Palmitoleik Asit
Palmitoleik asit, insan vücudunda doğal olarak bulunan, hücre zarlarının önemli bir bileşeni ve özellikle fiziksel aktivite sırasında mitokondride β-oksidasyon yoluyla bir enerji kaynağı olarak işlev gören bir tekli doymamış yağ asididir (MUFA).[1]Palmitoleik asit seviyelerini etkileyen genetik faktörleri anlamak, sağlık ve hastalık üzerindeki etkileri nedeniyle önemlidir.
Biyolojik Temel
Section titled “Biyolojik Temel”Palmitoleik asit, öncelikle palmitik asidin uzama ürünü olarak endojen olarak sentezlenir. Bu süreçteki temel enzim,SCD geni tarafından kodlanan stearoil-CoA desaturazdır ve de novo lipogenez (DNL) yolunda bir delta-9 desaturaz olarak görev yapar.[1]Araştırmalar, dolaşımdaki palmitoleik asit seviyeleriyle ilişkili çeşitli genetik lokusları tanımlamıştır; bunlar arasındaFADS1/2, PKD2L1, HIF1AN, GCKR ve LPCAT3 bulunmaktadır.[1] Spesifik genetik varyantlar bu seviyelerle ilişkilendirilmiştir. Örneğin, PKD2L1-rs603424 ’ün minör alleli A, palmitoleik asit seviyelerinin azalmasıyla önemli ölçüde ilişkilidir; bu durum potansiyel olarak adipoz dokudaSCD transkripsiyonunu düzenlemedeki rolüyle ilişkilidir.[1]Esas olarak çoklu doymamış yağ asidi (PUFA) biyosentezinde yer alan delta-5 ve delta-6 desaturazları kodlayanFADS1/2genlerindeki varyantlar da palmitoleik asit ile ilişkiler göstermektedir. Bu enzimler, palmitik ve stearik asitleri katalize edebilir ve bu da substrat regülasyonu yoluyla MUFA seviyeleri üzerinde bir etki olduğunu düşündürmektedir.[1]Ayrıca, glukokinaz regülatörünü kodlayanGCKRgeninde, DNL yolunu değiştirerek palmitoleik asit ile ilişkiyi yönlendirdiğine inanılan bir missens varyantı,rs1260326 (p.P446L) bulunmaktadır.[1]
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Plazma ve eritrosit zarlarında yüksek palmitoleik asit seviyeleri, çeşitli kardiyometabolik hastalık riskinin artmasıyla tutarlı bir şekilde ilişkilendirilmiştir. Bunlar arasında Tip 2 Diyabet (T2D), metabolik anormallikler ve Avrupa popülasyonlarında kardiyovasküler hastalık (CVD) bulunmaktadır.[1]Benzer ilişkiler, örneğin daha yüksek eritrosit palmitoleik asit seviyelerinin metabolik sendrom ve T2D riskinin artmasıyla ilişkisi, Çinli Han popülasyonlarında da gözlemlenmiştir.[1] Genetik çalışmalar bu bağlantıların önemini daha da vurgulamıştır. Örneğin, FADS1/2-rs102275 , T2D ile anlamlı derecede ilişkilendirilmiştir ve PKD2L1-rs603424 ’ü koroner arter hastalığı (CAD) ile ilişkilendiren destekleyici kanıtlar bulunmaktadır.[1] Bu bulgular, palmitoleik asidin bir biyobelirteç ve kardiyometabolik sağlık için potansiyel bir terapötik hedef olarak önemini vurgulamaktadır.
Sosyal Önemi
Section titled “Sosyal Önemi”Palmitoleik asit ve genetik belirleyicilerinin incelenmesi, metabolik sağlığın anlaşılmasını geliştirerek önemli bir sosyal öneme sahiptir. Palmitoleik asit seviyelerini etkileyen genetik varyantların belirlenmesi, kardiyometabolik hastalıkları önlemeye veya yönetmeye yönelik diyet önerileri ve yaşam tarzı müdahaleleri dahil olmak üzere kişiselleştirilmiş sağlık stratejilerine katkıda bulunabilir.[1] Çinli ve Avrupalı bireyleri içerenler gibi, trans-etnik meta-analizlere çeşitli popülasyonların dahil edilmesi, daha geniş bir genetik etki spektrumunu ortaya çıkarmak ve sağlık bilgilerinin farklı etnik gruplar arasında uygulanabilir olmasını sağlamak, sağlık eşitsizliklerini gidermek ve küresel sağlık eşitliğini teşvik etmek için çok önemlidir.[1]
Metodolojik Değişkenlik ve Fenotipik Karakterizasyon
Section titled “Metodolojik Değişkenlik ve Fenotipik Karakterizasyon”Palmitoleik asidin ölçümü, açlık plazma fosfolipitlerinden, toplam plazmadan veya eritrosit yağ asitlerinden kantifikasyonu dahil olmak üzere, katkıda bulunan kohortlar arasında çeşitli metodolojiler içermiştir.[1] Çalışma, bu farklılıkların ilişki sonuçlarını önemli ölçüde değiştirmediğini belirtse de, örnek türü ve analitik tekniklerdeki doğal değişkenlik, daha incelikli genetik etkileri veya etkileşimleri maskeleyebilecek ince önyargılar oluşturabilir. Ek olarak, kohortlar arasında farklı genotipleme dizilerinin kullanılması, sonraki imputasyona rağmen, belirteç yoğunluğundaki ve imputasyon kalitesindeki varyasyonların, ince haritalama çalışmalarının kesinliğini ve gerçek nedensel varyantları tanımlamadaki güveni etkileyebileceği anlamına gelir.[1]İstatistiksel olarak anlamlı tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP’ler), bağlantı dengesizliği ve örnekleme varyasyonu nedeniyle gerçek fonksiyonel varyantları temsil etmek yerine işaretleyebileceğini kabul etmek önemlidir; bu da istatistiksel ilişkiden öte fonksiyonel doğrulama gerektirmektedir.[1]
Genellenebilirlik ve Popülasyona Özgü Etkiler
