İçeriğe geç

Makrofaj Uyarıcı Protein Reseptörü

RON (Recepteur d’Origine Nantaise) olarak da bilinen makrofaj uyarıcı protein reseptörü, hücresel sinyal yollarında kritik bir rol oynayan bir reseptör tirozin kinazdır. Spesifik ligandı olan makrofaj uyarıcı protein (MSP) tarafından aktive edilerek, çeşitli hücresel süreçleri etkileyen hücre içi olayları tetikler. Bu reseptör, makrofajlar ve monositler gibi miyeloid soy hücreleri üzerinde, ayrıca belirli epitel hücreleri ve çeşitli kanser hücreleri üzerinde ağırlıklı olarak bulunur. Aktivasyonu, enflamatuvar yanıtlar, hücre göçü ve doku yeniden şekillenmesi dahil olmak üzere biyolojik fonksiyonların düzenlenmesinde temeldir.

MST1Rgeni tarafından kodlanan makrofaj uyarıcı protein reseptörü, reseptör tirozin kinazların MET ailesine ait bir transmembran proteindir. MSP, RON reseptörüne bağlandığında, reseptör dimerizasyonunu ve hücre içi domaini içindeki spesifik tirozin kalıntılarının otofosforilasyonunu indükler. Bu fosforillenmiş bölgeler, çeşitli aşağı akış sinyal proteinleri için kritik bağlanma platformları görevi görür; hücre sağkalımı ve proliferasyonu için hayati olan PI3K/Akt yolu ile hücre büyümesi ve farklılaşmasında rol oynayan MAPK yolu gibi sinyal yollarını başlatır. Bu karmaşık sinyal kaskatları aracılığıyla, makrofaj uyarıcı protein reseptörü; polarizasyon, kemotaksi (yönlendirilmiş hareket), fagositoz (partiküllerin yutulması) ve inflamatuar medyatörlerin üretimi dahil olmak üzere temel makrofaj aktivitelerini modüle eder.

Makrofaj uyarıcı protein reseptörü yolunun düzensizliği, geniş bir yelpazedeki insan hastalıklarıyla ilişkilendirilmiştir. Enflamatuar süreçlerdeki katılımı, anormal makrofaj fonksiyonunun hastalık ilerlemesine katkıda bulunduğu kronik iltihabi durumlarda bir rolü olduğunu düşündürmektedir. İltihabın ötesinde, reseptör kanser biyolojisine yaptığı önemli katkıyla iyi tanınmaktadır. RON’un aşırı ifadesi veya konstitütif aktivasyonu tümör hücresi proliferasyonunu, sağkalımını, invazyonunu ve metastatik potansiyelini artırabilir. Meme, kolon, akciğer ve yumurtalık kanserleri de dahil olmak üzere çok sayıda malignitede gözlemlenmiştir ve bu durum onu onkolojideki terapötik müdahaleler için umut vadeden bir hedef haline getirmektedir.

Makrofaj uyarıcı protein reseptörünün ve ilişkili sinyal yollarının incelenmesi ve anlaşılması, özellikle yeni terapötik stratejilerin geliştirilmesinde ilerleme kaydetmede önemli sosyal öneme sahiptir. Bu reseptöre odaklanan araştırmalar, makrofaj fonksiyonunu hassas bir şekilde modüle ederek enflamatuar bozukluklar için hedefe yönelik tedaviler tasarlamak amacıyla yollar açmaktadır. Ayrıca, tümör büyümesini ve metastazı inhibe etmeyi amaçlayan yeni antikanser ilaçları geliştirmek için potansiyel sunmaktadır. MST1R geni içindeki genetik varyasyonları ve bunların reseptör ekspresyonu ve fonksiyonu üzerindeki etkisini araştırmak, ayrıca bu hastalıklara karşı bireysel duyarlılığa ilişkin değerli bilgiler sağlayabilir ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarını kolaylaştırabilir.

