İçeriğe geç

Ornitin

Ornitin, protein yapısına doğrudan katılmayan, yani proteinogenik olmayan bir amino asittir, ancak insan metabolizmasında önemli bir rol oynar. Üre döngüsünde kilit bir ara maddedir; üre döngüsü, esas olarak karaciğerde aktif olan ve amino asit yıkımının toksik bir yan ürünü olan amonyağın detoksifikasyonu için gerekli olan bir metabolik yoldur. Ornitin, amonyağı üreye dönüştürerek vücuttan güvenli bir şekilde atılmasını kolaylaştırır. Amonyak detoksifikasyonundaki rolünün ötesinde, ornitin aynı zamanda hücre büyümesi, çoğalması ve doku onarımı ile ilişkili olan arjinin, prolin ve poliaminler dahil olmak üzere diğer hayati biyomoleküllerin sentezi için de bir öncüdür.

Ornitinin biyolojik önemi, üre döngüsündeki merkezi rolüne odaklanmıştır. Bu döngüde ornitin, ornitin transkarbamilaz tarafından katalize edilen bir reaksiyonla karbamoil fosfat ile birleşerek sitrülin oluşturur. Bu yoldaki işlev bozuklukları, kanda tehlikeli bir amonyak birikimine yol açabilir; bu durum, şiddetli nörolojik sonuçları olabilen hiperamonyemi olarak bilinir. Üre döngüsündeki veya ilgili metabolik yollardaki enzimleri etkileyen genetik varyasyonlar, dolaşımdaki ornitin seviyelerini etkileyebilir ve genel metabolik sağlığı etkileyebilir. Ornitin gibi amino asitler de dahil olmak üzere vücut sıvılarındaki endojen metabolitleri kapsamlı bir şekilde ölçmeyi amaçlayan hızla gelişen metabolomik alanı, homeostazlarındaki değişikliklerle ilişkili genetik varyantları tanımlamaya yardımcı olur.[1]

Ornitin seviyelerindeki veya metabolik yollarındaki varyasyonlar önemli klinik etkilere sahip olabilir. Örneğin, üre döngüsünün genetik bozuklukları, doğumdan itibaren ciddi sağlık sorunları ile kendini gösterebilir ve genellikle özel beslenme yönetimi veya diğer tıbbi müdahaleler gerektirebilir. Ayrıca, bir amino asit olarak ornitin, çeşitli metabolik özellikleri etkileyen genetik lokusları belirlemek için genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında (GWAS) incelenen daha geniş metabolik profilin bir parçasıdır.[2] Bu tür çalışmalar, belirli genetik varyantları temel lipitlerdeki, karbonhidratlardaki veya amino asitlerdeki değişikliklerle ilişkilendirerek, insan metabolizmasının genetik yapısı ve hastalığa yatkınlığı hakkında değerli bilgiler sağlar.[1]