Section titled “Genellenebilirlik ve Popülasyona Özgü Etkiler”Genellenebilirliği artırmak için trans-etnik bir meta-analiz kullanılmasına rağmen, birincil odak noktası Çin ve Avrupa kökenli popülasyonlar olarak kalmıştır.[1]Bu durum, bulguların, palmitoleik asit seviyelerini etkileyen farklı genetik yapılara, beslenme düzenlerine ve çevresel maruziyetlere sahip olabilecek diğer çeşitli etnik gruplara doğrudan aktarılmasını sınırlar.[1]Bu sınırlamanın kanıtları arasında, daha önce bildirilen bazı ilişkilerin, örneğin 2p13’ün palmitoleik asit ile ilişkisinin, Çin popülasyonlarında tekrarlanamaması yer almaktadır.[1] Ayrıca, LPCAT3’ün oleik asit ile olan ilişkisi gibi bazı ilişkilerin MANTRA ile anlamlı olmasına rağmen METAL ile anlamlı olmaması gibi meta-analiz sonuçlarındaki tutarsızlıklar, genetik olarak heterojen popülasyonlardan elde edilen verileri birleştirmenin zorluklarını ve seçilen istatistiksel modelin anlamlı lokusların saptanması üzerindeki etkisini vurgulamaktadır.[1]
Açıklanamayan Varyans ve Çevresel Karıştırıcı Faktörler
Section titled “Açıklanamayan Varyans ve Çevresel Karıştırıcı Faktörler”Anlamlı genetik lokusların keşfiyle bile, palmitoleik asit seviyelerinin altında yatan genetik varyansın önemli bir kısmı muhtemelen açıklanamamıştır; bu durum, karmaşık özelliklerde gözlemlenen daha geniş “kayıp kalıtım” sorunuyla uyumludur.[2]Bu, daha küçük bireysel etkilere sahip çok sayıda genetik faktörün, nadir varyantların veya karmaşık epistatik etkileşimlerin fenotipe katkıda bulunabileceğini, ancak mevcut genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) yaklaşımlarıyla tam olarak yakalanamadığını göstermektedir. Ayrıca, özellikle diyet alımının yağ asidi metabolizması üzerindeki güçlü etkisi iyi bilinmektedir.[1]Bununla birlikte, çalışmanın genetik ilişkilendirme modelleri, ayrıntılı diyet verilerini veya diğer yaşam tarzı faktörlerini kapsamlı bir şekilde entegre etmediğinden, genetik katkıları gen-çevre etkileşimlerinden veya çevresel karıştırıcı faktörlerden tam olarak ayırmak zordur. Tanımlanan genetik varyantların palmitoleik asit metabolizmasını hangi kesin fonksiyonel mekanizmalarla etkilediğini ve bu mekanizmaların çevresel belirleyicilerle nasıl etkileşime girdiğini açıklığa kavuşturmak için daha fazla araştırma yapılması önemlidir.[1]
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Genetik varyasyonlar, bireyin palmitoleik asit gibi tekli doymamış yağ asitleri (MUFA) dolaşım seviyelerini etkilemede önemli bir rol oynar ve bu asitler metabolik sağlık için önemlidir. Lipid metabolizmasında rol oynayan genler içinde veya yakınında bulunan çeşitli spesifik tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), palmitoleik asit ve ilgili özelliklerle önemli ilişkilere sahip olarak tanımlanmıştır. Bu varyantlar, yağ asidi profillerinin altında yatan karmaşık genetik mimariye ve bunların kardiyometabolik hastalıklar üzerindeki etkilerine dair içgörüler sunmaktadır.
PKD2L1 ve HIF1ANgibi genlerdeki varyantlar, palmitoleik asit seviyelerinin düzenlenmesine katkıda bulunur.PKD2L1 (Polikistin-2 benzeri protein 1) geni, kalsiyum sinyalleşimi ve kemosepsiyonda rol oynar ve bu süreçler hücresel metabolizmayı dolaylı olarak etkileyebilir. PKD2L1 geninin ikinci intronunda bulunan rs603424 varyantı, özellikle minör alleli A’nın hem palmitoleik hem de vaksinik asit seviyelerinde azalma ile önemli ölçüde ilişkili olması nedeniyle dikkat çekicidir.[1] Bu varyantın konumu, yağ dokusundaki güçlendirici histon işaretleriyle örtüşmektedir ve bu da düzenleyici bir rolü düşündürmektedir ve cis-eQTL analizi, rs603424 ’ün minör alleli A’sının yağ dokusunda SCD (stearoil-CoA desaturaz) RNA seviyelerinde azalma ile ilişkili olduğunu ve bunun SCD transkripsiyonunu düzenleyerek MUFA seviyelerini etkileyebileceğini ima ettiğini göstermektedir.[1] Ayrı olarak, HIF1AN (Hipoksi İndüklenebilir Faktör 1 Alt Birimi Alfa İnhibitörü), oksijen algılama ve hipoksi yanıt yolunda rol oynayan bir gendir ve bu da metabolik düzenleme ile kesişebilir. HIF1AN’deki rs10883511 varyantının daha önce rapor edildiği ve palmitoleik asit seviyeleriyle ilişkili olduğu doğrulanmıştır, ancakPKD2L1’deki rs603424 ’ten fonksiyonel olarak bağımsızdır ve yaklaşık 224 kb uzakta bulunmaktadır.[1] Yağ asidi metabolizmasını daha da etkileyen varyantlar TMEM258 ve GCKR ile ilişkilidir. TMEM258 (Transmembran protein 258) genel olarak hücresel membran süreçlerinde rol oynadığı anlaşılırken, TMEM258 ile listelenmesine rağmen, rs102275 varyantı, FADS1/2 gen bölgesindeki varlığı sayesinde palmitoleik, vaksinik ve oleik asitler dahil olmak üzere MUFA seviyeleriyle güçlü bir şekilde ilişkilidir.[1] FADS1 ve FADS2genleri, Δ5 ve Δ6 desaturazları kodlar; bu enzimler, palmitik ve stearik asitler gibi doymuş öncüllerinden doymamış yağ asitlerinin biyosentezi için kritik öneme sahiptir ve böylece palmitoleik asit gibi MUFA’ların mevcudiyetini doğrudan etkiler.