İçeriğe geç

O-Metilkatekol Sülfat

o-Metilkatekol sülfat, insan vücudunda doğal olarak oluşan bir metabolittir ve tipik olarak katekol bileşiklerinin detoksifikasyon ve eliminasyon yollarının bir ürünü olarak oluşur. Bazı nörotransmiterler ve çevresel toksinler dahil olmak üzere katekoller, atılımlarını kolaylaştırmak için çeşitli enzimatik modifikasyonlara uğrar. Sülfasyon, bu süreçte önemli bir metabolik süreç olup, katekol yapısına bir sülfat grubu eklenmesini içerir.

o-metilkatekol sülfatın oluşumu iki temel enzimatik adım içerir. İlk olarak, katekoller, katekol halkasındaki hidroksil gruplarından birine bir metil grubu ekleyen bir enzim olan katekol-O-metiltransferaz (COMT) tarafından metillenebilir. Bu metilasyon meta veya orto konumunda gerçekleşebilir. Metilasyonu takiben, oluşan O-metillenmiş katekol türevi, sülfotransferaz enzimleri (SULT) tarafından sülfatlanabilir. Bir sülfat grubunun eklenmesi, bileşiğin su çözünürlüğünü önemli ölçüde artırarak, idrar yoluyla vücuttan verimli bir şekilde atılmasını sağlar. Bu yolak, metabolik homeostazın korunması ve potansiyel olarak toksik katekol metabolitlerinin birikimine karşı korunma için kritik öneme sahiptir.

Katekol bileşiklerinin bir metaboliti olarak, o-metilkatekol sülfat çeşitli klinik bağlamlarda bir biyobelirteç olarak kullanılabilir. İdrar veya serum gibi vücut sıvılarındaki seviyeleri, ilgili metabolik yolların aktivitesini veya belirli çevresel ajanlara maruziyeti yansıtabilir. Örneğin, COMT gibi enzimlerdeki genetik varyasyonlardan etkilenebilen katekolamin metabolizmasındaki değişiklikler, bu tür sülfatlı metabolitlerin üretimi ve atılımını etkileyebilir. Bu metabolitlerin izlenmesi, nörodejeneratif hastalıkların, stres tepkilerinin ve bazı ilaçların metabolizmasının incelenmesinde önemli olabilir. o-metilkatekol sülfat seviyelerini etkileyen spesifik genetik varyantlar aktif bir araştırma alanı olmakla birlikte, metabolomik alanındaki çalışmalar insan serumundaki anahtar metabolitlerin homeostazındaki değişikliklerle ilişkili genetik varyantları geniş çapta tanımlamayı amaçlamaktadır.[1]

o-metilkatekol sülfat gibi metabolitlerin incelenmesi, insan sağlığı ve hastalığına dair daha geniş bir anlayışa katkıda bulunur. Metabolit seviyelerini etkileyen genetik ve çevresel faktörleri aydınlatarak, araştırmacılar kompleks hastalıklar için potansiyel risk faktörlerini belirleyebilir ve yeni tanı araçları veya tedavi stratejileri geliştirebilir. Farmakogenomik alanında, genetik varyasyonların katekol içeren ilaçların metabolizmasını nasıl etkilediğini anlamak, tedavi planlarının kişiselleştirilmesine yardımcı olabilir. Ayrıca, metabolit profilleri üzerindeki genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) gibi yöntemler aracılığıyla insan serumundaki metabolitleri profilleme yeteneği, insan vücudunun fizyolojik durumuna dair fonksiyonel okumalar sağlar ve çok faktörlü hastalıklara yatkınlığı etkileyen metabotipleri ortaya çıkarabilir.[1] Bu bilgi, hassas tıpı ve halk sağlığı girişimlerini ilerletmek için hayati önem taşır.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

