İçeriğe geç

Yer Fıstığı Alerjisi

Yer fıstığı alerjisi, özellikle çocukları etkileyen, bağışıklık sistemi aracılı bir durumdur. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki çocukların yaklaşık %5 ila %8’ini etkilediği tahmin edilmektedir ve Avrupa ülkeleri ve Avustralya dahil olmak üzere, son yirmi yılda küresel olarak yaygınlığı sürekli olarak artmaktadır.[1], [2] Bu durum, hem genetik yatkınlıklar hem de çevresel faktörlerden etkilenen karmaşık bir hastalıktır.[2]Yer fıstığı alerjisi olan bireyler, yaşamı tehdit eden anafilaksi dahil olmak üzere şiddetli alerjik reaksiyonlar yaşayabilirler.[2] İkiz çalışmaları ve ailesel kümelenme araştırmaları, %15 ila %82 arasında değişen kalıtım tahminleri ve bazı çalışmaların yaklaşık %80 civarında rakamlar önermesiyle, güçlü bir genetik bileşene işaret etmektedir.[1], [2], [3]

Yer fıstığı alerjisi, öncelikle yer fıstığı proteinlerine karşı immünoglobulin E (IgE) aracılı bir aşırı duyarlılık reaksiyonudur.[1] Yer fıstığı alerjisinin genetik temelleri, çeşitli lokusların tanımlanmasıyla araştırmaların odak noktası olmuştur. İnsan Lökosit Antijeni (HLA) Sınıf II genlerindeki genetik varyantlar, özellikle HLA-DQB1 (örn., DQB102 ve DQB106:03P), HLA-DRB1, HLA-DRA ve HLA-DPB1, sürekli olarak yer fıstığı alerjisine yatkınlıkla ilişkilendirilmiştir.[1], [2], [3], [4], [5] Örneğin, HLA-DRB1’deki spesifik amino asit polimorfizmleri veHLA-DRA’daki varyantlar, HLA protein fonksiyonunu ve ekspresyonunu etkileyebilir, bu da yer fıstığı alerjenlerinin bağlanmasını ve sunumunu etkiler.[3] HLA bölgesi dışında, yer fıstığı alerjisiyle bağlantılı diğer genler arasında STAT6, CD14 ve FLG (filaggrin) bulunur.[1], [6], [7] Epidermal bariyer geni olan FLG’deki işlev kaybı mutasyonları, cilt bariyerini tehlikeye atarak ve alerjen penetrasyonunu ve duyarlılığını artırarak potansiyel olarak önemli bir risk faktörü olarak kabul edilir.[2], [3], [8] Son genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), SERPINBgen kümesini yer fıstığı alerjisi de dahil olmak üzere gıda alerjisi için bir yatkınlık lokusu olarak tanımlamıştır.[2] ve ABD’li çocuklarda epigenetik aracılığa dair kanıt sağlamıştır.[3] Ayrıca, araştırmalar maternal genetik etkileri ve ebeveyn-köken etkilerini araştırmış ve ADGBgeninde yer fıstığı alerjisi için düşündürücü bir ebeveyn-köken etkisi tespit edilmiştir.[1]

Fıstık alerjisinin doğru bir şekilde belirlenmesi, hasta yönetimi ve güvenliği için çok önemlidir. Tanı genellikle klinik alerjik reaksiyonların değerlendirilmesini içerir ve sıklıkla deri prick testleri (SPT) ve gıdaya özgü IgE düzeyleri ile doğrulanır.[3] Standartlaştırılmış çift kör, plasebo kontrollü oral gıda yükleme testleri, tanı için altın standart olarak kabul edilir.[9] Çalışmalar, fıstık alerjisi olan bireyler ve fıstığa toleranslı kardeşleri arasında fıstığa özgü IgG düzeylerinde, HLA sınıf II varyasyonlarından bağımsız görünen önemli farklılıklar olduğunu göstermiştir.[7] Fıstık alerjisinde rol oynayan genetik faktörlerin ve biyolojik yolların anlaşılması, gelişmiş tanı araçlarına ve potansiyel olarak kişiselleştirilmiş yönetim stratejilerine katkıda bulunabilir.

Fıstık alerjisi, küresel olarak önemli bir halk sağlığı sorununu temsil etmektedir.[1] Acil sağlık risklerinin ötesinde, Amerika Birleşik Devletleri’nde önemli bir ekonomik yük taşımakta, sağlık hizmeti maliyetlerini ve günlük yaşamları etkilemektedir.[10], [11] Bu durum aynı zamanda etkilenen çocuklar, ergenler ve aileleri üzerinde önemli bir psikososyal etkiye sahip olup, yaşam kalitesini, sosyal aktiviteleri ve ruh sağlığını etkilemektedir.[12], [13] Fıstık alerjisinin genetik ve biyolojik temellerine yönelik araştırmalar, etkili önleme stratejileri, tedaviler geliştirmek ve etkilenenlerin genel yaşam kalitesini iyileştirmek için hayati öneme sahiptir.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Yer fıstığı alerjisi üzerine yapılan çalışmalar, genellikle örneklem büyüklüğü ve istatistiksel güç ile sınırlıdır, bu da bulguların güvenilirliğini ve genellenebilirliğini etkileyebilir. Örneğin, bazı araştırmalar, hem herhangi bir gıda alerjisi hem de bunun spesifik alt tipleri için genom çapında yetersiz güce sahip olduğunu kabul etmekte ve tanımlanan ilişkilerin dikkatli bir şekilde yorumlanmasını gerektirmektedir. Bu kısıtlama, özellikle nadir genetik varyantların veya hafif etkilere sahip yaygın varyantların tespitini etkiler ve kapsamlı analiz için önemli ölçüde daha büyük kohortlar gerektirir.[3]Bazı çalışmalar, gıda alerjisi için günümüze kadarki en büyük genom çapında ilişkilendirme çalışmalarını (GWAS) temsil etse de, örneklem büyüklükleri karmaşık genetik özellikler için nispeten küçük kalmakta ve genellikle yalnızca daha büyük etki büyüklüklerine sahip lokusları tespit etmek için yeterli güce yol açmaktadır.[2] Ayrıca, bulguların replikasyonu, kanıtları güçlendirmek için çok önemlidir. İlk GWAS sonuçları aynı çalışma kohortundan bağımsız örneklem kümelerinde replike edilebilse de, ilişkileri doğrulamak ve sağlamlıklarını sağlamak için çeşitli, bağımsız popülasyonlarda ek replikasyonlar yoluyla daha geniş bir validasyona genellikle ihtiyaç vardır. Kapsamlı bir harici replikasyon olmaksızın, belirli genetik ilişkilerin daha geniş popülasyonlara genellenebilirliği bir husus olmaya devam etmekte ve yaygın uygulanabilirliklerine olan güveni potansiyel olarak sınırlamaktadır.[3]

