Gut
Arka Plan
Section titled “Arka Plan”Gut, eklemlerde ani, şiddetli ağrı atakları, şişlik, kızarıklık ve hassasiyet ile karakterize, yaygın ve karmaşık bir inflamatuvar artrittir ve en sık ayak başparmağını etkiler. Tarihsel olarak “kralların hastalığı” olarak bilinen bu durum, bilinen en eski artrit türlerinden biridir.[1] Sıklıkla alevlenme olarak adlandırılan bu akut ataklar, önemli rahatsızlığa ve geçici sakatlığa neden olarak kişiyi güçten düşürebilir.
Biyolojik Temel
Section titled “Biyolojik Temel”Gut hastalığının temel biyolojik temeli, kandaki ürik asit seviyelerinin anormal derecede yüksek olmasıyla tanımlanan bir durum olan hiperürisemidir. Ürik asit, pürin metabolizmasının son ürünüdür ve pürinler vücut hücrelerinde ve bazı gıdalarda doğal olarak bulunan bileşiklerdir. Vücut ya çok fazla ürik asit ürettiğinde ya da böbrekler yeterince ürik asit atamadığında, ürik asit seviyeleri yükselir. Yüksek konsantrasyonlarda, ürik asit, eklemlerde, tendonlarda ve çevre dokularda biriken monosodyum ürat (MSU) kristallerine dönüşebilir. Bağışıklık sistemi bu kristalleri yabancı cisimler olarak tanır ve gut atağı olarak kendini gösteren güçlü bir inflamatuar yanıtı tetikler.
Genetik faktörler, bir bireyin hiperürisemiye ve gut hastalığına yatkınlığını önemli ölçüde etkiler. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), serum ürik asit konsantrasyonu ve gut geliştirme riski ile ilişkili çok sayıda genetik lokus tanımlamıştır.[2]Bu çalışmalar, ürik asit üretimi ve atılımının karmaşık dengesinde yer alan temel genleri vurgulamıştır. Örneğin,ABCG2, SLC2A9 ve SLC22A12gibi genlerdeki varyantların, böbreklerde ve bağırsaklarda ürik asit taşınmasını düzenlemede önemli roller oynadığı bilinmektedir.[3]Gut, hiperürisemiye yol açan fizyolojik mekanizmalara bağlı olarak klinik alt tiplere ayrılabilir. İki önemli alt tip, renal yetersiz atılım (RUE) gut ve renal aşırı yüklenme (ROL) gut hastalığıdır. RUE gut, böbrekler tarafından ürik asit atılımının azalmasıyla karakterizedir ve genellikle düşük fraksiyonel ürik asit atılımı (FEUA) ve idrarla ürat atılımı (UUE) ile tanımlanır. ROL gut ise, aksine, ürik asit aşırı üretimini içerir.[1] Genetik araştırmalar, bu alt tiplerle bağlantılı belirli varyantları tanımlamıştır; örneğin, ABCG2, CUX2, LRRC16A ve SLC16A9ROL gut ile ilişkilendirilirken,SLC2A9, ABCG2, CUX2, SLC22A12, GCKR, NIPAL1 ve FAM35ARUE gut ile ilişkilendirilmiştir.[3]
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Klinik olarak gut, tekrarlayan akut artrit atakları ile karakterizedir. Tedavi edilmediği takdirde, kronik gut artritine ilerleyebilir ve bu da sürekli ağrıya, eklem hasarına ve cilt altında veya eklemlerde ürik asit kristallerinin görünür veya palpe edilebilir birikintileri olan tofüslerin oluşumuna yol açabilir. Sıklıkla sinovyal sıvıda MSU kristallerinin tanımlanmasını içeren doğru tanı, esastır. Spesifik genetik katkıların anlaşılması ve gutun alt tiplere (örneğin, RUE ve ROL) ayrılması, kişiselleştirilmiş tedavi stratejilerini bilgilendirmek için giderek daha önemlidir. GWAS aracılığıyla alt tipe özgü moleküler hedeflerin belirlenmesi, gut ve hiperürisemi için daha etkili ve bireyselleştirilmiş hasta yönetimine yol açabilecek “genoma özel olarak uyarlanmış terapiler” geliştirme potansiyeli sunmaktadır.[1]
Sosyal Önemi
