İçeriğe geç

Hemoroid

Hemoroidal hastalık (HEM), anal yastıkçıkların semptomatik olarak büyümesi ve distal yer değiştirmesi ile karakterize edilen yaygın bir anorektal durumdur.[1] Küresel nüfusun önemli bir bölümünü etkiler ve sıklıkla önemli tıbbi ve sosyoekonomik yüke yol açar.[1]

Hemoroidlerin, bağ dokusu, düz kas ve yoğun bir vasküler pleksustan oluşan normal anatomik yapılar olan anal yastıklardan kaynaklandığı düşünülmektedir.[1]Geleneksel olarak yaşam tarzı faktörlerinin bir sonucu olarak kabul edilse de, son araştırmalar genetik bir yatkınlığa işaret etmektedir. Çalışmalar, HEM’in kısmen kalıtsal bir durum olduğunu ve SNP verilerine dayalı olarak %5 olarak tahmin edilen tespit edilebilir bir kalıtılabilirliğe sahip olduğunu göstermiştir.[1] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), toplu olarak HEM kalıtılabilirliğinin yaklaşık %0,9’unu açıklayan 102 bağımsız risk lokusu tanımlamıştır.[1]Bu lokuslar, patofizyolojiye dair yeni bilgiler sağlayarak, hücre dışı matriks organizasyonu, kas kasılması ve hemoroidal vaskülatürün kendisinde rol oynayan genler için roller önermektedir.[1] Örneğin, belirli _ABO_ kan grupları, özellikle O tipi, artmış HEM riski ile ilişkilendirilmiştir.[1] _XKR9_, _ACHE_ ve _XKR6_ gibi genler de HEM riski ile ilgili kan grubu antijen kodlamasında rol oynamaktadır.[1]

HEM, semptomatik yapısı nedeniyle bireyin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilen yaygın bir durumdur.[1] Yalnızca ABD’deki yıllık harcamaların 800 milyon ABD Doları olduğu tahmin edilen ve büyük ölçüde yapılan hemoroidektomi sayısına atfedilen önemli bir sağlık hizmeti maliyetini temsil etmektedir.[1]Ayrıca, HEM’in gastrointestinal, nöroaffektif ve kardiyovasküler alanlardaki hastalıklar da dahil olmak üzere diğer sağlık durumlarıyla genetik korelasyonlara sahip olduğu bulunmuştur.[1]Özellikle, HEM’li bireyler sıklıkla irritabl bağırsak sendromu (IBS) ve diğer dismotilite sendromlarını daha yüksek oranlarda yaşarlar ve anksiyete ve depresyon ile de genetik korelasyonlar olduğu belirtilmiştir.[1] HEM için daha yüksek poligenik risk skorları, tekrarlayan invaziv prosedürlere duyulan ihtiyaç ve daha erken başlangıç yaşı gibi daha şiddetli fenotiplerle de bağlantılıdır.[1]

Yaygın dağılımına ve etkisine rağmen, hemoroidal hastalık tarihsel olarak yeterince çalışılmamış bir durum olarak kabul edilmiştir; bunun nedeni kısmen toplumda tabu bir konu olarak algılanmasıdır.[1] Bu toplumsal damgalama, büyük ölçekli epidemiyolojik ve moleküler çalışmaların eksikliğine katkıda bulunmuş ve hastalığın tam etiyolojisi yakın zamana kadar tam olarak anlaşılamamıştır.[1]Hastalık, “sessizce acı çeken bir nüfus kesimini” etkilemektedir ve bu da anlayışı, teşhisi ve tedaviyi iyileştirmek için artan farkındalık ve araştırma ihtiyacını vurgulamaktadır.[1]

Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler”

Hemoroidal hastalık (HEM) üzerine yapılan kapsamlı genom çapında ilişkilendirme çalışması (GWAS), geniş bir kohorttan yararlanırken, doğasında var olan metodolojik ve istatistiksel sınırlamalarla karşı karşıyadır. Çalışma, önemli örneklem büyüklüğüne ulaşmak için “minimal fenotipleme” kullanmıştır; bu da istatistiksel gücü artırırken, hastalık tanımında heterojenliğe veya kesinlik eksikliğine neden olabilir ve bu da gerçek genetik sinyalleri seyreltebilir veya belirli HEM alt tiplerinden ziyade daha geniş hastalık kategorilerinin yakalanmasına yol açabilir.[1] Geniş örnekleme rağmen, tanımlanan 102 risk lokusu, tahmin edilen %5’lik SNP bazlı kalıtılabilirliğin yalnızca küçük bir kısmını (%0,9) açıklamaktadır ve bu da HEM’in genetik yapısının önemli bir bölümünün hala açıklanamadığını vurgulamaktadır. Bu, muhtemelen çok küçük bireysel etkilere sahip birçok genetik faktörün veya daha karmaşık genetik etkileşimlerin henüz keşfedilmeyi beklediğini göstermektedir.[1] Ayrıca, genomik enflasyonun (λ=1,3) gözlemlenmesi, HEM’in çok sayıda genetik varyantı içeren ve her birinin çok küçük bir etkiye katkıda bulunduğu oldukça poligenik bir özellik olduğunu düşündürmektedir. Bağlantı dengesizliği skor regresyon analizi (LDSC), bunu popülasyon tabakalaşmasından ziyade poligenikliğe atfetse de, böyle bir genetik yapının karmaşıklığı kapsamlı bir şekilde incelenmesini zorlaştırmaktadır.[1] GWAS’ta genetik modellerin seçimi, genellikle katkılayıcı etkiler varsayılarak, dominant, resesif veya daha karmaşık katkılayıcı olmayan etkileşimler gibi diğer genetik varyasyon biçimlerinin yakalanmasını da sınırlayabilir; bu da kayıp kalıtılabilirliğe katkıda bulunabilir ve HEM etiyolojisinin genel anlayışını etkileyebilir.[2]

Fenotipik Tanım ve Kalan Bilgi Boşlukları

Section titled “Fenotipik Tanım ve Kalan Bilgi Boşlukları”

HEM’ın geniş ölçekli genetik çalışmalarda karakterizasyonu, genellikle öz bildirimli tıbbi verilere veya geniş tanı kodlarına dayanır; bu da vakaların ve kontrollerin tanımlanmasında değişkenliğe ve potansiyel yanlış sınıflandırmaya yol açabilir.[1]Bu “minimal fenotipleme” yaklaşımı, büyük örneklem boyutlarına olanak sağlarken, HEM’nin değişen şiddeti, alt tipleri veya ilerlemesi dahil olmak üzere klinik heterojenitesini yeterince yakalayamayabilir ve bu da belirli hastalık belirtileriyle ilgili daha spesifik genetik ilişkilendirmeleri potansiyel olarak gizleyebilir. Daha geniş bilimsel topluluk da HEM’yi epidemiyolojisi ve moleküler temeli ile ilgili “kıt araştırmalar” içeren “yeterince çalışılmamış bir hastalık” olarak kabul etmektedir.[1] Bu sınırlı ön bilgi, HEM’nin genetik yapısını ve daha geniş etiyolojisini anlamadaki kalan boşluklara önemli ölçüde katkıda bulunmaktadır. Mütevazı kalıtım tahminleri ve tanımlanan genetik varyantlar tarafından açıklanan varyansın küçük oranı, HEM riskini etkileyen birçok genetik ve genetik olmayan faktörün hala bilinmediğinin altını çizmektedir.[1] Çeşitli popülasyonlarda daha ayrıntılı ve standartlaştırılmış klinik fenotipleme, genetik keşfi iyileştirmek ve poligenik risk skorlarının klinik faydasını artırmak için çok önemli olacaktır.