Makrofaj uyarıcı protein reseptörü için genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), birçok karmaşık özellik analizinde olduğu gibi, bulguların yorumlanmasını ve genellenebilirliğini etkileyen çeşitli metodolojik ve istatistiksel sınırlamalara tabidir. Temel bir zorluk, çok sayıda tek nükleotid polimorfizmi (SNP) ve fenotip arasında çoklu hipotez testini hesaba katmak için gereken katı istatistiksel eşik değerlerini içermesidir. Örneğin, katı Bonferroni düzeltmeleri aşırı muhafazakar olabilir ve özellikle geniş arama alanı göz önüne alındığında tanımlanması doğası gereği daha zor olantrans-etkili varyantlar için, orta düzeyde etki büyüklüklerine sahip gerçek biyolojik ilişkilendirmelerin tespit edilememesine yol açabilir. Aşırı iltihaplanmadan kaynaklanan doku hasarını önlemek için uygun kompleman kontrolü esastır; bu süreç makrofajlar tarafından yoğun bir şekilde aracılık edilir.[1] Benzer şekilde, C7 terminal kompleman yolunun bir bileşenidir ve patojenleri hedef alan ve lizize uğratan membran saldırı kompleksinin (MAC) bir parçasını oluşturur. C7’deki rs74480769 varyantı, MAC oluşumunun verimliliğini veya genel kompleman kaskadını potansiyel olarak değiştirebilir, bu da vücudun patojenleri ve hücresel kalıntıları temizleme yeteneğini etkiler. Bu tür değişiklikler, makrofajlar tarafından alınan iltihabi sinyalleri etkileyebilir, böylece aktivasyon durumlarını ve büyüme faktörleri ile sitokinlere, makrofaj uyarıcı protein reseptörü aracılığıyla sinyal verenler de dahil olmak üzere, yanıtlarını modüle edebilir.[2] Kompleman aktivitesindeki düzensizlik, kronik iltihaplanmaya veya bozulmuş immün klirensine yol açabilir; bunların her ikisi de makrofaj davranışını ve anahtar reseptörlerinin ekspresyonunu veya aktivitesini derinden etkiler.

Kompleman sisteminin ötesinde, Butyrylcholinesterase (BCHE) ve Long Intergenic Non-Protein Coding RNA 1322 (LINC01322) gibi genler de immün fonksiyonla kesişebilen çeşitli fizyolojik süreçlere katkıda bulunur. BCHE, esas olarak kolin esterlerini hidrolize etmesiyle bilinen bir enzimi kodlar; detoksifikasyonda rol oynar ve makrofajlar gibi immün hücreler üzerindeki etkileri giderek daha fazla kabul gören kolinerjik sinyal yollarını potansiyel olarak modüle eder.[3] Hem BCHE hem de LINC01322 yakınında bulunan rs78119247 varyantı, BCHE’nin ekspresyonunu veya aktivitesini ya da gen ekspresyonunu etkileyebilen kodlayıcı olmayan bir RNA olan LINC01322’nin düzenleyici fonksiyonlarını etkileyebilir. Bu yollardaki değişiklikler, makrofaj aktivasyon durumlarını veya çeşitli uyaranlara karşı duyarlılıklarını dolaylı olarak değiştirebilir, böylece genel iltihabi ortamı ve makrofaj uyarıcı protein reseptörünün fonksiyonel bağlamını etkileyebilir.[1] CYP21A2’nin bir psödogeni olan CYP21A1P geni, immünle ilişkili genler açısından zengin bir genomik alan olan majör histokompatibilite kompleksi (MHC) sınıf III bölgesinde yer alır. CYP21A1P kendisi tipik olarak işlevsel olmasa da, bu psödogen lokusu içinde veya yakınındaki rs9501393 gibi varyantlar, özellikle steroid hormon sentezi veya immün regülasyonunda yer alan komşu genlerdeki işlevsel varyantlarla bağlantı dengesizliği içinde olabilir. Steroid hormonlarının immün yanıtları ve iltihaplanmayı modüle etmedeki kritik rolü göz önüne alındığında, bu bölgedeki varyasyonlar, makrofaj fonksiyonunu ve makrofaj uyarıcı protein reseptörü (MST1R) gibi reseptörleri içeren sinyal yollarını dolaylı olarak etkileyebilir.[2] Bu genetik etkiler, çeşitli biyolojik sistemler arasındaki karmaşık etkileşimi ve bunların doğuştan gelen bağışıklık ve makrofaj aracılı süreçler üzerindeki toplu etkisini vurgulamaktadır.

