İçeriğe geç

Dinlenme Metabolizma Hızı

Dinlenme metabolizma hızı (RMR), vücudun dinlenme halindeyken solunum, dolaşım, organ fonksiyonu ve hücresel süreçler gibi temel fizyolojik fonksiyonları sürdürmek için harcadığı enerjiyi temsil eder. Bir bireyin toplam günlük enerji harcamasının en büyük bölümünü oluşturur. DGH tipik olarak bir gece açlığı ve bir hareketsizlik döneminden sonra, yaygın olarak havalandırmalı başlık sistemi veya tüm oda kalorimetresi gibi teknikler kullanılarak değerlendirilir.[1] Bu yöntemler oksijen tüketimini ve karbondioksit üretimini ölçerek enerji harcamasının hesaplanmasına olanak tanır.[1]

RMR’in birincil belirleyicisi, bir bireyin vücut büyüklüğü ve kompozisyonudur; yağsız kütle (FFM), RMR’de ve genel 24 saatlik enerji harcamasında gözlemlenen varyansın yaklaşık %80’ini oluşturan önemli bir faktördür.[1] Bu fizyolojik özelliklerin ötesinde, genetik faktörler de RMR’deki bireyler arası farklılıklara önemli ölçüde katkıda bulunur. İkizler üzerinde yapılanlar da dahil olmak üzere çalışmalar, metabolik hızların kalıtsal bir bileşenini tutarlı bir şekilde göstermiştir.[2], [3], [4] Araştırmalar, RMR’yi kapsayan 24 saatlik enerji harcamasının kalıtılabilirliğinin 0,52 olarak tahmin edilebileceğini göstermektedir.[1] GPR158 genindeki rs11014566 gibi belirli genetik varyantlar, daha düşük RMR ile ilişkilendirilmiştir ve enerji metabolizması üzerinde doğrudan bir genetik etkiyi vurgulamaktadır.[1]

RMR, özellikle kilo yönetimi ve metabolik sağlık bağlamında önemli bir klinik göstergedir. Düşük bir RMR, gelecekteki kilo alımı için bir risk faktörü olarak tanımlanmış ve hem vücut ağırlığında hem de yağ kütlesinde uzun vadeli artışları öngörmektedir.[1], [5], [6] Düşük bir RMR’ye yol açan genetik varyasyonlar, bireyleri daha yüksek bir vücut kitle indeksi (BMI) ve artmış vücut yağı yüzdesine (PFAT) yatkın hale getirebilir; bu durum rs11014566 ’nın G alleli ile olan ilişkiyle kanıtlanmıştır.[1]Bir bireyin RMR’sinin kapsamlı bir şekilde anlaşılması, obeziteyi ve tip 2 diyabet gibi ilişkili durumları önlemeyi veya yönetmeyi amaçlayan kişiselleştirilmiş diyet ve egzersiz stratejilerine ışık tutabilir.

Obezite ve metabolik sendromun küresel olarak yaygınlığı, RMR gibi faktörleri anlamanın önemli sosyal önemini vurgulamaktadır. Düşük bir RMR’ye genetik yatkınlıklar, Amerikan Yerlilerinde olduğu gibi, savunmasız popülasyonlarda obezitenin gelişmesine katkıda bulunabilir; buradaGPR158’deki gibi belirli varyantlar araştırılmıştır.[1]RMR’nin genetik ve fizyolojik belirleyicileri üzerine devam eden araştırmalar, obezite ve ilişkili sağlık yüklerinin artan oranlarıyla mücadele etmek için hedeflenmiş halk sağlığı müdahaleleri ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları geliştirmek, böylece çeşitli topluluklarda daha sağlıklı yaşam tarzlarını ve iyileştirilmiş sonuçları teşvik etmek için hayati öneme sahiptir.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Araştırma, 419 Pima Kızılderilisini içeren bir genom çapında ilişkilendirme çalışmasında (GWAS) enerji harcaması (EH) ölçümleri için mevcut en büyük örneklemlerden birini kullanmasına rağmen, önemli istatistiksel güç sınırlamalarıyla karşı karşıya kaldı.[1] Bu düşük güç, çalışmanın tipik olarak mütevazı olan genetik varyantların etki büyüklüklerini, katı genom çapında istatistiksel anlamlılık eşiğinde (P < 5 x 10^-8) tespit edemeyeceği anlamına geliyordu.[1] Sonuç olarak, bazı varyantlar nominal ilişkiler gösterse de, yanlış pozitif riski daha yüksek olmaya devam ediyor ve bu eşiğe ulaşmayan bulguların dikkatli bir şekilde yorumlanmasını gerektiriyor.[1]Düşük istatistiksel gücü ele almak ve hatalı bulguları azaltmak için çalışma, iki bağımsız EH ölçüsünde (24 saatlik EH ve istirahat metabolizma hızı, RMR) tutarlı, yönlü olarak hizalanmış ilişkilere sahip varyantlara öncelik verme stratejisi uyguladı.[1] Bu yaklaşım, tanımlanan varyantlara olan güveni artırırken, bildirilen mütevazı etki büyüklükleri (örneğin, 24 saatlik EH için -96 ila -21 kcal/gün ve RMR için -132 ila -25 kcal/gün) daha fazla validasyon ihtiyacının altını çiziyor.[1] Vurgulanan önemli bir zayıflık, hem genotipik verilere hem de EH ölçümlerine sahip diğer mevcut veri kümelerinin eksikliğidir; bu da birincil EH bulgularını bağımsız olarak çoğaltma ve gözlemlenen genetik ilişkilerin genellenebilirliğini doğrulama yeteneğini ciddi şekilde sınırlamaktadır.[1]

Genellenebilirlik ve Popülasyona Özgü Bulgular

Section titled “Genellenebilirlik ve Popülasyona Özgü Bulgular”

