İçeriğe geç

Topuk Kemiği Mineral Yoğunluğu

Topuk kemiği mineral yoğunluğu, özellikle kalkaneus veya topuk kemiğindeki kemik yoğunluğunun ölçümünü ifade eder. Genel kemik sağlığını değerlendirmek için kullanılan çeşitli kantitatif özelliklerden biridir. Dual-enerji X-ışını absorbsiyometrisi (DXA) femoral boyun ve lomber omurga gibi bölgelerde kemik mineral yoğunluğunu (BMD) ölçmek için yaygın bir yöntem olsa da, kalkaneal ultrason da kemik yoğunluğunu ve ilgili özellikleri değerlendirmek için kullanılır.[1]Genel olarak kemik mineral yoğunluğu, genetik faktörlerin varyasyonunun %30-66’sını oluşturduğu yüksek derecede kalıtsal bir özelliktir.[1]

Kemik mineral yoğunluğunun korunması, çok sayıda genetik ve çevresel faktörden etkilenen karmaşık bir biyolojik süreçtir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), kemik kütlesi ve geometrisindeki varyasyonlarla ilişkili birçok genetik lokus ve spesifik gen tanımlamıştır.[1]Örneğin, kemik rezorpsiyonu için kritik öneme sahip bir Cl2/H+ antiporter kodlayanCLCN7 ve IBSP(integrin bağlayıcı kemik sialoproteini) gibi genler, kemik mineral yoğunluğu ile ilişkilendirilmiştir.[2] IL21R ve PTHgibi diğer genler, femoral boyun BMD ile ilişkilendirilmiştir ve bu da kemik sağlığının altında yatan karmaşık genetik yapıyı göstermektedir.[3] SUPT3H, RUNX2, CDKAL1, SOX4, XKR9, LACTB2, KLHDC5, PTHLH, ERC1 ve WNT5B gibi genler de KMY ile ilişkili olarak tanımlanmıştır.[4]Bu genetik bilgiler, kemik gelişimi ve yoğunluğunu yöneten moleküler ve genetik mekanizmaları anlamaya katkıda bulunmaktadır.[5]

Topuk kemiği mineral yoğunluğu, diğer iskelet bölgelerindeki KMY gibi, bir bireyin osteoporoz ve osteoporotik kırık riskini değerlendirmek için kritik bir göstergedir.[3]Kemik yoğunluğunun azalması ve kemik kırılganlığının artması ile karakterize osteoporoz, önemli bir klinik sorundur.[6] Düşük KMY, bu kırıklar için birincil risk faktörüdür ve kalkaneal ultrason gibi ölçümler, klinik değerlendirme için değerli bilgiler sağlar.[7]Topuk kemiği mineral yoğunluğu ile ilişkili genetik varyantların belirlenmesi, erken risk sınıflandırmasına yardımcı olabilir ve potansiyel olarak hedefe yönelik müdahalelere ve iyileştirilmiş hasta sonuçlarına yol açabilir. Bu genetik ilişkilere yönelik araştırmalar, kemik hastalıkları için yeni terapötik hedefleri ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.[5]

Osteoporoz ve ilişkili kırıklar, dünya çapında önemli bir halk sağlığı yükünü temsil etmektedir.[8] Osteoporotik kırıklar, özellikle kalça kırıkları, kronik ağrıya, sakatlığa, bağımsızlık kaybına ve artmış mortaliteye yol açabilir.[9]Topuk dahil olmak üzere kemik mineral yoğunluğunun genetik belirleyicilerini anlamak, etkili önleme stratejileri geliştirmek ve tanı yöntemlerini iyileştirmek için çok önemlidir. Genetik olarak daha yüksek risk taşıyan bireyleri belirleyerek, halk sağlığı girişimleri yaşam tarzı değişiklikleri, beslenme rehberliği ve uygun tıbbi gözetim yoluyla kemik sağlığını teşvik etmek üzere uyarlanabilir ve böylece osteoporozun toplumsal etkisini azaltılabilir.[6]

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Kemik mineral yoğunluğu için yapılan genetik ilişkilendirme çalışmaları, bulguların sağlamlığını ve yorumlanabilirliğini etkileyen doğal metodolojik ve istatistiksel zorluklarla sık sık karşılaşır. Önemli bir sınırlama, tanımlanan genetik varyantların tipik olarak küçük etki büyüklükleridir; bu varyantlar, özelliğin varyasyonunun yalnızca küçük bir yüzdesini açıklayabilir; örneğin varyansın ~%0,2’si veya belirli kalça kemiği mineral yoğunluğu SNP’leri için %3,85’e kadar.[10] Bu küçük etki büyüklükleri, özellikle bu çalışmalar yetersiz güçteyse, sonraki çalışmalarda replikasyon başarısızlığı riskini artırır.[3] Ayrıca, genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında (GWAS) bulunan kapsamlı çoklu hipotez testi, katı anlamlılık eşiklerini gerektirir; bu eşikler, yanlış pozitifleri azaltırken, daha küçük etkilere sahip veya belirli yaş veya cinsiyet kohortları gibi belirli alt gruplar içinde meydana gelen gerçek ilişkilerin kaçırılmasına da yol açabilir.[10] Belirli analitik modellere ve genotipleme platformlarına olan bağımlılık da sınırlamalar sunar. Örneğin, meta-analizlerde sabit etkiler modellerinin kullanılması, ilk keşif için uygun olmakla birlikte, farklı çalışma popülasyonlarındaki heterojenliği tam olarak yakalayamayabilir ve genetik etkilerdeki gerçek farklılıkları potansiyel olarak maskeleyebilir.[4] Daha eski veya daha düşük yoğunluklu genotipleme dizileri, minör allel frekansı filtreleriyle birlikte, özelliğin varyasyonuna katkıda bulunabilecek daha az yaygın veya nadir genetik varyantların keşfini sınırlayabilir.[10] Ek olarak, popülasyon katmanlaşmasını kontrol etme çabalarına rağmen, artık genomik enflasyon bazen devam edebilir, bu da şişirilmiş anlamlılık değerlerine yol açar ve sonuçların dikkatli bir şekilde yorumlanmasını gerektirir.[4]

Kemik mineral yoğunluğunu (BMD) tanımlamak ve ölçmek, genetik bulguların kapsamını ve genellenebilirliğini sınırlayabilen belirli zorluklar sunmaktadır. KMY’nin altında yatan genetik mekanizmalar, çeşitli iskelet bölgelerinde önemli ölçüde farklılık gösterebilir, bu da femoral boyun veya omurga KMY’si için elde edilen bulguların doğrudan topuk kemiği mineral yoğunluğuna veya diğer bölgelere aktarılamayacağı anlamına gelir.[3]Dual-enerji X-ışını absorbsiyometrisi (DXA) ile ölçülen alansal KMY yaygın ve güvenilir bir fenotip olmasına rağmen, kemik dayanımının önemli belirleyicileri olan hacimsel yoğunluk veya mikro mimari yerine kemik alanını ve mineral içeriğini yansıtır.[11]Ayrıca, kronik hastalıkları, kemik metabolizmasını etkileyen durumları veya belirli ilaçları kullanan bireyleri çıkarmak gibi keşif kohortlarında sıklıkla uygulanan katı dışlama kriterleri, çevresel karıştırıcıları en aza indirebilir, ancak aynı zamanda bulguların daha geniş, daha heterojen popülasyona genellenebilirliğini sınırlayabilir.[3]Bu seçici örnekleme, tanımlanan genetik ilişkilerin nispeten sağlıklı kohortlarda daha belirgin olduğu ve komorbiditeleri olan veya çeşitli tedaviler gören bireylerde farklı davranabileceği veya daha az penetransa sahip olabileceği anlamına gelebilir. Toplam kalça ve femoral boyun gibi spesifik KMY ölçümlerinin seçimi, kemik özelliklerinin bölgeye özgü doğasının ve sonuçları tahmin ederken dikkatli yorumlama ihtiyacının altını çizmektedir.