Section titled “Sosyal Önemi”Gut, artan küresel prevalansı ve bireylerin yaşam kalitesi üzerindeki derin etkisi nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorununu temsil etmektedir. Gut atakları sırasındaki şiddetli ağrı ve inflamasyon, geçici sakatlığa yol açarak günlük aktiviteleri, iş verimliliğini ve genel iyilik halini etkileyebilir. Akut semptomların ötesinde, kronik gut, kardiyovasküler hastalık, metabolik sendrom ve böbrek hastalığı dahil olmak üzere diğer ciddi sağlık sorunları riskinin artmasıyla ilişkilidir ve böylece önemli bir sağlık hizmeti yüküne katkıda bulunur. Gut’un genetik temellerine ilişkin devam eden araştırmalar, özellikle farklı popülasyonlarda yapılan geniş ölçekli çalışmalar[3], bu zayıflatıcı durumla ilişkili acıyı ve toplumsal maliyetleri hafifletmek için geliştirilmiş önleme stratejileri, daha kesin tanı araçları ve hedefe yönelik tedaviler geliştirmek için çok önemlidir.
Fenotip Belirlenmesi ve Tanısal Kesinlik
Section titled “Fenotip Belirlenmesi ve Tanısal Kesinlik”Framingham Kalp Çalışması (FHS) ve Topluluklarda Ateroskleroz Riski (ARIC) çalışması gibi bazı kohortlarda gut hastalığının belirlenmesi, kişisel beyana dayanmıştır.[2] Bu yöntem, yanlış sınıflandırma potansiyeli oluşturur ve bu da belirlenen genotip-fenotip ilişkilerinin gerçek büyüklüğünün hafife alınmasına yol açabilir.[2]Ayrıca, çalışmalar çeşitli kohortlarında gut hastalığının biraz farklı tanımlarını kullanmıştır.[2] Genel bulgular tutarlılık göstererek sağlamlığı ortaya koysa da, bu farklılıklar tanı kriterlerinde heterojeniteye neden olabilir.
Diğer bir husus, örneklerde gut tanısı üzerinde hiperüriseminin potansiyel etkisidir.[2]Bununla birlikte, gut, ürik asit (UA) ölçümleriyle eş zamanlı olarak belirlenmemiştir; bu da hiperüriseminin, genetik varyantların hem UA düzeyleri hem de gut ile gözlemlenen ortak ilişkisini doğrudan açıklama olasılığını azaltır.[2]Ayrıca, UA düzeylerine göre ayarlama yapmanın, tanımlanan genetik varyantlar ile gut arasındaki ilişkiyi tamamen zayıflatmadığı da belirtilmiştir; bu bulgu, vakaların çoğunda UA düzeylerinin gut başlangıcından önce ölçülmüş olmasıyla açıklanabilir.[2]
İstatistiksel Güç ve Keşfedilmemiş Genetik Mimari
Section titled “İstatistiksel Güç ve Keşfedilmemiş Genetik Mimari”Gut için yapılan genetik analizlerin önemli bir sınırlaması, özellikle gutu hedefleyen doğrudan bir genom çapında ilişkilendirme çalışması (GWAS) için mevcut olan kısıtlı istatistiksel güçtü.[2]Sonuç olarak, araştırma stratejisi öncelikle ürik asit seviyelerinin genetik analizlerine odaklandı ve daha sonra yalnızca gut ile ilişkili olan ürik asit ile ilgili genetik varyantları araştırdı.[2]Bu metodolojik kısıtlama, mevcut bulguların muhtemelen gutun genetik mimarisinin yalnızca kısmi bir anlayışını temsil ettiği ve şüphesiz bu yaklaşım tarafından henüz tespit edilemeyen gut riskine doğrudan katkıda bulunan ek genetik lokusların olduğu anlamına gelir.[2]
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Genetik varyasyonlar, eklemlerde ürik asit kristallerinin birikmesiyle oluşan ağrılı bir inflamatuar artrit olan gut hastalığına bireyin yatkınlığında önemli bir rol oynar. Bu varyantların çoğu, vücudun ürik asidi işlemesi ve atması yeteneğini, öncelikle böbrek ve bağırsak mekanizmaları yoluyla etkiler. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), değişmiş serum ürik asit seviyeleri ve artmış gut riski ile ilişkili çok sayıda gen ve tek nükleotid polimorfizmi (SNP) tanımlamıştır.[1]Bu genetik bilgiler, gut hastalığının karmaşık biyolojisini anlamak ve potansiyel terapötik hedefleri belirlemek için hayati öneme sahiptir.