Çalışmanın birincil kohortu, özellikle Pima Kızılderilileri olmak üzere Amerikan Yerlilerinden oluşmaktadır ve bu popülasyon içindeki yaygın genetik varyasyonu yakalamak için tasarlanmış özel bir genotipleme dizisi kullanılmıştır.[1] Bu popülasyona özgü tasarım, bu gruptaki genetik etkileri anlamak için değerli olmakla birlikte, bulguların farklı soylara sahip popülasyonlara doğrudan genellenebilirliğini doğal olarak sınırlar.[1] Örneğin, azaltılmış EE ile ilişkili olduğu belirlenen rs11014566 G allelinin frekansı, tam mirasa sahip Pima Kızılderililerinde 0,60 iken, diğer popülasyonlarda önemli ölçüde daha düşüktü (örneğin, Amerikalılarda 0,23, Afrikalılarda 0,11 ve Avrupalılarda <0,01).[1] Çalışma, metabolik odalar ve havalandırmalı başlık sistemleri kullanarak RMR ve 24 saatlik EE’yi ölçmek için kesin ve tekrarlanabilir yöntemler kullanmış olsa da, Pima Kızılderili kohortunun obeziteye ve tip 2 diyabete yatkınlıkları da dahil olmak üzere belirli özellikleri, gözlemlenen genetik etkileri ve bunların fenotipik ifadesini etkileyebilir.[1] BMI için replikasyon çabaları, birincil Pima Kızılderili kohortundan farklı olmakla birlikte, Meksika popülasyonlarında gerçekleştirildi.[1] Bu, bazı ilişkilerin daha geniş Amerika yerlisi popülasyonlarına yaygınlaşabileceğini gösterirken, EE bulgularının çeşitli küresel popülasyonlara doğrudan uygulanabilirliği daha fazla araştırma gerektirmektedir.[1]

Açıklanamayan Kalıtılabilirlik ve Karmaşık Etkileşimler

Section titled “Açıklanamayan Kalıtılabilirlik ve Karmaşık Etkileşimler”

Çalışma, 24 saatlik enerji harcaması (EE) (0,52) ve maksimum BMI (0,55) için önemli kalıtılabilirlik bildirmiştir ve bu özellikler için güçlü bir genetik bileşene işaret etmektedir.[1] Bununla birlikte, bu yüksek kalıtılabilirlik tahminlerine rağmen, hiçbir tek genetik varyant EE için genom çapında istatistiksel anlamlılığa ulaşmamıştır.[1] GPR158’deki rs11014566 gibi tanımlanan varyantlar, bu kalıtılabilir varyansın yalnızca küçük bir bölümünü açıklamaktadır ve karmaşık özelliklerdeki “kayıp kalıtılabilirlik” olgusuna katkıda bulunmaktadır.[1] Bu, çok sayıda başka yaygın varyantın daha küçük etkilerle, nadir varyantların veya karmaşık epistatik etkileşimlerin istirahat metabolizma hızındaki geri kalan genetik etkiye katkıda bulunduğunu düşündürmektedir.

Analiz, yaş, cinsiyet, vücut kompozisyonu ve genetik ilişki gibi çeşitli önemli karıştırıcı faktörler için düzeltme yaparken, genetik yatkınlıklar ve çevresel faktörler arasındaki karmaşık etkileşim büyük ölçüde keşfedilmemiştir.[1]Beslenme düzenleri, fiziksel aktivite seviyeleri ve daha geniş yaşam tarzı faktörleri gibi çevresel etkiler, enerji harcamasını etkileyen genetik varyantların ifadesini önemli ölçüde değiştirebilir.GPR158’in azaltılmış EE ile ilişkili bir gen olarak tanımlanması önemli bir adımı temsil etmektedir, ancak bu genin enerji metabolizmasını hangi kesin biyolojik mekanizmalarla etkilediği ve istirahat metabolizma hızındaki varyasyonlara yol açan belirli çevresel bağlamlarla potansiyel etkileşimleri kapsamlı gelecekteki araştırmaları gerektirmektedir.[1]

Genetik varyasyonlar, insan istirahat metabolizma hızında (RMR) gözlemlenen çeşitliliğe önemli ölçüde katkıda bulunur; bu hız, vücut ağırlığı düzenlemesini etkileyen günlük enerji harcamasının temel bir bileşenidir.SULT2B1 geni, steroid hormonları ve kolesterol dahil olmak üzere çeşitli endojen ve ekzojen maddelerin metabolizmasında rol oynayan bir sülfotransferaz enzimini kodlar. SULT2B1 içinde veya yakınındaki rs10401347 gibi bir varyant, enzimin aktivitesini veya ekspresyonunu potansiyel olarak değiştirebilir, böylece hücresel enerji dengesini ve genel metabolik verimliliği korumak için kritik olan lipid ve steroid metabolizma yollarını etkileyebilir.[1] Benzer şekilde, uzun intergenik kodlayıcı olmayan RNA’lar (LINC01182 ve LINC00504) arasında yer alan rs4698250 gibi intergenik varyantlar, bu kodlayıcı olmayan RNA’ların düzenleyici fonksiyonlarını etkileyebilir. Bu lncRNA’ların gen ekspresyonunda rol oynadığı bilinmektedir ve değişiklikler, enerji metabolizmasını yönetenler de dahil olmak üzere çok çeşitli biyolojik süreçleri etkileyebilir. Metabolik hızlar üzerindeki genetik etki iyi bir şekilde belirlenmiştir ve çalışmalar önemli kalıtılabilirliği göstermektedir.[2] Diğer varyantlar, besin işleme ve enerji üretimi için çok önemli olan yollarda rol oynar. GOLGA2P4 ve ADAMTS7P5 arasında bulunan rs1997885 varyantı, hücresel yapı veya hücre dışı matriksin yeniden modellenmesinde yer alan yakındaki genlerin aktivitesini veya düzenlenmesini etkileyebilir ve bu da dolaylı olarak doku metabolizmasını etkileyebilir. GOLGA2P4, golgin proteinleri ile ilgili bir psödogendir, ADAMTS7P5 ise ADAMTS proteazları ile ilgili bir psödogendir ve her ikisi de karmaşık hücresel rollere sahiptir. Bu arada, BCAT2 ve HSD17B14 yakınında bulunan rs3760788 varyantı özellikle ilgi çekicidir. BCAT2(Dallı Zincirli Amino Asit Transaminaz 2), metabolizmada önemli yakıt kaynakları ve sinyal molekülleri olan dallı zincirli amino asitlerin (BCAA’lar) katabolizması için gereklidir. Buradaki varyasyonlar, enerji substrat kullanımını etkileyerek ve potansiyel olarak İMH’yi etkileyerek BCAA yıkımını değiştirebilir.[5] HSD17B14(Hidroksisteroid 17-Beta Dehidrojenaz 14), steroid hormon metabolizmasında rol oynar ve bu bölgeyi enerji dengesinin hormonal düzenlemesine daha da bağlar. Genetik faktörlerin ve enerji harcamasının etkileşimi, metabolik araştırmanın önemli bir alanıdır.