Fıstık alerjisi fenotiplerini tanımlamadaki ve bulguların farklı popülasyonlar arasında genellenebilirliğindeki zorluklar, önemli sınırlamalar sunmaktadır. rs7192 ve rs9275596 ’yı içerenler gibi genetik ilişkiler, Avrupa kökenli katılımcılarda anlamlı bulunurken Avrupa kökenli olmayan gruplarda anlamlı olmamak üzere, atalara göre farklı örüntüler göstermiştir.[3] Bununla birlikte, popülasyona özgü etkiler hakkında kesin sonuçlar çıkarmak, genellikle Avrupa kökenli olmayan kohortlardaki sınırlı örneklem büyüklükleri nedeniyle engellenmekte ve farklı atalara dayalı geçmişlerdeki genetik mimarinin tam olarak anlaşılmasını zorlaştırmaktadır.[3] Fenotip tanımı da değişkenlik yaratmaktadır. Alerjik durum, spesifik IgE eşik değerleri ve deri prick testleri kullanılarak belirlenebilir, ancak eksiksiz klinik reaksiyon öykülerinin mevcudiyeti tutarsız olabilir ve özellikle ebeveynler için belirsiz teşhislere yol açabilir.[3] Katı fenotip tanımlarının kullanılması, tanısal doğruluğu artırırken, özellikle oral gıda yükleme testleri gibi altın standart yöntemler evrensel olarak uygulanmadığında, büyük hasta sayıları toplamanın zorlaşmasına da neden olabilir.[2]Epigenetik çalışmalar için, kandaki metilasyon örüntülerinin incelenmesi, gıda alerjisi gibi sistemik bir duruma dair içgörüler sunar; ancak metilasyonun dinamik ve dokuya özgü doğası, tek doku, tek zaman noktalı ölçümlerin epigenetik değişiklikler ve alerji riski arasındaki karmaşık, zamansal ilişkiyi tam olarak yakalayamayabileceğini düşündürmektedir.[3]

Hesaplanamayan Faktörler ve Kalan Bilgi Boşlukları

Section titled “Hesaplanamayan Faktörler ve Kalan Bilgi Boşlukları”

Fıstık alerjisinin genetik temeli, birçok karmaşık özellik gibi, “kayıp kalıtılabilirlik” ile karakterizedir ve tanımlanan genetik varyantların gözlemlenen kalıtılabilirliliğin yalnızca bir kısmını açıkladığını gösterir.[1] GWAS’tan elde edilen kalıtılabilirlik tahminleri ile aile veya ikiz çalışmalarından elde edilenler arasındaki bu tutarsızlık, yaygın çevresel katkıların hafife alınması, karmaşık gen-çevre etkileşimleri veya genetik analizlerdeki model hatalı belirtimi dahil olmak üzere çeşitli faktörlerden kaynaklanabilir.[2] Bu tür etkileşimler, genetik yatkınlıkların yalnızca mevcut çalışma tasarımlarında tam olarak yakalanmayan veya hesaba katılmayan belirli çevresel koşullar altında ortaya çıkabileceği anlamına gelir.

Ayrıca, çalışmalar tarihsel olarak öncelikle bireysel genotiplere odaklanmış, genellikle hamilelik sırasında anne genetik etkileri gibi kritik çevresel etkileri dikkate almamıştır.[1] Bu ölçülmeyen veya modellenmeyen çevresel faktörler, epigenetik düzenlemenin doğal karmaşıklığı ve veri işlemedeki potansiyel toplu etkilerle birlikte, bulguları karıştırabilir ve gerçek genetik veya epigenetik ilişkileri gizleyebilir.[3] Sonuç olarak, gelişmelere rağmen, gıda alerjisinin altında yatan nedenler ve kapsamlı biyolojik mekanizmalar tam olarak anlaşılamamıştır ve fonksiyonel mekanizmaların ve çeşitli genetik ve çevresel faktörlerin etkileşiminin daha fazla araştırılmasını gerektirmektedir.[1]

Genetik varyasyonlar, bir bireyin yer fıstığı alerjisine yatkınlığında, bağışıklık yanıtlarını ve hücresel yolları etkileyerek önemli bir rol oynar. Yer fıstığı alerjisiyle ilişkili önemli bir bölge, 6. kromozom üzerindeki Majör Histokompatibilite Kompleksi (MHC) olup, bu kompleks HLA-DQB1 ve HLA-DQA2 genlerini içerir. Bu iki gen arasında bulunan rs9275596 varyantı, yer fıstığı alerjisiyle önemli bir ilişki göstermiştir.[3] Bu HLA genleri, yer fıstığından gelenler gibi antijenleri T-hücrelerine sunmak için gerekli olan proteinleri kodlar ve böylece alerjik reaksiyonlara yol açan bağışıklık kaskadını başlatır. HLA-DQB1*02 ve DQB1*06:03P gibi spesifik HLA-DQB1 allelleri de yer fıstığı alerjisiyle ilişkilidir ve bu bölgenin bağışıklık sisteminin alerjenleri tanımasında ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır.[5] Bu varyantların varlığı, HLA proteinlerinin bağlanma özgüllüğünü değiştirerek, bağışıklık sisteminin yer fıstığı bileşenlerini zararlı olarak tanımlayıp tanımlamadığını etkileyebilir.

HLA bölgesinin ötesinde, diğer varyantlar çeşitli hücresel fonksiyonları ve bağışıklık hücresi sinyalleşmesini etkileyerek yer fıstığı alerjisinin karmaşık genetiğine katkıda bulunur. Örneğin, SKAP1 genindeki rs72827854 , SKAP1’in T-hücresi reseptör sinyalleşmesi ve alerjik yanıtlarda önemli rol oynayan lenfositlerin aktivasyonu için kritik olan bir adaptör proteinini kodlaması nedeniyle önemlidir. Benzer şekilde, ARHGAP24’ün yakınındaki rs744597 , ARHGAP24’ün bağışıklık hücrelerinde hücre şekli, hareketliliği ve adezyonu için hayati öneme sahip olan Rho GTPazları düzenlemesi nedeniyle bağışıklık hücresi fonksiyonunu etkileyebilir.[2] Hücre adezyonunda ve göçünde rol oynayan bir integrini kodlayan ITGA6’daki rs115218289 gibi varyantlar, epitel bariyerlerinin bütünlüğünü veya bağışıklık hücrelerinin alerjik inflamasyon bölgelerine hareketini etkileyebilir. Sentrozom organizasyonunda yer alan KIZ genindeki rs17664036 varyantı, bağışıklık hücrelerinin gelişimini veya fonksiyonunu dolaylı olarak etkileyebilir.