o-metilkatekol sülfat seviyelerini etkileyen genetik faktörlere yönelik araştırmalar, çeşitli metodolojik ve istatistiksel sınırlamalarla karşılaşmaktadır. Birçok çalışma, mütevazı büyüklükteki genetik etkileri saptamak için sınırlı istatistiksel güce sahiptir; özellikle de genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) doğasında bulunan kapsamlı çoklu testler hesaba katıldığında.[2] Bu kısıtlama, fenotipik varyasyonun %4’ünden azını açıklayan ilişkilendirmelerin gözden kaçırılabileceği anlamına gelir ve bu durum, yeni genetik varyantların sağlam bir şekilde tanımlanması için geniş popülasyonlara ihtiyaç duyulmasını gerektirir.[1] Dahası, tüm genetik varyasyonun yalnızca bir alt kümesini kapsayan Affymetrix 100K gen çipi gibi SNP dizilerinin kullanılması, eksik kapsama nedeniyle aday genleri kapsamlı bir şekilde inceleme veya ilgili tüm lokusları saptama yeteneğini sınırlamaktadır.[3] Yanlış pozitif bulgu olasılığı, özellikle sonuçlar bağımsız olarak tekrarlanmadığında önemli bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir.[4] Karmaşık klinik fenotiplerle olan genetik ilişkilendirmelerin etki büyüklükleri genellikle küçüktür; bu durum, kesin tanımlamayı zorlaştırmakta ve bulguları doğrulamak için bağımsız kohortlarda tekrarlama ihtiyacının kritik önemini vurgulamaktadır.[1] Bazı çalışmalar orta kuvvette ilişkilendirmeler sunsa da, bunların gerçek genetik ilişkilendirmeler olarak kabul edilmesi için daha fazla inceleme ve dış doğrulama gerekmektedir.[4]

Genellenebilirlik ve Fenotip Değerlendirme Zorlukları

Section titled “Genellenebilirlik ve Fenotip Değerlendirme Zorlukları”

o-metilkatekol sülfat üzerine yapılan mevcut genetik çalışmaların önemli bir sınırlaması, bulguların farklı popülasyonlara genellenebilirliğinin kısıtlı olmasıdır. Birçok araştırma ağırlıklı olarak Avrupa kökenli beyaz birey kohortlarında yürütülmektedir, bu da bu sonuçların diğer etnik kökenlere uygulanabilirliğinin belirsizliğini koruduğu anlamına gelmektedir.[2] Bu etnik çeşitlilik eksikliği, genetik varyantların ve bunların ilişkilerinin küresel popülasyonlar arasında nasıl farklılık gösterebileceğine dair anlayışı sınırlamaktadır.

Fenotip ölçümü de o-metilkatekol sülfatı doğru bir şekilde karakterize etmede zorluklar ortaya çıkarmaktadır. Örneğin, özelliklerin uzun süreler, bazen onlarca yıla yayılan süreler boyunca ortalamasının alınması, yaşa bağlı gen etkilerini maskeleyebilir veya gelişen ölçüm ekipmanı ve metodolojileri nedeniyle yanlış sınıflandırmaya yol açabilir.[2] Ek olarak, vekil belirteçlere güvenmek veya sadece cinsiyete göre birleştirilmiş analizler yapmak, cinsiyete özgü genetik ilişkileri gözden kaçırabilir ve genetik varyantların o-metilkatekol sülfat seviyelerini nasıl etkilediğine dair önemli biyolojik farklılıkları potansiyel olarak gizleyebilir.[3] Küçük, seçilmiş örneklemlerde geliştirilen denklemleri dönüştürmek gibi belirli analitik yöntemlerin geniş popülasyon tabanlı kohortlar için uygunluğu da bir sınırlama teşkil etmektedir.[5]

Çevresel Etkiler ve Kalan Bilgi Eksiklikleri

Section titled “Çevresel Etkiler ve Kalan Bilgi Eksiklikleri”

