İçeriğe geç

P Dalgası Terminal Kuvveti

Giriş

Elektrokardiyogramdaki (ECG) P dalgası, kalbin üst odacıklarının kasılması olan atriyal depolarizasyon ile ilişkili elektriksel aktiviteyi temsil eder. P dalgası terminal kuvveti, P dalgasından türetilen, tipik olarak V1 derivasyonunda gözlemlenen spesifik bir ölçümdür. Bu, P dalgasının terminal negatif sapmasını nicelendirerek atriyal aktivasyonun son fazını yansıtır.

Biyolojik Temel

Biyolojik olarak, P dalgası terminal kuvveti esas olarak sol atriyal depolarizasyon sırasında oluşan elektriksel kuvvetleri yansıtır. Artmış bir P dalgası terminal kuvveti, sol atriyal genişleme gibi sol atriyal boyut veya basınçta bir anormalliği düşündürebilir. Atriyal depolarizasyon ve kan pompalama verimliliği, genel kardiyak fonksiyon için hayati öneme sahiptir ve atriyal kasın yapısal bütünlüğü ve elektriksel özelliklerinden etkilenir.

Klinik Önemi

Klinik olarak, yükselmiş P dalgası terminal kuvveti, sol atriyal anormalliğin bir göstergesi olarak hizmet eder. Bu durum, yaygın bir kardiyak aritmi olan atriyal fibrilasyon geliştirme riskinin artmasıyla, ayrıca inme ve diğer olumsuz kardiyovasküler olay riskinin yükselmesiyle ilişkilendirilmiştir. Anormal P dalgası terminal kuvvetinin erken tespiti, gelecekteki riskleri azaltmak amacıyla altta yatan kardiyak durumların daha fazla incelenmesini ve yönetimini teşvik edebilir.

Sosyal Önem

Kardiyovasküler hastalıklar ve atriyal fibrilasyon gibi ilişkili durumlar, önemli halk sağlığı sorunları teşkil etmektedir. P dalgası terminal kuvveti gibi belirteçleri anlamak ve tanımlamak, risk sınıflandırması ve erken müdahale için sosyal açıdan önemlidir. Framingham Kalp Çalışması gibi genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) dahil olmak üzere araştırmalar, kalp hastalığına yönelik prediktif yetenekleri artırmak ve önleme stratejilerine bilgi sağlamak amacıyla ekokardiyografik boyutlar, brakiyal arter endotel fonksiyonu ve koşu bandı egzersiz yanıtları dahil olmak üzere çeşitli kardiyovasküler özelliklerin genetik temellerini araştırmaktadır. [1]

İstatistiksel Güç ve Replikasyon Zorlukları

"p dalgası terminal gücü" de dahil olmak üzere ekokardiyografik özelliklerin genetik belirleyicilerine yönelik araştırmalar, önemli istatistiksel kısıtlamalarla karşılaştı. Orta düzeydeki örneklem büyüklüğü, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ile ilişkili kapsamlı çoklu istatistiksel testlerle birleştiğinde, mütevazı büyüklükteki genetik etkileri tespit etme gücünü sınırladı.[1] Sonuç olarak, gözlemlenen ilişkilendirmelerin hiçbiri genom çapında anlamlılığa ulaşamadı; bu da bu bulguların hipotez üretici olarak kabul edilmesini ve bağımsız replikasyon gerektirmesini zorunlu kıldı.[1] Affymetrix 100K gen çipinin genetik varyasyonu kısmi olarak kapsaması, daha önce bildirilen ilişkilendirmeleri kapsamlı bir şekilde replike etme yeteneğini daha da engelledi ve yetersiz SNP yoğunluğu nedeniyle gerçek genetik etkilerin gözden kaçmasına yol açmış olabilir.[1] Bu sınırlı istatistiksel güç ve eksik genetik kapsam, biyolojik olasılığa rağmen bazı orta derecede güçlü ilişkilendirmelerin yanlış pozitifleri temsil edebileceği anlamına gelmektedir.[1] Ayrıca, Genelleştirilmiş Tahmin Denklemleri (GEE) ve Aile Temelli İlişkilendirme Testleri (FBAT) gibi farklı analitik yöntemler arasında tutarsızlıklar kaydedildi; bu da metodolojik duyarlılığı ve sağlam genetik sinyalleri tanımlamanın karmaşıklığını göstermektedir.[1] Cinsiyete göre birleştirilmiş analizlere odaklanılması, "p dalgası terminal gücü" ile potansiyel cinsiyete özgü genetik ilişkilendirmelerin gözden kaçmış olabileceği anlamına da gelmekte ve genetik mimarisinin tam olarak anlaşılmasını sınırlamaktadır.[2]

