Cinsel İşlev Bozukluğu
Cinsel işlev bozukluğu, bir bireyin cinsel aktiviteden tatmin olma yeteneğini bozan çok çeşitli durumları ifade eder. Bu işlev bozuklukları çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir ve cinsel ilişki sırasında isteği, uyarılmayı, orgazmı veya ağrıyı etkileyebilir. Genellikle yaşlanmayla ilişkilendirilse de, cinsel işlev bozukluğu her yaştan ve cinsiyetten bireyi etkileyebilir, yaşam kalitesini, psikolojik iyiliği ve kişilerarası ilişkileri etkileyebilir. Özellikle erkeklerde en çok çalışılan cinsel işlev bozukluğu türlerinden biri, tatmin edici bir cinsel performans için yeterli ereksiyonu elde etme veya sürdürme konusundaki tutarlı yetersizlikle karakterize edilen erektil disfonksiyondur (ED).[1]
Biyolojik Temel
Section titled “Biyolojik Temel”Cinsel fonksiyonun altında yatan fizyolojik mekanizmalar karmaşıktır ve sinir, endokrin ve vasküler sistemler arasındaki karmaşık etkileşimleri içerir. Genetik faktörlerin cinsel işlev bozukluğunun etiyolojisine katkıda bulunduğu giderek daha fazla kabul görmektedir. Örneğin, araştırmalar SIM1lokusundaki genetik varyasyonun erektil disfonksiyon ile ilişkili olduğunu belirlemiştir.[2] Bu gen, hipotalamik nörobiyoloji ile ilişkilidir ve özellikle penil ereksiyonun merkezi kontrolünde önemli bir rol oynayan hipotalamusun paraventriküler çekirdeğini etkiler.[3] Beyindeki nöropeptitler ve melanokortin reseptörleri de cinsel davranış ve fonksiyonun düzenlenmesinde önemli bileşenlerdir.[4]Spesifik genetik yatkınlıkların ötesinde, endokrin faktörler önemlidir. Hipogonadizm (düşük testosteron) ve estradiol seviyelerindeki değişiklikler gibi hormonal dengesizlikler, cinsel istek ve fonksiyonu etkileyebilir.[5]Vasküler sistem de kritiktir, çünkü uygun kan akışı erektil fonksiyon için gereklidir; bu nedenle kardiyovasküler sağlık, cinsel sağlıkla yakından bağlantılıdır.[3]
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Cinsel işlev bozukluğu, yüksek prevalansı ve genel sağlık üzerindeki potansiyel etkisi nedeniyle klinik olarak önemli bir durumdur. Örneğin, erektil disfonksiyon erkek popülasyonunun önemli bir bölümünü etkilemekte olup, prevalansı yaşla birlikte artmaktadır.[1]Bu sadece bir yaşam kalitesi sorunu değildir, aynı zamanda kardiyovasküler hastalık, diyabet ve nörolojik bozukluklar gibi altta yatan sistemik hastalıkların erken bir göstergesi de olabilir.[3] Doğru tanı genellikle tıbbi öykünün değerlendirilmesini, fiziksel muayeneyi ve bazen hormonal testleri içerir. ED ve erken boşalma gibi durumların teşhis ve yönetimine yardımcı olacak klinik kılavuzlar mevcuttur.[6] Genetik ve biyolojik temelleri anlamadaki ilerlemeler, hedefe yönelik tedaviler ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları için yeni yollar sunmaktadır.
Sosyal Önemi
Section titled “Sosyal Önemi”Cinsel işlev bozukluğunun sosyal önemi, bireyin ötesine geçerek çiftleri ve daha geniş toplumsal sağlık ve erkeklik/kadınlık algılarını etkiler. Anksiyete, depresyon ve düşük öz saygı dahil olmak üzere psikolojik sıkıntıya yol açabilir. İlişkilerde gerginliğe, iletişim zorluklarına ve memnuniyetsizliğe neden olabilir. Yaygınlığına rağmen, cinsel işlev bozukluğu genellikle toplumsal damgalanma ve utanç nedeniyle eksik raporlanmakta ve yetersiz tedavi edilmektedir. Açık tartışma ve artan farkındalık, bireyleri tıbbi yardım almaya teşvik etmek için çok önemlidir. Cinsel işlev bozukluğunun ele alınması, ruh sağlığını, ilişki kalitesini ve genel refahı önemli ölçüde iyileştirebilir ve halk sağlığındaki kritik rolünü vurgular.
Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler
Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler”Cinsel işlev bozukluğu, özellikle erektil disfonksiyon üzerine yapılan ilk genetik çalışmalar, genellikle nispeten küçük kohortları içeriyordu; örneğin, DCCT/EDIC çalışmasındaki 528 beyaz erkek katılımcı, bu da küçük etki büyüklüklerine sahip ilişkileri tespit etme gücünü sınırlıyor ve yanlış pozitifler veya şişirilmiş etki tahminleri riskini artırıyor.[7] Sonraki çalışmalar on binlerce kişiye ulaşsa da, bu büyük kohortlar içindeki belirli soy grupları için güç hala sınırlı olabilir.[2] Keşif kohortlarında etki büyüklüğü enflasyonu fenomeni bilinen bir zorluktur ve genetik etkilerin gerçek büyüklüğünü doğrulamak için bağımsız, daha büyük örneklemlerde sağlam replikasyon gerektirmektedir.[8] Genetik ilişkilerin replikasyonu zor olabilir, çünkü çalışma tasarımı, popülasyon özellikleri ve istatistiksel güçteki farklılıklar, gerçek ilişkiler için bile replikasyonun başarısız olmasına yol açabilir.[9] Ayrıca, bazı çalışmalar küçük genomik enflasyon faktörleri gösterebilir; bu faktörler, genomik kontrol gibi yöntemlerle yeterince kontrol edilmezse, sahte ilişkilere yol açabilir.[10] Etki büyüklüklerinin tutarlılığı ve bulguları farklı kohortlarda tekrarlama yeteneği, tanımlanan genetik risk lokuslarının sağlamlığını ve genellenebilirliğini belirlemek için çok önemlidir.
