Lenfadenit
Giriş
Lenfadenit, bir veya daha fazla lenf düğümünün iltihaplanması ve büyümesiyle karakterize edilen, genellikle "şişmiş bezler" olarak adlandırılan tıbbi bir durumdur. Lenf düğümleri, vücudun bağışıklık savunma ağının hayati bir parçası olan lenfatik sistemin önemli birer bileşenidir. Bu küçük, fasulye şeklindeki yapılar, vücudun dört bir yanında stratejik olarak konumlanmıştır; lenf sıvısı için filtre görevi görür ve bağışıklık hücresi aktivasyonu ile yabancı partikül ve patojenlerin yakalandığı yerler olarak işlev görür.
Biyolojik Temel
Lenfadenitin biyolojik temeli, başlıca bağışıklık sisteminin enfeksiyon, yaralanma veya enflamasyona karşı verdiği lokalize yanıtı içerir. Vücut, bakteri, virüs veya mantar gibi istilacı mikroorganizmalarla karşılaştığında veya enflamatuar uyaranlara maruz kaldığında, etkilenen lenf düğümlerindeki lenfositler ve makrofajlar dahil bağışıklık hücreleri hızla çoğalır ve aktive olurlar. Bu hücresel çoğalma, enflamatuar medyatörlerin akışıyla birlikte, lenfadenitle ilişkili karakteristik şişlik, hassasiyet ve bazen ağrıya yol açar. Şişmiş lenf düğümlerinin spesifik konumu, genellikle enfeksiyon veya enflamasyonun birincil kaynağına dair ipuçları sağlayabilir; örneğin, boyundaki şişmiş düğümler (servikal lenfadenit) bir boğaz enfeksiyonuna işaret edebilirken, kasık bölgesindekiler (inguinal lenfadenit) alt ekstremitelerde veya genital bölgede bir soruna işaret edebilir.
Klinik Önemi
Klinik olarak lenfadenit, çeşitli tıp disiplinlerinde sıkça görülen bir durumdur. Tablosu, altta yatan neden tedavi edildiğinde düzelen hafif, kendi kendini sınırlayan bir sorundan, otoimmün durumlar veya hatta maligniteler dahil olmak üzere daha ciddi sistemik hastalıkların önemli bir göstergesine kadar değişebilir. Tanı süreci genellikle bir fizik muayeneyi içerir ve kesin etiyolojiyi tespit etmek için görüntüleme çalışmaları veya biyopsi içerebilir. Klinik önemi, benign nedenler ile spesifik tıbbi müdahaleler gerektiren ciddi durumlar arasında ayrım yapmakta yatmaktadır. Devam eden araştırmalar, lenfadenitin şiddetini veya kronikliğini etkileyebilecek inflamatuar yanıtları ve bağışıklık sistemi düzenlemesini etkileyen genetik yatkınlıkları inceler. Tayvanlı Han popülasyonu gibi farklı popülasyonlardaki hastalık ilişkilerinin genetik mimarisi ve poligenik risk üzerine yapılan çalışmalar, çeşitli sağlık durumlarındaki soya özgü genetik faktörlerin önemini vurgulamaktadır; bu da bağışıklık yanıtlarını ve inflamatuar durumları dolaylı olarak etkileyebilir.[1]
Sosyal Önem
Lenfadenitin sosyal önemi, yaygın görülmesi ve potansiyel halk sağlığı üzerindeki etkilerinden kaynaklanmaktadır. Birçok vaka hafif seyretse de, şiddetli veya tekrarlayan lenfadenit atakları önemli rahatsızlığa, anksiyeteye ve tıbbi bakım ihtiyacına yol açarak bireyin yaşam kalitesini ve üretkenliğini etkileyebilir. Bazı bağlamlarda, önemli halk sağlığı endişeleri taşıyan tüberküloz veya HIV gibi yaygın bulaşıcı hastalıklar için tanısal bir belirteç olarak da hizmet edebilir. Doğru tanı ve etkili yönetim için halkın farkındalığını ve sağlık hizmetlerine erişimi sağlamak, komplikasyonları önlemek ve altta yatan sağlık sorunlarını ele almak için hayati önem taşır, bu da genel toplum refahına katkıda bulunur.