Genellenebilirlik ve Çevresel Karıştırıcı Faktörler

Section titled “Genellenebilirlik ve Çevresel Karıştırıcı Faktörler”

HEM ile ilgili mevcut genetik bilgilerin önemli bir sınırlaması, ağırlıklı olarak Avrupa kökenli popülasyonlara odaklanmalarıdır.[1]Bu durum, tanımlanan risk lokusları ve poligenik risk skorları da dahil olmak üzere, bulguların diğer atalara sahip bireylere doğrudan genellenebilirliğini kısıtlamaktadır; zira bu bireylerde genetik yatkınlıklar, hastalık prevalansı ve çevresel maruziyetler önemli ölçüde farklılık gösterebilir.[3] Genetik yapı popülasyonlar arasında farklılık gösterebilir, bu da genetik risk tahmininin adil bir şekilde anlaşılmasını ve uygulanmasını sağlamak için çeşitli kohortlarda daha fazla araştırma yapılmasını gerektirmektedir.

Ayrıca, HEM gibi karmaşık hastalıklar sadece genetikten değil, aynı zamanda çok sayıda çevresel faktörden ve gen-çevre etkileşimlerinden de etkilenir. Araştırma, HEM’in etiyolojisinin “belirsiz” olduğunu ve “genetik olmayan birkaç risk faktörünün öne sürüldüğünü” kabul ederek, yaşam tarzı, beslenme, sosyoekonomik durum ve diğer çevresel maruziyetlerin rolüyle ilgili önemli bir bilgi eksikliğine işaret etmektedir.[1]Bu genetik olmayan karıştırıcı faktörler ve bunların genetik yatkınlıklarla etkileşimleri kapsamlı bir şekilde hesaba katılmadan, HEM etiyolojisinin tam resmi eksik kalmaktadır. Ek olarak, sağlık hizmetlerine farklı erişim veya belirli durumların aşırı temsili gibi büyük biyobanka kohortlarındaki doğal eğilimler, gözlemlenen hastalık modellerini ve şiddetini etkileyebilir ve bu da çeşitli ortamlarda genetik ilişkilerin yorumlanmasını daha da karmaşık hale getirebilir.[4]

Genetik varyasyonlar, bir bireyin hemoroidal hastalığa yatkınlığında önemli bir rol oynar ve çok sayıda tanımlanmış tek nükleotid polimorfizmi (SNP), kan grubu tayininden doku bütünlüğüne ve hücresel düzenlemeye kadar çeşitli biyolojik yollarda yer alan genleri etkiler. Araştırmalar, hemoroidlerin kısmen kalıtsal bir durum olduğunu, saptanabilir bir kalıtılabilirliğe sahip olduğunu ve belirli genetik lokusların bu yatkınlığa katkıda bulunduğunu ortaya koymuştur.[1] Bu varyantlar, anal kanal içindeki kan damarlarının, bağ dokularının ve inflamatuar yanıtların yapısını ve işlevini etkileyerek durumun karmaşık etiyolojisine katkıda bulunabilir.

Tanımlanan genetik faktörler arasında, ABO kan grubu geni içindeki varyantlar öne çıkmaktadır. ABO geni, bir bireyin kan grubunu belirleyen antijenleri kodlar ve bu antijenler kırmızı kan hücrelerinin yüzeyinde ve kan damarlarını kaplayan endotel hücreleri de dahil olmak üzere çeşitli diğer hücre tiplerinde bulunur. Spesifik ABOkan grupları, değişen hemoroid riskleriyle ilişkilendirilmiştir; örneğin, O kan grubu artmış bir riskle ilişkilendirilirken, A ve B tipleri azalmış bir riskle ilişkilidir.[1] Bu ilişki, ABOkan gruplarının pıhtılaşma, inflamasyon ve vasküler bütünlük üzerindeki etkisinden kaynaklanabilir; bu da hemoroid patogenezinde kritik faktörlerdir, çünkü farklı kan grupları gastrointestinal kanama ve tromboz riskini etkileyebilir.[5] ABO lokusu içindeki rs676996 , rs8176746 ve rs587611953 gibi varyantlar, bu kan grubu antijenlerinin ekspresyonunu veya işlevini modüle ederek vasküler sağlığı ve hemoroidlere genel yatkınlığı etkileyebilir. Ek olarak, Kell Kan Grubu Kompleksi Alt Birimi ile İlişkili Aile’nin bir parçası olan XKR9geni de hemoroid riskiyle ilişkilidir vers1838392 varyantı ile tanımlanmıştır.[1] XKR9’un hemoroidlerdeki kesin mekanizması hala araştırılmakla birlikte, kan bileşenleri ve vasküler sağlık arasındaki karmaşık etkileşime katkıda bulunduğu düşünülmektedir.

Hemoroid riskiyle ilişkili diğer genler, hücresel büyüme, hücre dışı matriks organizasyonu ve hücre döngüsü düzenlemesinde yer alanları içerir. Örneğin,HMGA2 geni, hücre çoğalması, farklılaşması ve doku gelişimindeki rolüyle bilinen bir transkripsiyonel düzenleyicidir. HMGA2 bölgesindeki rs11176001 ve rs1383304 gibi varyantlar, düzenleyici işlevlerini etkileyebilir, potansiyel olarak anorektal dokuların büyüme ve onarım süreçlerini değiştirebilir ve hemoroidlere yatkınlığa neden olan yapısal anormalliklere katkıda bulunabilir.[1] Benzer şekilde, SMAD3, hücre büyümesi, farklılaşması ve dokulara yapısal destek sağlayan hücre dışı matriks proteinlerinin üretimi için hayati önem taşıyan TGF-beta sinyal yolunun önemli bir bileşenidir. SMAD3’teki rs17293632 varyantı, bu yolu etkileyebilir, doku yeniden modellenmesini, fibrozisi veya inflamasyonu etkileyebilir; bunların tümü hemoroidal hastalığın gelişimi ve ilerlemesiyle ilgilidir.[1] Ayrıca, CDKN2B-AS1, hücre döngüsü kontrolünde yer alan genleri düzenleyen ve varisli damarlar dahil olmak üzere çeşitli vasküler durumlarla ilişkilendirilen uzun bir kodlayıcı olmayan RNA’dır.[2] Bu gendeki rs1333047 varyantı, hücre yaşlanmasını veya anal bölgedeki kan damarlarının ve bağ dokularının yapısal bütünlüğünü etkileyerek hemoroid riskine katkıda bulunabilir.

