İçeriğe geç

İnhalan Adrenerjik Kullanım

Arka Plan

İnhalan adrenerjik kullanımı, adrenerjik agonistler olarak bilinen ilaçların, inhalasyon yoluyla doğrudan akciğerlere uygulanan terapötik kullanımını ifade eder. Bu ilaçlar, esas olarak bronkodilatasyon sağlamak amacıyla adrenerjik reseptörleri hedeflemek üzere tasarlanmıştır. Bu etki, onları astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (COPD) gibi hava yolu daralması ile karakterize çeşitli solunum yolu rahatsızlıklarının yönetiminde vazgeçilmez kılar. Hava yollarına doğrudan verilmesi, hızlı etki başlangıcı sağlar ve sistemik yan etkileri en aza indirir.

Biyolojik Temel

İnhalan adrenerjik ilaçların birincil biyolojik mekanizması, beta-2 adrenerjik reseptörlerin aktivasyonunu içerir. Bu reseptörler, hava yollarını döşeyen düz kas hücreleri üzerinde ağırlıklı olarak yer alır. Bir adrenerjik agonist bu _ADRB2_ reseptörlerine bağlandığında, düz kasların gevşemesine yol açan bir hücre içi olaylar zincirini tetikler; bu da hava yollarını etkili bir şekilde genişletir ve hava akışını iyileştirir. _ADRB2_ genindeki genetik varyasyonlar, reseptörün yapısını, işlevini ve ekspresyonunu etkileyebilir; bu da bir bireyin bu ilaçlara yanıtını etkileyebilir. Araştırmalar, _ADRB2_'yi COPD için bir aday gen olarak tanımlamıştır ve _ADRB2_'deki polimorfizmler KOAH bağlamında incelenmiştir.[1], [2]

Klinik Önemi

İnhalan adrenerjik ilaçlar, astım ve KOAH gibi durumların semptomatik tedavisinde ve uzun süreli yönetiminde köşe taşlarıdır. Genetik faktörlerin, özellikle ADRB2 gibi adrenerjik reseptör genlerindeki varyasyonların, bu tedavilerin etkinliğini ve potansiyel yan etkilerini nasıl modüle ettiğini anlamak klinik olarak önemlidir. Bu bilgi, sağlık hizmeti sağlayıcılarının tedavi stratejilerini bir bireyin genetik profiline göre bireyselleştirmelerine olanak tanıyarak kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarına katkıda bulunabilir. Böyle bir yaklaşım, daha etkili semptom kontrolü, olumsuz ilaç reaksiyonlarının azalması ve 1. saniyedeki zorlu ekspiratuvar volüm (FEV1) ve zorlu vital kapasite (FVC) gibi pulmoner fonksiyon ölçümlerinde hasta sonuçlarının iyileşmesine yol açabilir.[1]

Sosyal Önem

Kronik solunum yolu hastalıklarının küresel yaygınlığı, inhalan adrenerjik kullanımının milyonlarca hayatı etkilediği anlamına gelmektedir. Bu ilaçlara yanıtta bireysel değişkenliğe dair genetik içgörüler, önemli sosyal öneme sahiptir. Farmakogenomik sayesinde tedaviyi optimize ederek, halk sağlığı sonuçları iyileştirilebilir, etkisiz tedaviler veya komplikasyonlarla ilişkili sağlık hizmeti yükleri azaltılabilir ve kronik hava yolu obstrüksiyonundan muzdarip bireylerin genel yaşam kalitesi geliştirilebilir.

