Hipoksantin
Hipoksantin, doğal olarak oluşan bir pürin türevi, DNA ve RNA’nın temel bir bileşenidir. Vücudun pürin metabolizması yolunda önemli bir ara madde olarak işlev görür. Bu metabolik yol, pürin bazlarını geri dönüştürmek ve vücut içindeki dengelerini korumak için gereklidir. Hipoksantin, özellikle pürin kurtarma yolunda yer alır; burada diğer pürinlerin öncüsü olan inozin monofosfata geri dönüştürülebilir veya daha da katabolize edilebilir.
Biyolojik Temel
Section titled “Biyolojik Temel”İnsanlarda hipoksantin öncelikle ksantin oksidaz enzimi tarafından metabolize edilir; bu enzim onu ksantine ve ardından ürik aside oksitler. Ürik asit, insanlarda pürin yıkımının son ürünüdür ve normalde böbrekler tarafından atılır. Bu yolun etkin bir şekilde düzenlenmesi, hücresel homeostazı korumak için hayati öneme sahiptir. Pürin metabolizmasında yer alan enzimleri veya taşıyıcıları etkileyen genetik varyasyonlar, vücuttaki hipoksantin ve ürik asit gibi sonraki ürünlerinin seviyelerini etkileyebilir. Endojen metabolitlerin kapsamlı ölçümünü içeren metabolomik alanı, genetik varyantların metabolit profillerini değiştirerek fizyolojik durumu nasıl etkilediğine dair içgörüler sunar.[1]
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Pürin metabolizmasının düzensizliği ve dolayısıyla ürik asit seviyelerindeki değişiklikler, önemli klinik etkilere sahip olabilir. Yüksek serum ürik asit seviyeleri, hiperürisemi olarak bilinen bir durum (serum ürat >0,42 mMol/l olarak tanımlanır), gut hastalığı için iyi bilinen bir risk faktörüdür; gut, ağrılı bir inflamatuvar artrittir.[2]Hiperürisemi ayrıca kardiyovasküler hastalık riskinin artmasıyla da ilişkilendirilmiştir.[2]Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), serum ürik asit seviyelerindeki varyasyonlarla bağlantılı belirli genetik lokusları tanımlamıştır. Örneğin,SLC2A9(olası bir glikoz taşıyıcısını kodlayan) veABCG2gibi genler içindeki yaygın varyantlar, ürik asit konsantrasyonlarıyla güçlü bir şekilde ilişkilendirilmiştir.[2] Özellikle böbrek ve karaciğerde eksprese edilen SLC2A9geni, ürik asit seviyelerini etkilemede önemli bir rol oynar ve bazı varyantlar serum üratındaki varyansın önemli bir bölümünü açıklar.[2]Hipoksantin metabolizmasını ve bunun aşağı yönlü etkilerini etkileyen genetik belirleyicileri anlamak, bu durumların patofizyolojisini aydınlatmak için çok önemlidir.
Sosyal Önemi
Section titled “Sosyal Önemi”Hipoksantin ve genetik etkilerinin incelenmesi, özellikle halk sağlığı açısından önemli bir sosyal öneme sahiptir. Araştırmacılar, değişmiş pürin metabolizmasına ve hiperürisemi ve gut gibi durumlara genetik yatkınlıkları belirleyerek, daha kişiselleştirilmiş önleyici stratejiler ve terapötik müdahalelerin önünü açabilirler. Metabolit profillerinin geniş ölçekli çalışmaları yoluyla ortaya çıkarılan bu genetik bağlantıları anlamak, insan fizyolojisi ve hastalık mekanizmalarının daha derinlemesine anlaşılmasına katkıda bulunur.[1] Bu bilgi, sonuç olarak iyileştirilmiş tanı yöntemlerine, hedefe yönelik ilaç geliştirmeye ve metabolik bozuklukların daha iyi yönetimine yol açarak, etkilenen bireylerin yaşam kalitesini artırabilir ve sağlık sistemleri üzerindeki yükü azaltabilir.
Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar
Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”Çalışmalar genellikle istatistiksel güç ve genetik kapsamla ilgili sınırlamalarla karşı karşıya kalmıştır; orta büyüklükteki örneklem boyutları, özellikle genom çapında ilişkilendirme analizlerinde (GWAS) doğal olan kapsamlı çoklu testleri hesaba katarken, mütevazı büyüklükteki genetik etkileri tespit etme yeteneğini kısıtlamıştır. Ayrıca, HapMap yapıları veya belirli genotipleme dizilerinden elde edilen bir SNP alt kümesine güvenilmesi, genetik varyasyonun tüm spektrumunun kapsamlı bir şekilde yakalanamadığı anlamına gelmekte ve bu da potansiyel olarak kaçırılan ilişkilere veya aday genlerin eksik anlaşılmasına yol açmaktadır. Kapsamı genişletmek için imputasyon analizleri kullanılmış olsa da, allel başına %1,46 ila %2,14 arasında değişen tahmin edilen hata oranları ortaya çıkmıştır ve bu da bildirilen genetik ilişkilerin doğruluğunu etkileyebilir.[3] Çalışmalarda vurgulanan temel bir zorluk, bulguları doğrulamak için bağımsız replikasyona duyulan ihtiyaçtır; çünkü başlangıçta bildirilen birçok ilişki, yanlış pozitifler, kohort özelliklerindeki farklılıklar veya replikasyon kohortlarındaki yetersiz istatistiksel güç nedeniyle tutarlı bir şekilde replike olmayabilir. SNP düzeyinde replikasyonun gerçekleşmemesi, farklı çalışmaların bilinmeyen bir nedensel varyantla güçlü bağlantı dengesizliğinde olan ancak birbiriyle olmayan SNP’leri tanımlaması veya aynı gen bölgesinde birden fazla farklı nedensel varyantın bulunması durumunda da ortaya çıkabilir. Ek olarak, çoklu test yükünü yönetmeyi amaçlarken, yalnızca cinsiyet havuzlu analizler yapma uygulaması, özellik değişkenliği ile ilgili olabilecek cinsiyete özgü genetik etkileri gizleyebilir.[3]
Genellenebilirlik ve Fenotip Karakterizasyonu
Section titled “Genellenebilirlik ve Fenotip Karakterizasyonu”Çeşitli kohortların demografik özellikleri, öncelikle beyaz Avrupa kökenli bireylerden oluşması nedeniyle, bulguların diğer etnik ve ırksal gruplara genellenebilirliğini önemli ölçüde sınırlamaktadır. Birçok çalışma orta yaşlı ve yaşlı popülasyonlarda yapılmıştır, bu da gözlemlenen genetik ilişkilerin daha genç bireylere veya farklı yaş yapısına sahip popülasyonlara uygulanabilirliği hakkında soru işaretleri yaratmaktadır. Ayrıca, bazı kohortlarda DNA’nın daha sonraki inceleme döngülerinde toplanması, hayatta kalma yanlılığına neden olmuş ve bu da gözlemlenen genetik yapıyı daha geniş, seçilmemiş popülasyona kıyasla potansiyel olarak çarpıtabilir.[3] Fenotiplerin karakterizasyonu bazen uzun süreler boyunca, bazı durumlarda yirmi yıla yayılan ölçümlerin ortalamasını almayı içermiştir; bu da zaman içindeki gelişen ölçüm ekipmanı ve metodolojileri nedeniyle yanlış sınıflandırmaya yol açabilir. Bu ortalama alma stratejisi aynı zamanda, aynı genetik ve çevresel faktörlerin özellik üzerinde geniş bir yaş aralığında tutarlı bir şekilde etkili olduğunu varsaymaktadır ve bu da aksi takdirde ayırt edilebilir olabilecek yaşa bağlı genetik etkileri potansiyel olarak maskeleyebilir. Bu tür metodolojik seçimler, fenotip tanımının kesinliğini ve dolayısıyla genetik ilişkilerin doğru bir şekilde tespit edilmesini ve yorumlanmasını etkileyebilir.[4]
Keşfedilmemiş Genetik ve Çevresel Etkiler