Metabolizma, iyon taşınması ve mukozal bütünlük ile ilgili genler de hemoroid duyarlılığına katkıda bulunur.GMDS (Guanosine Diphosphate Mannose Synthase), birçok proteinin ve hücre dışı matriksin düzgün işlevi için gerekli olan bir süreç olan glikosilasyon için önemli bir öncü olan GDP-mannoz sentezinde yer alır. GMDS’deki rs722587 varyantı, bu glikosilasyon yollarını etkileyebilir, potansiyel olarak dokuların yapısal bütünlüğünü, bağışıklık yanıtlarını ve anorektal bölgedeki inflamasyonu etkileyebilir.[1] ATP1B1geni, hücresel iyon dengesini ve membran potansiyelini korumak için kritik bir enzim olan sodyum-potasyum pompasının bir alt birimini kodlar.rs145163454 gibi bir varyant, bu pompanın işlevini değiştirebilir, düz kas kasılmasını, vasküler tonusu ve hemoroidal pleksustaki sıvı dengesini etkileyebilir, böylece venöz dilatasyonu ve hemoroid oluşumunu etkileyebilir.[1] SFMBT1 (Scm-like with four MBTS domains 1), kromatin yeniden modellenmesinde ve transkripsiyonel düzenlemede yer alan bir gendir. rs9847710 gibi varyantlar, doku gelişimi, bakımı veya onarımı için çok önemli olan gen ekspresyon modellerini modüle edebilir ve anorektal dokuların genel sağlığını ve direncini etkileyebilir. Son olarak, bir müsin geni olan MUC12, gastrointestinal sistemde koruyucu mukozal bariyerlerin oluşumunda rol oynar. rs4556017 varyantı, bu mukozal bariyerin bütünlüğünü veya işlevini etkileyebilir, inflamasyona, sürtünmeye bağlı hasara veya hemoroidal hastalıkta yaygın özellikler olan değişmiş doku yanıtlarına duyarlılığı artırabilir.[1] Uzun intergenik kodlayıcı olmayan bir RNA olan LINC02811, rs11585073 varyantı ile, doku homeostazı veya inflamatuar yanıtlarla ilgili yakındaki genleri veya hücresel süreçleri düzenleyerek etkisini gösterebilir ve hemoroidlerin karmaşık genetik yapısına katkıda bulunabilir.[1]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs11176001
rs1383304
HMGA2 - MIR6074bowel opening frequency
hemorrhoid
vital capacity
forced expiratory volume
peak expiratory flow
rs676996
rs8176746
rs587611953
ABOhemorrhoid
glycine measurement
monocyte count
rs1838392 XKR9hemorrhoid
rs11585073 LINC02811hemorrhoid
rs17293632 SMAD3inflammatory bowel disease
ulcerative colitis
ankylosing spondylitis, psoriasis, ulcerative colitis, Crohn’s disease, sclerosing cholangitis
Crohn’s disease
asthma
rs722587 GMDSBMI-adjusted waist circumference
hemorrhoid
rs1333047 CDKN2B-AS1pulse pressure measurement
hypertension
large artery stroke
hemorrhoid
non-high density lipoprotein cholesterol measurement
rs145163454 ATP1B1hemorrhoid
venous thromboembolism
thrombophilia
blood coagulation disease
deep vein thrombosis
rs9847710 SFMBT1ulcerative colitis
gout
hemorrhoid
urate measurement
uric acid measurement
rs4556017 MUC12bowel opening frequency
hemorrhoid
level of carbonic anhydrase 12 in blood serum
v-set and immunoglobulin domain-containing protein 2 measurement
protein FAM3D measurement

Hemoroid, resmi olarak Hemoroidal hastalık (HEM) olarak bilinir, anal yastıkçıkların semptomatik olarak büyümesi ve distal yer değiştirmesi ile karakterize edilen yaygın bir anorektal patolojidir.[1]Bu yastıkçıklar, bağ dokusu, düz kas ve yoğun bir vasküler ağdan oluşan normal anatomik yapılardır ve sıklıkla ayrıntılı hemoroidal pleksus olarak adlandırılır.[1], [6] Bu durum, nüfusun önemli bir bölümünü etkileyerek, öncelikle cerrahi müdahalelerle ilişkili önemli maliyetler de dahil olmak üzere, kayda değer bir tıbbi ve sosyoekonomik yüke yol açmaktadır.[7]

Patofizyolojik Temel ve Etiyolojik Çerçeveler

Section titled “Patofizyolojik Temel ve Etiyolojik Çerçeveler”

Hemoroidlerin etiyolojisi karmaşıktır ve tarihsel olarak yetersiz anlaşılmıştır; günümüzdeki yaklaşımlar multifaktöriyel bir patofizyolojiyi vurgulamaktadır.[1], [8]Son genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), hemoroidlerin kısmen kalıtsal bir durum olduğunu ve tek nükleotid polimorfizmi (SNP) verilerine dayanarak yaklaşık %5 olarak tahmin edilen tespit edilebilir bir kalıtılabilirliğe sahip olduğunu göstermiştir.[1]Bu çalışmalar, toplu olarak bu kalıtılabilirliğin yaklaşık %0,9’unu açıklayan 102 bağımsız genetik risk lokusu tanımlamıştır ve düz kas, epitel ve bağ dokularını içeren bozukluklara yatkınlığı artıran genetik bir bileşeni vurgulamaktadır.[1]Bu genetik lokusların fonksiyonel annotasyonu, düz kas fonksiyonu, epitel ve endotel gelişimi, morfogenez, hücre dışı matriks organizasyonu ve kas kasılması ile ilişkili yollarda zenginleşmeyi göstermektedir.[1]Genetik faktörlerin ötesinde, hareketsiz yaşam tarzı, obezite, düşük diyet lifi alımı, uzun süreli tuvalet süresi, dışkılama sırasında zorlanma, ağır kaldırma, kabızlık, ishal, pelvik taban disfonksiyonu, hamilelik ve doğal doğum gibi çok sayıda çevresel ve yaşam tarzı risk faktörü öne sürülmüştür, ancak bazıları hala tartışmalıdır.[1]O kan grubu gibi spesifik genetik ilişkiler de hemoroid riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir; A ve B kan grupları ise riskin azalmasıyla ilişkilidir.[1]

Klinik Sınıflandırma ve Tanısal Değerlendirmeler

Section titled “Klinik Sınıflandırma ve Tanısal Değerlendirmeler”

Hemoroidler için kapsamlı kategorik sınıflandırma sistemleri genetik araştırmalarda ayrıntılı olarak açıklanmamış olsa da, hastalık şiddeti klinik olarak değerlendirilir ve genetik yatkınlık ile korelasyon gösterir. Örneğin, hemoroidler için daha yüksek poligenik risk skorlarına (PRS) sahip bireyler, genellikle tekrarlayan invaziv prosedürlere ihtiyaç duyulması ve hastalığın başlangıç yaşının daha genç olması ile belirtilen daha şiddetli bir fenotip ile ilişkilidir.[1] Bu, hastalığın hem ilerlemesini hem de klinik semptomların sunumunu etkileyen genetik bir yükün olduğu, hastalığın boyutsal bir yönünü düşündürmektedir.