Ürat taşınmasında rol oynayan temel genler, serum ürik asit seviyelerinin başlıca belirleyicileri olanABCG2 ve SLC2A9’dur. ABCG2, özellikle bağırsaklarda ve böbreklerde ürik asidi vücuttan aktif olarak pompalayan, böylece birikmesini önleyen bir taşıyıcı proteini kodlar.[4] ABCG2’deki rs4148155 gibi varyantlar, renal aşırı yüklenme (ROL), renal yetersiz atılım (RUE), kombine ve normal tip gut dahil olmak üzere çeşitli alt tiplerde artmış gut riski ile güçlü bir şekilde ilişkilidir ve hastalık yatkınlığı üzerinde önemli bir etki gösterir.[1] Benzer şekilde, SLC2A9, böbreklerde hem ürat geri emiliminde hem de salgılanmasında ikili bir rol oynayan bir ürat taşıyıcısıdır ve aktivitesi genellikle cinsiyete özgü etkiler göstererek ürik asit konsantrasyonlarını önemli ölçüde etkiler.[5] SLC2A9’daki rs10805346 , rs4697701 ve rs13129697 gibi yaygın varyantların bu taşıma süreçlerini değiştirdiği, hiperürisemiye ve gut riskine katkıda bulunduğu bilinmektedir.
Diğer önemli renal ürat taşıyıcıları arasındaSLC22A12 (aynı zamanda URAT1 olarak da bilinir) ve SLC17A1 bulunur. SLC22A12, renal proksimal tübülde ürik asidin birincil geri emilimini sağlayan proteindir, yani ürik asidi idrardan tekrar kan dolaşımına taşır ve fonksiyonu ürik asit dengesini korumak için kritiktir.[3] SLC22A12’deki rs12363578 , rs75786299 ve rs111068643 gibi varyantlar bu geri emilimi bozarak değişmiş serum ürik asit seviyelerine yol açabilir ve gut gelişimini etkileyebilir.[3] Aksine, SLC17A1, renal tübüler hücrelerin apikal tarafında bulunan ve ürik asidin idrarla atılmasını kolaylaştıran bir ürat çıkış taşıyıcısını kodlar.[3] SLC17A1’deki rs2817188 varyantı, çeşitli çalışmalarda gut ile önemli ölçüde ilişkili olarak tanımlanmıştır ve renal ürat işlenmesindeki rolünü yansıtmaktadır.[1] rs1359232 ve rs2328895 gibi varyantlar, ürik asit atılımını etkileyerek genin gut yatkınlığındaki önemini daha da vurgulamaktadır.