Mevcut araştırmalar, o-metilkatekol sülfat düzeyleri üzerindeki genetik faktörler ile çevresel etkiler arasındaki karmaşık etkileşimi genellikle tam olarak hesaba katmaz. Genetik varyantlar, fenotipleri bağlama özgü bir şekilde etkileyebilir ve ilişkileri çevresel faktörler tarafından düzenlenir.[2] Örneğin, ACE ve AGTR2gibi belirli genlerin fizyolojik özellikler üzerindeki etkilerinin diyet tuz alımına göre değiştiği gösterilmiştir; bu durum, gen-çevre etkileşimlerinin kapsamlı bir şekilde incelenmesi ihtiyacını vurgulamaktadır.[2] Bu tür analizler olmadan, genetiğin o-metilkatekol sülfat düzeylerine nasıl katkıda bulunduğuna dair tam tablo eksik kalır ve belirli çevresel tetikleyiciler veya koruyucu faktörler tanımlanamaz.

Sadece genotipler ve klinik sonuçlar arasındaki ilişkilere dayanarak kesin hastalık nedeni mekanizmalarını çıkarmada önemli bir bilgi eksikliği devam etmektedir.[1] GWAS istatistiksel bağlantılar tanımlasa da, genetik varyantların o-metilkatekol sülfatı etkilediği biyolojik yolakları veya fonksiyonel sonuçları doğası gereği açıklamazlar. Daha ileri fonksiyonel doğrulama ve detaylı takip çalışmaları, genetik ilişkileri o-metilkatekol sülfat metabolizmasının altında yatan moleküler ve hücresel süreçlere dair daha derin bir anlayışa dönüştürmek için elzemdir; bu da terapötik gelişim ve kişiselleştirilmiş tıp için kritik öneme sahiptir.[4]

İnsan metabolizmasının yapısı, çeşitli fizyolojik süreçlerde rol alan genlerin işlevini etkileyen spesifik tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) aracılığıyla karmaşık bir şekilde şekillenir.SLC17A1, CARNS1 ve SPNS2 gibi genlerdeki varyasyonlar, metabolik yollarda rol oynamakta ve o-metilkatekol sülfat gibi faz II detoksifikasyon ürünleri de dahil olmak üzere çeşitli endojen bileşiklerin düzeylerini potansiyel olarak etkilemektedir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), insan serumundaki metabolik özelliklerin bu tür genetik belirleyicilerini tanımlama gücünü göstermiştir.[1]Bu genetik etkileri anlamak, metabolik sağlık ve hastalık riski açısından bireysel farklılıklara dair içgörüler sunar.[4] SLC17A1 geni (Solute Carrier Family 17 Member 1), esas olarak çeşitli organik anyonları ve fosfatları hücre zarları boyunca, özellikle böbrek ve karaciğerde taşımadaki rolüyle bilinen bir proteini kodlar. Bu taşıyıcı sistem, metabolik atık ürünlerin ve ksenobiyotiklerin atılımı için kritik öneme sahiptir, böylece sistemik metabolit düzeylerini ve ilaç farmakokinetiğini etkiler.[1] SLC17A1 içinde veya yakınında rs9461218 gibi bir varyant, genin ekspresyonunu veya proteinin taşıma verimliliğini potansiyel olarak değiştirebilir ve bu da substratlarının hücresel alımında veya dışarı atımında değişikliklere yol açabilir. Bu tür değişiklikler, o-metilkatekol sülfat gibi detoksifikasyon ürünü de dahil olmak üzere çeşitli metabolitlerin dolaşımdaki konsantrasyonlarını, böbrek klirensini veya dokular arası dağılımını etkileyerek etkileyebilir.