[1] rs102275 dahil olmak üzere bu FADS1/2 varyantları, Tip 2 Diyabet (T2D) ile de önemli ilişkiler göstermiştir.[1] GCKR(Glukokinaz Regülatörü) geni, karaciğer ve pankreasta glukokinaz aktivitesini düzenleyen bir proteini kodlar; bu protein, glikoz metabolizması ve de novo lipogenezde önemli bir adımdır.GCKR’deki intronik varyant rs780093 , palmitoleik asit seviyeleriyle ilişkilidir.[1] GCKR’deki rs1260326 gibi diğer varyantlar, glikolitik akışı ve de novo lipogenezi (DNL) yolunu etkileyerek glukokinaz aktivitesinin düzenlenmesiyle fonksiyonel olarak ilişkilendirilmiştir ve bu da palmitoleik asit dahil olmak üzere yağ asitlerinin endojen sentezine doğrudan katkıda bulunur.[1] MLLT1 ve ACER1’i kapsayan bölge, rs146744192 gibi ilgi çekici varyantlar da içermektedir. MLLT1 (MLLT1 Süper Aile Üyesi), genellikle lösemilerde bir füzyon ortağı olarak transkripsiyonel düzenlemede rol oynayan bir gendir ve bu da gen ekspresyonunu ve hücresel süreçleri geniş ölçüde etkileyebilir. ACER1 (Alkalin Seramidaz 1), lipid metabolizmasında, özellikle seramidlerin sfingozin ve yağ asitlerine hidrolizinde rol oynar; bu yol hücre büyümesini, farklılaşmasını ve apoptozu etkiler. rs146744192 için palmitoleik asit ile ilgili spesifik fonksiyonel detaylar kapsamlı bir şekilde karakterize edilmemiş olsa da, bu tür düzenleyici veya lipit modifiye edici genlerdeki varyantlar, MUFA’lar dahil olmak üzere çeşitli yağ asitleri üreten veya kullanan metabolik yolları etkileyebilir.[1]Bu genetik varyasyonların palmitoleik asit profillerindeki bireysel farklılıklara nasıl katkıda bulunduğunu anlamak çok önemlidir, çünkü palmitoleik asit dahil olmak üzere belirli MUFA’ların yüksek seviyeleri, artmış kardiyometabolik hastalık riski ile ilişkilendirilmiştir.[1]
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs603424 | PKD2L1 | fatty acid amount metabolite phospholipid amount heel bone mineral density coronary artery disease |
| rs102275 | TMEM258 | coronary artery calcification Crohn’s disease fatty acid amount high density lipoprotein cholesterol , metabolic syndrome phospholipid amount |
| rs780093 | GCKR | triglyceride BMI-adjusted leptin leptin urate triglyceride , metabolic syndrome |
| rs10883511 | HIF1AN | palmitoleic acid |
| rs146744192 | MLLT1 - ACER1 | palmitoleic acid |
Palmitoleik Asidin Doğası ve Klinik Önemi
Section titled “Palmitoleik Asidin Doğası ve Klinik Önemi”Palmitoleik asit, tekli doymamış bir yağ asidi (MUFA) ve bir omega-7 yağ asididir; endojen olarak sentezlenir, öncelikle palmitik asidin desatürasyonu yoluyla oluşur.[1] Hücre zarlarının önemli bir bileşenidir ve mitokondride beta-oksidasyon yoluyla bir enerji kaynağı olarak rol oynar.[1]Klinik olarak, palmitoleik asit, lipid ve glikoz düzenlemesindeki önerilen rolü nedeniyle önemlidir.[1]Plazma ve eritrosit zarı palmitoleik asit düzeylerinin yüksek olması, Tip 2 Diyabet (T2D), metabolik anormallikler.[3]ve kardiyovasküler hastalık (CVD) dahil olmak üzere kardiyometabolik sonuçların artmış riskiyle epidemiyolojik olarak ilişkilendirilmiştir.[1]Çinli Han popülasyonlarında, daha yüksek eritrosit palmitoleik asit seviyeleri de metabolik sendrom (MS) ve T2D riskinin artmasıyla ilişkiliydi.[4] Bu nedenle, palmitoleik asidin kesin tanımlarını ve insan sağlığı üzerindeki etkisini değerlendirmek için anlaşılması kritik öneme sahiptir.
Miktar Belirleme Yöntemleri ve Operasyonel Tanımlar
Section titled “Miktar Belirleme Yöntemleri ve Operasyonel Tanımlar”Palmitoleik asit seviyeleri tipik olarak biyolojik örneklerin biyokimyasal analizleri yoluyla belirlenir ve araştırma çalışmalarında spesifik operasyonel tanımlar kullanılır.[1] Yaygın yaklaşımlar, ince tabaka kromatografisi (TLC) yoluyla açlık plazma fosfolipidlerinin izolasyonunu ve ardından gaz kromatografisi kullanılarak yağ asitlerinin miktarının belirlenmesini içerir.[1] Alternatif olarak, toplam plazmadaki açlık yağ asitleri veya eritrosit yağ asitleri doğrudan gaz kromatografisi veya gaz-sıvı kromatografisi ile ölçülür.[1]Araştırma uygulamaları için, özellikle büyük ölçekli genomik çalışmalarda, palmitoleik asit konsantrasyonu genellikle toplam yağ asitlerinin yüzdesi olarak ifade edilir ve çeşitli kohortlarda standartlaştırılmış bir metrik sağlar.[1] Genetik ilişkilendirme analizleri için verileri hazırlamak amacıyla, metabolit değerleri, dağılımları normalleştirmek ve aşırı uç değerlerin etkisini azaltmak için sıklıkla log2’ye dönüştürülür ve ardından asimptotik olarak normal marjinal dağılımları sağlamak için ters sıralama normalizasyonuna tabi tutulur.[2]Bu titiz miktar belirleme yöntemleri ve operasyonel tanımlar, palmitoleik asit seviyelerini etkileyen genetik ve çevresel faktörleri sağlam bir şekilde belirlemek için gereklidir.