Metabolik düzenlemeyi daha da etkileyen FGF21 gibi genlerdeki varyantlar kritiktir. Fibroblast Büyüme Faktörü 21 (FGF21), genellikle metabolik stres hormonu olarak tanımlanan glikoz ve lipid metabolizmasını düzenlediği bilinen bir hormondur.FGF21 ve RNU6-317P yakınında bulunan rs655772 varyantı, FGF21 ekspresyonunu veya fonksiyonunu etkileyebilir, böylece tüm vücut enerji harcamasını, insülin duyarlılığını ve yağ metabolizmasını etkileyebilir. Bu varyanttan kaynaklanan değişmiş FGF21 sinyali, İMH’de farklılıklara ve metabolik bozukluklara yatkınlığa yol açabilir.[7] Ek olarak, PRDX5P1 ve LINC02005 yakınındaki rs77373510 varyantı, oksidatif stres yanıtında veya gen düzenlemesinde rol oynayabilir. PRDX5P1, bir antioksidan enzim olan Peroksiredoksin 5 ile ilgili bir psödogendir ve hücresel redoks durumu ve metabolik sağlık ile potansiyel bir bağlantı olduğunu düşündürmektedir. LINC02005 ve LINC02026 (varyant rs9828253 ile) gibi uzun kodlayıcı olmayan RNA’lar, metabolizma dahil olmak üzere hücresel süreçlerdeki çeşitli düzenleyici fonksiyonları için giderek daha fazla tanınmaktadır. Bu bölgelerdeki varyasyonlar, komşu genlerin ekspresyonunu veya kendi düzenleyici kapasitelerini etkileyerek İMH’deki bireysel farklılıklara katkıda bulunabilir.[4] FUT2’deki (Fukosiltransferaz 2) rs281377 varyantı, salgılayıcı durumunu belirlemedeki rolü, bağırsak mikrobiyotasının bileşimini etkilemesi ve potansiyel olarak besin emilimini ve konakçı metabolizmasını etkilemesiyle dikkat çekicidir. Farklı FUT2genotiplerine sahip bireyler, değişmiş bağırsak mikrobiyomu etkileşimleri ve sistemik inflamatuar durumlar nedeniyle metabolik profillerinde ve İMH’lerinde farklılıklar gösterebilir.[8] Ayrıca, RBM44 ve RAMP1 yakınındaki rs3754705 varyantı, RNA işlemesini ve reseptör sinyallemesini etkileyebilir. RBM44 (RNA Bağlama Motifi Proteini 44), RNA metabolizmasında rol oynarken, RAMP1 (Reseptör Aktivite Modifiye Edici Protein 1), vazodilatasyon ve inflamasyonda yer alan kalsitonin genle ilişkili peptid (CGRP) reseptör fonksiyonunun kritik bir bileşenidir. Bu süreçlerdeki değişiklikler, dolaylı olarak İMH’yi modüle eden sistemik etkilere sahip olabilir. Son olarak, NFILZ’deki (Nükleer Faktör, İnterlökin 3 Düzenlemeli) rs11668163 varyantı, metabolik düzenleme ile yakından ilişkili olan bağışıklık ve inflamatuar yanıtları etkileyebilir. Kronik düşük dereceli inflamasyon, enerji harcamasını etkileyebilir ve metabolik düzensizliğe katkıda bulunabilir, bu da bu tür varyantları İMH değişkenliği ile ilgili hale getirir.[1]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs10401347 SULT2B1resting metabolic rate
rs4698250 LINC01182 - LINC00504resting metabolic rate
rs1997885 GOLGA2P4 - ADAMTS7P5resting metabolic rate
ceramide amount
rs3760788 BCAT2 - HSD17B14resting metabolic rate
rs655772 FGF21 - RNU6-317Presting metabolic rate
rs77373510 PRDX5P1 - LINC02005resting metabolic rate
rs9828253 LINC02026resting metabolic rate
rs281377 FUT2alkaline phosphatase
resting metabolic rate
schizophrenia
FAM3C/NECTIN2 protein level ratio in blood
blood protein amount
rs3754705 RBM44 - RAMP1resting metabolic rate
rs11668163 NFILZresting metabolic rate

Dinlenme metabolizma hızı (RMR), vücudun dinlenme halindeyken harcadığı enerjiyi temsil eder ve toplam enerji harcamasının (EE) temel bir bileşenidir. İşlevsel olarak, RMR, bir gece aç kaldıktan sonra uyandıktan sonra 40 dakikalık bir süre boyunca ölçülen ortalama EE olarak kesin olarak tanımlanır; bu süre zarfında denek uyanık ve hareketsiz kalmaya yönlendirilir.[1] Bu, Lusk denklemleri kullanılarak hesaplanır ve daha sonra günlük bir kilokalori değeri sağlamak için tam bir güne ekstrapole edilir.[1]Daha geniş bilimsel literatürde genellikle bazal metabolizma hızı (BMR) ile birlikte tartışılsa da, RMR, enerji metabolizmasını belirli, standart dinlenme koşulları altında değerlendirmek için farklı ve yaygın olarak kullanılan bir operasyonel tanımdır.

RMR’nin ötesinde, ilgili çeşitli terimler enerji harcamasının farklı yönlerini belirtir. Toplam günlük EE, 24 saatlik EE olarak adlandırılır ve aktivite ve uyku dönemleri de dahil olmak üzere tam bir gün boyunca harcanan tüm enerjiyi kapsar.[1]Bu çerçevede, uyku metabolizma hızı (Uyku EE), spontane fiziksel aktivitenin (SPA) %1,5’in altında kalması koşuluyla, 01:00 ile 05:00 arasındaki 15 dakikalık gece aralıklarında kaydedilen ortalama EE olarak özel olarak tanımlanır.[1]Bir diğer önemli bileşen ise, inaktif uyanık durumdaki EE ile uyku metabolizma hızı arasındaki fark olarak türetilen “uyanık ve beslenmiş” termogenezdir (AFT).[1] Bu terimler toplu olarak, çeşitli fizyolojik durumlarda insan enerji metabolizmasını anlamak için kapsamlı bir sınıflandırma sistemi sağlar.

