İçeriğe geç

Plazma Renin Aktivitesi

Plazma renin aktivitesi (PRA), anjiyotensinojen üzerinde reninin etkisiyle kanda anjiyotensin I’in üretilme hızını ifade eder. Esas olarak böbrekler tarafından üretilen bir enzim olan renin, renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminin (RAAS) kritik bir bileşenidir. Bu kompleks sistem, kan basıncını düzenlemede, sıvı ve elektrolit dengesini korumada ve kardiyovasküler yeniden şekillenmeyi etkilemede temel bir rol oynar.[1]

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Plazma renin aktivitesi (PRA), toplam 5.275 katılımcıdan oluşan sınırlı sayıda keşif kohortunda doğrudan ölçülmüştür ve replikasyon örneğinde doğrudan değerlendirme için mevcut değildi. Bu, replikasyon sırasında PRA için genom çapında anlamlı bulguların vekil ölçülere, özellikle plazma renin konsantrasyonu ve dolaşımdaki aldosteron seviyelerine karşı test edilmesini gerektirmiştir. Plazma renin aktivitesi ve konsantrasyonu, anjiyotensinojende önemli değişiklikler olmaması durumunda genellikle iyi korelasyon gösterirken, bu dolaylı replikasyon metodolojik bir uyarı getirir.[2]Ayrıca, keşif kohortlarındaki PRA ile ilişkili en iyi tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), bağımsız bir örnekte başarılı replikasyona rağmen, bireysel keşif kohortlarının kendilerinde renin konsantrasyonları veya aldosteron seviyeleri ile tutarlı bir şekilde ilişki göstermediği durumlarda tutarsızlıklar ortaya çıkmıştır. Bu tutarsızlıklar kısmen, bazı bireysel keşif kohortlarında renin ve aldosteron ölçümleri için daha küçük örneklem büyüklüklerine ve daha büyük varyasyon katsayılarına atfedilebilir; bu da hataların artmasına ve mütevazı genetik ilişkileri tespit etme konusunda istatistiksel gücün azalmasına neden olmuştur.[2]Popülasyon tabanlı çalışmalarda, vücut duruşu ve sodyum alımı gibi plazma renini etkileyen fizyolojik faktörleri kontrol etmek, kontrollü metabolik çalışmalara kıyasla genellikle daha az katıdır. Bu azalmış kontrol, PRA ölçümlerinde değişkenliğe neden olabilir ve potansiyel olarak gerçek genetik ilişkilerin hafife alınmasına yol açabilir. Farklı kohortlarda kan örneklerinin toplandığı farklı koşullar, açlık durumu ve günün saati farklılıkları dahil, fenotipleme heterojenliğine de katkıda bulunur. Bu tür değişkenlik, çalışma katılımcıları arasında PRA ölçümlerinin kesinliğini ve karşılaştırılabilirliğini etkileyebilir.[2]

Genellenebilirlik ve Fenotip Heterojenliği

Section titled “Genellenebilirlik ve Fenotip Heterojenliği”

Meta-analizler ağırlıklı olarak Avrupalı ve Avrupa kökenli Amerikalı katılımcıları içeriyordu, bu da bulguların doğrudan genellenebilirliğini sınırlamaktadır. Her ne kadar rs5030062 adlı belirli bir SNP’nin Afrikalı Amerikalılarda plazma renin konsantrasyonu ile ilişkili olduğu gözlemlenmiş olsa da, bu genetik ilişkilendirmelerin çeşitli popülasyonlarda uygulanabilirliğini tam olarak doğrulamak için çeşitli etnik kökenlerin ve yaş gruplarının daha geniş bir temsili gereklidir.[2] Bu dar atasal odak, tanımlanan genetik yapının, diğer demografik gruplarda PRA düzenlemesinin karmaşıklıklarını tam olarak yakalayamayabileceği anlamına gelir.

Katkıda bulunan kohortlar arasındaki fenotipleme protokollerindeki değişkenlik de bir sınırlama sunmaktadır. Kan örnekleri, günün farklı saatleri, aç veya tok karnına olma durumları ve katılımcıların düzenli ilaçlarını kullanırken dahil olmak üzere farklı koşullar altında toplanmıştır. Örneğin, bazı kohortlar örnekleri sabah 8 ile öğleden sonra 4 arasında toplarken, diğerleri toplama işlemini gün boyunca (sabah 8’den akşam 8’e kadar) aç olmayan bireylerden yapmıştır.[2]Örnek toplama ve katılımcı hazırlığındaki bu tür tutarsızlıklar, plazma renin aktivitesi verilerine önemli heterojenite katabilir, potansiyel olarak genetik sinyalleri zayıflatabilir veya kohortlar arasındaki doğrudan karşılaştırmaları daha zor hale getirebilir.

Açıklanamayan Varyans ve Translasyonel Boşluklar

Section titled “Açıklanamayan Varyans ve Translasyonel Boşluklar”