Fenotip Tanımı ve Ölçüm Heterojenitesi

"P dalgası terminal kuvveti" dahil olmak üzere ekokardiyografik fenotiplerin tanımı ve ölçümü, genetik ilişkilendirmelerin yorumlanmasını etkileyebilecek çeşitli zorluklar ortaya koymuştur. Yirmi yıla kadar uzanan birden fazla muayeneden elde edilen ekokardiyografik ölçümlerin ortalamasının alınması, fenotip karakterizasyonunu iyileştirmeyi ve regresyon dilüsyon yanlılığını azaltmayı amaçlamıştır.[1] Ancak, bu yaklaşım, bu uzun dönem boyunca farklı ekokardiyografik ekipman kullanıldığı için potansiyel karıştırıcı faktörleri beraberinde getirmektedir; bu durum ölçüm yanlış sınıflandırmasına yol açabilir.[1] Dahası, gözlemlerin ortalamasının alınmasıyla ima edildiği gibi, benzer genetik ve çevresel faktörlerin fenotipleri geniş bir yaş aralığında tekdüze bir şekilde etkilediği varsayımı doğru olmayabilir.[1] Yaşa bağlı gen etkileri, bu ortalama alma stratejisiyle maskelenebilir veya seyreltilebilir, bu da bir bireyin yaşam süresi boyunca "p dalgası terminal kuvveti" üzerindeki dinamik genetik etkileri gizleyebilir. Fenotipik rezidüellerin kullanımı, standart olmakla birlikte, aynı zamanda kovaryatlar için doğru ayarlamaya dayanır ve ölçülmemiş herhangi bir karıştırıcı faktör, gözlemlenen ilişkilendirmeleri etkileyebilir.[3]

Genellenebilirlik ve Çevresel Modülatörler

Bulguların genellenebilirliği ile ilgili önemli bir sınırlama, çalışma popülasyonunun demografik özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Örneklem yalnızca beyaz Avrupa kökenli bireylerden oluşmaktaydı; bu da bu genetik ilişkilendirmelerin diğer etnik gruplara ve popülasyonlara uygulanabilirliğinin bilinmediği anlamına gelmektedir.[1] Genetik varyantlar ve etkileri, farklı soylardan gelen popülasyonlarda önemli ölçüde farklılık gösterebilir; bu nedenle, bu bulguların daha geniş kapsamlı ilgisini ortaya koymak için daha çeşitli kohortlarda tekrarlanması hayati önem taşımaktadır.

Ek olarak, çalışma, karmaşık özellikler üzerindeki genetik etkileri modüle ettiği bilinen gen-çevre etkileşimleri üzerine bir araştırma yapmamıştır.[1] Genetik varyantlar, besin alımı veya yaşam tarzı gibi çevresel faktörlerin belirli genlerin ifadesini veya etkisini önemli ölçüde değiştirmesiyle, fenotipleri bağlama özgü bir şekilde etkileyebilir. Bu tür analizlerin yokluğu, "p wave terminal force" ve bunun genetik temellerini etkileyen önemli çevresel düzenleyicilerin araştırılmadığı anlamına gelmekte, bu özelliğin tam etiyolojisini anlamada bir boşluk bırakmaktadır.[1]

