Pelvis Kemik Mineral Yoğunluğu
Pelvis kemik mineral yoğunluğu (BMD), başlıca kalsiyum ve fosfat olmak üzere, femur boynu ve lomber omurga dahil olmak üzere pelvis kemikleri içindeki minerallerin konsantrasyonunu ifade eder. Bu ölçüm, kemik gücünün ve genel iskelet sağlığının kritik bir göstergesidir.[1] Genellikle çift enerjili X-ışını absorbsiyometrisi (DXA) kullanılarak değerlendirilir ve kemikle ilişkili durumların teşhis ve yönetimine yardımcı olan kantitatif bir ölçüm sağlar.[2]
Biyolojik Temel
Section titled “Biyolojik Temel”Kemik mineral yoğunluğu, genetik ve çevresel faktörlerin birleşiminden etkilenen karmaşık bir özelliktir.[3] İkiz ve aile çalışmaları da dahil olmak üzere araştırmalar, KMY’nin yüksek oranda kalıtsal olduğunu ve varyasyonunun %60-90’ından genetik faktörlerin sorumlu olduğunu tutarlı bir şekilde göstermiştir.[1] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), pelvis de dahil olmak üzere çeşitli iskelet bölgelerindeki KMY ile ilişkili çok sayıda genetik lokusun tanımlanmasında etkili olmuştur.[4]Bu çalışmalar, KMY’nin altında yatan genetik mimarinin bölgeye özgü ve cinsiyete özgü olabileceğini, yani farklı genlerin veya gen varyantlarının iskeletin farklı bölgelerinde veya erkeklere karşı kadınlarda kemik yoğunluğunu etkileyebileceğini göstermektedir.[1] Pelvis KMY varyasyonunda rol oynayan başlıca genler ve genomik bölgeler arasında SUPT3H, RUNX2, CDKAL1, SOX4, XKR9, LACTB2, KLHDC5, PTHLH, ERC1, WNT5B ve JAG1 bulunmaktadır.[5] PLCL1gibi diğer genler, özellikle kadınlarda kalça kemiği boyut varyasyonu ile ilişkilendirilmiştir.[6] CDH9, NR5A2, DCC, PPARG, ADAMTS18, TGFBR3, IL21R ve PTHgibi ek genler, kemik yoğunluğu fenotipleriyle de ilişkiler göstermiştir.[4]Genetiğin ötesinde, yağsız doku kütlesi ve yağ kütlesi gibi fizyolojik faktörler de femur boynu gibi bölgelerde kemik geometrik adaptasyonuna katkıda bulunur.[7]
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Pelvis BMD’nin klinik önemi, kemik gücü ve osteoporotik kırık riski ile güçlü korelasyonunda yatmaktadır.[1]Düşük BMD, kemik gücünün bozulmasıyla karakterize ve bireyleri minimal travmaya bağlı kırıklara yatkın hale getiren bir durum olan osteoporoz için birincil bir risk faktörüdür. Pelvis BMD ölçümü, bir bireyin kırık riskini, özellikle kalça ve omurga gibi hassas bölgelerde, değerlendirmek için kullanılan standart bir tanı aracıdır.[1]Bu bölgelerdeki kırıklar; şiddetli ağrıya, engelliliğe, bağımsızlık kaybına ve artan mortaliteye yol açabilir. BMD ile ilişkili genetik varyantların tanımlanması, bireyin osteoporoz ve kırığa yatkınlığını tahmin etmeye yardımcı olarak, hedefe yönelik önleyici stratejiler ve kişiselleştirilmiş tedaviler için zemin hazırlamaktadır.[1]
Sosyal Önem
Section titled “Sosyal Önem”Osteoporoz ve buna bağlı kırıklar, özellikle de pelvis kırıkları, dünya genelinde önemli bir halk sağlığı yükü oluşturmaktadır.[1] Bu kırıkların yönetimi; hastaneye yatışlar, uzun süreli bakım ve rehabilitasyon dahil olmak üzere önemli ekonomik ve sosyal maliyetlere yol açmaktadır. Bireyler üzerindeki etkisi fiziksel sağlığın ötesine geçerek yaşam kalitesini, zihinsel sağlığı ve sosyal katılımı etkilemektedir. Pelvis BMD’sinin genetik ve biyolojik temellerini anlamak; etkili tarama programları geliştirmek, yüksek riskli popülasyonları belirlemek ve terapötik müdahaleleri geliştirmek için hayati öneme sahiptir. Bu araştırma, zayıflatıcı kırıkların insidansını azaltmaya, sağlıklı yaşlanmayı teşvik etmeye ve iskelet kırılganlığının daha geniş toplumsal etkisini hafifletmeye katkıda bulunmaktadır.
Metodolojik ve İstatistiksel Güç Kısıtlamaları
Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Güç Kısıtlamaları”Pelvis kemik mineral yoğunluğu (BMD) üzerine güncel araştırmalar, genetik ilişkilendirmelerin saptanmasını ve yorumlanmasını etkileyen, istatistiksel güç ve çalışma tasarımındaki doğasında bulunan kısıtlamalarla karşılaşmaktadır. Birçok çalışma, özellik varyansının yalnızca küçük bir kısmını, örneğin yaklaşık %0,2’sini açıklayan genetik varyantları tanımlamak üzere güçlendirilmiştir; bu da onların, belirli cinsiyet veya yaş gruplarına özgü olan, gerçek olmasına rağmen küçük genetik etkileri saptayamayabileceği anlamına gelir.[8] Bu sınırlı güç, bulguların tekrarlanması zorluğuna da katkıda bulunmaktadır, çünkü çok küçük etki büyüklüğüne sahip varyantlar, çalışmalar arasında tekrarlama başarısızlığına eğilimlidir, özellikle orijinal ilişkilendirmeler şişirilmiş olabileceği durumlarda.[9] Dahası, meta-analizlerde varyant tanımlamasını maksimize etmek için başlangıçtaki keşif için sabit etkili modeller sıklıkla kullanılsa da, bu yaklaşım, genetik etkilerin altta yatan biyolojik heterojenliğini tam olarak açıklayamayabilir; bu da farklı modeller altında analiz edildiğinde tutarsız sonuçlara yol açabilir.[8] Potansiyel olarak yüzlerce lokusu küçük bireysel etkilerle içeren BMD’in karmaşık genetik mimarisi, kapsamlı tanımlama ve tekrarlamayı daha da karmaşık hale getirmektedir.[8] Örneğin, gen ilişkilendirmelerinin tekrarlanması “SNP bazında” yerine “gen bazında” bir şekilde sağlanabilir; bu da bir gen bölgesinin tutarlı bir şekilde ilgili olabileceği anlamına gelirken, kesin nedensel SNP’nin farklı kohortlar arasında değişebileceği veya belirlenmesinin zor olabileceği anlamına gelir.[6] Bu tür farklılıklar, genotipleme platformlarındaki varyasyonlardan veya popülasyona özgü bağlantı dengesizliği modellerinden kaynaklanabilir; bu da gerçek genetik sinyalleri ve bunların kesin konumlarını doğrulamak için sağlam tekrarlama stratejilerine ve daha büyük, daha çeşitli veri setlerine olan ihtiyacı vurgulamaktadır.[6]
