açıklanması zorluğuna katkıda bulunmaktadır.

Gözlemlenen ilişkilendirmeler öncelikli olarak yaygın varyantları temsil etmekte olup, daha az yaygın veya nadir varyantların fenotipik varyasyona katkısını anlamada önemli bir boşluk bırakmaktadır. Ek olarak, tanımlanan birçok ilişkilendirmenin altında yatan biyolojik mekanizmalar her zaman hemen açık değildir; bu da genetik varyantların etkilerini gösterdiği kesin yolları aydınlatmak için daha fazla fonksiyonel çalışma gerektirmektedir.[3] Bir genetik varyantın uzak genomik lokasyonlardaki proteinleri veya özellikleri etkilediği ek trans etkilerin olasılığı veya aynı gen içinde birden fazla nedensel varyantın bulunması, mevcut analizlerin karmaşık özelliklerin genetik mimarisinin yalnızca bir kısmını ortaya çıkarabileceğini düşündürmektedir.[3]

Varyantlar

Src ailesinin reseptör olmayan tirozin kinazlarının önemli bir üyesi olan FGR genindeki varyantlar, özellikle bağışıklık sistemi içindeki hücresel sinyalizasyonu anlamak için bütünleyici bir rol oynar. FGR geni, bir tirozin protein kinazı olarak işlev gören, büyüme, farklılaşma ve bağışıklık hücrelerinin koordineli yanıtları gibi çeşitli hücresel süreçlerde önemli bir rol oynayan bir proteini kodlar. Başta miyeloid hücreler, B lenfositleri ve doğal öldürücü hücreler dahil olmak üzere hematopoietik hücrelerde yoğun olarak ifade edilir ve burada hücre aktivasyonu, adezyon ve fagositozda rol alan sinyal iletim yollarını düzenler. rs3737803, rs34806307 ve rs72655019 gibi spesifik varyantlar, FGR proteininin ekspresyon seviyelerini veya fonksiyonel aktivitesini etkileyerek, bağışıklık hücresi sinyalizasyonunun verimliliğini potansiyel olarak değiştirebilir. Bu değişiklikler, vücudun etkili bağışıklık yanıtları oluşturma yeteneğini etkileyebilir veya belirli enflamatuar durumlarda gözlemlenen düzensizliğe katkıda bulunabilir.[2], [3] NLR (NOD benzeri reseptör) ailesine ait olan NLRP12 geni, doğal bağışıklık sisteminin temel bir bileşenidir ve bir patern tanıma reseptörü olarak işlev görür. NLRP12, hem patojenle ilişkili moleküler paternleri hem de hücre içindeki tehlike sinyallerini tespit etmek için kritiktir, böylece enflamatuar yanıtları başlatır veya modüle eder. NF-κB ve MAPK sinyal yollarında düzenleyici bir rol oynar ve inflammasom aktivasyonunu etkileyebilir, genellikle aşırı inflamasyonu önlemek için negatif geri bildirim düzenleyicisi olarak hareket eder. NLRP12'deki rs62143194 ve rs4632248 gibi varyantlar, proteinin yapısını veya ekspresyonunu değiştirerek, inflamasyonu düzenleme yeteneğini etkileyebilir. Bu tür değişiklikler, aşırı aktif veya yetersiz bir enflamatuar yanıta yol açabilir, genel hücresel ortamı ve bağışıklık hücresi aktivasyon durumlarını etkileyerek FGR tarafından düzenlenen bağışıklık yolları ile potansiyel olarak örtüşebilir ;.[2] Majör Histokompatibilite Kompleksi (MHC) sınıf II genleri, HLA-DRB1 ve HLA-DQA1, adaptif bağışıklığın temelidir. Bu genler, antijen sunan hücrelerde bulunan ve işlenmiş yabancı antijenleri T yardımcı hücrelerine sunmaktan sorumlu olan MHC sınıf II moleküllerinin alt birimlerini kodlar. Bu süreç, spesifik adaptif bağışıklık yanıtlarını başlatmak için esastır ve bir bireyin bağışıklık tanıma yeteneklerinin ve otoimmün hastalıklara yatkınlığının anahtar bir belirleyicisidir. HLA-DRB1 ve HLA-DQA1'i kapsayan bölgede yer alan rs35634576 varyantı, bu yüksek polimorfik genlerin ekspresyon seviyelerini veya spesifik allellerini etkileyebilir. MHC sınıf II molekül sunumundaki değişiklikler, T-hücresi aktivasyonunu ve genel bağışıklık yanıtını önemli ölçüde etkileyebilir, çeşitli bağışıklık hücresi popülasyonları içinde FGR tarafından düzenlenen aşağı akış sinyal kaskatları ile potansiyel olarak etkileşime girebilir.[2], [3]