Genellenebilirlik ve Hesaplanamayan Değişkenlik

Section titled “Genellenebilirlik ve Hesaplanamayan Değişkenlik”

Kemik mineral yoğunluğu için genetik bulguların genellenebilirliği, genellikle çalışma popülasyonlarının demografik özellikleri ile sınırlıdır. İlk GWAS’ler ve birçok replikasyon kohortu ağırlıklı olarak Avrupa kökenli bireyleri içermiştir; bu durum, popülasyonlar arasındaki bağlantı dengesizliği örüntülerindeki ve allel frekanslarındaki farklılıklar nedeniyle bulguların diğer etnik gruplara uygulanabilirliğini sınırlayabilir.[3] Bazı çalışmalar Çin ve Karayip popülasyonları da dahil olmak üzere çeşitli replikasyon kohortlarını dahil etmiş olsa da, küresel popülasyonlar genelinde genetik mimarinin genel anlayışı hala eksiktir.

Önemli bir zorluk da, kemik sağlığının kritik belirleyicileri olan ancak mevcut çalışma tasarımlarında genellikle yetersiz güçlendirilmiş veya değerlendirilmesi mümkün olmayan karmaşık gen-gen ve gen-çevre etkileşimlerini tam olarak hesaba katmaktır.[3]Genetik yatkınlıklar ile diyet, fiziksel aktivite ve yaşam tarzı gibi çevresel faktörler arasındaki etkileşim, kemik mineral yoğunluğunu derinden etkileyebilir ve bu etkileşimleri kapsamlı bir şekilde modelleme yetersizliği önemli bir bilgi boşluğunu temsil etmektedir. Ayrıca, çok sayıda genetik lokusun tanımlanmasına rağmen, kemik mineral yoğunluğunun kalıtılabilirliğinin önemli bir kısmı hala açıklanamamaktadır; bu da nadir varyantların, epigenetik faktörlerin veya mevcut GWAS metodolojileri tarafından tam olarak yakalanamayan diğer karmaşık genetik mimarilerin katılımını düşündürmektedir.

Genetik varyasyonlar, bir bireyin kemik gücünün ve kırık riskinin önemli bir göstergesi olan topuk kemiği mineral yoğunluğunun (BMD) belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Çeşitli genler ve bunlarla ilişkili tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), genellikle kemik oluşumu, yeniden şekillenmesi veya hücresel sinyal yollarına katılımları yoluyla bu karmaşık özelliği etkilediği belirlenmiştir. Bu varyantlar, gen ekspresyonunu veya protein fonksiyonunu değiştirebilir ve kemik yoğunluğunda ölçülebilir farklılıklara yol açabilir.

WNT16 ve CPED1genlerindeki varyantlar, kemik sağlığı için özellikle önemlidir.WNT16, kemik gelişimi ve bakımı için temel olan Wnt sinyal yolunda bir proteini kodlar ve osteoblastlar tarafından kemik oluşumu ile osteoklastlar tarafından kemik rezorpsiyonu arasındaki dengeyi etkiler.[4] WNT16’daki rs10668066 , rs3779381 ve rs73440215 gibi spesifik varyantların, kemik mineral yoğunluğu ve kırık riski ile ilişkili olduğu bilinmektedir ve bazı alleller özellikle alt ekstremitelerin kortikal kemiğinde kemik gücünü artırabilir.[10] Benzer şekilde, CPED1(Kollajen-Prolin Hidroksilaz ve Elongin Bağlayıcı WD Tekrar Proteini 1), iskelet gelişimi ve kemik yoğunluğu düzenlemesinde rol oynayan bir gendir.CPED1 içinde veya yakınında bulunan rs2536195 , rs2707518 , rs10254825 , rs147514708 , rs17284876 ve rs798914 gibi varyantlar, kollajen sentezini veya kemik bütünlüğü için kritik olan diğer hücre dışı matris bileşenlerini etkileyerek topuk BMD’deki değişikliklerle bağlantılıdır.[4] R-spondin 3’ü kodlayan RSPO3geni, Wnt sinyal yolunun bir diğer önemli düzenleyicisidir, aktivitesini artırır ve böylece kemik kütlesini etkiler.RSPO3 yakınındaki rs9482773 , rs9482770 ve rs7741021 gibi genetik varyasyonlar, kemik mineral yoğunluğu ile ilişkilendirilmiştir ve çalışmalar bu lokusun BMD’yi etkileyen bir bağlantı dengesizliği bölgesinde olduğunu göstermektedir.[2] RSPO3fonksiyonundaki değişiklikler, osteoblast farklılaşmasını ve kemik oluşum hızlarını etkileyebilir ve kemik yoğunluğundaki farklılıklara katkıda bulunabilir. Östrojen Reseptörü 1’i kodlayanESR1geni, özellikle kadınlarda kemik sağlığı için çok önemlidir, çünkü östrojen kemik döngüsünü düzenlemede ve kemik kaybını önlemede hayati bir rol oynar.[1] ESR1’deki rs2982573 , rs2941741 ve rs3020304 dahil olmak üzere polimorfizmler, özellikle topuk ve kalça gibi bölgelerde osteoporoz sonuçları ve kemik yoğunluğu ile ilişkileri açısından yaygın olarak incelenmektedir.[1] SPTBN1 (Spektrin Beta, Eritrositik Olmayan 1) ve LINC00895 - SEPTIN5 lokusu gibi diğer genler de topuk BMD varyasyonlarına katkıda bulunur. SPTBN1, hücre yapısını ve bütünlüğünü korumada rol oynar ve kemik hücresi fonksiyonunu ve genel kemik mimarisini dolaylı olarak etkileyebilecek çeşitli hücresel süreçler için bir yapı iskelesi oluşturur.[10] SPTBN1’deki rs11898505 , rs4671934 , rs4233949 ve rs59072058 gibi varyantların, bu yapısal rolleri modüle ettiği ve kemik kalitesini etkilediği düşünülmektedir.LINC00895 - SEPTIN5 bölgesi, uzun bir intergenik kodlanmayan RNA’yı ve sitoiskelet organizasyonu, hücre bölünmesi ve çeşitli hücre tiplerinde membran trafiği için önemli olan septin proteinleri ailesinin bir üyesi olan SEPTIN5’i içerir; bu hücre tipleri kemik metabolizmasında yer alanları da içerir.[4] Bu lokustaki rs9606139 , rs9606138 ve rs5748404 gibi genetik değişiklikler, kemik hücresi mekaniğini veya sinyalleşmesini etkileyebilir ve böylece topuk kemiği yoğunluğunu etkileyebilir.