Sınırlamalar

Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), 'inhalan adrenerjik kullanımı' ile potansiyel ilişkiler de dahil olmak üzere çeşitli özelliklerin genetik temeli hakkında değerli içgörüler sağlamaktadır. Ancak, bu tür çalışmalardan elde edilen bulguların yorumlanması, çalışma tasarımı, genellenebilirlik ve genetik ile çevresel faktörlerin karmaşık etkileşimi ile ilgili birkaç doğal sınırlamayı göz önünde bulundurmalıdır.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Birçok genetik ilişkilendirme çalışması, orta büyüklükte örneklem boyutlarıyla yürütülür; bu durum istatistiksel gücü doğal olarak sınırlayabilir ve yanlış negatif bulgulara karşı duyarlılığı artırabilir, yani gerçek genetik ilişkilendirmeler gözden kaçabilir.[3] Bu durum aynı zamanda, özellikle çok sayıda genetik varyant üzerinde kapsamlı çoklu istatistiksel test yapıldığında, mütevazı büyüklükteki genetik etkileri saptamak için bir zorluk teşkil eder. Benzer şekilde, rs11679146 varyantı, güçlü bir pro-enflamatuar sitokin olan Interlökin-18 için bir reseptör alt birimini kodlayan IL18R1'de bulunur ve bir protein kantitatif özellik lokusu (pQTL) olarak tanımlanmıştır.[4] IL18R1 fonksiyonundaki değişiklikler, astım ve inhalan adrenerjiklerin uygulandığı diğer durumlarla ilişkili enflamatuar yolları modüle edebilir. Ayrıca, BCLAF1P1 - TSLP bölgesindeki rs1837253 varyantı önemlidir, çünkü TSLP (Timik Stromal Lenfopoietin), havayollarında alerjik enflamasyonu ve Th2 bağışıklık yanıtlarını tetikleyen önemli bir sitokindir. Bu varyant nedeniyle TSLP ekspresyonundaki veya aktivitesindeki modülasyonlar, alerjik astımın şiddetini ve bronkodilatörlere yanıtı etkileyebilir. GTF3AP1 ve IL33 yakınında yer alan bir başka varyant olan rs992969, akciğerlerde alerjik enflamasyonu başlattığı ve güçlendirdiği bilinen bir alarmin sitokini olan IL33'ün ekspresyonunu etkileyebilir; bu da onu inhalan adrenerjik tedavilerin etkinliği açısından oldukça önemli kılar.

Hücre büyümesini, sinyal iletimini ve doku yeniden şekillenmesini etkileyen varyantlar, solunum fenotiplerine de katkıda bulunur. Örneğin, rs72743461 ve rs2289790 varyantları, hücre proliferasyonunu, farklılaşmasını ve ekstraselüler matris üretimini düzenleyen TGF-beta sinyal yolunun merkezi bir bileşeni olan SMAD3'te bulunur. Değişmiş SMAD3 fonksiyonu, havayolu yeniden şekillenmesini, fibrozisi ve akciğerlerdeki enflamatuar yanıtları etkileyebilir; bunlar, TGFB1 geninin ilişkilendirildiği COPD gibi kronik solunum hastalıkları için temel süreçlerdir.[5] Bu tür değişiklikler, bronkodilatörlerin havayollarını ne kadar etkili açabileceğini etkileyebilir. Ek olarak, rs2640562 ve rs34415530 varyantları RPS26 ve ERBB3 bölgesinde yer alır. ERBB3 (Erb-B2 Reseptör Tirozin Kinaz 3), özellikle havayollarının epitel ve düz kas hücrelerinde olmak üzere, hücre proliferasyonu ve sağkalımında rol oynayan bir reseptördür. ERBB3 sinyal iletimini etkileyen varyasyonlar, havayolu düz kas tonusunu, epitel onarım mekanizmalarını ve genel akciğer fonksiyonunu etkileyebilir, böylece inhalan adrenerjik ilaçlara fizyolojik yanıtı etkileyebilir.[1] RPS26 bir ribozomal proteini kodlar ve varyantları, akciğer sağlığıyla ilgili hücresel protein sentezini ve stres yanıtlarını geniş ölçüde etkileyebilir.