Açıklanamayan Kalıtılabilirlik ve Kalan Bilgi Eksiklikleri

Çeşitli ekokardiyografik ve "p dalgası terminal kuvveti" dahil ilgili özellikler için orta ila güçlü kalıtılabilirlik gözlemlenmesine rağmen, çalışma genom çapında anlamlılığa ulaşan herhangi bir tek nükleotid polimorfizmi (SNP) tanımlayamadı.[1] Bu kopukluk, bir özelliğe genetik katkının önemli bir kısmının tanımlanmış genetik varyantlar tarafından açıklanamadığı "eksik kalıtılabilirlik" sorununu vurgulamaktadır. Bu durum, birçok genetik etkinin çok küçük bireysel etkilere sahip çok sayıda varyantı içerebileceğini veya mevcut genotipleme platformlarının (örn. Affymetrix 100K gen çipi) tüm ilgili genetik varyasyonları yakalayamadığını düşündürmektedir.[1] Bu nedenle bulgular, daha ince genetik etkileri ve gen-çevre etkileşimlerini tespit etmek için daha büyük örneklem boyutlarına, daha yoğun SNP dizilerine ve gelişmiş analitik yöntemlere sahip çalışmalar dahil olmak üzere daha fazla araştırmaya duyulan ihtiyacın altını çizmektedir.[1] Nihayetinde, bu genetik ilişkilendirmelerin doğrulanması ve biyolojik mekanizmalarının kapsamlı bir şekilde anlaşılması, "p dalgası terminal kuvveti" fizyolojisindeki kesin rollerini aydınlatmak için ek kohortlarda tekrarlama ve kapsamlı fonksiyonel çalışmalar gerektirecektir.[4]

Varyantlar

Genetik varyasyonlar, atriyal depolarizasyonu yansıtan elektrokardiyografik bir ölçüm olan p dalgası terminal kuvvetine topluca katkıda bulunan kardiyak elektrofizyoloji ve morfolojiyi etkilemede önemli bir rol oynamaktadır. Birçok gen ve ilişkili varyantları, kalp fonksiyonunu yöneten karmaşık süreçlerde rol oynamaktadır.

Alfa kardiyak miyozin ağır zincirini kodlayan MYH6 genindeki rs445754 varyantı, kardiyak sağlığın çeşitli yönleriyle ilişkilidir. MYH6, çoğunlukla kalbin atriyumlarında bulunan, p dalgası terminal kuvvetini şekillendiren mekanik kuvvetler için temel olan önemli bir kontraktil proteindir. Benzer şekilde, voltaj kapılı potasyum kanalı Kv4.3'ü kodlayan KCND3 geni, kardiyak repolarizasyon için hayati öneme sahiptir ve aksiyon potansiyellerinin süresini ve şeklini etkiler. KCND3'teki rs4839185 ve rs12090194 gibi polimorfizmler, potasyum akım kinetiğini değiştirerek atriyal elektriksel stabiliteyi etkileyebilir ve p dalgası özelliklerindeki varyasyonlara katkıda bulunabilir. Bu genler, normal kalp ritmi ve fonksiyonu için gerekli olan elektriksel ve mekanik aktivitenin hassas dengesini korumak için elzemdir.