CARNS1 (Karnozin Sentaz 1), kas ve beyin dokularında bol miktarda bulunan, burada antioksidan, pH tamponu ve antiglikasyon ajanı olarak işlev gören karnozin adlı dipeptidi sentezlemekten sorumludur. Karnozin, hücresel homeostazı sürdürmede ve oksidatif strese ve metabolik disfonksiyona karşı korumada kritik bir rol oynar.[1] rs578222450 gibi bir varyant, karnozin sentaz enziminin aktivitesini etkileyerek vücudun karnozin seviyelerini ve oksidatif stresi yönetme kapasitesini potansiyel olarak değiştirebilir. CARNS1 varyantlarından etkilenen genel antioksidan durumu ve metabolik yükteki değişiklikler, katekol bileşiklerinin o-metilkatekol sülfat oluşturmak üzere metilasyonu ve sülfasyonunda yer alanlar da dahil olmak üzere diğer detoksifikasyon yollarının talebini ve verimliliğini dolaylı olarak etkileyebilir.[4] Ayrıca, SPNS2 (Sfingolipid Taşıyıcı 2), immün hücre trafiği, vasküler gelişim ve enflamatuar yanıtlarda merkezi rol oynayan biyoaktif bir lipid sinyal molekülü olan sfingozin-1-fosfat (S1P) için bir taşıyıcı görevi görür.SPNS2, S1P’nin hücrelerden dışarı atılımına aracılık ederek, sistemik S1P düzeylerini önemli ölçüde etkiler ve bu da geniş bir yelpazedeki fizyolojik süreçleri etkiler.[1] SPNS2 ile ilişkili rs1076073 gibi bir genetik varyant, genin ekspresyonunu veya proteinin taşıma verimliliğini değiştirebilir, böylece kan ve dokulardaki S1P konsantrasyonlarını değiştirebilir. Lipid metabolizmasında doğrudan rol alsa da, enflamasyon, hücresel sağlık ve genel metabolik regülasyon üzerindeki sistemik etkiler, vücudun detoksifikasyon talepleri immün veya metabolik zorluklara yanıt olarak değiştikçe, o-metilkatekol sülfat da dahil olmak üzere diğer metabolitlerin üretimi veya yıkımını dolaylı olarak etkileyebilir.[6]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs9461218 SLC17A1guilt measurement
etiocholanolone glucuronide measurement
O-methylcatechol sulfate measurement
3-methyl catechol sulfate (1) measurement
metabolite measurement
rs578222450 CARNS1vanillylmandelate (VMA) measurement
X-21358 measurement
X-21658 measurement
arabitol measurement, xylitol measurement
5-acetylamino-6-amino-3-methyluracil measurement
rs1076073 SPNS2X-21658 measurement
O-methylcatechol sulfate measurement
X-24513 measurement
2,3-dihydroxy-5-methylthio-4-pentenoate (DMTPA) measurement

‘o methylcatechol sulfate’ endojen bir metabolittir ve varlığı ile konsantrasyonları, insan vücudunun fizyolojik durumunun fonksiyonel bir göstergesini temsil eden daha geniş metabolomun bir parçasıdır.[1] Metabolit profillerinin metabolomiks gibi ileri teknikler aracılığıyla incelenmesi, serum gibi vücut sıvılarında bu bileşikleri kapsamlı bir şekilde ölçmeyi amaçlayarak, çeşitli biyolojik süreçlere ve genetik temellerine dair içgörüler sağlar.[1]Metabolitlerin biyolojik bağlamını anlamak; katıldıkları moleküler yolları, seviyelerini düzenleyen genetik mekanizmaları, dönüşümlerini kolaylaştıran temel biyomolekülleri ve doku ile sistemik düzeylerde sağlık ve hastalık üzerindeki genel etkilerini keşfetmeyi içerir.