Bağışıklık ve yapısal genlerin ötesinde, metabolik ve kodlamayan RNA yolları da ilgili varyantları içerir. rs34290285 varyantı, amino asit metabolizmasında rol oynayan D-2-hidroksiglutarat dehidrojenaz enzimini kodlayan bir gen olan D2HGDH'de yer alır. Metabolik yollardaki değişiklikler, dolaylı yoldan da olsa, akciğer dokularındaki hücresel enerji durumlarını ve redoks dengesini etkileyebilir, potansiyel olarak havayollarının genel sağlığını ve direncini etkileyebilir. Ayrıca, rs2197415 ve rs1775553 varyantları, uzun intergenik kodlamayan RNA'lar (lincRNA'lar) olan LINC02676 ve LINC00709 bölgelerinde bulunur. Bu lincRNA'lar gen ekspresyonunda kritik düzenleyici roller oynar ve içlerindeki varyasyonlar, akciğer gelişimi, onarımı veya enflamatuar süreçlerde rol alan çeşitli protein kodlayan genlerin transkripsiyonunu veya translasyonunu etkileyebilir. Benzer şekilde, rs2102418 varyantı, psödogenleri veya diğer kodlamayan RNA'ları içeren RPL13AP18 - RNU6-1213P bölgesinde yer alır; bu da havayollarındaki hücresel fonksiyonu etkileyebilecek gen düzenlemesinde veya RNA işlenmesinde potansiyel bir rolü düşündürür. Son olarak, rs7936312 varyantı EMSY - LINC02757 intergenik bölgesinde yer almaktadır; EMSY, DNA onarımı ve hücre döngüsü düzenlemesinde rol alan bir transkripsiyonel represördür ve disregülasyonu, akciğerlerdeki çevresel stres faktörlerine karşı hücresel yanıtları etkileyebilir.[1]

Adrenerjik İlişkinin Tanımı ve Klinik Bağlamı

Sağlanan araştırmada ayrı bir özellik olarak açıkça tanımlanmamış olsa da, inhalan adrenerjik kullanımı kavramı, astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (COPD) gibi solunum yolu rahatsızlıklarının yönetimine yönelik klinik çerçevede doğası gereği anlaşılmaktadır. İlgisi, ilgili hastalıkların tanı kriterleri aracılığıyla dolaylı olarak vurgulanmaktadır. Örneğin, astım tanısı kritik olarak "mevcut astım ilacı kullanımı"nı içermektedir.[6] bu da sıklıkla inhalasyon yoluyla uygulanan adrenerjik ajanları içeren terapötik müdahalelerin, tanınmış hastalık durumunun ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir. Dahası, beta-2 adrenerjik reseptör (ADRB2) geni, genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında KOAH ile ilişkili bir aday gen olarak tanımlanmıştır.[1] bu da adrenerjik ilaçların pulmoner sağlıkta hedeflediği fizyolojik yolları vurgulamaktadır.

İlişkili Solunum Durumlarının Sınıflandırılması ve Ölçümü

Astım gibi inhalan adrenerjik kullanımını gerektiren veya bununla ilişkili durumların sınıflandırılması, kategorik tanısal kriterler ve objektif fizyolojik ölçümlerin bir kombinasyonuna dayanır. Astım, öksürük, hırıltı veya nefes darlığı dahil olmak üzere kendi bildirdiği semptomların varlığı, bir doktor tanısı, mevcut ilaç kullanımı ve bronşiyal hiperreaktivitenin objektif kanıtı ile tanısal olarak sınıflandırılır.[6] Bronşiyal hiperreaktivite, histamin veya egzersizle yapılan spesifik bir provokasyonun ardından başlangıçtaki 1 saniyedeki zorlu ekspiratuvar hacimde (FEV1) %15'lik bir azalma olarak nicel olarak tanımlanır.[6] Adrenerjik inhalanlarla iyileştirme için birincil bir hedef olan pulmoner fonksiyon, spirometri aracılığıyla boyutsal olarak ölçülür ve FEV1, zorlu vital kapasite (FVC) ve %25 ile %75 persentil arasındaki zorlu ekspiratuvar akım (FEF25–75) gibi değerler verir.[1] Bu spirometrik ölçümler, genellikle "tahmini değerin yüzdesi" olarak ifade edilir; yaş, yaşın karesi ve boyun karesine dayalı kohort ve cinsiyete özgü regresyon modelleri kullanılarak hesaplanır ve ayrıca sigara içme durumu ve vücut kitle indeksi gibi faktörlere göre ayarlanır.[1]