Önemli Varyantlar

RS ID Gen İlişkili Özellikler
rs3737803
rs34806307
rs72655019
FGR tyrosine-protein kinase FGR measurement
rs62143194
rs4632248
NLRP12 interleukin 1 receptor antagonist measurement
double-stranded RNA-binding protein Staufen homolog 1 measurement
tumor necrosis factor receptor superfamily member 16 measurement
inosine-5'-monophosphate dehydrogenase 1 measurement
very long-chain acyl-CoA synthetase measurement
rs35634576 HLA-DRB1 - HLA-DQA1 tyrosine-protein kinase FGR measurement

Hücresel Sinyalleşme ve Vasküler Düzenleme

Hücresel iletişim ve fizyolojik yanıtların düzenlenmesi, çeşitli biyomoleküllerin dahil olduğu karmaşık sinyalleşme yolları aracılığıyla orkestra edilir. Örneğin, Mitojenle Aktive Olan Protein Kinaz (MAPK) yolu, çeşitli uyaranlara yanıt olarak aktive olan, yaşa ve egzersize kas adaptasyonu gibi hücresel süreçleri etkileyen temel bir sinyal kaskadıdır.[7] Başka bir kritik sinyal ekseni, NRG2 (nöregülin-2)'nin ErbB reseptörlerine bağlandığı epidermal büyüme faktörü (EGF) ailesini içerir. Bu ErbB sinyalleşmesinin anjiyogenezin ve endotel hücrelerinin proliferasyonunun desteklenmesinde rol oynadığı gösterilmiştir, ancak belirli NRG2 izoformlarının N-terminal bölgesi anjiyogenez üzerinde inhibitör bir etki gösterebilir.[8] Vasküler fonksiyon, spesifik iyon kanalları ve enzimler tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilir. Bir klorür kanalı olarak işlev gören CFTR (kistik fibroz transmembran iletkenlik regülatörü) proteini, hem vasküler düz kas hücrelerinde hem de endotel hücrelerinde eksprese edilir. Düz kasta, aktivasyonu kasılma ve gevşemeyi düzenler; bozulması ise cAMP'ye bağımlı vazorelaksasyonun bozulmasına yol açar.[9] Benzer şekilde, Fosfodiesteraz 5 (PDE5), siklik guanozin monofosfat (cGMP) ve siklik adenozin monofosfat (cAMP)'ı hidrolize ederek vasküler tonda önemli bir rol oynar. cGMP'yi parçalayarak, PDE5 kan damarlarının kasılı durumunu sürdürmeye katkıda bulunur ve ekspresyonu, cGMP sinyalleşmesini antagonize etmek için vasküler düz kas hücrelerinde PDE5A ekspresyonunu artıran Anjiyotensin II gibi faktörlerden etkilenebilir.[10]

