İçeriğe geç

Radius Kemik Mineral Yoğunluğu

Radius kemik mineral yoğunluğu (BMD), tipik olarak distal radiusun üçte birinde ölçülen radius kemiğindeki mineralize doku miktarını ifade eder. Dual-enerji X-ışını absorbsiyometrisi (DXA), özellikle çocuklarda bu bölgedeki kemik mineralizasyonunu değerlendirmek için kullanılan yaygın bir yöntemdir. Bu, bazen “kazananın laneti” veya Beavis etkisi olarak adlandırılan, gerçek genetik etkiyi abartabilen ve bulguların bağımsız kohortlarda tekrarlanmasını zorlaştıran şişirilmiş etki büyüklüklerine yol açabilir.[1] Bu tür tutarsızlıklar, sağlam ve tekrarlanabilir genetik ilişkileri sağlamak için daha büyük, iyi desteklenmiş çalışmalara duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır.

Ayrıca, pediatrik ve yetişkin kohortları arasındaki replikasyon çabaları genellikle tutarsız sonuçlar vermiştir ve bu da kemik mineral yoğunluğu üzerindeki genetik etkilerin yaşa özgü olabileceğini düşündürmektedir.[1] Bu yaşa bağımlılık, bir gelişim aşamasından elde edilen bulguların doğrudan diğerine aktarılamayacağı anlamına gelir ve bu da yaşam boyu genetik katkıların genel olarak anlaşılmasını zorlaştırır. Keşif ve replikasyon kohortlarını içeren iki aşamalı bir tasarım, yanlış gözlemleri azaltmaya yardımcı olabilirken, belirli etnik alt kümeler üzerinde yapılanlar gibi belirli analizlerdeki daha küçük örneklem büyüklükleri, ilgili tüm genetik lokusları tespit etme istatistiksel gücünü hala sınırlayabilir.[1]

Genellenebilirlik ve Fenotip Özgüllüğü

Section titled “Genellenebilirlik ve Fenotip Özgüllüğü”

Mevcut araştırmalardaki önemli bir sınırlama, birçok kohortta Avrupa veya Kafkas kökenli bireylerin ağırlıklı olarak yer almasıdır.[2] Bu demografik dengesizlik, genetik mimari ve allel frekansları popülasyonlar arasında önemli ölçüde değişebileceğinden, bulguların farklı etnik gruplara genellenebilirliğini kısıtlamaktadır. Örneğin, CPED1-WNT16-FAM3Cyakınındaki genetik sinyaller gibi bazı genetik sinyaller, farklı soylarda değişen etki büyüklükleri veya hatta heterojenlik göstermiştir ve bu da kemik mineral yoğunluğu için genetik ilişkilerin evrensel olarak uygulanamayacağını göstermektedir.[3]Dahası, kemik mineral yoğunluğu, bölgeye özgü genetik belirleyicilere sahip karmaşık bir özelliktir. Radius kemik mineral yoğunluğuna odaklanan çalışmalar, özellikle çocuklarda bu bölgedeki yüksek kırık oranı göz önüne alındığında değerli bilgiler sağlarken, radiusu etkileyen genetik faktörler, lomber omurga veya femur boynu gibi diğer iskelet bölgelerini etkileyenlerden farklı olabilir.[1]Bu bölge özgüllüğü, bir iskelet bölgesinden elde edilen bulguların tüm iskeletteki kemik mineral yoğunluğu varyasyonunu tam olarak açıklayamayabileceği anlamına gelir. Ek olarak, genetik varyantları gen ekspresyonuna (eQTL analizleri) bağlama çabaları, kemik biyolojisi ile doğrudan alakalı olmayabilecek doku tiplerinin (örneğin, yağ dokusu, cilt, lenfoblastoidler) kullanımıyla engellenmiştir ve bu da ilişkili genetik lokusların fonksiyonel sonuçlarını tanımlamayı zorlaştırmaktadır.[3]

Çevresel Etkileşimler ve Kalan Bilgi Boşlukları

Section titled “Çevresel Etkileşimler ve Kalan Bilgi Boşlukları”

Çocuklar ve yetişkinler arasındaki genetik etkilerde gözlemlenen farklılıklar, çevresel faktörlerin ve gen-çevre etkileşimlerinin yaşam boyunca kemik mineral yoğunluğunu şekillendirmede önemli bir rol oynadığını düşündürmektedir. Çocuklarda çevresel etkilere kümülatif maruz kalma daha düşüktür ve bu da genetik etkilerin daha belirgin olmasına olanak tanırken, yetişkinlerde çevresel faktörler bazı genetik katkıları modüle edebilir veya maskeleyebilir.[1]Bununla birlikte, spesifik çevresel karıştırıcılar ve bunların radius kemik mineral yoğunluğu için genetik yatkınlıklarla karmaşık etkileşimleri henüz tam olarak anlaşılamamıştır ve bu da önemli bir bilgi boşluğunu temsil etmektedir.

Genetik lokusların belirlenmesindeki ilerlemelere rağmen, bu varyantların kemik mineral yoğunluğunu etkilediği kesin moleküler mekanizmalar ve hedef transkriptler genellikle belirsizliğini korumaktadır. Mevcut eQTL analizlerinden elde edilen ikna edici kanıtların eksikliği, kısmen kemiğe özgü olmayan dokuların kullanımından kaynaklanmaktadır ve daha uygun hücresel ve doku modelleri kullanılarak daha fazla fonksiyonel çalışma yapılması gerektiğini vurgulamaktadır.[3]Bu boşlukları doldurmak, genetik ilişkilendirmeleri kapsamlı bir biyolojik anlayışa dönüştürmek ve kemik mineral yoğunluğu gibi karmaşık özellikler için genetik varyansın önemli bir kısmının tanımlanan varyantlarla açıklanamadığı “kayıp kalıtılabilirlik” olgusunu ele almak için kritik öneme sahiptir.