Yer fıstığı alerjisi riskine yönelik diğer genetik katkılar, doku yeniden şekillenmesi, inflamasyon ve kodlamayan RNA düzenlenmesinde rol oynayan genlerdeki varyantlardan kaynaklanabilir.MMP12 ve BOLA3P1’in yakınında bulunan rs144897250 varyantı ilgi çekicidir, çünkü MMP12 (Matriks Metallopeptidaz 12), alerjik durumlarda düzensizleşen inflamasyon ve doku onarımında rol oynayan, hücre dışı matrisin bileşenlerini parçalayan bir enzimdir. EMSY - LINC02757 bölgesindeki rs7936434 ve LINC02306’daki rs862942 gibi varyantlar, çeşitli hücresel süreçleri düzenleyebilen uzun kodlamayan RNA’larla ilişkileri yoluyla gen ifadesini etkileyebilir. MTCO3P1, RNU6-92P, ST13P7 ve RN7SKP48 gibi psödogenlerin spesifik fonksiyonları genellikle daha az doğrudan olsa da, bu bölgelerdeki rs78048444 gibi varyantlar yine de yakındaki fonksiyonel genler üzerinde düzenleyici etkilere sahip olabilir veya diğer nedensel varyantlar için belirteç görevi görebilir. Son olarak, ANGPT4’teki rs523865 , alerjik inflamasyonla ilişkili vasküler değişiklikleri potansiyel olarak etkileyebilir.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs9275596 MTCO3P1 - HLA-DQB3kidney disease
IGA glomerulonephritis
peanut allergy
omega-6 polyunsaturated fatty acid
rs17664036 KIZpeanut allergy
rs115218289 ITGA6peanut allergy
food allergy
rs523865 ANGPT4peanut allergy
food allergy
rs7936434 EMSY - LINC02757peanut allergy
food allergy
type 1 diabetes mellitus
eosinophil count
Eczematoid dermatitis
rs144897250 MMP12 - BOLA3P1peanut allergy
blood protein amount
rs78048444 RNU6-92P - ST13P7peanut allergy
food allergy
rs744597 RN7SKP48 - ARHGAP24peanut allergy
rs862942 LINC02306peanut allergy
vaginal microbiome
rs72827854 SKAP1peanut allergy

Fıstık Alerjisinin Tanımı ve Temel Tanı Çerçevesi

Section titled “Fıstık Alerjisinin Tanımı ve Temel Tanı Çerçevesi”

Fıstık alerjisi (FA), yiyecek alerjisinin (YA) spesifik bir tezahürüdür ve fıstık proteinlerinin alınması üzerine olumsuz bir immünolojik reaksiyon ile karakterizedir.[2] Fıstık alerjisinin kesin bir tanımı, hem reaksiyonların zorlayıcı bir klinik öyküsünü hem de duyarlılığın objektif kanıtını gerektirir.[2] Bu durumu anlamaya yönelik kavramsal çerçeve, yalnızca duyarlılık (spesifik antikorların varlığı veya pozitif bir deri testi) ile klinik semptomların tezahürünü içeren gerçek bir alerjik reaksiyon arasında ayrım yapar.[3] Araştırma amaçlı operasyonel tanımlar, etkilenen bireyleri doğru bir şekilde fenotiplemeyi amaçlayarak, fıstıklara karşı klinik bir alerjik reaksiyonun ikna edici bir öyküsünü spesifik immünolojik bulgularla titizlikle birleştirir.[3]

Fıstık alerjisi için kesin tanı kriteri, yaygın olarak altın standart olarak kabul edilen Çift Kör, Plasebo Kontrollü Oral Besin Yükleme Testidir (DBPCFC).[9] Bu yükleme testleri, şüpheli alerjenin kontrollü bir şekilde denetimli bir tıbbi ortamda verilmesini içerir ve ortaya çıkan herhangi bir semptomun objektif olarak değerlendirilmesini sağlar.[2] Bununla birlikte, ani ve şiddetli alerjik reaksiyon öyküsü ve yüksek düzeyde spesifik duyarlılığı olan bireyler için, OFC, doğasında olan risk nedeniyle kontrendike olabilir ve tanı, spesifik laboratuvar bulgularıyla birlikte güçlü bir klinik öyküye dayanır.[2] Duyarlılığın objektif kanıtı, öncelikle gıdaya özgü IgE seviyeleri ve Deri Prick Testleri (SPT) gibi biyobelirteçler aracılığıyla değerlendirilen tanı için kritik bir bileşendir.[3] SPT için, pozitif bir sonuç tipik olarak 3 mm veya daha büyük ortalama kabarıklık çapı (MWD) ile tanımlanır.[3] Gıdaya özgü IgE için, yaygın tanı eşikleri ≥ 0,10 kU L−1 veya ≥ 0,35 kU L−1’dir, ancak araştırma çalışmaları %95 pozitif prediktif değerle korelasyon gösterenler gibi alternatif kesme değerlerini keşfedebilir.[3] Çalışmalardaki normal kontroller, özellikle ne klinik alerjik reaksiyon öyküsü ne de fıstık dahil olmak üzere yaygın gıda alerjenlerine karşı herhangi bir duyarlılık kanıtı göstermeyen çocuklar olarak tanımlanır.[3]

Sınıflandırma Sistemleri ve İlişkili Terminoloji

Section titled “Sınıflandırma Sistemleri ve İlişkili Terminoloji”

Fıstık alerjisi, yumurta, inek sütü, soya, buğday, ceviz, balık, kabuklu deniz ürünleri ve susam tohumu gibi diğer yaygın alerjenlere karşı reaksiyonları kapsayan daha geniş gıda alerjileri nosolojik sistemleri içinde sınıflandırılır.[3] “Herhangi bir GA” terimi, bu dokuz sıkça ilişkili gıdadan en az birine alerjisi olan bireyleri sınıflandırmak için kullanılır.[3] Sunulan birincil sınıflandırma yaklaşımı kategorik (bireyleri alerjik veya alerjik olmayan olarak tanımlamak) olsa da, şiddetli reaksiyonların kabulü, tanı yollarını ve yönetim stratejilerini etkileyen şiddetle ilgili boyutsal bir yönü ima eder.[2] Tam teşekküllü bir alerjik reaksiyondan farklı olan duyarlılık kavramı, özellikle klinik semptomların kesin olarak ortaya çıkmaması durumunda IgE antikorlarının varlığına veya pozitif SPT’ye atıfta bulunur.[3] Anahtar terminoloji aynı zamanda fıstık alerjisine yatkınlık kazandıran genetik faktörleri de kapsar. Bunlar arasında, çeşitli çalışmalarda fıstık alerjisi ile tutarlı bir şekilde ilişkili olan HLA-DQB1 lokusu[2] ve bir yatkınlık lokusu olarak tanımlanan SERPINB gen kümesi bulunur.[2] filaggrin, STAT6, CD14, CTNNA3 ve RBFOX1 gibi diğer genler de gıda ve fıstık alerjisindeki rolleri açısından araştırılmıştır.[2] Fıstık alerjisi fenotiplerini anlamadaki devam eden evrim, hem klinik uygulama hem de genetik araştırma için standartlaştırılmış kelime dağarcıklarının kritik önemini vurgulamaktadır.[2]