Kemik yoğunluğunun genetik yapısına daha fazla katkıda bulunanlar,LNCAROD ve CCDC170’deki varyantlardır. LNCAROD, gen ekspresyonunu düzenleyebilen uzun kodlanmayan bir RNA’dır ve potansiyel olarak kemik gelişimi ve metabolizması ile ilgili yolları etkiler.[10] Bu bölgedeki rs7099953 , rs7070913 ve rs12250150 varyantları, düzenleyici kapasitesini değiştirebilir ve kemik yoğunluğunda hafif değişikliklere yol açabilir.CCDC170(Sarmal-Sarmal Alan İçeren 170), kemikteki işlevi daha az doğrudan anlaşılan bir gendir, ancak sarmal-sarmal alanlar genellikle protein-protein etkileşimlerinde ve hücreler içindeki yapısal rollerde yer alır ve kemik sağlığı için kritik olan hücresel süreçlerde potansiyel bir rol olduğunu düşündürür.[4] rs1891002 , rs4869744 ve rs6909279 gibi polimorfizmler, CCDC170 proteininin fonksiyonunu veya ekspresyonunu etkileyebilir ve topuk BMD’sinde gözlemlenen kalıtsal varyasyona katkıda bulunabilir.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs2536195
rs2707518
rs10254825
CPED1 - WNT16heel bone mineral density
upper extremity fracture
rs10668066
rs3779381
rs73440215
WNT16heel bone mineral density
brain volume
neuroimaging measurement
brain physiology trait
genu of corpus callosum volume
rs9606139
rs9606138
rs5748404
LINC00895 - SEPTIN5heel bone mineral density
bone tissue density
rs11898505
rs4671934
SPTBN1bone tissue density
bone quantitative ultrasound measurement
velocity of sound measurement
alkaline phosphatase measurement
spine bone mineral density
rs147514708
rs17284876
rs798914
CPED1heel bone mineral density
bone tissue density
rs7099953
rs7070913
rs12250150
LNCARODheel bone mineral density
rs1891002
rs4869744
rs6909279
CCDC170bone tissue density
bone quantitative ultrasound measurement
heel bone mineral density
bone fracture
rs9482773
rs9482770
rs7741021
RSPO3blood urea nitrogen amount
bone tissue density
heel bone mineral density
bone fracture
bone disease
rs2982573
rs2941741
rs3020304
ESR1bone tissue density
heel bone mineral density
femoral neck bone mineral density
rs4233949
rs59072058
CIMIP6 - SPTBN1bone tissue density
heel bone mineral density
alkaline phosphatase measurement
bone fracture

Topuk kemiği mineral yoğunluğu, iskelet boyunca kemik mineral yoğunluğu (BMD) gibi, bir bireyin genetik yapısından önemli ölçüde etkilenir. İkiz çalışmaları, kalkaneus (topuk kemiği) ölçümleri de dahil olmak üzere BMD için yüksek bir kalıtılabilirliği sürekli olarak göstermiştir ve bu da varyasyonuna önemli bir genetik bileşenin katkıda bulunduğunu düşündürmektedir.[12]Bu genetik etki karmaşık ve poligeniktir, yani her biri küçük bir etki katkıda bulunan çok sayıda gen, toplu olarak bir bireyin belirli kemik yoğunluğu seviyelerine yatkınlığını belirler. Geniş ölçekli genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve meta-analizler, KMY varyasyonları ile ilişkili birçok genetik lokus tanımlamıştır ve bu da kemik sağlığının karmaşık genetik mimarisinin altını çizmektedir.[10]Spesifik genler ve genomik bölgeler kemik yoğunluğunu düzenlemede rol oynamaktadır. Örneğin,JAG1 ve PBX1 gibi genlerdeki varyantlar, KMY varyasyonu ile ilişkiler göstermiştir.[13] Ek olarak, RANKL lokusu, CLCN7 (osteoklast fonksiyonunda rol oynar), ADAMTS18, TGFBR3ve Osterix çevresindeki bölge, GWAS aracılığıyla kemik kütlesi ve gelişimine katkıda bulunan faktörler olarak tanımlanmıştır.[14]Genetik etkilerin çoğu poligenik olmasına rağmen, nadir görülen Mendelian kemik bozuklukları formları, tek gen mutasyonlarının kemik yoğunluğu üzerinde sahip olabileceği derin etkiyi de vurgulamakta ve genetiğin kemik sağlığını belirlemedeki kritik rolünü daha da vurgulamaktadır.

Genetik faktörlerin ötesinde, bir dizi çevresel ve yaşam tarzı unsuru, topuk kemiği mineral yoğunluğunun şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Diyet alımı temeldir; yeterli kalsiyum ve D vitamini tüketimi, optimal kemik oluşumu ve bakımı için gereklidir. Fiziksel aktivite seviyeleri de kemik yoğunluğunu doğrudan etkiler; ağırlık taşıma egzersizi sırasında yaşananlar gibi kemikler üzerindeki mekanik yükleme, kemik yeniden şekillenmesini uyarır ve kemik kütlesini artırır.[1]Aksine, hareketsiz bir yaşam tarzı zamanla BMD azalmasına katkıda bulunabilir.

Sigara içmek de dahil olmak üzere diğer yaşam tarzı faktörleri, kemik sağlığı için zararlı olarak tanımlanmıştır.[1]Vücut ağırlığı ve vücut kitle indeksi (BMI), BMD’nin önemli belirleyicileridir; daha yüksek değerler genellikle iskelet üzerindeki artan mekanik yüklemeden dolayı daha yüksek kemik yoğunluğu ile ilişkilidir.[15]

Gen-Çevre Etkileşimleri ve Gelişimsel Kökenler

Section titled “Gen-Çevre Etkileşimleri ve Gelişimsel Kökenler”

Topuk kemiği mineral yoğunluğunun gelişimi ve korunması yalnızca genler veya çevrenin yalıtılmış etkisiyle değil, karmaşık gen-çevre etkileşimleri yoluyla belirlenir. Bir bireyin düşük kemik yoğunluğuna genetik yatkınlığı, yaşam tarzı tercihleri ve çevresel maruziyetleri tarafından önemli ölçüde değiştirilebilir. Örneğin, azalmış kemik kütlesi ile ilişkili genetik varyantları taşıyan bireyler, yetersiz diyetle kalsiyum alıyorlarsa veya minimal fiziksel aktivite yapıyorlarsa daha belirgin kemik kaybı yaşayabilirler; bu da çevresel faktörlerin genetik yatkınlıkları nasıl tetikleyebileceğini veya şiddetlendirebileceğini gösterir.[16]Ayrıca, erken yaşam etkileri ve gelişimsel faktörler, yaşamın ilerleyen dönemlerinde kemik yoğunluğunun önemli bir belirleyicisi olan en yüksek kemik kütlesinin oluşturulmasında kritik öneme sahiptir. Çocukluk ve ergenlik döneminde kemik gelişimi, genetik programlamanın kemik gücünü oluşturmak için çevresel girdilerle etkileşime girdiği şekillendirici bir dönemdir. Örneğin, Osterix gibi bölgelerdeki genetik varyantlar, çocukluk döneminde kemik mineral yoğunluğu ve büyüme ile ilişkilidir ve bu da uzun vadeli kemik sağlığı için erken gelişim aşamalarının önemini vurgulamaktadır.[17]

Yaşa Bağlı Değişiklikler ve Edinilmiş Durumlar

Section titled “Yaşa Bağlı Değişiklikler ve Edinilmiş Durumlar”

Topuk kemiği mineral yoğunluğu, bir bireyin yaşamı boyunca meydana gelen fizyolojik değişikliklerin yanı sıra, çeşitli edinilmiş sağlık durumları ve tıbbi tedavilerden de derinden etkilenir. Yaş, temel bir belirleyicidir ve kemik yoğunluğunda doğal bir azalma tipik olarak bireyler yaşlandıkça, özellikle erken yetişkinlikte en yüksek kemik kütlesine ulaşıldıktan sonra gözlemlenir.[18]Bu yaşa bağlı kemik kaybı, genellikle menopoz sonrası kadınlarda meydana gelen östrojen seviyelerindeki düşüş gibi hormonal kaymalarla hızlanır ve bu da kemik yeniden modellenmesini önemli ölçüde etkiler.