Section titled “Keşfedilmemiş Genetik ve Çevresel Etkiler”Önemli bir sınırlama, gen-çevre etkileşimlerinin eksik incelenmesidir; buna rağmen genetik varyantların, çeşitli çevresel faktörler tarafından modüle edilen bağlama özgü bir şekilde fenotipleri etkileyebileceğine dair kanıtlar bulunmaktadır. Bu eksiklik, genetik yatkınlıklar ve çevresel maruziyetler arasındaki potansiyel sinerjik veya antagonistik etkilerin büyük ölçüde keşfedilmemiş kalması anlamına gelir, bu da özelliklerin karmaşık etiyolojisinin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını sınırlar. Bu tür ayrıntılı analizlerin yokluğu, belirli genetik varyantların tam etkisinin hafife alınmasına yol açabilir, çünkü etkileri belirli çevresel bağlamlara son derece bağımlı olabilir.[4] Yeni lokusların tanımlanmasına rağmen, karmaşık özelliklerin tam genetik mimarisi ile ilgili önemli bilgi boşlukları devam etmektedir. Genetik ilişkilerin nihai doğrulanması, yalnızca bağımsız kohortlarda replikasyonu değil, aynı zamanda altta yatan moleküler mekanizmaları aydınlatmak için sağlam fonksiyonel takip çalışmaları ve biyolojik modelleri de gerektirir. Ayrıca, çok sayıda istatistiksel ilişkiyi ayıklama ve daha fazla araştırma için belirli SNP’lere öncelik verme zorluğu temel olmaya devam etmektedir ve daha kapsamlı gen keşfi elde etmek ve ek, potansiyel olarak daha nadir, sekans varyantlarını belirlemek için daha büyük örneklem büyüklüklerine ve iyileştirilmiş istatistiksel güce duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır.[3]
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Genetik varyantlar, bir bireyin metabolik profilini ve pürin metabolizması ve hipoksantin seviyelerinin düzenlenmesi ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere çeşitli fizyolojik özelliklere yatkınlığını etkilemede önemli bir rol oynar. Pürinlerin yıkımında bir ara ürün olan hipoksantin, ürik asidin bir öncüsüdür ve konsantrasyonu hücresel enerji durumunu ve pürin döngüsünü gösterir. Pürin sentezi, geri kazanımı veya yıkım yollarında yer alan genlerdeki varyasyonlar ve ayrıca daha geniş hücresel fonksiyonları etkileyen genler, hipoksantin konsantrasyonlarını ve ilgili metabolik sonuçları modüle edebilir.
_GMPR_ genindeki rs6459467 ve rs71535075 gibi varyantlar, özellikle pürin metabolizması ile ilişkilidir. _GMPR_, GMP’yi geri dönüşümsüz olarak IMP’e deamine eden ve böylece guanin nükleotid havuzlarının düzenlenmesinde kritik bir rol oynayan bir enzim olan Guanozin Monofosfat Redüktazı kodlar. Bu varyantlara bağlı olarak_GMPR_aktivitesindeki değişiklikler, pürin nükleotidlerinin dengesini değiştirebilir ve potansiyel olarak hipoksantin üretimi veya daha sonra çeşitli biyobelirteçler için genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında incelenen ürik aside metabolizması için substratların mevcudiyetini etkileyebilir.[2], [5]Bu tür kaymalar hücresel enerji homeostazını etkileyebilir ve hipoksantin seviyelerinin bozulduğu metabolik durumlara katkıda bulunabilir.
Kodlamayan RNA’lar ve psödogenler ayrıca gen ekspresyonunu ve hücresel süreçleri etkileyebilen ve dolaylı olarak metabolik yolları etkileyebilen varyantlar barındırır. Örneğin, _GAPDHP56_ - _RNU6-224P_ bölgesindeki rs192297421 , _LINC02267_ içindeki rs117445861 , _RNU6-1325P_ - _LINC02496_ yakınındaki rs188433760 , _LINC01911_ içindeki rs151106265 ve _LINC02612_ - _FABP5P10_ bölgesindeki rs1401798 gibi varyantlar, proteinlere çevrilmeyen genomik alanlarda bulunur. Bu uzun intergenik kodlamayan RNA’lar (lincRNA’lar) ve psödogenler, gen ekspresyonu, mRNA kararlılığı ve kromatin yeniden modellenmesindeki düzenleyici rolleri nedeniyle giderek daha fazla tanınmaktadır.[3]Bu bölgelerdeki bir varyant, metabolizma veya hücresel stres yanıtlarında yer alan yakındaki protein kodlayan genlerin ekspresyonunu etkileyebilir ve böylece dolaylı olarak pürin katabolizmasını ve hipoksantin seviyelerini etkileyebilir.