Ornitin ve genetik etkilerinin incelenmesi, insan metabolik sağlığı ve hastalıklarına ilişkin anlayışımızı geliştirerek önemli bir sosyal öneme sahiptir. Ornitin metabolizmasını etkileyen genetik varyantların belirlenmesi, bireyin belirli metabolik bozukluklar için riskini tahmin etmeye, kişiselleştirilmiş beslenme stratejileri geliştirmeye ve daha hedefli terapötik müdahaleler tasarlamaya katkıda bulunabilir. Bu metabolik özelliklere yönelik araştırmalar, yaygın hastalıklar hakkındaki anlayışımızı bilgilendirir ve genetik, çevresel faktörler ve genel sağlık sonuçları arasındaki karmaşık etkileşimi çözmeye yardımcı olur.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Genetik ilişkilendirme çalışmaları, sıklıkla çalışma tasarımı ve istatistiksel güçle ilgili sınırlamalarla karşılaşır; bu durum, bulguların güvenilirliğini ve yorumlanmasını etkileyebilir. Birçok araştırma, özellikle orta büyüklükteki kohortlara sahip olanlar, mütevazı büyüklükteki genetik etkileri tespit etmek için yeterli istatistiksel güce sahip olmayabilir ve bu da yanlış negatif sonuç riskini artırır.[3] Dahası, bazı bildirilen ilişkiler, özellikle genom çapında anlamlılığa ulaşmayanlar, hipotez üreten olarak kabul edilmeli ve gerçekliklerini doğrulamak için ek kohortlarda bağımsız olarak tekrarlanmalıdır.[3] Tekrarlamada zorluklar yaygındır; bazı çalışmalar, daha önce tanımlanan ilişkilerin yalnızca bir kısmının tutarlı bir şekilde tekrarlandığını bildirmektedir; bu durum, çalışma tasarımındaki farklılıklar, popülasyon özellikleri veya başlangıçtaki yanlış pozitif bulgular nedeniyle olabilir.[3] Ayrıca, bazı genotipleme platformlarındaki genetik varyasyonun kısmi kapsamı, bazı nedensel varyantların veya genlerin kaçırılabileceği ve aday genlerin kapsamlı çalışmasının mevcut genom çapında ilişkilendirme çalışması (GWAS) verileriyle mümkün olmayabileceği anlamına gelir.[4] Cinsiyet havuzlu analizlerin kullanılması, çoklu test sorunlarından kaçınırken, cinsiyete özgü genetik ilişkileri de maskeleyebilir ve erkekler ve kadınlar arasında özellikleri farklı şekilde etkileyen tespit edilmemiş varyantlara yol açabilir.[4] Etki büyüklüklerini ve açıklanan varyans oranını tahmin etmek için kullanılan istatistiksel yaklaşımlar da karmaşıklıklar getirebilir. Örneğin, fenotipler birden fazla gözlem üzerinde ortalandığında, özellikle monozigot ikiz çalışmaları gibi tasarımlarda, etki büyüklüklerinin ve açıklanan varyansın tahmini, popülasyon düzeyindeki etkilerin yorumlanmasını etkileyebilecek olan sınıf içi korelasyonun dikkatli bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir.[5] Ek olarak, bazı ilişkiler, istatistiksel olarak anlamlı olsalar bile, yanlış pozitifleri temsil edebilir ve bu da sağlam tekrarlama ve biyolojik akla yatkınlık gerekliliğinin altını çizer.[3]GEE tabanlı ve FBAT tabanlı analizler gibi farklı analitik yöntemler arasında da tutarsızlıklar ortaya çıkabilir ve bu da temel varsayımlarındaki doğal farklılıkları vurgular ve potansiyel olarak üst düzey ilişkili tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP) örtüşmeyen kümelerine yol açar.[3]

Genellenebilirlik ve Fenotipik Heterojenite

Section titled “Genellenebilirlik ve Fenotipik Heterojenite”

Genetik çalışmalardan elde edilen bulguların genellenebilirliği, genellikle çalışma popülasyonlarının demografik özellikleri ile sınırlıdır. Birçok kohort, ağırlıklı olarak beyaz Avrupalı ​​kökenli ve belirli yaş aralıklarındaki (örneğin, orta yaşlıdan yaşlıya) bireylerden oluşmaktadır; bu da bulguların daha genç bireylere veya diğer etnik ve ırksal kökenli popülasyonlara ne ölçüde yansıtılabileceğini sınırlar.[3] Bu çeşitlilik eksikliği, soylar arasında farklılık gösterebilen genetik varyantların ve bunların etkilerinin tam olarak yakalanamayabileceği veya anlaşılamayabileceği anlamına gelir. Ayrıca, DNA toplama zamanlamasının çalışmanın süresiyle ilişkisi, bir hayatta kalma yanlılığı yaratabilir, çünkü yalnızca daha sonraki incelemelere katılacak kadar uzun yaşayan bireyler dahil edilecektir.[3] Fenotip ölçümü, çalışma sonuçlarını etkileyebilecek önemli zorluklar sunmaktadır. Kan örneklerinin toplandığı günün saati veya bir bireyin menopoz durumu gibi faktörler, belirli biyobelirteçlerin seviyelerini önemli ölçüde etkileyebilir ve genetik ilişkileri karıştırabilecek değişkenlikler ortaya çıkarabilir.[5] Özellikle uzun süreler (örneğin, yirmi yıl) boyunca ve farklı ekipmanlar kullanılarak fenotipler birden fazla incelemede ortalaması alındığında, yanlış sınıflandırmaya yol açabilir veya yaşa bağlı genetik etkileri maskeleyebilir.[3] Bu tür ortalama stratejileri, benzer genetik ve çevresel faktörlerin geniş bir yaş aralığında özellikleri etkilediğini varsayar; bu varsayım her zaman doğru olmayabilir.