rs5030062 ve rs4253311 gibi tanımlanan genetik varyantlar, plazma renin aktivitesindeki varyansın nispeten küçük bir oranını açıklamıştır; sırasıyla %0,85 ve %0,87.[2]Bu, plazma renin aktivitesinin kalıtılabilirliğinin önemli bir kısmının hala açıklanamadığını ve daha küçük etkilere sahip çok sayıda başka genetik varyantın, karmaşık gen-çevre etkileşimlerinin veya ölçülmemiş çevresel ve yaşam tarzı karıştırıcı faktörlerin rol oynadığını düşündürmektedir. Örneğin, kan basıncı ve böbrek fonksiyonunun, çok sayıda genetik, çevresel ve yaşam tarzı faktöründen etkilenen oldukça karmaşık özellikler olduğu bilinmektedir.[2]RAAS biyobelirteçleri ile ilişkilerine rağmen, bu çalışmada tanımlanan genetik varyasyonlar, kan basıncı veya böbrek fonksiyonu gibi klinik olarak daha etkili özelliklerle gözlemlenebilir ilişkilere tutarlı bir şekilde dönüşmemiştir. Bu, bu spesifik genetik varyantların ara kardiyovasküler hastalık özelliklerini nihai olarak nasıl etkilediğini anlamada kritik bir translasyonel boşluğu vurgulamaktadır. Ayrıca, önceki çalışmalarda RAAS düzenlemesinde rol oynadığı gösterilenREN ve CYP11B2gibi genlerdeki genetik varyantlar, mevcut analizde plazma renin aktivitesi veya diğer RAAS bileşenleri ile önemli ölçüde ilişkili bulunmamıştır.[2] Bu, bu biyobelirteçleri yöneten genetik yapının hala tam olarak anlaşılmadığını ve altta yatan moleküler mekanizmaları aydınlatmak için daha fazla deneysel araştırmaya duyulan ihtiyacın altını çizmektedir.[2]

Genetik varyasyonlar, kan basıncını ve sıvı dengesini düzenleyen renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminin (RAAS) önemli bir bileşeni olan plazma renin aktivitesini (PRA) etkilemede önemli bir rol oynar. Kallikrein-kinin sistemi ve protein redoks düzenlemesi dahil olmak üzere çeşitli fizyolojik yollarda yer alan genleri etkileyen, PRA ile ilişkili olduğu tanımlanan çeşitli tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) belirlenmiştir. Bu varyantları anlamak, RAAS aktivitesindeki bireyler arası farklılıkların ve antihipertansif tedavilere potansiyel yanıtların altında yatan genetik mimariye dair içgörü sağlar.[2] Kallikrein-kinin sistemindeki varyasyonlar, özellikle KNG1 ve KLKB1genlerindeki varyasyonlar, plazma renin aktivitesi ile önemli ölçüde ilişkilidir.KNG1 geninin intron 6’sında bulunan rs5030062 varyantı, PRA ile genom çapında anlamlı bir ilişki göstermiştir ve varyansının %0,85’ini açıklamaktadır.[2] Bu SNP, PRA için genom çapında anlamlılığa yakın olan KLKB1 geninin intron 11’inde bulunan rs4253311 ile birlikte, bağımsız çalışmalarda plazma renin ve aldosteron konsantrasyonları ile olan ilişkileri açısından başarıyla replike edilmiştir.[2] KNG1 geni, kininlerin öncüsü olan kininojeni kodlarken, KLKB1geni, kininojenlerden kininleri salgılayan bir enzim olan plazma kallikrein’i kodlar. Kallikrein-kinin sistemi, kardiyovasküler ve renal fizyolojiyi etkileyerek RAAS ile yakından ilişkilidir. Bu spesifik varyantlar doğrudan kan basıncı veya renal özelliklerle ilişkili olmasa da,rs4253311 sol ventrikül kütlesi ile bir miktar ilişki kanıtı göstermiştir.[2] Ayrıca, rs5030062 ’nin kardiyovasküler özelliklerle ilgili bir transkripsiyon faktörü bağlanma bölgesini bozacağı tahmin edilmektedir vers4253311 , plazma prekallikrein eksikliği ve dolaşımdaki B-tipi natriüretik peptid seviyeleri ile bağlantılı bir missens mutasyonu (rs3733402 ) ile yüksek bağlantı dengesizliğindedir.[2] Başka bir varyant olan rs3784921 , TXNDC11gen bölgesinde bulunur ve plazma renin aktivitesi ve antihipertansif ilaç yanıtı ile ilişkilidir.TXNDC11 geni, hücreler içindeki redoks düzenlemesinde yer alan bir proteini kodlar. Çalışmalar, rs3784921 ’in G allelinin daha yüksek başlangıç ​​plazma renin aktivitesi ve hipertansiyon tedavisinde kullanılan yaygın bir diüretik olan hidroklorotiyazide karşı azalmış bir sistolik kan basıncı yanıtı ile ilişkili olduğunu göstermiştir.[1] Tersine, rs3784921 ’de T alleli taşıyıcıları, hem TXNDC11’in hem de komşu SNN geninin daha yüksek ekspresyon seviyelerini sergilemektedir ve bu da RAAS bileşenlerindeki ve ilaç etkinliğindeki varyasyonlara katkıda bulunan gen ekspresyonu üzerinde genotip bağımlı bir etki olduğunu düşündürmektedir.[1]Bu bulgular, bireyin renin profiline dayalı olarak antihipertansif tedaviyi kişiselleştirmek için genetik profil oluşturmanın potansiyelini vurgulamaktadır.

TENM3 genindeki rs12374220 , XIRP2 gen lokusu içindeki rs7606603 ve GHR geni yakınındaki rs16872401 gibi diğer genetik varyantlar da plazma renin aktivitesi üzerindeki potansiyel etkileri açısından araştırılmıştır.TENM3 geni, öncelikle nöronal gelişimdeki rolü ile bilinen bir hücre adezyon molekülü olan Teneurin Transmembran Proteini 3’ü kodlarken, XIRP2 kalp kası yapısı ve fonksiyonunda yer alır.[2] GHR geni, büyüme hormonu reseptörünü kodlar ve metabolizma ve büyümede kritik bir rol oynar. rs12374220 , keşif kohortlarında renin konsantrasyonları ile anlamlı bir ilişki göstermese de, bu tür genetik varyasyonların sürekli olarak araştırılması, RAAS düzenlemesinin ve bunun kardiyovasküler sağlık üzerindeki etkisinin altında yatan karmaşık genetik yapının kapsamlı bir şekilde anlaşılmasına yardımcı olur.[2]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs12374220 TENM3plasma renin activity
rs5030062 KNG1, HRG-AS1plasma renin activity
CD84/ITGA6 protein level ratio in blood
BCL2L11/ITGA6 protein level ratio in blood
BCL2L11/RAB6A protein level ratio in blood
blood protein amount
rs4253311 KLKB1plasma renin activity
CHGA cleavage product
CHGB cleavage product
blood protein amount
protein MENT
rs7606603 XIRP2-AS1, XIRP2plasma renin activity
rs3784921 TXNDC11plasma renin activity
rs16872401 LINC02996 - GHRplasma renin activity
body height

