İçeriğe geç

Trombosit Sayısı

Trombositler, aynı zamanda plateletler olarak da bilinir, kanamayı durduran fizyolojik süreç olan hemostazda kritik bir rol oynayan küçük, çekirdeksiz kan hücreleridir. Hasar görmüş kan damarlarını onarmak ve aşırı kan kaybını önlemek için kan pıhtılarının oluşması için gereklidirler. Trombosit sayısı, belirli bir kan hacminde dolaşan trombositlerin sayısını ifade eder. Bu kantitatif ölçü, hematolojide temel bir parametredir ve bir bireyin pıhtılaşma yeteneği ve genel sağlığı hakkında bilgi sağlar.

Trombositler, kemik iliğinde megakaryositogenez ve ardından trombosit oluşumu olarak bilinen bir süreçle megakaryosit adı verilen büyük öncü hücrelerden üretilir.[1] Bu karmaşık biyolojik yolak, sürekli fonksiyonel trombosit tedarikini sağlar. Genetik faktörlerin trombosit sayısını önemli ölçüde etkilediği bilinmektedir ve çalışmalar hem düşük (trombositopeni) hem de yüksek (trombositoz) trombosit sayılarına yatkınlıkların kalıtsal özellikler olduğunu ortaya koymaktadır.[2]Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), trombosit sayısı ve fonksiyonundaki varyasyonlarla ilişkili çok sayıda genetik lokusun ve tek nükleotid polimorfizminin (SNP) belirlenmesinde etkili olmuştur.[3] Örneğin, NRG3 geni yakınında bulunan rs1937970 SNP’sinin trombosit sayılarını etkilediği doğrulanmıştır ve A allelini taşıyanlar daha yüksek sayılar göstermektedir.[3] CACNB2, SLC39A12, RPP25, SCAMP5, C8orf86, FGFR1, SLC25A24, NBPF4, RNF6, LOC100129595, NUPR1 ve IL27gibi diğer genler de trombosit sayısı fenotipleriyle ilişkilendirilmiştir.[3]Çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, özellikle yeni genetik varyantların belirlenmesi için değerli olduğunu kanıtlamıştır, çünkü bu popülasyonda tipik olarak yetişkinlerde trombosit fonksiyonunu ve sayısını etkileyebilecek edinilmiş hastalıklar veya çevresel etkiler (örneğin, diyet, sigara, ilaç) gibi daha az karıştırıcı faktör bulunur.[3]

Normal bir trombosit sayısını korumak sağlık için çok önemlidir. Sağlıklı aralıktan sapmalar, önemli klinik sorunlara yol açabilir. Trombositopeni olarak bilinen düşük trombosit sayısı, vücudun pıhtılaşma yeteneğini bozabilir ve yaralanma veya ameliyat sonrası kendiliğinden kanama veya aşırı kanama riskini artırabilir. Aksine, trombositoz olarak adlandırılan anormal derecede yüksek bir trombosit sayısı[4], tromboz (kan pıhtısı oluşumu) riskini artırabilir ve potansiyel olarak kalp krizi, inme veya pulmoner emboli gibi ciddi durumlara yol açabilir. Trombosit sayısı varyasyonlarının genetik temellerini anlamak, bu durumlar için risk altındaki bireyleri belirlemeye, tanı yaklaşımlarına rehberlik etmeye ve tedavi stratejilerini bilgilendirmeye yardımcı olabilir. Trombosit disfonksiyonları ile ilişkili konjenital bozukluklar, bu hücrelerin klinik önemini daha da vurgulamaktadır.[5]

Trombosit sayısı ve genetik belirleyicilerinin incelenmesi geniş sosyal etkilere sahiptir. Trombosit sayılarını etkileyen genetik faktörleri aydınlatarak, araştırmacılar kişiselleştirilmiş bir tıp yaklaşımına katkıda bulunabilirler. Bu bilgi, bir bireyin kanama veya pıhtılaşma bozukluklarına yatkınlığını öngörmeye yardımcı olabilir, bu da daha erken müdahale ve daha hedefli önleyici tedbirlere olanak tanır. Örneğin, aşırı trombosit sayılarıyla ilişkili genetik belirteçlerin tanımlanması, iyileştirilmiş tarama protokollerine veya kişiye özel antikoagülan tedavilere yol açabilir. Ayrıca, genetik yatkınlıklar ve çevresel faktörler arasındaki etkileşimi anlamak, kardiyovasküler sağlığı teşvik etmeyi ve dünya çapında trombotik ve hemorajik hastalıkların yükünü azaltmayı amaçlayan halk sağlığı girişimleri için yollar sunar.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Trombosit sayısı ve fonksiyonu üzerine yapılan araştırmalar, özellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında (GWAS), genellikle çalışma tasarımı ve istatistiksel güç ile sınırlıdır. Küçük örneklem boyutları, klinik sonuçlarla genom çapında ilişkileri tespit etme gücünü önemli ölçüde sınırlayabilir ve bu tür analizleri kesin olmaktan ziyade son derece keşifsel ve hipotez üreten hale getirebilir.[6] Bu sınırlama, farklı analizlerde örneklem boyutları önemli ölçüde değiştiğinde, bireysel trombosit fonksiyon testleri için ayrı GWAS gerçekleştirme yetersizliğine de yol açabilir ve potansiyel olarak gerçek genetik sinyalleri maskeleyebilir.[6]Ayrıca, bazı çalışmalar trombosit fonksiyonu üzerinde mütevazı etkilere sahip tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) tanımlarken, mevcut genotipleme dizileri tarafından yakalanmayan diğer daha az sıklıkta polimorfizmlerin veya nadir mutasyonların, açıklanamayan kalıtıma katkıda bulunarak daha güçlü fonksiyonel veya patolojik roller üstlenebileceği olasılığı devam etmektedir.[3]Bulguların yorumlanması, çalışma kohortlarının özellikleri ve kullanılan istatistiksel yaklaşımlardan da etkilenebilir. Örneğin, elektif PCI sonrası tedavi edilenler gibi, tekrarlayan kardiyovasküler olaylar için nispeten düşük riske sahip hasta popülasyonlarına odaklanan çalışmalar, daha yüksek riskli kohortlarda gözlemlenen bilinen ilişkileri (örneğin,CYP2C19*2’nin klinik sonuçlarla ilişkisi) tekrarlamayabilir.[6] Ek olarak, istatistiksel anlamlılık ve fizyolojik öneme dayanarak ilişkileri seçme veya örneklem boyutunu ve gücü en üst düzeye çıkarmak için belirli analizlere öncelik verme süreci, gerekli olmakla birlikte, keşfedilen lokusların yorumlanmasında dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gereken bir veri işleme düzeyi sunar.[3] Çeşitli genom çapında çalışmalarda bazı tanımlanmış SNP’ler için gözlemlenen mütevazı etkiler, trombosit biyolojisinin karmaşıklığının ve genetik katkıları tam olarak açıklığa kavuşturmak için daha büyük, daha çeşitli kohortlara duyulan ihtiyacın altını çizmektedir.[3]