Makrofaj Biyolojisinde Ana Reseptörler ve Kemokinler

Section titled “Makrofaj Biyolojisinde Ana Reseptörler ve Kemokinler”

Makrofaj uyarıcı protein reseptörü, geniş anlamda, aktivasyon üzerine makrofaj fonksiyonunu, genellikle spesifik sinyal moleküllerinin salınımı yoluyla modüle eden hücresel bileşenleri ifade eder. Kritik bir örnek, FCER1A geni tarafından kodlanan, mast hücreleri ve insan alveoler makrofajları dahil olmak üzere çeşitli bağışıklık hücrelerinin yüzeyinde anahtar bir biyomolekül olan yüksek afiniteli IgE reseptörü FcεRI’dir.[3] Bu reseptör, immünoglobulin E (IgE) ile bağlanarak bağışıklık tepkilerini başlatmada merkezi bir rol oynar ve böylece hücresel davranışı etkileyen sinyalleri iletir.

IgE ve antijenler tarafından agregasyon veya bağlanma gibi aktivasyon üzerine, FcεRI bu hücrelerin içinde karmaşık moleküler ve hücresel yolları başlatır. Bu aktivasyon, artmış gen transkripsiyonunu ve ardından çeşitli immün medyatörlerin salgılanmasını içeren bir olaylar zincirine yol açar. Özellikle, güçlü bir kemokin olan Monosit Kemotaktik Protein-1 (MCP1), FcεRI bağlanmasını takiben mast hücrelerinden üretilir ve salınır.[3]

Hücresel Sinyalleşme ve İmmün Düzenleme

Section titled “Hücresel Sinyalleşme ve İmmün Düzenleme”

Mast hücreleri ve alveoler makrofajlar üzerindeki IgE reseptörlerinin bağlanması, immün düzenleme için temel olan karmaşık hücre içi sinyal yollarını tetikler. Bu yollar, diğer pro-enflamatuar ve anti-enflamatuar sitokinlerle birlikte MCP1’in güçlü sentezi ve salımı da dahil olmak üzere hayati hücresel işlevlerle sonuçlanır.[3] Bu sinyal olaylarının spesifik doğası, salınan medyatörlerin türünü ve miktarını belirleyerek, lokal ve sistemik immün çevreyi etkiler.

MCP1 gibi kemokinlerin bu düzenlenmiş üretimi, immün düzenlemenin temel bir yönüdür; monositlerin ve diğer immün hücrelerin enflamasyon bölgelerine toplanmasını düzenler ve daha geniş immün sistem içindeki doku etkileşimlerini etkiler. Bu biyomoleküllerin koordineli salımı, vücudun çeşitli uyarılara verdiği yanıtı ince ayarlamaya yardımcı olarak, uygun ve kontrollü bir immün reaksiyon sağlar.[3]

Makrofaj İlişkili Biyobelirteçler Üzerine Genetik Etkiler

Section titled “Makrofaj İlişkili Biyobelirteçler Üzerine Genetik Etkiler”

Genetik mekanizmalar, MCP1 seviyeleri dahil olmak üzere makrofaj ilişkili biyobelirteçlerin ifadesini ve aktivitesini önemli ölçüde modüle eder. FCER1Ageni içindeki, tek nükleotid polimorfizmi (SNP)rs2494250 gibi spesifik varyasyonların, MCP1 plazma konsantrasyonları ile önemli ölçüde ilişkili olduğu bulunmuştur ve bu durum, bu anahtar kemokinin üzerinde doğrudan genetik bir etki olduğunu göstermektedir.[3] Bu genetik varyasyonlar, gen fonksiyonlarını veya ifade paternlerini değiştirebilir, böylece immün medyatör üretiminden sorumlu genel hücresel mekanizmayı etkileyebilir.