Temel Terminoloji ve Tanısal Parametreler

İnhalan adrenerjik kullanımıyla ilgili klinik bağlamdaki temel terminoloji, bir klinik semptomlar bütünü, bir hekimin tanısı ve objektif ölçümlerle kesin olarak tanımlanan "astım"ı içerir.[6] Astım için tanı kriterleri, bronşiyal provokasyon sonrası bazal FEV1'da %15'lik bir düşüş gibi belirli eşikleri ve "güncel astım ilaçları kullanımı"nın varlığını içerir.[6] Standartlaştırılmış pulmoner fonksiyon testleri, akciğer mekaniğini nicelendirmek için "bir saniyedeki zorlu ekspiratuvar volüm (FEV1)" ve "zorlu vital kapasite (FVC)" gibi terimleri kullanır.[1] "Beklenen değerin yüzdesi", bu ölçümleri yorumlamak için kritik bir ölçüt olarak hizmet eder ve bir bireyin akciğer fonksiyonunu sağlıklı popülasyonlardan elde edilen beklenen değerlerle karşılaştırır.[1] Moleküler düzeyde, "beta-2 adrenerjik reseptör (ADRB2)", birçok inhalan adrenerjik ajan tarafından hedeflenen reseptörü ifade eden belirli bir genetik terim olup, özellikle KOAH gibi durumların çalışmalarında önem taşır.[1]

Reseptör Polimorfizmleri ve Terapötik Yanıt

Beta-2 adrenerjik reseptör geni ADRB2'deki polimorfizmler, bir bireyin inhalan adrenerjik ilaçlara verdiği yanıtı etkileyen önemli farmakogenetik belirleyicilerdir. Bu genetik varyasyonlar, reseptörün yapısını, yoğunluğunu veya aşağı akış sinyal yolları ile birleşme yeteneğini değiştirerek, bronkodilatörlerin etkinliğini doğrudan etkileyebilir. Örneğin, spesifik ADRB2 gen varyantları, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (COPD) bağlamında incelenmiş ve farklı terapötik sonuçlarda rol oynadığı gösterilmiştir. Bu tür genotipik farklılıklar, hastaların standart adrenerjik tedavilerden elde ettikleri bronkodilatasyon ve semptom rahatlamasındaki değişkenliği açıklayabilir. Bu varyasyonları anlamak, en uygun adrenerjik ajanın seçimini kolaylaştırabilir veya dozaj ayarlamalarına rehberlik ederek, potansiyel yan etkileri en aza indirirken optimal terapötik faydayı hedefleyebilir. [2]

Metabolik Enzim Varyantları ve İlaç Dispozisyonu

Faz II metabolize edici enzimlerdeki, özellikle GSTO1, GSTO2, GSTM2, GSTT1 ve GSTT2 gibi Glutatyon S-transferazlardaki (GST'ler) genetik varyantlar, çeşitli ilaçların, potansiyel olarak inhalan adrenerjikleri veya metabolitlerini de içerebilecek şekilde, dispozisyonunu önemli ölçüde etkileyebilir. Bu enzimler detoksifikasyon ve eliminasyonda kritik bir rol oynar ve genlerindeki polimorfizmler, değişmiş enzim aktivitesine yol açabilir. Metabolik kapasitedeki bu tür değişiklikler, adrenerjik ilaçlara sistemik maruziyeti etkileyebilir, böylece hem terapötik etkinliklerini hem de sistemik advers reaksiyon yaşama olasılığını, özellikle uzun süreli uygulamada veya daha yüksek dozlarda, etkileyebilir. Bir bireyin GST genotipinin belirlenmesi, klinisyenlerin tedavi stratejilerini kişiselleştirmesine yardımcı olabilir, potansiyel olarak doz ayarlamalarını veya alternatif ilaçların değerlendirilmesini gerektirerek hasta sonuçlarını optimize edebilir ve yan etkileri azaltabilir..[7]