Metabolizma ve Organ Fonksiyonu Üzerindeki Genetik Etkiler

Genetik mekanizmalar, metabolik süreçleri ve çeşitli organların spesifik fonksiyonlarını derinden şekillendirir. Transkripsiyon faktörleri, örn. HNF1A (Hepatocyte Nuclear Factor 1 Alpha) gibi, gen ekspresyonunun düzenlenmesinde merkezidir ve C-reaktif proteininki gibi promotörleri sinerjistik olarak aktive edebilir.[11] HNF1A'daki mutasyonlar, Maturity-Onset Diabetes of the Young (MODY)-3 olan bireylerde diyabet tanı yaşını da etkileyebilir ve glikoz homeostazındaki rolünü vurgular.[12] Benzer şekilde, GCKR (Glucokinase Regulator) genindeki genetik varyasyonlar, rs780094 polimorfizmi gibi, değişmiş açlık serum triaçilgliserol seviyeleri, insülinemi ve değişmiş bir tip 2 diyabet riski ile ilişkilidir.[13] Glikoz metabolizmasının ötesinde, LEPR (Leptin Reseptörü) gibi genler, plazma fibrinojen seviyelerini belirleyen genetik varyasyonlara sahiptir ve metabolik ve inflamatuar yollarda daha geniş bir rol oynadığını göstermektedir.[14] Serum transferrin gibi salgılanan proteinlerin düzenlenmesi, doğru protein hedeflemesi için gerekli olan SRPRB (sinyal tanıma partikülü reseptörü, B alt birimi) gibi genleri içerir. SRPRB geni içindeki varyantlar, kendi mRNA ekspresyon seviyelerini etkileyebilir ve sonuç olarak, serum transferrinindeki genetik değişkenliğin önemli bir kısmını topluca oluşturan TF (Transferrin) ve HFE (Hemokromatoz geni) gibi genlerle birlikte serum transferrin konsantrasyonlarını etkileyebilir.[5] Ayrıca, kolesterol sentezinde anahtar bir enzim olan HMGCR (HMG-CoA redüktaz) genindeki yaygın genetik varyantlar, ekzon 13'ünün alternatif splicingini etkileyerek LDL-kolesterol seviyeleri ile ilişkilendirilmiştir.[15]

Kardiyak Fizyoloji ve Hastalık Mekanizmaları

Kalbin işlevi ve hastalığa yatkınlığı, belirli moleküler ve hücresel süreçlerle karmaşık bir şekilde bağlantılıdır. Sarkoplazmik retikulum üzerindeki ryanodin reseptörü (RYR2), kalp kasının uyarılma-kasılma eşleşmesi sırasında kalsiyum trafiğinde temel bir rol oynar. RYR2'deki mutasyonların, egzersize bağlı aritminin şiddetli bir formu olan katekolaminerjik polimorfik ventriküler taşikardinin altında yattığı bilinmektedir.[16] Başka bir kritik enzim olan PRKAG2 (AMP ile aktive olan protein kinaz gama2 alt birimi), kardiyomiyositlerde glikoz alımını ve glikolizi modüle eder. PRKAG2'deki mutasyonlar, kalp kası hücrelerinde glikojen dolu vakuollerin birikimiyle ilişkilidir ve kardiyak hipertrofi, ventriküler pre-eksitasyon ve Wolff-Parkinson-White sendromu gibi durumlara yol açar.[17] Kardiyak gelişim ve strese yanıtlar, kardiyak morfogenezi ve miyogenezi kontrol eden MEF2C (Miyosit Geliştirici Faktör 2C) gibi transkripsiyon faktörlerinden de etkilenir. MEF2A ve MEF2C dahil olmak üzere MEF2 ailesi üyelerinin düzensizliği, transgenik modellerde dilate kardiyomiyopati gibi ciddi patofizyolojik sonuçlara yol açabilir.[18] Kalbin hakaretlere veya miyokardiyal hipertrofiye yol açan hemodinamik aşırı yüke yanıtı, özellikle diyastolik disfonksiyon ile komplike vakalarda, IL-6 gibi inflamatuar mediyatörlerin ve BNP (beyin natriüretik peptit) gibi kardiyak stres belirteçlerinin ekspresyonunda paralel değişiklikleri içerir.[19]