Fenotipik Heterojenite ve Karıştırıcı Faktörler

Section titled “Fenotipik Heterojenite ve Karıştırıcı Faktörler”

Trombosit sayısının ve reaktivitesinin doğru bir şekilde değerlendirilmesi ve yorumlanması, önemli fenotipik heterojenite ve çok sayıda karıştırıcı faktör nedeniyle karmaşıktır. Örneğin, trombosit reaktivitesi, farklı çalışma alanlarında çeşitli trombosit fonksiyon testleri kullanılarak ölçülür ve bu cihazlar arasındaki korelasyon sınırlı ve laboratuvara bağımlı olabilir.[6] Z-skorları hesaplamak gibi standardizasyon yaklaşımları, ölçümleri uyumlu hale getirmek ve örneklem boyutunu en üst düzeye çıkarmak için uygulanmasına rağmen, bu yöntemler doğal değişkenliği ve genetik lokusların belirlenmesi üzerindeki potansiyel etkiyi tam olarak ortadan kaldırmaz.[6]Zorlukların ötesinde, çok çeşitli genetik olmayan faktörler trombosit fonksiyonunu ve sayısını derinden etkiler. Bunlar arasında yaş, diyabet, sigara içme durumu, vücut kitle indeksi, statin kullanımı ve ilaç-ilaç etkileşimleri gibi klinik faktörlerin yanı sıra hematokrit seviyeleri gibi fizyolojik parametreler de yer alır.[6]Çalışmalar genellikle aşırı trombosit sayılarına sahip bireyleri, antikoagülan ilaç kullananları veya hemofili veya kronik karaciğer hastalığı gibi altta yatan rahatsızlıkları olanları dışlar ve bu faktörlerin normal trombosit fizyolojisi üzerindeki önemli etkisini vurgular.[7] Siteler arası veri eksikliği nedeniyle tüm bu değişkenlere tam olarak ayarlama yapamaması, GWAS’ın ilgili genetik lokusları belirleme duyarlılığını azaltabilir ve genetik yatkınlıklar ile çevresel veya edinilmiş etkiler arasındaki karmaşık etkileşimi vurgular.[6]

Genellenebilirlik ve Kalan Bilgi Boşlukları

Section titled “Genellenebilirlik ve Kalan Bilgi Boşlukları”

Trombosit sayısı ve fonksiyonunun genetiğini anlamadaki önemli bir sınırlama, çeşitli popülasyonlar arasında genellenebilirlik sorunlarından ve genetik varyasyonun eksik yakalanmasından kaynaklanmaktadır. Birçok GWAS, özellikle de daha eski olanlar, ağırlıklı olarak Avrupa kökenli popülasyonlarda yapılmıştır.[6] Bu demografik önyargı, Avrupa popülasyonlarında düşük frekansta olan ancak diğer soylarda daha yüksek prevalansa sahip olan genetik varyantların (örneğin, Asya popülasyonlarında CYP2C19*3) tespit edilemeyebileceği anlamına gelir, bu da bulguların aktarılabilirliğini sınırlar ve küresel popülasyonlardaki önemli genetik belirleyicileri potansiyel olarak gözden kaçırır.[6] Ayrıca, mevcut genotipleme dizilerinin kapsamı genellikle ilgili tüm genetik etkilerin keşfini kısıtlar. Diziler yaygın varyantlar için etkili olsa da, trombosit biyolojisi üzerinde önemli fonksiyonel etkilere sahip olabilecek veya kanama veya trombotik bozukluklarda patolojik rollere katkıda bulunabilecek daha az sıklıkta polimorfizmleri veya nadir mutasyonları kaçırabilir.[3]Yetişkin popülasyonlarda yaygın olan çok çeşitli edinilmiş ve çevresel faktörler (ateroskleroz, hipertansiyon, endotel disfonksiyonu, obezite, sigara, fiziksel aktivite, diyet ve çeşitli ilaç veya hormon alımları gibi), saf genetik sinyallerin tanımlanmasını zorlaştıran çok sayıda karıştırıcı faktör de ortaya koymaktadır.[3] Bu boşlukları gidermek için, gelecekteki araştırmalar, trombosit özelliklerini etkileyen hem yaygın hem de nadir varyantları kapsamlı bir şekilde ortaya çıkarmak için daha büyük, etnik olarak çeşitli kohortlar ve ekzom veya genom dizileme gibi gelişmiş dizileme teknolojileri gerektirecektir.[6]