Fenotipik Özgüllük ve Genellenebilirlik
Section titled “Fenotipik Özgüllük ve Genellenebilirlik”BMD’ı etkileyen genetik mekanizmalar, bölgeye özgü farklılıklar gösterebilir; bu durum, bulguların iskelet bölgeleri arasında genellenmesinde önemli bir sınırlama teşkil eder. Lomber omurga ve femur boynu KMY, fenotipik olarak ilişkili olmalarına rağmen, genellikle genetik olarak farklıdır ve kemik bileşimindeki (örn. kortikal ve trabeküler kemik) varyasyonları ile osteofitler veya aort kalsifikasyonları gibi ölçüm artefaktlarına karşı duyarlılığı yansıtır.[8] Bu bölge özgüllüğü, omurga gibi bir iskelet bölgesindeki KMY ile ilişkili bir genetik varyantın, kalça veya femur boynunda aynı ilişkiyi veya etkiyi göstermeyebileceği anlamına gelir; bu da bulguların tüm pelvis veya diğer iskelet bölgeleri genelinde doğrudan uygulanabilirliğini sınırlar.[9] Dahası, genetik ilişkilendirmelerin genellenebilirliği, çeşitli etnik gruplar arasındaki farklı bağlantı dengesizliği paternleri ve allel frekansları dahil olmak üzere popülasyona özgü faktörlerle kısıtlanmıştır.[9] Bu farklılıklar, popülasyonlar arasında genom çapında ilişkilendirme sonuçlarını tekrarlama yeteneğini önemli ölçüde etkileyebilir ve çeşitli soylarda bağımsız keşif ve replikasyon çalışmalarını gerektirebilir.[9]Ek olarak, farklı çalışmalar arasında veri kullanılabilirliği ve ölçüm protokollerini standartlaştırmadaki zorluklar, kapsamlı meta-analizleri engelleyebilir ve menopoz durumu veya sigara içme gibi genetik ilişkilendirmelerle etkileşime girebilecek osteoporoz için kritik risk faktörlerinin değerlendirilmesini önleyebilir.[5]
Dikkate Alınmamış Faktörler ve Kalan Bilgi Boşlukları
Section titled “Dikkate Alınmamış Faktörler ve Kalan Bilgi Boşlukları”Mevcut genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), pelvis KMY varyasyonunun tam olarak anlaşılması için hayati öneme sahip olan gen-gen ve gen-çevre etkileşimlerinin karmaşık rollerini tam olarak ele almak için genellikle yetersiz güce sahiptir.[8] Bu karmaşık etkileşimleri test etmek üzere özel olarak tasarlanmış analizlerin yokluğu, önemli bir sınırlamayı temsil etmektedir, çünkü bu tür etkileşimlerin KMY’nin genel kalıtılabilirliğine ve fenotipik ifadesine katkıda bulunması muhtemeldir.[4] Ayrıca, KMY’nin genetik mimarisi, çoğu GWAS’ta kullanılan yaygın varyant genotipleme dizileri ve haplotip etiketleme yaklaşımları tarafından tipik olarak iyi yakalanamayan nadir allellerin potansiyel etkisini içerir ve genetik varyasyonun bir kısmını açıklanamaz bırakır.[8] Tanımlanmış genetik lokusların fonksiyonel sonuçlarını ve bunların kırık riski gibi klinik sonuçlar üzerindeki doğrudan etkilerini tam olarak aydınlatmada önemli bir bilgi boşluğu devam etmektedir.[8]KMY önemli bir klinik ölçüt olsa da, kırık riski ile korelasyonu mutlak değildir ve ağırlıklı olarak KMY’ye odaklanan genetik çalışmalar, kemik gücü ve kırık yatkınlığının genetik belirleyicilerini tam olarak yakalayamayabilir.[6]Gerçek allelik heterojenite ile bir genomik bölgedeki ikincil sinyaller arasında ayrım yapmak ve bu varyantların kemik biyolojisini nasıl etkilediğini ve nihayetinde osteoporoz ile kırık riskine nasıl katkıda bulunduğunu anlamak için detaylı dizileme, gen ekspresyonu ve translasyonel çalışmalar yoluyla daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.[5]
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”SFRP4(Secreted Frizzled-Related Protein 4) geni, özellikle Wnt sinyal yolu ile etkileşimi aracılığıyla hücresel süreçlerin düzenlenmesinde kritik bir rol oynar. Bu yol, embriyonik gelişim, doku homeostazı ve yetişkin kemik kütlesinin korunması için temeldir.SFRP4bir antagonist olarak işlev görür; yani, genellikle osteoblast farklılaşmasını ve aktivitesini uyararak kemik oluşumunu teşvik eden sinyal molekülleri olan Wnt ligandlarının aktivitesini inhibe edebilir. Bu nedenle,SFRP4’ün seviyeleri veya aktivitesi, bu kritik yolu modüle ederek kemik mineral yoğunluğunu (BMD) önemli ölçüde etkileyebilir.[5], [8]Tek nükleotid polimorfizmi (SNP)rs1839588 , SFRP4 geninin içinde veya yakınında yer almaktadır. rs1839588 gibi bu lokustaki varyasyonlar, SFRP4’ün ifade düzeylerini etkileyebilir veya protein yapısını değiştirebilir, böylece Wnt ligandlarına bağlanma ve Wnt sinyal kaskadını düzenleme yeteneğini etkileyebilir. Örneğin, SFRP4aktivitesindeki bir artış, Wnt sinyalinin baskılanmasına yol açarak, potansiyel olarak osteoblast aktivitesinin azalmasına ve kemik oluşum hızlarının düşmesine neden olabilir. Tersine,SFRP4aktivitesindeki bir azalma, Wnt sinyalini artırarak daha yüksek kemik kütlesini teşvik edebilir. Bu tür genetik varyasyonlar, kemik sağlığı ve yoğunluğunda gözlemlenen bireysel farklılıklara önemli katkıda bulunmaktadır.[4] Özellikle, rs1839588 ’nin pelvis kemik mineral yoğunluğu üzerindeki etkisi, kemik yeniden şekillenmesi üzerindeki modülatör etkisi aracılığıyla anlaşılabilir. Pelvis, ağırlık taşıyan bir yapı olduğundan, yapısal bütünlük için sağlam kemik yoğunluğu gerektirir ve BMD genel iskelet sağlığının önemli bir göstergesidir. Eğerrs1839588 , artan SFRP4fonksiyonu ile ilişkiliyse, daha düşük pelvis BMD’sine katkıda bulunarak bu bölgede osteoporoz ve kırık riskini artırabilir. Tersine,SFRP4aktivitesinin azalmasına yol açan varyantlar kemik kaybına karşı koruyucu olabilir. Bu tür genetik etkileri anlamak, düşük kemik yoğunluğu için daha yüksek risk taşıyan bireylerin belirlenmesine yardımcı olur ve kemikle ilgili bozukluklar için potansiyel terapötik hedefler hakkında bilgiler sunar.[1], [9]