Genetik Mimari ve İlişkili Lokuslar
Section titled “Genetik Mimari ve İlişkili Lokuslar”Palmitoleik asit seviyelerinin altında yatan genetik mimari, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS’lar) aracılığıyla kapsamlı bir şekilde araştırılmış ve dolaşımdaki konsantrasyonlarıyla sürekli olarak ilişkili olan çeşitli temel lokuslar ortaya çıkarılmıştır.[1]Plazma ve eritrosit palmitoleik asit seviyelerinin düzenlenmesinde rol oynayan önemli genler arasındaFADS1/2, PKD2L1, HIF1AN, GCKR ve LPCAT3 bulunmaktadır.[1] Örneğin, PKD2L1-rs603424 ’ün minör alleli A, palmitoleik asit seviyelerinin azalmasıyla önemli ölçüde ilişkilendirilmiştir.[1] Bu genetik ilişkiler, de novolipogenez (DNL) yolu gibi palmitoleik asit metabolizmasını etkileyen biyolojik yollara dair değerli bilgiler sunmaktadır; buradaGCKR, muhtemelen yanlış anlamlı varyant rs1260326 aracılığıyla düzenleyici bir rol oynamaktadır.[1] Delta-5 ve delta-6 desatürazları kodlayan FADS1/2genleri, öncelikle çoklu doymamış yağ asidi biyosentezinde işlev görür, ancak substrat düzenlemesi yoluyla tekli doymamış yağ asidi seviyelerini de etkileyebilir.[1]Yol tabanlı analizler, doymamış yağ asitlerinin biyosentezi, alfa-linolenik asit metabolizması, gliserofosfolipid metabolizması ve PPAR sinyal yollarıyla olan ilişkileri daha da açıklamaktadır.[1]
Palmitoleik Asit: Temel Bir Tekli Doymamış Yağ Asidi ve Metabolik Önemi
Section titled “Palmitoleik Asit: Temel Bir Tekli Doymamış Yağ Asidi ve Metabolik Önemi”Palmitoleik asit (16:1n-7), hücresel yapıda ve enerji metabolizmasında önemli bir rol oynayan bir tekli doymamış yağ asididir (MUFA). Hücre zarlarının önemli bir bileşeni olarak, çeşitli hücresel fonksiyonlar için hayati öneme sahip olan akışkanlıklarına ve bütünlüklerine katkıda bulunur.[1]Yapısal rolünün ötesinde, palmitoleik asit aynı zamanda özellikle iskelet kası gibi dokular tarafından fiziksel aktivite sırasında sıklıkla kullanılan bir süreç olan mitokondrideki beta-oksidasyon yoluyla bir enerji kaynağı olarak da hizmet eder.[1]Araştırmalar, palmitoleik asidin, oleik asitle birlikte vücuttaki lipid ve glikoz homeostazının karmaşık düzenlenmesinde yer aldığını göstermektedir.[1]Dolaşımdaki palmitoleik asit seviyeleri, çeşitli sağlık sonuçlarıyla ilişkileri nedeniyle önemli bir ilgi konusudur. Palmitoleik asit dahil olmak üzere belirli plazma ve eritrosit zarı MUFA’larının yüksek seviyeleri, Avrupa kökenli popülasyonlarda Tip 2 Diyabet (T2D), metabolik anormallikler ve kardiyovasküler hastalık (CVD) riskinde artışla ilişkilendirilmiştir.[1]Benzer şekilde, Çin Han popülasyonlarında yapılan çalışmalar, daha yüksek eritrosit palmitoleik asit seviyelerinin, metabolik sendrom (MS) ve T2D riskinde artışla ilişkili olduğunu gözlemlemiştir.[1] Bu bulgular, kardiyometabolik sağlık bağlamında palmitoleik asidin önemini vurgulamakta ve bu yaygın durumlar için bir biyobelirteç veya terapötik hedef olarak potansiyelini vurgulamaktadır.[1]
Palmitoleik Asit Sentezi ve Metabolizmasının Genetik Düzenlenmesi
Section titled “Palmitoleik Asit Sentezi ve Metabolizmasının Genetik Düzenlenmesi”Palmitoleik asidin sentezi ve metabolizması, bir enzim ve yolak ağı tarafından düzenlenen karmaşık süreçlerdir. Bunlar arasında en önemlileri, öncelikle çoklu doymamış yağ asitlerinin (PUFA) biyosentezindeki rolleriyle bilinen FADS1 ve FADS2 genleri tarafından kodlanan yağ asidi desaturazlarıdır.[1] Bununla birlikte, FADS2tarafından kodlanan delta-6 desaturaz, palmitik asit ve stearik asit gibi doymuş yağ asidi substratları üzerinde de etki ederek MUFA’lar da dahil olmak üzere diğer doymamış yağ asitlerini üretebilir.[1] Palmitik ve stearik asitler, endojen MUFA sentezi için temel substratlar olarak hizmet eder ve bu da FADS1/2 aktivitesindeki varyasyonların, substrat düzenlemesi yoluyla belirli MUFA seviyelerini etkileyebileceğini düşündürmektedir.[1] MUFA sentezindeki bir diğer kritik enzim, stearoil-CoA desaturaz’dır (SCD), bu enzim stearoil-CoA (18:0) ve palmitoil-CoA (16:0)‘ya çift bağ ekleyerek sırasıyla oleoil-CoA (18:1) ve palmitoleoil-CoA (16:1) oluşturulmasını katalize eder.[1]Doğrudan sentezin ötesinde, glukokinaz regülatörü (GCKR) gibi düzenleyici proteinler de rol oynar. GCKR, karaciğer ve pankreasta glukokinaz (GCK) aktivitesini inhibe eder; bu enzim glikoz fosforilasyonunun merkezinde yer alır.[1] GCKRtarafından yapılan bu inhibisyon, glikolitik akışı ve de novo lipogenezi (DNL) etkiler; bu yolak karbonhidratların yağ asitlerine dönüştürüldüğü bir yoldur ve bu nedenle dolaylı olarak palmitoleik asit seviyelerini etkiler.[1]Ek olarak, lizofosfatidilkolin açiltransferaz 3 (LPCAT3), lizofosfolipid esterifikasyonunda yer alır ve daha geniş lipid metabolik ortamına katkıda bulunur.[1]
Palmitoleik Asit Seviyeleri Üzerindeki Genomik Lokuslar ve Epigenetik Etkiler