Genetik varyasyonlar, bir bireyin trombosit sayısını ve ilgili hematolojik özellikleri belirlemede önemli bir rol oynar. Birkaç gen ve bunların spesifik varyantları, trombosit üretiminin, fonksiyonunun ve ömrünün karmaşık düzenlenmesine katkıda bulunan faktörler olarak tanımlanmıştır. Bu genetik farklılıklar, megakaryositlerin (trombositlerin öncül hücreleri) ilk gelişiminden, trombositlerin kan dolaşımına son salınımına ve hayatta kalmasına kadar çeşitli biyolojik yolları etkileyebilir.[8] Bu varyantları anlamak, normal trombosit varyasyonunun ve trombosit bozukluklarına yatkınlığın altında yatan genetik yapıyı çözmeye yardımcı olur.[8] GCSAML, HBS1L ve ARHGEF3 gibi genlerdeki varyantlar, trombosit düzenlenmesinde rol oynar. GCSAML (Glikosilfosfatidilinositol bağlantı 1 protein benzeri), trombosit yüzeyinin düzgün işleyişi ve bütünlüğü için çok önemli olan GPI bağlantılı proteinlerin biyosentezinde yer alır; bu nedenle, rs56043070 , rs41315846 ve rs1105489 gibi varyantlar trombosit ömrünü veya fonksiyonunu dolaylı olarak etkileyebilir. HBS1L geni, özellikle MYBile intergenik bölgesi, trombosit sayısı dahil olmak üzere çeşitli kan hücresi özelliklerini etkileyen iyi bilinen bir kantitatif özellik lokusudur;rs9399136 , rs34164109 ve rs9399137 , genellikle trombosit üretimi ve ortalama trombosit hacmi ile ilişkili olan bu bölgedeki temel varyantlardır. ARHGEF3(Rho Guanin Nükleotid Değişim Faktörü 3), megakaryosit olgunlaşması ve trombositlerin megakaryositlerden salındığı proplatelet oluşumu süreci için gerekli olan aktin hücre iskeleti dinamiği için önemli bir yol olan Rho GTPaz sinyalini düzenler; bu nedenlers1354034 , rs2317251 ve rs10866004 gibi varyasyonlar trombosit salınımının verimliliğini etkileyebilir.[8] Bu genetik modülasyonlar, bireyler arasında dolaşımdaki trombosit seviyelerindeki gözlemlenen değişkenliğe toplu olarak katkıda bulunur.[8] Trombosit değişkenliğine daha fazla katkıda bulunanlar arasında LINC02356, SH2B3 ve CCDC71L - LINC02577’nin intergenik bölgesi gibi genler bulunur. LINC02356, tipik olarak gen ekspresyonunu düzenlemede işlev gören uzun bir intergenik kodlamayan RNA’dır. rs10774624 ve rs117829767 gibi varyantlar, düzenleyici rolünü değiştirebilir ve potansiyel olarak hematopoezde yer alan genleri etkileyerek trombosit parametrelerini etkileyebilir. LNK olarak da bilinen SH2B3geni, trombosit üretimini uyaran birincil hormon olan trombopoietinin (TPO) de dahil olduğu sitokin sinyalini negatif olarak düzenleyen bir adaptör proteini kodlar.SH2B3’teki rs7310615 , rs111442488 ve rs4766462 gibi genetik varyantlar, muhtemelen megakaryositlerin TPO’ya duyarlılığını modüle ederek daha yüksek trombosit sayıları ile güçlü bir şekilde ilişkilidir.[8] Benzer şekilde, rs342293 , rs342294 ve rs342299 dahil olmak üzere CCDC71L - LINC02577 lokusundaki varyantlar, hücre farklılaşması ve proliferasyonu için kritik olan komşu genlerin ekspresyonunu etkileyebilir ve böylece trombosit sayılarını dolaylı olarak etkileyebilir.[8] THPO, BAK1 ve AK3 - ECM1P1 genleri de trombosit homeostazı için önemli etkilere sahiptir. THPO (Trombopoietin), megakaryosit büyümesini ve trombosit üretimini doğrudan uyaran önemli bir sitokindir; bu nedenle, rs6141 , rs78565404 ve rs572476245 gibi THPO’daki varyantlar, bu temel hormonun miktarını veya aktivitesini değiştirerek dolaşımdaki trombosit seviyelerini doğrudan etkileyebilir. BAK1 (BCL2 Antagonisti/Katili 1), megakaryositlerin ömrünü ve eski trombositlerin temizlenmesini düzenlemek için hayati önem taşıyan bir süreç olan programlanmış hücre ölümünü destekleyen pro-apoptotik bir proteindir.[8] BAK1’deki rs511515 , rs210135 ve rs210143 gibi varyasyonlar, trombosit sağkalımını ve sayısını etkileyerek bu apoptotik yolları modüle edebilir. Hücresel enerji için önemli olan Adenilat Kinaz 3’ü içeren AK3 - ECM1P1 bölgesi, rs409950 , rs385893 ve rs12005199 gibi varyantların trombosit oluşumu ve sağlığı için kritik olan metabolik süreçleri dolaylı olarak etkileyebileceği düzenleyici unsurları barındırabilir.[8] Son olarak, GFI1B (Büyüme Faktöründen Bağımsız 1B Transkripsiyonel Represör), özellikle megakaryositler ve eritroid hücreler olmak üzere kan hücrelerinin gelişimi için hayati önem taşıyan önemli bir transkripsiyonel düzenleyicidir. Bu gen, trombosit üretimine yol açan farklılaşma ve olgunlaşma aşamalarını etkileyerek megakaryopoezde kritik bir rol oynar. GFI1B içindeki rs150813342 , rs60757417 ve rs570058270 dahil olmak üzere varyantlar, trombosit sayısındaki önemli farklılıklarla ilişkilidir.[8] Bu genetik değişiklikler, GFI1B tarafından kontrol edilen kesin düzenleyici ağları değiştirebilir ve daha yüksek veya daha düşük trombosit seviyelerine yol açabilir ve trombosit bozukluklarının ve normal varyasyonların karmaşık genetik temellerini vurgular.[8]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs56043070
rs41315846
rs1105489
GCSAMLplatelet count
platelet crit
platelet component distribution width
reticulocyte count
platelet-to-lymphocyte ratio
rs9399136
rs34164109
rs9399137
HBS1Lhemoglobin
leukocyte quantity
diastolic blood pressure
high density lipoprotein cholesterol
Red cell distribution width
rs1354034
rs2317251
rs10866004
ARHGEF3platelet count
platelet crit
reticulocyte count
platelet volume
lymphocyte count
rs10774624
rs117829767
LINC02356rheumatoid arthritis
monokine induced by gamma interferon
C-X-C motif chemokine 10
Vitiligo
systolic blood pressure
rs7310615
rs111442488
rs4766462
SH2B3circulating fibrinogen levels
systolic blood pressure, alcohol consumption quality
systolic blood pressure, alcohol drinking
mean arterial pressure, alcohol drinking
mean arterial pressure, alcohol consumption quality
rs342293
rs342294
rs342299
CCDC71L - LINC02577platelet count
platelet volume
mitochondrial DNA
platelet aggregation
CASP8/PVALB protein level ratio in blood
rs6141
rs78565404
rs572476245
THPOasthma, response to diisocyanate
platelet count
thrombopoietin
platelet crit
mitochondrial DNA
rs511515
rs210135
rs210143
BAK1eosinophil percentage of leukocytes
eosinophil count
basophil count, eosinophil count
sunburn
platelet glycoprotein 4 level
rs409950
rs385893
rs12005199
AK3 - ECM1P1platelet count
platelet crit
Red cell distribution width
rs150813342
rs60757417
rs570058270
GFI1Bplatelet crit
leukocyte quantity
eosinophil percentage of leukocytes
platelet count
eosinophil count

Kritik bir hematolojik parametre olan platelet sayısı, megakaryopoezi ve platelet homeostazını düzenleyen genetik, çevresel ve fizyolojik faktörlerin karmaşık etkileşimi tarafından etkilenir. Bu çeşitli nedensel yolları anlamak, platelet seviyelerindeki varyasyonları ve bunların sağlık üzerindeki etkilerini kavramak için önemlidir. Araştırmalar, özellikle büyük ölçekli genomik çalışmalar aracılığıyla, platelet sayısı değişkenliğine katkıda bulunan yeni ilişkileri ve mekanizmaları ortaya çıkarmaya devam etmektedir.