Radius kemik mineral yoğunluğunun (BMD) genetik yapısı, kemik gelişimi ve bakımı üzerinde belirgin ve bazen cinsiyete özgü etkileri olan çeşitli lokusları içerir. En öne çıkanlardan biri, pediatrik ve yetişkin kemik yoğunluğunda sürekli olarak yer alanCPED1, WNT16 ve FAM3C genlerini kapsayan 7q31.31 lokusudur. Bu bölgedeki rs67991850 ve rs6963115 gibi varyantlar, radius BMD ile ilişkili en önemli sinyallerdir ve bu ilişkiler genellikle kadınlarda daha güçlüdür.[1] CPED1 içindeki intronik varyant rs148771817 , ön kol BMD ile önemli bir ilişki gösterir ve önemli bir etki büyüklüğü sergilerken, rs7797976 da ön kol KMY için genom çapında anlamlı bir sinyaldir ve diğer CPED1 varyantlarıyla güçlü bağlantı dengesizliğindedir.[4] WNT sinyal yolunun bir üyesi olan WNT16, kemik sağlığı için kritiktir; farelerdeki eksikliği, kortikal kemik yapısının bozulması nedeniyle kendiliğinden kırıklara yol açar.[3] CPED1 ve FAM3C daha az karakterizedir, ancak CPED1 lokusundaki bazı SNP’ler, kemikle ilgili hücre tiplerinde aktif olan öngörülen güçlendirici veya promotör bölgeleriyle yüksek bağlantı dengesizliğindedir ve bu da düzenleyici bir role işaret etmektedir.[1] rs7776725 varyantı da WNT16 bölgesinde KMY ile ilişkilendirilmiştir.[4] Radius KMY’yi etkileyen bir diğer önemli lokus, SPTB geni ile ilişkilidir ve rs1957429 yeni bir sinyal olarak tanımlanmıştır. SPTB, hücresel bütünlüğü ve mekanik stabiliteyi koruyan, kemik hücresi mekaniği ve genel kemik gücü ile potansiyel olarak ilgili bir fonksiyon olan beta-spektrini kodlar. Bu varyant, cinsiyet özgüllüğü gösterir ve kadınlarda radius KMY ile daha güçlü bir ilişki sergiler.[1]Doğrudan bağlantılı bu lokusların ötesinde, diğer varyantlar da kemik yoğunluğunun karmaşık genetiğine katkıda bulunur. Örneğin,rs17066839 , öncelikle enerji homeostazı ve vücut ağırlığı düzenlemesindeki rolüyle bilinen, kemik mineral yoğunluğu ve gelişimi ile içsel olarak bağlantılı faktörler olanMC4R (melanokortin 4 reseptörü) yakınında bulunur.[2] Benzer şekilde, GABBR1’deki (Gama-aminobütirik asit tip B reseptör alt birimi 1) rs3025642 , nörotransmisyonla ilgili bir gene işaret etmektedir, ancak GABA reseptörleri kemik hücrelerinde de tanımlanmıştır ve bu da kemik metabolizmasını modüle etmede potansiyel bir role işaret etmektedir.[4] Radius KMY’ye daha fazla genetik katkı, LINC02612 ve FABP5P10 yakınındaki rs7580162 gibi varyantlardan gelmektedir. LINC02612, gen ekspresyonunda düzenleyici roller oynayabilen uzun intergenik kodlayıcı olmayan bir RNA’yı temsil ederken, FABP5P10, kemik sağlığını ve hücre farklılaşmasını etkilediği bilinen bir yol olan lipid metabolizmasında yer alan yağ asidi bağlayıcı proteinlerle ilgili bir psödogendir.[2] RNA5SP173 ve NDUFB5P1 yakınında bulunan rs4861845 varyantı, mitokondriyal fonksiyonun kemik yoğunluğundaki potansiyel rolünü vurgulamaktadır.NDUFB5, hücresel solunum ve enerji üretimi için hayati öneme sahip olan mitokondriyal kompleks I’in bir bileşenidir; bu süreçler, kemik oluşturan osteoblastların ve kemik rezorbe eden osteoklastların aktivitesi ve hayatta kalması için gereklidir.[4] Son olarak, TAFA1 (TAFA kemokin benzeri aile üyesi 1) yakınındaki rs11716986 , muhtemelen hücre sinyalleşmesinde veya bağışıklık yanıtlarında yer alan, kemik yeniden şekillenmesini ve genel iskelet sağlığını etkilediği bilinen salgılanan proteinler için bir rol olduğunu düşündürmektedir.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs7776725
rs718766
FAM3Cfemoral neck bone mineral density
hip bone mineral density
bone tissue density
radius bone mineral density
rs6980043 CPED1 - WNT16bone tissue density
radius bone mineral density
rs148771817 CPED1radius bone mineral density
rs6963115
rs67991850
rs7797976
CPED1radius bone mineral density
bone tissue density
rs1957429 SPTB - RPPH1-2Pradius bone mineral density
rs17066839 RNU4-17P - MC4Rbone tissue density
femoral neck bone mineral density
radius bone mineral density
rs3025642 GABBR1radius bone mineral density
rs7580162 LINC02612 - FABP5P10radius bone mineral density
rs4861845 RNA5SP173 - NDUFB5P1radius bone mineral density
rs11716986 TAFA1radius bone mineral density

Radius kemik mineral yoğunluğu (BMD), ön koldaki iki uzun kemikten biri olan radiustaki mineralize kemik dokusunun konsantrasyonunu ifade eder. Kemik gücünün ve genel iskelet sağlığının önemli bir göstergesi olarak hizmet eder. İşlevsel olarak, radius KMY’si tipik olarak dual-enerji X-ışını absorbsiyometrisi (DXA) kullanılarak ölçülür; bu, santimetre kare başına gram (g/cm²) cinsinden alansal kemik mineral yoğunluğunu (aKMY) ölçen non-invaziv bir görüntüleme tekniğidir. Bu ölçüm, özellikle pediatrik ve postmenopozal popülasyonlarda, kırık riskini değerlendirmek ve kemik sağlığını izlemek için yaygın bir bölge olan distal radius gibi belirli bir bölgede bulunan kemik minerali miktarı hakkında bilgi sağlar.[1]“Bilek” terimi, kemik özellikleri ve kırık risk değerlendirmesi tartışmalarında genellikle radius KMY’si ile eş anlamlı olarak kullanılır. Veri analizi, temel taramalar için Hologic Discovery 12.3 ve takip analizleri için Apex 2.1 gibi özel yazılımlar kullanılarak yapılır.[3]Ayrıca, aKMY ve kemik mineral içeriği (BMC) için Z skorları, büyüme ve gelişme sırasında yaş ve cinsiyet farklılıklarını normalleştirmek için Çocukluk Çağında Kemik Mineral Yoğunluğu Çalışması’ndan (BMDCS) elde edilenler gibi yerleşik referans değerleri kullanılarak hesaplanır ve iskelet boyutuyla karışıklığı azaltmak için yaşa göre boy Z skorlarına göre daha da ayarlanır.