‘o metilkatekol sülfat’ gibi metabolitlerin konsantrasyonları, vücuttaki karmaşık metabolik ağlarla içsel olarak bağlantılıdır. Bu ağlar, lipitler, karbonhidratlar ve amino asitler dahil olmak üzere çeşitli biyomoleküllerin sentezini, parçalanmasını ve modifikasyonunu içerir.[1] Örneğin, lipit metabolizması, yağ asitlerinin mitokondrilere taşınması ve beta-oksidasyonu gibi kritik süreçleri kapsar; burada orta zincirli açil-CoA dehidrogenaz (MCAD) gibi enzimler, uzun zincirli yağ asitlerini daha kısa zincirlilere dönüştürmede önemli bir rol oynar.[1] Benzer şekilde, FADS1 tarafından kodlanan delta-5 desatüraz enzimi, yağ asitlerinin desatürasyonu için esastır; eikosatrienoil-CoA (C20:3)‘nın araşidonil-CoA (C20:4)‘ya dönüşümünü doğrudan etkileyerek ve dolayısıyla PC aa C36:3 ve PC aa C36:4 gibi gliserol-fosfatidilkolinlerin seviyelerini etkiler.[1] Bu birbiriyle bağlantılı yollar, çeşitli lipitlerin ve türevlerinin dengesinin enzimatik aktiviteler aracılığıyla titizlikle nasıl korunduğunu göstermektedir.

Metabolit Homeostazı Üzerine Genetik Etkiler

Section titled “Metabolit Homeostazı Üzerine Genetik Etkiler”

Genetik varyasyonlar, özellikle tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), anahtar metabolitlerin homeostazını önemli ölçüde etkiler. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), metabolit konsantrasyonlarındaki değişikliklerle ilişkilendirilen spesifik genetik varyantları tanımlamış ve metabolik profillerdeki bireysel farklılıklar için genetik bir temel olduğunu vurgulamıştır.[1] Örneğin, FADS1 geni içindeki polimorfizmler, delta-5 desatüraz reaksiyonunun verimliliğini etkileyerek, substrat ve ürünlerinin konsantrasyonlarında değişikliklere yol açabilir; minör allel homozigotları genellikle azalmış enzimatik dönüşüm sergiler.[1] Doğrudan enzimatik aktivitenin ötesinde, genetik varyantlar aynı zamanda düzenleyici elementleri veya alternatif eklemeyi de etkileyebilir; HMGCR genindeki SNP’lerde görüldüğü gibi, bu varyantlar ekson 13’ün alternatif eklemesini etkileyerek LDL-kolesterol seviyelerini sonuçsal olarak etkiler.[7] Bu tür genetik yatkınlıklar, bireyin çeşitli durumlara yatkınlığını etkileyebilecek belirgin “metabotiplere” katkıda bulunur.

Ana Biyomoleküller ve Hücresel Fonksiyonlar

Section titled “Ana Biyomoleküller ve Hücresel Fonksiyonlar”

Enzimler ve taşıyıcılar dahil olmak üzere belirli biyomoleküller, metabolit seviyelerinin düzenlenmesi ve uygun hücresel fonksiyonun sağlanması için temeldir. 3-hidroksi-3-metilglutaril koenzim A redüktaz (HMGCR) enzimi, kolesterol biyosentezi için kritik olan mevalonat yolunun merkezi bir bileşenidir.[8] Aktivitesi sıkı bir şekilde düzenlenir ve ekspresyonunu veya eklenmesini etkileyen genetik varyantlar, hücresel kolesterol metabolizmasını derinden etkileyebilir.[7]Dahası, membran taşıyıcıları, metabolitleri hücre zarları boyunca taşımak için hayati öneme sahiptir; örneğin, kolaylaştırılmış glikoz taşıyıcı ailesinin bir üyesi olanSLC2A9, anahtar bir ürat taşıyıcısı olarak işlev görür.[9]Bu taşıyıcı, serum ürat konsantrasyonlarını ve atılımını düzenlemek için çok önemlidir, böylece vücut içindeki ürik asit homeostazını sürdürür.[10]

Sistemik Sonuçlar ve Patofizyolojik Bağlantılar

Section titled “Sistemik Sonuçlar ve Patofizyolojik Bağlantılar”