Keşfedilmemiş Çevresel ve Gen-Çevre Etkileşimleri

Section titled “Keşfedilmemiş Çevresel ve Gen-Çevre Etkileşimleri”

Karmaşık özelliklere genetik katkılar nadiren izoledir; çevresel faktörler, bunların ifadesini düzenlemede önemli bir rol oynar. Birçok genetik ilişkilendirme çalışmasındaki önemli bir sınırlama, gen-çevre etkileşimlerinin kapsamlı bir şekilde araştırılmamasıdır.[3] Genetik varyantlar, fenotipleri bağlama özgü bir şekilde etkileyebilir; bu, etkilerinin bir bireyin çevresel maruziyetlerine bağlı olarak güçlenebileceği veya azalabileceği anlamına gelir.[3] Bu etkileşimleri keşfetmeden, genetik etkinin tam spektrumu ve farklı bağlamlardaki değişkenliği eksik kalır.

Birçok özellik için orta ila yüksek kalıtılabilirliğe dair kanıtlara rağmen, bu kalıtılabilirliğin önemli bir kısmı genellikle tanımlanmış genetik varyantlarla açıklanamaz; bu fenomen bazen “kayıp kalıtılabilirlik” olarak adlandırılır.[3] Bu, mevcut GWAS yaklaşımlarının tüm genetik katkıları tam olarak yakalayamayabileceğini düşündürmektedir; bunun nedeni potansiyel olarak birden fazla gen arasındaki karmaşık etkileşimler (epistasis), nadir varyantlar, yapısal varyasyonlar veya ölçülmemiş çevresel faktörler ve bunların genlerle etkileşimi olabilir. Sonuç olarak, eklemeli genetik etkiler kabul edilmekle birlikte, birçok özellik için genetik mimarinin mevcut anlayışı, özellikle genler ve çevre arasındaki karmaşık etkileşimle ilgili olarak hala önemli bilgi boşlukları içermektedir.