Plazma renin aktivitesi (PRA), kan basıncını ve sıvı dengesini düzenlemek için hayati öneme sahip karmaşık bir endokrin yol olan renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi (RAAS) içinde önemli bir biyokimyasal belirteç görevi görür.[2] Spesifik olarak PRA, esas olarak böbrek kökenli bir enzim olan reninin, anjiyotensinojeni anjiyotensin I’e dönüştürme hızını ölçer ve böylece dolaşımdaki aktif reninin fonksiyonel aktivitesini yansıtır.[2]Bu operasyonel tanım, PRA’yı plazma renin konsantrasyonundan (PRC) ayırır, ancak her iki biyobelirteç de güçlü bir şekilde ilişkilidir ve özellikle plazma anjiyotensinojen seviyelerinde önemli değişikliklerin olmadığı durumlarda aynı dolaşımdaki aktif renini inceler.[2]

PRA’ın belirlenmesi, spesifik metodolojileri ve seviyelerini etkileyebilecek fizyolojik faktörlerin dikkate alınmasını içerir. PRA dahil olmak üzere RAAS bileşen analizi için kan örnekleri, tipik olarak sabahın erken saatlerinde, gece boyunca aç kalmış ve oturur pozisyondaki katılımcılardan olmak üzere kontrollü koşullar altında alınır, ancak çalışma protokollerinde farklılıklar mevcuttur; bazen aç olmayan katılımcılar veya daha geniş zaman aralıkları dahil edilebilir.[2]PRA’nın, duruş ve sodyum alımı gibi fizyolojik faktörlerden etkilendiği bilinmektedir ve bu faktörler, metabolik çalışmalara kıyasla popülasyon çalışmalarında titizlikle kontrol edilmezse, genetik ilişkilerin hafife alınmasına yol açabilir.[2]

PRA, özellikle hipertansiyon yönetimi bağlamında önemli klinik öneme sahiptir, çünkü antihipertansif ajanlara kan basıncı yanıtındaki değişkenlikle ilişkilidir.[1] Örneğin, daha düşük PRA hidroklorotiyazid gibi tiyazid diüretiklerine daha iyi bir yanıtla ilişkilendirilirken, daha yüksek PRA atenolol gibi beta-blokerler gibi RAAS etkili ajanlara daha uygun bir kan basıncı yanıtıyla ilişkilidir.[2]

Klinik Bağlam ve Fizyolojik Modülatörler

Section titled “Klinik Bağlam ve Fizyolojik Modülatörler”

Plazma renin aktivitesi (PRA), özellikle renin-anjiyotensin-aldosteron sistemini (RAAS) ilgilendiren kan basıncı ve sıvı dengesinin düzenlenmesini anlamak için çok önemlidir; bu sistemdeki düzensizlik kardiyovasküler ve renal morbiditeye katkıda bulunur.[2] Klinik olarak, başlangıç PRA seviyeleri, bir bireyin çeşitli antihipertansif ilaçlara yanıtını gösterir; daha düşük PRA, tiazid diüretiklerine daha iyi bir yanıtla ilişkilidir, daha yüksek PRA ise beta blokerler gibi RAAS etkili ajanlara daha olumlu bir yanıtla ilişkilidir.[1]Doğru PRA değerlendirmesi, fizyolojik faktörlerin dikkatli bir şekilde kontrol edilmesini gerektirir, çünkü duruş ve sodyum alımı plazma renin seviyelerini önemli ölçüde etkiler ve genetik ilişkilendirmelerin hafife alınmasına yol açabilir.[2] Standartlaştırılmış kan örneği toplama, genellikle sabahın erken saatlerinde oturan, aç katılımcılardan kan alınmasını içeren, güvenilir ölçümler için gereklidir.[2]

Birincil tanı yaklaşımı, genellikle plazma renin konsantrasyonu (PRC) ve dolaşımdaki aldosteron seviyeleri ile birlikte plazma renin aktivitesinin doğrudan biyokimyasal analizini içerir, çünkü bu biyobelirteçler RAAS yolu içinde sıkı bir şekilde ilişkilidir.[2] PRA ve PRC ölçümleri her ikisi de öncelikle renal kökenli olan dolaşımdaki “aktif” renini değerlendirir ve özellikle plazma anjiyotensinojen seviyeleri stabil olduğunda güçlü bir şekilde ilişkilidir.[2]Doğrudan testin ötesinde, genetik testler, özellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), PRA’yı etkileyen tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) tanımlar. Örneğin,KNG1 genindeki rs5030062 ve KLKB1 genindeki rs4253311 , sırasıyla PRA varyansının yaklaşık %0,85’ini ve %0,87’sini açıklayan, PRA ile ilişkili genom çapında anlamlı lokuslar olarak tanımlanmıştır.[2] Bu genetik bilgiler, bir bireyin belirli PRA seviyelerine yatkınlığını karakterize etmeye yardımcı olabilir.