Section titled “Palmitoleik Asit Seviyeleri Üzerindeki Genomik Lokuslar ve Epigenetik Etkiler”Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), dolaşımdaki palmitoleik asit seviyeleriyle ilişkili çeşitli genomik lokusları tanımlamış ve bireyler arası farklılıklara katkıda bulunan spesifik genetik varyantları ortaya çıkarmıştır. Özellikle,FADS1/2gen kümesindeki varyantlar, palmitoleik asit seviyeleri ile önemli ilişkiler göstermiştir ve spesifik SNP’ler güçlü bağlantı dengesizliği sergilemektedir.[1] Bir diğer önemli lokus ise PKD2L1’dir ve burada PKD2L1-rs603424 ’ün minör alleli A, palmitoleik asit seviyelerinin azalmasıyla önemli ölçüde ilişkilidir.[1] PKD2L1’in ikinci intronunda bulunan bu varyant, yağ dokusunda H3K4me1, H3K27ac ve H3K9ac gibi enhancer histon işaretleriyle örtüşmektedir ve bu da gen regülasyonundaki potansiyel rolünü düşündürmektedir.[1] PKD2L1-rs603424 ’e ilişkin daha fazla araştırma, bunun SCD için bir cis-eQTL (ekspresyon kantitatif özellik lokusu) olarak işlev gördüğünü, yani yağ dokusunda SCD’nin RNA seviyesiyle ilişkili olduğunu göstermektedir.[1] Bu, PKD2L1-rs603424 ’ün SCD transkripsiyonunu düzenleyerek MUFA seviyelerini etkileyebileceğini düşündürmektedir.[1] GCKR lokusunda, bir missens varyantı olan GCKR-rs1260326 (p.P446L), ince haritalama yoluyla vurgulanmıştır.[1] Fonksiyonel çalışmalar, bu varyantın karaciğerdeki GCKaktivitesini düzenlemede merkezi bir rol oynadığını ve sonuç olarak glikolitik akışı ve DNL yolunu etkileyerek palmitoleik asit seviyelerini etkilediğini doğrulamaktadır.[1] HIF1AN-rs10883511 ’in PKD2L1-rs603424 ’ten bağımsız olarak palmitoleik asitle ilişkiler gösterdiği HIF1AN ve LPCAT3 gibi diğer genler de tanımlanmıştır.[1]
Sistemik Sağlık Etkileri ve Dokuya Özgü Etkiler
Section titled “Sistemik Sağlık Etkileri ve Dokuya Özgü Etkiler”Palmitoleik asidin biyolojik etkisi, doğrudan metabolik rollerinin ötesine geçerek, sistemik sağlığı etkilemekte ve dokuya özgü etkiler göstermektedir. Yüksek palmitoleik asit seviyeleri, T2D, metabolik anormallikler ve KDH dahil olmak üzere kardiyometabolik hastalık riskinin artmasıyla tutarlı bir şekilde ilişkilidir.[1] Örneğin, belirli bir varyant olan FADS1/2-rs102275 , T2D ile anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur, PKD2L1-rs603424 ise koroner arter hastalığı ile ilişkili olduğuna dair kanıtlar göstermektedir (CAD).[1] Bu ilişkiler, palmitoleik asidi bu yaygın durumların patogenezine potansiyel bir katkıda bulunan faktör olarak vurgulamaktadır.
Palmitoleik asidi içeren düzenleyici mekanizmalar da dokuya özgü aktivite göstermektedir. Örneğin, GCKRgeni, öncelikle karaciğer ve pankreasta glukokinaz aktivitesini düzenleyen bir proteini kodlar; bu organlar glukoz ve lipid metabolizması için merkezi öneme sahiptir.[1] Bu düzenleme, glikolitik akışı ve de novo lipogenezi etkiler; bu yollar, bu belirli dokular içindeki yağ asidi sentezi ve enerji dengesi için çok önemlidir.[1] Ayrıca, PKD2L1-rs603424 genetik varyantı, SCD’nin RNA seviyesini özellikle yağ dokusunda etkiler ve burada ayrıca enhancer histon işaretleriyle de örtüşmektedir.[1]Bu, yağ dokusunun MUFA sentezinde yer alan genlerin epigenetik düzenlenmesinde ve transkripsiyonel kontrolünde rol oynadığını ve böylece sistemik palmitoleik asit seviyelerini etkilediğini göstermektedir.
Yağ Asidi Biyosentezi ve Desaturasyonu
Section titled “Yağ Asidi Biyosentezi ve Desaturasyonu”Palmitoleik asidin endojen sentezi öncelikle desaturasyon enzimleri ağı tarafından yönetilir. SCDgeni tarafından kodlanan stearoil-CoA desaturaz enzimi, palmitoleik asit dahil olmak üzere tekli doymamış yağ asitlerinin (MUFA’lar) üretiminde doğrudan ve kritik bir rol oynar.[5] MUFA sentezinin ötesinde, sırasıyla Δ5 ve Δ6 desaturazları kodlayan yağ asidi desaturazları FADS1 ve FADS2, ağırlıklı olarak çoklu doymamış yağ asitlerinin (PUFA’lar) biyosentezine katılır. Bununla birlikte, Δ6 desaturazı, diğer doymamış yağ asitlerini üretmek için substratlar olarak hizmet ederek palmitik ve stearik asit gibi doymuş yağ asitlerinin desaturasyonunu da katalize edebilir.[1] Bu, FADS1/2gen kümesindeki genetik varyantların, enzim aktivitesini, substratın mevcudiyetini veya rekabetçi desaturasyon süreçlerini modüle ederek palmitoleik asit seviyelerini etkileyebileceğini düşündürmektedir.[1]
Glikoz Metabolizması ve De Novo Lipogenez Regülasyonu
Section titled “Glikoz Metabolizması ve De Novo Lipogenez Regülasyonu”Palmitoleik asit seviyeleri ayrıca glikoz metabolizmasını ve de novo lipogenezi (DNL) yöneten yollardan da etkilenir. Glukokinaz regülatörü (GCKR) proteini, GCKRgeni tarafından kodlanır ve karaciğer ve pankreas içindeki glukokinaz (GCK) aktivitesini inhibe ederek birincil işlevini yerine getirir.[6] GCK, glikozu fosforile ederek glikolizi başlatan önemli bir enzimdir ve GCKRtarafından düzenlenmesi, glikoz kullanım hızını ve sonraki glikolitik akışı doğrudan modüle eder.[7] Spesifik bir missens varyantı olan GCKR-rs1260326 , GCK aktivitesini düzenlemede önemli bir belirleyici olarak tanımlanmıştır ve böylece karbonhidratlardan yağ asitleri sentezleyen metabolik yol olan DNL’i etkiler.[1]Bu mekanizma, genetik varyasyonların glikoz ve lipid metabolizmasını nasıl entegre edebileceğini ve palmitoleik asit sentezini doğrudan nasıl etkileyebileceğini göstermektedir.