Farmakodinamikte Enflamatuar ve Antioksidan Yolak Genleri

Enflamatuar sitokinleri ve büyüme faktörlerini kodlayan IL4, IL13, IL10, IL8RA ve TGFB1 gibi genlerdeki genetik varyasyonlar, altta yatan pulmoner çevreyi ve dolayısıyla inhalan adrenerjiklere farmakodinamik yanıtı derinden etkileyebilir. Bu polimorfizmler, hava yollarındaki kronik enflamasyonu ve doku yeniden şekillenmesini modüle edebilir; bu da adrenerjik reseptörlerin duyarlılığını veya bronkodilatörlere karşı genel fizyolojik reaksiyonu değiştirebilir. Benzer şekilde, SOD3 ve diğer fonksiyonel antioksidan genler dahil olmak üzere antioksidan genlerdeki genetik varyantlar, akciğerlerdeki oksidatif stres dengesini etkiler. Bu değişmiş redoks durumu, ilaç etkinliğini daha da etkileyebilir ve COPD gibi solunum rahatsızlıklarının patofizyolojisine katkıda bulunarak, adrenerjik ilaçların semptomları ne kadar etkili bir şekilde hafifletebileceğini etkiler. Adrenerjik tedaviye ek olarak potansiyel olarak anti-enflamatuar veya antioksidan stratejileri içeren kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları, bu genetik bilgilerle yönlendirilebilir..[2]

Kişiselleştirilmiş Reçeteleme İçin Klinik Uygulama

İnhalan adrenerjik kullanım üzerindeki farmakogenetik etkilerin, ADRB2 gibi ilaç hedef varyantlarını, GSTs gibi metabolik enzimleri ve inflamatuar/antioksidan ortamın modülatörlerini kapsayan artan anlaşılması, kişiselleştirilmiş reçeteleme potansiyelini vurgulamaktadır. Bir bireyin genetik profilini klinik karar alma süreçlerine entegre ederek, sağlık hizmeti sağlayıcıları standart bir tedavi yaklaşımından daha hassas şekilde kişiselleştirilmiş bir yaklaşıma geçiş yapabilir. Bu, başlangıç ilaç seçimini bilgilendirmek, başlangıç dozlarını optimize etmek veya bir hastanın belirli advers ilaç reaksiyonları yaşama olasılığını tahmin etmek için önleyici genetik testlerin kullanılmasını içerebilir. İnhalan adrenerjikler için rutin farmakogenetik test henüz standart bir uygulama olmasa da, kanıtlar bu tür genetik bilgilerin dahil edilmesinin solunum yolu hastalıkları yönetiminin hassasiyetini ve etkinliğini önemli ölçüde artırabileceğini, nihayetinde hasta güvenliğini ve tedavi sonuçlarını iyileştirebileceğini göstermektedir..[2]