Ayrıca, bazı ilaçlar kemik metabolizmasını ve yoğunluğunu etkileyebilir. Örneğin, östrojen tedavisi, genellikle kemik kaybını azaltmak için kullanılan BMD’ı etkilediği bilinen bir faktördür.[1]Açıkça detaylandırılmamış olsa da, komorbiditeler, kronik inflamatuar durumlar veya besin emilimini bozan hastalıklar gibi çeşitli mekanizmalar yoluyla kemik sağlığını dolaylı olarak da etkileyebilir. Kemik yoğunluğunun düzenlenmesinin cinse ve bölgeye özgü olabileceğini de belirtmek önemlidir; bu, topuktaki KMY’yi etkileyen faktörlerin, diğer iskelet bölgelerini veya erkekler ve kadınlar arasındaki farkı etkileyenlerden etki veya mekanizma bakımından farklı olabileceği anlamına gelir.[19]

Kemik mineral yoğunluğu (BMD), kemik gücünün önemli bir göstergesi ve özellikle topuk kemiği (kalkaneus) gibi bölgelerde kırık riskinin temel bir belirleyicisidir.[20]Ağırlık taşıyan bir kemik olan topuk kemiği, hareket ve dengede önemli bir rol oynar ve yapısal bütünlüğü hücresel, moleküler, genetik ve sistemik faktörlerin karmaşık bir etkileşimi yoluyla korunur. Topuk kemiği mineral yoğunluğundaki varyasyon hem genetik hem de çevresel katkılardan etkilenir.[12]Bu altta yatan biyolojik süreçleri anlamak, kemik sağlığını ve hastalığını yöneten mekanizmaları kavramak için gereklidir.

Kemik dokusu dinamiktir ve yapısal bütünlüğünü korumak ve mekanik streslere uyum sağlamak için sürekli olarak yeniden şekillenir. Bu süreç, osteoblastlar tarafından kemik oluşumu ve osteoklastlar tarafından kemik rezorpsiyonu arasındaki bir dengeyi içerir.[21]Kemik matriksini sentezlemekten sorumlu hücreler olan insan osteoblastları, bu süreçlerle ilgili araştırmalar için izole edilebilir ve kültürlenebilir.[22]Akışkan akışı gibi mekanik uyaranlar, MAP kinaz ve kalsiyum sinyalleşmesi gibi hücre içi sinyal yolları aracılığıyla insan mezenkimal kök hücre çoğalmasını düzenleyerek kemik hücre aktivitesini düzenlemede önemli bir rol oynar.[23]Ayrıca, akışkan akışı, prostaglandin E2 ve inositol trifosfat gibi sinyal moleküllerinin seviyelerini etkileyerek osteoblastları etkiler.[24]Kalsiyum sinyalleşmesi, kemik hücreleri içinde temel bir süreçtir ve mitokondriye yayılması, inositol 1,4,5-trifosfat bağlayıcı proteinler tarafından hassas bir şekilde kontrol edilir.[25]Bu karmaşık moleküler ve hücresel yollar, kemik dokusunun çevresine yanıt verebilmesini, mikro hasarı onarabilmesini ve genel mineral yoğunluğunu ve gücünü koruyabilmesini sağlar. Bu homeostatik mekanizmalardaki bozulmalar, dengesizliklere yol açarak değişmiş kemik mineral yoğunluğu durumlarına katkıda bulunabilir.

Genetik faktörler, kemik mineral yoğunluğundaki varyasyona önemli ölçüde katkıda bulunur ve çalışmalar, kalkaneus (topuk kemiği) dahil olmak üzere çeşitli iskelet bölgelerinde BMD için yüksek kalıtılabilirliğe işaret etmektedir.[26] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve bağlantı analizleri, KMY ve kırık riski ile ilişkili çok sayıda genetik lokus ve spesifik gen tanımlamıştır. Bu genetik etkiler genellikle bölgeye özgüdür ve yaş grubu ve cinsiyete göre değişebilir.[19] Örneğin, kromozom 1 üzerindeki kantitatif özellik lokusları (QTL’ler) kalkaneusun kantitatif ultrasonu için haritalanmıştır.[18] Birkaç genin KMY düzenlemesinde rol oynadığı düşünülmektedir. Örneğin, JAG1kemik mineral yoğunluğu ve osteoporotik kırıklarla ilişkilendirilmiştir.[13] PBX1 ise KMY varyasyonu ile fonksiyonel ve potansiyel bir genetik ilişki göstermektedir.[27] Büyük ölçekli meta-analizler yoluyla tanımlanan diğer aday genler arasında IL21R, PTH, ADAMTS18, TGFBR3, SOX6, GALNT3 ve RANKL lokusunun bileşenleri ile birlikte SUPT3H, RUNX2, CDKAL1, SOX4, XKR9, LACTB2, KLHDC5, PTHLH, ERC1 ve WNT5B bulunmaktadır.[3]Bu genler genellikle genel KMY’ye küçük, kümülatif etkilerde bulunur ve kemik yoğunluğunun poligenik yapısını vurgular.[1]

Kemik mineral yoğunluğu sadece lokal hücresel aktivite ve genetik yatkınlık ile belirlenmez; aynı zamanda sistemik faktörler ve diğer doku ve organlarla etkileşimlerden de derinden etkilenir. Ağırlık, vücut kitle indeksi (VKİ) ve yağsız ve yağ kütlesinin oranı dahil olmak üzere vücut kompozisyonu, KMY ve kırık riskinin önemli bir göstergesidir.[15]Spesifik olarak, yağsız doku kütlesi ve yağ kütlesi, femur boynu gibi bölgelerde kemik geometrik adaptasyonuna katkıda bulunur ve yakın bir fizyolojik etkileşimi gösterir.[28]Kas-kemik etkileşimi olarak bilinen kas ve kemik arasındaki karmaşık ilişki, kemik gücünü korumak ve mekanik yüklere adaptasyonunu kolaylaştırmak için çok önemlidir.[21] Vücut kompozisyonunun ötesinde, paratiroid hormonu (PTH) içerenler gibi sistemik hormonal düzenleme, kalsiyum homeostazı ve kemik metabolizmasında hayati bir rol oynar.[3]Çevresel faktörler ve cinsiyet de KMY ve kemik boyutunun kalıtılabilirliğini modüle ederek kemik sağlığının karmaşık, multifaktöriyel doğasını daha da vurgular.[16]Yaş, cinsiyet ve vücut kütlesi de kemik mineral yoğunluğunu düzenleyen kantitatif özellik lokuslarının ifadesini ve etkisini etkileyebilir.[18]