Klinik Değerlendirme ve Oral Besin Yükleme Testleri

Section titled “Klinik Değerlendirme ve Oral Besin Yükleme Testleri”

Fıstık alerjisinin tanısı tipik olarak, fıstık alımını takiben reaksiyonların ayrıntılı bir hasta öyküsü ve fizik muayeneyi içeren kapsamlı bir klinik değerlendirme ile başlar. Fıstık alerjisini doğrulamak için altın standart, kontrollü bir klinik ortamda bir reaksiyonu ortaya çıkarmak için alerjenin denetimli uygulamasını içeren çift kör, plasebo kontrollü oral besin yükleme testidir (DBPCOFC).[2] Bu fonksiyonel test, gerçek alerjik reaksiyonları gıda intoleranslarından veya diğer alerjik olmayan durumlardan ayırarak yüksek tanısal doğruluk sunar. Bununla birlikte, DBPCOFC’ler kaynak yoğundur ve şiddetli alerjik reaksiyonlara neden olma riski taşır, bu da onları fıstığa karşı ani ve şiddetli anafilaktik yanıtların ikna edici bir öyküsüne sahip kişiler için kontrendike kılar.[3] Bu tür yükleme testleri tipik olarak yakın tıbbi gözetim altında yatan hasta hastane ortamında gerçekleştirilir.[3]

İmmünolojik Biyobelirteçler ve Cilt Testi

Section titled “İmmünolojik Biyobelirteçler ve Cilt Testi”

Klinik öyküyü tamamlayıcı olarak, laboratuvar ve tarama yöntemleri yer fıstığı alerjisinin tanısal değerlendirmesinde önemli bir rol oynar. Gıdaya özgü immünoglobulin E (IgE) kan testleri, yer fıstığı alerjenlerine karşı dolaşımdaki antikorları ölçer ve 0,35 kU/L’yi aşan seviyeler genellikle duyarlılığın göstergesidir.[2] Deri prick testleri (SPT), başka bir yaygın tarama aracıdır; burada pozitif bir sonuç tipik olarak negatif kontrolden en az 3 mm daha büyük bir kabarıklık çapı veya bazen 5 mm veya daha büyük bir kabarıklık veya 95. persentilin üzerinde bir kabarıklık ile tanımlanır.[3]Hem IgE seviyeleri hem de SPT duyarlılık kanıtı sağlarken, her zaman klinik reaktivite ile doğrudan ilişkili değildirler. Bu nedenle, bu moleküler belirteçler, hastanın klinik öyküsü ile birlikte dikkatli bir şekilde yorumlanmasını ve uygunsa, tanıyı doğrulamak ve duyarlılık ile klinik alerji arasında ayrım yapmak için sonraki oral gıda yükleme testlerini gerektirir.

Genetik Yatkınlık ve Moleküler Belirteçler

Section titled “Genetik Yatkınlık ve Moleküler Belirteçler”

Gelişen araştırmalar, yer fıstığı alerjisinin genetik temellerini vurgulamakta, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) spesifik yatkınlık lokuslarını ve epigenetik aracılığın kanıtlarını tanımlamaktadır.[3] SERPINBgen kümesindeki genetik varyantlar, gıda alerjisi için artmış bir risk ile ilişkilendirilmiştir.[3] HLA-DRB1, DQB1 ve DPB1 dahil olmak üzere HLAsınıf II genlerindeki polimorfizmler, yer fıstığı alerjisi ile genotipik ilişkiler göstermekte olup,HLA-DQB1*02 ve DQB1*06:03P özellikle bu durumla bağlantılıdır.[4] bazı çalışmalar HLA sınıf II allelleri ile bir ilişki olmadığını bildirmiş olsa da.[3] Ek olarak, FILAGGRINgenindeki işlev kaybı varyantları, tanı kriterlerindeki veya astım durumundaki varyasyonlardan bağımsız olarak devam eden bir ilişki olan yer fıstığı alerjisi için önemli risk faktörleri olarak kabul edilmektedir.[8] Diğer genetik belirteçler arasında STAT6’daki polimorfizmler ve CD14’ün yer fıstığı alerjisi ve yüksek IgE seviyeleri ile ilişkili spesifik genetik varyantları bulunmaktadır.[6] CTNNA3 ve RBFOX1’deki kopya sayısı varyasyonları da pediatrik gıda alerjisi ile ilişkilendirilmiştir.[3] Henüz rutin tanı araçları olmasa da, rs7192 ve rs9275596 gibi bu genetik ve moleküler belirteçler, hastalık mekanizmalarına dair değerli bilgiler sunmakta ve yer fıstığı alerjisi için gelecekteki öngörü stratejilerini, kişiselleştirilmiş önlemeyi ve hedefe yönelik tedavi yaklaşımlarını bilgilendirme konusunda önemli bir potansiyele sahiptir.[3]

Fıstık alerjisi, fıstık proteinlerine karşı olumsuz bir bağışıklık tepkisi ile karakterize, ciddi ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir durumdur. Vücudun bağışıklık sisteminin fıstık proteinlerini yanlışlıkla zararlı olarak tanımladığı bir immünoglobulin E (IgE) aracılı aşırı duyarlılık reaksiyonu olarak kabul edilir.[1] Altta yatan biyolojik mekanizmalar, genetik yatkınlıkların, moleküler sinyalizasyon yollarının, doku bariyer fonksiyonlarındaki bozulmaların ve belirli bağışıklık hücrelerinin ve biyomoleküllerin aktivasyonunun karmaşık bir etkileşimini içerir.

Bağışıklık Sistemi Düzensizliği ve Allerjen Tanıma

Section titled “Bağışıklık Sistemi Düzensizliği ve Allerjen Tanıma”

Fıstık alerjisi temelde bir IgE aracılı aşırı duyarlılıktır, yani bağışıklık sistemi fıstık proteinlerine karşı spesifik IgE antikorları üreterek aşırı tepki verir.[1] Bu süreç, fıstık alerjenlerinin antijen sunan hücreler (APC’ler) tarafından tanınmasını içerir; bu hücreler daha sonra bu parçaları işler ve T-yardımcı hücrelere sunar, bu da B hücrelerinin büyük miktarlarda IgE üretmesine yol açan bir zinciri başlatır. Bu tanıma sürecindeki temel biyomoleküller arasında, alerjen peptitlerini T hücrelerine bağlamak ve sunmak için kritik öneme sahip olan HLA (İnsan Lökosit Antijeni) sınıf II molekülleri, örneğin HLA-DRB1, HLA-DQB1 (*02 ve *06:03P) ve HLA-DRA bulunur.[2] HLA-DRB1’deki amino asit polimorfizmleri, özellikle 71. pozisyonda ve 13, 70 ve 74 gibi diğer pozisyonlarda, peptit bağlama oluğunu değiştirebilir, antijen etkileşiminin ve sunumunun özgüllüğünü etkileyebilir.[3] HLA genlerindeki genetik varyantlar, örneğin HLA-DRA’daki anlam kayması tek nükleotid polimorfizmi (SNP)rs7192 , HLA-DRA proteininin işlevini veya ekspresyonunu doğrudan etkileyebilir, böylece HLA moleküllerinin fıstık alerjenlerine nasıl bağlandığını etkiler.[3] Bu SNP, lenfoblastoid hücre hatları ve adipoz doku dahil olmak üzere çeşitli dokularda HLA-DRA gen ekspresyonu ile ilişkilendirilmiştir ve bu dokular vücuttaki APC fonksiyonu ile ilgilidir.[3] Ayrıca, STAT6 ve CD14 gibi genler bu immünolojik düzenlemede rol oynar; STAT6’daki bir polimorfizm fındık alerjisi riski ile ilişkilidir ve CD14’ün genetik varyantları fıstık alerjisi ve yüksek IgE seviyeleri ile bağlantılıdır, bu da alerjik tepkileri tetikleyen moleküler ve hücresel yollardaki katılımlarını vurgulamaktadır.[6]