Doğrudan ürat taşıyıcılarının ötesinde, daha geniş metabolik yollarda yer alan genler de gut riskini etkiler. Glukokinaz düzenleyici proteini kodlayanGCKR, glikoz metabolizmasında rol oynar ve ürik asit seviyelerini etkileyebilecek çeşitli metabolik özelliklerle ilişkilendirilmiştir.GCKR’deki rs1260326 varyantı, hem tüm gut vakaları hem de kombine tip gut ile anlamlı bir ilişki gösterir ve ürat homeostazını dolaylı olarak etkileyen metabolik yollara katılımını düşündürür.[1] rs3817588 ve rs6547692 gibi varyantların bu metabolik süreçleri düzenlediği düşünülmektedir. SLC22A11 ve SLC22A12’yi kapsayan bölge, bu bitişik ürat taşıyıcılarının ekspresyonunu veya fonksiyonunu etkileyebilecekrs505802 ve rs528211 gibi varyantlar içerir ve böylece renal ürat işlenmesini etkiler.SLC16A9, laktat ve potansiyel olarak ürat dahil olmak üzere çeşitli metabolitlerin taşınmasında rol oynayabilen bir monokarboksilat taşıyıcısıdır ve bu dars1171614 , rs1171615 ve rs1171616 gibi varyantları hücresel taşıma mekanizmaları üzerindeki etkileri yoluyla gut yatkınlığı ile ilgili hale getirir.[6]Diğer genetik lokuslar, çeşitli mekanizmalar yoluyla gut riskine katkıda bulunur. Polikistin-2’yi kodlayanPKD2, kalsiyum sinyallemesinde ve böbrek gelişiminde rol oynayan bir proteindir ve öncelikle böbrek hastalığı ile ilişkili olmasına rağmen,rs2728099 , rs2728109 ve rs2725217 gibi varyantlar dolaylı olarak böbrek fonksiyonunu ve ürat homeostazını etkileyebilir.[1] PDZK1 ve CD160 arasındaki intergenik bölge de ilgi çekicidir; PDZK1’in ürat taşıyıcıları ile etkileşime giren, potansiyel olarak aktivitelerini düzenleyen bir iskele proteini kodladığı bilinmektedir.[1] Bu bölgedeki rs9441166 , rs1967017 ve rs10910845 gibi varyantlar, bu taşıyıcıların düzenlenmesini etkileyebilir veya gut inflamasyonu ile ilgili bağışıklık yanıtlarını etkileyebilir. Son olarak, çeşitli hücresel süreçlerde rol oynayan bir gen olanR3HDM2, inflamasyon veya metabolik düzenleme içeren daha az anlaşılan yollarla gut riskine katkıda bulunanrs7964492 , rs11609805 ve rs11172181 gibi varyantlara sahip olabilir.[3]
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs2728099 rs2728109 rs2725217 | PKD2 | uric acid gout |
| rs1481012 rs2231142 rs4148155 | ABCG2 | urate coffee consumption, cups of coffee per day gout body mass index response to statin, LDL cholesterol change |
| rs10805346 rs4697701 rs13129697 | SLC2A9 | urate metabolite gout |
| rs1359232 rs2328895 rs2817188 | SLC17A1 | gout urate X-19141 metabolite level of endocrine disruptor in urine |
| rs12363578 rs75786299 rs111068643 | SLC22A12 | gout urate urate , trait in response to thiazide level of sorting nexin-15 in blood |
| rs1260326 rs3817588 rs6547692 | GCKR | urate total blood protein serum albumin amount coronary artery calcification lipid |
| rs505802 rs528211 | SLC22A11 - SLC22A12 | urate uric acid body mass index overnutrition, obesity gout |
| rs1171614 rs1171615 rs1171616 | SLC16A9 | urate serum metabolite level body height gout appendicular lean mass |
| rs9441166 rs1967017 rs10910845 | PDZK1 - CD160 | gout urate , trait in response to thiazide |
| rs7964492 rs11609805 rs11172181 | R3HDM2 | gout triglyceride high density lipoprotein cholesterol monocyte count urate , trait in response to thiazide |
Gut Hastalığının Tanımı ve Temel Özellikleri
Section titled “Gut Hastalığının Tanımı ve Temel Özellikleri”Gut hastalığı, akut ve şiddetli, enfeksiyöz olmayan artrit olarak kendini gösteren iyi bilinen bir hastalık olarak kesin bir şekilde tanımlanır.[1]Bu durum, temelde eklemlerde ve yumuşak dokularda monosodyum ürat kristallerinin patolojik olarak birikmesiyle karakterize edilir ve bu da inflamatuvar yanıtlara yol açar. Birincil belirti genellikle artritik olsa da, altta yatan metabolik bozukluk, genetik, beslenme ve böbrek fonksiyonu dahil olmak üzere çeşitli faktörlerden etkilenebilen ürik asit homeostazındaki anormallikleri içerir. Gut hastalığı, tarihsel olarak, genellikle ayak başparmağını etkileyen, ancak herhangi bir eklemi etkileyebilen, zayıflatıcı akut ataklarıyla tanınmıştır.