Bazal metabolizma hızı ve diğer enerji harcaması bileşenlerinin kesinliği, standart metodolojik yaklaşımlara ve katı operasyonel kriterlere dayanır. BMR tipik olarak bir solunum başlığı sistemi kullanılarak değerlendirilir: denekler, solunum gazı değişim verilerinden her 5 dakikada bir EH hesaplanmadan önce 10 dakikalık bir alıştırma periyodundan geçer ve ardından 40 dakikalık ortalama ekstrapole edilir.[1] Kapsamlı 24 saatlik EH ve substrat oksidasyon ölçümleri için, solunum odası olarak da bilinen tam oda kalorimetresi kullanılır.[1], [5] Bu ortamda, gönüllüler 23 saat 15 dakika boyunca odada kalır ve EH sürekli olarak ölçülür ve 15 dakikalık aralıklarla hesaplanır, daha sonra ortalaması alınır ve 24 saatlik bir süreye ekstrapole edilir.[1]Tutarlılık ve doğruluğu sağlamak için, denekler metabolik testten önce üç gün boyunca standart bir ağırlık koruma diyetine uyarlar; bu diyet tipik olarak %50 karbonhidrat, %30 yağ ve %20 proteinden oluşur.[1], [9], [10]Vücut ağırlığı günlük olarak izlenir ve gıda alımı, ağırlığı başlangıç ​​değerinin %1’i içinde tutmak için ayarlanır.[1] Vücut kompozisyonu, vücut yağ yüzdesi (PFAT), yağ kütlesi (FM) ve yağsız kütle (FFM) dahil olmak üzere de kritiktir; geçmişte, bu su altında tartılarak belirleniyordu, ancak daha sonra toplam vücut çift enerjili X-ışını absorpsiyometrisine (DXA) geçildi ve yöntemler arasında karşılaştırılabilirliği sağlamak için dönüşüm denklemleri uygulandı.[1] Bu titiz protokoller, klinik ve araştırma ortamlarında enerji metabolizması hakkında güvenilir veri sağlamak için gereklidir.

Belirleyiciler, Sınıflandırmalar ve Klinik Etkileri

Section titled “Belirleyiciler, Sınıflandırmalar ve Klinik Etkileri”

Dinlenme metabolizma hızı ve genel enerji harcaması, metabolik durumları sınıflandırmak için bir temel oluşturan karmaşık fizyolojik faktörlerin etkileşimiyle etkilenir. RMR ve 24 saatlik EH’nin en büyük belirleyicisi vücut büyüklüğü ve kompozisyonudur; yağsız kütle (FFM), metabolik olarak aktif doku olarak rolü nedeniyle varyansın yaklaşık %80’ini oluşturur.[1] Antropometrik ölçümlerin ötesinde, yaş ve cinsiyet de EH değişkenliğine katkıda bulunur.[1] Önemli olarak, genetik faktörler, ikiz çalışmalarıyla desteklenen bir bulgu olan EH’nin bireyler arası varyansında ölçülebilir bir rol oynar.[1], [2], [3]RMR ve EH’nin klinik önemi, özellikle kilo düzenlemesiyle ilgili olarak, sağlık sonuçları için öngörücü kapasitelerinde yatmaktadır. Daha düşük bir EH, gelecekteki vücut ağırlığı kazanımı ve yağ kütlesinde artış için sürekli olarak bir risk faktörü olarak tanımlanmıştır.[1], [5]Bu ilişki, obezite riski taşıyan bireyleri belirlemede RMR ölçümlerinin faydasının altını çizmektedir. Ayrıca, genetik çalışmalar, enerji harcamasını azaltmayla ilişkiliGPR158’deki varyantlar gibi EH’yi etkileyen varyantlara dayanarak bireyleri sınıflandırmayı, vücut ağırlığını ve yağlılığı etkileyen yeni metabolik yolları ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.[1] Bu tür sınıflandırmalar, metabolik bozuklukların karmaşık etiyolojisini anlamaya ve hedefe yönelik müdahaleler geliştirmeye yardımcı olur.

Enerji Metabolizmasının Temel Prensipleri

Section titled “Enerji Metabolizmasının Temel Prensipleri”

Dinlenme metabolizma hızı (RMR), vücudun bir gece aç kaldıktan sonra ve termal olarak nötr bir ortamda, solunum, dolaşım ve hücresel aktivite gibi temel fizyolojik fonksiyonları sürdürmek için harcadığı enerjiyi temsil eder. Bu temel enerji harcaması, yaşamı sürdürmek için kritiktir ve sayısız moleküler ve hücresel sürecin toplamını yansıtır. Hücresel düzeyde, metabolik yollar sürekli olarak besinleri, glikoliz, Krebs döngüsü ve oksidatif fosforilasyon gibi süreçlerle birincil enerji birimi olan adenozin trifosfata (ATP) dönüştürür. Enzimler de dahil olmak üzere temel biyomoleküller bu reaksiyonları kolaylaştırırken, tiroid hormonları ve insülin gibi hormonlar hızlarını düzenleyerek enerji arzının talebi karşılamasını sağlar. Bu hassas düzenleyici ağlardaki bozulma, vücudun enerji kullanımı için istikrarlı bir iç ortamı sürdürme yeteneğinin tehlikeye girdiği enerji homeostazında dengesizliklere yol açabilir.[1]RMR dahil olmak üzere toplam enerji harcaması (EH), öncelikle bireyin vücut büyüklüğü ve kompozisyonu tarafından belirlenir; yağsız kütle (FFM), hem DMH hem de 24 saatlik EH’deki varyansın yaklaşık %80’ini oluşturan önemli bir katkıda bulunur. Büyük ölçüde kas ve organlardan oluşan FFM, istirahatte bile önemli miktarda enerji tüketen metabolik olarak aktif dokuları temsil eder.[1] Karbonhidratların ve yağların sürekli oksidasyonu, Lusk tarafından geliştirilenler gibi denklemler kullanılarak ölçülen bu enerji çıktısının doğrudan bir ölçüsünü sağlar.[11] Ayrıca, vücudun kilo alma yeteneğini tahmin etmesi, açlık solunum değişim oranı, yiyeceklerin termik etkisi ve genel yakıt kullanımı gibi metabolik faktörlerden etkilenir.[8]

Genetik faktörler, RMR dahil olmak üzere enerji harcamasının bireyler arası değişkenliğinde ölçülebilir bir rol oynamaktadır. İkiz çalışmaları, istirahat metabolizma hızları üzerinde önemli bir genetik etki olduğunu göstermiştir ve kalıtsal özelliklerin bir bireyin vücudunun enerjiyi ne kadar verimli kullandığını etkilediğini belirtmektedir.[2]24 saatlik EH için kalıtılabilirlik tahminleri yaklaşık 0,52 ve maksimum Vücut Kitle İndeksi (BMI) için yaklaşık 0,55 olarak raporlanmıştır ve bu da bu metabolik özelliklere önemli genetik katkıyı vurgulamaktadır.[1] Bu genetik etki, metabolik yolları etkileyebilen ve bireyleri belirli metabolik profillere yatkın hale getirebilen belirli genlere ve bunların varyantlarına kadar uzanır.