Epitel Bariyer Fonksiyonu ve Duyarlılaşma

Section titled “Epitel Bariyer Fonksiyonu ve Duyarlılaşma”

Epitel bariyerlerinin, özellikle cilt ve gastrointestinal sistemdeki bütünlüğü, alerjen girişini ve sonraki duyarlılaşmayı önlemede çok önemlidir. Bozulmuş bir bariyer, alerjenlerin daha kolay nüfuz etmesine izin vererek, düşük maruz kalma seviyelerinde bile bir bağışıklık yanıtı başlatabilir. FLG (Filaggrin) genindeki fonksiyon kaybı varyantları, FLG’nin cilt bariyerini korumak için gerekli olması nedeniyle, fıstık alerjisi için önemli bir risk faktörüdür.[2] Bu FLG kusurları, artan alerjen penetrasyonuna ve fıstığa karşı duyarlılaşmaya yol açarak, cilt bariyeri işlev bozukluğunun çeşitli alerjik fenotiplerin gelişimine katkıda bulunduğu “atopik yürüyüş” için bir temel oluşturur.[2] Cildin ötesinde, diğer epitel dokuları da kritiktir. SERPINBgen kümesi, gıda alerjisi için bir yatkınlık lokusu olarak tanımlanmıştır ve genleri yemek borusunda yüksek oranda ifade edilir, bu da gastrointestinal bariyerde bir rol oynadığını düşündürmektedir.[2] Bu küme içindeki varyantlar, lökositlerdeki değişmiş SERPINB10 ifadesi ile ilişkilidir ve bu da daha geniş immünolojik ve bariyerle ilgili fonksiyonlara işaret etmektedir.[2] Hem FLG hem de SERPINB genleri, fıstık alerjisinin başlangıçtaki duyarlılaşma evresini önlemede sağlam epitel bariyer fonksiyonunun ve bunun immünolojik düzenlemesinin önemini vurgulamaktadır.[2]

Genetik Yatkınlık ve Düzenleyici Mekanizmalar

Section titled “Genetik Yatkınlık ve Düzenleyici Mekanizmalar”

Yer fıstığı alerjisi, ailesel kümelenme ve kalıtılabilirliğinin %15 ila %82 arasında değiştiğini tahmin eden ikiz çalışmaları ile gösterilen güçlü bir genetik bileşene sahip karmaşık bir özelliktir.[3]Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), gıda alerjisi riskiyle ilişkili belirli genetik lokusların belirlenmesinde etkili olmuştur. Bu çalışmalar,SERPINB gen kümesini, C11orf30/LRRC32 lokusunu ve insan lökosit antijeni (HLA) bölgesini yatkınlık lokusları olarak belirlemiştir.[2] Özellikle, HLAlokusu ile ilişki yer fıstığı alerjisine özgüdür, diğer tanımlanan lokuslar ise daha genel olarak gıda alerjisi riskini artırabilir.[2] rs12123821 , rs11949166 ve rs12964116 gibi spesifik genetik varyantlar da egzama ile birlikte görülen gıda alerjisi ile ilişkilendirilmiştir.[2]Doğrudan genetik varyantların ötesinde, düzenleyici elementler ve epigenetik modifikasyonların, gen ekspresyonunu düzenlemedeki ve alerji gelişimini etkilemedeki rolleri giderek daha fazla kabul görmektedir. Araştırmalar, yer fıstığı alerjisinde epigenetik aracılığın kanıtlarını göstermektedir ve çevresel faktörlerin altta yatan DNA dizisini değiştirmeden gen aktivitesini değiştirebileceğini düşündürmektedir.[3]Ayrıca, gıda alerjisinin genetik yapısı, maternal genetik etkiler ve potansiyel ebeveyn-kökenli etkilerle karmaşıklaşmaktadır; burada, bir allelin ebeveynlerden herhangi birinden kalıtım şekli, hastalık riskini etkileyebilir.[1] Bu karmaşık genetik ve epigenetik etkileşimler topluca, bir bireyin yer fıstığı alerjisine yatkınlığına katkıda bulunarak çok yönlü bir düzenleyici ağı vurgulamaktadır.

Genetik Risk Sınıflandırması ve Erken Tanımlama

Section titled “Genetik Risk Sınıflandırması ve Erken Tanımlama”

Yer fıstığı alerjisi (YFA) ile ilişkili belirli genetik lokusların tanımlanması, risk sınıflandırması ve erken tanımlama için kritik yollar sunmaktadır. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS),SERPINB gen kümesi ve HLA-DQB1*02 ve HLA-DQB1*06:03P dahil olmak üzere belirli HLA Sınıf II allelleri gibi bölgeleri duyarlılık lokusları olarak belirlemiştir.[2] Bu genetik belirteçler, özellikle çocuklar olmak üzere, belirgin klinik semptomlar veya duyarlılaşma öncesinde bile YFA geliştirme açısından daha yüksek genetik yatkınlığa sahip bireyleri belirlemek için güçlü araçlar olarak hizmet edebilir.[3] Ayrıca, filaggrin (FLG) genindeki işlev kaybı varyantları, farklı tanı kriterleri ve astım durumları arasında tutarlı bir şekilde gözlemlenen bu ilişki ile YFA için önemli bir risk faktörünü temsil etmektedir.[8] Bu tür genetik bilgilerin tanı algoritmalarına dahil edilmesi, özellikle klinik sunumun belirsiz olduğu durumlarda veya bireyleri daha kesin, ancak kaynak yoğun, oral gıda yükleme testleri için önceliklendirmek için, deri prick testleri veya gıdaya özgü IgE seviyeleri gibi geleneksel yöntemlerin ötesinde risk değerlendirmesinin doğruluğunu artırabilir.[3] Bu genetik "" daha hassas hasta sınıflandırması için bir temel sağlar.