Çalışma Tasarımı ve Veri Toplama Kısıtlamaları
Tek bir kurumdan alınan Elektronik Tıbbi Kayıt (EMR) verilerine dayanan araştırmalar, o merkezin kendine özgü hasta demografisi, tanı pratikleri ve tedavi protokollerinin daha geniş popülasyonları temsil etmeyebileceği için doğası gereği kısıtlamalar barındırır. Bu tek merkezli yaklaşım, seçilim yanlılığına yol açabilir ve bulguların diğer sağlık sistemlerine veya coğrafi bölgelere genellenebilirliğini kısıtlayabilir.[1] Ayrıca, EMR'lere güvenilmesi, kaydedilmemiş komorbiditelerin potansiyel bir endişe kaynağı olduğu anlamına gelir; bu durum, gerçek hastalık ilişkilerini gizleyerek veya bireyleri yanlış sınıflandırarak hem vaka hem de kontrol gruplarında yanlış-negatif sonuçlara yol açabilir.[1] Hastane merkezli bir veri tabanının yapısı ek zorluklar ortaya çıkarır; başlıca sorun, "yarı sağlıklı" bireylerin olmamasıdır, bu da neredeyse tüm katılımcıların en az bir belgelenmiş tanıya sahip olduğu anlamına gelir.[1] Gerçekten sağlıklı kontrol grubunun bu eksikliği, hastalık prevalansı tahminlerini etkileyebilir ve genetik ilişkilendirme çalışmalarını potansiyel olarak yanlı hale getirebilir.[1] Sağlık sistemi ve hekimlerin belirli testleri isteme kararlarından etkilenen tanı kayıt pratikleri, doğrulanmamış tanıların belgelenmesine de yol açabilir. Vaka dahil edilmesi için birden fazla tanı gerektirerek yanlış pozitifleri azaltmak için çaba gösterilmiş olsa da, bu içsel veri toplama yanlılıkları, hastalık sınıflandırmasının doğruluğunu ve gözlemlenen ilişkilerin sağlamlığını hala etkileyebilir.[1]
Soy ve Genellenebilirlik Zorlukları
Genom Çapında İlişkilendirme Çalışmaları (GWAS'lar) dahil olmak üzere genetik çalışmalardaki önemli bir sınırlama, Avrupalı olmayan popülasyonların kalıcı olarak yetersiz temsilidir; bu durum, farklı soylarda yaygın olan nadir genetik varyantların keşfini engelleyebilir.[1] Hastalıklar için genetik risk faktörleri çoğunlukla bireyin soyundan etkilenir; yani, bir popülasyondan elde edilen bulgular diğerlerine doğrudan aktarılamayabilir. Bu soy yanlılığı, genetik ilişkilendirmelerin genellenebilirliğini ve farklı etnik gruplarda poligenik risk skorlarının (PRS'ler) faydasını sınırlar.[1] Soya özgü genetik mimarilerin varlığı, popülasyonlar arasında belirli varyantların etki büyüklüklerindeki kayda değer tutarsızlıklarla kanıtlandığı gibi, uyarlanmış PRS modellerini gerektirir.[1] Örneğin, SELENOI genindeki rs6546932 gibi bir varyant, Tayvanlı Han popülasyonunda Avrupalı kohortlara kıyasla farklı bir odds oranı sergileyebilir.[1] Bu tür popülasyona özgü genetik arka planlar, bir soyda geliştirilen PRS modellerinin başka bir soyda hastalık yatkınlığını doğru bir şekilde öngöremeyebileceğini, böylece klinik uygulanabilirliklerini sınırlamakta ve farklı popülasyonlarda daha fazla araştırma yapılmasını gerektirmektedir.[1]
Poligenik Mimari ve Öngörü Sınırlamaları