Örneğin, bir genom çapında ilişkilendirme çalışması, GPR158 genindeki rs11014566 gibi varyantları tanımlamıştır ve bu varyantlar, enerji harcamasının azalmasıyla ilişkilidir. Özellikle, rs11014566 ’da G allelinin iki kopyasını taşıyan bireyler, özellikle uyku sırasında belirgin olan bir etkiyle, daha düşük 24 saatlik EH ve RMR sergilemiştir.[1] GPR158’deki bu genetik varyasyon, daha yüksek bir maksimum BMI, artmış vücut yağı yüzdesi (PFAT) ve daha fazla yağ kütlesi (FM) ile de bağlantılıdır ve bu da enerji dengesini ve vücut kompozisyonunu etkileyen doğrudan bir genetik yolu düşündürmektedir.[1] LEPR ve MC4Rgibi diğer genler de BMI ve 24 saatlik EH’deki varyasyonlarla ilişkili bulunmuştur ve bu da metabolizma hızının ve bunun vücut ağırlığı üzerindeki etkisinin altında yatan karmaşık bir genetik düzenleyici ağına işaret etmektedir.[12]

Dokuya Özgü Katkılar ve Sistemik Düzenleme

Section titled “Dokuya Özgü Katkılar ve Sistemik Düzenleme”

Bazal metabolizma hızı (BMH), çeşitli doku ve organlardaki enerji tüketiminin bir toplamıdır ve her biri metabolik aktivitesine ve kütlesine göre farklı katkıda bulunur. Beyin, karaciğer, kalp ve böbrekler gibi organlar, nispeten küçük kütlelerine rağmen, yüksek oranda metabolik olarak aktiftir ve BMH’ye orantısız bir şekilde katkıda bulunur. Kas dokusu, birim kütle başına organlara göre daha az metabolik olarak aktif olmasına rağmen, özellikle yağsız kütlesi nedeniyle daha büyük genel kütlesi nedeniyle önemli ölçüde katkıda bulunur.[1] Bu dokular arasındaki etkileşimler, iç ve dış uyaranlara yanıt olarak enerji harcamasını ayarlayan sinir ve endokrin sistemleri de dahil olmak üzere sistemik düzenleyici mekanizmalar aracılığıyla koordine edilir.

Örneğin, glikoz toleransının düzenlenmesi, farklı organ sistemleri arasındaki karmaşık etkileşimleri içerir; bu, N-tipi Ca2+ kanalı alfa(1B)-alt birim geninde eksikliği olan farelerde artmış glikoz toleransını gösteren ve kalsiyum kanallarının metabolik kontrolde bir rolü olduğunu düşündüren çalışmalarla kanıtlanmıştır.[13] Pankreas ve tiroid gibi endokrin bezleri tarafından salgılanan hormonlar, besin alımını, depolanmasını ve kullanımını düzenlemek için çeşitli hedef dokular üzerinde etki eder, böylece sistemik enerji dengesini etkiler. Bu doku etkileşimleri ve sistemik sonuçlar, bir bireyin bazal metabolizma hızının altında yatan karmaşık biyolojik ağı vurgulayarak, onu hem genetikten hem de çevresel faktörlerden etkilenen karmaşık bir özellik haline getirir.

Dinlenme metabolizma hızı (DMH), bir bireyin kilo alımına ve obeziteye yatkınlığının önemli bir belirleyicisidir ve enerji dengesiyle ilgili patofizyolojik süreçlerin temel bir yönünü temsil eder. Sürekli olarak daha düşük bir enerji harcaması, vücut ağırlığında ve yağ kütlesinde sonraki artışlar için önemli bir risk faktörü olarak tanımlanmıştır.[5]Bu ters ilişki, doğal olarak daha düşük DMH’ye sahip bireylerin, enerji alımı buna göre azaltılmazsa, fazla enerjiyi yağ olarak biriktirmeye daha yatkın olabileceğini düşündürmektedir. “Uyanık ve beslenmiş termogenez” kavramı, yani uyanıkken ve beslenirken uyku metabolizma hızının üzerinde harcanan enerji de rol oynar ve daha düşük seviyeler, abdominal adipozitesi olan bireylerde gelecekteki kilo alımını öngörmektedir.[14] İster genetik yatkınlıklardan ister çevresel faktörlerden kaynaklansın, enerji homeostazındaki bozulmalar, genel metabolik sağlığı etkileyen telafi edici tepkilere yol açabilir. Örneğin, daha düşük bir DMH, sadece bir sonuç olmaktan ziyade, kilo alımına birincil bir katkıda bulunabilir ve bu da temel bir biyolojik mekanizmanın devrede olduğunu gösterir.[7]Metabolizma hızıyla ilgili bu hastalık mekanizmalarını ve gelişimsel süreçleri anlamak, obezitenin ve ilişkili metabolik bozuklukların küresel sorununu ele almak için hayati öneme sahiptir.GPR158’deki gibi, enerji harcamasını (EH) ve vücut kompozisyonunu etkileyen genetik varyantları tanımlamak, terapötik müdahaleler için hedeflenebilecek yeni metabolik yollara ilişkin bilgiler sağlamaktadır.[1]

Dinlenme metabolizma hızı (RMR) ölçümleri, bir bireyin kilo almaya yatkınlığı ve obezite gelişimi riskini öngörmede önemli prognostik değere sahiptir. Araştırmalar sürekli olarak, RMR dahil olmak üzere daha düşük enerji harcama hızının, uzun vadede vücut ağırlığı ve yağ kütlesindeki gelecekteki artışlar için bir risk faktörü olduğunu göstermektedir.[5], [14] Bu öngörü yeteneği, erken risk değerlendirmesine olanak tanıyarak, zayıf yetişkin popülasyonlarında bile kilo birikimine metabolik olarak yatkın olabilecek bireyleri belirler.[15]Bu tür bilgiler, önemli kilo alımı meydana gelmeden önce klinisyenlerin hedeflenmiş yaşam tarzı değişiklikleriyle müdahale etmelerini sağlayarak kişiselleştirilmiş önleme stratejileri için çok önemlidir. RMR’nin kilo değişikliklerini öngörmedeki faydası çeşitli çalışmalarda araştırılmış olup, obezitenin metabolik bir öngörücüsü olarak rolünün altını çizmektedir.[7], [8], [16]

Genetik Belirleyiciler ve Komorbidite Katmanlaması

Section titled “Genetik Belirleyiciler ve Komorbidite Katmanlaması”