Radius BMD, klinik olarak önemli bir parametredir, çünkü ön koldaki azalmış kemik kütlesi, kalça kırıkları dahil olmak üzere gelecekteki kırıkların bilinen bir göstergesidir ve osteoporoz gibi durumlarla ilişkilidir.[5] Distal radius, özellikle pediatrik değerlendirmelerde önemlidir, bu da pediatrik distal radius ve ön kol kırıklarına odaklanan çalışmalarla kanıtlanmıştır.[6]Araştırmalar, çocukluk çağı vücut kitle indeksi (CBMI) ile ulna ve radius KMY arasında pozitif bir genetik korelasyon olduğunu göstermektedir; bu da erken yaşam faktörlerinin kemik mineral birikimini ve yetişkin kemik kütlesini etkilediğini düşündürmektedir.[2] Genetik çalışmalar, CPED1 (rs67991850 , rs6963115 ) ve SPTB (rs1957429 ) yakınındaki bölgeler de dahil olmak üzere, distal radiusta pediatrik aKMY ve KKB’yi etkileyen spesifik lokusları tanımlamıştır ve bu bölgedeki kemik sağlığının altında yatan karmaşık genetik yapıyı vurgulamaktadır.[1]

Radius Kemiği Mineral Yoğunluğunun Nedenleri

Section titled “Radius Kemiği Mineral Yoğunluğunun Nedenleri”

Radius kemiği mineral yoğunluğu, kemik gücünün kritik bir göstergesi ve kırık riskinin bir belirleyicisi olup, genetik, gelişimsel ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimiyle şekillenir. Bu çeşitli nedensel yolları anlamak, özellikle çocuklarda distal radius kırıklarının yüksek prevalansı ve bunların yetişkinlerde gelecekteki osteoporotik kırıklar için öngörücü değeri göz önüne alındığında önemlidir.[1]

Radius kemik mineral yoğunluğu, bireyin genetik yapısından önemli ölçüde etkilenir ve çalışmalar, genetik faktörlerin genel kemik mineral yoğunluğundaki varyansın yaklaşık %50 ila %85’ini oluşturduğunu tahmin etmektedir.[2]Bu güçlü kalıtsal bileşen, kemik sağlığını belirlemede kalıtsal varyantların önemini vurgulamaktadır. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), çocuklarda distal radiusu etkileyen cinsiyete özgü varyantlar da dahil olmak üzere, kemik mineral yoğunluğu ile ilişkili çok sayıda genetik lokus tanımlamıştır.[1] Örneğin, kadınlarda, CPED1 (rs67991850 , rs7797976 , rs6963115 ) yakınındaki belirli lokuslar ve SPTB (rs1957429 ) yakınındaki yeni bir lokus, radius alan kemik mineral yoğunluğu (aBMD) ile önemli ölçüde bağlantılı bulunmuştur.[1]Bu bulgular, belirli genetik varyasyonların kemik mineral birikimini nasıl etkileyebileceğini vurgulamaktadır;CPED1lokusu daha önce hem yetişkinlerde hem de çocuklarda çeşitli iskelet bölgelerindeki kemik mineral yoğunluğu ile ilişkilendirilmiştir.[1] Erkeklerde, 9p21.3 kromozomu üzerindeki farklı bir lokus (rs7035284 ), bir gen çölü içinde ve MIR31HG ve MTAPgibi genlerin yakınında yer almakta olup, radius kemik mineral içeriğini etkilediği belirlenmiştir (BMC).[1]Bu spesifik tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP’ler) ötesinde, her bir genin küçük bir etki katkıda bulunduğu genel poligenik mimari de rol oynamaktadır ve poligenik risk skorları, bu genetik varyasyonların kemik mineral yoğunluğu üzerindeki kümülatif etkisini değerlendirmek için kullanılmaktadır.[2] Ayrıca, RBMS3 ve ZNF516arasında gözlemlenenler gibi gen-gen etkileşimleri, toplu olarak kemik mineral yoğunluğunu etkileyebilir ve kemik gücünü belirlemede genetik faktörlerin karmaşık etkileşimini göstermektedir.[2] EN1geni de kemik yoğunluğunun ve kırığın bir belirleyicisi olarak tanımlanmıştır ve bu da kemik sağlığını etkileyen daha geniş bir genetik yapıyı göstermektedir.[4]

Gelişimsel Etkiler ve Erken Yaşam Özellikleri

Section titled “Gelişimsel Etkiler ve Erken Yaşam Özellikleri”

Çocukluk ve ergenlik boyunca kemik mineral yoğunluğu kazanımının seyri, erken yaşam etkileri ve gelişimsel faktörler tarafından önemli ölçüde şekillenir. Çalışmalar, çeşitli erken büyüme parametreleri ile daha sonraki kemik mineral yoğunluğu arasında korelasyonlar olduğunu göstermiştir.[2]Örneğin, doğum ağırlığı sürekli olarak kemik mineral yoğunluğu ile ilişkilidir ve bu da rahim içi ve erken doğum sonrası ortamların iskelet gelişimine katkıda bulunduğunu düşündürmektedir.[2]Benzer şekilde, çocukluk çağı vücut kitle indeksi (CBMI), sağ ulna ve radius kemik mineral yoğunluğu ile anlamlı pozitif genetik korelasyon göstermektedir; bu da erken büyüme ve gelişmeyi etkileyen genetik faktörlerin ön koldaki kemik mineralizasyonunu da etkilediğini göstermektedir.[2] Bu bağlantı, ergenlik çağı vücut kitle indeksi gibi büyüme parametrelerinin yüksek kalıtılabilirliği ile de desteklenmektedir; bu oran %70-90 olarak tahmin edilmekte olup, aditif genetik etkiler büyük ölçüde genç yetişkinliğe geçişini açıklamaktadır.[2]Radius kemik mineral yoğunluğu için doğrudan kanıtlar hala ortaya çıkmakta olsa da, DNA metilasyonu gibi epigenetik mekanizmaların yaştan ve cinsiyetten etkilendiği bilinmektedir ve erken yaşam deneyimlerinin gen ekspresyonunu ve dolayısıyla iskelet gelişimini sürekli olarak etkileyebileceği potansiyel arabulucular olarak giderek daha fazla kabul görmektedir.[1]Bu erken yaşam belirleyicilerini anlamak çok önemlidir, çünkü bu oluşum yıllarında optimal kemik kütlesi elde edilmesi, gelecekteki iskelet bozukluklarını önlemek için çok önemlidir.[1]