Metabolit homeostazındaki bozukluklar, genellikle genetik faktörler ve çevresel etkileşimlerden etkilenerek, sistemik sonuçlara yol açabilir ve çeşitli patofizyolojik süreçlere katkıda bulunabilir. Genetik olarak belirlenmiş metabotipler, yaygın çok faktörlü hastalıkların etiyolojisinde ayırıcı kofaktörler olarak rol oynayabilir, bir bireyin belirli fenotiplere duyarlılığını etkileyebilir.[1]LDL-kolesterol veya trigliseritleri etkileyenler gibi lipid profillerindeki değişiklikler, dislipidemi ve koroner arter hastalığı riskinin artmasıyla ilişkilidir.[11] Benzer şekilde, SLC2A9gibi taşıyıcılardaki genetik varyantlara bağlı ürik asit düzeylerinin regülasyon bozukluğu, gut gibi durumlarla güçlü bir şekilde bağlantılıdır ve belirli metabolit dengesizliklerinin önemli sağlık sorunları olarak nasıl ortaya çıkabileceğini göstermektedir.[10] Bu sistemik etkiler, metabolik yolların birbirine bağlılığını ve genel sağlık üzerindeki derin etkilerini vurgulamaktadır.

o-metilkatekol sülfat gibi bileşikler de dahil olmak üzere temel metabolitlerin homeostazı, genellikle genetik varyantlardan etkilenen çeşitli metabolik yollar aracılığıyla karmaşık bir şekilde düzenlenir. Metabolomik çalışmalar, endojen metabolitleri kapsamlı bir şekilde ölçmeyi, bir bireyin fizyolojik durumunun işlevsel bir çıktısını sağlamayı ve genetik olarak belirlenmiş metabotipleri tanımlamayı amaçlar. Bu metabotipler, genetik varyasyonların çok çeşitli biyomoleküllerin kararlı durum konsantrasyonlarını nasıl değiştirdiğini ortaya koyarak, altta yatan metabolik aktiviteyi ve akışı yansıtır. Metabolik ara ürünlerin geniş spektrumu, lipidleri, karbonhidratları ve amino asitleri kapsar; bunların hepsi hücresel ağlar içindeki hassas enzimatik kontrole ve düzenleyici geri bildirim mekanizmalarına tabidir.[1] Belirli örnekler bu yolların karmaşıklığını vurgulamaktadır. Lipid metabolizması, kolesterol biyosentezi için kritik olan mevalonat yolunu içerir; burada 3-hidroksi-3-metilglutaril koenzim A redüktaz (HMGCR) enzimi merkezi bir düzenleyici noktadır.[8] Ek olarak, FADS1 FADS2 gen kümesi, fosfolipitler içindeki yağ asitlerinin bileşimini belirlemede önemli bir rol oynar ve çoklu doymamış yağ asitlerinin dengesini etkiler.[12] Benzer şekilde, mitokondride yağ asidi taşınımı ve beta-oksidasyon için gerekli olan açilkarnitinlerin işlenmesi, orta zincirli açil-CoA dehidrogenaz (MCAD) gibi enzimatik aktivitelerin bu metabolitlerin düzeylerini nasıl doğrudan etkilediğini göstermektedir.[1]Lipid metabolizmasının ötesinde, diğer kritik yollar arasında vücuttaki ürik asit düzeylerinin düzenlenmesi yer alır; bu, esas olarak ürat taşıyıcıSLC2A9 (aynı zamanda GLUT9olarak da bilinir) tarafından yönetilir. Bu taşıyıcı, serum ürik asit konsantrasyonlarını ve böbrekler tarafından atılımını etkilemede kritik öneme sahiptir.[13] Bu tür taşıyıcıların ve metabolik enzimlerin koordineli işlevi, bu yollar boyunca uygun akışı sağlayarak, hayati metabolitlerin dengesini korur ve fizyolojik dengesizliklere yol açabilecek birikim veya eksikliği önler.