Ataya Özgü Yanlılıklar ve Fenotip Heterojenitesi
Section titled “Ataya Özgü Yanlılıklar ve Fenotip Heterojenitesi”Cinsel işlev bozukluğunun genetik çalışmalarındaki önemli bir sınırlama, bulguların diğer etnik gruplara genellenebilirliğini kısıtlayabilen, ağırlıklı olarak Avrupa kökenli popülasyonlara odaklanılmasıdır.[7] Bazı çalışmalar, Hispanik olmayan beyazlar, Hispanik/Latinler, Doğu Asyalılar ve Afrikalı Amerikalılar gibi çeşitli popülasyonları içerse de, Avrupa kökenli olmayan gruplar için örneklem büyüklükleri genellikle önemli ölçüde daha küçüktür, bu da istatistiksel gücün azalmasına ve popülasyona özgü genetik yapıların gözden kaçırılması potansiyeline yol açar.[2] Temel bileşenleri kullanarak atayı kontrol etmek standart bir uygulamadır, ancak kalıntı tabakalaşması yine de sonuçları karıştırabilir ve bir ata grubunda tanımlanan genetik varyantların aynı etkiye sahip olmayabileceği ve hatta diğerlerinde bulunmayabileceği unutulmamalıdır.
Cinsel işlev bozukluğunun, özellikle erektil disfonksiyonun tanımı ve tespiti, öz bildirim anketlerinden klinik teşhislere kadar çalışmalarda değişiklik gösterebilir.[7] Fenotiplemedeki bu tür heterojenite, yanlış sınıflandırma yanlılığına neden olabilir ve meta-analizlerdeki veri havuzlamasını karmaşıklaştırarak genetik ilişkilerin tutarlılığını ve yorumlanmasını etkileyebilir. Örneğin, tek bir öz bildirim sorusu, durumun tüm spektrumunu veya şiddetini yakalamayabilir ve bu da etkilenen bireylerin daha geniş veya daha az kesin bir tanımına yol açabilir.[11]
Etiyolojik Karmaşıklık ve Hesaplanmamış Faktörler
Section titled “Etiyolojik Karmaşıklık ve Hesaplanmamış Faktörler”Belirli risk lokuslarının tanımlanmasına rağmen, erektil disfonksiyon gibi cinsel işlev bozukluğu için açıklanan kalıtılabilirlik nispeten düşük kalmaktadır; örneğin, tanımlanan bir SNP olanrs17185536 , ED riskinin kalıtılabilirliğinin yalnızca %1,6’sını açıklamıştır.[2]Bu, mevcut olarak tanımlanan genetik varyantlar tarafından henüz açıklanamayan önemli bir “kayıp kalıtılabilirliğe” işaret etmekte ve yüksek derecede poligenik bir yapıyı veya yaygın SNP dizileri tarafından yakalanmayan nadir varyantların katılımını ima etmektedir. Cinsel işlev bozukluğunun etiyolojisi karmaşıktır ve hipotalamik nörobiyoloji ve diyabet dahil olmak üzere çok sayıda çevresel, yaşam tarzı ve fizyolojik faktörü içerir.[3] Çalışmalar yaş, vücut kitle indeksi ve diyabet gibi bilinen risk faktörleri için ayarlama yapmaya çalışırken, genetik yatkınlıklar ve çevresel maruziyetler (gen-çevre etkileşimleri) arasındaki karmaşık etkileşim genellikle tam olarak açıklanmamakta veya mevcut analizlerde hesaba katılmamaktadır.[2] Ölçülmemiş veya artık karıştırıcı faktörlerin varlığı, gözlemlenen ilişkileri hala etkileyebilir ve genetik varyantları cinsel işlev bozukluğunun karmaşık fenotipine bağlayan nedensel yolların muhtemelen çok yönlü olduğu ve daha derinlemesine fonksiyonel ve mekanistik araştırmalar gerektirdiği düşünülmektedir.
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Genetik varyasyonlar, cinsel fonksiyon gibi karmaşık insan özelliklerini etkileyebilen geniş bir fizyolojik ve nörolojik süreç yelpazesini etkilemede çok önemli bir rol oynar. Araştırmacılar, çeşitli sağlık sonuçlarıyla istatistiksel olarak bağlantılı belirli tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) belirlemek için genellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmaları kullanırlar.[12] Bu tanımlanan varyantlar, gen ekspresyonunu veya protein fonksiyonunu değiştirerek, hormonal düzenleme, sinirsel sinyalleşme ve vasküler bütünlük dahil olmak üzere cinsel sağlıkla ilgili biyolojik yolları değiştirebilir.
ADAMTS (A Disintegrin-like And Metalloproteinase with ThromboSpondin Motifs) ailesinin bir üyesini kodlayan ADAMTS19 geni, hücre dışı matriks organizasyonunda ve doku gelişiminde rol oynar. ADAMTS19’daki rs13436218 gibi bir varyant, enzimin aktivitesini potansiyel olarak değiştirebilir ve sağlıklı cinsel fonksiyon için kritik olan üreme organlarındaki veya vaskülatürdeki doku yeniden şekillenmesini ve bütünlüğünü etkileyebilir. Benzer şekilde, bir Rho guanin nükleotid değişim faktörü olanARHGEF18geni, aktin sitoiskeletini ve düz kas kasılması dahil hücre sinyalleşmesini düzenlemede önemli bir rol oynar. Uzun kodlayıcı olmayan RNAARHGEF18-AS1, ARHGEF18’in ekspresyonunu modüle edebilir ve rs6603109 gibi varyasyonlar, penil ereksiyon ve klitoral dolgunluk için hayati öneme sahip düz kas fonksiyonunu etkileyerek bu düzenleyici etkileşimleri etkileyebilir.[12] Bu yollardaki düzensizlik, uyarılma bozukluklarından ejakülasyon problemlerine kadar çeşitli cinsel işlev bozukluğu türlerine katkıda bulunabilir.
Genetik yapıyı daha fazla araştırarak, PRKD1 (Protein Kinase D1) geni, hücre proliferasyonu, farklılaşması ve membran trafiği dahil olmak üzere çeşitli hücresel süreçlerde yer alır ve genellikle çeşitli uyaranlara yanıt olarak bir sinyal dönüştürücü görevi görür. Rs225848 gibi bir varyant, PRKD1’in enzimatik aktivitesini veya lokalizasyonunu etkileyebilir, böylece cinsel istek veya uyarılmanın nöroendokrin düzenlemesiyle ilgili olabilecek aşağı yönlü sinyal yollarını değiştirebilir. Bu arada, MDGA2 (MAM Domain Containing Glycosylphosphatidylinositol Anchor 2), nöronal gelişim ve sinaps oluşumu için önemli olan bir hücre adezyon molekülüdür. MDGA2’deki rs1160351 tarafından getirilen değişiklikler, cinsel uyaranları işlemede veya cinsel yanıtları koordine etmede yer alan sinir devrelerini potansiyel olarak etkileyebilir ve muhtemelen libido veya orgazm olma yeteneği gibi yönleri etkileyebilir.