PRA ile ilişkili genetik varyantlar, örneğin KNG1 (kininojen 1) ve KLKB1 (kallikrein B) genlerindeki varyantlar, bradikinin üretimini etkileyerek RAAS ile etkileşen kallikrein-kinin sisteminde rol oynamaktadır.[2]Yol analizleri ayrıca, Gαs sinyal yolunun ve PKA sinyal yolunun, renin salgılanmasının düzenlenmesinde merkezi bir rol oynayan RAAS ile ilgili genler için önemli ölçüde zenginleştiğini ortaya koymuştur.[2]Bununla birlikte, bu genetik bulguları yorumlamak dikkat gerektirir, çünkü RAAS biyobelirteçleriyle bağlantılı genetik varyasyonlar, genetik, çevresel ve yaşam tarzı faktörleri tarafından çok faktörlü düzenleme göz önüne alındığında, kan basıncı veya böbrek fonksiyonu gibi karmaşık özelliklerle her zaman belirgin gözlemlenebilir ilişkilere dönüşmeyebilir.[2] Ek olarak, bazı önceki çalışmalar ilişkiler olduğunu öne sürse de, REN(renin) geninin veyaCYP11B2geninin (aldosteron sentaz) içindeki genetik varyantlar, büyük meta-analizlerde plazma renin aktivitesi veya aldosteron seviyeleri ile tutarlı bir şekilde ilişkilendirilmemiştir.[2]

Renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi (RAAS), öncelikle kan basıncını ve sıvı dengesini düzenleyerek kardiyovasküler ve böbrek fizyolojisinin korunmasında temel olan karmaşık bir endokrin sistemdir.[2]Bu hayati sistem, kardiyovasküler yeniden şekillenmeyi etkiler ve düzensizliği çeşitli kardiyovasküler ve böbrek morbiditelerine önemli bir katkıda bulunur.[2]Esas olarak böbrekler tarafından üretilen bir enzim olan renin, RAAS kaskadında ilk ve hızı sınırlayıcı adım olarak görev yapar ve plazma renin aktivitesini (PRA), sistemin genel aktivasyonunu yansıtan kritik bir biyobelirteç haline getirir.[2]Renin tarafından anjiyotensinojenden anjiyotensin I oluşumunu ölçen PRA, dolaşımdaki “aktif” renini etkili bir şekilde değerlendirir, ağırlıklı olarak böbrek kökenlidir ve plazma renin konsantrasyonu ile güçlü bir şekilde ilişkilidir.[2]RAAS yolu, reninin karaciğer tarafından üretilen bir protein olan anjiyotensinojeni parçalayarak anjiyotensin I oluşturmasıyla başlar. Anjiyotensin I daha sonra anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) tarafından anjiyotensin II’ye dönüştürülür; bu güçlü bir vazokonstriktördür ve RAAS’nin etkilerinin önemli bir mediyatörüdür. Anjiyotensin II ayrıca böbreküstü bezlerini aldosteron salgılaması için uyarır; bu hormon, böbreklerde sodyum ve suyun geri emilimini teşvik ederek kan hacmini ve basıncını artırır. Bu temel biyomoleküllerin—renin, anjiyotensinojen, ACE, anjiyotensin II ve aldosteron—hassas bir şekilde düzenlenmesi sistemik homeostaz için çok önemlidir ve dengelerindeki bozulmalar hipertansiyon gibi durumlara yol açabilir.[2]

Böbreklerdeki jukstaglomerüler hücrelerden renin salgılanması, çoklu sinyalizasyon yolları ve düzenleyici ağlar tarafından etkilenen sıkı bir şekilde düzenlenmiş hücresel bir fonksiyondur. Merkezi bir mekanizma, Gαs sinyalizasyon yolu ve protein kinaz A (PKA) sinyalizasyon yolunu içerir ve her ikisi de RAAS ile ilgili genler için önemli ölçüde zenginleştirilmiştir.[2] Gαs protein alt birimi, adenilat siklazı aktive eden bir uyarıcı görevi görür; bu enzim daha sonra hücre içi siklik AMP (cAMP) seviyelerini artırır.[2]Önemli bir ikinci haberci olan cAMP, daha sonra PKA’e bağlanır ve bu da renin sentezi ve salınımında yer alan çok sayıda genin transkripsiyonunu etkiler.[2]Deneysel kanıtlar, renin düzenlenmesinde bu Gαs/cAMP/PKA ekseninin önemini vurgulamaktadır. Çalışmalar, jukstaglomerüler hücrelerde Gαs’nin hedeflenen delesyonunun, bazal renin salgılanmasının ve ekspresyonunun azalmasına ve ayrıca ACE inhibitörleri veya AT1 reseptör antagonistleri tarafından RAAS’ın kronik blokajına karşı azalan bir yanıta yol açtığını göstermiştir.[2]Ayrıca, renin salgılanmasının önemli bir belirleyicisi olan sempatik sinir sistemi, etkilerini büyük ölçüde cAMP/PKA yolu aracılığıyla gösterir.[2]Bu bulgular toplu olarak, bu moleküler yolların hem kararlı durum hem de dinamik fizyolojik koşullar altında renal renin salınımını kontrol etmedeki kritik rolünü vurgulamaktadır.[2]