Kardiyak fonksiyona katkıda bulunan bir diğer gen ise, kardiyak kas gelişimi ve yapısal bütünlük için önemli bir protein kinaz olan ALPK3 genidir (Alfa-Kinaz 3). ALPK3'teki rs2115630 ve rs201517563 gibi varyantlar, miyokardiyal mimariyi etkileyerek, potansiyel olarak p dalgası terminal kuvvetine yansıyan atriyal boyut veya fonksiyonda değişikliklere yol açabilir.[4] Ek olarak, GAPDHP38 ve CALM3 bölgesinde yer alan rs4435363 varyantı dikkat çekicidir, çünkü CALM3 kalbin her yerinde kalsiyum sinyalleşmesi için kritik bir protein olan kalmodulini kodlar. Kalmodulinin düzenlediği uygun kalsiyum işlenmesi, hem kardiyak kas kasılması hem de elektriksel iletim için vazgeçilmezdir; atriyal aktiviteyi ve dolayısıyla p dalgasını doğrudan etkiler.[2] Protein kodlayan genlerin ötesinde, kodlamayan RNA'lar da kardiyak düzenlemede rol oynamaktadır. LINC02511 ve LINC02683 gibi uzun intergenik kodlamayan RNA'lar (lncRNA'lar), GMDS-DT gibi farklı transkriptlerle birlikte, gen ekspresyonundaki kritik düzenleyici rolleriyle tanınmakta ve çok sayıda hücresel süreci etkilemektedir. LINC02511'deki rs11099412, GMDS-DT yakınındaki rs11242779 ve RNA5SP331 - LINC02683 bölgesindeki rs10832139 gibi varyantlar, kardiyak gelişim, fonksiyon veya hastalıkla ilgili protein kodlayan genlerin ekspresyonunu etkileyebilir.[5] Bu düzenleyici etkiler, atriyal elektriksel özellikleri veya yapıyı dolaylı olarak değiştirebilir, böylece p dalgası terminal kuvvetindeki varyasyonlara katkıda bulunabilir ve kardiyovasküler özelliklerin altında yatan karmaşık genetik mimariyi vurgular.[6]

Önemli Varyantlar

RS ID Gen İlişkili Özellikler
rs445754 MYH6 p wave terminal force measurement
atrial fibrillation
heart rate
diastolic blood pressure change measurement
rs4839185
rs12090194
KCND3 p wave terminal force measurement
QRS amplitude
rs2115630
rs201517563
ALPK3 p wave terminal force measurement
QT interval
JT interval
electrocardiography, magnetic resonance imaging of the heart
electrocardiography
rs4435363 GAPDHP38 - CALM3 reticulocyte count
p wave terminal force measurement
rs11099412 LINC02511 p wave terminal force measurement
rs11242779 GMDS-DT p wave terminal force measurement
peak expiratory flow
rs10832139 RNA5SP331 - LINC02683 p wave terminal force measurement

Kardiyak Yeniden Şekillenme ve Miyokard Fonksiyonu

Kalbin, özellikle sol ventrikülün yapısal bütünlüğü ve fonksiyonel performansı, kardiyovasküler sağlığın sürdürülmesi için hayati öneme sahiptir. Sol ventrikül (LV) boşluk boyutu, duvar kalınlığı ve kütlesindeki değişiklikler, topluca LV yeniden şekillenmesi olarak adlandırılan, yüksek tansiyon, kardiyovasküler hastalık (CVD), inme ve kalp yetmezliği gibi durumların gelişiminde rol oynayan temel süreçlerdir.[1] Bu yeniden şekillenme olayları, kalbin mekanik ve elektriksel özelliklerini önemli ölçüde etkileyebilir. Genetik faktörler, örneğin MEF2C geni gibi, kardiyak morfogenezin kritik düzenleyicileridir ve ekstraselüler matris yeniden şekillenmesindeki bozukluklar, iyon işlenmesi ve kardiyomiyositler içindeki metabolik süreçlerle ilişkilendirilmiştir.[1] Ayrıca, neuregulin-2'yi kodlayan ve epidermal büyüme faktörü ailesinin bir üyesi olan NRG2, hem ventriküler hem de vasküler yeniden şekillenme ve fonksiyon üzerinde potansiyel pleiotropik etkiler göstermiş, kalp mimarisi ve ilişkili yollar üzerindeki geniş etkisini düşündürmektedir.[1] Miyokard yapısı ve fonksiyonundaki bu tür değişiklikler, sırasıyla kalbin elektriksel iletimini ve ritmini etkileyebilir.