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs1839588 | SFRP4 | pelvis bone mineral density |
Pelvis Kemik Mineral Yoğunluğunun Tanımı ve Ölçümü
Section titled “Pelvis Kemik Mineral Yoğunluğunun Tanımı ve Ölçümü”Pelvis kemik mineral yoğunluğu (BMD), pelvik iskeletin belirli bölgelerindeki mineral içeriğini ifade eder ve kemik sağlığı ile kırık riski için kritik bir gösterge görevi görür. Değerlendirmesi için ana bölgeler femoral boyun (FN-BMD), trokanter ve intertrokanterik bölgeyi içerirken, bu alanları kapsayan birleşik bir ölçümü tanımlamak için sıklıkla “kalça BMD” terimi kullanılır.[9]Lomber omurga BMD (LS-BMD) de sıkça ölçülen bir bölgedir ve aksiyel iskelet kemik yoğunluğunun kapsamlı bir değerlendirmesini sağlamak amacıyla sıklıkla pelvik bölgelerle eş zamanlı olarak değerlendirilir.[5] Bu BMD değerleri tipik olarak gram/santimetrekare (g/cm²) cinsinden ifade edilir.[2] Pelvis BMD’sini ölçmek için birincil yöntem, standart, güvenilir ve nispeten hassas bir teknik olan çift enerjili X-ışını absorbsiyometrisidir (DXA).[5] DXA ölçümleri, Hologic QDR 4500 plus/A-Delphi veya Lunar Prodigy sistemleri gibi çeşitli üretici protokolleri ve ekipmanları kullanılarak yapılabilir.[2] FN-BMD ve LS-BMD ölçümleri için in vivo hassasiyet tipik olarak %1,2 ila %1,5 arasında değişirken, alansal BMD (aBMD) ölçümleri için varyasyon katsayıları (CVs) genellikle %0,5 ila %3 arasındadır.[2] Farklı ekipmanlar arasında tutarlılığı sağlamak için standartlaştırılmış BMD (sBMD) değerleri hesaplanabilir.[10] Doğru yorumlama için BMD verileri, yaş, cinsiyet, boy ve kilo dahil olmak üzere önemli kovaryatlar açısından sıklıkla düzeltilir.[11]
Kemik Sağlığı için Klinik Sınıflandırma ve Tanı Kriterleri
Section titled “Kemik Sağlığı için Klinik Sınıflandırma ve Tanı Kriterleri”Pelvis KMY’nin değerlendirilmesi, kemik gücünü etkileyen durumların, özellikle de osteoporozun sınıflandırılması ve tanısı için merkezi bir öneme sahiptir. Osteoporoz, düşük kemik yoğunluğu ile karakterizedir ve kırık riski için önemli bir endişe kaynağıdır.[6] Tanı kriterleri genellikle KMY ölçümlerinden türetilen T-skorları ve Z-skorlarının kullanımını içerir.[2] T-skorları, bir bireyin KMY’sini sağlıklı genç bir yetişkin referans popülasyonuninkiyle karşılaştırırken, Z-skorları yaşa ve cinsiyete uygun bir referans popülasyonu ile karşılaştırır.[2] Örneğin, araştırma ortamlarında düşük KMY vakaları, yaşa ve cinsiyete göre ayarlanmış KMY Z-skorları -4.0 ila -2.5 olarak tanımlanabilirken, yüksek KMY +0.5 ila +4.0 olabilir.[1]Düşük KMY ve osteoporozu teşhis etmeye yönelik klinik ve araştırma kriterleri, kemik metabolizmasını etkileyebilecek ikincil nedenlerin dışlanmasını da içerir. Bunlar arasında kortikosteroid kullanımı, antikonvülzan kullanımı, erken menopoz, aşırı alkol tüketimi, kronik böbrek veya karaciğer hastalığı, Cushing sendromu, hiperparatiroidizm, tirotoksikoz, anoreksiya nervoza, malabsorpsiyon, çölyak hastalığı, romatoid artrit, ankilozan spondilit, inflamatuar bağırsak hastalığı, osteomalazi ve çeşitli neoplazmlar gibi durumlar yer alır.[1]Bu tür faktörlerin varlığı veya kemik ve kalsiyum metabolizmasını etkileyen ilaçların ya da anti-osteoporoz ilaçlarının kullanımı, tanısal sınıflandırmada dikkatli değerlendirme gerektirir.[2]
İlgili Terminoloji ve Kapsamlı Kemik Sağlığı Değerlendirmesi
Section titled “İlgili Terminoloji ve Kapsamlı Kemik Sağlığı Değerlendirmesi”BMD’ın ötesinde, kemik sağlığı ve kırık riskine dair kapsamlı bir anlayış, çeşitli ilgili kavramları ve terminolojileri içerir. Periosteal çap (W), kesit alanı (CSA), kortikal kalınlık (CT), burkulma oranı (BR) ve kesit modülü (Z) gibi femur boynu geometrik parametreleri (FNGP’ler), kalça kırığı açısından yüksek risk taşıyan bireylerin belirlenmesinin doğruluğunu artırmak için kritik öneme sahiptir.[12]Bu geometrik ve mimari özellikler, kırık direncinde anahtar bir belirleyici olan genel kemik gücüne katkıda bulunur.[13]Kemik hacmi, kemik alanı veya kemik uzunluğu/çapı olarak ölçülebilen kemik boyutu (BS), aynı zamanda kemik özelliklerine dair değerli bilgiler sağlar; DXA ile ölçülen alansal BS, kemik gücü ve osteoporotik kırıklarla yüksek oranda ilişkili olup, çoğunlukla BMD’tan bağımsızdır.[6]Kas-iskelet sisteminin bileşenleri birbiriyle ilişkilidir; örneğin, vücut yağsız kütlesi insan sağlığıyla yakından ilişkilidir ve FNGP’lerle yüksek genetik korelasyon gösterir.[12] Vücut kitle indeksi (BMI), kalça kemiği boyutunu da etkileyebilir.[6]DXA, BMD için altın standart olsa da, kalkaneusun kantitatif ultrason ölçümleri (örneğin, geniş bant ultrason zayıflaması veya BUA) gibi diğer ölçüm yaklaşımları, kemik kalitesi ve sağlığı hakkında ek bakış açıları sunar.[4]Kemik yoğunluğu, geometrisi ve mimarisinin değerlendirmelerini birleştirmek, yalnızca BMD’ye kıyasla kırık riskinin daha sağlam bir değerlendirmesini sağlar.[14]
Pelvis Kemik Mineral Yoğunluğu Değişkenliğinin Nedenleri
Section titled “Pelvis Kemik Mineral Yoğunluğu Değişkenliğinin Nedenleri”Pelvis kemik mineral yoğunluğu (BMD), bir bireyin genetik yapısından yaşam tarzına, gelişimsel geçmişine ve genel sağlık durumuna kadar uzanan, etkileşimli çok sayıda faktörden etkilenen karmaşık bir özelliktir. Bu çeşitli nedensel yolları anlamak, kemik gücü ve kırık riskindeki değişkenliği kavramak için çok önemlidir.