Sistemik Homeostazi ve Hastalık Gelişimi

Sistemik homeostazın sürdürülmesi, çeşitli organların koordineli işlevine ve çevresel ve genetik faktörlere verdikleri yanıtlara dayanır; bozulmalar çeşitli hastalık durumlarına yol açar. Metabolik sendromla ilişkili yollar, MC4R (Melanokortin-4 reseptörü) ve MLXIPL (MLX etkileşimli protein benzeri) gibi genleri içererek, bel çevresi, insülin direnci ve plazma trigliserit düzeyleri gibi özelliklerle ilişkilidir.[20] Ayrıca, ANGPTL4 (Anjiyopoietin benzeri protein 4) proteini, hiperlipidemiyi indükleyen ve lipid metabolizması için kritik bir enzim olan lipoprotein lipazı inhibe eden güçlü bir faktör olarak işlev görürken, apolipoprotein CIII (APO CIII) ise çok düşük yoğunluklu lipoprotein (VLDL) katabolizmasını azaltarak hipertrigliseridemiye katkıda bulunabilir.[21] Metabolik bozuklukların ötesinde, genetik varyasyonlar diğer sistemik durumların riski ve ilerlemesine katkıda bulunur. Örneğin, TGFB1 (Dönüştürücü Büyüme Faktörü Beta 1), IL4 (interlökin-4), IL13 (interlökin-13) ve ADRB2 (adrenoreseptör beta 2) gibi spesifik genler, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (COPD) gelişimi ile ilişkilidir.[22] Alkalen fosfataz gibi karaciğer enzim aktivitesi, Akp2 (alkalen fosfataz 2) gibi genleri içeren kromozomal bölgeler tarafından düzenlenir.[6] TCF1 (Transkripsiyon Faktörü 1) gibi transkripsiyon faktörlerindeki anormallikler, bi-allelik inaktivasyon yoluyla, hepatik adenomlar gibi durumlarda gözlenmekte ve karaciğer sağlığındaki rolünü göstermektedir.[23]

Hücresel Sinyalizasyon ve Transkripsiyonel Regülasyon

Hücresel süreçler, genellikle reseptör aktivasyonuyla başlayan ve hücre içi protein kinazlar aracılığıyla yayılan karmaşık sinyal kaskatları tarafından titizlikle kontrol edilir. Örneğin, mitojenle aktive olan protein kinaz (MAPK) yolu, insan iskelet kasında aktive olduğu bilinen anahtar bir hücre içi sinyal kaskatıdır ve etkileri yaş ve akut egzersiz gibi faktörler tarafından modüle edilir.[7] Diğer önemli bir düzenleyici, özellikle gamma2 alt birimi (PRKAG2) olan 5'-AMP ile aktive olan protein kinaz (AMPK)'dır ve bu kinaz, hücrelerde, özellikle de kalp dokusunda glikoz alımı ve glikolizi modüle etmede hayati bir rol oynar.[24] PRKAG2'nin mutasyonlar yoluyla düzensizliği, kardiyomiyositlerde glikojen dolu vakuoller gibi ciddi kardiyak fenotiplere yol açabilir ve Wolff-Parkinson-White sendromu gibi durumlara katkıda bulunabilir.[1] Kinaz aktivitesinin ötesinde, transkripsiyonel kontrol hücresel işlev için temeldir. MEF2C gibi transkripsiyon faktörleri, kalp morfogenezi ve miyogenezinde kritiktir ve kalp gelişimi için gerekli gen ekspresyon programlarını düzenler.[18] MEF2A ve MEF2C gibi faktörler tarafından anormal regülasyon, transgenik modellerde dilate kardiyomiyopati gibi patolojik durumlara neden olabilir.[25] Ayrıca, transkripsiyon faktörü HNF-1, insan C-reaktif protein promotörünün sinerjistik trans-aktivasyonunu göstererek enflamatuar yanıtlardaki rolünü vurgular.[11]; transkripsiyon faktörü 7-like 2 (TCF7L2)'deki bir varyant ise tip 2 diyabet riskini artırdığı için tanınmaktadır.[26]