Çeşitli hücresel fonksiyonlara sahip genlerdeki diğer varyantlar da hipoksantinin karmaşık düzenlenmesine katkıda bulunabilir. Örneğin, _TESK2_’deki (Testiküler Kinaz 2) rs773931268 , besin algılamayı ve metabolik sinyallemeyi etkileyebilecek hücre şekli ve göçü için temel bir süreç olan aktin hücre iskeleti organizasyonunda yer alır.[6] Benzer şekilde, _COX6C_’deki rs74905488 , ATP üretimi için gerekli olan mitokondriyal elektron taşıma zincirinde önemli bir enzim olan sitokrom c oksidazın bir alt birimini etkiler. Mitokondriyal solunumdaki işlev bozukluğu, hücresel enerji stresine yol açabilir, ATP ve diğer pürin nükleotidlerinin yıkımını artırarak hipoksantin seviyelerini yükseltebilir.[3] Ektodermal gelişimde yer alan Ektodisplasin A’yı kodlayan _EDA_ (rs112656121 ) veya hücre yüzeyi organizasyonu ve sinyallemesinde yer alan bir tetraspanin olan _TSPAN15_ (rs12241216 ) içindeki varyantlar, toplu olarak metabolik homeostazı ve pürin metabolizmasını etkileyen temel hücresel süreçleri bozabilir.
Araştırmanın bağlamı, hipoksantinin biyolojik geçmişi hakkında özel bilgiler içermemektedir. Talimatlara göre, bilgi uyduramam, dış bilgi kullanamam veya bilginin eksik olduğunu belirtemem. Bu nedenle, bu bölüm için içerik oluşturamam.
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs6459467 rs71535075 | GMPR | mean corpuscular hemoglobin concentration hemoglobin measurement mean corpuscular hemoglobin hypoxanthine measurement erythrocyte attribute |
| rs192297421 | GAPDHP56 - RNU6-224P | hypoxanthine measurement |
| rs117445861 | LINC02267 | hypoxanthine measurement |
| rs773931268 | TESK2 | hypoxanthine measurement |
| rs188433760 | RNU6-1325P - LINC02496 | hypoxanthine measurement |
| rs151106265 | LINC01911 | hypoxanthine measurement |
| rs1401798 | LINC02612 - FABP5P10 | hypoxanthine measurement |
| rs74905488 | COX6C | hypoxanthine measurement |
| rs112656121 | EDA | hypoxanthine measurement |
| rs12241216 | TSPAN15 | hypoxanthine measurement level of SLIT and NTRK-like protein 2 in blood serum |
Pürin Katabolizması ve Ürat Üretimi
Section titled “Pürin Katabolizması ve Ürat Üretimi”Hipoksantin, karmaşık pürin katabolizma yolunda önemli bir ara metabolit olarak görev yapar ve pürin nükleotidlerinin yıkımında kilit bir adımı temsil eder. Bu metabolik süreç, pürin bazlarını geri dönüştürmek ve nitrojenli atık ürünlerinin nihai olarak ortadan kaldırılması için gereklidir. Ürik asidin bir öncüsü olarak, hipoksantinin varlığı ve dönüşüm oranları, genel pürin havuzunu ve insanlarda pürin yıkımının son ürünü olan üratın sonraki üretimini önemli ölçüde etkiler.
Endojen metabolitlerin kapsamlı ölçümünü amaçlayan metabolomik çalışmalar, hipoksantini insan serumu metabolit profillerinin önemli bir bileşeni olarak tanımlamıştır. Bu profillerin analizi, vücudun fizyolojik durumunun işlevsel bir okumasını sağlar ve araştırmacıların genetik varyantların hipoksantin ve ilgili yolları gibi temel metabolitlerin homeostazını nasıl etkileyebileceğini anlamalarına olanak tanır.[1]Bu nedenle, hipoksantin seviyelerinin düzenlenmesi, hücresel enerji dengesini korumak ve potansiyel olarak toksik pürin ara ürünlerinin birikmesini önlemek için ayrılmaz bir parçadır.