Genetik Yatkınlık ve Kalıtım
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Kalıtım”Genetik faktörler, pelvis kemik mineral yoğunluğunun önemli belirleyicileridir; kalıtılabilirliği, genç ve yaşlı ikizler ile aileleri içeren çalışmalarda %60 ila %90 arasında tahmin edilmektedir.[1]Bu önemli genetik katkı, bir bireyin kalıtsal varyantlarının kemik kütlesinin oluşumunda önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Basit Mendel kalıtımının ötesinde, pelvis BMD büyük ölçüde poligenik bir özelliktir; yani varyasyonu, her biri küçük bir etkiyle katkıda bulunan birçok genin kümülatif etkileri tarafından etkilenir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), BMD ile ilişkili çok sayıda genetik lokus tanımlamıştır; bu genlerin karmaşık etkileşimini ve gen-gen etkileşimleri potansiyelini vurgulamaktadır.[1]Belirli genler ve genetik varyantlar tutarlı bir şekilde BMD ile ilişkilendirilmiştir. Örneğin, çalışmalar kalça kemik boyutu varyasyonu içinPLCL1 genini tanımlamışken, IL21R ve PTH femoral boyun BMD varyasyonunda rol oynamaktadır.[6] Diğer aday genler arasında JAG1, ADAMTS18, TGFBR3, SP7 (Osterix), CLCN7, PBX1 ve SOX6yer almaktadır; bunlar kemik kütlesine veya ilgili fenotiplere katkıda bulunur.[2]Önemli olarak, kemik kütlesinin genetik düzenlenmesi hem cinsiyete hem de bölgeye özgü olabilir; yani farklı genler veya gen kombinasyonları, BMD’yi erkeklerde ve kadınlarda veya pelvisin omurga veya radiusa kıyasla farklı iskelet bölgelerinde farklı şekilde etkileyebilir.[1]
Çevresel ve Yaşam Tarzı Modülatörleri
Section titled “Çevresel ve Yaşam Tarzı Modülatörleri”Genetiğin ötesinde, bir dizi çevresel ve yaşam tarzı faktörü pelvis kemik mineral yoğunluğunu önemli ölçüde etkilemektedir. Bu dış etkenler, büyüme sırasındaki kemik kazanımını ve yaşam boyunca kemik kaybını modüle edebilir.[15]Bunlar arasında vücut kompozisyonuyla ilişkili faktörler önemlidir; vücut ağırlığı ve vücut kitle indeksi (VKİ), yetişkinlerde KMY ve kırık riskinin güçlü belirleyicileridir.[16]Hem yağsız doku kütlesi hem de yağ kütlesi, femur boynu gibi bölgelerde kemik geometrik adaptasyonuna katkıda bulunarak, genel kemik gücünü ve yoğunluğunu etkiler.[7]Spesifik diyet bileşenleri sağlanan bağlamda ayrıntılı olarak belirtilmese de, çevresel faktörlerin daha geniş kategorisi diyet, fiziksel aktivite düzeyleri ve kemik metabolizmasını etkileyen diğer maruziyetleri kapsar. Bu unsurlar, bir bireyin genetik geçmişiyle etkileşime girerek nihai kemik sağlığını belirler. Sosyoekonomik ve coğrafi etkiler, mekanizmaları açıkça detaylandırılmamış olsa da, yaşam tarzı seçimlerini ve kemik sağlığıyla ilgili kaynaklara erişimi etkileyebilecek çevresel faktörler olarak geniş ölçüde kabul edilmektedir.
Fizyolojik, Gelişimsel ve Tıbbi Faktörler
Section titled “Fizyolojik, Gelişimsel ve Tıbbi Faktörler”Pelvis kemik mineral yoğunluğu, bir bireyin fizyolojik durumu, gelişimsel geçmişi ve çeşitli tıbbi durumlar veya tedaviler tarafından da şekillendirilir. Yaş, BMD’ın yaşam süresi boyunca doğal olarak değişmesi, tipik olarak erken yetişkinlikte zirveye ulaşması ve ilerleyen yaşla birlikte düşmesi nedeniyle birincil bir fizyolojik faktördür.[2]Çocukluk büyümesi ve kemik boyutu gibi erken yaşam faktörlerinin pik kemik kütlesini önemli ölçüde etkilemesiyle gelişimsel etkiler çok önemlidir; bu da ilerleyen yaşlardaki BMD’nin önemli bir belirleyicisidir.[17]Dahası, çeşitli tıbbi durumlar ve ilaçlar pelvis BMD’sini derinden etkileyebilir. Metabolik kemik hastalıkları, hiper- ve hipotiroidizm gibi endokrin bozukluklar ve malabsorpsiyon sendromları gibi komorbiditeler, kemik ve kalsiyum metabolizmasını bozarak kemik yoğunluğunun azalmasına yol açabilir. Hormon replasman tedavisi, anti-osteoporoz ilaçları ve aktif D3 vitamini metabolitleri dahil olmak üzere bazı ilaçların BMD’yi koruduğu veya artırdığı bilinirken, diğerleri kemik sağlığı üzerinde zararlı etkilere sahip olabilir.[2]
Pelvis Kemik Mineral Yoğunluğunun Biyolojik Arka Planı
Section titled “Pelvis Kemik Mineral Yoğunluğunun Biyolojik Arka Planı”Pelvis kemik mineral yoğunluğu (BMD), pelvis kemiklerindeki mineralize doku miktarını yansıtan, kemik sağlığının önemli bir göstergesidir. Genel kemik gücü ve kırık riskiyle, özellikle de ilişkili mortalite ve morbidite nedeniyle önemli bir halk sağlığı yükü oluşturan kalça kırıklarıyla güçlü bir şekilde ilişkilidir.[1] BMD, hem genç hem de yaşlı bireylerde varyasyonunun %60 ila %90’ını oluşturan genetik faktörlerin katkısıyla, yüksek oranda kalıtsal bir özelliktir.[1] Pelvis BMD’sinin altında yatan biyolojik mekanizmaları anlamak, hücresel süreçlerin, genetik etkilerin ve sistemik faktörlerin karmaşık bir etkileşimini içerir.