Düşük kemik mineral yoğunluğu, özellikle topuk gibi ağırlık taşıyan kemiklerde, osteoporoz ve kırıklara karşı artmış duyarlılık için birincil risk faktörüdür.[29]Kemik gücünün azalmasıyla karakterize bir durum olan osteoporoz, kemik yapımının hassas dengesindeki bir bozulmadan kaynaklanır ve net kemik kaybına yol açar. Genetik varyasyonlar, bir bireyin düşük kemik kütlesi geliştirme ve sonraki kırık riskini önemli ölçüde etkileyebilir.[13] KMD’nin kalça ve diğer kırıklar için öngörü değeri, diğer klinik risk faktörleriyle birleştirildiğinde artar.[30]Kalsiyum sinyalinin düzenlenmesi ve osteoblastların mekanik kuvvetlere yanıtı gibi moleküler ve hücresel mekanizmaların anlaşılması, bu süreçlerin patofizyolojik durumlarda nasıl bozulabileceğine dair bir fikir vererek, kemik yoğunluğunun azalmasına ve kırılganlığın artmasına katkıda bulunur.[25]KMD varyasyonunun genetik temellerinin belirlenmesi, kemik sağlığındaki bireysel farklılıkları anlamaya yardımcı olur ve potansiyel olarak kırık riskini azaltmak için erken teşhis ve kişiselleştirilmiş müdahale stratejilerini bilgilendirebilir.

Kemik Remodellinginde Hücresel Sinyalleşme ve Mekanotransdüksiyon

Section titled “Kemik Remodellinginde Hücresel Sinyalleşme ve Mekanotransdüksiyon”

Kemik mineral yoğunluğu (BMD), hem sistemik sinyallere hem de lokal mekanik kuvvetlere yanıt veren hücresel sinyal yollarının karmaşık bir etkileşimi yoluyla dinamik olarak korunur. Bunlar arasında kalsiyum ve MAP kinaz sinyalleşmesini içeren yollar önemlidir ve bunların, kemikteki mekanotransdüksiyonun kritik bir yönü olan akışkan akışına yanıt olarak insan mezenkimal kök hücrelerinin proliferasyonunu aracılık ettiği bilinmektedir.[23]Akışkan akışı gibi mekanik uyaranlar ayrıca osteoblastlar içindeki prostaglandin E2 ve inositol trifosfat seviyeleri gibi hücresel mediatörlerde hızlı değişikliklere neden olarak kemik hücresi aktivitesini etkileyen fiziksel strese hızlı bir hücresel yanıtı gösterir.[24]Ayrıca, özellikle mitokondriye kalsiyum sinyal yayılımının kesin kontrolü, inositol 1,4,5-trifosfat bağlayıcı proteinler tarafından düzenlenir ve bu da uygun kemik hücresi fonksiyonu için gereken karmaşık hücre içi düzenlemeyi vurgular.[25] Wntsinyal yolu, kemik kütlesi düzenlemesinde önemli bir rol oynar; düşük yoğunluklu lipoprotein reseptörü ile ilişkili protein 5 (LRP5) lokusundaki genetik varyasyon aktivitesini modüle eder ve fiziksel aktivite ile BMD arasındaki ilişkiyi etkiler.[4] Bu yolun düzensizliği, SOSTgen ürününün (sklerostin) kaybıyla örneklendirildiği gibi, yüksek kemik kütlesi ile karakterize bir durum olan sklerosteoza yol açar veWnt’nin kemik oluşumundaki kritik rolünün altını çizer.[31]Diğer önemli sinyal molekülleri arasında paratiroid hormon benzeri hormon (PTHLH) ve femoral boyun BMD’sinin varyasyonunda rol oynayan IL21R ve PTHgibi faktörler bulunur ve bu da kemik metabolizmasını düzenleyen sistemik sinyal ağlarına katılımlarını düşündürür.[3], [4] EphrinA-EphRyolu da femoral boyun kemik geometrisi için önemli olarak tanımlanmıştır ve kemik içindeki hücreden hücreye iletişimi ve yapısal organizasyonu koordine etmedeki rolünü gösterir.[32]

Kemik gelişimi ve devamlılığının karmaşık süreci, sıkı genetik ve transkripsiyonel kontrol altındadır ve genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) aracılığıyla belirlenen çok sayıda gen, KMY’yi etkilemektedir.RUNX2 ve SOX4 gibi transkripsiyon faktörleri kritik düzenleyiciler olarak kabul edilir ve çevrelerindeki rs17040773 ve rs11755164 gibi genetik varyantlar KMY ile ilişkiler göstermektedir.[4] Benzer şekilde, osteoblast farklılaşması için bir diğer önemli transkripsiyon faktörü olan Osterix (SP7 olarak da bilinir) çevresindeki bölge, KMY ve büyüme ile ilişkili yaygın varyantlar içerir.[17] Pre-B-cell leukemia homeobox 1 (PBX1) geni de KMY varyasyonu ile fonksiyonel ve potansiyel bir genetik ilişki göstermekte ve transkripsiyonel programların kemik mimarisini şekillendirmedeki rolünü daha da vurgulamaktadır.[27]Bireysel genlerin ötesinde, gen regülasyonu ve protein modifikasyonu dahil olmak üzere karmaşık düzenleyici mekanizmalar, kemik homeostazına katkıda bulunur. Transkripsiyonel haritalar, insan kromozomları boyunca gen ekspresyon paternlerine ilişkin bilgiler sağlarken, promoter rekabeti ve intergenik transkriptlerin düzenlenmesi gibi mekanizmalar, gen aktivitesi üzerindeki karmaşık kontrolü göstermektedir.[33] ADAMTS18 ve TGFBR3gibi genler, farklı etnik gruplarda kemik kütlesi aday genleri olarak tanımlanmıştır ve bu da iskelet sağlığı üzerindeki geniş düzenleyici etkilerini düşündürmektedir.[34] JAG1geni de KMY ve osteoporotik kırıklarla ilişkilendirilmiştir ve kemik gücünü etkileyen düzenleyici yollardaki rolünü vurgulamaktadır.[13]

Kemik mineral yoğunluğu, mineral homeostazını ve hücresel enerji durumunu yöneten metabolik yollar ve endokrin sinyallerden önemli ölçüde etkilenir. Kalsiyum ve fosfat metabolizmasının düzenlenmesi merkezi öneme sahiptir; D vitamini reseptörü, osteokalsin ve paratiroid hormonu (PTH) gibi faktörler uygun mineral seviyelerini ve kemik döngüsünü korumak için çok önemlidir.[3] CLCN7(bir klorür kanalı) gibi iyon taşınmasında rol oynayan genlerdeki mutasyonlar, kemik rezorpsiyon süreçlerini bozarak osteopetroz gibi ciddi kemik bozukluklarına yol açabilir.[35] Benzer şekilde, N-acetylgalactosaminyltransferase 3 (Galnt3) genindeki bir mutasyon, anormal kalsiyum-fosfat birikintileri ile karakterize bir durum olan ailesel tümöral kalsinozis ile bağlantılıdır ve mineral metabolizmasında belirli enzimatik yolların önemini vurgulamaktadır.[36]Hormonal etkiler, özellikle östrojenler, kemik yoğunluğunda kritik bir rol oynar; bu durum aromataz geninin (östrojen sentezinde rol oynayan) allelleri ile KMY arasındaki ilişkilerle kanıtlanmıştır.[37]Bu, sistemik endokrin sinyal yollarının kemik sağlığını nasıl doğrudan etkilediğini vurgulamaktadır. Ayrıca, vücut kompozisyonu da dahil olmak üzere daha geniş metabolik bağlam, kemik kütlesiyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır; örneğin, kemik geometrik parametreleri ve vücut kompozisyonları arasında genetik ve çevresel korelasyonlar vardır ve yağsız doku kütlesi ve yağ kütlesi femoral boyun kemik adaptasyonuna önemli ölçüde katkıda bulunur.[28], [38] LRP5gibi genlerdeki polimorfizmler de obezite fenotipleriyle ilişkilendirilmiştir ve bu da enerji dengesi ile kemik yeniden şekillenmesi arasında metabolik bir bağlantı olduğunu düşündürmektedir.[3]