Metabolik Homeostazi ve Lipit Dinamikleri

Metabolik yollar, vücut içindeki enerji homeostazının sürdürülmesi ve besin akışının yönetilmesinde merkezi bir rol oynar. Glikoz metabolizması, glukokinaz ve düzenleyicisi (GCKR) gibi proteinlerin kilit rol oynamasıyla sıkı bir şekilde düzenlenir; rs780094 polimorfizmi gibi GCKR genindeki genetik varyasyonlar, değişmiş açlık serum triaçilgliserol seviyeleri, insülinemi ve değişmiş tip 2 diyabet riski ile ilişkilidir.[13] MODY2'ye neden olan glukokinaz geni mutasyonlarının fonksiyonel analizleri, glukokinaz aktivitesini yöneten karmaşık düzenleyici mekanizmaları daha da aydınlatmaktadır.[27] Lipit metabolizması başka bir kritik alandır; plazma trigliserid seviyeleri, MLXIPL.[20] ve apolipoprotein CIII.[28] gibi genlerdeki genetik varyasyonlardan etkilenirken, anjiyopoietin benzeri protein 4 ise güçlü bir hiperlipidemi indükleyici faktör olarak tanımlanmıştır.[29] Glikoz ve lipitlerin ötesinde, ürik asit gibi diğer metabolitler de genetik kontrol altındadır; ürat taşıyıcısı SLC2A9, serum ürik asit konsantrasyonlarını ve atılımını etkilemede önemli bir rol oynamaktadır.[30] Bu metabolik yolların etkileşimi genel sağlık için kritik öneme sahiptir ve bunların düzensizliği çeşitli metabolik bozukluklara yol açabilir. Yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol dahil olmak üzere kolesterol seviyeleri de birden fazla genetik lokustan etkilenir ve bu durum, lipit profillerinin altında yatan karmaşık genetik mimariyi vurgulamaktadır.[31]

Protein Fonksiyonunun ve Gen Ekspresyonunun Moleküler Düzenlenmesi

Protein fonksiyonunun ve gen ekspresyonunun hassas düzenlenmesi, translasyon sonrası modifikasyonlar ve transkripsiyonel kontrol dahil olmak üzere çeşitli moleküler mekanizmalar aracılığıyla gerçekleştirilir. Yaygın bir translasyon sonrası modifikasyon olan protein fosforilasyonu, tiroid hücrelerinde tiroid uyarıcı hormon (TSH) tarafından Isı Şok Proteini-90'ın fosforilasyonu ile örneklendiği gibi, protein aktivitesini, lokalizasyonunu ve etkileşimlerini değiştirebilir.[32] Bu mekanizma, hücresel sinyallere yanıt olarak protein fonksiyonu üzerinde hızlı ve geri dönüşümlü kontrol sağlar.

Genetik düzeyde, gen düzenlenmesi transkripsiyon faktörleri ile DNA promotör bölgeleri arasındaki karmaşık etkileşimleri içerir ve gen transkripsiyon hızını belirler. Örneğin, transkripsiyon faktörü HNF-1'in C-reaktif protein promotörünü sinerjistik olarak aktive ettiği bilinmektedir ve bu, inflamatuar belirteç üretimini modüle etmeye yönelik doğrudan bir mekanizmayı vurgulamaktadır.[11] Ayrıca, leptin reseptörü (LEPR) gibi anahtar düzenleyici lokuslardaki genetik varyabilite, fibrinojen ve C-reaktif protein gibi önemli biyobelirteçlerin plazma düzeylerini önemli ölçüde belirleyebilir; bu da genetik yatkınlıkların dolaşımdaki protein konsantrasyonlarını ve aşağı akış fizyolojik süreçlerini nasıl etkilediğini göstermektedir.[14]

Ağ Entegrasyonu ve Hastalık Patojenezisi

Biyolojik sistemler, bireysel yolların çapraz etkileşime girip birbirleriyle etkileşime girerek ortaya çıkan özellikleri ürettiği ve homeostazı sürdürdüğü yüksek düzeyde entegre ağlar üzerinden faaliyet gösterir. Örneğin, metabolik sendrom, birbirine bağlı risk faktörleri kümesi ile karakterizedir ve araştırmalar, LEPR, HNF1A, IL6R ve GCKR dahil olmak üzere, yollarıyla ilişkili lokusların topluca plazma C-reaktif protein seviyeleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir.[33] Bu durum, iştah düzenlemesi, glikoz metabolizması ve inflamatuar yanıtlarda yer alan genler arasındaki karmaşık bir etkileşimi göstermektedir.