Geniş ölçekli genetik araştırmalar bağlamında, hemoroidler için tanı ve ölçüm kriterleri, sağlam genetik keşifler için gerekli olan önemli örneklem boyutlarına ulaşmak için sıklıkla “minimal fenotipleme” ve kendi kendine bildirilen tıbbi verilere dayanır.[1], [9] Bu geniş yaklaşımlar, genetik risk faktörlerinin belirlenmesini ve daha yüksek risk altındaki bireyleri tanımlamak için bağımsız veri kümelerinde doğrulanabilen poligenik risk skorlarının hesaplanmasını sağlar.[1] Ayrıca, seçilen aday proteinlerin anorektal dokularda, özellikle hemoroidal kan damarları içinde, bölgeye özgü lokalizasyonu, hastalığın karmaşık, multifaktöriyel patogenezindeki varsayımsal rollerini vurgulayarak potansiyel biyobelirteçler ve tanısal yollar hakkında fikir vermektedir.[1]

Hemoroidal hastalık (HEM), öncelikle anal yastıkların semptomatik büyümesi ve distal yer değiştirmesi ile karakterizedir ve rahatsızlığı sessizce yaşayabilen popülasyonun önemli bir bölümünü etkiler.[1] Yaygın klinik belirtiler, tıbbi müdahaleyi gerektiren semptomları içerir ve şiddeti, tekrarlayan invaziv prosedürler gerektiren bir noktaya kadar değişebilir.[1]Genetik çalışmalarda kanama, ağrı veya kaşıntı gibi spesifik semptomlar açıkça detaylandırılmamış olsa da, “semptomatik büyüme” terimi bu tür rahatsızlıkları ima etmektedir. Kabızlık, uzun süre oturma ve dışkılama sırasında zorlanma gibi faktörler, hemoroidal semptomların ortaya çıkışını ve şiddetini etkileyebilen ilişkili durumlar olarak kabul edilmektedir.[1]

Değerlendirme Yaklaşımları ve Fenotipik Spektrum

Section titled “Değerlendirme Yaklaşımları ve Fenotipik Spektrum”

Hemoroidal hastalığın değerlendirilmesi genellikle semptomatik sunumunun ve anal yastıkçık büyüklüğünün karakterize edilmesine dayanır. Geniş ölçekli genetik çalışmalarda, verileri verimli bir şekilde toplamak için “minimal fenotipleme” yaklaşımları kullanılır ve bunlar genellikle HEM’li bireyleri belirlemek için kendi bildirdiği tıbbi bilgilerden yararlanır.[1] Subjektif raporların ötesinde, poligenik risk skorları (PRS) gibi kantitatif ölçümler, objektif bir değerlendirme aracı olarak hizmet eder ve daha yüksek PRS, tekrarlayan invaziv prosedürlere ihtiyaç duyma olasılığı ve daha erken başlangıç yaşı dahil olmak üzere daha şiddetli bir fenotip ile ilişkilidir.[1] Hastalıklı dokudaki altta yatan biyolojik mekanizmaları anlamak için araştırmalar, gen ekspresyonunu değerlendirmek için RNA dizileme (RNA-seq) analizleri ve hemoroidal doku içindeki belirli proteinleri lokalize etmek için immünohistokimya gibi gelişmiş yöntemler kullanır.[1]

Hemoroidal hastalık, sunumunda önemli ölçüde değişkenlik gösterir ve daha genç başlangıç yaşı, daha yüksek poligenik risk skorlarıyla önemli ölçüde ilişkilidir.[1]Bu, hastalık seyrini etkileyen bireyler arası genetik bir yatkınlığı vurgulamaktadır. Tanısal açıdan, HEM, diğer sağlık durumları, özellikle irritabl bağırsak sendromu (IBS) gibi gastrointestinal bozukluklar ve diğer dismotilite sendromları ile dikkat çekici genetik korelasyonlar gösterir.[1]Ayrıca, anksiyete ve depresyon gibi nöroafektif özelliklerle korelasyonlar gözlenmiştir ve potansiyel olarak ortak genetik mekanizmalar olduğunu düşündürmektedir; bu mekanizmalar muhtemelen bağırsak motilitesi ile aracılık etmektedir.[1] ABO kan grubunun (O tipinin artmış riskle, A ve B tiplerinin azalmış riskle ilişkisi) ve XKR9 genindeki varyantların (rs1838392 ) HEM riskiyle ilişkisi gibi spesifik genetik bilgiler, duyarlılığı anlamak için değerli bilgiler sağlar, ancak bunlar akut hastalık için doğrudan tanı araçları değildir.[1]

Genetik Yatkınlık ve Altta Yatan Moleküler Yollar

Section titled “Genetik Yatkınlık ve Altta Yatan Moleküler Yollar”

Hemoroidal hastalık (HEM), kısmen kalıtsal bir durum olarak kabul edilmektedir ve genetik faktörler etiyolojisinde rol oynamaktadır. Çalışmalar, tek nükleotid polimorfizmi (SNP) verilerine dayanarak yaklaşık %5’lik mütevazı bir kalıtılabilirliğin olduğunu tahmin etmektedir.[1] Kapsamlı bir genom çapında analiz, toplu olarak HEM kalıtılabilirliğinin yaklaşık %0,9’unu oluşturan ve hastalığın patofizyolojisine dair önemli bilgiler sunan 102 bağımsız risk lokusu tanımlamıştır.[1] ABO kan grubu lokusu (rs676996 ) ve XKR9 (rs1838392 ) içindeki varyantlar gibi belirli genetik varyantların yanı sıra ACHE (rs4556017 ) ve XKR6 da ilişkilendirilmiştir; O kan grubu HEM için artan bir risk ile ilişkiliyken, A ve B tipleri azalan bir risk göstermektedir.[1] Ayrıca, bu genetik belirteçlerden türetilen poligenik risk skorları (PRS), HEM için daha yüksek risk taşıyan bireyleri tanımlamaya yardımcı olabilir ve başlangıç yaşının daha genç olması ve tekrarlayan cerrahi müdahalelere ihtiyaç duyma olasılığının artması ile korelasyon gösterir.[1]Bu risk lokuslarının fonksiyonel açıklaması, ilişkili genlerin kan damarları ve gastrointestinal dokularda önemli ölçüde zenginleştiğini ve düz kas, epitel ve endotel gelişimi ve morfogenezi için kritik olan yollarda yer aldığını ortaya koymaktadır.[1]Ağ transkriptomik analizleri, kas-iskelet ve epidermal sistemlerin gelişimi ve bütünlüğünün yanı sıra hücre dışı matrisin organizasyonu ile ilgili HEM gen koekspresyon modüllerini vurgulamıştır.[1] Hücre dışı matrisin önemli bir bileşeni olan kollajen kompozisyonundaki anormalliklerin de anorektal dokuların yapısal bütünlüğünü etkileyerek hemoroidlerin patogenezine katkıda bulunduğu düşünülmektedir.[10] Bu bulgular, genetik varyantların anorektal vasküler pleksusun ve çevresindeki dokuların yapısal ve fonksiyonel bileşenlerini etkilediği karmaşık bir poligenik mimarinin altını çizmektedir.

Genetik yatkınlıkların ötesinde, hemoroid gelişimine ve ilerlemesine çeşitli yaşam tarzı ve çevresel faktörlerin güçlü bir şekilde katkıda bulunduğu öne sürülmektedir, ancak bazıları tartışmalı olarak rapor edilmeye devam etmektedir.[1]Temel davranışsal faktörler arasında hareketsiz yaşam tarzı, obezite ve kabızlığa yol açabilen düşük lifli diyet bulunmaktadır.[1] Tuvalette aşırı zaman geçirmek ve dışkılama sırasında ıkınmak, anal yastıklar üzerinde doğrudan mekanik stres faktörleridir; ağır kaldırmak ise karın içi basıncını artırarak durumu daha da kötüleştirebilir.[1] Kronik kabızlık veya ishal gibi durumlar ve pelvik taban disfonksiyonu da anorektal bölgedeki mekanik strese ve değişen hemodinamiğe katkıda bulunur.[1]Hamilelik ve normal doğum, artan pelvik basıncı ve hormonal değişiklikler nedeniyle hemoroid gelişimine veya kötüleşmesine yol açabilen önemli fizyolojik stres faktörleridir.[1] İnsanın dik duruşu da, anal damar sistemi üzerinde sürekli yerçekimi basıncı uygulayan benzersiz bir evrimsel risk faktörü olarak kabul edilir.[1] Hemoroidler ayrıca, altta yatan ortak mekanizmalara ve gen-çevre etkileşimlerine işaret eden diğer bazı sağlık sorunlarıyla önemli genetik korelasyon gösterir.[1] Özellikle, irritabl bağırsak sendromu (IBS) ve diğer dismotilite sendromları gibi gastrointestinal bozukluklarla güçlü bir korelasyon vardır ve etkilenen bireyler genellikle laksatifler gibi ilaçların kullanımının arttığını bildirmektedir.[1]Bu, hem genetik faktörler hem de yaşam tarzı tarafından etkilenen değişmiş bağırsak motilitesinin önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Ayrıca, anksiyete ve depresyon gibi nöroafektif özelliklerle ve kardiyovasküler ve kas-iskelet sistemlerindeki hastalıklarla olan korelasyonlar, daha geniş sistemik bağlantılara işaret etmektedir.[1]Örneğin, bağırsak-beyin ekseni, bağırsak motilitesi üzerindeki etkisi yoluyla genetik risk etkilerine aracılık edebilir ve genetik yatkınlıkların, hemoroid duyarlılığını etkilemek için çevresel tetikleyiciler ve komorbid durumlarla nasıl etkileşime girebileceğini göstermektedir.[1]