Kemik Yeniden Şekillenmesi ve Hücresel Sinyalleşme
Section titled “Kemik Yeniden Şekillenmesi ve Hücresel Sinyalleşme”Kemik, kemik oluşturan osteoblastların ve kemik yıkan osteoklastların koordineli aktivitesini içeren, yeniden şekillenme adı verilen bir süreçten sürekli olarak geçen dinamik bir dokudur. Bu karmaşık denge, çeşitli moleküler ve hücresel yollarla düzenlenir. Kemik hücreleri boyunca sıvı akışı gibi mekanik kuvvetler, MAP kinaz ve kalsiyum sinyalleşmesi aracılığıyla insan mezenkimal kök hücre proliferasyonunu aracılık eden kritik uyaranlardır.[18]Ayrıca, sıvı akışı, osteoblastlardaki prostaglandin E2 ve inositol trifosfat gibi anahtar sinyal moleküllerinin seviyelerini modüle edebilir.[19]Kalsiyum sinyalleşmesinin kendisi sıkı bir şekilde kontrol edilir; inositol 1,4,5-trifosfat bağlayıcı proteinler, kalsiyum sinyallerinin mitokondriye yayılmasında rol oynayarak, kemik hücresi fonksiyonu için hassas hücre içi iletişimin önemini vurgular.[20]
Kemik Mineral Yoğunluğunun Genetik Mimarisi
Section titled “Kemik Mineral Yoğunluğunun Genetik Mimarisi”Pelvis BMD’sinin genetik temeli karmaşıktır; çok sayıda gen ve düzenleyici element varyasyonuna katkıda bulunmaktadır. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), BMD ve kırık riski ile ilişkili birden fazla genetik lokus tanımlamıştır.[21] Örneğin, PLCL1 geni özellikle kadınlarda kalça kemiği boyutu varyasyonu ile ilişkilendirilmiştir;[6] SOX6geni ise erkeklerde hem obezite hem de osteoporoz fenotiplerini etkileyebilir.[6] Diğer önemli genetik ilişkiler arasında JAG1’in BMD ve osteoporotik kırıklarla ilişkisi[2] ve PBX1 (Pre-B-cell leukemia homeobox 1)‘in BMD varyasyonu ile ilişkisi bulunmaktadır.[22] Ek olarak, IL21R, ADAMTS18, TGFBR3, RUNX2, CDKAL1, SOX4, XKR9, LACTB2, KLHDC5, WNT5B, ERC1 ve SUPT3Hgibi genler kemik kütlesi düzenlemesinde rol oynamıştır.[9]Bu çalışmalar, kemik parametrelerinin genetik kontrolünün cinsiyet- ve bölgeye özgü olabileceğini, farklı anatomik bölgelerde ve farklı cinsiyetlerde BMD’yi etkileyen genlerin örtüştüğünü ancak özdeş olmadığını göstermektedir.[6]
Kemik Sağlığının Hormonal ve Sistemik Düzenlenmesi
Section titled “Kemik Sağlığının Hormonal ve Sistemik Düzenlenmesi”Genetik yatkınlığın ötesinde, pelvis KMY, hormonal ve sistemik faktörlerden önemli ölçüde etkilenir. Paratiroid hormonu (PTH) gibi hormonlar, kalsiyum homeostazı ve kemik metabolizmasında merkezi bir rol oynar;PTHLH, PTHR1 ve PTHR2 dahil olmak üzere PTHsinyal yolu genlerindeki genetik varyasyonlar kemik fenotiplerini etkiler.[23] D vitamini reseptörü (VDR) ve östrojen reseptör genleri de kritiktir ve özellikle menopoz sonrası kadınlarda kemik kütlesini etkiler.[24]Ayrıca, östrojen sentezinde rol oynayan aromataz geninin allelleri KMY ile ilişkilendirilmiştir.[25]Sistemik olarak, yağsız doku kütlesi ve yağ kütlesi dahil olmak üzere vücut kompozisyonu, femur boynundaki kemik geometrik adaptasyonuna katkıda bulunur.[7]Kas ve kemik arasındaki etkileşim, kemik gücü için çok önemlidir; kemik geometrik parametreleri ile vücut kompozisyonları arasında genetik ve çevresel korelasyonlar mevcuttur.[12]
Pelvis Kemik Mineral Yoğunluğu ve Patofizyolojik İlişkisi
Section titled “Pelvis Kemik Mineral Yoğunluğu ve Patofizyolojik İlişkisi”Pelvis BMD, kırık riskini değerlendirmek ve osteoporozu teşhis etmek için önemli bir tanı aracıdır. Femoral boyun ve lomber omurga gibi bölgelerde, tipik olarak çift enerjili X-ışını absorbsiyometrisi (DXA) ile ölçülen düşük BMD, osteoporotik kırıkların güçlü bir öngörücüsüdür.[2]BMD’nin ötesinde, femoral boynun periosteal çap, kesit alanı, kortikal kalınlık, burkulma oranı ve kesit modülü gibi kemik geometrik parametreleri, kemik gücü hakkında ek bilgiler sağlar ve kalça kırığı tahmininin doğruluğunu artırır.[12]DXA ile ölçülen alansal kemik boyutunun incelenmesi, ayrıca kemik gücü ve kırık riski ile yüksek oranda ilişkilidir ve genellikle BMD’den bağımsız olarak osteoporoz araştırmalarında tamamlayıcı bir bakış açısı sunar.[6]
Hücresel Mekanotransdüksiyon ve Hücre İçi Sinyalizasyon
Section titled “Hücresel Mekanotransdüksiyon ve Hücre İçi Sinyalizasyon”Pelvis kemik mineral yoğunluğunun korunması, kemik hücrelerinin mekanik uyarıları nasıl algıladığı ve bunlara nasıl yanıt verdiğiyle karmaşık bir şekilde bağlantılıdır. Kemik oluşumu ve onarımı için hayati öneme sahip olan osteoblastlar ve mezenkimal kök hücreler, kemikteki önemli bir biyomekanik sinyal olan sıvı akışına dinamik yanıtlar gösterir. Bu mekanotransdüksiyon, başlıcaMAP kinaz yolu ve kalsiyum sinyalizasyonunu içeren hücre içi sinyal kaskatlarını başlatır.[18] Sıvı akışının osteoblastlarda prostaglandin E2 ve inositol trifosfat seviyelerini hızla artırdığı gösterilmiştir; bu süreçte inositol 1,4,5-trifosfat bağlayıcı proteinler, hücresel enerji ve sinyalizasyon için hayati öneme sahip olan mitokondrilere kalsiyum sinyallerinin yayılmasını kontrol eder.[19], [20]Bu kaskatlar, kemik yapısının mekanik yüklere adapte olması ve kemik mineral yoğunluğunun korunması için temel olan proliferasyon, diferansiyasyon ve matriks sentezi gibi hücresel süreçlere topluca aracılık eder.
Kemik Döngüsünün Hormonal ve Reseptör Aracılı Düzenlenmesi
Section titled “Kemik Döngüsünün Hormonal ve Reseptör Aracılı Düzenlenmesi”Kemik mineral yoğunluğu, başlıca spesifik reseptör aktivasyonu ve ardından gelen gen regülasyonu aracılığıyla sıkı hormonal kontrol altındadır. Paratiroid hormon (PTH) yolu kritik bir rol oynar; PTH, PTHLH, PTHR1 ve PTHR2genlerindeki genetik varyasyonlar kemik fenotiplerini ve femur boynu kemik mineral yoğunluğunu etkiler.[9], [23] Benzer şekilde, Vitamin D Reseptörü (VDR) ve Östrojen Reseptörükemik kütlesi regülasyonu için esastır ve genlerindeki polimorfizmler kemik yoğunluğu ile korelasyon gösterir.[24]Osteoklastogenez ve kemik rezorpsiyonunda merkezi rol oynayanRANKLlokusu, kortikal kemik mineral yoğunluğunu etkileyen allelik heterojenite sergiler ve kemik oluşumu ile yıkımının dengesindeki bütünleyici rolünü vurgular.[10]Ayrıca, östrojen sentezinden sorumlu olan aromataz geni, allelleri ile kemik mineral yoğunluğu arasında ilişkiler göstererek, endokrin sinyalizasyonunun iskelet sağlığı üzerindeki geniş etkisini vurgulamaktadır.[25]
Kemik Gelişiminde Genetik Ağlar ve Transkripsiyonel Kontrol