Adrenerjik Reseptör Sinyallemesi ve Siklik Nükleotid Düzenlemesi

Adrenerjik ajanların fizyolojik etkileri, başlıca, akciğer fonksiyonunun düzenlenmesinde kritik bir rol oynayan beta-2 adrenerjik reseptör (ADRB2) gibi spesifik adrenerjik reseptörlerin aktivasyonu yoluyla aracılık edilir. ADRB2 genindeki polimorfizmler, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (COPD) ile ilişkilendirilmiştir; bu da solunum sağlığında reseptör yanıtı ve aşağı akım sinyallemesi üzerinde genetik bir etki olduğunu göstermektedir. Bu reseptörlerin aktivasyonu, tipik olarak, iyon kanalı aktivitesi ve kas hücresi mekaniği dahil olmak üzere çeşitli hücresel süreçleri etkileyebilen siklik AMP (cAMP) içeren hücre içi sinyal kaskadlarını başlatır. Örneğin, cAMP'ye bağımlı klorür taşınımında yer alan CFTR klorür kanalının bozulması, düz kas hücrelerinin mekanik özelliklerini değiştirir.[8] Siklik nükleotid sinyallemesinin daha fazla düzenlenmesi, fosfodiesteraz 5 (PDE5) gibi fosfodiesterazları içerir. PDE5 esas olarak cGMP'yi parçalarken, ekspresyonu anjiyotensin II gibi diğer sinyal molekülleri tarafından etkilenebilir; anjiyotensin II, vasküler düz kas hücrelerinde PDE5A ekspresyonunu artırarak cGMP sinyallemesini antagonize eder.[9] Reseptör aktivasyonu ve enzim aktivitesi tarafından modüle edilen cAMP ve cGMP yollarının karmaşık dengesi, hücresel homeostazı ve uygun doku fonksiyonunu, özellikle adrenerjik stimülasyona yanıt olarak sürdürmek için kritiktir.

Enflamatuvar ve İmmünomodülatör Yollar

İnhale adrenerjik kullanımı, karmaşık enflamatuvar ve immünomodülatör yollarla, özellikle de pulmoner sağlığı etkileyenlerle etkileşime girebilir. IL4, IL13 ve IL10 gibi genler, immün yanıtlarda ve enflamasyonda önemli roller oynayan sitokinleri kodlar; bu genlerdeki polimorfizmlerin KOAH gibi durumlarla ilişkili olduğu bilinmektedir.[2] Mast hücreleri ve alveolar makrofajlar üzerindeki IgE reseptörlerinin aktivasyonu, güçlü bir enflamasyon medyatörü olan monosit kemoatraktan protein-1 (MCP-1) dahil olmak üzere çeşitli kemokinlerin ve pro-enflamatuvar sitokinlerin üretimine yol açar.[10] Bu kemokin üretimi, başka faktörler tarafından daha da modüle edilebilir; örneğin, monomerik IgE, insan mast hücrelerinin kemokin üretimini artırır; bu yanıt IL-4 tarafından güçlendirilir ve deksametazon tarafından baskılanır.[11] Bu karmaşık etkileşimler, adrenerjik müdahalelerin etkinliğini ve yan etkilerini, özellikle de enflamatuvar akciğer rahatsızlıklarında etkileyebilecek immün yanıtların sistem düzeyindeki entegrasyonunu vurgulamaktadır.

Metabolik Yollar ve Detoksifikasyon

Metabolik yollar, adrenerjik ajanlar da dahil olmak üzere solunan maddelerin işlenmesi ve elimine edilmesi ile genel hücresel fonksiyonun sürdürülmesi için hayati öneme sahiptir. Glutatyon S-transferazlar, özellikle GSTO1 ve GSTO2, ilaç metabolizmasının farmakogenomiğinde rol oynar ve genel popülasyonda akciğer fonksiyonu düşüşünü modifiye ettiği gösterilmiştir.[7] Bu enzimler, çeşitli elektrofilik bileşiklere glutatyonun konjugasyonunu katalize ederek detoksifikasyonda hayati bir rol oynar ve böylece atılımlarını kolaylaştırır. Detoksifikasyonun ötesinde, lipit konsantrasyonlarını düzenleyenler gibi diğer metabolik yollar genetik faktörlerden etkilenebilir. Örneğin, kolesterol biyosentezinde anahtar bir enzim olan HMGCR (3-hidroksi-3-metilglutaril koenzim A redüktaz) genindeki yaygın varyantlar, LDL-kolesterol seviyeleri ile ilişkilidir ve ekson 13'ünün alternatif eklenmesini etkiler.[12] Adrenerjik etkiyle doğrudan bağlantılı olmasa da, bu metabolik süreçler, solunan ilaçların işlev gördüğü daha geniş fizyolojik bağlamı vurgulayarak, onların biyoyararlanımını ve vücut üzerindeki sistemik etkiyi etkiler.