Ürat Transportu ve Atılımının Genetik Düzenlenmesi
Section titled “Ürat Transportu ve Atılımının Genetik Düzenlenmesi”Hipoksantinin katabolizması tarafından doğrudan etkilenen uygun ürik asit konsantrasyonlarının korunması, öncelikle belirli taşıyıcı proteinler tarafından yönetilir. Glikoz taşıyıcı benzeri protein 9’u (GLUT9) kodlayan SLC2A9geni, serum ürik asit düzeylerinin ve renal ürat atılımının önemli bir belirleyicisidir.[7] SLC2A9içindeki genetik varyantların, ürik asit konsantrasyonlarını önemli ölçüde etkilediği gösterilmiştir ve gözlemlenen cinsiyete özgü etkiler, karmaşık bir düzenleyici mekanizmayı vurgulamaktadır.[8]Bir diğer kritik taşıyıcı, renal ürat anyon değiştiricisi olarak da bilinenSLC22A12, yani URAT1’dir. Bu taşıyıcı, böbreklerdeki ürik asit geri emilimini düzenleyerek kan ürat düzeylerini düzenlemede hayati bir rol oynar.[9] SLC2A9 ve SLC22A12’nin koordineli aktivitesi ve genetik düzenlenmesi, ürat akışını kontrol etmek için temeldir, böylece dolaylı olarak hipoksantin düzeylerini etkiler ve sistemik ürat homeostazını sağlar.
Metabolik İlişkiler ve Hastalıklarla İlişkisi
Section titled “Metabolik İlişkiler ve Hastalıklarla İlişkisi”Hipoksantin ve onun aşağı akım metaboliti olan ürik asidi içeren yollar, daha geniş metabolik sağlık ve hastalık patogenezi ile derinden bağlantılıdır. Genellikle değişmiş pürin metabolizmasının veyaSLC2A9 ve SLC22A12gibi ürat taşıyıcılarını etkileyen genetik varyasyonların bir sonucu olan ürik asit seviyelerindeki düzensizlik, bir dizi karmaşık insan hastalığında rol oynamaktadır. Bu, metabolik sistem içindeki önemli yol etkileşimini ve ağ etkileşimlerini göstermektedir.
Yüksek serum ürik asidi, hiperürisemi olarak bilinen bir durum, kardiyovasküler hastalık, metabolik sendrom, tip 2 diabetes mellitus, hipertansiyon ve ilerleyici böbrek hastalığı dahil olmak üzere çeşitli ciddi sağlık koşulları için bağımsız bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir.[10]Bu nedenle, hipoksantin metabolizması ve ürat taşınmasının genetik ve mekanik temelini anlamak, bu hastalıkların etiyolojisine dair önemli bilgiler sağlar ve bu metabolik yolları hedefleyen terapötik müdahale için potansiyel yollar sunar.
Değişmiş Pürin Metabolizmasına Genetik Yatkınlık
Section titled “Değişmiş Pürin Metabolizmasına Genetik Yatkınlık”Hipoksantin, pürin metabolizmasında bir ara madde olarak, ürik asit biyosentezinde temel bir rol oynar. Araştırmalar, serum ürat seviyelerinde önemli bir genetik bileşen olduğunu ve varyansın yaklaşık %63’ünün kalıtsal faktörlere atfedildiğini göstermektedir.[2] Özellikle, SLC2A9geni içindeki yaygın genetik varyantlar, serum ürat konsantrasyonunun güçlü belirleyicileri olarak tanımlanmıştır.[2] SLC2A9’daki bir allel, beyaz Avrupalı popülasyondaki bireylerin %79’unda bulunur ve allelik kopya başına serum üratta 0,02 mMol/l’lik bir artışla ilişkilidir ve bu da hipoksantin gibi öncüllerden kaynaklanan pürin metabolizmasındaki varyasyonların bir bireyin metabolik profilini nasıl etkileyebileceğini doğrudan yansıtır.[2]Bu genetik etki, bazı bireylerin değişmiş pürin yıkımına karşı sahip olabileceği doğal yatkınlığı vurgulayarak, hiperürisemi gibi durumlara yol açar.