Sınıflandırma Sistemleri ve Gutun Alt Tipleri
Section titled “Sınıflandırma Sistemleri ve Gutun Alt Tipleri”Gut, özellikle böbrek fonksiyonuna odaklanarak, ürik asit işlenmesinin altında yatan mekanizmalara göre farklı alt tiplere ayrılır. Klinik sınıflandırmalar, Renal Yetersiz Atılım (RUE) tipi gut, Renal Aşırı Yüklenme (ROL) tipi gut, Kombine tip gut ve Normal tip gut arasında ayrım yapar.[1]Daha geniş sınıflandırmalar bunları RUE gut ve ROL gut olarak basitleştirir; burada RUE gut, RUE tipi gut ve Kombine tip gutu kapsar ve ROL gut, ROL tipi gut ve Kombine tip gutu içerir.[1]Bu nozolojik sistem, hastalığın patofizyolojisinin daha nüanslı bir şekilde anlaşılmasını sağlayarak, tek bir tanı etiketinin ötesine geçerek hiperürisemiye ve sonraki gut belirtilerine katkıda bulunan çeşitli metabolik profilleri tanır. Bu sınıflandırmalar aynı zamanda hiperürisemi için de geçerlidir ve yüksek ürik asit seviyeleri ile gut gelişimi arasındaki yakın ilişkiyi yansıtır.[1]
Gut Alt Tipleri için Tanısal ve Operasyonel Kriterler
Section titled “Gut Alt Tipleri için Tanısal ve Operasyonel Kriterler”Gutun alt tiplerine sınıflandırılması, öncelikle üriner ürat atılımı (UUE) ve ürik asit fraksiyonel atılımını (FEUA) içeren belirli tanı ve kriterlere dayanır.[1]Örneğin, RUE tipi gut, %5,5’ten düşük FEUA ve 25 mg/saat/1,73 m2’ye eşit veya daha düşük UUE ile tanımlanır.[1]Tersine, ROL tipi gut, %5,5’e eşit veya daha yüksek FEUA ve 25 mg/saat/1,73 m2’den yüksek UUE ile karakterizedir.[1]Kombine tip gut, %5,5’ten düşük FEUA ve 25 mg/saat/1,73 m2’den yüksek UUE ile kendini gösterirken, Normal tip gut, %5,5’e eşit veya daha yüksek FEUA ve 25 mg/saat/1,73 m2’ye eşit veya daha düşük UUE gösterir.[1]Daha geniş sınıflandırmalarda, RUE gut %5,5’ten düşük FEUA ile ve ROL gut 25 mg/saat/1,73 m2’den yüksek UUE ile tanımlanır.[3]Bu kesin operasyonel tanımlar, “klinik olarak tanımlanmış gut vakalarının” kullanıldığı genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) gibi araştırmalar için kritik öneme sahiptir ve kontroller genellikle gut öyküsü olmaksızın ≤7,0 mg/dL serum ürik asit (SUA) seviyesi ile karakterizedir.[3] Ayrıca, çalışma ziyaretlerinde gutun kendi kendine bildirilmesi de bazı araştırma bağlamlarında bir tanım olarak hizmet etmiştir.[2]
Klinik Bulgular ve Sunum Şekilleri
Section titled “Klinik Bulgular ve Sunum Şekilleri”Gut, öncelikle akut ve şiddetli enfeksiyöz olmayan artrit ile karakterizedir.[1] Bu klinik sunum, şiddet açısından değişiklik gösterebilir ve ani ve yoğun eklem ağrısı olarak ortaya çıkar, genellikle inflamasyon eşlik eder. Etkilenen spesifik eklemler detaylandırılmamış olsa da, durum akut ataklar sırasında hareketlilik ve yaşam kalitesi üzerindeki önemli etkisiyle bilinir. Klinik fenotiplerdeki çeşitlilik, altta yatan patofizyolojik nedenlere göre farklı alt tiplere ayrılan bir sunum spektrumu olduğunu gösterir.