Diğer varyantlar daha geniş bir düzenleyici ağa katkıda bulunur. LINC02295, uzun intergenik kodlayıcı olmayan bir RNA’dır ve bu da doğrudan bir protein kodlamadan gen ekspresyonu düzenlemesinde bir rol olduğunu gösterir. Bu tür kodlayıcı olmayan RNA’lar, epigenetik yapıyı veya mRNA stabilitesini etkileyebilir ve varyasyonu, üreme veya nörolojik sağlık için kritik olan genlerin ekspresyonunu ince bir şekilde değiştirebilir. Benzer şekilde, RN7SL714P ve RN7SL643P, proteinleri endoplazmik retikuluma hedeflemek için gerekli olan Sinyal Tanıma Parçacığı’nın (SRP) bileşenleri olan küçük sitoplazmik RNA’lardır. RN7SL714P’deki rs857228 gibi bir varyant, protein sentezinin veya hedeflemenin verimliliğini etkileyebilir ve potansiyel olarak cinsel zorluklar olarak dolaylı olarak ortaya çıkabilecek yaygın hücresel işlev bozukluğuna yol açabilir.[12] Bu düzenleyici öğelerin karmaşık etkileşimi, cinsel fonksiyonun poligenik doğasının altını çizmektedir.
Son olarak, doğrudan nörotransmisyon ve hücresel uyarılabilirlikte yer alan genler de önemli etkilere sahiptir. HTR1E geni, bir serotonin reseptörü olan 5-hidroksitriptamin reseptörü 1E’yi kodlar. Serotonin sinyalleşmesi, ruh halinin, kaygının ve cinsel davranışın önemli bir modülatörüdür ve dengesizlikler genellikle libidodaki ve cinsel yanıttaki değişikliklerle bağlantılıdır. HTR1E’deki rs13202860 gibi bir varyant, reseptör duyarlılığını veya ekspresyonunu değiştirebilir ve bir bireyin cinsel dürtüsünde veya deneyiminde değişikliklere yol açabilir. PVALB, beyindeki hızlı ateşleyen inhibitör internöronlarda baskın olarak bulunan bir kalsiyum bağlayıcı protein olan parvalbumin’i kodlar. Rs4820255’ten kaynaklanan değişiklikler, nöronal uyarılabilirliği ve devre fonksiyonunu etkileyebilir ve potansiyel olarak cinsel uyarılma ve performansın sinirsel kontrolünü etkileyebilir. Son olarak, EPC1 (Enhancer of Polycomb 1), gen erişilebilirliğini ve ekspresyonunu kontrol eden bir süreç olan kromatin yeniden şekillenmesinde yer alır. EPC1’deki rs2370759 gibi bir varyant, üreme dokularının veya sinir sistemlerinin gelişimini ve fonksiyonunu etkileyerek, cinsel işlev bozukluğuna duyarlılığa katkıda bulunarak, değiştirilmiş gen ekspresyon modellerine yol açabilir.[13]
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs13436218 | ADAMTS19 | sexual dysfunction acute myeloid leukemia vital capacity |
| rs6603109 | ARHGEF18-AS1, ARHGEF18 | sexual dysfunction |
| rs225848 | PRKD1 | sexual dysfunction |
| rs1160351 | MDGA2 | sexual dysfunction |
| rs857228 | LINC02295 - RN7SL714P | sexual dysfunction cerebral cortex area attribute |
| rs13202860 | RN7SL643P - HTR1E | sexual dysfunction |
| rs4820255 | PVALB | sexual dysfunction |
| rs2370759 | EPC1 | sexual dysfunction |
Cinsel İşlev Bozukluğunu Tanımlama: Kavramlar ve Terminoloji
Section titled “Cinsel İşlev Bozukluğunu Tanımlama: Kavramlar ve Terminoloji”Cinsel işlev bozukluğu, bir bireyin cinsel aktiviteden doyum alma yeteneğini bozan bir dizi durumu ifade eder. Bu geniş terim, hem erkekleri hem de kadınları etkileyen çeşitli spesifik sorunları kapsar ve genellikle yaşam kalitesinde önemli bir düşüşe yol açar.[14] Örneğin, kadın cinsel işlev bozukluğu (FSD), arzu, uyarılma, orgazm ve ağrıyı içeren bir semptom kümesi olarak karakterize edilir ve önemli ancak bazen tartışmalı bir sağlık sorunu olarak kabul edilir.[14]Benzer şekilde, erektil disfonksiyon (ED), özellikle tatmin edici bir cinsel ilişki için yeterince sert bir ereksiyon elde etme veya sürdürmede yaşanan zorlukları tanımlar.
Cinsel işlev bozukluğunun kavramsallaştırılması, genellikle biyolojik ve psikolojik faktörlerin bir kombinasyonunu içeren karmaşık etiyolojisini kabul eder.[14] “Cinsel işlev bozukluğu” gibi genel terminoloji bir şemsiye terim olarak hizmet ederken, KCD ve ED gibi spesifik durumlar, karakteristik semptom profilleriyle daha da ayrılır. Bu kesin tanımlar, klinik tanı, araştırma ve bu durumların altında yatan mekanizmaları anlamak için çok önemlidir.[15]
Cinsel İşlev Bozukluğunun Sınıflandırılması ve Alt Tipleri
Section titled “Cinsel İşlev Bozukluğunun Sınıflandırılması ve Alt Tipleri”Cinsel işlev bozukluğu, etkilenen cinsel yanıt döngüsünün belirli evresine veya yaşanan zorluğun niteliğine göre çeşitli alt tiplere ayrılır. Örneğin, kadın cinsel işlev bozukluğu, yaygın olarak altı farklı boyutuyla anlaşılır: istek, uyarılma, lubrikasyon, orgazm, memnuniyet ve ağrı.[14] Bu boyutlar, bozulan cinsel işlevin belirli alanlarını temsil eder ve KİB için daha nüanslı bir anlayış ve hedefe yönelik müdahale sağlar.