Cinsiyete Özgü Faktörler ve Diğer Modifikatörler

Section titled “Cinsiyete Özgü Faktörler ve Diğer Modifikatörler”

Cinsiyet, radius kemik mineral yoğunluğunun belirlenmesinde temel bir rol oynar ve erkekler ve kadınlar arasında farklı genetik ve fizyolojik etkiler gözlemlenir. Araştırmalar, distal radiusta pediatrik kemik mineral yoğunluğu ve içeriğini etkileyen cinsiyete özgü genetik lokusları vurgulamaktadır ve kemik birikiminin genetik belirleyicilerinin cinsiyete göre önemli ölçüde değişebileceğini göstermektedir.[1]Bu farklılık, kadınların tipik olarak erkeklere (%20-30) kıyasla daha büyük bir azalma (%30-50) yaşadığı ve bu farklılıkların pediatrik gelişim sırasında ortaya çıkmaya başlayabileceği ve gelecekteki osteoporotik riske katkıda bulunabileceği doruk kemik kütlesinin yaşam boyu kaybına da yansımaktadır.[1]Doğuştan gelen biyolojik cinsiyetin ötesinde, diğer faktörler radius kemik mineral yoğunluğunu modüle edebilir. Yaşa bağlı değişiklikler, yaşam boyu kemik yoğunluğunun bilinen bir belirleyicisidir ve kemik gücünü ve kırık riskini etkiler, hatta pediatrik kemik kazanımını etkileyen genetik faktörler, yaşamın ilerleyen dönemlerinde kemik kaybını etkileyenlerden farklı olabilir.[1]Ek olarak, yaşam tarzı seçimleri genel kemik sağlığını etkileyebilir; örneğin, premenopozal kadınlarda sigara içmek, düşük kemik durumu riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir.[2]Çalışmalar genetik yatkınlıkları vurgularken, bu genetik faktörler ve çevresel maruziyetler arasındaki etkileşim karmaşıktır ve radius kemik mineral yoğunluğundaki genel değişkenliğe katkıda bulunur.

Radius kemik mineral yoğunluğu (BMD), kemik gücünün kritik bir göstergesi ve özellikle hem çocuklarda hem de yetişkinlerde sık görülen kırık bölgesi olan distal ön kolda kırık riskini değerlendirmede önemli bir faktördür.[3]Radius KMY’nin biyolojik temelleri karmaşıktır ve moleküler yollar, hücresel fonksiyonlar, genetik yatkınlıklar, gelişimsel süreçler ve sistemik etkiler arasındaki karmaşık etkileşimleri içerir. Bu mekanizmaları anlamak, kemik sağlığını anlamak ve osteoporoz gibi durumları önlemek için stratejiler geliştirmek için çok önemlidir.

Radius, özellikle distal ucu, kemik mineralizasyonunu ve kırılganlık eğilimini değerlendirmek için kritik bir iskelet bölgesidir. Ön kolun bu bölgesi ağırlıklı olarak kortikal kemikten oluşur ve bu da genel kemik gücüne önemli ölçüde katkıda bulunur.[3]Kemik mineral yoğunluğu (BMD) ve kemik mineral içeriği (BMC), belirli bir kemik alanı veya hacmi içindeki mineralize doku miktarını yansıtan, kemik mineralizasyonunu ölçmek için kullanılan standart ölçülerdir.[3]Kemik kütlesinin korunması, osteoblastlar tarafından kemik oluşumu ve osteoklastlar tarafından kemik rezorpsiyonu arasında sürekli bir denge içeren, kemik yeniden modellenmesi olarak bilinen dinamik bir süreçtir. Bu homeostatik dengedeki bozulmalar, kemik yoğunluğunun azalmasına ve kırılganlığın artmasına yol açarak kırık riskini artırabilir.[1]

Kemik minerali kazanımı ve korunması, karmaşık bir moleküler ve hücresel yol ağı tarafından düzenlenir. WNT yolu gibi temel sinyalizasyon yolları, osteoblast ve osteoklast aktivitesinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynar.[7] Özellikle, osteoblastlar tarafından salgılanan WNT16proteininin, osteoklastogenezi baskıladığı, böylece kemik oluşumunu desteklediği ve kortikal kemik kalınlığını ve gücünü etkilediği gösterilmiştir.[7] Bir diğer önemli sinyalizasyon ekseni olan Wnt5a-Ror2, osteoblast soy hücreleri ve osteoklast öncülleri arasında işleyerek, tersine osteoklastogenezi artırır ve bu düzenleyici ağların karmaşık dengesini vurgular.[8]Ayrıca, integrin ve kaderin sinyalizasyon yollarının da kemik hücresi fonksiyonu ve doku bütünlüğündeki önemli rolleri kabul edilmektedir.[9] CPED1(kaderin benzeri ve PC-esteraz domain içeren 1) tarafından kodlanan protein, kemik biyolojisinde rol oynayan bilinen bir biyomoleküldür ve genetik sinyalleri, çeşitli iskelet bölgelerinde BMD ile tutarlı bir şekilde ilişkilidir.[1]

Genetik faktörler, kemik mineral yoğunluğuna önemli katkıda bulunur ve varyansının yaklaşık %50 ila %85’ini oluşturur.[2] Kapsamlı genetik çalışmalar, BMD varyasyonlarıyla ilişkili çok sayıda lokus tanımlamıştır, ancak kesin genetik mekanizmalar devam eden araştırmaların odak noktasıdır.[2] Spesifik olarak radius BMD için, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, bazıları cinsiyete özgü etkiler gösteren çeşitli önemli genetik lokus tanımlamıştır. Örneğin, CPED1 yakınındaki bir lokus, kadınlarda ve kombine cinsiyet analizlerinde radius BMD ile tutarlı bir şekilde ilişkilendirilmiştir.[1] Kadınlarda radius BMD için başka bir yeni lokus, SPTB (spectrin, beta, erythrocytic) yakınındayken, erkeklerde 9p21.3’te, MIR31HG ve MTAPile çevrili farklı bir lokus, distal radiusta kemik mineral içeriği ile ilişkilendirilmiştir.[1] EN1(kemik yoğunluğu ve kırığın bir belirleyicisi).[4] WNT16.[10] RBFOX1.[1] ve RBMS3 ve ZNF516’yı içeren gen etkileşimleri.[11]gibi diğer genler de BMD’nin genel genetik yapısına katkıda bulunur. Ayrıca, D vitamini reseptör genindeki polimorfizmlerin kemik yoğunluğu ve dolaşımdaki kemikle ilgili hormon seviyeleri ile ilişkili olduğu bilinmektedir.[12]