Çoğu hastalığın, birden fazla genetik varyant ve çevresel faktörler arasındaki karmaşık etkileşimlerden kaynaklanan karmaşık etiyolojisi, genetik ilişkilendirme çalışmaları için temel bir sınırlama teşkil etmektedir.[1] GWAS'lar, güçlü olsalar da, bu karmaşık etkileşimi genellikle tam olarak yakalayamazlar; bu durum, tanımlanan genetik varyantların hastalık riskinin yalnızca küçük bir kısmını açıkladığı "eksik kalıtım" fenomenine katkıda bulunmaktadır.[1] Ayrıca, poligenik risk skoru modellerinin etkinliği örneklem büyüklüğüne önemli ölçüde bağlıdır; daha küçük kohortlar genellikle daha az sağlam ve potansiyel olarak daha az doğru öngörü modelleri üretirler.[1] PRS modellerinin öngörü gücü, yaş ve cinsiyet gibi temel demografik faktörlere göre ayarlandığında bile mütevazı olabilir; genellikle Eğri Altındaki Alan (AUC) değerlerini 0,7'nin altında verirken, nadiren 0,9'u aşmaktadır.[1] Bu durum, genetik faktörler hastalığa yatkınlığa katkıda bulunsa da, bireysel riski tam olarak açıklamadıklarını göstermektedir.[1] Model doğruluğunu artırmak ve hastalığa yatkınlığın daha kapsamlı bir değerlendirmesini sağlamak için, gelecekteki araştırmalar vücut kitle indeksi, kan basıncı, çeşitli biyobelirteçler gibi daha geniş bir klinik özellik yelpazesini ve beslenme, egzersiz, alkol tüketimi ve sigara içme gibi kritik çevresel faktörleri entegre etmelidir.[1]
Varyantlar
İnsan sağlığının, özellikle lenfadenit gibi bağışıklıkla ilişkili durumların altında yatan genetik mimari, çeşitli genler ve onların spesifik varyantları arasındaki karmaşık etkileşimleri içerir. Bu bölüm, HLA-C geni içindeki rs2853953 ve C1orf21 genindeki *rs60492074_ olmak üzere, her ikisi de bağışıklık yanıtlarını ve hücresel işlevi etkileyebilen bu tür iki varyantı incelemektedir.
HLA-C geni, Majör Histokompatibilite Kompleksi (MHC) sınıf I bölgesinin kritik bir bileşenidir; bu bölge, hücre içinden küçük protein parçacıklarını (peptitler) sitotoksik T lenfositlerine sunarak bağışıklık sisteminde çok önemli bir rol oynar. Bu sunum, T hücrelerinin virüs bulaşmış veya kanserli hale gelmiş hücreleri tespit etmesini ve yok etmesini sağlar.[1] HLA-C içindeki varyasyonlar, sunulan peptit türlerini önemli ölçüde değiştirebilir, böylece bir bireyin otoimmün bozukluklar, viral enfeksiyonlar ve inflamatuar durumlar dahil olmak üzere çeşitli hastalıklara karşı duyarlılığını veya direncini etkileyebilir. Örneğin, HLA-C*07:02 gibi spesifik HLA-C allelleri, farklı popülasyonlarda değişen frekanslarda gözlemlenmekte olup, popülasyona özgü immün profillerdeki rollerini vurgulamaktadır.[1] HLA-C geni içinde yer alan rs2853953 varyantı, genin ekspresyon seviyelerini veya mRNA'sının stabilitesini etkileyebilir, potansiyel olarak hücre yüzeyindeki HLA-C protein miktarının değişmesine yol açabilir. Bu tür değişiklikler, T-hücresi yanıtlarının gücünü ve özgüllüğünü değiştirebilir, lenf düğümlerinin iltihaplanması ve büyümesini içeren lenfadenit gibi durumlara katkıda bulunabilir, bu durum genellikle enfeksiyon veya immün aktivasyon sonucunda ortaya çıkar.