Hemoroidal Hastalığın Biyolojik Arka Planı

Section titled “Hemoroidal Hastalığın Biyolojik Arka Planı”

Hemoroidal hastalık (HEM), anal yastıkçıkların semptomatik olarak büyümesi ve distal yer değiştirmesi ile karakterize edilen yaygın bir anorektal patolojidir.[1] Yaygınlığına rağmen, altta yatan biyolojik mekanizmalar ve etiyoloji tarihsel olarak yeterince araştırılmamıştır.[1] Son zamanlarda yapılan geniş çaplı genetik ve moleküler analizler, genetik yatkınlık, doku düzeyindeki değişiklikler ve gelişimine katkıda bulunan moleküler yolakların karmaşık etkileşimine ışık tutmaya başlamıştır.[1]

Genetik Yatkınlık ve Düzenleyici Ağlar

Section titled “Genetik Yatkınlık ve Düzenleyici Ağlar”

Hemoroidal hastalık, %5 olarak tahmin edilen tek nükleotid polimorfizmi (SNP) temelli kalıtılabilirlik ile tespit edilebilir bir genetik bileşen sergiler.[1] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), HEM kalıtılabilirliğinin yaklaşık %0,9’unu toplu olarak açıklayan 102 bağımsız risk lokusu tanımlamıştır.[1] Bu lokuslar, potansiyel nedensel genler ve bunların düzenleyici rolleri hakkında önemli bilgiler sağlayan, hem hastalıklı hem de normal dokular üzerinde gerçekleştirilen hesaplamalı tahminlere ve gen ekspresyon analizlerine dayalı olarak fonksiyonel olarak açıklanmıştır.[1] Önceliklendirilen aday genler genellikle yüksek güvenilirlikli ince haritalanmış varyantlarla bağlantılıdır, etkilenen dokuda farklı ekspresyon gösterir, yolak zenginleştirme analizleri ile vurgulanır veya koekspresyon ağları içinde merkez genler olarak işlev görür.[1] Hemoroidal dokudaki gen ekspresyon çalışmaları, mRNA ve mikroRNA analizlerini entegre ederek, farklı ekspresyonun spesifik örüntülerini ve gen koekspresyon ağlarının oluşumunu ortaya koymaktadır.[1]‘Ekstraselüler matriks organizasyonu’ ve ‘kas kasılması’ ile ilgili modüllerde önemli zenginleşme gözlenmiştir ve bu durum bunların HEM patofizyolojisindeki önemini vurgulamaktadır.[1] Örneğin, nöromüsküler kavşaklarda asetilkolini hidrolize etmek için kritik bir enzim olan asetilkolinesterazı kodlayan ACHE geni (rs4556017 ), eQTL ilişkisi ve Hirschsprung hastalığı gibi bağırsak motilitesini etkileyen durumlarda bilinen aşırı ekspresyonu nedeniyle ilginç bir adaydır.[1] Ek olarak, genetik analizler, özellikle ABO kan grubu (rs676996 ) ve XKR9 (rs1838392 ) olmak üzere kan grubu antijenlerini ilişkilendirmiştir; O kan grubu HEM riskinde artışla ilişkilendirilirken, A ve B tipleri riskin azalmasıyla bağlantılıdır.[1]

Hemoroidal hastalık temel olarak, anal kanalda bulunan özelleşmiş vasküler yapılar olan anal yastıkçıkların yer değiştirmesi ve büyümesini içerir.[11] Anorektal vasküler pleksus merkezi bir rol oynar; gözlemler, bu yastıkçıkların bozulmuş drenajının veya dolumunun, onların kaymasına ve semptomatik prezentasyona katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir.[6] Çeşitli memeliler arasındaki histolojik karşılaştırmalar, ayrıntılı hemoroidal pleksusun insanlarda kalıcı iki ayaklılıkla birlikte evrimleşmiş olabileceğini ve evrimsel bir yatkınlığı vurguladığını göstermektedir.[1]Hücresel düzeyde, HEM’in patogenezi, bağırsak ve düz kas morfolojisindeki anormallikler ile kan damarı yapısındaki anormallikler dahil olmak üzere doku bütünlüğü ve fonksiyonundaki bozulmaları içerir.[1] HEM ile ilişkili genler tarafından kodlanan proteinler, bağırsak mukozası, nöromüsküler, immün ve anoderm dokularında çeşitli ekspresyon paternleri gösterir ve genellikle hemoroidal kan damarlarıyla doğrudan birlikte lokalizedir.[1]Bu geniş lokalizasyon, hastalık sürecinde çeşitli hücre tiplerinin ve doku bileşenlerinin karmaşık, çok faktörlü bir katılımını düşündürmektedir.[1]Ekstraselüler matriks (ECM) organizasyonu ve kas kasılmasının kritik rolleri, hastalıklı dokuda tanımlanan gen koekspresyon modüllerinde önemli ölçüde zenginleşmeleriyle daha da vurgulanmaktadır.[1]

Moleküler Yollar ve Temel Biyomoleküller

Section titled “Moleküler Yollar ve Temel Biyomoleküller”

Hemoroidal hastalığın altında yatan moleküler mekanizmalar, bir dizi kritik biyomolekülü ve hücresel yolu içerir. İlişkili temel yollar, anal yastıkların ve çevreleyen dokuların yapısal bütünlüğünü ve fonksiyonel dinamiklerini korumak için gerekli olan hücre dışı matriks (ECM) organizasyonu ve kas kasılmasını yönetenleri içerir.[1] ACHE tarafından kodlanan asetilkolinesteraz gibi spesifik enzimler, nöromüsküler kavşaklarda nörotransmitter düzenlemesinde rol oynayarak bağırsak hareketliliğini etkiler.[12] Bu tür enzimlerin düzensizliği, normal fizyolojik süreçleri tehlikeye atarak hastalığın gelişimine katkıda bulunabilir.[1] Reseptörler ve yapısal bileşenler de önemli ölçüde katkıda bulunur; örneğin, ABO lokusu tarafından belirlenenler gibi kan grubu antijenleri, potansiyel olarak vasküler fonksiyon ve koagülasyon üzerindeki etkileri yoluyla HEM riskini etkileyen kritik biyomoleküllerdir.[13] Örneğin, O kan grubu, artmış HEM riski ile ilişkilendirilmiştir.[1]Ek olarak, analizler ‘anormal kan damarı morfolojisi’ ve ‘anormal düz kas morfolojisi ve fizyolojisi’ ile ilgili yollarda zenginleşme olduğunu göstermektedir; bu da vaskülatürün ve kas bileşenlerinin bütünlüğünün ve işlevinin, HEM’de bozulabilen moleküler düzenleme altında olduğunu düşündürmektedir.[1] Düzenleyici ağlar içindeki bu kritik proteinlerin, enzimlerin ve yapısal bileşenlerin etkileşimi, hemoroidal hastalığın karmaşık etiyolojisini anlamak için çok önemlidir.[1]