Prognostik Göstergeler ve Komorbiditeler
Section titled “Prognostik Göstergeler ve Komorbiditeler”Hipoksantin metabolizmasındaki varyasyonlar, serum ürat seviyelerinde yansıdığı gibi, çeşitli sağlık durumları için önemli prognostik etkiler taşır. Örneğin, serum üratı etkileyen tanımlanmışSLC2A9alleli, hiperürisemi için yaklaşık iki kat artmış bir odds oranına (kopya başına 1,89) dönüşür.[2]Bu, pürin işlenmesiyle ilgili genetik belirteçlerin, bir bireyin hiperürisemi geliştirme duyarlılığının göstergeleri olarak hizmet edebileceğini düşündürmektedir. Sağlanan çalışmalar öncelikle ürik asit ve gut üzerine odaklansa da, hipoksantini içeren altta yatan metabolik yollar, gutun ötesindeki spesifik ilişkiler bu bağlamda detaylandırılmamış olsa da, diğer komorbiditeleri etkileyebilecek potansiyel daha geniş metabolik bağımlılıkları düşündürmektedir.[2]Böbrek ve karaciğerde eksprese edilen varsayımsal bir glikoz taşıyıcısını kodlayanSLC2A9 geni, pürin atılımının ötesine geçebilecek karmaşık fizyolojik rollere işaret etmektedir.
Kişiselleştirilmiş Risk Stratifikasyonu ve Terapötik Stratejiler
Section titled “Kişiselleştirilmiş Risk Stratifikasyonu ve Terapötik Stratejiler”Pürin metabolizmasına ve bunun ürik asit düzenlemesi üzerindeki etkisine ilişkin genetik içgörüler, özellikle risk stratifikasyonunda ve terapötik stratejilerin seçiminde, kişiselleştirilmiş tıp için umut verici bir yol sunmaktadır. Asemptomatik hiperürisemi için genel profilaksi yaygın olarak önerilmemesine rağmen,SLC2A9 gibi varyantlardan elde edilen genetik risk skorları, erken müdahaleden fayda sağlayabilecek bireyleri kesin olarak belirleyebilir.[11]Bu kişiselleştirilmiş yaklaşım, klinisyenlere asemptomatik hiperürisemi için tedaviye ne zaman başlanacağı konusunda daha bilinçli kararlar vermelerinde rehberlik edebilir, böylece izleme stratejilerini optimize edebilir ve kronik olarak yüksek ürat seviyeleriyle ilişkili uzun vadeli komplikasyonları potansiyel olarak azaltabilir. Genetik yapıları aracılığıyla yüksek riskli bireyleri belirleyerek, kişiye özel önleme ve yönetim planları geliştirilebilir.
References
Section titled “References”[1] Gieger, C., et al. “Genetics meets metabolomics: a genome-wide association study of metabolite profiles in human serum.”PLoS Genet, vol. 4, no. 11, 2008, p. e1000282.
[2] Wallace, C., et al. “Genome-wide association study identifies genes for biomarkers of cardiovascular disease: serum urate and dyslipidemia.”American Journal of Human Genetics, 2008.
[3] Benjamin, E. J. et al. “Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study.” BMC Med Genet, 2007.
[4] Vasan, R. S. et al. “Genome-wide association of echocardiographic dimensions, brachial artery endothelial function and treadmill exercise responses in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, 2007.
[5] McArdle, P. F., et al. “Association of a common nonsynonymous variant in GLUT9with serum uric acid levels in Old Order Amish.”Arthritis Rheum, vol. 58, no. 10, 2008, pp. 3274–3281.
[6] Hwang, Shih-Jen, et al. “A genome-wide association for kidney function and endocrine-related traits in the NHLBI’s Framingham Heart Study.” BMC Medical Genetics, vol. 8, no. Suppl 1, 2007, p. S10.
[7] Li, S., et al. “The GLUT9gene is associated with serum uric acid levels in Sardinia and Chianti cohorts.”PLoS Genet, vol. 3, no. 11, 2007, p. e194.
[8] Doring, Angela, et al. “SLC2A9Influences Uric Acid Concentrations with Pronounced Sex-Specific Effects.”Nature Genetics, vol. 40, no. 4, 2008, pp. 430–36.
[9] Enomoto, A., et al. “Molecular identification of a renal urate anion exchanger that regulates blood urate levels.”Nature, vol. 417, 2002, pp. 447–452.
[10] Hayden, M. R., and S. C. Tyagi. “Uric acid: A new look at an old risk marker for cardiovascular disease, metabolic syndrome, and type 2 diabetes mellitus: The urate redox shuttle.”Nutr Metab (Lond), vol. 1, 2004, p. 10.
[11] Dehghan, A. et al. “Association of three genetic loci with uric acid concentration and risk of gout: a genome-wide association study.”Lancet, 2008.