FAAP20 olarak da bilinen C1orf21 geni, DNA onarım yollarındaki rolü aracılığıyla, özellikle Fanconi anemisi çekirdek kompleksinin bir bileşeni olarak genomik stabilitenin korunmasında görev alır. Bu kompleks, DNA replikasyonunu ve transkripsiyonunu bozabilen, özellikle zararlı bir DNA hasarı türü olan iplikler arası çapraz bağların onarımı için hayati öneme sahiptir. DNA onarım mekanizmalarının düzgün çalışması, tüm hücreler, özellikle de bir bağışıklık yanıtı sırasında hızlı çoğalma ve farklılaşma gösteren bağışıklık hücreleri için hayati öneme sahiptir.[1] C1orf21 içindeki *rs60492074_ varyantı, gen ekspresyonunu veya FAAP20 proteininin fonksiyonel bütünlüğünü etkileyerek bu DNA onarım sürecinin verimliliğini etkileyebilir. Bozulmuş DNA onarım kapasitesi, hatta hafif bile olsa, artan hücresel strese, DNA hasarı birikimine ve değişmiş hücre döngüsü regülasyonuna yol açabilir, bu da sırasıyla bağışıklık hücrelerinin çoğalmasını ve işlevini etkileyebilir. Sonuç olarak, bu tür genetik etkiler kronik inflamasyona ve bağışıklık düzensizliğine katkıda bulunabilir, lenf düğümlerindeki bağışıklık hücresi yanıtlarının arttığı lenfadenit gibi inflamatuar durumları potansiyel olarak kötüleştirebilir veya bireyleri bu durumlara yatkın hale getirebilir.[1]
Önemli Varyantlar
| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs2853953 | HCG27 - HLA-C | chronic hepatitis B virus infection psoriasis lymphadenitis |
| rs60492074 | C1orf21 | lymphadenitis |
Hastalık Fenotiplerini ve Tanı Kriterlerini Tanımlama
Araştırma, hastalık tanımlarını öncelikli olarak, elektronik tıbbi kayıtlara (EMR'ler) dayalı fenotipleri sınıflandırmak için standartlaştırılmış bir sistem olan PheCode kriterlerinin uygulanması yoluyla işlevselleştirmektedir.[1] Bir bireyin belirli bir hastalıkla vaka olarak sınıflandırılması için PheCode kriterlerinin en az üç farklı durumda karşılanmış olması, tanısal sağlamlığı güvence altına almaktadır.[1] Tersine, kontrol bireyleri, tanımlanan hastalıklar için PheCode kriterlerini karşılamayanlar olarak tanımlanmış, etkilenen ve etkilenmeyen kohortlar arasında açık bir operasyonel ayrım oluşturulmuştur.[1] Bu yaklaşım, büyük ölçekli genetik çalışmalarda hastalık özelliklerini ve tanısal eşiklerini tanımlamak için tutarlı bir çerçeve sunmaktadır.[1] PheCode sınıflandırmalarının ötesinde, çalışma ayrıca tanısal ve prediktif modellemesinin bir parçası olarak çeşitli klinik özellikleri ve biyobelirteçleri de dikkate almakta, bu da bir hastalığın operasyonel tanımına katkıda bulunabilmektedir.[1] Yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, kan basıncı ve glike hemoglobin seviyeleri gibi faktörlerin model doğruluğunu artırma potansiyelleri olduğu kabul edilmekte, bu da onların yardımcı tanısal veya prognostik göstergeler olarak rollerini düşündürmektedir.[1] Bu nicel ve nitel klinik ölçümlerin PheCode kriterlerinin yanı sıra dahil edilmesi, poligenik hastalıkların karmaşık doğasını ve birden fazla faktörün etkisini kabul ederek, hastalık durumlarını tanımlama ve belirlemede çok yönlü bir yaklaşım oluşturmaktadır.[1]
Sınıflandırma Sistemleri ve Nozoloji