Genetik ve Translasyon Sonrası Düzenleyici Mekanizmalar

Section titled “Genetik ve Translasyon Sonrası Düzenleyici Mekanizmalar”

Genetik varyantlar, gen ekspresyonunu, protein yapısını ve nihayetinde enzim aktivitesini etkileyerek metabolik yolların düzenlenmesine önemli ölçüde katkıda bulunur. Örneğin, HMGCRgenindeki yaygın tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP’ler), ekson 13’ün alternatif eklemesini etkilediği, bunun da farklıHMGCR izoformlarının üretimini etkileyebileceği ve sonrasında LDL-kolesterol düzeylerini değiştirebileceği gösterilmiştir.[7] Bu alternatif ekleme mekanizması, tek bir genden çeşitli protein ürünleri üretebilen, her biri potansiyel olarak farklı işlevlere veya kararlılıklara sahip olabilen kritik bir transkripsiyon sonrası düzenleyici katmanı temsil eder.[7] Daha fazla düzenleyici kontrol, proteinlere yapılan modifikasyonların onların aktivitesini, lokalizasyonunu veya kararlılığını değiştirebildiği translasyon sonrası düzeyde uygulanır. Örneğin, HMGCR’nin yıkım hızı, oligomerizasyon durumundan etkilenir; bu da protein-protein etkileşimlerinin enzim döngüsünü ve genel aktiviteyi modüle ettiği bir mekanizmayı göstermektedir.[14] Bu tür mekanizmalar, hücresel ihtiyaçlara ve çevresel sinyallere yanıt olarak metabolik akışın ince ayarını sağlar, metabolik enzimlerin basit transkripsiyonel kontrolün ötesindeki mekanizmalar aracılığıyla uygun şekilde aktif veya inaktif olmasını temin eder.

Metabolik süreçlerin anlaşılması, bireysel yolların ötesine geçerek, yolların etkileştiği ve genetik varyantların karmaşık ağlar boyunca etkilerini gösterdiği sistem düzeyinde bir bakış açısını kapsar. Metabolomikler ile birleştirilmiş genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), genetik varyasyonların insan metabolik ağını topluca nasıl şekillendirdiğini belirlemek için güçlü bir yaklaşım sunarak, karmaşık yol çapraz konuşmasını ve ağ etkileşimlerini ortaya koyar.[1] Bu entegre bakış açısı, bir metabolik yoldaki değişikliklerin diğerleri üzerinde basamaklı etkilere sahip olabileceğini ve bunun da genel sistemin bireysel bileşenlerden öngörülemeyen ortaya çıkan özelliklerine yol açtığını kabul eder.

Bu sistem düzeyinde entegrasyon, başlıca genetik olarak belirlenmiş metabotipleri tanımlayarak, karmaşık hastalıkların altında yatan genetiğin işlevsel bir şekilde anlaşılmasına ulaşmayı amaçlar. Bu metabotipler, çoklu genetik lokusların etkileşiminden ve bunların metabolik reaksiyonların geniş ağı üzerindeki etkisinden kaynaklanan karakteristik metabolik profilleri temsil eder.[1]Böyle bir yaklaşım, tek gen analizlerinin ötesine geçerek, sayısız ilişkili genetik varyantıyla birlikte insan metabolik ağının fizyolojik durumlara ve hastalık yatkınlığına nasıl katkıda bulunduğunu aydınlatır.

Bu karmaşık metabolik ve düzenleyici yollar içindeki düzensizlik, sık görülen multifaktöriyel hastalıkların etiyolojisinde doğrudan rol oynamaktadır. Örneğin, lipid metabolizmasındaki değişiklikler, dislipidemi gibi durumlara önemli ölçüde katkıda bulunmakta ve koroner arter hastalığı riskini artırmaktadır. Çalışmalar, düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol, yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol veya trigliserit konsantrasyonlarını etkileyen çok sayıda genetik lokus tanımlamış, böylece lipidle ilişkili bozukluklar için poligenik bir temeli ortaya koymuştur.[15]Bu genetik yatkınlıklar, diyet ve yaşam tarzı gibi çevresel faktörlerle birlikte, bir bireyin olumsuz lipid profillerine karşı duyarlılığını belirler.