Bu boyutlar farklı alt tipler olarak görülebilse de, cinsel işlev bozukluğunun değerlendirilmesi genellikle boyutsal bir yaklaşım kullanır ve bir bozukluğun basit bir kategorik varlığı veya yokluğundan ziyade, kalıcı cinsel işlevdeki değişimi yakalar.[14]Bu yaklaşım, altta yatan genetik ve genetik olmayan mekanizmaları çözmek için özellikle değerlidir, çünkü katı hastalık sınıflandırmalarından ziyade sürekli bir işlev spektrumuna izin verir. Öte yandan, erektil disfonksiyon, öncelikle ereksiyon elde etme veya sürdürme yetersizliği ile karakterize edilen spesifik bir erkek cinsel işlev bozukluğudur ve klinik ortamlarda organik veya organik olmayan etiyolojilerine göre daha da sınıflandırılabilir.[2]
Tanı ve Kriterler
Section titled “Tanı ve Kriterler”Cinsel işlev bozukluğunun tanısı, belirli duruma ve değerlendirme amacına (klinik vs. araştırma) bağlı olarak değişebilen standartlaştırılmış araçlara ve kriterlere dayanır. Kadın cinsel işlev bozukluğu için, 19 maddelik Kadın Cinsel İşlev İndeksi-Yaşam Boyu (FSFI-LL) anketi, kadın cinselliğindeki uzun vadeli varyasyonu ölçmek için tasarlanmış ve hem işlev bozukluğu dönemlerini hem de sağlıklı işlevi kapsayan yaygın olarak kullanılan bir araçtır.[14]Bu anket, kadın cinsel işlevinin altı boyutunu (arzu, uyarılma, kayganlık, orgazm, tatmin ve ağrı) Likert tipi ölçekler kullanarak değerlendirir ve daha düşük toplam puanlar daha önemli cinsel sorunlara işaret eder.[14] FSFI-LL, güçlü test-tekrar test güvenilirliği ve iç tutarlılık dahil olmak üzere mükemmel psikometrik özelliklere sahiptir ve ROC’den türetilmiş kesme puanları iyi duyarlılık ve özgüllük gösterir; örneğin uyarılma, Eğri Altında Kalan Alan (AUC) 0,92’dir.[14]Erektil disfonksiyon için tanı kriterleri çeşitli yaklaşımlardan kaynaklanabilir. Yaygın bir yöntem, ayrıntılı klinik muayenelerden geçen erkeklerde ED’yi saptamada makul doğruluk için valide edilmiş anket tabanlı tanımları içerir.[2]Ek olarak, klinik tanı kriterleri, organik erektil disfonksiyon tanılarından (örneğin, ICD9 607.84 veya ICD10 N529) yola çıkarak vakaları tanımlayan Elektronik Sağlık Kayıtlarından (EHR’ler) elde edilebilir.[2] Bir diğer sağlam yaklaşım, PDE5 inhibitörleri, alprostadil, Caverject, vakum ereksiyon cihazları veya penil implantlar gibi ED tedavileri için kaydedilmiş reçeteleri olan kişileri belirlemeyi içerir ve bu, vaka tanımlaması için pratik bir operasyonel tanım görevi görür.[2] Bazı çalışmalar ayrıca, katılımcıların bir Likert ölçeğinde ‘Orta’, ‘Yüksek’ veya ‘Çok Yüksek’ işlev bildirmeleri durumunda erektil disfonksiyonu olmadığı kabul edilen şiddet derecelendirmeleri de kullanır ve bu, tanısal dışlama için belirli bir eşiği ima eder.[7]
Klinik Spektrum ve Sunum Şekilleri
Section titled “Klinik Spektrum ve Sunum Şekilleri”Cinsel işlev bozukluğu, hem erkekleri hem de kadınları etkileyen ve genellikle yaşam kalitesini önemli ölçüde azaltabilen bir semptom kümesi ile karakterize edilen çeşitli klinik sunumları kapsar. Kadınlarda, kadın cinsel işlev bozukluğu (FSD) tipik olarak istek, uyarılma, orgazm, kayganlık, tatmin ve ağrı dahil olmak üzere çeşitli boyutlarda sorunlar olarak kendini gösterir.[14] Bu sorunlar hafiften şiddetliye kadar değişebilir ve kadınların genel refahını etkileyebilir.[14]Erkekler için, birincil sunum genellikle tatmin edici bir cinsel aktivite için yeterince sert bir ereksiyona ulaşmada veya sürdürmede zorluk ile tanımlanan erektil disfonksiyon (ED)‘dur.[2] ED’nin şiddeti klinik olarak ‘Orta’, ‘Yüksek’ veya ‘Çok Yüksek’ gibi kategorilere ayrılabilir ve bir bozukluk spektrumunu gösterir.[7] Bu durumlar farklı şekillerde ortaya çıkabilir; örneğin, FSD’nin klimakterik olmayan döneme kıyasla peri- ve postmenopozal kadınlarda daha yaygın olduğu belirtilmektedir, ancak popülasyon düzeyindeki yaygınlık farklı yaş gruplarında karşılaştırılabilir olabilir.[14] Bu semptomların subjektif deneyimi kritiktir, çünkü bireyler cinsel aktiviteye katılma ve bundan zevk alma yeteneklerini bildirirler. Standartize edilmiş değerlendirmelerde düşük puanlar genellikle bildirilen daha şiddetli cinsel sorunlarla korelasyon gösterir ve bu işlev bozukluklarının bir bireyin cinsel sağlığı ve ilişkileri üzerindeki etkisini vurgular.[14]
Tanısal Değerlendirme ve