Section titled “Kemik Gelişiminde Genetik Ağlar ve Transkripsiyonel Kontrol”Genler ve transkripsiyon faktörlerinden oluşan karmaşık bir ağ, kemik mineral yoğunluğunun gelişimini ve korunmasını düzenler.RUNX2 ve Osterixgibi anahtar transkripsiyon faktörleri, osteoblast farklılaşması ve kemik oluşumu için çok önemlidir;Osterixyakınındaki yaygın varyantlar kemik mineral yoğunluğu ve büyüme ile ilişkilidir.[5], [17] JAG1, PBX1 (Pre-B-cell leukemia homeobox 1), SOX4, ADAMTS18, TGFBR3, WNT5B, XKR9, LACTB2, KLHDC5 ve ERC1gibi diğer genler, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları aracılığıyla kemik mineral yoğunluğunu ve kalça kemiği boyutunu etkilediği belirlenmiştir.[1], [2], [5], [6], [11], [22]Bu genler, hücreler arası sinyalizasyon, hücre dışı matrisin yeniden şekillenmesi ve gelişimsel kalıplama dahil olmak üzere çeşitli işlevlerde rol oynar; bu durum, belirli genetik programların genel kemik mimarisini ve yoğunluğunu belirlediği hiyerarşik bir düzenlemeyi işaret etmektedir. Örneğin,PLCL1geni, kadınlarda kalça kemiği boyutu varyasyonu ile özellikle ilişkilendirilmiş olup, bölgesel kemik gelişimindeki rolünü düşündürmektedir.[6]
Metabolik Entegrasyon ve Sistem Düzeyinde Homeostazi
Section titled “Metabolik Entegrasyon ve Sistem Düzeyinde Homeostazi”Pelvis kemik mineral yoğunluğunun düzenlenmesi, aynı zamanda entegre metabolik yollar ve daha geniş fizyolojik sistemler tarafından etkilenmektedir. Hem obezite hem de osteoporoz fenotiplerini etkileyen genetik faktörler, örneğinSOX6geni gibi, vücut kompozisyonu ile kemik sağlığı arasında bir sistem düzeyinde entegrasyonu göstermektedir.[6]Kemik mineral yoğunluğu, yağsız doku kütlesi ile yakından ilişkilidir ve iskelet gücüne ve adaptasyonuna katkıda bulunan kas ve kemik arasındaki önemli etkileşimi vurgulamaktadır.[12], [26] Metabolik yollardaki düzensizlik, kemiği etkileyen hastalıkla ilişkili mekanizmalara yol açabilir; örneğin, N-acetylgalactosaminyltransferase 3 (Galnt3) genindeki bir mutasyon, kalsiyum ve fosfat metabolizmasını ve kemik mineralizasyonunu etkileyerek ailesel tümöral kalsinozise yol açabilir.[27] CLCN7, CDKAL1 ve IL21Rgibi genler, polimorfizmlerinin kemik mineral yoğunluğu varyasyonları ve kırık riski ile ilişkili olmasıyla, kemik sağlığına katkıda bulunan çeşitli metabolik ve immün yolları daha da vurgulamaktadır.[5], [9], [28]
Tanısal Fayda ve Kırık Riski Değerlendirmesi
Section titled “Tanısal Fayda ve Kırık Riski Değerlendirmesi”Pelvis kemik mineral yoğunluğu (BMD), tipik olarak femur boynu ve lomber omurga gibi bölgelerde çift enerjili X-ışını absorpsiyometrisi (DXA) aracılığıyla değerlendirilen, kemik sağlığını değerlendirmek için temel bir tanı aracı olarak hizmet eder. Bu ölçüm, genel kemik gücü ve bir bireyin kırığa yatkınlığı ile güçlü bir şekilde ilişkilidir.[1]Birden fazla iskelet bölgesinde yapılan kapsamlı BMD değerlendirmeleri, çeşitli kırık tiplerinin uzun vadeli riskini belirlemek ve -2.5’ten daha düşük bir T-skoru ile karakterize edilen osteoporoz gibi durumları teşhis etmek için yaygın olarak kabul görmüş bir standart oluşturmak açısından çok önemlidir.[5]BMD’nin tanısal değeri, diğer klinik faktörler ve kemik geometrisi parametreleriyle entegre edildiğinde daha da artırılır. Örneğin, periosteal çap, kesit alanı, kortikal kalınlık ve kesit modülü dahil olmak üzere femur boynu geometrik parametrelerini (FNGP’ler) dahil etmek, kalça kırığı riski yüksek bireyleri belirleme doğruluğunu önemli ölçüde artırabilir.[29] BMD’yi klinik risk faktörleriyle birleştiren bu entegre yaklaşım, zamanında müdahale ve hasta bakımının optimizasyonu için elzem olan kırık olasılığının daha kapsamlı bir değerlendirmesini sağlar.[30]
Prognostik Değer ve Risk Sınıflandırması
Section titled “Prognostik Değer ve Risk Sınıflandırması”Pelvis BMD, gelecekteki kırık riski ve kemikle ilişkili hastalıkların potansiyel ilerlemesi hakkında değerli bilgiler sunan kritik bir prognostik gösterge olarak işlev görür. Daha düşük BMD değerleri, kalça ve diğer osteoporotik kırıkların artan olasılığını öngörür ve klinisyenlerin önleyici stratejilerden veya daha sıkı takipten fayda görebilecek yüksek riskli bireyleri belirlemesini sağlar.[31]Bu prognostik bilgi, kemik kaybının uzun vadeli sonuçlarını hafifletmeyi amaçlayan yaşam tarzı değişiklikleri, beslenme müdahaleleri ve farmakolojik tedavilerle ilgili kararlara rehberlik ederek kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları geliştirmek için hayati öneme sahiptir.[30]Kemik sağlığının çok yönlü doğasının kabul edilmesiyle risk sınıflandırması iyileştirilir. BMD merkezi bir belirleyici olsa da, kalça ve osteoporotik kırıklar için öngörü performansının, ek klinik risk faktörlerinin dahil edilmesiyle belirgin şekilde iyileştiği görülmüştür.[30] Bu kapsamlı değerlendirme, en yüksek riske sahip bireylerin daha kesin bir şekilde belirlenmesine olanak tanır ve böylece zayıflatıcı kırıkları önlemek için hedeflenmiş koruma ve tedavi stratejilerini kolaylaştırır.[31]
Etkileyen Faktörler ve Komorbiditeler
Section titled “Etkileyen Faktörler ve Komorbiditeler”Pelvisinki de dahil olmak üzere kemik mineral yoğunluğu, genetik ve çevresel etkilerin karmaşık bir etkileşimiyle şekillenir; çalışmalar %60 ila %90 arasında değişen yüksek bir kalıtım derecesi olduğunu göstermektedir.[1]Genetik araştırmalar, BMD’ı etkileyen belirli genomik bölgeler tanımlamıştır; bunlardan bazıları kırık riskiyle de ilişkilidir ve bu durum kemik kırılganlığına genetik bir yatkınlığa işaret etmektedir.[1] Ayrıca, BMD üzerindeki genetik etkiler bölgeye özgü özellik gösterebilir; bu da lomber omurgayı etkileyen genlerin femur boynunu etkileyenlerden farklılık gösterebileceğini düşündürmektedir.[5]Pelvis BMD, çeşitli komorbiditeler ve ilişkili tıbbi durumlar tarafından önemli ölçüde etkilenebilir. Osteoporozun ikincil nedenleri, uzun süreli kortikosteroid kullanımı, belirli metabolik kemik hastalıkları, hiperparatiroidizm veya tirotoksikoz gibi endokrin bozukluklar ve malabsorpsiyon sendromları gibi durumlar, kemik sağlığını olumsuz etkilediği ve BMD’de azalmaya yol açabileceği bilinmektedir.[1]Ayrıca, vücut kompozisyonu, özellikle düşük apendiküler yağsız kütle, genel kemik sağlığıyla yakından ilişkilendirilmiş olup, kemik yapısı ve yoğunluğundaki değişikliklere katkıda bulunabilir; bu da kemik sağlığı içindeki sistemik bağlantıları vurgulamaktadır.[12]
Pelvis Kemik Mineral Yoğunluğu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Pelvis Kemik Mineral Yoğunluğu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak pelvis kemik mineral yoğunluğunun en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Annemin osteoporozu var; bu, benim de kemiklerimin zayıf olacağı anlamına mı geliyor?