Vasküler Düzenleme ve Hücresel Sinyalizasyon

Vasküler tonus ve büyümenin karmaşık düzenlenmesi, kardiyak iş yükünü ve genel kardiyovasküler hemodinamiği belirlemede önemli bir rol oynar. Örneğin, PDE5A enzimi düz kas hücreleri içinde siklik guanozin monofosfat (cGMP) yıkımı için kritiktir ve böylece kan damarlarının kasılmış durumunun sürdürülmesine yardımcı olur.[1] Bu yolak, vasküler direnci ve kan akışını modüle etmek için hayati öneme sahiptir; bu da kardiyak ard yükünü doğrudan etkiler. Ayrıca, PDE5A Anjiyotensin II'nin vasküler düz kas hücreleri üzerindeki büyüme-destekleyici etkilerine de katkıda bulunabilir; bu da hipertansiyon ve kardiyak strese yol açabilecek vasküler yeniden şekillenme süreçlerindeki katılımını vurgular.[1] Başka bir anahtar sinyal bileşeni olan, NRG2 tarafından kodlanan nöregülin-2, ErbB reseptörlerine bağlanarak etkilerini gösterir ve kardiyovasküler dokularda hücresel proliferasyon ve farklılaşmayı etkiler.[1] Bu moleküler sinyal yolları, vasküler fonksiyonu topluca modüle eder; bu da miyokardiyal performansı dolaylı olarak etkiler ve kardiyak yapısal değişikliklerin gelişimine katkıda bulunabilir.

Kardiyovasküler Fenotipler Üzerine Genetik Etkiler

Genetik mekanizmalar, kardiyovasküler özelliklerde ve hastalık yatkınlığında gözlemlenen değişkenliğe önemli ölçüde katkıda bulunur. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları ve bağlantı analizleri, egzersiz kalp hızı dahil olmak üzere çeşitli kardiyovasküler fenotiplerle ilişkili belirli genetik lokusları, MEF2C ve MAPK1 gibi genlerin yakınında bulunan piklerle tanımlamıştır.[1] MEF2C kardiyak gelişimdeki rolüyle tanınırken, MAPK1 egzersiz antrenmanına iskelet kası tepkilerini düzenleyen MAPK sinyal yolunda yer alır.[1] Dahası, NRG2 gibi genlerdeki tek nükleotid polimorfizmleri (SNP'ler) istirahatte brakiyal arter akış hızıyla ilişkilendirilmiş ve sol ventrikül kütlesiyle ilişkili bölgelerin yakınında bulunmuştur; bu da hem ventriküler hem de vasküler yeniden şekillenmeyi ve işlevi etkileyen pleiotropik genetik etkiler düşündürmektedir.[1] Bu genetik varyasyonlar, belirli kardiyovasküler özelliklere yönelik kalıtsal yatkınlığa ve kardiyak ve vasküler biyolojiyi yöneten karmaşık düzenleyici ağlara dair içgörüler sağlamaktadır.

Patofizyolojik Süreçler ve İletim Sistemi

Normal fizyolojik süreçlerdeki bozulmalar, kalbin elektriksel aktivitesini etkileyenler de dahil olmak üzere çeşitli kardiyovasküler patolojilere yol açabilir. Sol ventrikül remodelajının ve artmış kütlenin gelişimi; yüksek tansiyon, çeşitli kardiyovasküler hastalık formları ve nihayetinde kalp yetmezliğinin ilerlemesindeki anahtar patofizyolojik mekanizmalardır ve bunların tümü atriyal fonksiyon ve elektriksel stabilite üzerinde aşağı akış etkileri gösterebilir.[1] Ek olarak, genellikle brakiyal arter akım aracılı dilatasyon yoluyla değerlendirilen endotel disfonksiyonu, aterosklerozun temel bir bileşeni olarak kabul edilir ve belirgin kardiyovasküler hastalık için erken bir gösterge görevi görür.[1] Yapısal değişikliklerin ötesinde, Wolff-Parkinson-White sendromunda gözlemlenenler gibi kardiyak iletim sistemindeki spesifik bozukluklar, kalbin elektriksel yollarındaki doğrudan değişiklikleri temsil eder.[1] Sistemik vasküler disfonksiyondan doğrudan kardiyak elektriksel anormalliklere kadar uzanan bu çok yönlü patofizyolojik süreçler, genel kalp sağlığını ve elektrofizyolojik belirtilerini etkileyen faktörlerin karmaşık etkileşiminin altını çizmektedir.