Section titled “Tanısal Değerlendirme ve”Cinsel işlev bozukluğunun doğru tanısı, kendi kendine bildirilen semptomların ve uygun olduğunda, objektif klinik göstergelerin bir kombinasyonuna dayanır. Kadın cinsel işlevini değerlendirmek için, Kadın Cinsel İşlev İndeksi – Yaşam Boyu (FSFI-LL) iyi doğrulanmış bir psikometrik araçtır.[14]Bu araç, Likert tipi ölçekler kullanarak altı boyutu—arzu, uyarılma, kayganlık, orgazm, tatmin ve ağrı—değerlendirir ve daha düşük toplam puanlar daha büyük cinsel sorunlara işaret eder.[14] FSFI-LL, yüksek test-tekrar test güvenilirliği, iç tutarlılık ve geçerlilik dahil olmak üzere mükemmel psikometrik özellikler sergiler ve uyarılma gibi belirli boyutlar güçlü duyarlılık profilleri gösterir.[14] Erkek erektil disfonksiyonu bağlamında, değerlendirme genellikle erkeklerin farmakolojik yardım almadan ereksiyon elde etme ve sürdürme yeteneklerini tanımladıkları kendi kendine bildirim anketlerini içerir.[2]Subjektif raporların ötesinde, ED için tanısal yaklaşımlar, elektronik sağlık kayıtlarında bulunan klinik tanı kodları (örneğin, organik erektil disfonksiyon için ICD9 607.84 veya ICD10 N529) veya fosfodiesteraz-5 inhibitörleri (PDE5i), alprostadil, vakum ereksiyon cihazları veya penil implantları içeren belgelenmiş tedavi kayıtları gibi objektif ölçümleri içerebilir.[2] Bu çeşitli yaklaşımlar, klinisyenlerin cinsel işlev bozukluğunun kişisel deneyimden klinik müdahaleye kadar çok yönlü doğasını yakalamalarına olanak tanır ve araştırma çalışmalarında fenotipleri tanımlamak için çok önemlidir.[14]
Değişkenlik ve Klinik Önemi
Section titled “Değişkenlik ve Klinik Önemi”Cinsel işlev bozukluğu, bireyler, yaşlar ve cinsiyetler arasında önemli ölçüde değişkenlik göstermekte ve bu faktörleri tanı ve yönetimde dikkate almanın önemini vurgulamaktadır. Kadın cinsel işlev bozukluğu (FSD), kadınlarda bir semptom kümesi olarak kavramsallaştırılırken, erektil disfonksiyon (ED) erkeklere özgü ayrı bir durumdur.[14]Çalışmalar, çeşitli özelliklerin genetik yapısında cinsel heterojenite olduğunu ortaya koymuştur; bazı ilişkiler, diyastolik kan basıncı, sistolik kan basıncı ve bel-kalça oranı gibi cinsiyete özgü etkiler göstermektedir ve bunlar cinsel işlevi dolaylı olarak etkileyebilir.[3] Cinsel işlev bozukluğunun sunumu ve yaygınlığı da yaşla birlikte değişebilir; örneğin, FSD peri- ve postmenopozal kadınlarda daha yaygındır.[14] Bu fenotipik çeşitlilik, eğitim ve kişilik gibi çevresel özelliklerin yanı sıra cinsel sıkıntı ve kaygı düzeyleri gibi psikolojik belirteçler de dahil olmak üzere genetik ve genetik olmayan faktörlerin karmaşık etkileşimiyle daha da etkilenir.[14] Bu geniş sunum yelpazesini ve altta yatan katkıda bulunan faktörleri tanımak, ayırıcı tanıları bilgilendirdiği, kırmızı bayrakları (yaşam kalitesinde ciddi bir düşüş gibi) vurguladığı ve tedavi stratejilerini yönlendirmek ve hasta sonuçlarını iyileştirmek için prognostik göstergeler sağladığı için tanısal olarak önemlidir.[14]
Genetik Yatkınlık ve Nörobiyolojik Yollar
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Nörobiyolojik Yollar”Cinsel işlev bozukluğu, özellikle erektil disfonksiyon (ED), önemli bir genetik bileşene sahiptir ve ikiz çalışmaları kalıtılabilirliğini göstermektedir.[16] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), SIM1 lokusu gibi ED ile ilişkili olduğu tespit edilen spesifik genetik lokusları tanımlamıştır.[2] Bu lokus, cinsel yanıtların ve penil ereksiyonun merkezi kontrolü için kritik bir alan olan hipotalamik nörobiyoloji ile ilişkilidir.[17]Tek lokusların ötesinde, ilk cinsel ilişki yaşı ve cinsel partner sayısı gibi cinsel faktörlerle ilgili özellikler, poligenik risk göstermektedir ve yaygın tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), genetik etkilerin karmaşık bir etkileşimine katkıda bulunmaktadır, ancak bu yaygın varyantlar, bu tür özelliklerdeki genel değişkenliğin yalnızca bir kısmını oluşturmaktadır.[18] Daha ileri genetik analizler, ortak genetik mimarileri ve pleiotropik etkileri ortaya koymaktadır; burada belirli genetik varyantlar, cinsel faktörler ve uterin leiomyoma gibi diğer durumlar dahil olmak üzere birden fazla özelliği etkileyebilir.[18] Genetik varyasyonların hedeflediği melanokortin reseptörlerinin katılımı, adrenokortikotropik hormonun etkisi gibi cinsel uyarılmayı ve işlevi modüle edebilen spesifik nöroendokrin yollarını vurgulamaktadır.[19] Cinsel faktörler için SNP-kalıtılabilirliğinin hücre tipi spesifik zenginleştirme analizleri, beyin hücre tiplerinin önemli katılımını göstermekte ve bu durumların tezahüründe merkezi sinir sisteminin rolünün altını çizmektedir.[18]
Epigenetik ve Çevresel Modülatörler
Section titled “Epigenetik ve Çevresel Modülatörler”Çevresel faktörler, cinsel işlev bozukluğunun gelişimi ve ortaya çıkmasında, bireyin genetik yapısıyla etkileşime girerek önemli bir rol oynar. Yaşam tarzı seçimleri, beslenme alışkanlıkları ve çeşitli etkenlere maruz kalma, cinsel sağlığı önemli ölçüde etkileyebilir.[18] Örneğin, sosyoekonomik faktörler ve coğrafi etkiler, cinsel işlevdeki farklılıklara katkıda bulunabilir. Genetik yatkınlık ve çevresel tetikleyiciler arasındaki karmaşık etkileşim, bazı genotiplerin vücut kitle indeksi, gestasyonel yaş veya hatta oral kontraseptif kullanımı gibi çevresel maruziyetlere bağlı olarak nasıl farklı riskler taşıyabileceğinde de açıkça görülmektedir.[9]Dahası, gelişimsel ve epigenetik faktörler, altta yatan DNA dizisini değiştirmeden gen ekspresyonunu etkileyerek cinsel işlev bozukluğunun etiyolojisine katkıda bulunur. Erken yaşam etkileri, DNA metilasyonu ve histon modifikasyonları (örn., H3K27ac, H3K36me3, H3K4me1, H3K4me3, H3K9ac) gibi epigenetik modifikasyonlara yol açabilir ve bu da cinsel gelişim ve işlevle ilgili genlerin işlevini değiştirebilir.[18]Bu epigenetik değişiklikler, sağlıklı cinsel işlev için kritik öneme sahip olan merkezi sinir sistemi, kardiyovasküler sistem ve bağışıklık sistemi dahil olmak üzere çeşitli hücre tiplerini ve sistemleri etkileyebilir.[18]