Section titled “1. Annemin osteoporozu var; bu, benim de kemiklerimin zayıf olacağı anlamına mı geliyor?”Evet, yüksek bir ihtimal var. Kemik mineral yoğunluğu yüksek oranda kalıtsaldır ve varyasyonunun %60-90’ını genetik faktörler oluşturmaktadır. Annenizde osteoporoz varsa, sizi daha düşük kemik yoğunluğuna yatkın hale getiren,JAG1 veya PTHLHgibi genlerdeki varyantlar gibi bazı genetik varyantları miras almış olabilirsiniz. Bu durum, kemik sağlığınız konusunda proaktif olmanız için önemlidir.
2. Arkadaşım ve ben aynı şeyleri yememize rağmen neden onun kemikleri daha güçlü?
Section titled “2. Arkadaşım ve ben aynı şeyleri yememize rağmen neden onun kemikleri daha güçlü?”Kemik gücünüz, sadece yaşam tarzınızdan değil, benzersiz genetik yapınızdan da önemli ölçüde etkilenir. Genetik faktörler, kemik mineral yoğunluğu varyasyonuna %60-90 oranında katkıda bulunur. Benzer diyetlere sahip olsanız bile, arkadaşınızda doğal olarak daha yoğun kemikler sağlayanRUNX2 veya WNT5B gibi genlerde farklı varyantlar bulunabilir.
3. Ailemde zayıf kemikler yaygınsa, düzenli egzersiz kemiklerimi gerçekten güçlendirebilir mi?
Section titled “3. Ailemde zayıf kemikler yaygınsa, düzenli egzersiz kemiklerimi gerçekten güçlendirebilir mi?”Evet, kesinlikle. Genetik büyük bir rol oynasa da (%60-90 kalıtsallık), egzersiz ve yağsız doku kütlesi gibi çevresel faktörler kemik adaptasyonu için kritik öneme sahiptir. Düzenli ağırlık taşıyıcı egzersiz, kemik büyümesini ve yoğunluğunu uyarmaya yardımcı olabilir ve potansiyel olarak, düşük kemik yoğunluğuna yönelik kalıtsal yatkınlıklarınızın bir kısmını hafifletmeye yardımcı olabilir.
4. Bir kadın olarak, yaşlandıkça erkeklerden kesinlikle daha zayıf kemiklere mi sahip olacağım?
Section titled “4. Bir kadın olarak, yaşlandıkça erkeklerden kesinlikle daha zayıf kemiklere mi sahip olacağım?”Kesinlikle “mutlaka” değil, ancak kemik yoğunluğu üzerindeki cinsiyete özgü genetik etkiler iyi belgelenmiştir. Farklı genler veya gen varyantları, erkeklerde kadınlara kıyasla kemik yoğunluğunu etkileyebilir. Kadınlar menopoz sonrası genellikle daha hızlı kemik kaybı yaşasa da, bireysel kemik gücü aynı zamanda sizin spesifik genetik profilinize ve yaşam tarzı faktörlerine büyük ölçüde bağlıdır.
5. Pelvis kemik mineral yoğunluğumun kontrol edilmesi benim için gerçekten bu kadar önemli mi?
Section titled “5. Pelvis kemik mineral yoğunluğumun kontrol edilmesi benim için gerçekten bu kadar önemli mi?”Evet, özellikle osteoporoz aile öyküsü gibi risk faktörleriniz varsa çok önemlidir. Pelvis kemik mineral yoğunluğunuzu bir DXA taraması kullanarak ölçmek, kemik gücünüzü ve kırık riskinizi değerlendirmek için standart bir tanı aracıdır. Bu bilgi, doktorunuzun bireysel yatkınlığınızı belirlemesine ve önleyici stratejilere rehberlik etmesine yardımcı olur.
6. Daha fazla kas veya yağ kütlesine sahip olmak pelvis kemiklerimin gücünü etkiler mi?
Section titled “6. Daha fazla kas veya yağ kütlesine sahip olmak pelvis kemiklerimin gücünü etkiler mi?”Evet, hem yağsız doku kütlesi (kas) hem de yağ kütlesi, özellikle pelvisin femur boynu gibi bölgelerinde olmak üzere kemik sağlığına katkıda bulunur. Yağsız doku kütlesi genellikle daha fazla mekanik yüklenme ile ilişkilidir, bu da kemik gücünü artırabilir. Bu fizyolojik faktörler, kemik geometrik adaptasyonunu etkilemek için genetiğinizle etkileşime girer.
7. Kemiklerimin zayıflıyor olabileceğine dair dikkat etmem gereken erken belirtiler var mı?
Section titled “7. Kemiklerimin zayıflıyor olabileceğine dair dikkat etmem gereken erken belirtiler var mı?”Ne yazık ki, düşük kemik mineral yoğunluğu genellikle belirgin erken belirtilere sahip değildir, bu nedenle bir kırık oluşana kadar osteoporoz bazen “sessiz hastalık” olarak adlandırılır. Ancak, ailede kırık öyküsü veya belirli tıbbi durumlar gibi risk faktörleriniz varsa, belirtiler ortaya çıkmadan önce doktorunuzla DXA taraması gibi önleyici taramaları görüşmek iyi bir fikirdir.
8. Çok süt içmek, ailemin kemikleri zayıf olsa bile güçlü kemikleri garanti eder mi?
Section titled “8. Çok süt içmek, ailemin kemikleri zayıf olsa bile güçlü kemikleri garanti eder mi?”Sütten alınan kalsiyum önemli olsa da, özellikle güçlü bir genetik yatkınlığa karşı güçlü kemikleri garanti etmez. Genetik faktörler, kemik yoğunluğu varyasyonunun %60-90’ından sorumludur. Yeterli kalsiyum alımına rağmen, bazı bireylerinCDH9 veya PTHgibi genlerdeki varyantlar gibi, vücutlarının mineralleri nasıl işlediğini veya kemik inşa ettiğini etkileyen genetik varyantları olabilir, bu da onları daha düşük yoğunluğa daha yatkın hale getirir.
9. Koşullar ne olursa olsun, yaşlandıkça kemik yoğunluğum kendiliğinden kötüleşir mi?
Section titled “9. Koşullar ne olursa olsun, yaşlandıkça kemik yoğunluğum kendiliğinden kötüleşir mi?”Kemik yoğunluğunuz yaşla birlikte azalma eğilimindedir, ancak bu tamamen kendiliğinden veya değiştirilemez değildir. Fizyolojik yaşlanma bir faktör olsa da, kemik yoğunluğu üzerindeki genetik etkiler yaşam boyunca mevcuttur ve yaşa bağlı değişikliklerle etkileşime girebilir. Uygun beslenme ve ağırlık taşıyan egzersizle sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmek, genetik yatkınlıklarınız olsa bile yaşlandıkça kemik yoğunluğunuzu korumanıza yardımcı olabilir.