RMR’nin ayrıca enerji harcamasının genetik temellerine dair bir pencere sunması, metabolik komorbiditeler için risk katmanlamasına bilgi sağlayabilir. RMR ailesel bağımlılık ve önemli bir genetik bileşen sergilemekte, bu da belirli metabolik profillere kalıtsal yatkınlıkları düşündürmektedir.[2], [4] Örneğin, Amerikan yerlilerinde yapılan bir genom çapında ilişkilendirme çalışması, GPR158 genindeki varyantları, özellikle rs11014566 ’daki G allelini, anlamlı derecede azalmış 24 saatlik enerji harcaması ve daha düşük RMR ile ilişkili olarak tanımlamıştır.[1]Bu G allelinin iki kopyasını taşıyan bireyler, özellikle uyku sırasında daha düşük genel enerji harcaması göstermiştir.[1]Bu genetik varyant aynı zamanda daha yüksek maksimum vücut kitle indeksi (BMI), artmış vücut yağı yüzdesi (PFAT) ve daha fazla yağ kütlesi ile ilişkilendirilerek obezite riskindeki rolünü vurgulamıştır.[1]Bu G allelinin sıklığının Pima Kızılderilileri gibi popülasyonlarda diğer soylara kıyasla belirgin şekilde daha yüksek olduğu göz önüne alındığında, bu tür genetik etkileri anlamak, obezite ve ilgili metabolik durumlar için daha yüksek risk taşıyan bireyleri katmanlamaya yardımcı olabilir ve daha hassas, popülasyona özgü önleme ve yönetim yaklaşımlarını mümkün kılabilir.[1]

Kişiselleştirilmiş Metabolik Yönetimde RMR

Section titled “Kişiselleştirilmiş Metabolik Yönetimde RMR”

Risk tahmininin ötesinde, RMR ölçümleri metabolik sağlıkta kritik tanısal fayda sağlar ve kişiselleştirilmiş tedavi ve izleme stratejilerine rehberlik eder. Bir bireyin temel enerji harcamasını ölçerek, klinisyenler doğası gereği daha düşük metabolik hıza sahip olan ve sağlıklı bir kiloyu korumak veya elde etmek için daha sıkı kalori kontrolü veya artırılmış fiziksel aktivite gerektirebilecek kişileri belirleyebilir. Bu tanısal içgörü, uygun diyet ve egzersiz müdahalelerinin seçimine katkıda bulunur ve genelleştirilmiş önerilerin ötesine geçerek gerçekten kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarına yönelir. Ayrıca, seri RMR ölçümleri, zaman içinde kilo yönetimi programlarının, farmakolojik tedavilerin veya yaşam tarzı değişikliklerinin etkinliğini değerlendiren bir izleme aracı olarak hizmet edebilir. RMR’deki değişiklikleri gözlemlemek, metabolik adaptasyondaki, hastalık ilerlemesindeki veya tedaviye yanıttaki kaymaları gösterebilir, böylece hasta bakımını ve obezite ve tip 2 diyabet gibi durumlarda uzun vadeli sonuçları optimize etmek için zamanında ayarlamalar yapılmasına olanak tanır.

Boylamsal Çalışmalar ve Kilo Alımının Metabolik Belirteçleri

Section titled “Boylamsal Çalışmalar ve Kilo Alımının Metabolik Belirteçleri”

Boylamsal kohort çalışmaları, istirahat metabolizma hızı (RMR) ile uzun dönemli kilo değişiklikleri arasındaki ilişkiyi kapsamlı bir şekilde araştırmış ve RMR’i çeşitli popülasyonlarda kilo alımının önemli bir belirteci olarak belirlemiştir. Örneğin, Baltimore Yaşlanma Üzerine Boylamsal Çalışması’ndan elde edilen araştırmalar, hem açlık solunum değişim oranının hem de İMH’nin gelecekteki kilo alımını öngörebileceğini ve metabolik verimliliğin kilo düzenlemesindeki önemini vurgulamıştır.[8]Benzer şekilde, Pima Kızılderilileri üzerindeki çalışmalar, enerji harcama (EH) hızındaki azalmanın vücut ağırlığı kazanımı için bir risk faktörü olduğunu ve daha düşük EH’nin hem ağırlık hem de yağ kütlesinde uzun vadeli artışları sürekli olarak öngördüğünü göstermiştir.[5]Bazı çalışmalar İMH’nin her bağlamda kilo alımını evrensel olarak öngörmeyebileceğini öne sürse de, istirahat enerji harcaması ile kilo alımı arasında pozitif bir ilişki, zayıf yetişkin popülasyonlarında da gözlemlenmiş ve metabolizma ile vücut ağırlığı gidişatları arasında karmaşık etkileşimler olduğunu göstermiştir.[7] Daha ileri epidemiyolojik araştırmalar, ailesel faktörlerin İMH’yi önemli ölçüde etkilediğini ve çalışmaların bu metabolik ölçünün güçlü bir ailesel bağımlılığını gösterdiğini ortaya koymuştur.[4]İkiz çalışmaları, genetik bir bileşeni daha da desteklemekte ve hem istirahat hem de egzersiz metabolizma hızları üzerinde ölçülebilir genetik etkiler ile tek yumurta ikizleri arasında İMH’de önemli bir uyum olduğunu göstermektedir.[2] Bu bulgular, vücut büyüklüğü ve kompozisyonunun, özellikle yağsız kütlenin, İMH ve 24 saatlik EH’nin en büyük belirleyicileri olmasına rağmen, genetik yatkınlığın enerji harcamasındaki bireyler arası varyasyonlarda ve dolayısıyla kilo alma yatkınlığında önemli, ancak daha küçük bir rol oynadığını vurgulamaktadır.[5]

Soy Kökenine Özgü Genetik Belirleyiciler ve Popülasyonlar Arası Karşılaştırmalar

Section titled “Soy Kökenine Özgü Genetik Belirleyiciler ve Popülasyonlar Arası Karşılaştırmalar”

Popülasyonlar arası genetik çalışmalar, enerji harcamasını etkileyen soy kökenine özgü varyantların belirlenmesinde etkili olmuştur. Amerikan yerlilerinde, özellikle Pima Kızılderili popülasyonunda yapılan bir genom çapında ilişkilendirme çalışması (GWAS), GPR158 genindeki varyantların enerji harcamasının azalmasıyla ilişkili olduğunu belirlemiştir.[1] Hem tam mirasa hem de karışık mirasa sahip Pima Kızılderililerini içeren bu çalışma, rs11014566 tek nükleotid polimorfizminin G allelinin, özellikle uyku sırasında 24 saatlik EH’nin düşüklüğü ve dolayısıyla daha yüksek bir maksimum vücut kitle indeksi (BMI) ve vücut yağ yüzdesi ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.[1] Bu varyantın allel sıklığı etnik gruplar arasında önemli ölçüde farklılık göstermekte, Amerikan yerlilerinde yüksekken, Amerikalılarda, Afrikalılarda önemli ölçüde düşük ve Avrupalılarda neredeyse yok denecek kadar azdır; bu da metabolik özellikler üzerinde popülasyona özgü genetik etkilerin olduğunu düşündürmektedir.[1] rs11014566 ’nın BMI ile ilişkisinin replikasyon çalışmaları, Amerika Kıtaları için Genomik Tıp Alanında İnce Girişim (SIGMA) konsorsiyumu kapsamında, diyabeti olmayan Meksikalı bireylerde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar, BMI risk allellerinin daha yüksek BMI ile ilişkisini daha da destekleyerek, bu tür genetik etkilerin diğer Yerli Amerikan kökenli popülasyonlara da uzanabileceğini göstermiştir.[1] Bu tür soy kökenine özgü genetik varyantların tanımlanması, yalnızca farklı etnik gruplar arasındaki metabolik yollardaki genetik heterojeniteyi vurgulamakla kalmayıp, aynı zamanda obeziteye ve ilgili metabolik bozukluklara karşı popülasyona özgü yatkınlıklar hakkında da bilgiler sağlamaktadır.