Bu ağlardaki düzensizlik, çeşitli hastalık patolojilerine katkıda bulunur. Ryanodin reseptör geni (RYR2) üzerindeki mutasyonlar, kalp kası uyarım-kasılma eşleşmesi sırasında kalsiyum trafiğini etkileyerek, bu geni egzersizle indüklenen polimorfik ventriküler taşiaritmilerle ilişkilendirir.[1] Benzer şekilde, HNF1A içindeki polimorfizmler C-reaktif protein seviyeleriyle ilişkilidir ve önemli bir metabolik regülatördeki genetik varyasyonu inflamatuar belirteçlere bağlar.[34] Bu yol düzensizliklerinin ve ağ etkileşimlerinin anlaşılması, potansiyel terapötik hedefleri belirlemek ve tip 2 diyabet, hiperlipidemi ve koroner arter hastalığı ve hipertansiyon gibi kardiyovasküler durumlar gibi hastalık ilerlemesine katkıda bulunan telafi edici mekanizmalara karşı koymak için stratejiler geliştirmek açısından çok önemlidir.[13]

References

[1] Vasan RS. "Genome-wide association of echocardiographic dimensions, brachial artery endothelial function and treadmill exercise responses in the Framingham Heart Study." BMC Med Genet (2007).

[2] Hwang, S. J., et al. "A Genome-Wide Association for Kidney Function and Endocrine-Related Traits in the NHLBI's Framingham Heart Study." BMC Med Genet, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S10.

[3] Melzer, D., et al. "A Genome-Wide Association Study Identifies Protein Quantitative Trait Loci (pQTLs)." PLoS Genet, vol. 4, no. 5, 2008, p. e1000072.

[4] Yang, Q., et al. "Genome-Wide Association and Linkage Analyses of Hemostatic Factors and Hematological Phenotypes in the Framingham Heart Study." BMC Med Genet, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S11.

[5] Benyamin B, et al. "Variants in TF and HFE explain approximately 40% of genetic variation in serum-transferrin levels." Am J Hum Genet (2008).

[6] Yuan X, et al. "Population-based genome-wide association studies reveal six loci influencing plasma levels of liver enzymes." Am J Hum Genet (2008).

[7] Williamson D, et al. "Mitogen-activated protein kinase (MAPK) pathway activation: effects of age and acute exercise on human skeletal muscle." J Physiol (2003).

[8] Nakano N, et al. "The N-terminal region of NTAK/neuregulin-2 isoforms has an inhibitory activity on angiogenesis." J Biol Chem (2004).

[9] Robert R, et al. "Disruption of CFTR chloride channel alters mechanical properties and cAMP-dependent Cl-transport of mouse aortic smooth muscle cells." J Physiol (Lond) (2005).

[10] Kim D, et al. "Angiotensin II increases phosphodiesterase 5A expression in vascular smooth muscle cells: a mechanism by which angiotensin II antagonizes cGMP signaling." J Mol Cell Cardiol (2005).

[11] Toniatti C, et al. "Synergistic trans-activation of the human C-reactive protein promoter by transcription factor HNF-1 binding at two distinct sites." EMBO J (1990).

[12] Gautier JF, et al. "The type and the position of HNF1A mutation modulate age at diagnosis of diabetes in patients with maturity-onset diabetes of the young (MODY)-3." Diabetes (2008).

[13] Sparso T, et al. "The GCKR rs780094 polymorphism is associated with elevated fasting serum triacylglycerol, reduced fasting and OGTT-related insulinaemia, and reduced risk of type 2 diabetes." Diabetologia (2008).

[14] Zhang YY, et al. "Genetic variability at the leptin receptor (LEPR) locus is a determinant of plasma fibrinogen." (2007).