Doğrudan RAAS bileşenlerinin ötesinde, kallikrein-kinin sistemi (KKS), plazma renin aktivitesindeki bireyler arası farklılıkları etkilemede önemli bir rol oynar ve bu iki yol arasında yakın bir etkileşim olduğunu gösterir.[2] KKS içindeki genetik varyasyonlar, özellikle Kininogen 1 (KNG1) geni ve Kallikrein B (KLKB1) geni içindeki genetik varyasyonlar, plazma renin aktivitesi, plazma renin konsantrasyonu ve dolaşımdaki aldosteron seviyeleri dahil olmak üzere temel RAAS biyobelirteçleri ile güçlü bir şekilde ilişkilendirilmiştir.[2] KNG1 geni, sırasıyla bradikinin ve kallidin (Lys-Bradikinin) öncülleri olarak işlev gören hem yüksek hem de düşük moleküler ağırlıklı kininojeni kodlamaktan sorumludur.[2] Bunu tamamlayan KLKB1geni, plazma prekallikrein’i kodlar; bu, kallikrein’e aktivasyon üzerine yüksek moleküler ağırlıklı kininojenin bradikinine dönüşümünü katalize eden bir serin proteazdır.[2]Bradikinin, güçlü bir vazodilatördür ve çeşitli kardiyovasküler etkilere sahiptir; bu da üretimini etkileyen genetik varyasyonların RAAS’ı dolaylı olarak modüle edebileceğini düşündürmektedir. Bu karmaşık ilişki, kallikrein-kinin sisteminin bu bileşenlerindeki genetik farklılıkların, RAAS’ın genel aktivitesini ve düzenlenmesini önemli ölçüde etkileyebileceği, kan basıncını ve sıvı dengesini etkileyebileceği anlamına gelir.[2]

Plazma renin aktivitesi, RAAS’nın diğer bileşenleri gibi, kalıtsal bir özelliktir, ancak genetik yapısı tam olarak anlaşılamamıştır.[2]Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), belirli gen fonksiyonlarını ve düzenleyici elementleri belirleyerek PRA’i etkileyen genetik mekanizmaların tanımlanmasında etkili olmuştur. Bu tür çalışmaların meta-analizleri, iki bağımsız lokusta ve genom çapında anlamlılığa yakın üçüncü bir lokusta bulunan tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP’ler) plazma renin aktivitesi ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.[2] Özellikle, KNG1 geninin intron 6’sında bulunan rs5030062 ve KLKB1 geninin intron 11’inde bulunan rs4253311 anlamlı ilişkiler göstermiştir.[2]Bu spesifik varyantlar, plazma renin aktivitesi varyansının küçük ancak dikkat çekici bir bölümünü oluşturarak sırasıyla %0,85 ve %0,87’sini açıklamaktadır.[2]Bu ilişkiler, plazma renin ve aldosteron konsantrasyonları için bağımsız örneklerde de tekrarlanmış ve önemlerini daha da desteklemiştir.[2] İlginç bir şekilde, rs5030062 , Afrikalı Amerikalı kökenli bireylerde renin konsantrasyonu ile de ilişki göstermiştir vers4253311 ’in bir vekili, aynı popülasyonda B-tipi natriüretik peptid seviyeleri ile bağlantılı bulunarak daha geniş kardiyovasküler etkileri düşündürmektedir.[2] Önceki çalışmalar, REN genindeki (renini kodlayan) ve CYP11B2genindeki (aldosteron sentazı kodlayan) genetik varyasyonları RAAS biyobelirteçleri ile ilişkilendirmiş olsa da, son analizler bu genlerdeki SNP’ler için PRA, plazma renin konsantrasyonu veya aldosteron seviyeleri ile anlamlı ilişkiler bulamamıştır.[2] Bu, RAAS düzenlemesinin altında yatan karmaşık genetik yapıyı vurgulamaktadır; burada birden fazla gen, değişkenliğine katkıda bulunmaktadır.

Plazma renin aktivitesinin klinik önemi, özellikle hipertansiyon ve antihipertansif tedaviye rehberlik etmedeki rolü ile patofizyolojik süreçlere kadar uzanır.[1]Yaygın bir durum olan hipertansiyon, inme, miyokard enfarktüsü ve konjestif kalp yetmezliği gibi kardiyovasküler olaylar için önemli bir risk faktörüdür ve etkili kan basıncı yönetimi ile önemli ölçüde azaltılabilir.[1] Bununla birlikte, antihipertansif ajanlara kan basıncı yanıtındaki bireyler arası değişkenlik, optimal kontrol oranlarına katkıda bulunur ve kişiselleştirilmiş yaklaşımlara duyulan ihtiyacın altını çizer.[1]Bazal plazma renin aktivitesi, hastaların farklı antihipertansif ilaç sınıflarına nasıl yanıt vereceğinin değerli bir göstergesidir. Örneğin, daha düşük PRA, tipik olarak kan hacmini azaltan hidroklorotiyazid gibi tiyazid diüretiklerine daha iyi bir yanıtla ilişkilendirilmiştir.[1]Aksine, daha yüksek PRA seviyeleri, renin salınımını inhibe eden veya etkilerini bloke eden beta-blokerler (örn. atenolol) gibi RAAS etkili ajanlara daha elverişli bir yanıtı öngörür.[1]PRA ve ilaç yanıtı arasındaki bu karşılıklı ilişki, PRA ölçümünün klinisyenlerin en etkili antihipertansif tedaviyi seçmelerine yardımcı olabileceğini, böylece kan basıncı kontrolünü iyileştirebileceğini ve kardiyovasküler ve böbrek komplikasyonları riskini azaltabileceğini düşündürmektedir.[1]