Genetik ve Post-Translasyonel Düzenleyici Mekanizmalar

İnhalan adrenerjik ajanların etkileri, reseptör ekspresyonunu, protein fonksiyonunu ve sinyal kaskadı aktivitesini belirleyen genetik ve post-translasyonel düzenleyici mekanizmalar tarafından derinden etkilenir. ADRB2 ve TGFB1 (dönüştürücü büyüme faktörü-beta1) gibi genlerdeki genetik polimorfizmler, akciğer fonksiyonu ölçümleri ve COPD gibi durumlarla ilişkilidir; bu da bireysel genetik varyasyonların çevresel uyaranlara ve terapötik ajanlara verilen yanıtları değiştirebileceğini göstermektedir.[2] Genetik varyasyonun ötesinde, post-translasyonel modifikasyonlar ve alternatif ekleme, kritik düzenleyici katmanları temsil eder. Örneğin, HMGCR ekson 13'ün alternatif eklenmesi fonksiyonunu etkiler; bu, tek bir genden protein çeşitliliğini ve aktivitesini kontrol etmek için bir mekanizmadır.[12] Ayrıca, anjiyotensin II tarafından PDE5A ekspresyonundaki artış gibi gen ekspresyonunun düzenlenmesi, dış sinyallerin anahtar sinyal proteinlerinin bolluğunu transkripsiyonel olarak nasıl modüle edebileceğini, böylece hücresel yanıtları hassas bir şekilde ayarlayarak ve hastalık durumlarında yolak düzensizliğine katkıda bulunarak gösterir.[9]

Sistem Düzeyi Entegrasyon ve Hastalık İlişkisi

İnhalan adrenerjik kullanımın etkisi, lokal reseptör aktivasyonunun ötesine geçerek karmaşık sistem düzeyi entegrasyonunu içerir ve hastalıkla ilişkili mekanizmalara katkıda bulunur. İskelet kasında gözlenen MAPK yolu aktivasyonu gibi çeşitli sinyal yolları arasındaki etkileşim, sistemik değişikliklerle tetiklenebilecek yaygın hücresel yanıtları gösterir.[13] Dahası, "Sistemik inflamasyon ve KOAH" gibi durumlar, adrenerjik yollar tarafından potansiyel olarak etkilenebilecek lokal pulmoner sorunların, daha geniş fizyolojik disregülasyona nasıl entegre olduğunu vurgular.[14] Yol çapraz konuşması, anjiyotensin II'nin PDE5A ekspresyonunu artırarak cGMP sinyalini antagonize etmesi gibi fenomenlerde belirgindir; bu da farklı hormonal ve enzimatik sistemlerin hücresel sonuçları modüle etmek için nasıl etkileşime girdiğini gösterir.[9] Bu entegre ağları ve katekolaminerjik polimorfik ventriküler taşikardinin altında yatan kardiyak ryanodin reseptör geni (hRyR2)ndeki mutasyonlar gibi disregülasyonlarını anlamak, potansiyel terapötik hedefler ve hastalıkta ortaya çıkan özellikler hakkında içgörüler sağlar.[15]