Dinlenme metabolizma hızı ve enerji harcaması üzerine yapılan popülasyon çalışmaları, sağlam ve genellenebilir bulgular sağlamak için kesin ve standart metodolojilere dayanır. RMR tipik olarak, bir gece aç kaldıktan sonra uyanır uyanmaz bir solunum başlığı sistemi kullanılarak ölçülür ve enerji harcaması belirli bir süre (örn. 40 dakika) boyunca hesaplanır ve ekstrapole edilir.[1]Kapsamlı enerji harcaması değerlendirmeleri için, 24 saatlik EE ve substrat oksidasyonu genellikle, gönüllülerin kontrollü koşullar altında uzun süre kaldığı ve EE ile kendiliğinden fiziksel aktivitenin sürekli olarak izlendiği tüm oda kalorimetrelerinde ölçülür (SPA).[5] Yağ kütlesi (FM) ve yağsız kütle (FFM) dahil olmak üzere vücut kompozisyonu, EE ölçümlerini ayarlamak için çok önemlidir ve su altında tartılma veya dual-enerji X-ışını absorpsiyometrisi (DXA) gibi yöntemlerle tahmin edilir.[1] Bu çalışmalar genellikle, genom çapında ilişkilendirme analizi için kullanılan 7.701 Pima Kızılderili örneği gibi geniş örneklem büyüklüklerini içerir ve alt gruplar ayrıntılı yatan hasta metabolik testlerine tabi tutulur.[1] Aile temelli kohortlar içindeki karıştırıcı faktörleri ve genetik akrabalığı hesaba katmak için, analizler tipik olarak yaş ve cinsiyet gibi demografik faktörler, vücut kompozisyonu parametreleri (FM, FFM), SPA ve genetik temel bileşenler için ayarlanır.[1] Bu tür titiz çalışma tasarımları, bulguların temsil edilebilirliğini ve genellenebilirliğini artırırken, ince genetik etkileri tespit etme gücü değişebilir, bu da nominal olarak anlamlı ilişkilerin dikkatli bir şekilde yorumlanmasını ve bağımsız kohortlarda replikasyonunu gerektirir.[1]

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak istirahat metabolizma hızının en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Arkadaşım neden bu kadar çok yiyip zayıf kalabiliyor, ama ben kalamıyorum?

Section titled “1. Arkadaşım neden bu kadar çok yiyip zayıf kalabiliyor, ama ben kalamıyorum?”

Bu durum genellikle dinlenme metabolizma hızındaki (RMR) bireysel farklılıklardan kaynaklanmaktadır; bu, vücudunuzun dinlenirken kaç kalori yaktığıdır. Bu farklılıkların önemli bir kısmı, toplam enerji harcamanızın yaklaşık %52’si, genetikten etkilenir. Bazı insanlar genleri nedeniyle doğal olarak daha yüksek bir RMR’ye sahiptir ve bu da hareketsiz olduklarında bile daha fazla kalori yakmalarını sağlar.

2. Kardeşim zayıf, ama ben değilim. Neden bu kadar farklıyız?

Section titled “2. Kardeşim zayıf, ama ben değilim. Neden bu kadar farklıyız?”

Aile üyeleri arasında bile, genetik varyasyonlar farklı metabolizma hızlarına yol açabilir. Genel enerji harcamasının güçlü bir kalıtsal bileşeni olmasına rağmen (yaklaşık %52), miras aldığınız spesifik genetik varyantlar RMR’nizi etkileyebilir. Bu, benzer yaşam tarzlarına sahip olsanız bile, vücudunuzun kardeşinizden farklı şekilde kalori yakabileceği anlamına gelir.

3. Yavaş metabolizmam kilo almaya devam etmemin nedeni olabilir mi?

Section titled “3. Yavaş metabolizmam kilo almaya devam etmemin nedeni olabilir mi?”

Evet, doğal olarak daha düşük bir dinlenme metabolizma hızı (RMR), gelecekteki kilo alımı için bilinen bir risk faktörüdür. Çalışmalar, daha düşük DMH’ye sahip bireylerin zamanla daha fazla vücut ağırlığı ve yağ kütlesi kazanma eğiliminde olduğunu göstermiştir. Genetik yapınız, DMH’nizin belirlenmesinde önemli bir rol oynar.

4. Ailem kilo sorunları yaşıyorsa, ben de yaşayacak mıyım?

Section titled “4. Ailem kilo sorunları yaşıyorsa, ben de yaşayacak mıyım?”

Metabolizma hızları ve vücut ağırlığında güçlü bir genetik bileşen vardır; 24 saatlik enerji harcaması için kalıtılabilirlik yaklaşık %52 ve BMI için %55 olarak tahmin edilmektedir. Yani, ailenizde kilo sorunları geçmişi varsa, bu, daha düşük bir RMR veya daha yüksek bir BMI’ye genetik bir yatkınlığınız olabileceğini gösterir. Ancak, yaşam tarzı seçimleri hala önemli bir rol oynamaktadır.

5. Çocuklarım benim yavaş metabolizmamı miras almak zorunda mı?

Section titled “5. Çocuklarım benim yavaş metabolizmamı miras almak zorunda mı?”

Kesinlikle “mahkum” değiller, ancak metabolik yatkınlıklarınızın bir kısmını miras alma olasılıkları yüksek. Genetik, enerji harcamasındaki varyansın yaklaşık %52’sini oluşturur. RMR ile bağlantılı genleri miras alabilirler, ancak nihai metabolik sağlıkları da diyetleri, aktivite düzeyleri ve çevreleri tarafından önemli ölçüde şekillenecektir.