Fıstık alerjisi (FA) ile ilişkili genetik belirteçler, durumun olası seyri ve uzun vadeli etkileri hakkında bilgi sunarak prognostik değere sahiptir. Belirli genetik varyantlar ve tedavi yanıtı arasındaki doğrudan bağlantılar daha fazla araştırma gerektirse de, bir bireyin genetik yatkınlığını anlamak, hastalığın kalıcılığı veya şiddeti hakkındaki tahminlere bilgi sağlayabilir.[3] Örneğin, belirli HLA allellerinin veya FLG mutasyonlarının varlığı, FA’nın daha kalıcı veya şiddetli bir fenotipi ile korele olabilir ve klinisyenlere gerçekçi beklentiler belirleme ve uzun vadeli yönetim planları geliştirme konusunda rehberlik edebilir.[2] Epigenetik aracılık üzerindeki araştırmalar, tanımlanmış genetik lokusların yanı sıra, FA’nın ilerlemesini etkileyebilecek karmaşık bir etkileşim olduğunu göstermektedir.[3]Bu genetik “ölçümler”, geçici alerjik duyarlılık ile gerçek, kalıcı klinik alerji arasındaki ayrımı yapmaya yardımcı olabilir, böylece aileler için prognostik danışmanlığı iyileştirebilir ve daha düşük bir kalıcılık riski belirtilirse gereksiz diyet kısıtlamalarını potansiyel olarak azaltabilir.[3] Bu tür ilerlemeler, klinisyenlerin etkilenen bireylerde FA’nın seyrini nasıl izlediğini ve tahmin ettiğini dönüştürebilir.

Kişiselleştirilmiş Yönetim ve Önlemeyi Bilgilendirme

Section titled “Kişiselleştirilmiş Yönetim ve Önlemeyi Bilgilendirme”

SERPINB gen kümesi ve HLA varyantları dahil olmak üzere yer fıstığı alerjisine (YFA) özgü genetik lokusların belirlenmesi, kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları ve hedeflenmiş önleme stratejileri geliştirmek için bir temel sunmaktadır.[2]Genetik temelleri anlayarak, klinisyenler yüksek riskli bebekler için, potansiyel olarak belirli diyet uygulamaları veya çevresel modifikasyonlar yoluyla, genel popülasyon kılavuzlarının ötesine geçerek erken müdahale programlarını uyarlayabilirler.[3] Bu kişiselleştirilmiş genetik "" daha etkili bir önlemeye yol açabilir ve YFA yükünü azaltabilir.

Ayrıca, bu genetik bilgiler nihayetinde tedavi seçimine rehberlik edebilir, ancak bu alan önemli ölçüde daha fazla araştırma gerektirmektedir. Mevcut tedaviler öncelikle kaçınma ve acil durum yönetimine odaklanırken, genetik profiller bir gün immünoterapilerin veya yeni farmakolojik ajanların seçimini yönlendirebilir, genetik olarak yatkın bireyler için etkinliklerini optimize edebilir ve olumsuz etkileri en aza indirebilir.[3]Amaç, bireyin genetik yapısının benzersiz yönetim yolunu belirlediği hassas alerji tıbbına doğru ilerlemektir.

Komorbiditeler ve Atopik Fenotiplerle Etkileşim

Section titled “Komorbiditeler ve Atopik Fenotiplerle Etkileşim”

Fıstık alerjisi (FA) sıklıkla diğer atopik durumlarla birlikte görülür ve genetik çalışmalar bu önemli komorbiditeleri ve örtüşen fenotipleri aydınlatır. FA için bilinen bir risk faktörü olan filaggrin (FLG) genindeki işlev kaybı mutasyonları, bireyleri egzama ve astım gibi “atopik yürüyüş”te yer alan fenotiplere yatkın hale getirdiği de bilinmektedir.[2] Bu genetik bağlantı, FA’yı izole bir durum olarak değil, sıklıkla daha geniş bir alerjik yatkınlığın parçası olarak vurgulayarak, birden fazla alerjik bozuklukta hasta yönetimini etkiler.[8] Besin alerjisi ve egzama arasındaki güçlü ilişki, özellikle “besin alerjisi artı egzama”yı bir fenotip olarak analiz eden çalışmalarla kanıtlandığı gibi, bu durumları birlikte değerlendirmenin klinik önemini vurgular.[2] Bu nedenle genetik “ölçümler”, klinisyenlerin yalnızca FA geliştirme riski yüksek olan bireyleri değil, aynı zamanda bir dizi alerjik hastalığı geliştirme riski yüksek olan bireyleri de belirlemelerine yardımcı olabilir ve bebeklikten ergenliğe kadar ilgili atopik durumların erken taranması ve yönetimi dahil olmak üzere hasta bakımına daha bütünsel ve entegre bir yaklaşım sağlayabilir.[2]

Küresel ve Bölgesel Yaygınlık Kalıpları

Section titled “Küresel ve Bölgesel Yaygınlık Kalıpları”

Popülasyon çalışmaları, küresel olarak yer fıstığı alerjisinin önemli ve artan bir yükünü ortaya koymaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, yer fıstığı alerjisi de dahil olmak üzere gıda alerjisi, çocukların tahmini olarak %2-10’unu etkilemektedir; bu rakam son yirmi yılda önemli ölçüde artarak potansiyel şiddeti ve ilişkili ekonomik etkisi nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorununa dönüşmüştür.[3] Kapsamlı sistematik incelemeler ve meta-analizler, Avrupa genelinde yaygın gıda alerjilerinin yaygınlığını daha ayrıntılı olarak açıklamakta, bölgesel farklılıkları vurgulamakta ve bu durumun coğrafi dağılımına ilişkin önemli bilgiler sağlamaktadır.[14] Bu epidemiyolojik araştırmalar, tanısal doğruluk ve farklı popülasyonlar arasında karşılaştırılabilirlik sağlamak için genellikle popülasyon tabanlı örnekleme ve bebeklerde IgE aracılı gıda alerjisini değerlendiren çalışmalarda kullanılanlar gibi önceden belirlenmiş zorluk kriterleri gibi yöntemler kullanmaktadır.[15]İngiltere gibi bölgelerdeki boylamsal çalışmalar da alerjik rahatsızlıklardaki zaman eğilimlerini izleyerek, yer fıstığı alerjisi gibi durumların zaman içindeki evrimini göstermektedir.[11]

Genetik Yatkınlık ve Popülasyona Özgü Etkiler

Section titled “Genetik Yatkınlık ve Popülasyona Özgü Etkiler”