[15] Burkhardt R, et al. "Common SNPs in HMGCR in micronesians and whites associated with LDL-cholesterol levels affect alternative splicing of exon13." Arterioscler Thromb Vasc Biol (2008).

[16] Priori SG, et al. "Mutations in the Cardiac Ryanodine Receptor Gene (hRyR2) Underlie Catecholaminergic Poly-Ventricular Tachycardia." Circulation (2001).

[17] Gollob MH, et al. "Identification of a gene responsible for familial Wolff-Parkinson-White syndrome." N Engl J Med (2001).

[18] Lin CS, et al. "Expression, distribution and regulation of phosphodiesterase 5." Curr Pharm Des (2006).

[19] Haugen E, et al. "Parallel gene expressions of IL-6 and BNP during cardiac hypertrophy complicated with diastolic dysfunction in spontaneously hypertensive rats." Int J Cardiol (2006).

[20] Kooner JS, et al. "Common genetic variation near MC4R is associated with waist circumference and insulin resistance." Nat. Genet. (2008).

[21] Aalto-Setala K, et al. "Mechanism of hypertriglyceridemia in human apolipoprotein (apo) CIII transgenic mice. Diminished very low density lipoprotein fractional catabolic rate associated with increased apo CIII and reduced apo E on the particles." J. Clin. Invest. (1992).

[22] Celedon JC, et al. "The transforming growth factor-beta1 (TGFB1) gene is associated with chronic obstructive pulmonary disease (COPD)." Human molecular genetics (2004).

[23] Bluteau O, et al. "Bi-allelic inactivation of TCF1 in hepatic adenomas." Nat. Genet. (2002).

[24] Lang T, et al. "Molecular cloning, genomic organization, and mapping of PRKAG2, a heart abundant gamma2 subunit of 5'-AMP-activated protein kinase, to human chromosome 7q36." Genomics (2000).

[25] Xu J, et al. "Myocyte enhancer factors 2A and 2C induce dilated cardiomyopathy in transgenic mice." J Biol Chem (2006).

[26] Grant, S.F., et al. "Variant of transcription factor 7-like 2 (TCF7L2) gene confers risk of type 2 diabetes." Nat Genet, vol. 38, no. 3, 2006, pp. 320–323.

[27] Garcia-Herrero CM, et al. "Functional analysis of human glucokinase gene mutations causing MODY2: exploring the regulatory mechanisms of glucokinase activity." Diabetologia (2007).

[28] Kathiresan, S., et al. "Common Variants at 30 Loci Contribute to Polygenic Dyslipidemia." Nat Genet, vol. 40, no. 12, 2008, pp. 1426-35.

[29] Yoshida K, et al. "Angiopoietin-like protein 4 is a potent hyperlipidemia-inducing factor in mice and inhibitor of lipoprotein lipase." J. Lipid Res. (2002).

[30] Yang, Q., et al. "Genome-wide search for genes affecting serum uric acid levels: the Framingham Heart Study." Metabolism, vol. 54, no. 11, 2005, pp. 1435–1441.

[31] Kanaya, A.M., et al. "Association between thyroid dysfunction and total cholesterol level in an older biracial population: the health, aging and body composition study." Arch Intern Med, vol. 162, no. 7, 2002, pp. 773–779.

[32] Ginsberg, J., et al. "Phosphorylation of Heat Shock Protein-90 by TSH in FRTL-5 Thyroid Cells." Thyroid, vol. 16, no. 8, 2006, pp. 737–742.

[33] Ridker, P.M., et al. "Loci related to metabolic-syndrome pathways including LEPR, HNF1A, IL6R, and GCKR associate with plasma C-reactive protein: the Women’s Genome Health Study." Am. J. Hum. Genet., vol. 82, no. 5, 2008, pp. 1185–1192.

[34] Reiner, A.P., et al. "Polymorphisms of the HNF1A gene encoding hepatocyte nuclear factor-1 alpha are associated with C-reactive protein." Am. J. Hum. Genet., vol. 82, no. 5, 2008, pp. 1185–1192.