Lipid Sentezinin Transkripsiyonel ve Epigenetik Düzenlenmesi
Section titled “Lipid Sentezinin Transkripsiyonel ve Epigenetik Düzenlenmesi”Palmitoleik asit seviyelerinin düzenlenmesi, transkripsiyonel ve epigenetik mekanizmalara kadar uzanır.PKD2L1-rs603424 genetik varyantı, palmitoleik asit seviyelerinin azalmasıyla önemli ölçüde ilişkilidir.[1] PKD2L1geninin ikinci intronu içinde yer alan bu tek nükleotid polimorfizmi (SNP), adipoz dokuda enhancer histon işaretleriyle örtüştüğü bulunmuştur ve bu da gen ekspresyonunu düzenlemedeki potansiyel rolüne işaret etmektedir.[1] İleri çalışmalar, PKD2L1-rs603424 ’ün bir cis-eQTL olarak işlev gördüğünü ve adipoz dokuda SCD geninin RNA ekspresyon seviyelerini etkilediğini göstermektedir.[1]Bu düzenleyici yolak, genetik varyasyonun MUFA sentezinde yer alan temel enzimlerin transkripsiyonel kontrolünü nasıl etkileyebileceğini vurgulamaktadır. Ek olarak, lipid metabolizmasının merkezi bir düzenleyicisi olan PPAR sinyal yolu, palmitoleik asit seviyeleriyle önemli ölçüde ilişkilidir ve bu da yağ asidi sentezi ve metabolizmasını yöneten daha geniş bir transkripsiyon faktörü ağına işaret etmektedir.[1]
Metabolik Etkileşim ve Kardiyometabolik Sağlık
Section titled “Metabolik Etkileşim ve Kardiyometabolik Sağlık”Palmitoleik asit sentezi ve düzenlenmesinde rol oynayan yollar izole değildir, ancak karmaşık, entegre bir metabolik ağın parçasıdır. Doymamış yağ asitlerinin biyosentezi, alfa-linolenik asit metabolizması ve gliserofosfolipid metabolizması gibi temel yollar, palmitoleik asit seviyeleriyle önemli ilişkiler göstererek, kapsamlı etkileşimi ve birbirine bağımlı düzenlemeyi işaret etmektedir.[1] Bu birbirine bağlı yollardaki düzensizlik, ister GCKR varyantlarının etkilediği de novo lipogenezin değişmesi, ister FADS1/2 ve SCDvaryantlarının modifiye ettiği desaturaz aktivitesi yoluyla olsun, palmitoleik asit seviyelerindeki değişikliklere katkıda bulunur.[1]Yüksek dolaşımdaki palmitoleik asit seviyeleri, epidemiyolojik olarak Tip 2 Diyabet, metabolik anormallikler ve kardiyovasküler hastalık riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir.[8] FADS1/2-rs102275 ’in T2D ile ve GCKR-rs780094 ’ün BMI ile olan spesifik genetik ilişkileri, bu moleküler mekanizmaların genel kardiyometabolik sağlık üzerindeki sistem düzeyindeki etkisini vurgulayarak, bu yolları ve bileşenlerini önemli terapötik hedefler olarak konumlandırmaktadır.[1]
Kardiyometabolik Risk için Bir Biyobelirteç Olarak Palmitoleik Asit
Section titled “Kardiyometabolik Risk için Bir Biyobelirteç Olarak Palmitoleik Asit”Palmitoleik asit, tekli doymamış bir yağ asidi olup, lipid ve glukoz düzenlemesinde önemli bir rol oynar ve bu da seviyelerini kardiyometabolik sağlığı değerlendirmek için klinik olarak anlamlı kılar. Epidemiyolojik çalışmalar, yüksek dolaşımdaki palmitoleik asit seviyelerinin, Avrupa popülasyonlarında Tip 2 Diyabet (T2D), metabolik anormallikler ve Kardiyovasküler Hastalık (CVD) riskinin artmasıyla ilişkili olduğunu tutarlı bir şekilde göstermiştir.[3], [9], [10], [11]Ayrıca, Çin popülasyonlarındaki araştırmalar bu bulguları tekrarlayarak, daha yüksek eritrosit palmitoleik asit seviyelerinin metabolik sendrom ve T2D riskinin artmasıyla bağlantılı olduğunu göstermiştir.[12], [13] Bu ilişkiler, palmitoleik asidin prognostik değerini vurgulayarak, bu ciddi sağlık koşullarını geliştirme riski daha yüksek olan bireyleri belirlemek için bir gösterge olarak hizmet edebileceğini düşündürmektedir.
Farklı etnik gruplar arasındaki tutarlı bulgular, palmitoleik asidin risk değerlendirme ve sınıflandırmadaki potansiyel tanısal faydasının altını çizmektedir. Palmitoleik asit seviyelerini izlemek, açık hastalık başlamadan önce yüksek riskli bireyleri belirlemeye yardımcı olabilir ve daha erken müdahale stratejilerine olanak tanır. Çeşitli metabolik anormalliklerle olan ilişkisi, bunun sadece tek bir hastalığın belirteci olmadığını, daha ziyade daha geniş kapsamlı altta yatan metabolik disregülasyonu yansıttığını ve kapsamlı metabolik profillerde değerli bir bileşen haline getirdiğini göstermektedir.
Genetik Etkiler ve Kişiselleştirilmiş Risk Sınıflandırması
Section titled “Genetik Etkiler ve Kişiselleştirilmiş Risk Sınıflandırması”Genetik varyantlar, dolaşımdaki palmitoleik asit seviyelerini önemli ölçüde etkileyerek, kişiselleştirilmiş risk sınıflandırması ve kardiyometabolik hastalıkların altında yatan biyolojik mekanizmalar hakkında bilgiler sağlar. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS’ler), palmitoleik asit seviyeleriyle ilişkili olanFADS1/2, PKD2L1, HIF1AN, GCKR, LPCAT3 ve TRIM58 dahil olmak üzere çeşitli lokusları tanımlamıştır.[1], [11], [14] Örneğin, PKD2L1-rs603424 ’ün minör alleli A, muhtemelen de novo lipogenez yolunda önemli bir enzim olan SCD’nin (stearoil-CoA desaturaz) transkripsiyonunu düzenleyerek, palmitoleik asit seviyelerinde azalma ile önemli ölçüde ilişkilidir.[1] Benzer şekilde, GCKR’deki rs1260326 gibi varyantlar, glukokinaz aktivitesini etkileyerek sonuç olarak glikolitik akışı ve de novo lipogenezi etkiler ve bu da onun palmitoleik asit seviyeleriyle ilişkisini yönlendirir.[1]Bu genetik bilgiler, genetik olarak değişmiş palmitoleik asit seviyeleri ve ilişkili kardiyometabolik riskler için yatkınlığı olan bireyleri belirleyerek kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları için bir temel sunar.FADS1/2-rs102275 gibi spesifik genetik varyantlar T2D ile ve GCKR-rs780094 BMI ile önemli ölçüde ilişkilendirilirken, PKD2L1-rs603424 Koroner Arter Hastalığı ile ilişki için düşündürücü kanıtlar göstermektedir.[1] Bu genetik belirleyicileri anlamak, daha kesin risk değerlendirmesine olanak tanır ve bireyin genetik profiline dayalı olarak hedeflenmiş önleme stratejilerine rehberlik edebilir, geleneksel risk faktörlerinin ötesine geçerek daha incelikli, genotip bilgili müdahalelere yönelir.