İlişkili başka bir SNP olan rs4128725 , ayrıca MCP1 seviyeleri ile bir ilişki sergilemekte ve rs2494250 ile mütevazı bir bağlantı dengesizliği göstermektedir; bu da bu varyantların ortak, altta yatan nedensel bir genetik faktör için vekil görevi görebileceğini düşündürmektedir.[3] Ayrıca, MCP1’i kodlayan CCL2 genindeki polimorfizmler, serum MCP1 seviyeleri ile bağımsız olarak ilişkilidir; bu da bu önemli makrofaj toplayıcı kemokinin dolaşımdaki seviyelerini etkileyen ek genetik düzenleyici ağları vurgulamaktadır.[4]

Enflamasyon ve Hastalıklarda Patofizyolojik Etki

Section titled “Enflamasyon ve Hastalıklarda Patofizyolojik Etki”

IgE reseptörü aracılı makrofaj aktivasyonu ve MCP1 üretiminin düzensizliği, çeşitli patofizyolojik süreçlere önemli ölçüde katkıda bulunur. Hem IgE hem de MCP1’in artmış konsantrasyonları, mesleki astım gibi durumlarda dikkat çekici şekilde gözlenmekte olup, alerjik inflamatuar yanıtların ilerlemesinde ve homeostatik bozukluklarda birleşik rollerini göstermektedir.[3] Bu durum, bu yollar aracılığıyla gelişen aşırı aktif bir bağışıklık yanıtının kronik inflamatuar hastalıklara nasıl yol açabileceğini vurgulamaktadır.

Alerjik reaksiyonların ötesinde, plazma MCP1konsantrasyonları, kardiyovasküler sağlıkta kritik bir hastalık mekanizması olan karotis aterosklerozunun gelişimi ile de ilişkilendirilmiştir.[5] Bu ilişki, değişmiş MCP1 seviyelerinin sistemik sonuçlarını ortaya koymakta, arterlerde plak birikimine katkıda bulunan kronik inflamatuar durumlardaki rolünü düşündürmektedir. Bu bulgular, bu temel immün yollardaki bozuklukların çeşitli yaygın hastalıkların gelişimine ve ilerlemesine nasıl katkıda bulunabileceğini vurgulamaktadır.

Reseptör Aracılı Sinyalleşme ve İnflamatuar Kemokin Sentezi

Section titled “Reseptör Aracılı Sinyalleşme ve İnflamatuar Kemokin Sentezi”

Makrofajların ve mast hücreleri gibi ilişkili immün hücrelerin aktivasyonu, aşağı akış sinyal kaskatlarını başlatan spesifik protein reseptörleri aracılığıyla kritik bir şekilde düzenlenir. Örneğin, insan alveolar makrofajlarındaki yüksek afiniteli IgE reseptörü aktive edilebilir ve hem proinflamatuar hem de anti-inflamatuar sitokinler dahil olmak üzere çeşitli kemokinlerin üretimine yol açabilir.[6] Benzer şekilde, mast hücrelerindeki yüksek afiniteli IgEreseptörünün uyarılması, monosit kemoatraktan protein-1 (MCP-1) sentezi ve salgılanmasıyla sonuçlanan tercihli sinyal yollarını tetikler.[7] Bu süreç, insan akciğer mast hücrelerinde MCP-1 ekspresyonunu aktif olarak teşvik eden c-kit ligandı, kök hücre faktörü ve anti-IgE gibi faktörlerden de etkilenir.[8] Bu etkileşimler, dış uyaranların reseptör etkileşimi yoluyla immün hücre alımını ve inflamatuar süreçleri düzenleyen hücresel yanıtlara dönüştüğü temel bir mekanizmayı vurgulamaktadır.

Kemokin Ekspresyonunun Genetik Düzenlemesi

Section titled “Kemokin Ekspresyonunun Genetik Düzenlemesi”

Genetik varyasyonlar, temel inflamatuar mediyatörlerin ekspresyon seviyelerini modüle etmede önemli bir rol oynamakta, böylece daha geniş fizyolojik ve patolojik sonuçları etkilemektedir. Özellikle, MCP-1’i kodlayan CCL2 geni içindeki polimorfizmler, serum MCP-1 konsantrasyonlarının belirleyicileri olarak tanımlanmıştır. Bu genetik varyasyonlar, Framingham Kalp Çalışması gibi araştırmalarda miyokard enfarktüsünün artan riskiyle ilişkilidir.[4]Bu, kalıtsal genetik farklılıkların değişmiş kemokin seviyelerine nasıl yol açabileceğini, bireyleri potansiyel olarak inflamatuar kardiyovasküler hastalıklara yatkınlaştırarak göstermektedir. Bu tür genetik düzenleyici mekanizmalar, genotip ve immün yanıt arasındaki karmaşık etkileşimi vurgulamakta, hastalık duyarlılığını etkilemektedir.