Geniş ölçekli kohort ve biyobanka çalışmaları, yer fıstığı alerjisinin genetik temellerini çözmede, belirli lokusları tanımlamada ve popülasyon düzeyindeki duyarlılığı anlamamıza katkıda bulunmada etkili olmuştur. 2.197 Avrupalı katılımcının yer aldığı bir genom çapında ilişkilendirme çalışması (GWAS), HLA-DR ve -DQ gen bölgesi (6p21.32) içinde yer fıstığı alerjisine özgü lokusları tanımlamış olup, bunlar rs7192 ve rs9275596 ile işaretlenmiştir ve bu ilişkiler daha sonra bağımsız bir Avrupa kökenli kohortta tekrarlanmıştır.[3]Daha ileri araştırmalar, bu tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP’ler) farklı DNA metilasyon seviyeleriyle bağlantılı olduğunu veHLA-DQB1 ve HLA-DRB1genlerini içeren epigenetik mekanizmaların yer fıstığı alerjisi için genetik riski kısmen aracılık edebileceğini göstermektedir.[3] HLA bölgesinin ötesinde, filaggringenindeki işlev kaybı varyantları da dahil olmak üzere diğer genetik faktörler de yer almıştır ve bu varyantlar yer fıstığı alerjisi için önemli bir risk faktörünü temsil etmektedir veHLA-DQB1*02 ve DQB1*06:03P allelleriyle ilişkiler de bulunmuştur.[8]Alman Gıda Alerjisi Genetiği Çalışması (GOFA), Heinz Nixdorf Recall Çalışması (HNR), Pomeranya’daki Sağlık Çalışması (SHIP) ve Chicago Gıda Alerjisi Çalışması (CFA) gibi çalışmalar, farklı popülasyonlardaki genetik yatkınlığın daha geniş bir şekilde anlaşılmasına katkıda bulunan, bu tür genom çapında araştırmaları kolaylaştıran başlıca popülasyon kohortlarına örnektir.[2]

Popülasyon Çalışmalarında Metodolojik Yaklaşımlar

Section titled “Popülasyon Çalışmalarında Metodolojik Yaklaşımlar”

Popülasyon çalışmalarında yer fıstığı alerjisinin sağlamlığı, kapsamlı anketlerden gelişmiş genetik analizlere kadar çeşitli metodolojik yaklaşımlara dayanmaktadır. Chicago Gıda Alerjisi Çalışması gibi birçok çalışma, ev ortamı, beslenme, yaşam tarzı ve tıbbi geçmiş hakkında bilgi toplamak için ayrıntılı anket görüşmelerini içeren kapsamlı protokoller kullanmaktadır; ayrıca fiziksel ölçümler ve alerji deri prick testi (SPT) içeren klinik değerlendirmeler de yapılmaktadır.[3]Tanı için altın standart olan çift kör, plasebo kontrollü oral besin yükleme testi (DBPCFC), epidemiyolojik araştırmalarda güvenilir vaka tespiti sağlamak amacıyla alerji durumunu yüksek doğrulukla doğrulamak için genellikle çalışma tasarımlarına dahil edilmektedir.[3] Genetik araştırmalar, ailesel kümelenmeyi, kalıtılabilirliği ve ebeveyn kökenli etkileri araştırmak için ikiz çalışmaları ve vaka-ebeveyn üçlü çalışmaları dahil olmak üzere sıklıkla aile temelli tasarımları kullanır.[16] Araştırmacılar, örneklem büyüklüklerini, temsil niteliğini ve potansiyel karıştırıcı faktörleri dikkatlice değerlendirir; yaş, cinsiyet ve popülasyon tabakalaşması (örneğin, Avrupa kökenli olmayan denekler için temel bileşenler kullanarak) gibi faktörleri ayarlayarak bulgularının çeşitli popülasyonlarda genellenebilirliğini ve geçerliliğini artırırlar.[3]

Fıstık Alerjisi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Fıstık Alerjisi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak fıstık alerjisinin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Kardeşim alerjik, ama ben değilim. Neden bu fark var?

Section titled “1. Kardeşim alerjik, ama ben değilim. Neden bu fark var?”

%80’e kadar kalıtılabilirliğe sahip olduğu tahmin edilen güçlü bir genetik bileşene sahip olmasına rağmen, fıstık alerjisi karmaşıktır. Siz ve kardeşiniz birçok geni paylaşırsınız, ancak genetik farklılıklarınız da vardır. HLA-DQB1 veya FLGgibi genlerdeki spesifik varyasyonlar duyarlılığı artırabilir ve siz kardeşinizle aynı risk varyantlarını miras almamış olabilirsiniz. Çevresel faktörler de rol oynar ve her bireyin alerji riskini benzersiz kılar.

Yer fıstığı alerjisi için genetik riskinizi anlamak giderek daha mümkün hale geliyor. Araştırmalar,HLA bölgesindeki genler, STAT6 ve FLG gibi duyarlılıkla tutarlı bir şekilde bağlantılı olan çeşitli genleri tanımlamıştır. Bir DNA testi, bu risk varyantlarından bazılarını taşıyıp taşımadığınızı belirleyebilir ve yatkınlığınızı tahmin etmenize yardımcı olabilir. Ancak, genetik testler tek başına kesin bir tanı koymaz, çünkü çevresel faktörler de katkıda bulunur.

3. Ailemde alerjiler varsa, çocuklarımın riskini önleyebilir miyim?

Section titled “3. Ailemde alerjiler varsa, çocuklarımın riskini önleyebilir miyim?”

Fıstık alerjisinin önemli bir genetik temeli vardır, yani aile öyküsü çocuklarınızın riskini artırır. Kalıtılabilirlik tahminleri bazı çalışmalarda %80 civarında oldukça yüksek olabilir. Genetik büyük bir rol oynasa da, çevresel faktörlerle karmaşık bir etkileşim söz konusudur. Şu anda, genetiğe dayanarak tamamen önlemenin garantili bir yolu yoktur, ancak bu yatkınlıkları anlamak gelecekteki önleme stratejilerine rehberlik edebilir.

4. Cilt sorunlarım bu alerjiye sahip olma olasılığımı artırır mı?

Section titled “4. Cilt sorunlarım bu alerjiye sahip olma olasılığımı artırır mı?”

Evet, güçlü bir bağlantı var! Özellikle FLG(filaggrin) adlı bir gende belirli varyasyonlara, özellikle de “işlev kaybı” mutasyonlarına sahipseniz, cilt bariyeriniz zarar görebilir. Bu zayıflamış bariyer, yer fıstığı alerjenlerinin cilde daha kolay nüfuz etmesine izin vererek duyarlılığın artmasına ve yer fıstığı alerjisi geliştirme riskinin artmasına yol açabilir.

5. Bazı insanlar neden sorunsuz bir şekilde yer fıstığı yiyebilir?

Section titled “5. Bazı insanlar neden sorunsuz bir şekilde yer fıstığı yiyebilir?”

Bu durum, genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin bir kombinasyonundan kaynaklanmaktadır. Bazı bireyler, onları koruyan genetik varyasyonlara sahiptir veya sadece yer fıstığı alerjisi duyarlılığı ile bağlantılıHLA-DQB1 veya SERPINB gibi genlerde bulunan spesifik risk varyantlarını miras almamışlardır. Bağışıklık sistemleri, alerjik bireylerin gösterdiği yer fıstığı proteinlerine karşı spesifik IgE aracılı aşırı duyarlılık reaksiyonunu başlatmaz.