Genetik Yatkınlık ve Kalıtsal Özellikler

Section titled “Genetik Yatkınlık ve Kalıtsal Özellikler”

Genetik faktörler, bir bireyin trombosit sayısının belirlenmesinde önemli bir rol oynar ve çok sayıda kalıtsal varyant bu değişkenliğe katkıda bulunur. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), trombosit fonksiyonu özellikleri ve sayısı ile ilişkili yeni lokusların ve tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP’ler) belirlenmesinde etkili olmuştur ve bu özelliğin poligenik yapısını vurgulamaktadır.[3] Örneğin, NRG3 geninde bulunan rs1937970 varyantı, spesifik olarak trombosit sayısı ile ilişkilendirilmiştir ve A allelini taşıyanlar daha yüksek trombosit sayıları sergilemektedir.[3] Başlangıçta çocuklarda tanımlanan bu ilişki, trombosit üretimi ve düzenlenmesini etkileyen önemli, doğal genetik yatkınlıkların altını çizmektedir.[3]Spesifik SNP’lerin ötesinde, daha geniş bir kalıtsal bileşen belirgindir ve trombositopeni (düşük trombosit sayısı) ve trombositoz (yüksek trombosit sayısı) gibi durumlara yatkınlık, belirli popülasyonlarda kalıtsal özellikler olarak kabul edilmektedir.[2] Diğer çalışmalar, ortalama trombosit hacmi ve sayısı ile ilişkili ek lokusları tanımlayarak genetik etkinin anlaşılmasını daha da genişletmiştir.[9] Bu bulgular, trombosit reaktivitesi ile bağlantılı olan JAK2, LRRFIP1, COMMD7 ve JMJD1C gibi genler de dahil olmak üzere bir gen ağının, trombosit seviyelerini yöneten genel genetik mimariye toplu olarak katkıda bulunduğunu göstermektedir.[3]

Çevresel ve yaşam tarzı faktörleri, trombosit sayısını ve fonksiyonunu önemli ölçüde modüle eder ve genellikle yetişkinlerdeki çalışmalarda karıştırıcı faktörler olarak işlev görür. Sigara içme, fiziksel aktivite düzeyleri, beslenme alışkanlıkları ve çeşitli maruziyetler gibi unsurların trombosit fizyolojisini etkilediği bilinmektedir.[3] Örneğin, bu edinilmiş faktörlerin yetişkinlerde bulunması, trombosit özelliklerindeki altta yatan genetik etkilerin tanımlanmasını zorlaştırabilir, çünkü önemli ölçüde değişkenlik yaratırlar.[3]Bu faktörlerin trombosit fonksiyonunu etkilemede özellikle önemli olduğu gözlemi, yaşam tarzı seçimlerinin ve çevresel maruziyetlerin trombosit üretimini ve aktivitesini teşvik edebileceğini veya engelleyebileceğini ve bunun da sayıda dalgalanmalara yol açabileceğini düşündürmektedir.

Gelişimsel Etkiler ve Gen-Çevre Etkileşimleri

Section titled “Gelişimsel Etkiler ve Gen-Çevre Etkileşimleri”

Bir bireyin gelişimsel evresi, trombosit sayısını derinden etkiler; erken yaşam etkileri, diğer faktörlerin etki ettiği temel çizgiyi şekillendirir. Örneğin, çocuklara odaklanan çalışmalar, bu yaş grubunda bulunan edinilmiş ve çevresel karıştırıcı faktörlerin minimal düzeyde olması nedeniyle trombosit sayısı ile ilgili genetik varyantları belirlemek için özellikle değerlidir.[3] Bu durum, genetik yatkınlıkların yaşam boyu çevresel tetikleyicilerle nasıl etkileşime girebileceğini vurgulamaktadır; erken gelişimde, genetik etkiler, kapsamlı kümülatif çevresel maruziyetler birikmeden önce daha net bir şekilde ayırt edilebilir.[3] Erken yaşama yapılan vurgu ve çocuklardaki azaltılmış çevresel gürültü, trombosit biyolojisinin genetik programlamasının kurulduğu ve potansiyel olarak erken gelişimsel işaretlere duyarlı olduğu kritik bir döneme işaret etmektedir.

Edinilmiş Durumlar ve Farmakolojik Etkiler

Section titled “Edinilmiş Durumlar ve Farmakolojik Etkiler”

Kalıtımsal ve çevresel faktörlerin ötesinde, bir dizi edinilmiş tıbbi durum ve farmakolojik müdahale trombosit sayısını önemli ölçüde değiştirebilir. Yetişkinlerde, ateroskleroz, hipertansiyon ve aşırı kilo (obezite) gibi komorbiditeler, trombosit fonksiyonunu etkileyen edinilmiş faktörler olarak kabul edilmektedir.[3] Bu durumlar, kronik inflamasyona veya endotel disfonksiyonuna yol açabilir ve bu da megakaryopoezi veya trombosit sağkalımını etkileyerek genel trombosit sayılarını değiştirebilir. Ayrıca, belirli ilaçların veya hormonların alımı, trombosit düzeylerindeki veya fonksiyonundaki değişikliklerin iyi bilinen bir nedenidir.[3] Örneğin, aspirin gibi ilaçların trombosit agregasyonunu etkilediği bilinmektedir ve kullanımları genellikle trombosit fenotiplerini araştıran çalışmalarda kontrol altında tutulmaktadır.[8] Yaşa bağlı fizyolojik değişiklikler de trombosit sayısındaki varyasyonlara katkıda bulunur ve yaşlı yetişkinler bazen genç bireylere kıyasla farklı trombosit özellikleri sergiler.[3]

Trombosit Sayısının Biyolojik Arka Planı

Section titled “Trombosit Sayısının Biyolojik Arka Planı”

Trombositler, aynı zamanda kan pulcukları olarak da bilinir, kanamayı önleyen ve durduran süreç olan hemostaz için kritik öneme sahip küçük, çekirdeksiz kan hücreleridir. Dolaşımda uygun sayıda trombosit bulunması vasküler bütünlüğün korunması için esastır; normal aralıktan sapmalar ise önemli sağlık sorunlarına yol açabilir.[3]“Trombosit sayısı”, tipik olarak litre başına trombosit sayısı olarak ölçülen, belirli bir kan hacmindeki trombosit sayısını ifade eder. Bu sayı, genetik, moleküler ve çevresel faktörlerin karmaşık etkileşimi ile etkilenen, sıkı bir şekilde düzenlenen fizyolojik bir parametredir.