Kemokin Üretiminin Çevresel ve İmmünolojik Modülasyonu

Section titled “Kemokin Üretiminin Çevresel ve İmmünolojik Modülasyonu”

Genetik yatkınlıkların ötesinde, bağışıklık hücreleri tarafından kemokin üretimi, dinamik çevresel ve immünolojik düzenlemeye tabidir. Örneğin, monomerik IgE, insan mast hücrelerinde kemokin üretimini artırabilir; bu yanıt IL-4 tarafından daha da güçlendirilir ve deksametazon tarafından baskılanır.[9] Bu durum, spesifik sitokinlerin ve farmakolojik ajanların bağışıklık hücrelerinin inflamatuar çıktısını nasıl hassas bir şekilde ayarlayabileceğini göstermektedir. Ayrıca, diizosiyanat antijenleri tarafından indüklenenler gibi, antijenle uyarılan MCP-1 sentezi, diizosiyanat astımı gibi durumları tanımlamak için oldukça etkili bir biyobelirteç olduğunu kanıtlamıştır; bu da spesifik çevresel tetikleyicilere yanıt olarak kemokin üretimini izlemenin faydasını ortaya koymaktadır.[10] Bu düzenleyici katmanlar, kemokin yanıtlarının immünolojik bağlama uygun şekilde ölçeklenmesini sağlayarak, kontrolsüz inflamasyonu önlerken gerekli immün sürveyansı kolaylaştırır.

MCP-1üretimini ve düzenlenmesini içeren yollar, daha geniş fizyolojik sistemlere entegre olmuş olup, özellikle kardiyovasküler sağlıkta hastalık patogenezini önemli ölçüde etkiler.MCP-1, monositleri enflamasyon ve doku hasarı bölgelerine çeken güçlü bir kemoatraktan olarak işlev görür. Yüksek MCP-1 plazma konsantrasyonları, arterlerde plak birikimi ile karakterize edilen bir durum olan karotis aterosklerozunun gelişimiyle ilişkilidir.[5] CCL2 gen polimorfizmlerinin serum MCP-1 düzeyleri ve miyokard enfarktüsü ile ilişkisi, MCP-1’in kardiyovasküler hastalıkların başlangıcı ve ilerlemesindeki kritik rolünü daha da vurgulamaktadır.[4]Kemokin sinyalizasyonu, monosit toplanması ve ardından gelen enflamatuar süreçlerin bu sistemik entegrasyonu, bu yollardaki disregülasyonun ateroskleroz ve miyokard enfarktüsü gibi karmaşık hastalıklara nasıl katkıda bulunduğunu örneklemektedir.

Enflamatuar Yolların Genetik Regülasyonu

Section titled “Enflamatuar Yolların Genetik Regülasyonu”

IgE için yüksek afiniteli Fc reseptörünü kodlayan FCER1Agenine yakın genetik varyantlar, monosit kemoatraktan protein-1 (MCP1) dolaşımdaki seviyeleri ile önemli ilişkilendirmeler göstermektedir. Örneğin, Framingham Kalp Çalışması’nda,rs2494250 ve rs4128725 gibi spesifik tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) MCP1 konsantrasyonları ile güçlü bir şekilde ilişkiliydi vers2494250 genom çapında anlamlılığa ulaştı (p = 1.0 x 10.[9] ).[3] Bu SNP’ler topluca MCP1 seviyelerindeki değişkenliğin önemli bir kısmını açıklayarak, bu kritik enflamatuar biyobelirteç üzerindeki genetik bir etkiyi vurgulamaktadır.[3]Bu genetik belirleyicileri anlamak, çok sayıda hastalık patolojisi için temel olan enflamatuar yanıtların içsel regülasyonu hakkında içgörüler sağlayabilir.