6. Etnik kökenim kilo risklerimi etkiler mi?

Section titled “6. Etnik kökenim kilo risklerimi etkiler mi?”

Evet, araştırmalar metabolizma üzerindeki genetik etkilerin farklı etnik gruplar arasında değişebileceğini göstermektedir. Örneğin, GPR158 genindeki gibi, enerji harcamasının azalmasıyla ilişkili bazı genetik varyantlar, Amerikan yerlileri gibi belirli popülasyonlarda daha yaygındır ve bu da onların obeziteye yatkınlığını etkileyebilir.

7. Genetik Bir Test Metabolizmamı Anlamama Yardımcı Olur mu?

Section titled “7. Genetik Bir Test Metabolizmamı Anlamama Yardımcı Olur mu?”

Genetik bir test, metabolik yatkınlıklarınız hakkında potansiyel olarak fikir verebilir. Hiçbir tek gen RMR’nuzu tam olarak açıklamamasına rağmen, daha düşük enerji harcamasıyla bağlantılı belirli varyantları belirlemek, diyet ve egzersiz stratejilerini kişiselleştirmeye yardımcı olabilir. Ancak, mevcut genetik testler karmaşık resmin yalnızca küçük bir bölümünü yakalamaktadır ve kapsamlı bir anlayış için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Kesinlikle. Dinlenme metabolizma hızınızın güçlü bir genetik bileşeni olmasına rağmen (yaklaşık %52 oranında kalıtsal), diyet ve egzersiz güçlü araçlardır. Düzenli fiziksel aktivite ve dengeli bir diyet, dinlenme metabolizma hızınızın (RMR) düşük olmasına genetik bir yatkınlığınız olsa bile, genel enerji harcamanızı önemli ölçüde etkileyebilir ve kilonuzu yönetmenize yardımcı olabilir.

9. Kilo verme diyetleri neden başkaları için işe yararken benim için yaramıyor?

Section titled “9. Kilo verme diyetleri neden başkaları için işe yararken benim için yaramıyor?”

Bunun nedeni, genetiğinizden önemli ölçüde etkilenen istirahat metabolizma hızınızdaki (RMR) farklılıklar olabilir. Bazı insanlar doğal olarak istirahat halindeyken daha az kalori yakarlar, bu da benzer diyetlerle bile kilo vermeyi daha zor hale getirir. Genetik varyasyonlar, vücudunuzun enerjiyi ne kadar verimli kullandığını etkileyebilir.

10. Yavaş metabolizmam için neden basit bir ‘çözüm’ yok?

Section titled “10. Yavaş metabolizmam için neden basit bir ‘çözüm’ yok?”

Basit bir “çözüm” olmamasının nedeni, metabolizmanızın, özellikle de istirahat metabolizma hızınızın (RMR), birçok faktörden etkilenen karmaşık bir özellik olmasıdır. Genetik, enerji harcamasının yaklaşık %52’sini oluşturarak önemli bir rol oynarken, küçük etkilere sahip birçok farklı gen katkıda bulunur ve bunların etkileşimleri hala anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bu karmaşıklık, evrensel bir çözümden ziyade kişiselleştirilmiş bir yaklaşımın genellikle en etkili olduğu anlamına gelir.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler elde edildikçe güncellenebilir.

Feragatname: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Piaggi, P., et al. “A Genome-Wide Association Study Using a Custom Genotyping Array Identifies Variants in GPR158 Associated With Reduced Energy Expenditure in American Indians.”Diabetes, vol. 66, Aug. 2017. PMID: 28476931.

[2] Bouchard C, Tremblay A, Nadeau A, et al. “Genetic effect in resting and exercise metabolic rates.” Metabolism. 1989;38:364–370.

[3] Fontaine, E., et al. “Resting metabolic rate in monozygotic and dizygotic twins.”Acta Genet Med Gemellol (Roma), vol. 34, 1985, pp. 41–47.

[4] Bogardus C, Lillioja S, Ravussin E, et al. “Familial dependence of the resting metabolic rate.” N Engl J Med. 1986;315:96–100.

[5] Ravussin E, Lillioja S, Knowler WC, et al. “Reduced rate of energy expenditure as a risk factor for body-weight gain.” N Engl J Med. 1988;318:467–472.

[6] Tataranni, P. A., et al. “Body weight gain in free-living Pima Indians: effect of energy intake vs expenditure.”Int J Obes Relat Metab Disord, vol. 27, 2003, pp. 1578–1583.

[7] Anthanont P, Jensen MD. “Does basal metabolic rate predict weight gain?” Am J Clin Nutr. 2016;104:959–963.

[8] Seidell JC, Muller DC, Sorkin JD, Andres R. “Fasting respiratory exchange ratio and resting metabolic rate as predictors of weight gain: the Baltimore Longitudinal Study on Aging.” Int J Obes Relat Metab Disord. 1992;16:667–674.

[9] Pannacciulli, N., et al. “The 24-h carbohydrate oxidation rate in a human respiratory chamber predicts ad libitum food intake.”The American Journal of Clinical Nutrition, vol. 86, no. 3, 2007, pp. 625-632.

[10] Penesova, A., et al. “Short-term isocaloric manipulation of carbohydrate intake: effect on subsequent ad libitum energy intake.”European Journal of Nutrition, vol. 50, no. 6, 2011, pp. 455-463.

[11] Lusk, G. “Animal calorimetry: analysis of oxidation of mixtures of carbohydrates and fat.” J Biol Chem, vol. 59, 1924, pp. 41–42.

[12] Traurig, M. T., et al. “Variants in the LEPR gene are nominally associated with higher BMI and lower 24-h energy expenditure in Pima Indians.”Obesity (Silver Spring), vol. 20, 2012, pp. 2426–2430.

[13] Takahashi, E., et al. “Increased glucose tolerance in N-type Ca2+ channel alpha(1B)-subunit gene-deficient mice.”Int J Mol Med, vol. 15, 2005, pp. 937–944.

[14] Piaggi P, Thearle MS, Bogardus C, Krakoff J. “Lower energy expenditure predicts long-term increases in weight and fat mass.” J Clin Endocrinol Metab. 2013;98:E703–E707.

[15] Luke, A., Durazo-Arvizu, R., Cao, G., et al. (2006). Positive association between resting energy expenditure and weight gain in a lean adult population.American Journal of Clinical Nutrition, 83(5), 1076–1081.

[16] Weinsier, R. L., Nelson, K. M., Hensrud, D. D., et al. (1995). Metabolic predictors of obesity. Contribution of resting energy expenditure, thermic effect of food, and fuel utilization to four-year weight gain of post-obese and never-obese women.Journal of Clinical Investigation, 95(2), 980–985.