Plazma renin aktivitesinin (PRA) düzenlenmesi, öncelikle Gαs/cAMP/PKA eksenini içeren temel sinyalizasyon yollarıyla karmaşık bir şekilde bağlantılıdır. Bu kritik yol, genel renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminde (RAAS) temel bir süreç olan renin salgılanmasını yönetir.[2] Spesifik olarak, uyarıcı G-protein alt birimi Gαs, adenilat siklazı aktive ederek hücre içi siklik AMP (cAMP) seviyelerinde bir artışa yol açar; bu da önemli bir ikinci haberci görevi görür.[2]cAMP daha sonra Protein Kinaz A’ya (PKA) bağlanır ve bu da renin üretimi ve salınımında yer alan birden fazla genin transkripsiyonunu etkiler.[2]Bu sinyal kaskadı, hem kararlı durum renin ekspresyonunda hem de fizyolojik değişikliklere verilen dinamik yanıtlarda hayati bir rol oynar. Örneğin, jukstaglomerüler hücrelerdeGαs’nin hedeflenen delesyonu, bazal renin salgılanmasının azalmasına ve kronik anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibisyonuna veya AT1 reseptör blokajına karşı körelmiş bir kompanzatuvar yanıta neden olarak geri bildirim döngülerindeki rolünü vurgular.[2]Ayrıca, renin salgılanmasının önemli bir belirleyicisi olan sempatik sinir sistemi, etkilerini ağırlıklı olarak bu cAMP/PKA yolu üzerinden göstererek PRA üzerindeki geniş düzenleyici etkisinin altını çizer.[2]

Plazma renin aktivitesi, gen ekspresyonunu ve protein fonksiyonunu kontrol eden genetik düzenleyici mekanizmalardan önemli ölçüde etkilenir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, PRA’deki bireyler arası farklılıklarla önemli ölçüde ilişkili olduğu belirlenenkininogen 1 (KNG1) genindeki rs5030062 ve kallikrein B (KLKB1) genindeki rs4253311 gibi spesifik genetik varyantları tanımlamıştır.[2]Bu genetik polimorfizmler, renin’in enzimatik fonksiyonuna katkıda bulunan bileşenleri modüle ederek renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminin (RAAS) karmaşık dengesini etkiler.[2] Daha ileri transkripsiyonel düzenleme, SNN-TXNDC11 gen bölgesinin bazal PRA ile ilişkisi ile kanıtlanmaktadır ve rs3784921 dikkate değer bir varyanttır.[1]Bu tek nükleotid polimorfizmi,cis-ekspresyon kantitatif özellik lokusu (eQTL) etkileri gösterir; burada T allel taşıyıcıları, GG genotipine sahip bireylere kıyasla hem TXNDC11 hem de SNN genlerinin önemli ölçüde daha yüksek ekspresyonunu sergiler.[1] Gen ekspresyonundaki bu tür genotip bağımlı farklılıklar, genetik varyasyon ile PRA seviyelerini etkileyen moleküler mekanizma arasında doğrudan bir düzenleyici bağlantıyı vurgulamaktadır.[1]

Birbiriyle Bağlantılı Düzenleyici Sistemler: Kallikrein-Kinin ve RAAS Etkileşimi

Section titled “Birbiriyle Bağlantılı Düzenleyici Sistemler: Kallikrein-Kinin ve RAAS Etkileşimi”

Plazma renin aktivitesinin düzenlenmesi izole değildir, bunun yerine kapsamlı yol etkileşimini içeren daha geniş bir sistem düzeyindeki entegrasyonun bir parçasıdır, özellikle kallikrein-kinin sistemi (KKS) ile. KKS’in temel bileşenleri olanKNG1 ve KLKB1 gibi genlerdeki genetik varyasyonların, PRA’daki bireyler arası farklılıkları etkilediği gösterilmiştir.[2]Bu, kardiyovasküler homeostaz için merkezi öneme sahip olan bu iki temel fizyolojik sistem arasında doğrudan bir fonksiyonel bağlantıyı ve karmaşık bir ağ etkileşimini göstermektedir.[2]KKS ve renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi (RAAS) arasındaki yakın ilişki, bir sistemin aktivitesinin diğerini modüle edebildiği hiyerarşik bir düzenlemeyi ifade eder ve bu da kan basıncı ve sıvı dengesi kontrolünde ortaya çıkan özelliklere yol açar.[2]KKS’nin katılımı, B-tipi natriüretik peptid (BNP) yolu gibi diğer kardiyovasküler yollara kadar uzanır ve bu da doğrudan RAAS etkileşiminin ötesinde yaygın bir etkiye sahip olduğunu gösterir.[2] Bu karmaşık etkileşim, fizyolojik süreçlerin sağlam, çok yönlü bir şekilde düzenlenmesini sağlarken, düzensizlik sistemik sonuçlara yol açabilir.[2]

Plazma renin aktivitesinin ve daha geniş renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminin (RAAS) düzensizliği, özellikle kardiyovasküler ve renal morbiditelerde önemli hastalık mekanizmalarının temelini oluşturur. PRA seviyelerindeki değişkenlik, çeşitli antihipertansif ilaçlara kan basıncı yanıtındaki bireyler arası farklılıklarla doğrudan ilişkilidir ve bu da onun terapötik etkinliğin kritik bir belirleyicisi olarak rolünü vurgulamaktadır.[1] Örneğin, daha düşük başlangıç PRA’sı, tiazid diüretiklerine daha olumlu bir yanıtla ilişkiliyken, daha yüksek PRA, beta blokerler gibi RAAS etkili ajanlara daha iyi bir yanıtı öngörür.[1] Bu gözlemler, PRA’yı kişiselleştirilmiş antihipertansif tedaviyi yönlendirmek ve hastalığa özgü mekanizmaları tanımlamak için değerli bir biyobelirteç olarak göstermektedir. KNG1, KLKB1 ve SNN-TXNDC11 bölgesindekiler gibi PRA’yı etkileyen genetik varyantlar, hassas tıp yaklaşımları için potansiyel terapötik hedefleri temsil etmektedir.[2] Gαssinyalleşmesi bozulduğunda RAAS blokajına karşı künt renin yanıtı gibi bu yolak düzensizliklerini ve kompansatuar mekanizmaları anlamak, hipertansiyonu ve ilişkili komplikasyonlarını yönetmek için yeni müdahaleler geliştirmek için çok önemlidir.[2]