Trombositler, megakaryopoez olarak bilinen ve kapsamlı hücresel olgunlaşma ve farklılaşmayı içeren bir süreç aracılığıyla megakaryositler adı verilen büyük kemik iliği hücrelerinden kaynaklanır.[1]Trombopoez sırasında megakaryositler, kemik iliğinin sinüzoidal kan damarlarına doğru proplateletler olarak adlandırılan uzun sitoplazmik çıkıntılar uzatır.[10] Bu proplateletler daha sonra binlerce ayrı trombosite parçalanır ve bunlar da daha sonra kan dolaşımına salınır. Trombosit oluşumunun tüm süreci, dolaşım homeostazını korumak için sürekli bir trombosit kaynağı sağlayan yüksek derecede koordineli bir hücresel fonksiyondur.

Trombosit sayısının homeostatik düzenlenmesi, dolaşımdaki trombosit seviyelerini algılayan ve megakaryopoezi buna göre ayarlayan geri bildirim mekanizmalarını içerir. Bu hassas dengedeki bozulmalar, anormal derecede düşük trombosit sayılarına (trombositopeni) veya aşırı derecede yüksek sayılara (trombositoz) yol açabilir.[4] Sağlıklı bireyler arasındaki trombosit sayısındaki değişkenliğin kesin temeli devam eden bir araştırma konusu olmasına rağmen, kalıtsal yatkınlıkların bir bireyin normal trombosit aralığını belirlemede önemli bir rol oynadığı kabul edilmektedir.[2]Bu düzenleyici ağları anlamak, trombosit sayısı bozukluklarının altında yatan nedenleri belirlemek için çok önemlidir.

Trombositlerin kümelenme ve pıhtı oluşturma yetenekleri de dahil olmak üzere fonksiyonları, karmaşık moleküler ve hücresel yollarla yönetilir. Trombosit aktivasyonu, araşidonik asit, kollajen, epinefrin ve ADP gibi çeşitli agonistler tarafından tetiklenen bir sinyalizasyon olayları zincirini içerir ve hücre şeklinde değişikliklere, granül salgılanmasına ve kümelenmeye yol açar.[3] Spesifik reseptörler ve enzimler dahil olmak üzere temel biyomoleküller bu tepkilere aracılık eder. Örneğin, LPAR1 geni tarafından kodlanan lizofosfatidik asit reseptörü-1, trombosit reaktivitesi ile ilişkilendirilmiştir ve trombosit yanıtını modüle etmedeki rolünü düşündürmektedir.[3] Diğer bir kritik moleküler bileşen, aynı zamanda trombosit reaktivitesi ile bağlantılı olan MYO5B geni tarafından kodlanan miyozin VB’dir.[3] Miyozin IIA, IIB ve VA gibi izoformları içeren miyozin proteinleri, trombositlerdeki temel yapısal bileşenlerdir ve şekil değiştirmelerini ve kasılma fonksiyonlarını kolaylaştırır ve miyozin eksiklikleri kanama bozukluklarına yol açabilir.[3] MYO5B mutasyonlarının diğer dokularda epitel hücre polaritesini bozduğu bilinirken, trombosit biyolojisindeki, özellikle trombosit sayısını ve fonksiyonunu modüle etmedeki kesin rolü araştırılmaya devam etmektedir.[11] Bu moleküler içgörüler, normal trombosit aktivitesini ve sayısını korumada hücre içi mekanizmaların karmaşık etkileşimini vurgulamaktadır.

Trombosit Sayısının Genetik Belirleyicileri

Section titled “Trombosit Sayısının Genetik Belirleyicileri”

Genetik mekanizmalar, bir bireyin trombosit sayısını ve fonksiyonunu belirlemede önemli bir rol oynar ve çalışmalar, hem düşük hem de yüksek trombosit sayılarına yatkınlıkların kalıtsal özellikler olduğunu ortaya koymaktadır.[2]Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), trombosit sayısı ve reaktivitesindeki varyasyonlarla ilişkili çok sayıda genetik lokus ve tek nükleotid polimorfizminin (SNP) belirlenmesinde etkili olmuştur.[12] Örneğin, nöroregülin-3’ü kodlayan NRG3 geninde bulunan yeni bir varyant olan rs1937970 , trombosit sayısı ile ilişkili olduğu doğrulanmıştır ve A allelini taşıyanlar daha yüksek sayılar göstermektedir.[3] MYO5B’deki rs1787566 ve LPAR1’deki rs4366150 gibi diğer genetik varyantlar, artmış trombosit reaktivitesi ile ilişkilendirilmiştir ve trombositlerin uyaranlara ne kadar kolay yanıt verdiğine dair genetik bir etki olduğunu düşündürmektedir.[3] Bireysel SNP’lerin ötesinde, JAK2, LRRFIP1, COMMD7 ve JMJD1C gibi genler de trombosit reaktivitesini modüle etmede rol oynamaktadır.[13]Bu bulgular, trombosit sayısı değişkenliğinin altında yatan karmaşık genetik yapının altını çizmektedir; burada birden fazla gen ve bunların düzenleyici elementleri, popülasyonda gözlemlenen fenotipik aralığa katkıda bulunmaktadır.[14]

Anormal trombosit sayılarının sistemik sonuçları önemlidir ve genel vasküler sağlığı ve hemostazı etkiler. Yetersiz trombosit sayısı (trombositopeni) kanama riskinde artışa neden olabilirken, aşırı sayı (trombositoz) bireyleri kan pıhtıları gibi trombotik olaylara yatkın hale getirir.[1] Trombosit sayılarının ötesinde, genellikle genetik mutasyonlardan kaynaklanan trombosit işlev bozukluklarıyla ilişkili konjenital bozukluklar da trombositlerin hemostatik rollerini etkili bir şekilde yerine getirme yeteneğini bozabilir.[5]Ayrıca, trombosit sayısı ve fonksiyonu sadece genetik tarafından belirlenmez, aynı zamanda çeşitli doku ve organ düzeyindeki etkileşimlerden ve sistemik faktörlerden de etkilenir. Yetişkinlerde, ateroskleroz, hipertansiyon, endotel disfonksiyonu ve aşırı kilo gibi edinilmiş durumlar, sigara, diyet, fiziksel aktivite ve ilaç veya hormon alımı gibi çevresel faktörlerle birlikte trombosit fonksiyonunu etkilediği bilinmektedir.[3]Bu sistemik etkiler, trombosit sayısı varyasyonlarının karmaşık etiyolojisini vurgulamakta ve bunların patofizyolojik önemini tam olarak anlamak için hem genetik yatkınlıkların hem de çevresel değiştiricilerin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını gerektirmektedir.