Biyokimyasal Belirteçler ve Gut Alt Tipleri
Section titled “Biyokimyasal Belirteçler ve Gut Alt Tipleri”Gut, nedenlerini yansıtan dört farklı alt tipe ayrılır: renal yetersiz atılım (RUE) tipi, renal aşırı yüklenme (ROL) tipi, kombine tip ve normal tip.[1]Bu sınıflandırmalar, ürik asidin fraksiyonel atılımı (FEUA) ve idrarla ürat atılımı (UUE) dahil olmak üzere kesin yaklaşımlara dayanmaktadır. FEUA yüzde olarak ifade edilirken, UUE saatte miligram/1,73 m2 olarak ölçülür.[1]Örneğin, RUE tipi gut, FEUA <%5,5 ve UUE ≤25 ile tanımlanırken, ROL tipi gut, FEUA ≥%5,5 ve UUE >25 ile kendini gösterir.[1]Daha geniş alt tipler olan RUE gut (FEUA <%5,5) ve ROL gut (UUE >25) da mevcuttur ve hiperürisemi de benzer şekilde sınıflandırılabilir.[1]Ek olarak, serum ürik asit (SUA) seviyeleri, tipik olarak ürikaz yöntemi kullanılarak ölçülen önemli bir biyobelirteç görevi görür ve gut, hasta öz bildirim yoluyla da tanımlanabilir.[2]
Genetik Yatkınlık ve Tanısal Etkileri
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Tanısal Etkileri”Gut belirtilerinde gözlemlenen değişkenlik ve heterojenite, farklı genetik ve patofizyolojik arka planlarla desteklenmektedir.[1] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS’lar), önemli tanısal değere sahip ve ayırıcı tanıya dair içgörüler sunan çok sayıda genetik yatkınlık lokusu tanımlamıştır. Örneğin, ABCG2 (rs2728104 , rs1871744 ) ve CUX2 (rs4766566 ) gibi genlerdeki belirli tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) ROL gut ile güçlü bir şekilde ilişkiliyken,SLC2A9 (rs1014290 ), SLC22A12 (rs2285340 ), GCKR (rs780094 ), NIPAL1 (rs11733284 ) ve FAM35A (rs7903456 ) RUE gut ile bağlantılıdır.[7]Bu genetik korelasyonlar, bireyler arası varyasyonu anlamak için çok önemlidir ve hem gut hem de hiperürisemi için yeni alt tipe özgü, genoma özel hazırlanmış tedavilerin ve önleme stratejilerinin geliştirilmesine rehberlik ederek prognostik potansiyel taşır.[1]
Nedenler
Section titled “Nedenler”Gut, öncelikle kanda yüksek seviyelerde ürik asit ile karakterize edilen bir durum olan hiperürisemiye bağlı karmaşık bir inflamatuar artrittir. Bu fazla ürik asit kristalleşebilir ve eklemlerde birikerek akut inflamatuar ataklara yol açabilir. Gut gelişimi, genetik yatkınlıkların, çevresel faktörlerin ve diğer fizyolojik durumların bir kombinasyonundan etkilenir.