Sistem Düzeyi Entegrasyon ve Yol Etkileşimi

Section titled “Sistem Düzeyi Entegrasyon ve Yol Etkileşimi”

Topuk kemiği mineral yoğunluğunun korunması, çeşitli yolların etkileşime girdiği ve genel iskelet homeostazını sağlamak için hiyerarşik düzenlemeye katıldığı karmaşık sistem düzeyinde bir entegrasyonu içerir. Örneğin, SOX6geni hem obeziteyi hem de osteoporoz fenotiplerini etkilemede rol oynamıştır ve metabolik düzenleme ile kemik sağlığı arasında bir etkileşim göstermektedir.[11] ESR1 ve MAPK3genleri, postmenopozal osteoporoz için çok önemli bir ağ oluşturur ve birden fazla sinyal yolunun belirli bir kemik bozukluğunu nasıl etkileyebileceğini gösterir.[39] Bu ağ etkileşimleri, iskelet sisteminin ortaya çıkan bir özelliğini yansıtır; burada genel güç ve yoğunluk, izole yollar tarafından değil, senkronize aktiviteleri tarafından belirlenir.

Farklı fizyolojik sistemler arasındaki etkileşim de hayati öneme sahiptir; bu, kemik kütlesini ve gücünü etkileyen önemli kas-kemik etkileşimleriyle kanıtlanmıştır.[21]Bu, kaslar tarafından uygulanan mekanik yüklemenin kemik adaptasyonunu ve yoğunluğunu doğrudan nasıl etkilediğini vurgulamaktadır. Ayrıca, genetik çalışmalar kemik kütlesi düzenlemesi üzerinde cinsiyete özgü etkileri ortaya koymuştur; bu da düzenleyici mekanizmaların erkekler ve kadınlar arasında farklılık gösterebileceğini ve sistemik entegrasyona başka bir karmaşıklık katmanı eklediğini göstermektedir.[19], [39]Genom genelinde BMD ve kırıklar için çok sayıda genetik lokusun tanımlanması, kemik özelliklerinin poligenik yapısının ve genel iskelet sağlığına katkıda bulunan etkileşimli genler ve yolların kapsamlı ağının altını çizmektedir.[1], [4], [34]

Kemik Hastalıklarının Moleküler Temeli ve Terapötik İçgörüler

Section titled “Kemik Hastalıklarının Moleküler Temeli ve Terapötik İçgörüler”

Topuk kemiği mineral yoğunluğunun altında yatan moleküler mekanizmaları anlamak, kemik hastalıklarının etiyolojisini aydınlatmak ve potansiyel terapötik hedefleri belirlemek için çok önemlidir. Yolak düzensizliği, iskelet hastalıklarında yaygın bir temadır; örneğin,CLCN7 klorür kanalındaki işlev kaybı mutasyonu, osteoklast fonksiyonunun bozulması nedeniyle anormal derecede yoğun ancak kırılgan kemiklerle karakterize bir durum olan osteopetroza yol açar.[35] Benzer şekilde, SOSTgen ürününün yokluğu, yüksek kemik kütlesi bozukluğu olan sklerosteozise neden olur ve spesifik moleküler kusurların kemik yeniden modelleme dengesini nasıl önemli ölçüde değiştirebileceğini gösterir.[31] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, BMD ve kırık riski ile ilişkili yeni genleri ve yolları tanımlamada etkili olmuştur ve hastalığa özgü mekanizmalara dair içgörüler sağlamıştır.[2], [4] Bu çalışmalar, SUPT3H/RUNX2 (rs17040773 ) veya CDKAL1/SOX4 (rs11755164 ) yakınındakiler gibi BMD’deki varyasyona katkıda bulunan genetik varyantları ortaya çıkararak, müdahale için hedeflenebilecek spesifik moleküler bileşenlere işaret etmektedir.[4] ADAMTS18 ve TGFBR3gibi genlerin kemik kütlesi adayları olarak tanımlanması, hastalık progresyonundaki rollerini keşfetmek ve kemik sağlığını iyileştirmek için aktivitelerini modüle etmeyi amaçlayan yeni terapötik stratejiler geliştirmek için de yollar açmaktadır.[34]

Kırık Riski Değerlendirmesinde Prognostik Değer

Section titled “Kırık Riski Değerlendirmesinde Prognostik Değer”

Topuk kemiği mineral yoğunluğu, sıklıkla kalkaneus’un kantitatif ultrasonu (QUS) yoluyla değerlendirilir ve gelecekteki kırık riski için değerli bir prognostik gösterge olarak hizmet eder. Araştırmalar, kalkaneal QUS ölçümleri ile kalça kırığı insidansı arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir; özellikle bu ilişki, diğer bölgelerdeki geleneksel kemik mineral yoğunluğu ölçümlerinden büyük ölçüde bağımsız görünmektedir.[1] Ayrıca, kantitatif ultrason, semptomatik vertebral kırık riskiyle de ilişkilendirilmiştir ve osteoporotik olaylara yatkın bireylerin belirlenmesindeki faydasını vurgulamaktadır.[13]

Klinik Uygulamalar ve İzleme Stratejileri

Section titled “Klinik Uygulamalar ve İzleme Stratejileri”

Kalkaneal kantitatif ultrason, kemik sağlığını değerlendirmek ve hasta yönetimine rehberlik etmek için pratik bir klinik uygulama sunar. Dual-enerji X-ışını absorbsiyometrisi (DXA), kemik mineral yoğunluğu (BMD) değerlendirmesi için altın standart olmaya devam ederken, kalkaneal KUS, kırık tahmini ve osteoporoz tedavisinin izlenmesi için önemli bir tamamlayıcı araç sağlar. Bu önemli genetik katkı, gelecekteki kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları için potansiyeli vurgulamaktadır; burada düşük topuk kemiği yoğunluğuna genetik yatkınlıklar, erken müdahale stratejilerini bilgilendirebilir.[40] Bu genetik ve sistemik ilişkileri anlamak, özellikle komorbiditelerin ve iskelet kırılganlığı ile ilgili örtüşen fenotiplerin daha geniş bağlamını göz önünde bulundururken, kapsamlı risk değerlendirmesine yardımcı olabilir.[18]

Topuk Kemiği Mineral Yoğunluğu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Topuk Kemiği Mineral Yoğunluğu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak topuk kemiği mineral yoğunluğunun en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


Evet, riskinizin artmış olma ihtimali yüksek. Topuk kemiğiniz de dahil olmak üzere kemik mineral yoğunluğu, yüksek oranda kalıtsaldır, yani genetik faktörler varyasyonunun %30-66’sını oluşturur. Annenizde osteoporoz varsa, riskinizi artıran bazı genetik yatkınlıkları miras almış olabilirsiniz. Bununla birlikte, yaşam tarzı seçimleri de kemik sağlığında önemli bir rol oynar.