Sistemik Bağlantılar ve Bağırsak-Beyin Aksı

Section titled “Sistemik Bağlantılar ve Bağırsak-Beyin Aksı”

Hemoroidal hastalık izole bir durum değildir, ancak özellikle gastrointestinal (Gİ), nöroaffektif ve kardiyovasküler alanlarda olmak üzere diğer çeşitli sistemik özellikler ve hastalıklarla önemli genetik korelasyonlar gösterir.[14] HEM’i olan hastalar sıklıkla irritabl bağırsak sendromu (IBS) ve diğer dismotilite sendromları yaşarlar ve bu durumlar HEM ile güçlü bir genetik korelasyon paylaşır, bu da benzer altta yatan genetik mimarileri ve yatkınlaştırıcı mekanizmaları ima eder.[15] Bu bağlantı, kronik kabızlık, dışkılama sırasında uzun süreli ıkınma ve laksatif kullanımı gibi faktörlerden potansiyel olarak etkilenen bağırsak motilitesindeki bozulmaların, HEM patofizyolojisine önemli katkıda bulunduğunu göstermektedir.[16]Merkezi sinir sistemi ile enterik sinir sistemi arasındaki karmaşık çift yönlü bir iletişim sistemi olan bağırsak-beyin aksı, özellikle anksiyete ve depresyonla güçlü korelasyonu göz önüne alındığında, HEM’de gözlemlenen bazı genetik risk etkilerine aracılık edebilir.[15] Bu nöroaffektif özellikler, bağırsak motilitesini ve visseral duyuyu etkileyerek HEM semptomlarına katkıda bulunabilir veya bunları şiddetlendirebilir.[15] Ayrıca, kan damarı ve arter morfolojisini vurgulayan yol analizlerinin vurguladığı gibi, vaskülatürün katılımı için güçlü genetik kanıtlar, HEM’i daha geniş dolaşım sistemi sağlığına ve potansiyel sistemik sonuçlara bağlar.[6] ABO kan gruplarının HEM riski ile ilişkisi, ABO kan tiplerinin hem tromboz hem de kanama risklerini etkilediği bilindiğinden, bu sistemik bağlantıları daha da güçlendirmektedir.[13]

Hemoroidal hastalık, temel olarak anorektal bölgenin vasküler ve bağ dokularındaki değişikliklerle bağlantılıdır ve anormal kan damarı ve arter morfolojisi, düz kas morfolojisi ve fizyolojisi ile epitel ve endotel gelişimi ile ilişkili yollarda genetik zenginleşme ile kanıtlanmıştır.[1]Gen kümesi zenginleştirme analizleri, ‘tüp morfogenezi ve gelişimi’, ‘arter morfogenezi ve gelişimi’, ‘epitel morfogenezi’ ve ‘düz kas dokusu morfogenezi’ gibi süreçleri vurgulayarak, doku mimarisini yöneten altta yatan sinyal kaskadlarında ve transkripsiyonel programlarda disregülasyon olduğunu düşündürmektedir.[1] Bu disregülasyon, anal yastıkların bozulmuş venöz drenajına veya dolumuna yol açarak, bunların prolapsusuna ve hastalığın karakteristik semptomlarına katkıda bulunabilir.[1] Daha fazla destek, hemoroidal kan damarları ile aday proteinlerin kolokalizasyonundan gelmekte ve bunların lokal vasküler patolojiye doğrudan katılımını göstermektedir.[1]

Nöromüsküler ve Motilite Yolu Değişiklikleri

Section titled “Nöromüsküler ve Motilite Yolu Değişiklikleri”

Bağırsak motilitesi ve nöromüsküler kontroldeki işlev bozukluğu, hemoroidal hastalığın etiyolojisinde önemli bir yolu temsil etmektedir ve hastalar sıklıkla irritabl bağırsak sendromu (IBS) ve diğer dismotilite sendromları ile başvurmaktadır.[1]Hemoroidal hastalık ile bu durumlar arasındaki genetik korelasyonlar, gastrointestinal fonksiyonu etkileyen bağırsak-beyin ekseni yoluyla potansiyel olarak aracılık edilen ortak yatkınlaştırıcı mekanizmalara işaret etmektedir.[1] Asetilkolinesterazı kodlayan önemli bir aday gen olan ACHE, rs4556017 için bir ekspresyon kantitatif özellik lokusu (eQTL) göstermektedir; ACHE, nöromüsküler kavşaklarda nörotransmitter asetilkolinin hidrolize edilmesi için çok önemlidir ve düzensizliği bağırsak motilitesini tehlikeye atabilir.[1] Ayrıca, hemoroidal hastalıkla ilişkili diğer genler tarafından kodlanan proteinler, hemoroidal pleksusun bitişiğindeki enterik gangliyonlar içinde ifade edilir ve bu da lokal nöromüsküler kontrol ve hastalıkta potansiyel bozulmasına doğrudan katılım olduğunu düşündürmektedir.[1]

Genetik Düzenleyici Mekanizmalar ve Ağ Etkileşimleri

Section titled “Genetik Düzenleyici Mekanizmalar ve Ağ Etkileşimleri”

Hemoroidal hastalığa genetik yatkınlık, doku bütünlüğünü ve fonksiyonunu etkileyen gen düzenlemesi ve ağ etkileşimleri dahil olmak üzere karmaşık düzenleyici mekanizmaları içerir.[1] Genom çapında analizler, çok sayıda risk lokusu tanımlamıştır ve etkilenen hemoroidal dokuda, sağlıklı kontrollere kıyasla aday genlerin farklı ekspresyonu gözlemlenmiştir.[1]mRNA ve mikroRNA verilerini entegre eden transkriptomik çalışmalar, belirli genlerin modüller halinde etkileşime girdiği (örneğin, M1, M4, M7) koekspresyon ağlarını ortaya koymaktadır ve M1 modülü ‘hücre dışı matriks (ECM) organizasyonu’ ve ‘kas kasılması’ için önemli ölçüde zenginleşmiştir.[1] Bu, gen düzenleyici disfonksiyonunun ve değişmiş protein ekspresyonunun anorektal bölgenin yapısal bütünlüğünü ve mekanik özelliklerini toplu olarak nasıl etkileyebileceğini vurgulamaktadır.