Birkaç genetik varyant, üre döngüsünde önemli bir amino asit olan ve poliaminler ve nitrik oksit için bir öncü madde olan ornitini içeren karmaşık yolları etkiler. Doğrudan ornitin metabolizması veya taşınmasında yer alan genlerdeki varyantlar, seviyelerini ve ilgili biyolojik süreçleri önemli ölçüde etkileyebilir. Örneğin,OAT(Ornitin Aminotransferaz) genindekirs121965043 varyantı kritiktir, çünkü OAT, ornitini glutamat semialdehite dönüştürmekten sorumludur ve bu, ornitin yıkımında önemli bir adımdır. Bu varyant nedeniyleOATfonksiyonundaki bozulmalar, ornitin birikmesine yol açabilir ve hücresel dengeyi etkileyebilir. Benzer şekilde, üre döngüsünün son adımı olarak argininden ornitin üreten enzimi kodlayanARG1 (Arginaz 1) genindeki rs17788484 varyantı, bu temel amonyak detoksifikasyon yolunun etkinliğini etkileyebilir.[6] Ayrıca, SLC7A6 ve SLC7A2genleri, ornitin dahil olmak üzere katyonik amino asitleri hücre zarlarından taşımak için hayati öneme sahip olan çözücü taşıyıcı ailesinin üyelerini kodlar.SLC7A6’daki rs3961283 varyantı ve SLC7A2’deki rs56335308 varyantı, ornitinin taşıma dinamiklerini değiştirebilir ve potansiyel olarak üre döngüsü veya diğer metabolik talepler için kullanılabilirliğini etkileyebilir.[6]Diğer genetik varyasyonlar, daha geniş amino asit havuzlarını veya ilgili metabolik yolları etkileyerek ornitin seviyelerini dolaylı olarak etkileyebilir.SLC38A4 ve SLC38A4-AS1 ile ilişkili rs4587804 varyantı, çeşitli küçük nötr amino asitlerin hücresel alımını kolaylaştıran sodyum bağlantılı nötr bir amino asit taşıyıcısı ile ilgilidir. Aktivitesindeki değişiklikler, genel hücresel amino asit ortamını etkileyebilir, böylece ornitinle ilgili yollar veya üre döngüsü için substratların mevcudiyetini dolaylı olarak etkileyebilir.[6] Ek olarak, KLF1 ve GCDH’yi kapsayan bölgedeki rs8110787 varyantı dikkat çekicidir. KLF1, eritroid gelişimi için çok önemli bir transkripsiyon faktörü iken, GCDH (Glutaril-CoA Dehidrojenaz), lizin, hidroksilizin ve triptofanın yıkımında yer alan bir enzimdir. GCDH’yi etkileyen varyasyonlar, bu amino asit yollarında metabolik dengesizliklere yol açabilir ve bu da genel amino asit homeostazı üzerinde basamaklı etkilere sahip olabilir ve ornitin talebi veya üretimini dolaylı olarak etkileyebilir.[7] Doğrudan metabolik rollerin ötesinde, bazı varyantlar, daha genel biyolojik süreçler veya geniş metabolik düzenleme yoluyla ornitinle ilgili özelliklere katkıda bulunabilir. Esas olarak mayozda yer alan bir gen olan SYCE2 (Sinaptonemal Kompleks Merkezi Element Protein 2)‘deki rs77440950 varyantı, hücresel fonksiyon veya metabolik verimlilik üzerinde amino asit metabolizmasını geniş ölçüde etkileyebilecek ince, dolaylı sistemik etkilere sahip olabilir.[4] Benzer şekilde, CTDSP1 ve VIL1 yakınındaki rs921968 varyantı, sırasıyla gen düzenlemesi ve hücresel yapıdaki rolleri olan genleri içerir. Bu tür varyantlar, hücresel sağlığı ve genel metabolik homeostazı etkileyebilir ve potansiyel olarak ornitine dayanan veya ornitin üreten yollarla etkileşime girebilir. Bir psödogén olanGUSBP5’teki rs10024263 varyantı, yakındaki genler veya kodlamayan RNA’lar üzerinde düzenleyici etkiler gösterebilir ve metabolizma ile ilgili hücresel süreçleri ince bir şekilde modüle edebilir. Hatta kan grubu antijenlerini belirleyen ABO genindeki rs687289 varyantı, çeşitli sağlık parametreleri ile ilişkilendirilmiştir ve bu da amino asit metabolizması ve ilgili özellikler üzerinde dolaylı olarak etkili olabilecek sistemik fizyoloji üzerinde geniş bir etkiye sahip olduğunu düşündürmektedir.[8]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs121965043 OAT3-amino-2-piperidone measurement
ornithine measurement
rs17788484 ARG1arginase-1 measurement
ornithine measurement
arginine measurement
metabolite measurement
serum metabolite level
rs77440950 SYCE2mean corpuscular hemoglobin concentration
ornithine measurement
rs3961283 SLC7A6lysine in blood amount
glutarylcarnitine (C5-DC) measurement
base metabolic rate measurement
whole body water mass
serum metabolite level
rs4587804 SLC38A4, SLC38A4-AS1ornithine measurement
rs921968 CTDSP1 - VIL1mean corpuscular hemoglobin concentration
arginine measurement
mean corpuscular hemoglobin
ornithine measurement
body height
rs10024263 GUSBP5ornithine measurement
rs687289 ABOpancreatic carcinoma
blood coagulation trait
factor VIII measurement
urinary metabolite measurement
von Willebrand factor quality
rs8110787 KLF1 - GCDHerythrocyte volume
red blood cell density
mean reticulocyte volume
ornithine measurement
hematocrit
rs56335308 SLC7A2L-arginine measurement, amino acid measurement
ornithine measurement
arginine measurement
L-arginine measurement
alanine measurement