Komorbiditeler ve Edinilmiş Sağlık Faktörleri
Section titled “Komorbiditeler ve Edinilmiş Sağlık Faktörleri”Cinsel işlev bozukluğu sıklıkla bir dizi komorbidite ile ilişkilidir ve edinilmiş sağlık koşulları ve tıbbi müdahalelerden önemli ölçüde etkilenir. Örneğin, diyabet, iyi bilinen bir risk faktörüdür ve erektil disfonksiyon için suçlanan bir etiyolojidir.[3] Kronik olarak aktif bir inflamatuvar bağışıklık sisteminin varlığı, ki bu da seks hormonlarından etkilenebilir, cinsel faktörlerle örtüşebilecek durumlarla da ilişkilendirilmiştir ve bu da daha geniş bir sistemik katılımı göstermektedir.[18] İlaçların etkileri bir diğer yaygın nedendir, çünkü diğer durumlar için çeşitli farmakolojik tedavilerin yan etkisi olarak cinsel işlev bozukluğu olabilir. Ayrıca, yaşa bağlı değişiklikler önemli bir katkıda bulunan faktördür; cinsel işlev bozukluğunun prevalansı genellikle hormonal dengedeki, vasküler sağlık ve nörolojik fonksiyondaki fizyolojik değişiklikler nedeniyle ilerleyen yaşla birlikte artar.[20] Bu edinilmiş ve komorbid faktörleri anlamak, cinsel işlev bozukluğunu teşhis ve yönetmeye yönelik kapsamlı bir yaklaşım için gereklidir.
Cinsel Fonksiyonda Nöroendokrin Sinyalleşme
Section titled “Cinsel Fonksiyonda Nöroendokrin Sinyalleşme”Cinsel fonksiyon, özellikle leptin-melanokortin sistemi olmak üzere nöroendokrin sinyalleşme yollarından derinden etkilenir. Bu sistem, hipotalamusta aktif olan ve hem vücut ağırlığı homeostazında hem de cinsel fonksiyonda merkezi bir rol oynayan bir transkripsiyon faktörünü kodlayanSIM1 genini içerir.[2] Temel bileşenler arasında, melanokortin reseptörleri, özellikle melanokortin 4 reseptörü (MC4R) yoluyla penil ereksiyonu ve cinsel uyarılmayı uyaran alfa-melanosit uyarıcı hormon (α-MSH) ve adrenokortikotropik hormon (ACTH) gibi melanokortin peptitleri bulunur.[2] Bu yol içindeki düzensizlikler, örneğin rs17185536 gibi genetik varyantlar nedeniyle SIM1lokusu yakınındaki değişmiş arttırıcı aktivitesi, BMI’den bağımsız olarak cinsel fonksiyonu özellikle etkileyebilir ve erektil disfonksiyon gibi durumlara mekanistik bir bağlantı sağlayabilir.[2] MT-II ve bremelanotid gibi MC4R’yi hedefleyen agonistlerin, penil ereksiyonu indüklediği ve cinsel isteği kolaylaştırdığı gösterilmiştir; bu da bu sinyalleşme kaskadını modüle etmenin terapötik potansiyelini vurgulamaktadır.[2]
Nörotransmitter Sistemleri ve Affektif Düzenleme
Section titled “Nörotransmitter Sistemleri ve Affektif Düzenleme”Nörotransmitter sistemleri, karmaşık sinyalizasyon yolları aracılığıyla cinsel istek, uyarılma ve genel fonksiyon üzerinde önemli kontrol uygular. Serotonin yolu, HTR1E (5-hidroksitriptamin reseptörü 1E) ve 5HT2A gibi reseptörleri içerir ve kadın cinsel işlev bozukluğunda (FSD) rol oynar; HTR1E yakınındaki genetik varyantlar uyarılma seviyeleriyle ilişkiler göstermektedir.[14] Benzer şekilde, dopamin yolu, özellikle dopamin D4 reseptör geni (DRD4) aracılığıyla, cinsel istek ve uyarılmadaki varyasyonlarla ilişkilendirilmiştir.[14] Bu reseptörler, aktivasyon üzerine, cinsel davranış için kritik olan beyin bölgelerindeki nöronal aktiviteyi modüle eden hücre içi sinyalizasyon basamaklarını başlatır ve bu yollardaki düzensizlikler çeşitli cinsel işlev bozukluğu biçimlerine katkıda bulunur.[14]GABA yollarının da FSD’de rolü olduğu öne sürülmüştür ve bu da çoklu nörotransmitter sistemlerinin cinsel yanıtları düzenlemedeki bütünleyici rolünün altını çizmektedir.[14]
Erektil Disfonksiyonda Metabolik ve Vasküler Yollar
Section titled “Erektil Disfonksiyonda Metabolik ve Vasküler Yollar”Erektil disfonksiyon sıklıkla, ereksiyonun altında yatan fizyolojik süreçler için çok önemli olan metabolik ve vasküler yollarda bozulmaları içerir. Arginaz 2 yolu, penil ereksiyonda vazodilatasyonun önemli bir mediyatörü olan nitrik oksit üretiminde rol oynar ve bir arginaz 2 işlenmiş psödogeni (LOC100129854) yakınındaki genetik varyasyonlar, erektil disfonksiyon ile ilişkilendirilmiştir.[21] Bu, değişen arginaz aktivitesinin veya düzenlenmesinin nitrik oksit biyoyararlanımını bozabileceğini ve vasküler fonksiyonun tehlikeye girmesine yol açabileceğini düşündürmektedir.[21] Ayrıca, diyabet gibi metabolik bozukluklar, erektil disfonksiyonun etiyolojisinde güçlü bir şekilde yer almaktadır ve enerji metabolizması ve hücresel bileşen boyutu düzenlemesi dahil olmak üzere daha geniş metabolik disregülasyonun duruma katkıda bulunabileceğini göstermektedir.[21] Bu sistemik metabolik sorunlar, nörolojik ve vasküler bütünlük üzerinde ikincil etkilere yol açabilir ve sağlıklı cinsel fonksiyon için gereken karmaşık sistem düzeyindeki entegrasyonu vurgulamaktadır.[21]