2. Topuk kemiklerimi daha güçlü hale getirmek için beslenme veya egzersiz yapabilir miyim?

Section titled “2. Topuk kemiklerimi daha güçlü hale getirmek için beslenme veya egzersiz yapabilir miyim?”

Kesinlikle, genetik yatkınlıklar olsa bile yaşam tarzı çok önemlidir.CLCN7 ve IBSPgibi genler kemik yoğunluğunu etkilerken, beslenme ve fiziksel aktivite kemik gelişimi ve bakımı üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir. Kemikleri destekleyen besinler açısından zengin, dengeli bir beslenme ve ağırlık taşıyan egzersizler yapmak, kemik gücünüzü optimize etmenize yardımcı olabilir.

3. Bazı insanların neden doğal olarak güçlü topuk kemikleri vardır?

Section titled “3. Bazı insanların neden doğal olarak güçlü topuk kemikleri vardır?”

Bunun nedeni büyük ölçüde genetikleridir. Kemik mineral yoğunluğu, kalıtsal faktörlerden güçlü bir şekilde etkilenen bir özelliktir ve genler varyasyonun önemli bir bölümünü oluşturur. Bazı bireyler doğal olarak,WNT5B veya RUNX2’deki gibi, doğumdan itibaren daha yüksek kemik yoğunluğuna ve daha güçlü kemiklere katkıda bulunan genetik varyantlar miras alırlar.

4. Topuk kemiği yoğunluğumu kontrol ettirmek faydalı mı?

Section titled “4. Topuk kemiği yoğunluğumu kontrol ettirmek faydalı mı?”

Evet, çok yardımcı olabilir. Topuk kemiği mineral yoğunluğunun, genellikle kalkaneal ultrason ile ölçülmesi, osteoporoz ve kırık riskinizi değerlendirmek için kritik bir göstergedir. Bu bilgi, erken risk sınıflandırmasına olanak tanır ve potansiyel olarak zamanında müdahalelere ve kemik sağlığınızın daha iyi yönetilmesine yol açar.

5. Topuk kemiği yoğunluğumun tüm vücudum için gerçekten bir önemi var mı?

Section titled “5. Topuk kemiği yoğunluğumun tüm vücudum için gerçekten bir önemi var mı?”

Evet, genel kemik sağlığınız hakkında değerli bilgiler sağlar. Topuk kemiğine (kalkaneus) özgü olmasına rağmen, topuk kemiği yoğunluğu, genel kemik mineral yoğunluğunu değerlendirmek için kullanılan çeşitli özelliklerden biridir. Topuğunuzdaki düşük yoğunluk, iskelet sisteminiz genelinde osteoporoz ve kırıklar için daha yüksek bir risk olduğunu gösterebilir.

6. Gençken topuk kemiği yoğunluğum için endişelenmeli miyim?

Section titled “6. Gençken topuk kemiği yoğunluğum için endişelenmeli miyim?”

Kemik sağlığı erken yaşlarda başladığı için bilinçli olmak akıllıcadır. Osteoporoz tipik olarak yaşlı yetişkinleri etkilese de, güçlü kemiklerin temeli gençlikte atılır. Genetik yatkınlıklarınızı anlamak ve erken yaşta sağlıklı alışkanlıklar edinmek, en yüksek kemik kütlenizi en üst düzeye çıkarmanıza ve gelecekteki riskleri azaltmanıza yardımcı olabilir.

7. Kardeşimin kemikleri kırılgan, ama benim değil; neden?

Section titled “7. Kardeşimin kemikleri kırılgan, ama benim değil; neden?”

Aileler içinde bile, genetik kalıtım değişebilir ve çevresel faktörler farklılık gösterir. Kemik yoğunluğu yüksek oranda kalıtsal olsa da, kardeşinizden farklı koruyucu veya riskle ilişkili genetik varyantlar almış olabilirsiniz. Ek olarak, bireysel yaşam tarzı seçimleri, beslenme ve egzersiz alışkanlıkları, kemik sağlığı sonuçlarında önemli farklılıklara yol açabilir.

8. Topuk kemiği testi gerçekten kırık riskimi öngörebilir mi?

Section titled “8. Topuk kemiği testi gerçekten kırık riskimi öngörebilir mi?”

Evet, risk değerlendirmesi için değerli bir araçtır. Topuk dahil olmak üzere düşük kemik mineral yoğunluğu, osteoporotik kırıklar için birincil risk faktörüdür. Kalkaneal ultrason gibi ölçümler, klinik değerlendirme için önemli bilgiler sağlayarak gelecekteki kırık riski daha yüksek olan bireylerin belirlenmesine yardımcı olur.

9. Zayıf kemikler için genetik riskimin üstesinden gelebilir miyim?

Section titled “9. Zayıf kemikler için genetik riskimin üstesinden gelebilir miyim?”

Genetik bir yatkınlığınız olsa bile, kemik sağlığınızı önemli ölçüde etkileyebilirsiniz.IL21R veya PTHgibi genler kemik yoğunluğu ile ilişkili olsa da, uygun beslenme ve düzenli ağırlık taşıma egzersizi gibi yaşam tarzı değişiklikleri güçlü araçlardır. Bu eylemler, genetik riskleri azaltmaya ve daha güçlü kemikleri desteklemeye yardımcı olarak genel osteoporoz riskinizi azaltabilir.

10. Günlük alışkanlıklarım topuk kemiği gücümü gerçekten etkiler mi?

Section titled “10. Günlük alışkanlıklarım topuk kemiği gücümü gerçekten etkiler mi?”

Kesinlikle, günlük alışkanlıklarınız genetikle birlikte önemli bir rol oynar. Genetik faktörler kemik yoğunluğu varyasyonunun %30-66’sını oluştururken, diyet, fiziksel aktivite ve genel yaşam tarzı gibi çevresel faktörler kemik gelişimi ve bakımı üzerinde derin bir etkiye sahiptir. Sağlıklı alışkanlıklar, optimal topuk kemiği gücüne ulaşmanıza ve bunu korumanıza yardımcı olabilir.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler elde edildikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Kiel, D. P., et al. “Genome-wide association with bone mass and geometry in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, vol. 8, suppl. 1, 2007, S14.

[2] Duncan, E. L., et al. “Genome-wide association study using extreme truncate selection identifies novel genes affecting bone mineral density and fracture risk.”PLoS Genet, vol. 7, no. 4, 2011, e1001372.

[3] Guo, Y., et al. “IL21R and PTH may underlie variation of femoral neck bone mineral density as revealed by a genome-wide association study.”J Bone Miner Res (2009).

[4] Estrada, K., et al. “Genome-wide meta-analysis identifies 56 bone mineral density loci and reveals 14 loci associated with risk of fracture.”Nat Genet (2012).