Ornitin gibi amino asitler de dahil olmak üzere metabolit konsantrasyonlarının düzenlenmesi, fizyolojik homeostazın kritik bir yönüdür ve genellikle kapsamlı metabolomik çalışmaları yoluyla araştırılır.[1] Bu çalışmalar, vücut sıvılarındaki endojen metabolitleri ölçerek ve seviyelerindeki değişikliklerle ilişkili genetik varyantları belirleyerek fizyolojik durumun fonksiyonel bir okumasını sağlamayı amaçlamaktadır.[1]Örneğin, ürat gibi belirli metabolitlerin taşınması ve metabolizması, serum ürat konsantrasyonlarını ve atılımını etkileyenSLC2A9 (GLUT9) gibi proteinler tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilir.[6] Benzer şekilde, biyosentez ve katabolizmayı kapsayan lipid metabolizması, karmaşık bir kontrole tabidir ve ANGPTL3 ve ANGPTL4 gibi genler, lipid konsantrasyonlarını etkileyen düzenleyiciler olarak tanımlanmıştır.[9]

Genetik ve Post-Translasyonel Düzenleyici Mekanizmalar

Section titled “Genetik ve Post-Translasyonel Düzenleyici Mekanizmalar”

Metabolitleri içeren hücresel süreçler, hem genetik hem de post-translasyonel düzeylerde kapsamlı bir şekilde düzenlenir. Gen düzenleme mekanizmaları, genellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmaları aracılığıyla tanımlanır ve belirli genetik varyantları metabolit profillerindeki değişikliklerle ilişkilendirir.[1] Örneğin, transkripsiyon faktörü SREBP-2, izoprenoid ve adenosilkobalamin metabolizması arasındaki bağlantıların tanımlanmasında rol oynar.[10] Transkripsiyonel kontrolün ötesinde, post-translasyonel modifikasyonlar ve alternatif uçbirleştirme önemli düzenleyici katmanları temsil eder; HMGCRgibi genlerdeki yaygın tek nükleotid polimorfizmleri, 13. eksonunun alternatif uçbirleştirmesini etkileyebilir, böylece protein fonksiyonunu ve LDL-kolesterol seviyeleri gibi aşağı yönlü metabolik süreçleri etkileyebilir.[11]

Hücre İçi Sinyalizasyon ve Yol Etkileşimleri

Section titled “Hücre İçi Sinyalizasyon ve Yol Etkileşimleri”