Benzer şekilde, ürik asit metabolismasındaki düzensizlik gut gibi hastalıklarda önemli bir faktördür. Bir ürat taşıyıcısını kodlayanSLC2A9genindeki genetik varyantlar, serum ürik asit konsantrasyonları ve bir bireyin gut hastalığına yatkınlığı ile güçlü bir şekilde ilişkilendirilmiştir.[13]Yolak düzensizliği ve kompanzatuvar yanıtlar dahil olmak üzere, hastalıkla ilişkili bu mekanizmaları anlamak, potansiyel terapötik hedefleri belirlemek için çok önemlidir. Genetik varyantları ara fenotipler (metabolit seviyeleri) ile ilişkilendirerek, araştırmacılar etkilenen belirli yolaklar hakkında içgörüler edinebilir ve metabolik dengeyi yeniden sağlamak ve hastalık ilerlemesini hafifletmek için hedefe yönelik müdahaleler geliştirebilirler.[1]

[1] Gieger C, et al. “Genetics meets metabolomics: a genome-wide association study of metabolite profiles in human serum.” PLoS Genet, 2008.

[2] Vasan, R. S., et al. “Genome-wide association of echocardiographic dimensions, brachial artery endothelial function and treadmill exercise responses in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, vol. 8 Suppl 1, 2007, p. S2.

[3] Yang, Q, et al. “Genome-wide association and linkage analyses of hemostatic factors and hematological phenotypes in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet (2007).

[4] Benjamin EJ, et al. “Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study.” BMC Med Genet, 2007.

[5] Hwang SJ, et al. “A genome-wide association for kidney function and endocrine-related traits in the NHLBI’s Framingham Heart Study.” BMC Med Genet, 2007.

[6] Melzer D, et al. “A genome-wide association study identifies protein quantitative trait loci (pQTLs).” PLoS Genet, 2008.

[7] Burkhardt, R, et al. “Common SNPs in HMGCR in micronesians and whites associated with LDL-cholesterol levels affect alternative splicing of exon13.” Arterioscler Thromb Vasc Biol (2008).

[8] Goldstein, J. L., and M. S. Brown. “Regulation of the mevalonate pathway.” Nature, vol. 343, no. 6257, 1990, pp. 425-30.

[9] Phay, J. E. et al. “Cloning and expression analysis of a novel member of the facilitative glucose transporter family, SLC2A9 (GLUT9).”Genomics, vol. 66, no. 2, 2000, pp. 217-20.

[10] Vitart, V, et al. “SLC2A9 is a newly identified urate transporter influencing serum urate concentration, urate excretion and gout.”Nat Genet, 2008.

[11] Kathiresan, S, et al. “Common variants at 30 loci contribute to polygenic dyslipidemia.” Nat Genet, 2008.

[12] Schaeffer, L, Gohlke, H, Muller, M, Heid, IM, Palmer, LJ, et al. “Common genetic variants of the FADS1 FADS2 gene cluster and their reconstructed haplotypes are associated with the fatty acid composition in phospholipids.” Hum Mol Genet, 2006.

[13] Döring, A, Gieger, C, Mehta, D, Gohlke, H, Prokisch, H, et al. “SLC2A9 influences uric acid concentrations with pronounced sex-specific effects.”Nat Genet, 2008.

[14] Cheng, HH, Xu, L, Kumagai, H, Simoni, RD. “Oligomerization state influences the degradation rate of 3-hydroxy-3-methylglutaryl-CoA reductase.” J Biol Chem, 1999.

[15] Willer, C. J. et al. “Newly identified loci that influence lipid concentrations and risk of coronary artery disease.”Nat Genet, vol. 40, no. 2, 2008, pp. 161-9.