MCP1, enflamasyon bölgelerine monositleri (makrofajlara farklılaşan) toplayan önemli bir kemokindir. Bu nedenle, MCP1 seviyelerini etkileyen genetik yatkınlıklar, özellikle FCER1A ile bağlantılı olanlar, vücut genelindeki enflamatuar süreçlerin yoğunluğunu ve süresini modüle edebilir.[3] Bu genetik içgörü, artmış enflamatuar profile sahip bireylerin belirlenmesine katkıda bulunarak, makrofaj infiltrasyonu ve aktivitesi ile karakterize çeşitli durumların yatkınlığını ve ilerlemesini potansiyel olarak etkileyebilir.

Alerjik ve İmmünolojik Durumlar İçin Çıkarımlar

Section titled “Alerjik ve İmmünolojik Durumlar İçin Çıkarımlar”

FCER1A ve MCP1 arasındaki biyolojik bağlantı, özellikle alerjik ve immünolojik bozukluklar bağlamında klinik olarak anlamlıdır. FCER1A, IgE’nin mast hücrelerine ve bazofillere bağlanmasına aracılık ederek inflamatuar medyatörlerin salınımını tetiklediği için alerjik yanıtın ayrılmaz bir parçasıdır.[3] Araştırmalar, yüksek afiniteli IgE reseptörünün (FcεRI) agregasyonu veya stimülasyonunun, mast hücrelerinde artan gen transkripsiyonuna ve MCP1 salgılanmasına yol açabileceğini, bu mekanizmanın hem deneysel modellerde hem de insan çalışmalarında gözlemlendiğini göstermektedir.[7] Örneğin, mesleki astımı olan bireyler, hem IgE hem de MCP1’in yüksek seviyelerini sergileyerek bu karmaşık ilişkiyi daha da desteklemektedir.[11] Bu yolak, FCER1Afonksiyonunu etkileyen genetik varyasyonların, MCP1 aracılı monosit ve makrofaj alımını modüle ederek alerjik hastalıkların şiddetini veya klinik belirtilerini etkileyebileceğini düşündürmektedir. Bu tür ilişkilendirmeler, hem alerjik reaksiyonların hem de kronik inflamatuar durumların mevcut olduğu durumlarda örtüşen fenotipleri veya komorbiditeleri açıklamaya yardımcı olabilir.FCER1A’nın MCP1 gibi makrofaj uyarıcı proteinlerin üretimini nasıl etkilediğini anlayarak, klinisyenler karmaşık immün aracılı durumlarda hastalık mekanizmaları ve potansiyel terapötik hedefler hakkında daha net bir tablo elde edebilir.

Prognostik Değer ve Kişiselleştirilmiş Tıp Potansiyeli

Section titled “Prognostik Değer ve Kişiselleştirilmiş Tıp Potansiyeli”

MCP1 seviyeleri ile tanımlanan genetik ilişkilendirmeler, prognostik sınıflandırma ve kişiselleştirilmiş tıp stratejilerinin geliştirilmesi için önemli potansiyel taşımaktadır. MCP1 konsantrasyonlarını etkileyen FCER1Ayakınındaki varyantlar, hastalık sonuçlarını tahmin etmek, hastalık ilerlemesi riskini değerlendirmek veya anti-enflamatuar ya da anti-alerjik tedavilere yanıtı öngörmek için değerli biyobelirteçler olarak hizmet edebilir.[3] Örneğin, sürekli yüksek MCP1 seviyeleri ile ilişkili genotipleri taşıyan bireyler, kronik enflamasyonun neden olduğu durumlar veya şiddetlenmiş alerjik yanıtlar için artmış risk altında olabilir ve bu durum daha erken veya daha agresif müdahaleleri gerektirebilir.