Kardiyak Morfogenez ve Yapısal Yeniden Yapılanma

Kalbin gelişimi ve p dalgası terminal kuvvetini etkileyen yapısal bütünlüğü, belirli genetik ve moleküler yollarla karmaşık bir şekilde yönetilir. MEF2C, kardiyak morfogenezde kritik bir transkripsiyon faktörü olarak görev yapar; aşırı ekspresyonu, hücre dışı matris yeniden yapılanmasında, iyon işlenmesinde ve kardiyomiyositlerin metabolizmasında bozukluklarla ilişkilendirilmiştir.[1] Bu temel hücresel süreçler, kalbin mimarisini ve işlevini sürdürmek için esastır ve elektriksel ve mekanik özelliklerini etkiler.

Ayrıca, epidermal büyüme faktörü ailesinin bir üyesi olan nöregülin-2'yi kodlayan NRG2 geni, ErbB reseptörlerine bağlanır ve ventriküler ve vasküler yeniden yapılanmada rol oynar.[1] NRG2'nin pleiotropik etkileri, hem kardiyak hem de vasküler sistemlerin entegre yapısal bütünlüğünde rol oynadığını düşündürmektedir; bu da genel kardiyak basınçları ve boyutları etkileyebilir, böylece p dalgası terminal kuvvetini etkiler.

Hücre İçi Sinyalleşme ve İyonik Denge

Hücre içi sinyal kaskatları, kardiyak fonksiyona katkıda bulunan ve p dalgası terminal gücünü etkileyebilen hücresel yanıtların aracılığında önemli bir rol oynar. Örneğin, MAPK sinyal yolu, egzersiz eğitimine iskelet kası yanıtlarının aracılığındaki rolüyle bilinir.[1] Bu yol, hücresel büyüme, farklılaşma ve stres yanıtlarında geniş çapta yer alarak, kardiyak hücrelerin elektriksel özellikleri de dahil olmak üzere miyokardiyal adaptasyon ve fonksiyon için hayati önem taşır.

İyonik homeostazi, özellikle klor kanallarını içeren, hücresel uyarılabilirlik ve kasılabilirlik için de kritik öneme sahiptir. CFTR klor kanalının bozulmasının, fare aort düz kas hücrelerinde mekanik özellikleri ve cAMP'ye bağımlı Cl- taşınımını değiştirdiği gösterilmiştir.[7] Dahası, CFTR ekspresyonu ve klor kanal aktivitesi insan endotelinde karakterize edilmiş olup, hücresel iyonik dengeyi korumada ve kardiyak ve vasküler fonksiyonu etkilemede daha geniş fizyolojik öneminin altını çizmektedir.[8]

Vasküler Düzenleme ve Siklik Nükleotid Metabolizması

Vasküler tonus ve hücresel büyümenin, kardiyak iş yükünü ve dolayısıyla P dalgası terminal kuvvetini derinden etkileyen düzenlenmesi, hassas metabolik ve sinyal yollarını içerir. Fosfodiesteraz 5 (PDE5), düz kas hücrelerinde siklik guanozin monofosfatı (cGMP) parçalamaktan sorumlu anahtar bir enzimdir; bu süreç kan damarlarının kasılı durumunu sürdürür.[9] cGMP'nin bu metabolik düzenlenmesi, vazodilatasyon ve vazokonstriksiyonu kontrol etmek için hayati öneme sahiptir ve sistemik kan basıncını ile kardiyak art yükü doğrudan etkiler.