Çocukluk ve ergenlik döneminde optimal kemik kütlesinin kazanılması, yaşam boyu iskelet sağlığının temelini atan ve yaşamın ilerleyen dönemlerinde osteoporoz riskini önemli ölçüde etkileyen kritik bir gelişimsel süreçtir.[13]Doğum ağırlığı ve vücut kitle indeksi (VKİ) gibi erken büyüme parametrelerinin, daha sonraki kemik mineral yoğunluğu ile önemli ölçüde ilişkili olduğu gösterilmiştir.[14]Örneğin, çocukluk ve ergenlik döneminde obezite, kemik kütlesini ve kemik boyutlarını artırabilir ve bu da vücut kompozisyonu ile iskelet gelişimi arasında karmaşık bir etkileşim olduğunu düşündürmektedir.[15]Kemik fizyolojisindeki cinsiyete özgü farklılıklar yaşam boyunca belirgindir ve kadınlar erkeklere kıyasla zirve kemik kütlesi kaybının daha büyük bir yüzdesini yaşamaktadır.[16]Kemik birikimi ve kaybındaki bu farklılıkların, pediatrik yaşta başlayarak kemik yoğunluğunu ve gelecekteki osteoporotik riski etkilediğine inanılmaktadır.[3]Gonadal steroidlerdeki değişikliklerle işaretlenen ergenlik ve kalsiyum alımı ve fiziksel aktivite gibi faktörler, büyüme sırasında kemik mineral yoğunluğunun ve içeriğinin önemli belirleyicileridir.[17] Bu sistemik ve gelişimsel faktörler, radius KMY’sinde gözlemlenen bireysel değişkenliğe önemli ölçüde katkıda bulunur.

Radius kemik mineral yoğunluğunun, özellikle pediatrik büyüme sırasında korunması, kemik oluşumunu ve rezorpsiyonunu koordine eden karmaşık hücresel sinyal yollarına dayanır. Önemli bir sinyal aksı,CPED1-WNT16-FAM3C lokusundaki WNT16geninin hem kadınlarda hem de birleşik cinsiyetlerde distal radiusta kemik mineral yoğunluğu ile önemli ölçüde ilişkili olduğu Wnt yolunu içerir.[1], [3]Wnt yolu, osteoblast farklılaşmasında ve aktivitesinde temel bir rol oynar, böylece kemik birikimini teşvik eder. Ayrıca, osteoblast soy hücreleri ve osteoklast öncüleri arasındakiWnt5a-Ror2sinyalleşmesinin, osteoklastogenezi artırdığı bilinmektedir ve bu da osteoblastların osteoklast aktivitesini etkilediği kemik yeniden modellenmesinde kritik bir geri bildirim döngüsünü göstermektedir.[8] Wnt’nin ötesinde, integrin ve cadherinsinyalleşmesi de kemik hücresi fonksiyonu için hayati öneme sahiptir ve hücre adezyonunu, farklılaşmasını ve genel kemik matriks organizasyonunu etkileyerek onları potansiyel terapötik hedefler haline getirir.[9]

Genetik belirleyiciler, kemik mineral yoğunluğunu derinden etkiler ve belirli lokuslar kemik hücrelerinin transkripsiyonel yapısını modüle eder. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, bu düzenlemede rol oynayan, kadınlarda ve her iki cinsiyette radius kemik mineral yoğunluğu ile güçlü ilişki gösterenCPED1 dahil olmak üzere çeşitli genleri tanımlamıştır.[1], [3] Kadınlarda SPTB (rs1957429 ) ve erkeklerde IZUMO3 (rs184374109 ) gibi yeni lokuslar, kemik kazanımı üzerindeki cinsiyete özgü genetik etkileri vurgulamaktadır.[1] RBFOX1 ve TBPL2gibi diğer genler de çeşitli iskelet bölgelerinde kemik mineral yoğunluğunu etkilediği belirlenmiştir.[1] Örneğin, EN1geni, genel kemik yoğunluğunun ve kırık riskinin bir belirleyicisi olarak tanımlanmıştır ve bu da kemik gelişiminde önemli bir transkripsiyon faktörü veya düzenleyici olarak rolünü düşündürmektedir.[4] Ek olarak, D Vitamini reseptörünü kodlayan VDRgenindeki polimorfizmler, kemik yoğunluğu ile ilişkilidir ve D vitaminine transkripsiyonel yanıtların kemik mineral birikimi için çok önemli olduğunu göstermektedir.[12]

Transkripsiyon Sonrası Kontrol ve MikroRNA Aktivitesi

Section titled “Transkripsiyon Sonrası Kontrol ve MikroRNA Aktivitesi”

Düzenleyici mekanizmalar, gen transkripsiyonunun ötesine geçerek transkripsiyon sonrası kontrolü de içerir ve mikroRNA’lar kemik hücre biyolojisinin önemli modülatörleri olarak ortaya çıkar. Erkeklerde kemik mineral içeriği ile ilişkili olan 9p21.3 lokusu, bir gen çölü içinde yer alır veMIR31HG en yakın komşu gendir.[3] MIR31HG’den transkribe edilen miR-31, çeşitli hücresel süreçlerde önemli bir denetleyici olarak kabul edilir.[18] Çalışmalar, düşük miR-31ekspresyonunun hücre proliferasyonunu ve invazyonunu etkileyebileceğini ve bunun da kemik gelişimi ve bakımı için temel olan hücre büyümesini ve doku yeniden şekillenmesini düzenlemedeki rolünü gösterdiğini göstermiştir.[19]Bu, küçük kodlayıcı olmayan RNA’ların mRNA’yı hedefleyerek gen ekspresyonu üzerinde nasıl önemli bir kontrol uygulayabileceğini, böylece kemik mineral yoğunluğu için gerekli olan protein sentezini ve hücresel işlevi etkileyebileceğini vurgulamaktadır.