Hastalık Yönetimi ve Terapötik Gelişim için Klinik Etkileri
Section titled “Hastalık Yönetimi ve Terapötik Gelişim için Klinik Etkileri”Palmitoleik asit seviyeleri, genetik varyantlar ve kardiyometabolik hastalıklar arasındaki yerleşik bağlantılar, hastalık yönetimi ve yeni terapötik hedeflerin geliştirilmesi için önemli klinik etkiler taşımaktadır. Palmitoleik asit, diğer tekli doymamış yağ asitleriyle birlikte, hücre zarlarının önemli bir bileşenidir ve lipid ve glikoz düzenlemesinde önerilen bir rolü ile enerji metabolizmasına katılır.[1]Doymamış yağ asitlerinin biyosentezi, alfa-linolenik asit metabolizması, gliserofosfolipid metabolizması ve PPAR sinyal yolu gibi yollar, palmitoleik asit seviyeleriyle önemli ölçüde ilişkili bulunmuştur ve bu da karmaşık metabolik etkileşimi göstermektedir.[1]Bu anlayış, risk altındaki veya halihazırda metabolik bozukluk tanısı almış hastalar için izleme stratejilerine ışık tutabilir. Palmitoleik asit seviyelerini, potansiyel olarak genetik belirteçlerle birlikte izlemek, hastalığın ilerlemesi ve tedavi yanıtı hakkında daha ayrıntılı bir görüş sunabilir. Ayrıca,PKD2L1 yoluyla SCD’yi veya GCKRyoluyla de novo lipogenezi içerenler gibi genetik yolların aydınlatılması, palmitoleik asit seviyelerini modüle etmeyi ve sonuç olarak kardiyometabolik hastalık riskini azaltmayı amaçlayan farmakolojik veya yaşam tarzı müdahaleleri için potansiyel hedefler sağlamaktadır.
Palmitoleik Asit Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Palmitoleik Asit Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak palmitoleik asidin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Ailemde kalp hastalığı varsa, risk altında mıyım?
Section titled “1. Ailemde kalp hastalığı varsa, risk altında mıyım?”Evet, genetiğiniz rol oynayabilir. FADS1/2 ve PKD2L1gibi genlerin yakınındaki bazı genetik varyasyonlar, palmitoleik asit seviyenizi etkiler. Yüksek palmitoleik asit seviyeleri, Tip 2 Diyabet ve kardiyovasküler hastalık gibi kardiyometabolik hastalık riskinin artmasıyla tutarlı bir şekilde ilişkilidir. Aile geçmişinizi bilmek, sağlığınızı proaktif olarak yönetmenize yardımcı olabilir.
2. Diyetim vücudumun yağ üretimini gerçekten değiştirebilir mi?
Section titled “2. Diyetim vücudumun yağ üretimini gerçekten değiştirebilir mi?”Kesinlikle. Vücudunuz palmitoleik asidi endojen olarak, öncelikle palmitik asitten, SCD ve GCKRgibi genler tarafından kodlanan enzimleri içeren bir süreç yoluyla sentezler. Genleriniz bu yolu etkilese de, yağ ve karbonhidrat alımınız vücudunuzun ne kadar yağ ürettiğini önemli ölçüde etkiler. Sağlıklı beslenme seçimleri yapmak bu seviyeleri düzenlemeye yardımcı olabilir.
3. Doktorum palmitoleik asit seviyelerimin yüksek olduğunu söylerse ne olur?
Section titled “3. Doktorum palmitoleik asit seviyelerimin yüksek olduğunu söylerse ne olur?”Palmitoleik asit seviyeleriniz yüksekse, bu önemli bir göstergedir. Plazmanızda veya eritrosit zarlarınızdaki yüksek seviyeler, Tip 2 Diyabet, metabolik anormallikler ve kardiyovasküler hastalık riskinin artmasıyla tutarlı bir şekilde ilişkilendirilmiştir.PKD2L1 veya GCKR’deki varyantlar gibi genetik faktörler, bu seviyeleri etkileyebilir ve bu da onu sağlığınız için değerli bir biyobelirteç yapar.
4. Atalarım belirli sağlık sorunları riskimi etkiler mi?
Section titled “4. Atalarım belirli sağlık sorunları riskimi etkiler mi?”Evet, atalarınızın kökeni rol oynayabilir. Araştırmalar, palmitoleik asit seviyelerini ve bunların hastalıklarla ilişkilerini etkileyen genetik yapının, Çinli ve Avrupalı popülasyonlar gibi farklı etnik gruplar arasında değişebildiğini göstermektedir. Bu, spesifik genetik altyapınızın kardiyometabolik hastalıklar için bireysel risk profilinizi etkileyebileceği anlamına gelir ve bu da çeşitli çalışmaları önemli kılar.
5. Bir DNA testi, yağ ile ilişkili sorunlar için riskimi söyleyebilir mi?
Section titled “5. Bir DNA testi, yağ ile ilişkili sorunlar için riskimi söyleyebilir mi?”Bir DNA testi, palmitoleik asit seviyelerinizle ilişkili olanPKD2L1’deki rs603424 veya GCKR’deki rs1260326 gibi belirli genetik varyantları potansiyel olarak tanımlayabilir. Bu seviyeler kardiyometabolik hastalıklarla bağlantılı olduğundan, genetik yatkınlığınızı anlamak, sizin ve doktorunuzun önleyici stratejileri uyarlamanıza yardımcı olabilir. Ancak, yaşam tarzı seçimleri riski yönetmek için çok önemlidir.
6. Vücudumun kendi sağlıksız yağlarından bazılarını ürettiği doğru mu?
Section titled “6. Vücudumun kendi sağlıksız yağlarından bazılarını ürettiği doğru mu?”Evet, vücudunuz doğal olarak palmitoleik asit adı verilen tekli doymamış bir yağ asidini, öncelikle palmitik asitten sentezler.De novo lipogenez olarak adlandırılan bu süreç, SCDgeni tarafından kodlanan stearoyl-CoA desaturaz gibi temel enzimleri içerir. Doğal olmakla birlikte, bu endojen olarak üretilen yağın sürekli olarak yüksek seviyelerde olması, artmış kardiyometabolik hastalık riski ile ilişkilendirilmiştir.