6. Çocuklarım kesinlikle benim fıstık alerjimi miras alacak mı?

Section titled “6. Çocuklarım kesinlikle benim fıstık alerjimi miras alacak mı?”

“Kesinlikle” denilemez. Fıstık alerjisinin güçlü bir genetik bileşeni olmasına ve kalıtılabilirliğinin bazen %80’e ulaşmasına rağmen, tek bir özellik gibi basitçe aktarılmaz. Birçok gen ve çevresel faktörden etkilenen karmaşık bir hastalıktır. Örneğin, araştırmalar ADGB gibi genler için ebeveyn-köken etkileri olduğunu göstermektedir; bu da riskin bir gen varyantının hangi ebeveynden miras alındığına bağlı olabileceği anlamına gelir.

7. Doktorlar neden fıstık alerjisini teşhis etmek için bu kadar çok teste ihtiyaç duyuyor?

Section titled “7. Doktorlar neden fıstık alerjisini teşhis etmek için bu kadar çok teste ihtiyaç duyuyor?”

Fıstık alerjisi teşhisi karmaşıktır çünkü potansiyel olarak şiddetli reaksiyonlar nedeniyle doğru olması çok önemlidir. Doktorlar tipik olarak klinik semptomlarınızı değerlendirir, deri prick testleri (SPT) yapar ve kanınızdaki spesifik IgE seviyelerini ölçer. Altın standart olan çift kör, plasebo kontrollü oral besin yükleme testi, teşhisi doğrulamak için sıklıkla gereklidir, çünkü genetik ve çevresel faktörler bireysel yanıtları oldukça değişken hale getirir.

8. Neden günümüzde daha fazla çocukta fıstık alerjisi görülüyor?

Section titled “8. Neden günümüzde daha fazla çocukta fıstık alerjisi görülüyor?”

Fıstık alerjisinin yaygınlığı, son yirmi yılda küresel olarak artmaktadır. Bu artışın, hem genetik yatkınlıkların hem de değişen çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşiminden kaynaklandığı düşünülmektedir. Artışın spesifik nedenleri hala araştırılırken, bu durum bağışıklık aracılı bu durumun dinamik yapısını vurgulamaktadır.

9. Genetik bir test alerjimi daha iyi yönetmeme yardımcı olabilir mi?

Section titled “9. Genetik bir test alerjimi daha iyi yönetmeme yardımcı olabilir mi?”

Potansiyel olarak, evet. Fıstık alerjinizde rol oynayan spesifik genetik faktörleri anlamak, daha kişiselleştirilmiş yönetim stratejilerine yol açabilir. Araştırmacılar, bu genetik bilgiyi, genel tavsiyelerin ötesine geçerek, benzersiz genetik profilinize göre uyarlanmış yaklaşımlara yönelerek, gelişmiş tanı araçları ve potansiyel olarak hedefe yönelik tedaviler geliştirmek için aktif olarak çalışmaktadır.

10. Vücudum fıstığa nasıl ‘alerjik’ hale gelir?

Section titled “10. Vücudum fıstığa nasıl ‘alerjik’ hale gelir?”

Vücudunuz, duyarlılaşma adı verilen bir süreç yoluyla alerjik hale gelir; bu süreçte bağışıklık sisteminiz, fıstık proteinlerini yanlışlıkla bir tehdit olarak tanımlar. Bu, IgE aracılı bir aşırı duyarlılık reaksiyonunu tetikler. Genetik faktörler önemli bir rol oynar; HLA bölgesindekiler gibi genler, bağışıklık hücrelerinizin fıstık alerjenlerine nasıl bağlandığını ve bunları nasıl sunduğunu etkileyerek vücudunuza savunma amaçlı tepki vermeyi etkili bir şekilde “öğretir”.


Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayalı olarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler geldikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Liu, X. et al. “Genome-wide association study of maternal genetic effects and parent-of-origin effects on food allergy.”Medicine (Baltimore) 97 (2018): e9772.

[2] Marenholz, I. et al. “Genome-wide association study identifies the SERPINB gene cluster as a susceptibility locus for food allergy.”Nat Commun 8 (2017): 1056.

[3] Hong, X. et al. “Genome-wide association study identifies peanut allergy-specific loci and evidence of epigenetic mediation in US children.”Nat Commun 6 (2015): 6304.

[4] Howell, W. M. et al. “HLA class II DRB1, DQB1 and DPB1 genotypic associations with peanut allergy: evidence from a family-based and case-control study.”Clin Exp Allergy 28 (1998): 156–62.

[5] Madore, A. M. et al. “HLA-DQB102 and DQB106:03P are associated with peanut allergy.”Eur J Hum Genet 21 (2013): 1181–4.

[6] Amoli, M. M. et al. “Polymorphism in the STAT6 gene encodes risk for nut allergy.”Genes Immun 3 (2002): 220–4.

[7] Dreskin, S. C. et al. “Association of genetic variants of CD14 with peanut allergy and elevated IgE levels in peanut allergic individuals.”Ann Allergy Asthma Immunol 106 (2011): 170–2.

[8] Brown, S. J. et al. “Loss-of-function variants in the filaggrin gene are a significant risk factor for peanut allergy.”J Allergy Clin Immunol 127 (2011): 661–7.

[9] Sampson, H. A. et al. “Standardizing double-blind, placebo-controlled oral food challenges: American academy of allergy, asthma & immunology-European academy of allergy and clinical immunology PRACTALL consensus report.”J Allergy Clin Immunol 130 (2012): 1260–1274.

[10] Patel, D. A., et al. “Estimating the economic burden of food-induced allergic reactions and anaphylaxis in the United States.” J Allergy Clin Immunol, vol. 128, no. 1, 2011, pp. 110–115.e5.

[11] Gupta, R., et al. “The Economic Impact of Childhood Food Allergy in the United States.”JAMA Pediatr, 2013.

[12] Cohen, B. L., et al. “Development of a questionnaire to measure quality of life in families with a child with food allergy.”J Allergy Clin Immunol, vol. 114, no. 5, 2004, pp. 1159–63.

[13] Cummings, A. J., et al. “The psychosocial impact of food allergy and food hypersensitivity in children, adolescents and their families: a review.”Allergy, vol. 65, no. 8, 2010, pp. 933–45.

[14] Nwaru, Bright I., et al. “Prevalence of common food allergies in Europe: a systematic review and meta-analysis.” Allergy, vol. 69, no. 8, 2014, pp. 992-1007.

[15] Osborne, Nicholas J., et al. “Prevalence of challenge-proven IgE-mediated food allergy using population-based sampling and predetermined challenge criteria in infants.”Journal of Allergy and Clinical Immunology, vol. 127, no. 3, 2011, pp. 668-676.e1-2.

[16] Sicherer, S. H., et al. “Genetics of peanut allergy: a twin study.”J Allergy Clin Immunol, vol. 106, no. 1 Pt 1, 2000, pp. 53–56.