Araştırma kohortundaki hastalıklar, genetik analiz için 1085 farklı fenotipin kategorize edilmesini sağlayan PheCode tanımlarına dayanan nozolojik bir çerçeve kullanılarak sistematik olarak sınıflandırılır.[1] Bu kategorik yaklaşım, katılımcıların PheCode tanımlı bir hastalığın varlığına veya yokluğuna göre açıkça tanımlanmış vaka ve kontrol gruplarına ayrılmasına olanak tanır.[1] Çalışma, bu sınıflandırmaların çoğunun ana vücut sistemleriyle ilgili olduğunu ve tanıların sıklıkla dolaşım sistemi, neoplazmlar ve endokrin/metabolik bozukluklarla ilişkili olduğunu, bunun da sınıflandırma şemaları içinde geniş hastalık gruplamalarını işaret ettiğini belirtmektedir.[1] Çalışma esas olarak kategorik bir sınıflandırma (vaka/kontrol) kullanırken, yaş ve cinsiyet gibi faktörlerin etkisini inceleyerek ve hastalık riskini Poligenik Risk Skorları (PRS) aracılığıyla boyutsal olarak modelleyerek örtük olarak bir hastalık karakteristikleri spektrumunu kabul etmektedir.[1] Sıklıkla AUC değerleri aracılığıyla ifade edilen bu PRS modellerinin performansı, farklı hastalıklar için prediktif doğruluğun bir ölçüsü olarak hizmet eder ve hastalık yatkınlığının nicel bir değerlendirmesini göstermektedir.[1] Ayrıca, farklı PRS modelleri için seçilen, birden 35.000'in üzerine kadar değişen genetik varyant sayısının çeşitliliği, çeşitli temel genetik mimarilerin ve geniş hastalık sınıflandırmaları içinde potansiyel alt tiplerin veya karmaşıklıkların tanındığını düşündürmektedir.[1]
Terminoloji ve Adlandırma
Bu araştırmada hastalık tanımlaması için kullanılan birincil standartlaştırılmış kelime dağarcığı, elektronik tıbbi kayıtlardan çıkarılan fenotipler için operasyonel bir adlandırma görevi gören PheCode sistemidir.[1] Bu sistem, çalışma boyunca tutarlı terminoloji sağlayarak, bireylerin belirli hastalık tanımlarına dayanarak "vaka" ve "kontrol" gruplarına ayrılmasını kolaylaştırır.[1] "Özellikler," "fenotipler" ve "hastalıklar" gibi anahtar terimler, araştırılan durumları ifade etmek için birbirinin yerine kullanılır ve hepsi nihayetinde ilgili PheCode sınıflandırmalarına geri eşlenir.[1] Genetik analiz bağlamında, ek adlandırma "varyantlar" (tek nükleotid polimorfizmlerine veya SNP'lere atıfta bulunarak), "Poligenik Risk Skorları (PRS)" ve çalışmanın metodolojisi için temel teşkil eden "Genom Çapında İlişkilendirme Çalışmaları (GWAS)" içerir.[1] Çalışma ayrıca, Tayvanlı Han popülasyonu gibi farklı popülasyonlarda hastalık yatkınlığını etkileyen genetik faktörleri değerlendirirken hassas terminolojinin önemini vurgulayarak "köken-spesifik genetik mimarileri" ve "popülasyon-spesifik genetik arka planları" da tartışmaktadır.[1] Bu tür standartlaştırılmış ve spesifik terimlerin kullanımı, doğru bilimsel iletişim ve genetik araştırmalarda tekrarlanabilirlik için kritik öneme sahiptir.[1] Sağlanan araştırma materyalleri, lenfadenitin yolları ve mekanizmaları hakkında spesifik bilgi içermemektedir. Bu nedenle, verilen bağlama dayanarak bu konuda ayrıntılı bir bölüm oluşturulamaz.
Lenfadenit Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak lenfadenitin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Ailemde sık sık lenf bezleri şişiyor; ben de yaşayacak mıyım?
Evet, vücudunuzun enfeksiyonlara ve iltihaplanmaya nasıl tepki verdiğinde genetik bir bileşen olabilir. Ailenizin genetik yatkınlıkları, bağışıklık sisteminizin düzenlenmesini etkileyerek, şişen lenf bezlerini ne sıklıkta veya ne kadar şiddetli deneyimleyeceğinizi potansiyel olarak etkileyebilir. Ancak, çevresel faktörler de önemli bir rol oynar.
2. Şişmiş bezlerim neden arkadaşımınkinden daha uzun sürüyor gibi görünüyor?
Bireysel genetik yapınızın inflamatuar yanıtınızı ve bağışıklık sistemi regülasyonunuzu etkilemesi mümkündür. Bu genetik faktörler, lenfadenitin kronikleşmesini etkileyebilir; bu da bazı kişilerin bağışıklık sistemlerinin inflamasyonu diğerlerine göre çözmek için daha uzun sürebileceği anlamına gelir.