[5] Shen, H., et al. “Molecular and genetic mechanisms of osteoporosis: implication for treatment.”Curr Mol Med, vol. 3, no. 8, 2003, pp. 737-757.

[6] Klibanski, Anne, et al. “Osteoporosis prevention, diagnosis, and therapy.”JAMA, vol. 285, no. 6, 2001, pp. 785-795.

[7] Marshall, D., et al. “Meta-analysis of how well measures of bone mineral density predict occurrence of osteoporotic fractures.”BMJ, vol. 312, no. 7041, 1996, pp. 1254-1259.

[8] U. S. Department of Health and Human Services. Bone Health and Osteoporosis: A Report of the Surgeon General. U.S. Department of Health and Human Services, Office of the Surgeon General, 2004.

[9] Cummings, Steven R., and L. Joseph Melton. “Epidemiology and outcomes of osteoporotic fractures.” Lancet, vol. 359, no. 9319, 2002, pp. 1761-1767.

[10] Rivadeneira, F., et al. “Twenty bone mineral density loci identified by large-scale meta-analysis of genome-wide association studies.”Nat Genet, vol. 41, no. 11, 2009, pp. 1199–1208.

[11] Liu, Y. Z., et al. “Identification of PLCL1 gene for hip bone size variation in females in a genome-wide association study.”PLoS One, vol. 3, no. 9, 2008, e3160.

[12] Arden, N. K., et al. “The heritability of bone mineral density, ultrasound of the calcaneus and hip axis length: a study of postmenopausal twins.”Journal of Bone and Mineral Research, vol. 11, no. 4, 1996, pp. 530-534.

[13] Kung, A. W., et al. “Association of JAG1 with bone mineral density and osteoporotic fractures: a genome-wide association study and follow-up replication studies.”Am J Hum Genet, vol. 86, no. 2, 2010, pp. 229–239.

[14] Paternoster, L., et al. “Genome-wide association meta-analysis of cortical bone mineral density unravels allelic heterogeneity at theRANKLlocus and potential pleiotropic effects on bone.”PLoS Genet, 2010.

[15] Morin, S., et al. “Weight and body mass index predict bone mineral density and fractures in women aged 40 to 59 years.”Osteoporos Int (2008).

[16] Ng, M.Y., et al. “Effect of environmental factors and gender on the heritability of bone mineral density and bone size.”Ann. Hum. Genet. 70 (2006): 428–438.

[17] Timpson, N. J., et al. “Common variants in the region around Osterix are associated with bone mineral density and growth in childhood.”Hum Mol Genet, vol. 18, no. 8, 2009, pp. 1510–1517.

[18] Karasik, D., et al. “Age, gender, and body mass effects on quantitative trait loci for bone mineral density: the Framingham study.”Bone 33 (2003): 308–316.

[19] Ioannidis, J. P., et al. “Meta-analysis of genome-wide scans provides evidence for sex- and site-specific regulation of bone mass.”J Bone Miner Res, vol. 22, no. 2, 2007, pp. 173–183.

[20] Johnell, O., et al. “Predictive value of BMD for hip and other fractures.” J Bone Miner Res 20 (2005): 1185–1194.

[21] Ferretti, J. L., et al. “Bone mass, bone strength, muscle-bone interactions, osteopenias and osteoporoses.”Mech Ageing Dev, vol. 124, no. 2-3, 2003, pp. 269–279.

[22] Gartland, A., et al. “Isolation and culture of human osteoblasts.” Methods Mol. Med. 107 (2005): 29–54.

[23] Riddle, R. C., et al. “MAP kinase and calcium signaling mediate fluid flow-induced human mesenchymal stem cell proliferation.” Am J Physiol Cell Physiol, vol. 290, no. 3, 2006, C776–C784.

[24] Reich, K. M., and J. A. Frangos. “Effect of flow on prostaglandin E2 and inositol trisphosphate levels in osteoblasts.”Am J Physiol Cell Physiol, vol. 261, no. 3, 1991, C428–C432.

[25] Lin, X., et al. “Control of calcium signal propagation to the mitochondria by inositol 1,4,5-trisphosphate-binding proteins.”J Biol Chem 280 (2005): 12820–12832.

[26] Dequeker, J., et al. “Genetic determinants of bone mineral content at the spine and radius: a twin study.”Bone 8 (1987): 207–209.

[27] Cheung, C. L., et al. “Pre-B-cell leukemia homeobox 1 (PBX1) shows functional and possible genetic association with bone mineral density variation.”Hum Mol Genet, vol. 18, no. 4, 2009, pp. 679–687.

[28] Wu, S., et al. “The contributions of lean tissue mass and fat mass to bone geometric adaptation at the femoral neck in Chinese overweight adults.”Ann Hum Biol 34 (2007): 344–353.

[29] Richards, J. B., et al. “Bone mineral density, osteoporosis, and osteoporotic fractures: a genome-wide association study.”Lancet, vol. 371, no. 9623, 2008, pp. 1505–1512.

[30] Kanis, J. A., et al. “The use of clinical risk factors enhances the performance of BMD in the prediction of hip and osteoporotic fractures.” Osteoporosis International, vol. 18, no. 8, 2007, pp. 1033–1046.

[31] Brunkow, M. E., et al. “Bone dysplasia sclerosteosis results from loss of the SOST gene product, a novel cystine knot-containing protein.”Am J Hum Genet, vol. 68, no. 3, 2001, pp. 577–89.

[32] Chen, Y., et al. “Pathway-based genome-wide association analysis identified the importance of EphrinA-EphR pathway for femoral neck bone geometry.”Bone 46 (2010): 129–136.

[33] Cheng, J., et al. “Transcriptional maps of 10 human chromosomes at 5-nucleotide resolution.”Science, vol. 308, no. 5725, 2005, pp. 1149–1154.

[34] Xiong, D. H., et al. “Genome-wide association and follow-up replication studies identified ADAMTS18 and TGFBR3 as bone mass candidate genes in different ethnic groups.”Am J Hum Genet, vol. 84, no. 3, 2009, pp. 343-56.

[35] Kornak, U., et al. “Loss of the ClC-7 chloride channel leads to osteopetrosis in mice and man.” Cell, vol. 104, no. 2, 2001, pp. 205–15.

[36] Esapa, C., et al. “A mouse with a Trp589Arg mutation in N-acetylgalactosaminyltransferase 3 (Galnt3) provides a model for familial tumoural calcinosis.” Endocrine Abstracts, vol. 19, 2009, OC31.

[37] Riancho, J. A., et al. “Association of the aromatase gene alleles with bone mineral density: epidemiological and functional evidence.”J Bone Miner Res, vol. 24, no. 11, 2009, pp. 1827-1835.

[38] Sun, L., et al. “Bivariate genome-wide association analyses of femoral neck bone geometry and appendicular lean mass.”PLoS One, vol. 6, no. 11, 2011, e27325.

[39] Xiao, P., et al. “Genomic regions identified for BMD in a large sample including epistatic interactions and gender-specific effects.” J Bone Miner Res, vol. 21, no. 10, 2006, pp. 1536–1544.

[40] Howard, G. M., et al. “Genetic and environmental contributions to the association between quantitative ultrasound and bone mineral density measurements: a twin study.”Journal of Bone and Mineral Research, vol. 13, no. 8, 1998, pp. 1318–1327.