Sistemik Faktörler ve Yolak Çapraz Konuşması

Section titled “Sistemik Faktörler ve Yolak Çapraz Konuşması”

Hemoroidal hastalık, gastrointestinal, nöroafektif ve kardiyovasküler alanlardaki bir dizi durumla genetik korelasyonlar sergilemektedir ve bu da yatkınlık faktörlerinin daha geniş bir sistem düzeyinde entegrasyonunu göstermektedir.[1] Bu yolak çapraz konuşması, ortak genetik mimarilerin, görünüşte farklı olan çok sayıda özelliğin duyarlılığına katkıda bulunduğunu ve potansiyel olarak ortak altta yatan biyolojik mekanizmalar yoluyla gerçekleştiğini düşündürmektedir.[1] Örneğin, ABO kan grubu sistemi ilişkilidir; O tipi artmış riskle, A ve B tipleri ise azalmış riskle ilişkilidir; ayrıca XKR9 (rs1838392 ) ve XKR6 gibi diğer kan grubu kompleksi ile ilgili genler de ilişkilidir.[1] Bu sistemik bağlantılar, hemoroidal hastalığın karmaşık, multifaktöriyel etiyolojisinin altını çizmekte ve yerel anatomik sorunların ötesine geçerek yaygın fizyolojik süreçleri de içermektedir.

Hemoroidal hastalık (HEM), tek nükleotid polimorfizmi (SNP) verilerine dayanarak %5 olarak tahmin edilen saptanabilir bir kalıtılabilirliğe sahip, kısmen kalıtsal bir durum olarak kabul edilmektedir. Geniş bir genom çapında ilişkilendirme çalışması (GWAS), toplu olarak HEM kalıtılabilirliğinin yaklaşık %0,9’unu açıklayan 102 bağımsız risk lokusu tanımlamıştır. Bu genetik bulgular, poligenik risk skorlarının (PRS) hesaplanmasını sağlamaktadır ve bu skorlar, HEM için daha yüksek risk altındaki bireyleri etkili bir şekilde belirlemek üzere bağımsız veri setlerinde doğrulanmıştır.[1]Bu PRS’lerin klinik uygulamaları, hastalık prognozunu tahmin etmeye kadar uzanmaktadır; daha yüksek HEM PRS değerleri, tekrarlayan invaziv prosedürlere artan ihtiyaç ve daha genç başlangıç yaşı ile belirtilen daha şiddetli bir fenotip ile ilişkilidir.[1] Ayrıca, ABO kan grubunu belirleyenler gibi belirli genetik varyantlar, HEM riski ile ilişkilendirilmiştir; genotip veri imputasyonu, O kan grubunun artmış bir risk ile ilişkili olduğunu, A ve B tiplerinin ise azalmış bir risk ile ilişkili olduğunu göstermektedir.[1] Genetik yatkınlık ve risk sınıflandırmasına ilişkin bu içgörüler, kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları ve hedeflenmiş önleme stratejilerinin önünü açmaktadır.

Araştırmalar, HEM ile gastrointestinal, nöroaffektif ve kardiyovasküler alanlardaki çeşitli diğer durumlar arasında önemli genetik korelasyonlar ortaya koymuştur. HEM’li hastalar sıklıkla irritabl bağırsak sendromu (IBS) ve diğer bağırsak dismotilite sendromları yaşarlar, bu da genellikle laksatifler gibi ilaçların kullanımının artmasına neden olur.[1] Bu gastrointestinal disfonksiyonlar, HEM ile en güçlü genetik korelasyonu gösterir ve paylaşılan genetik mimariyi ve altta yatan yatkınlaştırıcı mekanizmaları düşündürür.[1]Gastrointestinal sistemin ötesinde, anksiyete ve depresyon gibi nöroaffektif özelliklerle korelasyonlar gözlemlenmiştir ve bu durum potansiyel olarak bağırsak-beyin ekseni ve bağırsak motilitesini içeren mekanizmalar yoluyla genetik risk etkilerini aracılık edebilir.[1]Ek olarak, çalışmalar hemoroidler ile koroner kalp hastalığı riskinde artış arasında bir ilişki olduğunu vurgulamıştır.[1]ve HEM riskinde rol oynayan ABO kan grubunun da gastrointestinal kanama ve diğer sağlık sorunları riskiyle ilişkili olduğu bilinmektedir.[5] Bu bulgular, HEM’in daha geniş bir sistemik bağlamda değerlendirilmesinin önemini vurgulayarak, kapsamlı hasta değerlendirmesi ve yönetimine katkıda bulunmaktadır.

Mekanistik İçgörüler ve Terapötik Etkileri

Section titled “Mekanistik İçgörüler ve Terapötik Etkileri”

Tanımlanan HEM GWAS lokuslarının fonksiyonel açıklaması, ilişkili genlerin kan damarları ve gastrointestinal dokularda önemli ölçüde zenginleştiğini ve düz kas, epitel ve endotel gelişimi ve morfogenezi için çok önemli olan yollarda yer aldığını göstermektedir.[1]Transkriptomik analizler ayrıca kas-iskelet ve epidermal sistemlerin bütünlüğü ile ekstrasellüler matriks organizasyonuyla ilgili gen koekspresyon modüllerini vurgulamaktadır.[1]Bu, HEM’in düz kas, epitel ve bağ dokularındaki işlev bozukluklarına genetik bir yatkınlığı içerdiğini düşündürmektedir.[1] Anorektal dokulardaki aday proteinlerin bölgeye özgü analizi, bunların bağırsak mukozal, nöromüsküler, immün ve anoderma dokularında geniş ekspresyonunu ortaya koymakta ve genellikle hemoroidal kan damarlarıyla doğrudan birlikte bulunmaktadır.[1]Ekstrasellüler matriks organizasyonu ve kas kasılması ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere moleküler ve hücresel yolların bu ayrıntılı anlaşılması, HEM gelişimine ilişkin yeni patofizyolojik içgörüler sağlamaktadır.[1] Bu mekanistik keşifler, hedefe yönelik önleme stratejileri geliştirmek, mevcut tedavileri iyileştirmek ve bu yaygın durum için yeni terapötik hedefler belirlemek için hayati öneme sahiptir.

Hemoroid Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Hemoroid Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak hemoroidin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Ailemin hemoroidi var, bende de olacak mı?

Section titled “1. Ailemin hemoroidi var, bende de olacak mı?”

Evet, hemoroidin genetik bir bileşeni vardır, yani ailelerde görülebilir. Genetik yatkınlık sadece kısmen miras alınsa da, riskinizin yaklaşık %5’i genetiğinizle açıklanabilir, ancak aile öyküsüne sahip olmak, aile öyküsü olmayan birine kıyasla şansınızı artırır. Bunun nedeni, paylaşabileceğiniz birçok küçük genetik farklılıktır.

2. Kan grubum hemoroid olma riskimi etkiler mi?

Section titled “2. Kan grubum hemoroid olma riskimi etkiler mi?”

İlginç bir şekilde, evet, araştırmalar kan grubu ile hemoroid riski arasında bir bağlantı bulmuştur. Özellikle, eğer O kan grubuna sahipseniz, hemoroid geliştirme olasılığınız biraz daha yüksek olabilir. Bunun nedeni, kan grubu antijen kodlamasında yer alan XKR9, ACHE ve XKR6 gibi bazı genlerin hemoroid riskiyle ilişkilendirilmiş olmasıdır.

3. IBS’im var, hemoroid olma olasılığım daha mı yüksek?

Section titled “3. IBS’im var, hemoroid olma olasılığım daha mı yüksek?”

Hemoroidler ile İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS) ve diğer dismotilite sendromları gibi diğer bağırsak sorunları arasında genetik bir bağlantı vardır. Bu nedenle, eğer IBS’iniz varsa, hemoroid yaşama konusunda da daha yüksek bir genetik yatkınlığınız olabilir. Bu, sindirim sisteminizi etkileyen ortak altta yatan genetik faktörlerin olduğunu düşündürmektedir.