Metabolik Yollar ve Sistem Düzeyinde Entegrasyon

Section titled “Metabolik Yollar ve Sistem Düzeyinde Entegrasyon”

Radius kemik mineral yoğunluğunun gelişimi ve sürdürülmesi, kemik hücresi aktivitesini destekleyen ve temel yapı taşlarını sağlayan metabolik yollarla içsel olarak bağlantılıdır. Radius kemik mineral yoğunluğu için spesifik metabolik akış kontrolleri ayrıntılı olarak açıklanmamış olsa da, genel kemik mineral birikimi besin alımı, enerji metabolizması ve matriks bileşenlerinin biyosentezinin bir dengesini içerir.[3] Örneğin, retroviral kaynaklı MTAPtranskriptlerindeki mutasyonlar, kemik displazisi, kas distrofisi ve kemik kanserini içeren bir sendromla ilişkilidir ve metabolik ilişkili genlerin düzensizliğinin kemik sağlığı üzerinde nasıl ciddi sistemik etkileri olabileceğini göstermektedir.[20]Bu metabolik yollar izole değildir, ancak karmaşık ağlar içinde çalışır, kemik dokusunun hiyerarşik düzenlemesini sağlamak için sinyal kaskadları ve genetik düzenleyici elementlerle etkileşim gösterir. Mekanik uyaranların, hormonal sinyallerin ve besin mevcudiyetinin entegrasyonu, sistem düzeyinde kemik gücü ve yoğunluğunun ortaya çıkan özelliklerini topluca şekillendirir.

Çocukluk ve ergenlik döneminde kemik mineral yoğunluğunu yöneten yolakların ve mekanizmaların düzensizliği, optimal olmayan tepe kemik kütlesinin temel bir nedenidir ve yaşamın ilerleyen dönemlerinde osteoporoz ve kırık riskini önemli ölçüde artırır.[3]Distal radius, öncelikle kortikal kemik olduğundan, bu etkilerden özellikle etkilenir.[3] CPED1, SPTB ve IZUMO3gibi genlerde tanımlanan genetik varyasyonlar, normal kemik oluşum yollarının bozulabileceği ve değişmiş kemik mineral yoğunluğuna yol açabileceği noktaları temsil eder.[1]Bu spesifik genetik belirleyicileri ve bunların sinyalizasyon ve düzenleyici ağlar üzerindeki aşağı yönlü etkilerini anlamak, hastalıkla ilgili mekanizmalara dair içgörüler sunar. Bu yolakları ve bileşenlerini tanımlamak, kritik büyüme dönemlerinde kemik kazanımını artırmayı ve uzun vadeli kırılganlık kırığı riskini azaltmayı amaçlayan müdahalelere olanak tanıyan potansiyel terapötik hedefler sağlar.

Radius kemik mineral yoğunluğu (BMD), iskelet sağlığı, kırık riski ve kemik gücü üzerindeki genetik ve gelişimsel faktörlerin etkisi hakkında bilgiler sunarak klinik uygulamada değerli bir göstergedir. Değerlendirilmesi, risk sınıflandırmasına, tanısal faydaya ve çeşitli hasta popülasyonları için kişiselleştirilmiş yönetim stratejilerinin geliştirilmesine katkıda bulunur.

Radius kemik mineral yoğunluğu, özellikle farklı yaş gruplarında kırık riski ile ilgili olarak önemli bir prognostik değere sahiptir. Üst ekstremite kırıkları çocuklarda oldukça yaygındır ve önemli bir kısmı, yaklaşık %20-30’u distal radiusta meydana gelir.[1]Yetişkinler için, özellikle yaşlı ve genç postmenopozal kadınlarda, el bileği kırığı öyküsü, başlangıç BMD’sinden ve diğer yaygın osteoporoz risk faktörlerinden bağımsız olarak gelecekteki osteoporotik kırıklar için güçlü bir belirteçtir.[1] Bu, radius BMD’sinin iskelet kırılganlığı ve sonraki kırık olayları için yüksek risk taşıyan bireyleri belirlemede tanısal faydasının altını çizerek, uzun vadeli iskelet sonuçlarını iyileştirmek için erken müdahale stratejilerine rehberlik eder.

Radius BMD’sinin ölçümü, kapsamlı bir risk değerlendirmesine katkıda bulunur ve klinisyenlerin hastaları kırıklara yatkınlıklarına göre sınıflandırmasına olanak tanır. Radius BMD’sindeki zaman içindeki değişikliklerin izlenmesi, hastalığın ilerlemesini veya terapötik müdahalelere yanıtı da öngörebilir, ancak spesifik tedavi yanıtı ayrıntıları araştırmalarda açıkça belirtilmemiştir. Hem çocuklarda hem de yetişkinlerde ön kol kırıklarının yüksek insidansı göz önüne alındığında, radius BMD’sini klinik değerlendirmelerde anlamak ve kullanmak, hedefe yönelik önleme stratejileri geliştirmek ve hasta bakımını iyileştirmek için çok önemlidir.

Genetik yatkınlıklar, radius kemik mineral yoğunluğunu önemli ölçüde etkiler; genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), bu özellik ile ilişkili spesifik lokusları ortaya çıkarmıştır. Kadınlarda,CPED1 (rs67991850 ) ve SPTB (rs1957429 ) yakınındaki anlamlı lokuslar, radius KMY için tanımlanmıştır.[1] Analizler her iki cinsiyeti de içerdiğinde, CPED1 lokusu (rs6963115 ) da radius KMY için genom çapında anlamlılık göstermektedir.[1]Bu genetik bilgiler, risk sınıflandırması için kritiktir ve kemik kütlesi birikimindeki cinsiyete özgü farklılıkların işlemeye başladığı pediyatrik yaşlardan itibaren bile genetik profillerine dayalı kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları yoluyla yüksek riskli bireylerin belirlenmesini potansiyel olarak sağlayabilir.[1] Genetik belirteçlerin ötesinde, erken yaşam büyüme parametreleri de radius KMY ile önemli genetik korelasyonlar sergilemektedir. Araştırmalar, çocukluk çağı vücut kitle indeksi (CBMI) ile sağ ulna ve radius KMY arasında kayda değer bir genetik korelasyon olduğunu göstermektedir.[2]Bu tür ilişkiler, gelişimsel faktörler ve kemik sağlığı birikimi arasındaki etkileşimi vurgulamakta ve doruk kemik kütlesini optimize etmek ve gelecekteki kırık duyarlılığını azaltmak için erken büyüme modellerini ele alan potansiyel önleme stratejileri için yollar önermektedir. Bu bulgular, uzun vadeli kemik sağlığını desteklemek için radius KMY’sini değerlendirirken ve yönetirken hem genetik altyapının hem de erken gelişimsel yörüngelerin dikkate alınmasının önemini vurgulamaktadır.