Megakaryopoez ve Trombosit Üretiminin Düzenlenmesi

Section titled “Megakaryopoez ve Trombosit Üretiminin Düzenlenmesi”

Trombosit sayısının kesin düzenlenmesi, temel olarak megakaryopoez ve sonraki trombosit oluşumunun karmaşık süreçlerine dayanır. Megakaryopoez, hematopoetik kök hücrelerin kemik iliği içinde büyük poliploid megakaryositlere farklılaşmasını ve olgunlaşmasını içerir.[1] Bu olgun megakaryositler daha sonra karmaşık bir sitoplazmik parçalanma sürecinden geçer, sinüzoidal kan damarlarına doğru proplateletler uzatır ve bu da daha sonra dolaşıma bireysel trombositleri salgılar.[10] Bu biyogenezin hızı ve verimliliği, hemostaz için düzenli bir fonksiyonel trombosit tedariki sağlayarak, dolaşımdaki trombosit sayısının kritik belirleyicileridir.

Trombosit Homeostazisinin Genetik Belirleyicileri

Section titled “Trombosit Homeostazisinin Genetik Belirleyicileri”

Genetik faktörler, bir bireyin başlangıç trombosit sayısı ve reaktivitesini belirlemede önemli bir rol oynar; genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), bu özellikleri etkileyen çok sayıda lokus tanımlamıştır.[3] Örneğin, NRG3geninde bulunan tek nükleotid polimorfizmi (SNP) olanrs1937970 , trombosit sayısı ile ilişkili olduğu doğrulanmıştır; burada A allelini taşıyanlar daha yüksek trombosit sayıları göstermiştir.[3]Bireysel SNP’lerin ötesinde, trombositopeni (düşük trombosit sayısı) ve trombositoz (yüksek trombosit sayısı) gibi durumlara karşı daha geniş kalıtsal yatkınlıklar gözlemlenmiştir ve bu da trombosit homeostazisini yöneten karmaşık genetik yapının altını çizmektedir.[2]

Reseptör Aracılı Sinyalizasyon ve Trombosit Aktivasyonu

Section titled “Reseptör Aracılı Sinyalizasyon ve Trombosit Aktivasyonu”

Trombosit fonksiyonu, genel trombosit biyolojisiyle yakından ilişkili olup, yaşam süresi ve dönüşüm yoluyla sayıyı dolaylı olarak etkiler ve reseptör aracılı sinyalizasyon yollarının karmaşık bir ağı tarafından yönetilir. ADP, kollajen, epinefrin ve araşidonik asit dahil olmak üzere çeşitli agonistler, trombositler üzerindeki belirli yüzey reseptörlerini aktive ederek karmaşık hücre içi sinyalizasyon basamaklarını başlatır.[3] Bu basamaklar, integrinlerdeki konformasyonel değişikliklere, granül salgılanmasına ve trombosit agregasyonu ve trombus oluşumu için gerekli olan sitoskeletal yeniden düzenlemelere yol açan çeşitli moleküler bileşenleri içerir. LPAR1 (rs4366150 ) ve MYO5B (rs1787566 ) gibi genlerdeki genetik varyasyonlar, agonistlere karşı değişen trombosit reaktivitesi ile ilişkilendirilmiştir ve bu sinyalizasyon yollarını modüle etmedeki ve trombosit fonksiyonu spektrumuna katkıda bulunmadaki rollerini düşündürmektedir.[3]

Entegre Düzenleyici Ağlar ve Çevresel Modülatörler

Section titled “Entegre Düzenleyici Ağlar ve Çevresel Modülatörler”

Trombosit sayısının ve fonksiyonunun korunması yalnızca içsel genetik veya hücresel mekanizmalar tarafından belirlenmez, aynı zamanda çeşitli biyolojik ağların sistem düzeyinde entegrasyonunu içerir ve çevresel ve edinilmiş faktörlerden önemli ölçüde etkilenir. Yolak etkileşimi, farklı sinyal yollarının trombosit aktivasyonunu ve genel hemostatik dengeyi ince ayar yapmak için etkileşime girdiği koordineli yanıtlar sağlar. Yetişkinlerde, sigara içme, fiziksel aktivite, diyet, ilaç veya hormon alımı, ateroskleroz, hipertansiyon ve endotel disfonksiyonu gibi faktörlerin trombosit fonksiyonunu etkilediği bilinmektedir.[3]

Trombosit sayısı, temel bir hematolojik parametre olarak, tanısal faydalarına dair içgörüler sunan önemli genetik etkiye tabidir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), trombosit sayılarındaki değişkenliğe katkıda bulunan yeni genetik lokusların belirlenmesinde etkili olmuştur. Örneğin, çocuklarda yapılan bir araştırmada,NRG3 geni içindeki rs1937970 ’in trombosit sayısı ile önemli ölçüde ilişkili olduğu tespit edilmiş, burada A allelini taşıyanlar, AG (272,35±66,12x10^9 trombosit/L) veya GG (267,6±54,4 trombosit/L) genotiplerine sahip olanlara kıyasla daha yüksek trombosit sayıları (286,6±65,98x10^9 trombosit/L) göstermiştir.[3]Bu tür bulgular, genetik taramanın, belirli trombosit sayısı aralıklarına yatkınlığı olan bireyleri belirleme potansiyelini vurgulamaktadır; bu da genetik nedenleri edinilmiş trombosit seviyesi değişikliklerinden ayırmaya yardımcı olabilir.

Pediatrik popülasyonlarda genetik varyantların incelenmesi, tanısal anlayış için özellikle değerlidir, çünkü yetişkinlerde trombosit fonksiyonunu ve sayısını yaygın olarak etkileyen yaşam tarzı, beslenme ve ilaç alımı gibi karıştırıcı faktörleri en aza indirir.[3]Bu yaklaşım aynı zamanda, daha önce rapor edilen tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) ile hemostatik ve trombosit özellikleri arasındaki ilişkileri de doğrulamış ve genetik metodolojilerin gerçek biyolojik ilişkileri ortaya çıkarmadaki güvenilirliğini güçlendirmiştir.[3]Dahası, geniş yetişkin kohortlarında yapılan önceki GWAS’ler de benzer şekilde trombosit sayısı ve hacmi ile ilişkili yeni SNP’ler tanımlamış ve bu özelliğin altında yatan tutarlı bir genetik mimariyi farklı yaş gruplarında vurgulamıştır.[9] Bu genetik içgörüler, bir bireyin genetik olarak belirlenmiş trombosit profilinin temel bir anlayışını sağlayarak, anormal trombosit sayıları ile karakterize edilen durumlar için tanısal kesinliği artırabilir.