10. Genel vücut büyüklüğüm gibi bir şey kemiklerimin ne kadar güçlü olduğunu etkileyebilir mi?
Section titled “10. Genel vücut büyüklüğüm gibi bir şey kemiklerimin ne kadar güçlü olduğunu etkileyebilir mi?”Evet, kemik boyutu ve yağsız doku kütlesi dahil olmak üzere genel vücut büyüklüğünüz kemik gücünü etkileyebilir. Örneğin,PLCL1gibi belirli genler, özellikle kadınlarda kalça kemiği boyut varyasyonu ile ilişkilendirilmiştir. Daha büyük kemik boyutu, daha fazla kemik gücüne katkıda bulunabilir ve bu özellikler genetik yapınızdan da etkilenir.
Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.
Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.
References
Section titled “References”[1] Duncan, E. L., et al. “Genome-wide association study using extreme truncate selection identifies novel genes affecting bone mineral density and fracture risk.”PLoS Genet, vol. 7, no. 5, 2011, p. e1001372.
[2] Kung, A. W., et al. “Association of JAG1with bone mineral density and osteoporotic fractures: a genome-wide association study and follow-up replication studies.”Am J Hum Genet, vol. 86, no. 3, 2010, pp. 331–343.
[3] Howard, G.M., et al. “Genetic and environmental contributions to the association between quantitative ultrasound and bone mineral density measurements: a twin study.”J Bone Miner Res, vol. 13, no. 8, 1998, pp. 1318-1327.
[4] Kiel, D.P. et al. “Genome-wide association with bone mass and geometry in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, vol. 8, 2007, p. 57.
[5] Estrada, K. et al. “Genome-wide meta-analysis identifies 56 bone mineral density loci and reveals 14 loci associated with risk of fracture.”Nat Genet, vol. 44, no. 5, 2012, pp. 491-501.
[6] Liu, Y.Z. et al. “Identification of PLCL1gene for hip bone size variation in females in a genome-wide association study.”PLoS One, vol. 3, no. 9, 2008, e3160.
[7] Wu, S., et al. “The contributions of lean tissue mass and fat mass to bone geometric adaptation at the femoral neck in Chinese overweight adults.”Ann Hum Biol, vol. 34, 2007, pp. 344–353.
[8] Rivadeneira, F. et al. “Twenty bone-mineral-density loci identified by large-scale meta-analysis of genome-wide association studies.”Nat Genet, vol. 41, no. 11, 2009, pp. 1199-206.
[9] Guo, Y, et al. “IL21R and PTH may underlie variation of femoral neck bone mineral density as revealed by a genome-wide association study.”J Bone Miner Res, vol. 24, no. 12, 2009, pp. 2015–2022.
[10] Paternoster, L, et al. “Genome-wide association meta-analysis of cortical bone mineral density unravels allelic heterogeneity at the RANKL locus and potential pleiotropic effects on bone.”PLoS Genet, vol. 6, no. 12, 2010, e1001213.
[11] Xiong, D.H. et al. “Genome-wide association and follow-up replication studies identified ADAMTS18 and TGFBR3as bone mass candidate genes in different ethnic groups.”Am J Hum Genet, vol. 84, no. 3, 2009, pp. 388-98.
[12] Sun, L, et al. “Bivariate genome-wide association analyses of femoral neck bone geometry and appendicular lean mass.”PLoS One, vol. 6, no. 11, 2011, e27325.
[13] Ammann, P., and R. Rizzoli. “Bone strength and its determinants.”Osteoporos Int, vol. 14, no. Suppl 3, 2003, pp. S13–18.
[14] Peacock, M., et al. “Better discrimination of hip fracture using bone density, geometry and architecture.”Osteoporos Int, vol. 5, no. 3, 1995, pp. 167-73.
[15] Ng, M.Y., et al. “Effect of environmental factors and gender on the heritability of bone mineral density and bone size.”Ann. Hum. Genet., vol. 70, 2006, pp. 428–438.
[16] Morin, S., et al. “Weight and body mass index predict bone mineral density and fractures in women aged 40 to 59 years.”Osteoporos Int, vol. 19, no. 10, 2008, pp. 1423-1430.
[17] Timpson, N.J., et al. “Common variants in the region around Osterix are associated with bone mineral density and growth in childhood.”Hum Mol Genet, vol. 18, 2009, pp. 1510–1517.
[18] Riddle, R.C., et al. “MAP kinase and calcium signaling mediate fluid flow-induced human mesenchymal stem cell proliferation.” Am J Physiol Cell Physiol, vol. 290, 2006, pp. C776–C784.
[19] Reich, K.M., and J.A. Frangos. “Effect of flow on prostaglandin E2 and inositol trisphosphate levels in osteoblasts.”Am J Physiol Cell Physiol, vol. 261, 1991, pp. C428–C432.
[20] Lin, X, et al. “Control of calcium signal propagation to the mitochondria by inositol 1,4,5-trisphosphate-binding proteins.”J Biol Chem, vol. 280, no. 13, 2005, pp. 12820–12832.
[21] Richards, J.B., et al. “Bone mineral density, osteoporosis, and osteoporotic fractures: a genome-wide association study.”Lancet, vol. 371, 2008, pp. 1505–1512.
[22] Cheung, C.L., et al. “Pre-B-cell leukemia homeobox 1 (PBX1) shows functional and possible genetic association with bone mineral density variation.”Hum. Mol. Genet., vol. 18, 2009, pp. 679–687.
[23] Tenne, M, et al. “Genetic variation in the PTH pathway and bone phenotypes in elderly women: evaluation of PTH, PTHLH, PTHR1 and PTHR2 genes.”Bone, vol. 42, no. 4, 2008, pp. 719–727.
[24] Deng, H.W., et al. “Association of VDR and estrogen receptor genotypes with bone mass in postmenopausal Caucasian women: different conclusions with different analyses and the implications.”Osteoporos Int, vol. 9, 1999, pp. 499–507.
[25] Riancho, J.A., et al. “Association of the aromatase gene alleles with bone mineral density: epidemiological and functional evidence.”J Bone Miner Res, 2009.
[26] Ferretti, J.L., et al. “Bone mass, bone strength, muscle-bone interactions, osteopenias and osteoporoses.”Mech Ageing Dev, vol. 124, 2003, pp. 269–279.
[27] Esapa, C., et al. “A mouse with a Trp589Arg mutation in N-acetylgalactosaminyltransferase 3 (Galnt3) provides a model for familial tumoural calcinosis.” Endocrine Abstracts, vol. 19, 2009, OC31.
[28] Pettersson, U, et al. “Polymorphisms of the CLCN7 gene are associated with BMD in women.” J Bone Miner Res, vol. 20, no. 11, 2005, pp. 1960–1967.
[29] Pulkkinen, P., et al. “Combination of bone mineral density and upper femur geometry improves the prediction of hip fracture.”Osteoporos Int, vol. 15, 2004, pp. 274–280.
[30] Kanis, J. A., et al. “A reference standard for the description of osteoporosis.”Bone, vol. 42, no. 3, 2008, pp. 467–475.
[31] Johnell, O., et al. “Predictive value of BMD for hip and other fractures.” J Bone Miner Res, vol. 20, no. 7, 2005, pp. 1185–1194.