Klinik Değerlendirme ve İzleme Stratejileri

Section titled “Klinik Değerlendirme ve İzleme Stratejileri”

Radius KMY ölçümleri, tipik olarak dual-enerji X-ışını absorbsiyometrisi (DXA) yoluyla elde edilir ve özellikle kemik birikiminin kritik olduğu pediatrik popülasyonlarda kemik mineralizasyonunu değerlendirmek için hayati bir tanı aracı olarak hizmet eder.[1] Doğru yorumlamayı sağlamak ve iskelet boyutunun karıştırıcı etkisini en aza indirmek için, bu ölçümler rutin olarak Z skorları olarak ifade edilir ve yaş, cinsiyet ve boy için ayarlanır.[1]Bu standartlaştırılmış değerlendirme, kemik sağlığının zaman içinde izlenmesine yardımcı olur ve kemik yoğunluğu tehlikeye girmiş veya kırık riski yüksek olan bireyler için tedavi seçimine katkıda bulunabilir.

Radius KMY’nin klinik yararı, kemik durumu hakkında objektif veriler sağlayarak kapsamlı risk değerlendirmesine kadar uzanır; bu veriler, hedeflenen müdahalelerden veya yaşam tarzı değişikliklerinden yararlanabilecek bireyleri belirlemek için diğer klinik faktörlerle entegre edilebilir. Araştırmalar spesifik komorbiditeleri detaylandırmasa da, çalışmalar genellikle kronik, metabolik veya beslenme hastalıkları için dışlama kriterleri uygular ve kilo gibi faktörler için ayarlama yapar; bu da bu tür durumların kemik sağlığını nasıl etkileyebileceğine dair zımni bir anlayış olduğunu gösterir. Radius KMY’nin klinik değerlendirmelerinde bu dikkatli değerlendirme, kemik sağlığının daha kesin bir şekilde değerlendirilmesini sağlar ve kişiye özel hasta bakımını kolaylaştırır.

Radius Kemiği Mineral Yoğunluğu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Radius Kemiği Mineral Yoğunluğu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak radius kemiği mineral yoğunluğunun en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Çocuğum bileğini kolayca kırdı; kemik yoğunluğu düşük mü?

Section titled “1. Çocuğum bileğini kolayca kırdı; kemik yoğunluğu düşük mü?”

Evet, bir çocuğun bileğini kolayca kırması, düşük kemik mineral yoğunluğunun bir işareti olabilir. Distal radius, çocuklarda sık görülen bir kırık bölgesidir ve kemik yoğunluğunun anlaşılması, kemik kırılganlığını değerlendirmek için önemlidir. Çocuğunuzun radius KMY’sini bir DXA taramasıyla değerlendirmek, bunun bir endişe kaynağı olup olmadığını belirlemeye ve önleyici stratejiler hakkında bilgi vermeye yardımcı olabilir.

2. Daha önce bileğimi kırmıştım; bu osteoporoza yakalanacağım anlamına mı geliyor?

Section titled “2. Daha önce bileğimi kırmıştım; bu osteoporoza yakalanacağım anlamına mı geliyor?”

Özellikle menopoz sonrası kadınlarda daha önce meydana gelmiş bir bilek kırığı, mevcut kemik yoğunluğunuz normal görünse bile, gelecekteki osteoporotik kırıklar için güçlü bir belirteçtir. Bu durum, kırık öyküsünün kendisinin önemli bir risk faktörü olduğunu vurgulamaktadır. Kişisel riskinizi anlamak için kemik sağlığı geçmişinizi doktorunuzla konuşmanız önemlidir.

Annenizin osteoporozu olması, riskinizin artabileceği anlamına gelir. Kemik mineral yoğunluğu ve osteoporoz riski güçlü bir kalıtsal bileşene sahiptir, yani genetik önemli bir rol oynar. Genetik, kemik sağlığınızı etkilerken, diyet ve egzersiz gibi çevresel faktörler de çok önemlidir ve riskinizi yönetmenize yardımcı olabilir.

4. Genetik olsa bile yediğim şeyler kemik yoğunluğumu gerçekten değiştirebilir mi?

Section titled “4. Genetik olsa bile yediğim şeyler kemik yoğunluğumu gerçekten değiştirebilir mi?”

Evet, kesinlikle! Genetiğiniz kemik mineral yoğunluğunuzu güçlü bir şekilde etkilese de, diyet ve beslenme gibi çevresel faktörler de çok önemlidir. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde beslenmeyi optimize etmek, en yüksek kemik kütlenizi en üst düzeye çıkarmanıza yardımcı olur ve bu da yaşamın ilerleyen dönemlerinde düşük kemik yoğunluğuna yönelik bazı genetik yatkınlıkların üstesinden gelmeye yardımcı olabilir.

Evet, bu çok doğru. Çocukluk ve ergenlik döneminde biriktirdiğiniz kemik minerali, en yüksek kemik kütlenize ulaşmanız için çok önemlidir. Bu en yüksek kemik kütlesi, yaşamın ilerleyen dönemlerinde osteoporoz gibi durumları önlemek için çok önemlidir. Bu şekillenme yıllarındaki genetik ve çevresel faktörler, uzun vadeli kemik sağlığınızı önemli ölçüde şekillendirir.

6. Kız ve erkek çocukları kemiği farklı mı inşa eder?

Section titled “6. Kız ve erkek çocukları kemiği farklı mı inşa eder?”

Evet, araştırmalar kemiğin nasıl inşa edildiği ve korunduğu konusunda cinsiyete özgü farklılıklar olabileceğini göstermektedir. Örneğin, SPTB ve CPED1yakınındaki bazı genetik bölgeler, özellikle kadınlarda radius kemik mineral yoğunluğu ile ilişkilendirilmiştir. Cinsiyet ayrıca, özellikle kadınlarda, en yüksek kemik kütlesinin belirlenmesinde ve kemik kaybı düzeyinde önemli bir rol oynar.

Evet, ailenizin geçmişi ve ataları kemik yoğunluğu riskinizi etkileyebilir. Kemik yoğunluğunu etkileyen genetik yapı ve allel frekansları, farklı popülasyonlarda değişiklik gösterebilir. Birçok araştırma Avrupa kökenli bireylere odaklanmış olsa da,CPED1-WNT16-FAM3C yakınındakiler gibi bazı genetik sinyaller, farklı atalarda değişken etkiler göstererek çeşitli çalışmaların önemini vurgulamaktadır.