Plazma renin aktivitesi (PRA), antihipertansif ilaç seçimini yönlendirmek için değerli bir biyobelirteç görevi görür ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarına katkıda bulunur. Çalışmalar, başlangıçtaki PRA seviyeleri ile bir hastanın farklı kan basıncı ilacı sınıflarına verdiği yanıt arasında karşılıklı bir ilişki olduğunu göstermektedir.[1] Özellikle, daha düşük PRA’ya sahip bireylerin hidroklorotiyazid gibi tiyazid diüretiklere daha etkili yanıt verme eğiliminde olduğu görülmektedir.[1]Tersine, daha yüksek PRA, atenolol gibi beta-blokerler de dahil olmak üzere renin-anjiyotensin-aldosteron sistemini (RAAS) inhibe eden ajanlara daha iyi bir terapötik yanıt ile ilişkilidir.[1]PRA ölçümlerinden yararlanmak, klinisyenlerin tedavi stratejilerini uyarlamasına yardımcı olabilir ve potansiyel olarak kan basıncı kontrolünü iyileştirerek inme, miyokard enfarktüsü ve konjestif kalp yetmezliği gibi ciddi kardiyovasküler olayların insidansını azaltabilir.

Plazma renin aktivitesinin genetik belirleyicilerini anlamak, risk stratifikasyonu ve RAAS regülasyonunun altında yatan mekanizmalar hakkında bilgi sağlar. Genom çapında meta-analizler, PRA seviyeleriyle anlamlı derecede ilişkili olanKNG1 (kininojen 1) ve KLKB1 (kallikrein B) gibi genlerdeki spesifik genetik varyasyonları tanımlamıştır.[2] Bu genetik varyantlar, PRA’daki bireyler arası değişkenliğin küçük ancak dikkate değer bir bölümünü açıklamaktadır ve bu da bu temel RAAS bileşenini etkileyen karmaşık bir genetik mimariye işaret etmektedir.[2]PRA için bu spesifik genetik belirteçler doğrudan kan basıncı veya renal özelliklerle korele olmasa da, RAAS biyobelirteçleri ile olan ilişkileri, bir bireyin RAAS disregülasyonuna yatkınlığını değerlendirmede ve böylece kardiyovasküler durumlar için daha kapsamlı bir risk değerlendirmesi yapılmasında kullanışlılıklarını vurgulamaktadır.

Daha Geniş Klinik Etkileri ve Komorbiditeler

Section titled “Daha Geniş Klinik Etkileri ve Komorbiditeler”

Plazma renin aktivitesi ile yansıyan RAAS disregülasyonu, kardiyovasküler ve böbrek morbiditesine katkıda bulunan kritik bir faktördür. PRA’i etkileyen genetik varyantlar, örneğinKLKB1 genindeki rs4253311 , sol ventrikül kütlesi ile bir miktar ilişki göstermiştir ve bu da kardiyak yeniden şekillenme ve hastalık progresyonunu tahmin etmede potansiyel bir rol olduğunu düşündürmektedir.[2]Ayrıca, PRA ile ilişkili genetik varyasyonlardan etkilenen kallikrein-kinin sistemi, B-tipi natriüretik peptid (BNP) yolu dahil olmak üzere diğer kardiyovasküler yollarla karmaşık bir şekilde bağlantılıdır.[2]Bu ilişkiler, PRA’nın ve genetik belirleyicilerinin, kardiyovasküler komplikasyonlar için daha yüksek risk taşıyan bireyleri belirlemede ve RAAS disfonksiyonu ile ilgili durumlarda görülen örtüşen fenotipleri anlamadaki prognostik değerinin altını çizmektedir.

Plazma Renin Aktivitesi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Plazma Renin Aktivitesi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak plazma renin aktivitesinin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Kan basıncı ilaçlarım neden arkadaşımınkinden farklı çalışıyor?

Section titled “1. Kan basıncı ilaçlarım neden arkadaşımınkinden farklı çalışıyor?”

Bu genellikle sizin benzersiz genetik yapınızdan kaynaklanır. Kan basıncını düzenlemeye yardımcı olan plazma renin aktiviteniz (PRA), belirli genetik varyasyonlardan etkilenir. Bu varyasyonlar, vücudunuzun farklı kan basıncı ilaçlarına nasıl yanıt verdiğini değiştirebilir ve bazılarını sizin için diğerlerine kıyasla daha etkili veya daha az etkili hale getirebilir. Bu nedenle kişiselleştirilmiş tıp, hipertansiyon için çok önemlidir.

2. Aile geçmişim kan basıncımı etkiler mi?

Section titled “2. Aile geçmişim kan basıncımı etkiler mi?”

Evet, kesinlikle. Aile geçmişiniz, kan basıncını düzenleyen renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi de dahil olmak üzere vücudunuzun sistemlerini etkileyen genetik bir bileşeni yansıtır. Araştırmalar, belirli genetik varyasyonların plazma renin aktivitesi ve hipertansiyon riski ile bağlantılı olduğunu göstermektedir. Bu, belirli kan basıncı örüntülerine yatkınlığı miras alabileceğiniz anlamına gelir.

3. Özel bir test, en iyi tansiyon ilacımı seçmeme yardımcı olabilir mi?

Section titled “3. Özel bir test, en iyi tansiyon ilacımı seçmeme yardımcı olabilir mi?”

Potansiyel olarak, evet. Plazma renin aktivitenizi ölçmek, tansiyonunuzun farklı ilaçlara nasıl yanıt vereceği hakkında ipuçları sağlayabilir. Bilim insanları, ilaç yanıtlarını tahmin eden spesifik genetik belirteçleri tanımlamak için çalışmalardan elde edilen genetik bilgileri kullanmaktadır. Bu, doktorların tedavinizi daha etkili olacak şekilde uyarlamalarına ve sizin için iyi çalışmayabilecek ilaçlardan kaçınmalarına yardımcı olabilir.