Trombosit sayısı izole bir parametre değildir, ancak diğer hematolojik belirteçlerle ilişkiler gösterir ve genel hasta bakımını etkileyen çeşitli komorbiditelerden etkilenebilir. Trombosit sayısı ve nötrofil sayıları arasında önemli bir ilişki gözlenmiştir; burada, daha yüksek trombosit sayılarına (230 x 10^9 trombosit/L’yi aşan) sahip bireyler, yüksek nötrofil sayılarıyla istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki göstermiştir (P=0,0023).[15] Bu korelasyon, belirli fizyolojik veya patolojik durumlarda potansiyel olarak örtüşen düzenleyici yolları veya ortak yanıtları düşündürmektedir ve bu da sistemik inflamasyon veya miyeloproliferatif bozuklukların değerlendirilmesinde alakalı olabilir.

Ayrıca, genetiğin ötesindeki faktörler, edinilmiş durumlar ve çevresel etkiler de dahil olmak üzere, trombosit fonksiyonunu ve dolayısıyla potansiyel olarak trombosit sayısını etkilediği kabul edilmektedir. Ateroskleroz, hipertansiyon, endotel disfonksiyonu ve aşırı kilo gibi durumlar, sigara içmek, fiziksel aktivite, diyet ve belirli ilaç veya hormon alımları gibi çevresel unsurlarla birlikte, yetişkinlerde trombosit fizyolojisinin bilinen değiştiricileridir.[3] Bu faktörler öncelikle trombosit fonksiyonunu etkilese de, klinik değerlendirmede kapsamlı bir şekilde dikkate alınmaları, trombosit sayısının doğru yorumlanması ve çeşitli komorbiditeleri olan hastalarda bunun etkileri, izleme stratejilerine ve önleyici tedbirlere rehberlik etmesi açısından çok önemlidir.

Prognostik Etkileri ve Kişiselleştirilmiş Tıp

Section titled “Prognostik Etkileri ve Kişiselleştirilmiş Tıp”

Trombosit sayısının, diğer trombositle ilgili özelliklerle birlikte değerlendirilmesi, özellikle kardiyovasküler sağlıkta önemli prognostik etkilere sahiptir ve kişiselleştirilmiş tıp stratejilerine katkıda bulunur. Genetik çalışmalarla desteklenen daha geniş trombosit biyolojisi alanı, bir çerçeve sunmaktadır. Örneğin,CYP2C19, CES1, CYP2B6 ve CYP2C9gibi trombosit reaktivitesini etkileyen genetik varyantlar, farmakogenomik poligenik yanıt skorlarına entegre edilmiştir ve bu skorlar, antiplatelet tedavi gören hastalarda kardiyovasküler olay oranları ve mortalite ile açık bir ilişki göstermiştir.[6]Bu risk allellerinden daha fazla sayıda taşıyan hastalar, advers kardiyovasküler olaylar (OR 1,78; %95 GA 1,14–2,76; P = 0,01) ve kardiyovasküler ölüm (OR 4,39; %95 GA 1,35–14,27; n = 0,01) açısından önemli ölçüde daha yüksek bir olasılıkla karşı karşıyadır ve bu durum, risk sınıflandırması ve antiplatelet rejimlerinin kişiye özel hale getirilmesi için genetik bilginin faydasını vurgulamaktadır.[6] Bu spesifik örnek trombosit sayısından ziyade trombosit reaktivitesi ile ilgili olsa da, trombosit özelliklerine ilişkin genetik içgörülerin kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarını nasıl şekillendirebileceğini örneklendirmektedir. rs1937970 gibi trombosit sayısını etkileyen genetik lokusların tanımlanması, nihayetinde daha kapsamlı risk sınıflandırma modellerine entegre edilebilecek bireysel değişkenliği anlamaya yönelik temel bir adımı temsil etmektedir.[3] Bu tür genomik araçlar, trombosit biyolojisinde genetik varyantlar için yeni roller keşfetme potansiyeli sunarak, yüksek riskli bireyleri belirleme ve bireyin benzersiz genetik profiline ve başlangıç trombosit özelliklerine dayalı daha hedefli önleme ve tedavi stratejileri geliştirmenin önünü açmaktadır.

Trombosit Sayısı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Trombosit Sayısı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak trombosit sayısının en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Ailemde pıhtılaşma öyküsü var. Benim de riskim var mı?

Section titled “1. Ailemde pıhtılaşma öyküsü var. Benim de riskim var mı?”

Evet, hem yüksek hem de düşük trombosit sayılarına yatkınlık kalıtsal olabilir. Genetik faktörler trombosit sayılarınızı önemli ölçüde etkiler, yani ailenizde pıhtılaşma sorunları varsa, benzer durumlar için daha yüksek bir genetik riskiniz olabilir. Bu genetik bağlantıları anlamak, doktorların kişisel riskinizi değerlendirmesine yardımcı olabilir.

2. Kolayca morarıyorum. Trombosit sayım genetik olabilir mi?

Section titled “2. Kolayca morarıyorum. Trombosit sayım genetik olabilir mi?”

Bu mümkün. Trombositopeni olarak bilinen düşük trombosit sayısı, daha kolay morarmaya veya kanamaya yol açabilir. Araştırmalar, kalıtsal genetik özelliklerin bireyleri daha düşük trombosit sayılarına sahip olmaya yatkın hale getirebileceğini ve bunun da ailelerde görülebilen bir özellik olduğunu göstermektedir.

3. Ebeveynlerimde Varsa Kan Pıhtılarına Daha mı Yatkınım?

Section titled “3. Ebeveynlerimde Varsa Kan Pıhtılarına Daha mı Yatkınım?”

Evet, güçlü bir genetik bileşen vardır. Ebeveynlerinizde veya diğer yakın akrabalarınızda anormal derecede yüksek trombosit sayısı (trombositoz) nedeniyle kan pıhtılaşması öyküsü varsa, bu duruma yatkınlığı miras alabilirsiniz. Genom çapında çalışmalar, bu eğilimlerle bağlantılı belirli genetik varyasyonları tanımlamıştır.

4. Diyetim trombosit sayımı etkiler mi yoksa sadece genetik mi?

Section titled “4. Diyetim trombosit sayımı etkiler mi yoksa sadece genetik mi?”

Genetik faktörler, bazal trombosit sayınızın önemli bir belirleyicisi olmakla birlikte, diyet, sigara içimi ve bazı ilaçlar gibi çevresel etkiler de özellikle yetişkinlerde rol oynayabilir. Ancak, yüksek veya düşük sayılara yönelik temel yatkınlıklar büyük ölçüde kalıtsaldır.

5. Günlük İlaçlarım Trombosit Sayımı Değerimi Değiştirebilir mi?

Section titled “5. Günlük İlaçlarım Trombosit Sayımı Değerimi Değiştirebilir mi?”