Metabolit homeostazı, hücresel yanıtları koordine eden çeşitli hücre içi sinyalizasyon yollarıyla karmaşık bir şekilde bağlantılıdır. Örneğin, mitogenle aktive olan protein kinaz (MAPK) kaskadları, insan Tribbles gibi protein aileleri tarafından kontrol edilen temel sinyalizasyon yollarıdır.[12]Bu kaskadlar, hücresel aktiviteleri etkileyebilir, potansiyel olarak metabolik enzimleri veya taşıyıcıları etkileyebilir ve egzersiz gibi fizyolojik uyaranlara yanıt verebilir.[13]Ayrıca, Anjiyotensin II gibi sinyal molekülleri, vasküler düz kas hücrelerinde fosfodiesteraz 5A ekspresyonunu artırarak cGMP sinyalizasyonu gibi yolları modüle edebilir; bu da metabolik ve kardiyovasküler sağlığı etkileyebilecek hiyerarşik düzenlemeyi ve yol etkileşimini göstermektedir.[13]

Farklı metabolik ve sinyalizasyon yolları arasındaki etkileşim, sağlığın korunması için gerekli olan karmaşık bir sistem düzeyinde entegrasyonu yansıtır. Bu ağlardaki düzensizlik, dislipidemi, tip 2 diyabet ve gut gibi çeşitli hastalıklara katkıda bulunabilir.[14] Lipid konsantrasyonlarını veya serum ürik asidi etkileyenler gibi metabolit seviyeleriyle ilişkili genetik lokusların tanımlanması, yalnızca altta yatan yolak düzensizliğini aydınlatmakla kalmaz, aynı zamanda potansiyel terapötik hedefleri de vurgular.[9] Bu ağ etkileşimlerini ve genetik varyantlardan ve metabolit profillerinden kaynaklanan ortaya çıkan özellikleri anlamak, telafi mekanizmalarına ilişkin bilgiler sağlar ve hastalığa müdahale için daha kapsamlı bir yaklaşım sağlar.[1]

[1] Gieger, C., et al. “Genetics meets metabolomics: a genome-wide association study of metabolite profiles in human serum.”PLoS Genet, 2008.

[2] Sabatti, C., et al. “Genome-wide association analysis of metabolic traits in a birth cohort from a founder population.”Nature Genetics, vol. 41, no. 1, 2009, pp. 35-46.

[3] Benjamin, E. J., et al. “Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study.” BMC Medical Genetics, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S10.

[4] Yang, Q., et al. “Genome-wide association and linkage analyses of hemostatic factors and hematological phenotypes in the Framingham Heart Study.”BMC Medical Genetics, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S9.

[5] Benyamin, B., et al. “Variants in TF and HFEexplain approximately 40% of genetic variation in serum-transferrin levels.”American Journal of Human Genetics, vol. 84, no. 1, 2009, pp. 60-65.

[6] Vitart, V., et al. “SLC2A9 is a newly identified urate transporter influencing serum urate concentration, urate excretion and gout.”Nat Genet, 2008.

[7] McArdle, P. F., et al. “Association of a common nonsynonymous variant in GLUT9 with serum uric acid levels in old order amish.”Arthritis Rheum, 2008.

[8] Saxena, R., et al. “Genome-wide association analysis identifies loci for type 2 diabetes and triglyceride levels.”Science, 2007.

[9] Willer, C. J., et al. “Newly identified loci that influence lipid concentrations and risk of coronary artery disease.”Nat Genet, 2008.

[10] Murphy, C., et al. “Regulation by SREBP-2 defines a potential link between isoprenoid and adenosylcobalamin metabolism.” Biochem Biophys Res Commun, 2007.

[11] Burkhardt, R., et al. “Common SNPs in HMGCR in micronesians and whites associated with LDL-cholesterol levels affect alternative splicing of exon13.” Arterioscler Thromb Vasc Biol, 2008.

[12] Kiss-Toth, E., et al. “Human tribbles, a protein family controlling mitogen-activated protein kinase cascades.” J Biol Chem, 2004.

[13] Vasan, R. S., et al. “Genome-wide association of echocardiographic dimensions, brachial artery endothelial function and treadmill exercise responses in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, 2007.

[14] Kathiresan, S., et al. “Common variants at 30 loci contribute to polygenic dyslipidemia.” Nat Genet, 2008.