Cinsel Fonksiyon Yollarının Genetik ve Epigenetik Düzenlenmesi
Section titled “Cinsel Fonksiyon Yollarının Genetik ve Epigenetik Düzenlenmesi”Genetik ve epigenetik düzenleyici mekanizmalar, cinsel fonksiyon için kritik olan genlerin ifadesini ve aktivitesini derinden etkiler. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), 6q16.3 kromozomunda bulunan SIM1 geni yakınındaki lokuslar gibi, rs57989773 ve rs17185536 gibi varyantların erektil disfonksiyon riskiyle ilişkili olduğu spesifik lokusları tanımlamıştır.[2] Bu genetik varyasyonlar, topolojik olarak ilişkilendirme bölgeleri içindeki güçlendirici aktiviteyi ve kromatin etkileşimlerini değiştirebilir, SIM1 promoter aktivitesini ve sonraki transkripsiyon faktörü düzenlemesini etkileyebilir.[2] SIM1’in ötesinde, parvalbumin (PVALB) ve EPC1 gibi diğer genler, genel fonksiyon ve kayganlık gibi kadın cinsel disfonksiyon semptomlarıyla ilgili düşündürücü ilişkiler göstermiştir ve genetik etkinin daha geniş bir alanına işaret etmektedir.[14] Gen-çevre etkileşimleri ve post-translasyonel modifikasyonlar da dahil olmak üzere bu hiyerarşik düzenleyici ağları anlamak, cinsel fonksiyonun ortaya çıkan özelliklerini çözmek ve yeni terapötik hedefler belirlemek için çok önemlidir.
Sıkça Sorulan Cinsel İşlev Bozukluğu Soruları
Section titled “Sıkça Sorulan Cinsel İşlev Bozukluğu Soruları”Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak cinsel işlev bozukluğunun en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Aile geçmişim cinsel sorunlar yaşamamın nedeni olabilir mi?
Section titled “1. Aile geçmişim cinsel sorunlar yaşamamın nedeni olabilir mi?”Evet, aile geçmişiniz rol oynayabilir. Genetik faktörlerin cinsel işlev bozukluğuna katkıda bulunduğu giderek daha fazla kabul görmektedir. Örneğin, SIM1genindeki gibi belirli genetik varyasyonlar, beynin cinsel işlev üzerindeki kontrolünü etkileyen erektil disfonksiyon gibi durumlarla ilişkilendirilmiştir. Ancak, genetik sadece karmaşık bir bulmacanın bir parçasıdır.
2. Kalp sağlığım cinsel performansımı gerçekten etkiler mi?
Section titled “2. Kalp sağlığım cinsel performansımı gerçekten etkiler mi?”Kesinlikle. Kardiyovasküler sağlığınız, cinsel fonksiyonla kritik bir şekilde bağlantılıdır. Özellikle erektil fonksiyon için yeterli kan akışı şarttır, bu nedenle kalp hastalığı gibi sorunlar performansınızı önemli ölçüde etkileyebilir. Cinsel işlev bozukluğu, kardiyovasküler sorunlar da dahil olmak üzere altta yatan sistemik hastalıkların erken bir uyarı işareti bile olabilir.
3. Cinsel dürtümün yaşla birlikte otomatik olarak azalacağı doğru mu?
Section titled “3. Cinsel dürtümün yaşla birlikte otomatik olarak azalacağı doğru mu?”Mutlaka otomatik olarak değil, ancak cinsel işlev bozukluğu sıklığı yaşla birlikte artmaktadır. Yaygın olarak yaşlanma ile ilişkilendirilse de, her yaştan bireyi etkileyebilir. Hormonal değişiklikler, vasküler sağlık ve yaşla birlikte daha yaygın hale gelen diğer faktörler cinsel istek ve işlevi etkileyebilir.
4. Hormonlarım arzu duymamı zorlaştırıyor olabilir mi?
Section titled “4. Hormonlarım arzu duymamı zorlaştırıyor olabilir mi?”Evet, hormonal dengesizlikler kesinlikle cinsel arzunuzu ve fonksiyonunuzu etkileyebilir. Düşük testosteron (hipogonadizm) veya estradiol seviyelerindeki değişiklikler gibi durumların libido ve genel cinsel sağlığı etkilediği bilinmektedir. Hormon seviyelerinizi değerlendirmek, yaşadığınız sorunları anlamanın önemli bir parçası olabilir.
5. Kardeşimin sorunları yoksa, neden bende var?
Section titled “5. Kardeşimin sorunları yoksa, neden bende var?”Cinsel işlev bozukluğu karmaşıktır ve genetik faktörler katkıda bulunsa da, tüm hikayeyi anlatmazlar. Paylaşılan genetik özelliklere sahip olsanız bile, yaşam tarzındaki bireysel farklılıklar, diğer sağlık koşulları, çevresel faktörler ve hatta ince genetik varyasyonlar, kardeşler arasında farklı sonuçlara yol açabilir. Sizin benzersiz sağlık profiliniz önemlidir.
6. Kan şekeri sorunlarım cinsel fonksiyonumu etkileyebilir mi?
Section titled “6. Kan şekeri sorunlarım cinsel fonksiyonumu etkileyebilir mi?”Evet, kesinlikle etkileyebilir. Cinsel işlev bozukluğu, özellikle erektil disfonksiyon, genellikle diyabet gibi altta yatan sistemik hastalıkların erken bir göstergesidir. Kötü kontrol edilen kan şekeri, sağlıklı cinsel fonksiyon için çok önemli olan kan damarlarına ve sinirlere zamanla zarar verebilir.
7. Etnik kökenim cinsel işlev bozukluğu riskimi değiştirir mi?
Section titled “7. Etnik kökenim cinsel işlev bozukluğu riskimi değiştirir mi?”Araştırmalar öncelikle Avrupa kökenli popülasyonlara odaklanmıştır, bu da diğer etnik gruplar hakkında daha az veriye sahip olduğumuz anlamına gelir. Bir grupta tanımlanan genetik varyantlar diğerlerinde aynı etkiye sahip olmasa da, popülasyona özgü genetik yapıların var olması mümkündür. Bu farklılıkları tam olarak anlamak için daha çeşitli çalışmalara ihtiyaç vardır.