Önemli Varyantlar

RS ID Gen İlişkili Özellikler
rs17843580 HLA-DQA1 - HLA-DQB1 atopic asthma
childhood onset asthma
inhalant adrenergic use measurement
age of onset of asthma
rs992969 GTF3AP1 - IL33 asthma
childhood onset asthma
adult onset asthma
PHF-tau measurement
asthma, age at onset
rs2197415
rs1775553
LINC02676 - LINC00709 asthma
childhood onset asthma
respiratory system disease
inhalant adrenergic use measurement
eosinophil count
rs11679146 IL18R1 inhalant adrenergic use measurement
rs34290285 D2HGDH eosinophil percentage of leukocytes
eosinophil count
eosinophil percentage of granulocytes
asthma, allergic disease
basophil count, eosinophil count
rs7936312 EMSY - LINC02757 asthma
eosinophil count
childhood onset asthma
adult onset asthma
atopic asthma
rs1837253 BCLAF1P1 - TSLP eosinophil percentage of leukocytes
eosinophil count
eosinophil percentage of granulocytes
asthma
asthma, allergic disease
rs72743461
rs2289790
SMAD3 myocardial infarction
coronary artery disease
asthma
asthma, Eczematoid dermatitis, allergic rhinitis
childhood onset asthma
rs2102418 RPL13AP18 - RNU6-1213P inhalant adrenergic use measurement
age of onset of asthma
rs2640562
rs34415530
RPS26 - ERBB3 social inhibition quality, attention deficit hyperactivity disorder, substance abuse
inhalant adrenergic use measurement
diastolic blood pressure

References

[1] Wilk JB, et al. "Framingham Heart Study genome-wide association: results for pulmonary function measures." BMC Med Genet, 2007.

[2] Hegab AE, Sakamoto T, Saitoh W, Massoud HH, Massoud HM, Hassanein KM, Sekizawa K. "Polymorphisms of IL4, IL13, and ADRB2 genes in COPD." Chest, vol. 126, no. 6, 2004, pp. 1832-1839.

[3] Benjamin, Emelia J., et al. "Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study." BMC Medical Genetics, 2007.

[4] Melzer, David, et al. "A genome-wide association study identifies protein quantitative trait loci (pQTLs)." PLoS Genetics, vol. 4, no. 5, 2008, e1000072.

[5] Celedon, JC et al. "The transforming growth factor-beta1 (TGFB1) gene is associated with chronic obstructive pulmonary disease (COPD)." Human Molecular Genetics 13.15 (2004): 1649-1656.

[6] Ober C, et al. "Effect of variation in CHI3L1 on serum YKL-40 level, risk of asthma, and lung function." N Engl J Med, 2008.

[7] Mukherjee, B et al. "Glutathione S-transferase omega 1 and omega 2 pharmacogenomics." Drug Metabolism and Disposition: The Biological Fate of Chemicals 34.7 (2006): 1237-1246.

[8] Robert, R., et al. "Disruption of CFTR chloride channel alters mechanical properties and cAMP-dependent Cl- transport of mouse aortic smooth muscle cells." Journal of Physiology (London), 2005.

[9] Kim, D., et al. "Angiotensin II increases phosphodiesterase 5A expression in vascular smooth muscle cells: a mechanism by which angiotensin II antagonizes cGMP signaling." Journal of Molecular and Cellular Cardiology, 2005.

[10] Eglite, S., et al. "Synthesis and secretion of monocyte chemotactic protein-1 stimulated by the high affinity receptor for IgE." Journal of Immunology, 2003.

[11] Matsuda, K., et al. "Monomeric IgE enhances human mast cell chemokine production: IL-4 augments and dexamethasone suppresses the response." Journal of Allergy and Clinical Immunology, 2005.

[12] Burkhardt, R., et al. "Common SNPs in HMGCR in micronesians and whites associated with LDL-cholesterol levels affect alternative splicing of exon13." Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology, 2008.

[13] Vasan, Ramachandran S., et al. "Genome-wide association of echocardiographic dimensions, brachial artery endothelial function and treadmill exercise responses in the Framingham Heart Study." BMC Medical Genetics, 2007.

[14] Walter, R. E., et al. "Systemic inflammation and COPD: The Framingham Heart Study." Chest, 2008.

[15] Priori, Silvia G., et al. "Mutations in the Cardiac Ryanodine Receptor Gene (hRyR2) Underlie Catecholaminergic PolyVentricular Tachycardia." Circulation, 2001.