7. Düzenli egzersiz, yağ seviyelerimi yönetmeme yardımcı olur mu?
Section titled “7. Düzenli egzersiz, yağ seviyelerimi yönetmeme yardımcı olur mu?”Evet, düzenli egzersiz faydalı olabilir. Palmitoleik asit, özellikle fiziksel aktivite sırasında mitokondrideki β-oksidasyon yoluyla bir enerji kaynağı olarak görev yapar. Düzenli fiziksel aktiviteye katılmak, vücudunuzun genel metabolizmasını ve enerji kullanımını iyileştirebilir, bu da yağ asidi seviyelerini düzenlemeye ve yüksek palmitoleik asitle ilişkili riskleri azaltmaya yardımcı olabilir.
8. Kardeşim çok sağlıklı, ama ben zorlanıyorum; neden?
Section titled “8. Kardeşim çok sağlıklı, ama ben zorlanıyorum; neden?”Kardeşler arasında bile, genetik varyasyonlar bireylerin palmitoleik asit gibi yağları nasıl metabolize ettiğinde farklılıklara yol açabilir. Örneğin,PKD2L1 veya GCKRgibi genlerdeki spesifik varyantlar, bu seviyeleri farklı şekilde etkileyebilir ve paylaşılan bir aile öyküsüne rağmen, metabolik sağlık için değişen risklere katkıda bulunabilir. Yaşam tarzı seçimleri de bu sonuçları önemli ölçüde etkiler.
9. Sağlıklı beslenme kötü genetik yatkınlığımın üstesinden gelebilir mi?
Section titled “9. Sağlıklı beslenme kötü genetik yatkınlığımın üstesinden gelebilir mi?”FADS1/2 veya GCKRgibi genleriniz palmitoleik asit seviyelerinizi kesinlikle etkilerken, diyet alımı önemli bir çevresel faktördür. Sağlıklı beslenme ve diğer yaşam tarzı müdahaleleri son derece güçlüdür. Bu genetik yatkınlıkların kendilerini nasıl ifade ettiğini önemli ölçüde değiştirebilir, kardiyometabolik hastalıklar için genel riskinizi azaltmaya yardımcı olabilir.
10. Bazı insanlar neden kolayca sağlıklı kalıyor gibi görünür?
Section titled “10. Bazı insanlar neden kolayca sağlıklı kalıyor gibi görünür?”Birçok genetik faktör, genellikle küçük bireysel etkilerle, vücudunuzun palmitoleik asit gibi yağları ve genel metabolik sağlığı nasıl yönettiğine katkıda bulunur. Bazı bireyler, bu genetik varyantların daha elverişli bir kombinasyonuna sahip olabilir ve bu da onları metabolik dengesizliklere karşı daha az duyarlı hale getirir. Bununla birlikte, diyet ve yaşam tarzı gibi çevresel faktörler de sağlığın korunmasında önemli bir rol oynar.
Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler elde edildikçe güncellenebilir.
Sorumluluk reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.
References
Section titled “References”[1] Hu, Y. et al. “Discovery and fine-mapping of loci associated with MUFAs through trans-ethnic meta-analysis in Chinese and European populations.” J Lipid Res, vol. 58, 2017. PMID: 28298293.
[2] Downie, C. G., et al. “Genome-wide association study reveals shared and distinct genetic architecture underlying fatty acid and bioactive oxylipin metabolites in the Hispanic Community Health Study/Study of Latinos (HCHS/SOL).” HGG Advances, 2024.
[3] Mozaffarian, D. et al. “Circulating palmitoleic acid and risk of metabolic abnormalities and new-onset diabetes.”American Journal of Clinical Nutrition, vol. 92, 2010, pp. 1350–1358.
[4] Guan, Wei, et al. “Genome-wide association study of plasma N6 polyunsaturated fatty acids within the cohorts for heart and aging research in genomic epidemiology consortium.”Circulation: Cardiovascular Genetics, vol. 7, no. 3, 2014, pp. 321-331.
[5] Paton, C. M. and J. M. Ntambi. “Biochemical and physiological function of stearoyl-CoA desaturase.” American Journal of Physiology - Endocrinology and Metabolism, vol. 297, 2009, pp. E28–E37.
[6] Iynedjian, P. B. “Molecular physiology of mammalian glucokinase.”Cell. Mol. Life Sci., vol. 66, 2009, pp. 27–42.
[7] Zelent, B. et al. “Analysis of the co-operative interaction between the allosterically regulated proteins GK and GKRP using tryptophan fluorescence.”Biochemical Journal, vol. 459, 2014, pp. 551–564.
[8] Kröger, J. et al. “Erythrocyte membrane phospholipid fatty acids, desaturase activity, and dietary fatty acids in relation to risk of type 2 diabetes in the European Prospective Investigation into Cancer and Nutrition (EPIC)-Potsdam Study.”American Journal of Clinical Nutrition, vol. 93, 2011, pp. 127–142.
[9] Doring, F., et al. “Erythrocyte membrane phospholipid fatty acids, desaturase activity, and dietary fatty acids in relation to risk of type 2 diabetes in the European Prospective Investigation into Cancer and Nutrition (EPIC)-Potsdam Study.”American Journal of Clinical Nutrition, vol. 93, 2011, pp. 127–142.
[10] Lemaitre, R. N. et al. “Endogenous red blood cell membrane fatty acids and sudden cardiac arrest.”Metabolism, vol. 59, 2010, pp. 1029–1034.
[11] Wu, J. H. et al. “Fatty acids in the de novo lipogenesis pathway and risk of coronary heart disease: the Cardiovascular Health Study.”American Journal of Clinical Nutrition, vol. 94, 2011, pp. 431–438.
[12] Zong, G., et al. “Associations of erythrocyte palmitoleic acid with adipokines, inflammatory markers, and the metabolic syndrome in middle-aged and older Chinese.”American Journal of Clinical Nutrition, vol. 96, 2012, pp. 970–976.
[13] Zong, G., et al. “Associations of erythrocyte fatty acids in the de novo lipogenesis pathway with risk of metabolic syndrome in a cohort study of middle-aged and older Chinese.” American Journal of Clinical Nutrition, vol. 98, 2013.
[14] Tintle, N. L., et al. “A genome-wide association study of saturated, mono- and polyunsaturated red blood cell fatty acids in the Framingham Heart Offspring Study.” Prostaglandins, Leukotrienes, and Essential Fatty Acids, vol. 94, 2015, pp. 65–72.