8. Bazı insanlar neden hiç cinsel performans sorunu yaşamıyor gibi görünür?
Section titled “8. Bazı insanlar neden hiç cinsel performans sorunu yaşamıyor gibi görünür?”Cinsel fonksiyon, sinir, endokrin ve vasküler sistemleriniz arasındaki karmaşık etkileşimleri içerir ve hem genetik hem de çevresel faktörlerden etkilenir. Bazı bireyler, tipik olarak cinsel işlev bozukluğuna katkıda bulunan daha dirençli bir genetik yatkınlığa, daha sağlıklı yaşam tarzlarına veya daha az altta yatan sağlık sorunlarına sahip olabilir.
9. Cinsel sorunlar her zaman başka ciddi bir şeyin işareti midir?
Section titled “9. Cinsel sorunlar her zaman başka ciddi bir şeyin işareti midir?”Cinsel işlev bozukluğu sadece bir yaşam kalitesi sorunu değildir; gerçekten de daha ciddi altta yatan sistemik hastalıkların erken bir göstergesi olabilir. Kardiyovasküler hastalık, diyabet veya nörolojik bozukluklar gibi durumların sinyalini verebilir. Bu nedenle, sorun yaşıyorsanız tıbbi değerlendirme almak önemlidir.
10. Yaşam tarzı değişiklikleri bu konudaki genetik yatkınlıklarımın üstesinden gerçekten gelebilir mi?
Section titled “10. Yaşam tarzı değişiklikleri bu konudaki genetik yatkınlıklarımın üstesinden gerçekten gelebilir mi?”Genetik yatkınlıklar rol oynasa da, nadiren tek belirleyici faktördür. İyi bir kardiyovasküler sağlığı korumak ve diyabet gibi durumları yönetmek gibi yaşam tarzı faktörleri çok önemlidir. Biyolojik temelleri anlamadaki gelişmeler, yaşam tarzı değişikliklerinin ve hedefe yönelik tedavilerin genetik etkileri önemli ölçüde yönetmeye veya üstesinden gelmeye yardımcı olabileceği kişiselleştirilmiş tıp için yeni yollar sunmaktadır.
Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler geldikçe güncellenebilir.
Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık hizmeti sağlayıcısına danışın.
References
Section titled “References”[1] Wessells, H., et al. “Effect of an alpha-melanocyte stimulating hormone analog on penile erection and sexual desire in men with organic erectile dysfunction.”Urology, vol. 56, no. 4, 2000, pp. 641–646.
[2] Jorgenson E, et al. “Genetic variation in the SIM1 locus is associated with erectile dysfunction.”Proc Natl Acad Sci U S A. 2018. PMID: 30297428.
[3] Bovijn, J., et al. “GWAS Identifies Risk Locus for Erectile Dysfunction and Implicates Hypothalamic Neurobiology and Diabetes in Etiology.”Am J Hum Genet, vol. 104, no. 1, Jan. 2019, pp. 157–63.
[4] Wikberg, J. E., and F. Mutulis. “Targeting melanocortin receptors: An approach to treat weight disorders and sexual dysfunction.”Nat Rev Drug Discov, vol. 7, no. 4, 2008, pp. 307–323.
[5] Hwang, S.J., et al. “A genome-wide association for kidney function and endocrine-related traits in the NHLBI’s Framingham Heart Study.” BMC Med Genet, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S10.
[6] Hatzimouratidis, K., et al.; European Association of Urology. “Guidelines on male sexual dysfunction: Erectile dysfunction and premature ejaculation.”Eur Urol, vol. 57, 2010.
[7] Hotaling, J. M., et al. “Pilot genome-wide association search identifies potential loci for risk of erectile dysfunction in type 1 diabetes using the DCCT/EDIC study cohort.”J Urol, vol. 188, no. 5, 2012, pp. 1676–1683.
[8] Meyer, HV, et al. “Genetic and functional insights into the fractal structure of the heart.” Nature, PMID: 32814899.
[9] Sabatti C, et al. “Genome-wide association analysis of metabolic traits in a birth cohort from a founder population.”Nat Genet. 2009. PMID: 19060910.
[10] Weedon, MN, et al. “Genome-wide association analysis identifies 20 loci that influence adult height.” Nat Genet, PMID: 18391952.
[11] O’Donnell, AB, et al. “The validity of a single-question self-report of erectile dysfunction. Results from the Massachusetts Male Aging Study.”J Gen Intern Med.
[12] Denny, J. C. et al. “Identification of genomic predictors of atrioventricular conduction: using electronic medical records as a tool for genome science.” Circulation, vol. 122, no. 19, 2010, pp. 2024-30.
[13] Wilk, J. B. et al. “Framingham Heart Study genome-wide association: results for pulmonary function measures.” BMC Med Genet, vol. 8 Suppl 1, 2007, S8.
[14] Burri, A., et al. “A genome-wide association study of female sexual dysfunction.”PLoS One, vol. 7, no. 4, 2012, e35041.
[15] Lewis, R.W. et al. “Definitions/epidemiology/risk dysfunction.” J. Sex. Med., vol. 7, 2010, pp. 1598–1607.
[16] Fischer, M.E., et al. “A twin study of erectile dysfunction.”Arch Intern Med. 164, 165–168. 2004.
[17] Argiolas, A., and Melis, M.R. “Central control of penile erection: role of the paraventricular nucleus of the hypothalamus.” Prog. Neurobiol. 76, 1–21. 2005.
[18] Wu X, et al. “A comprehensive genome-wide cross-trait analysis of sexual factors and uterine leiomyoma.” PLoS Genet. 2024. PMID: 38701081.
[19] Bertolini, A., et al. “Induction of sexual excitement by the action of adrenocorticotrophic hormone in brain.”Nature, vol. 221, 1969, pp. 667–669.
[20] Burnett, A.L., and Platz, E.A. “Prevalence and risk factors for erectile dysfunction in the US.”Am. J. Med. 120, 22. 2007.
[21] Bovijn J. “GWAS Identifies Risk Locus for Erectile Dysfunction and Implicates Hypothalamic Neurobiology and Diabetes in Etiology.”Am J Hum Genet. 2018. PMID: 30583798.