Anksiyete veya depresyon doğrudan hemoroidlerenedenolmasa da, çalışmalar hemoroidal hastalık ile anksiyete ve depresyon gibi nöroaffektif durumlar arasında genetik korelasyonlar bulmuştur. Bu, birine genetik yatkınlığınız varsa, diğeri için de daha yüksek bir genetik olasılığa sahip olabileceğiniz anlamına gelir ve bu da ortak biyolojik yollara işaret eder.

5. Hemoroidlerim neden bu kadar genç yaşta başladı veya neden bu kadar şiddetli görünüyor?

Section titled “5. Hemoroidlerim neden bu kadar genç yaşta başladı veya neden bu kadar şiddetli görünüyor?”

Genetik yapınız, hemoroidlerinizin ne kadar şiddetli hale gelebileceğinde ve ne kadar erken başlayabileceğinde rol oynayabilir. Hemoroidal hastalık için daha yüksek poligenik risk skorlarına sahip bireyler, semptomları daha genç yaşta deneyimleme eğilimindedir ve daha sık veya invaziv tedavilere ihtiyaç duyabilirler. Bu, daha güçlü bir genetik yatkınlığın, durumun daha zorlu bir şekline yol açtığını gösterir.

6. Ailemde hemoroid varsa, gerçekten iyi beslenmek hemoroidi önleyebilir mi?

Section titled “6. Ailemde hemoroid varsa, gerçekten iyi beslenmek hemoroidi önleyebilir mi?”

Genetik faktörler %5 civarında bir katkı ile rol oynasa da, diyet ve egzersiz gibi yaşam tarzı faktörleri hemoroidi yönetmek ve potansiyel olarak önlemek için hala çok önemlidir. Ailede hemoroid öyküsü olsa bile, lif açısından zengin sağlıklı bir beslenmeye odaklanmak ve yeterli sıvı almak, riskinizi önemli ölçüde azaltmaya ve semptomları yönetmeye yardımcı olabilir.

7. Avrupa kökenli olmayan bir geçmişe sahip olmam hemoroid riskimi değiştirir mi?

Section titled “7. Avrupa kökenli olmayan bir geçmişe sahip olmam hemoroid riskimi değiştirir mi?”

Hemoroidler üzerine yapılan mevcut genetik araştırmaların çoğu, Avrupa kökenli kişilere odaklanmıştır. Bu, genetiğin bir rol oynadığını bilmemize rağmen, belirli risk faktörlerinin ve etkilerinin diğer atalardan gelen bireyler için farklı olabileceği anlamına gelir. Bu farklılıkları tam olarak anlamak için çeşitli popülasyonlarda daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

8. Neden bazı insanlar hiç hemoroit olmazken ben sürekli oluyorum?

Section titled “8. Neden bazı insanlar hiç hemoroit olmazken ben sürekli oluyorum?”

Bunun bir kısmı, bireysel genetik planınızda yatmaktadır. Hemoroitler kısmen kalıtsal bir durumdur ve bazı insanlar doğal olarak, yaşam tarzları diğerlerine benzer olsa bile, onları geliştirmeye daha yatkın hale getiren genetik varyasyonlara sahiptir. Bu genetik farklılıklar, bağ dokunuz ve kan damarlarınız gibi şeyleri etkiler.

9. Bir DNA testi hemoroid geliştirme riskimi söyleyebilir mi?

Section titled “9. Bir DNA testi hemoroid geliştirme riskimi söyleyebilir mi?”

Evet, Genom Çapında İlişkilendirme Çalışmaları’na (GWAS) dayalı olanlar gibi gelişmiş genetik testler, hemoroid için poligenik risk skorunuzu belirleyebilir. Bu testler %100 kesinlikle tahmin edemese de, durumla ilişkili çok sayıda genetik marköre dayanarak daha yüksek bir genetik yatkınlığınız olup olmadığını gösterebilirler.

10. Ailemde hemoroid varsa, kesinlikle bende de olacak mı?

Section titled “10. Ailemde hemoroid varsa, kesinlikle bende de olacak mı?”

Kesinlikle değil! Hemoroidlerin genetik bir bileşeni olmasına rağmen, bu riskin sadece yaklaşık %5’ini oluşturur. Bu, yaşam tarzı seçimleriniz de dahil olmak üzere birçok başka faktörün önemli bir rol oynadığı anlamına gelir. Aile geçmişiniz olsa bile, diyet, egzersiz ve sağlıklı alışkanlıklar yoluyla riskinizi aktif olarak azaltabilir ve semptomları yönetebilirsiniz.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler geldikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Zheng T, Ellinghaus D, Juzenas S, et al. “Genome-wide analysis of 944 133 individuals provides insights into the etiology of haemorrhoidal disease.” Gut 2021;70:1538–1549.

[2] Guindo-Martinez M, et al. “The impact of non-additive genetic associations on age-related complex diseases.” Nature Communications, vol. 12, 2021, 2455.

[3] Liu TY, et al. “Diversity and longitudinal records: Genetic architecture of disease associations and polygenic risk in the Taiwanese Han population.”Science Advances, vol. 11, 4 June 2025, eadt0539.

[4] Walters RG, et al. “Genotyping and population characteristics of the China Kadoorie Biobank.” Cell Genomics, vol. 3, 2023, 100378.

[5] Huang ES, Khalili H, Strate LL, et al. “Su1786 ABO blood group and the risk of gastrointestinal bleeding.” Gastroenterology 2012;142:S-503.

[6] Aigner F, Gruber H, Conrad F, et al. Revised morphology and hemodynamics of the anorectal vascular plexus: impact on the course of hemorrhoidal disease. Int J Colorectal Dis 2009;24:105–13.

[7] Yang JY, Peery AF, Lund JL, et al. Burden and cost of outpatient hemorrhoids in the United States Employer-Insured population, 2014. Am J Gastroenterol 2019;114:798–803.

[8] Margetis N. Pathophysiology of internal hemorrhoids. Ann Gastroenterol 2019;32:264–72.

[9] Tung JY, Do CB, Hinds DA, et al. Efficient replication of over 180 genetic associations with self-reported medical data. PLoS One 2011;6:e23473.

[10] Nasseri YY, Krott E, Van Groningen KM, et al. “Abnormalities in collagen composition may contribute to the pathogenesis of hemorrhoids: morphometric analysis.” Tech Coloproctol, vol. 19, 2015, pp. 83–87.

[11] Jacobs, D. “Clinical practice. Hemorrhoids.” New England Journal of Medicine, vol. 371, 2014, pp. 944–51.

[12] Moore, S. W., and G. Johnson. “Acetylcholinesterase in Hirschsprung’s disease.”Pediatric Surgery International, vol. 21, 2005, pp. 255–60.

[13] Franchini, M et al. “Relative risks of thrombosis and bleeding in different ABO blood groups.” Semin Thromb Hemost, 2016.

[14] Chang S-S, Sung F-C, Lin C-L, et al. “Association between hemorrhoid and risk of coronary heart disease: a nationwide population-based cohort study.” Medicine 2017;96:e7662.

[15] Holtmann, G., A. Shah, and M. Morrison. “Pathophysiology of functional gastrointestinal disorders: a holistic overview.” Digestive Diseases, vol. 35, suppl. 1, 2017, pp. 5–13.

[16] Sandler, R. S., and A. F. Peery. “Rethinking what we know about hemorrhoids.” Clinical Gastroenterology and Hepatology, vol. 17, 2019, pp. 8–15.