4. İyi besleniyorum, peki kan basıncım neden hala yüksek?

Section titled “4. İyi besleniyorum, peki kan basıncım neden hala yüksek?”

Sağlıklı bir diyet uygulasanız bile, genetiğiniz de dahil olmak üzere diğer faktörler önemli bir rol oynar. Genetik varyasyonlar, renin sisteminizin ne kadar aktif olduğu da dahil olmak üzere vücudunuzun kan basıncı düzenlemesini etkiler. Belirlenen genetik varyantlar bu değişkenliğin küçük bir bölümünü açıklasa da, genetiğin diyetten bağımsız olarak yüksek tansiyona katkıda bulunabileceğini vurgulayarak durumun karmaşıklığının altını çizmektedir.

5. Etnik kökenim tansiyon riskimi değiştirir mi?

Section titled “5. Etnik kökenim tansiyon riskimi değiştirir mi?”

Evet, etnik kökeniniz, tansiyon sorunlarına genetik yatkınlığınızı ve vücudunuzun renini nasıl düzenlediğini etkileyebilir. Araştırmaların çoğu Avrupa kökenli kişilere odaklanmıştır, bu da bu farklılıkları tam olarak anlamak için çeşitli popülasyonlarda daha fazla çalışmaya ihtiyacımız olduğu anlamına gelir. Bununla birlikte, bazı genetik varyasyonların Afrikalı Amerikalılar gibi gruplarda farklı ilişkilere sahip olduğu gözlemlenmiştir ve bu da benzersiz risk faktörlerinin var olabileceğini düşündürmektedir.

6. Çocuklarım benim tansiyon sorunlarımı miras alacak mı?

Section titled “6. Çocuklarım benim tansiyon sorunlarımı miras alacak mı?”

Genetik yatkınlığı miras alma olasılıkları vardır, çünkü genetik, kan basıncı düzenlemesinde rol oynar. Kan basıncını kontrol eden renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminin birçok yönü, aileler aracılığıyla aktarılan genetik varyasyonlardan etkilenir. Aynı sorunları geliştireceklerinin garantisi olmasa da, aile geçmişinizi anlamak, sağlıkları konusunda proaktif olmalarına yardımcı olabilir.

7. Yediklerim tansiyon ölçümlerimi değiştirir mi?

Section titled “7. Yediklerim tansiyon ölçümlerimi değiştirir mi?”

Evet, diyetinizin bazı yönleri, özellikle sodyum alımı, kesinlikle tansiyonunuzu ve plazma renin aktivitenizi (PRA) etkileyebilir. Yüksek sodyum alımı, sıvı dengesini ve tansiyonu etkileyebilir ve bu da renin sisteminizi etkiler. Doğru ölçümler için araştırmacılar, etkisini göstermek amacıyla değişkenliği en aza indirmek için genellikle diyeti kontrol etmeye çalışırlar.

8. Duruşum gibi basit şeyler kan basıncı testimle oynayabilir mi?

Section titled “8. Duruşum gibi basit şeyler kan basıncı testimle oynayabilir mi?”

Evet, vücut duruşunuz gibi basit fizyolojik faktörler plazma renin aktivitenizi (PRA) ve dolayısıyla kan basıncı ölçümlerinizi etkileyebilir. Özellikle araştırmalarda en doğru ölçümler için duruş gibi faktörler dikkatlice kontrol edilir. Günlük hayatta, bir test sırasında değişen duruş, sonuçlarda bir miktar değişkenliğe neden olabilir.

9. Doktorlar kan basıncımı ölçtürdüğümde neden bu kadar dikkat ediyor?

Section titled “9. Doktorlar kan basıncımı ölçtürdüğümde neden bu kadar dikkat ediyor?”

Kan basıncı ölçüm zamanınız, yemek yiyip yemediğiniz gibi diğer faktörlerle birlikte sonuçlarda değişkenliğe neden olabilir. Kan basıncı düzenlemesi için önemli bir gösterge olan plazma renin aktivitesi, gün boyunca ve açlık durumunda dalgalanabilir. Tutarlı koşullar, doktorların sağlığınızı etkili bir şekilde izlemek için en doğru ve karşılaştırılabilir okumaları elde etmelerine yardımcı olur.

10. Bazı tansiyon ilaçları neden bende yan etkilere neden oluyor?

Section titled “10. Bazı tansiyon ilaçları neden bende yan etkilere neden oluyor?”

Bireysel genetik yapınız, vücudunuzun ilaçları nasıl işlediğini ve ilaçlara nasıl yanıt verdiğini etkileyebilir ve bu da farklı yan etkilere yol açabilir. Plazma renin aktivitesi üzerine yapılan araştırmalar, yalnızca ilaç etkinliğini değil, aynı zamanda potansiyel advers reaksiyonları da öngören genetik varyasyonları belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu kişiselleştirilmiş yaklaşım, doktorların size sorun çıkarma olasılığı daha düşük olan ilaçları seçmesine yardımcı olur.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler geldikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] McDonough, C. W. et al. “Genetic Variants Influencing Plasma Renin Activity in Hypertensive Patients From the PEAR Study (Pharmacogenomic Evaluation of Antihypertensive Responses).”Circ Genom Precis Med, 2016, 67:556–563.

[2] Lieb, W. et al. “Genome-wide meta-analyses of plasma renin activity and concentration reveal association with the kininogen 1 and prekallikrein genes.”Circ Cardiovasc Genet, 2015, 8:131–140.