Vasküler tonustaki rolünün ötesinde, PDE5A, Anjiyotensin II'nin vasküler düz kas hücreleri üzerindeki büyümeyi teşvik edici etkilerine de katkıda bulunur.[10] Bu mekanizma, PDE5'in önemli bir presör hormonunun aşağı akım etkilerini nasıl modüle ettiğini, metabolik akı kontrolünü (cGMP yıkımı) hücre proliferasyonu ve vasküler yeniden şekillenmeye bağlayarak vurgular. Bu tür etkileşimler, kardiyovasküler sistemin fizyolojik taleplere nasıl adapte olduğunun temelini oluşturur, atriyal basınçları ve kardiyak debiyi etkiler.

Entegre Sistem Fizyolojisi ve Hastalık Mekanizmaları

P dalgası terminal gücü, yolak çapraz etkileşimi ve hiyerarşik düzenlemenin esas olduğu karmaşık, entegre fizyolojik sistemlerin ortaya çıkan bir özelliğidir. MAPK yolu gibi sinyal kaskatları ile MEF2C gibi transkripsiyonel düzenleyiciler arasındaki etkileşim, bu entegrasyonu göstermektedir. MEF2C'nin kardiyomiyosit metabolizması ve hücre dışı matris yeniden şekillenmesi üzerindeki etkisi, MAPK sinyallemesinin adaptif yanıtlardaki rolüyle birleştiğinde, hem normal fizyolojik taleplere hem de strese karşı kardiyak adaptasyonu yöneten koordineli bir sistemi işaret etmektedir.[1] Bu karmaşık ağlardaki düzensizlik, çeşitli hastalıklarla ilişkili mekanizmalara yol açarak ekokardiyografik boyutları ve dolayısıyla p dalgası terminal gücünü etkileyebilir. NRG2 ve PDE5A gibi genlerdeki genetik varyasyonlar, ventriküler ve vasküler yeniden şekillenme ile cGMP sinyallemesi üzerindeki pleiotropik etkileri göz önüne alındığında, potansiyel terapötik hedefleri temsil etmektedir.[1] Bu etkileşimleri anlamak, kardiyak yapı ve fonksiyonu etkileyen durumlar için müdahaleler geliştirmek açısından hayati öneme sahiptir.

References

[1] Vasan, R. S., et al. "Genome-wide association of echocardiographic dimensions, brachial artery endothelial function and treadmill exercise responses in the Framingham Heart Study." BMC Med Genet, vol. 8, no. S1, 2007, p. S2.

[2] Yang, Qiong et al. "Genome-wide association and linkage analyses of hemostatic factors and hematological phenotypes in the Framingham Heart Study." BMC Medical Genetics, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S7.

[3] Wilk, J. B. et al. "Framingham Heart Study genome-wide association: results for pulmonary function measures." BMC Medical Genetics, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S8.

[4] Benjamin, Emelia J. et al. "Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study." BMC Medical Genetics, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S9.

[5] O'Donnell, Christopher J. et al. "Genome-wide association study for subclinical atherosclerosis in major arterial territories in the NHLBI's Framingham Heart Study." BMC Medical Genetics, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S10.

[6] Wallace, Cathryn, et al. "Genome-wide association study identifies genes for biomarkers of cardiovascular disease: serum urate and dyslipidemia." The American Journal of Human Genetics, vol. 82, no. 1, 2008, pp. 139-149.

[7] Robert, R., et al. "Disruption of CFTR chloride channel alters mechanical properties and cAMP-dependent Cl- transport of mouse aortic smooth muscle cells." J Physiol (Lond), vol. 568, 2005, pp. 483-495.

[8] Tousson, A., et al. "Characterization of CFTR expression and chloride channel activity in human endothelia." Am J Physiol Cell Physiol, vol. 275, 1998, pp. C1555-C1564.

[9] Lin, C. S., et al. "Expression, distribution and regulation of phosphodiesterase 5." Curr Pharm Des, vol. 12, 2006, pp. 3439-3457.

[10] Kim, D., et al. "Angiotensin II increases phosphodiesterase 5A expression in vascular smooth muscle cells: a mechanism by which angiotensin II antagonizes cGMP signaling." J Mol Cell Cardiol, vol. 38, 2005, pp. 175-184.