Klinik bir ortamda, bu genetik bilgi tanısal fayda ve risk değerlendirme protokollerine entegre edilebilir; bu da ciddi semptomların başlamasından önce yüksek riskli bireylerin belirlenmesine olanak tanır. Bu hassas tıp yaklaşımı, tedavi seçimine rehberlik ederek klinisyenlerin müdahaleleri hastanın spesifik genetik profiline göre uyarlamasına olanak tanıyabilir, böylece terapötik etkinliği optimize eder ve yan etkileri minimize eder. Ayrıca, izleme stratejileri bu genetik bilgileri hastalık aktivitesini veya tedavi etkinliğini izlemek için kullanabilir, bu da enflamatuar ve alerjik durumlar için daha bireyselleştirilmiş hasta bakımı ve önleme stratejilerine doğru ilerlemeyi sağlar.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs34813609 CFHinsulin growth factor-like family member 3 measurement
vitronectin measurement
rRNA methyltransferase 3, mitochondrial measurement
secreted frizzled-related protein 2 measurement
Secreted frizzled-related protein 3 measurement
rs9501393 CYP21A1Pinterleukin-20 receptor subunit alpha measurement
protein measurement
cytochrome c oxidase assembly factor 3 homolog, mitochondrial measurement
tumor necrosis factor receptor superfamily member 8 amount
ribosome biogenesis protein TSR3 homolog measurement
rs78119247 BCHE, LINC01322protein measurement
interleukin-10 receptor subunit alpha measurement
dual specificity protein kinase CLK2 measurement
C-type lectin domain family 4 member D measurement
transcription factor RelB measurement
rs74480769 C7blood protein amount
protein measurement
complement component C7 measurement
DNA repair protein RAD51 homolog 1 amount
DNA-directed RNA polymerases I and III subunit RPAC1 measurement

[1] Melzer, David, et al. “A genome-wide association study identifies protein quantitative trait loci (pQTLs).” PLoS Genetics, vol. 4, no. 5, 2008, p. e1000072.

[2] Reiner, Alex P., et al. “Polymorphisms of the HNF1A gene encoding hepatocyte nuclear factor-1 alpha are associated with C-reactive protein.”American Journal of Human Genetics, vol. 82, no. 5, 2008, pp. 1193-201.

[3] Benjamin, E. J., et al. “Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study.” BMC Medical Genetics, vol. 8, no. Suppl 1, 2007, p. S11.

[4] McDermott, D. H., et al. “CCL2 polymorphisms are associated with serum monocyte chemoattractant protein-1 levels and myocardial infarction in the Framingham Heart Study.”Circulation, vol. 112, 2005, pp. 1113-1120.

[5] Joven, J., et al. “The influence of HIV infection on the correlation between plasma concentrations of monocyte chemoattractant protein-1 and carotid atherosclerosis.”Clinical Chemistry and Laboratory Medicine, vol. 368, 2006, pp. 114-119.

[6] Gosset, P., et al. “Production of chemokines and proinflam-matory and antiinflammatory cytokines by human alveolar macrophages activated by IgE receptors.” Journal of Allergy and Clinical Immunology, vol. 108, 2001, pp. 101-108.

[7] Eglite, S. et al. “Synthesis and secretion of monocyte chemotactic protein-1 stimulated by the high affinity receptor for IgE.”Journal of Immunology, vol. 170, 2003, pp. 2680-2687.

[8] Baghestanian, M., et al. “The c-kit ligand stem cell factor and anti-IgE promote expression of monocyte chemoattractant protein-1 in human lung mast cells.”Blood, vol. 90, 1997, pp. 4438-4449.

[9] Matsuda, K., et al. “Monomeric IgE enhances human mast cell chemokine production: IL-4 augments and dexamethasone suppresses the response.” Journal of Allergy and Clinical Immunology, vol. 116, 2005, pp. 1357-1363.

[10] Bernstein, David I., et al. “Diisocyanate antigen-stimulated monocyte chemoattractant protein-1 synthesis has greater test efficiency than specific antibodies for identification of diisocyanate asthma.”American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine, vol. 166, no. 4, 2002, pp. 445-450.

[11] Malo, J. L. et al. “Changes in specific IgE and IgG and monocyte chemoattractant protein-1 in workers with occupational asthma caused by diisocyanates and removed from exposure.”Journal of Allergy and Clinical Immunology, vol. 118, 2006, pp. 530-533.