3. Avrupa kökenli değilim; soy hattım riskimi etkiler mi?
Evet, soy hattınız genetik risk faktörlerinizi önemli ölçüde etkileyebilir. Araştırmalar, hastalıkların genetik mimarilerinin soy hattına özgü olabileceğini, yani bir popülasyondan elde edilen bulguların doğrudan başka bir popülasyona uygulanamayabileceğini göstermektedir. Bu durum, çeşitli popülasyonlar içindeki genetik yatkınlıkları anlamanın önemini vurgulamaktadır.
4. Sağlıklı bir yaşam tarzı, lenf bezlerinde şişlik oluşma olasılığımı azaltabilir mi?
Kesinlikle. Genetik yatkınlığa katkıda bulunsa da, diyet, egzersiz, alkol tüketimi ve sigara gibi çevresel faktörler genlerinizle etkileşime girer. Sağlıklı bir yaşam tarzı, güçlü bir bağışıklık sistemini destekleyerek, potansiyel olarak genetik yatkınlıkları hafifletebilir ve lenf bezlerindeki şişliğin şiddetini veya sıklığını azaltabilir.
5. Şişmiş bezelerim neden bazen kardeşimin bezelerinden çok daha ağrılı oluyor?
Aileler içinde bile, bireysel genetik farklılıklar inflamatuar yanıtlarda ve ağrı algısında farklılıklara yol açabilir. Sizin spesifik genetik yatkınlıklarınız, bağışıklık sisteminizin daha yoğun veya daha uzun süre tepki vermesine neden olabilir; bu da kardeşinize kıyasla artan hassasiyet ve ağrıya yol açar.
6. Vücudum küçük enfeksiyonlara sadece 'aşırı tepki verip' şişliğe mi neden oluyor?
Mümkün. Genetik yapınız, bağışıklık sisteminizin patojenlere ve enflamasyona nasıl tepki verdiğini etkiler. Bazı bireylerde, yaygın enfeksiyonlarda bile daha belirgin şişliğe neden olan, daha belirgin veya uzun süreli bir enflamatuar yanıta yol açan genetik yatkınlıklar bulunur.
7. Bir DNA testi, sık sık şişen lenf bezlerine yatkın olup olmadığımı söyleyebilir mi?
Lenfadenit için genetik risk skorlarına yönelik araştırmalar devam ederken, DNA testleri genel bağışıklık ve inflamatuar yatkınlıklarınız hakkında bazı bilgiler sunabilir. Ancak, bu modeller hala gelişmekte olup, birçok gen ve çevresel faktörün işin içinde olması nedeniyle bireysel riski genellikle tam olarak açıklamamaktadır.
8. Kilom gibi genel sağlığım, lenf bezlerimin şişme sıklığını etkiler mi?
Evet, genel sağlığınız bağışıklık sisteminizin işlevini etkileyebilir. Vücut kitle indeksi, kan basıncı ve diğer biyobelirteçler gibi faktörler, genetik geçmişinizle etkileşime girerek vücudunuzun enflamasyonu yönetme ve tekrarlayan lenfadeniti önleme yeteneğini potansiyel olarak etkileyen daha geniş klinik tablonun bir parçasıdır.
9. Lenf düğümlerim neden bazen çok uzun süre şiş kalır?
Genetik yatkınlıklarınız, immün yanıtınızın kronikliğini etkileyebilir. Bazı bireylerde, iltihabın daha yavaş çözülmesine yol açan genetik faktörler bulunur; bu da lenf düğümlerinin, başlangıçtaki enfeksiyon veya tahriş edici etken geçtikten sonra bile uzun süreler boyunca büyümüş kalabileceği anlamına gelir.
10. Beslenme şeklim lenf bezlerinin şişme olasılığını artırır mı?
Beslenme, genetiğinizle etkileşime girerek bağışıklık sağlığını etkileyen önemli bir çevresel faktördür. Genel bağışıklık fonksiyonunu destekleyen bir beslenme şekli, vücudunuzun iltihabı yönetmesine yardımcı olarak şiddetli veya uzun süreli lenfadenite karşı yatkınlığınızı potansiyel olarak azaltabilir.
Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler mevcut oldukça güncellenebilir.
Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.
References
[1] Liu, T. Y., et al. "Diversity and Longitudinal Records: Genetic Architecture of Disease Associations and Polygenic Risk in the Taiwanese Han Population." Sci Adv, vol. 11, 2025, eadt0539.