Evet, ilaçların trombosit sayısı ve fonksiyonunu etkileyebilen çevresel faktörlerden biri olduğu bilinmektedir. Altta yatan genetik yatkınlığınız bir temel oluştururken, bazı ilaçlar trombosit sayılarınızı etkileyebilir, bazen önemli ölçüde etkileyebilir; bu nedenle doktorlar genellikle bunları izler.

6. Doktorlar çocukların trombositlerini neden bu kadar çok inceliyor?

Section titled “6. Doktorlar çocukların trombositlerini neden bu kadar çok inceliyor?”

Çocukları incelemek çok değerlidir çünkü genellikle yetişkinlerde trombosit araştırmalarını karmaşıklaştırabilecek edinilmiş hastalıklar, diyet, sigara veya ilaçlar gibi daha az karıştırıcı faktöre sahiptirler. Bu, bilim insanlarının trombosit sayısını ve fonksiyonunu doğrudan etkileyen yeni genetik varyantları daha net bir şekilde tanımlamasına olanak tanır.

7. Bir DNA testi gelecekteki pıhtılaşma riskimi öngörebilir mi?

Section titled “7. Bir DNA testi gelecekteki pıhtılaşma riskimi öngörebilir mi?”

Bir DNA testi, pıhtılaşma veya kanama bozukluklarına genetik yatkınlığınız hakkında bilgi sağlayabilir. Aşırı trombosit sayılarıyla ilişkili belirli genetik belirteçleri tanımlayarak, duyarlılığınızı tahmin etmeye yardımcı olabilir ve bu da daha erken müdahale ve daha kişiselleştirilmiş önleyici tedbirlere olanak tanır.

8. Kardeşimin trombositleri normal, ama benimki normal değil. Neden?

Section titled “8. Kardeşimin trombositleri normal, ama benimki normal değil. Neden?”

Aileler içinde bile, bireysel genetik varyasyonlar trombosit sayılarında farklılıklara yol açabilir. Yatkınlıklar kalıtsal olsa da, aldığınız genetik faktörlerin belirli kombinasyonu, kardeşinize kıyasla farklı sonuçlara neden olabilir ve benzersiz trombosit profilinizi etkileyebilir.

9. Düşük Trombositler için Genetik Yatkınlığımı “Düzeltebilir” miyim?

Section titled “9. Düşük Trombositler için Genetik Yatkınlığımı “Düzeltebilir” miyim?”

Genlerinizi değiştiremezsiniz, ancak genetik yatkınlığınızı anlamak, kişiselleştirilmiş yönetime olanak tanır. Düşük trombositlere yatkınlığınız olduğunu bilmek, özellikle yaşam tarzınızı veya diğer tıbbi durumları göz önünde bulundururken, doktorunuzun hedefe yönelik terapötik stratejiler veya önleyici tedbirler geliştirmesine rehberlik edebilir.

10. Bazı insanların doğal olarak neden çok yüksek veya düşük trombositleri vardır?

Section titled “10. Bazı insanların doğal olarak neden çok yüksek veya düşük trombositleri vardır?”

Bu varyasyonlar büyük ölçüde kalıtsal genetik faktörlerden kaynaklanmaktadır. Çalışmalar, bir bireyin diğer sağlık sorunları olmasa bile, doğal olarak daha yüksek veya daha düşük trombosit sayılarına sahip olma eğiliminde olup olmadığını etkileyen, NRG3 geni yakınındaki rs1937970 SNP’si gibi çok sayıda genetik bölgeyi ve spesifik değişiklikleri tanımlamıştır.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler geldikçe güncellenebilir.

Feragatname: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Geddis, A. E. “Megakaryopoiesis.” Seminars in Hematology, vol. 47, no. 3, 2010, pp. 212-219.

[2] Biino, G. et al. “Analysis of 12,517 inhabitants of a Sardinian geographic isolate reveals that predispositions to thrombocytopenia and thrombocytosis are inherited traits.” Haematologica, vol. 96, no. 1, 2011.

[3] Guerrero, J. A., et al. “Novel loci involved in platelet function and platelet count identified by a genome-wide study performed in children.”Haematologica, 2011.*

[4] Skoda, R. C. “Thrombocytosis.” Hematology. American Society of Hematology. Education Program, 2009, pp. 159-166.

[5] Nurden, P., and A. T. Nurden. “Congenital disorders associated with platelet dysfunctions.” Thrombosis and Haemostasis, vol. 99, no. 2, 2008, pp. 253-263.

[6] Verma, S. S., et al. “Genome-wide association study of platelet reactivity and cardiovascular response in patients treated with clopidogrel: a study by the International Clopidogrel Pharmacogenomics Consortium (ICPC).”Clinical Pharmacology & Therapeutics, 2020.*

[7] Houlihan, L. M., et al. “Common variants of large effect in F12, KNG1, and HRG are associated with activated partial thromboplastin time.” American Journal of Human Genetics, vol. 86, no. 4, 2010, pp. 544-551.

[8] Yang, Q. et al. “Genome-wide association and linkage analyses of hemostatic factors and hematological phenotypes in the Framingham Heart Study.”BMC Medical Genetics, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S12.

[9] Soranzo, N. et al. “A novel variant on chromosome 7q22.3 associated with mean platelet volume, counts, and function.” Blood, vol. 113, no. 16, 2009, pp. 3831-7.

[10] Thon, J. N., and J. E. Italiano. “Platelet formation.” Seminars in Hematology, vol. 47, no. 3, 2010, pp. 220-226.

[11] Ebner HL, Heinz-Erian P, et al. “MYO5B mutations cause microvillus inclusion disease and disrupt epithelial cell polarity.” Nat Genet, vol. 40, no. 10, 2008, pp. 1163-5.

[12] Johnson, A. D., et al. “Genome-wide meta-analyses identifies seven loci associated with platelet aggregation in response to agonists.” Nature Genetics, vol. 42, no. 7, 2010, pp. 608-613.

[13] Jones, CI., Bray S, Garner SF, Stephens J, de Bono B, Angenent WG, et al. “A functional genomics approach reveals novel quantitative trait loci associated with platelet signaling pathways.” Blood, vol. 114, no. 7, 2009, pp. 1405.

[14] Kunicki, TJ., Nugent DJ. “The genetics of normal platelet reactivity.” Blood, vol. 116, no. 15, 2010.

[15] Gendre, B., et al. “Genome-Wide Search for Nonadditive Allele Effects Identifies PSKH2 as Involved in the Variability of Factor V Activity.” Journal of the American Heart Association, 2024.*