8. Bilek kemik yoğunluğum geleceğim için neden bu kadar önemli?

Section titled “8. Bilek kemik yoğunluğum geleceğim için neden bu kadar önemli?”

Bilek kemik yoğunluğunuz önemlidir çünkü distal radius, özellikle çocuklarda ve yaşamın ilerleyen dönemlerinde kırıklar için çok yaygın bir bölgedir. Genel kemik gücünün önemli bir göstergesidir ve osteoporoz riskinizi tahmin etmeye yardımcı olabilir. Bunu erken anlamak, kemik sağlığınızı iyileştirmek ve gelecekteki komplikasyonları önlemek için stratejilere rehberlik edebilir.

9. Bazı insanlar neden hiç çabalamadan güçlü kemiklere sahip olur?

Section titled “9. Bazı insanlar neden hiç çabalamadan güçlü kemiklere sahip olur?”

Bazı insanların doğal olarak daha güçlü kemiklere sahip olmasının önemli bir nedeni genetikleridir. Kemik mineral yoğunluğu güçlü bir kalıtsal bileşene sahiptir, yani bazı genetik faktörler büyüme sırasında kemik mineral birikimini ve durumunu düzenler.EN1 gibi genler ve CPED1-WNT16-FAM3Cbölgesindekiler kemik yoğunluğunu etkilediği bilinmektedir ve bu da bazı bireylere genetik bir avantaj sağlamaktadır.

Egzersiz kesinlikle yardımcı olabilir, zayıf kemiklere sahip bir aile öyküsü olsa bile. Genetik, kemik mineral yoğunluğunda önemli bir rol oynarken, fiziksel aktivite dahil olmak üzere çevresel faktörler de kemik gücünü önemli ölçüde etkiler. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde kemik güçlendirici egzersizler yapmak, en yüksek kemik kütlenizi optimize etmenize ve kırık riskinizi azaltmanıza yardımcı olarak genetik yatkınlığınızı tamamlayabilir.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler geldikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Chesi A, Mitchell JA, Elci O, McCormack SE, Roy SM, Kalkwarf HJ, et al. “A Genomewide Association Study Identifies Two Sex-Specific Loci, at SPTB and IZUMO3, Influencing Pediatric Bone Mineral Density at Multiple Skeletal Sites.”J Bone Miner Res, vol. 33, no. 6, 2018, pp. 1029-1037.

[2] Liang, X et al. “Assessing the genetic correlations between early growth parameters and bone mineral density: A polygenic risk score analysis.”Bone, 2018.

[3] Chesi A, Mitchell JA, Kalkwarf HJ, Bradfield JP, Lappe JM, McCormack SE, et al. “A trans-ethnic genome-wide association study identifies gender-specific loci influencing pediatric aBMD and BMC at the distal radius.” Hum Mol Genet, vol. 24, no. 17, 2015, pp. 5053-9.

[4] Zheng, H-F., et al. “Whole-genome sequencing identifies EN1 as a determinant of bone density and fracture.”Nature, vol. 526, no. 7571, 2015, pp. 112–117.

[5] Barrett-Connor, E., et al. “Wrist fracture as a predictor of future fractures in younger versus older postmenopausal women: results from the National Osteoporosis Risk Assessment (NORA).”Osteoporos. Int., vol. 19, 2008, pp. 607–613.

[6] Bae, D.S. “Pediatric distal radius and forearm fractures.” J. Hand Surg. Am., vol. 33, 2008, pp. 1911–1923.

[7] Moverare-Skrtic, S., et al. “Osteoblast-derived WNT16 represses osteoclastogenesis fractures.” Nat. Med., vol. 20, 2014, pp. 1279–1288.

[8] Maeda, K., et al. “Wnt5a-Ror2 signaling between osteoblast-lineage cells and osteoclast precursors enhances osteoclastogenesis.” Nat. Med., vol. 18, 2012, pp. 405–412.

[9] Marie, P-J., et al. “Integrin and cadherin signaling in bone: role and potential therapeutic targets.”Trends Endocrinol. Metab., vol. 25, 2014, pp. 567–575.

[10] Zheng, H.F., et al. “WNT16 influences bone mineral density, cortical bone thickness, bone strength, and osteoporotic fracture risk.”PLoS Genet., vol. 8, 2012, e1002745.

[11] Zheng, H-F., et al. “Gene-gene interaction between RBMS3 and ZNF516 influences bone mineral density.”J. Bone Miner. Res., vol. 28, no. 4, 2013, pp. 828–837.

[12] Lorentzon, M., et al. “Vitamin D receptor gene polymorphism is related to bone density, circulating osteocalcin, and parathyroid hormone in healthy adolescent girls.”J. Bone Miner. Metab, vol. 19, no. 5, 2001, pp. 302–307.

[13] Bachrach, L-K. “Acquisition of optimal bone mass in childhood and adolescence.”Trends Endocrinol. Metab., vol. 12, no. 1, 2001, pp. 22–28.

[14] Antoniades, L., et al. “Association of birth weight with osteoporosis and osteoarthritis in adult twins.”Rheumatology (Oxford), vol. 42, no. 6, 2003, pp. 791–796.

[15] Gilsanz, V., et al. “Obesity during childhood and adolescence augments bone mass and bone dimensions.”Am. J. Clin. Nutr., vol. 80, no. 2, 2004, pp. 514–523.

[16] Riggs, B.L., and L.J. Melton III. “Involutional osteoporosis.”N. Engl. J. Med., vol. 314, 1986, pp. 1676–1686.

[17] Boot, A-M., et al. “Bone mineral density in children and adolescents: relation to puberty, calcium intake, and physical activity.”J. Clin. Endocrinol. Metab., vol. 82, no. 1, 1997, pp. 57–62.

[18] Valastyan, S., and R.A. Weinberg. “miR-31: a crucial overseer of tumor metastasis and other emerging roles.” Cell Cycle, vol. 9, 2010, pp. 2124–2129.

[19] Karnuth, B., et al. “Differentially expressed miRNAs in Ewing sarcoma compared to mesenchymal stem cells: low miR-31 expression with effects on proliferation and invasion.” PLoS One, vol. 9, 2014, e93067.

[20] Camacho-Vanegas, O., et al. “Primate genome gain and loss: a bone dysplasia, muscular dystrophy, and bone cancer syndrome resulting from mutated retroviral-derived MTAP transcripts.”Am. J. Hum. Genet., vol. 90, 2012, pp. 614–627.