Genetik Yatkınlık ve Ürat Homeostazı
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Ürat Homeostazı”Genetik faktörler, bir bireyin gut hastalığına yatkınlığında önemli bir rol oynar ve öncelikle serum ürik asit (SUA) seviyelerinin düzenlenmesini etkiler. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), gut riskine katkıda bulunan çok sayıda kalıtsal varyant tanımlamış ve durum için poligenik bir mimari ortaya koymuştur.[1]Bu çalışmalar, gut hastalığını renal az atılım (RUE) ve renal aşırı yüklenme (ROL) gut gibi alt tiplere ayırmıştır; bu alt tipler, ürat işlenmesinin farklı mekanizmalarını yansıtır ve belirli genetik lokuslarla bağlantılıdır. Benzer şekilde, vücut kitle indeksi (VKİ), önemli bir yaşam tarzı ile ilgili kovaryattır ve artan VKİ, sürekli olarak daha yüksek bir gut riski ile ilişkilidir.[2]Bu faktörler, dış etkenlerin ürat homeostazını nasıl bozabileceğini, ürik asit birikimine ve duyarlı bireylerde sonraki kristal oluşumuna yol açabileceğini göstermektedir.
Etkileşen Faktörler ve Klinik Bağlam
Section titled “Etkileşen Faktörler ve Klinik Bağlam”Gut hastalığının gelişimi, genellikle bir bireyin genetik yapısı ile çeşitli klinik ve çevresel unsurlar arasındaki karmaşık etkileşimlerin bir sonucudur. Ürat taşıyıcılarını etkileyenler gibi genetik yatkınlıklar, bir bireyin çevresel tetikleyicilere duyarlılığını artırabilir ve bu da hiperürisemiye ve gut başlangıcına yol açabilir.[1]Ayrıca, yaş önemli bir demografik faktördür ve ilerleyen yaş genellikle gut geliştirme olasılığının artmasına katkıda bulunan fizyolojik değişikliklerle ilişkilidir.[2]Genetik, çevresel ve klinik faktörlerin bu karmaşık etkileşimi, bir bireyin gut hastalığına karşı genel duyarlılığını toplu olarak şekillendirir.
Ürik Asit Metabolizması ve Renal Homeostaz
Section titled “Ürik Asit Metabolizması ve Renal Homeostaz”Gut, öncelikle kandaki yüksek ürik asit seviyelerinden kaynaklanan akut ve şiddetli, enfeksiyöz olmayan artrit ile karakterize bir kristal artropati türüdür; bu durum hiperürisemi olarak bilinir.[8]Ürik asit, nükleik asitlerin sentezi ve yıkımında yer alan temel bir moleküler yol olan pürin metabolizmasının son ürünüdür. Normal fizyolojik koşullar altında, vücut ürik asidin üretim ve atılımının karmaşık bir etkileşimi yoluyla hassas bir dengesini korur ve böbrekler atılımında kritik bir rol oynar.[8]Bu homeostatik dengedeki bozulmalar, aşırı üretim veya daha yaygın olarak ürik asidin yetersiz atılımı yoluyla, birikmesine yol açar ve eklemlerde ve diğer dokularda çökelen monosodyum ürat kristalleri oluşturarak inflamatuar yanıtları tetikler.
Böbrekler, filtrasyonunu, geri emilimini ve sekresyonunu düzenleyerek sistemik ürik asit homeostazı için merkezi öneme sahiptir. Ürik asidin renal yetersiz atılımı (RUE), böbreklerin ürik asidi yeterince atamaması ve bunun kan dolaşımında tutulmasına yol açan hiperürisemiye katkıda bulunan yaygın bir patofizyolojik mekanizmadır.[1]Aksine, bazı kişiler normal veya yüksek serum ürik asit seviyelerine rağmen aşırı idrar ürat atılımı ile karakterize renal aşırı yüklenme (ROL) gutunu yaşayabilir ve bu da farklı bir renal disregülasyon şeklini gösterir.[1]Bu farklı renal işleme biçimleri, vücut içindeki uygun ürik asit konsantrasyonlarını korumak için çok önemli olan, renal tübül hücrelerindeki taşıyıcılar ve kanallar gibi çeşitli temel biyomolekülleri içeren ürik asit taşıma mekanizmalarının karmaşıklığını vurgulamaktadır.
Gut Hassasiyetine Genetik Katkılar
Section titled “Gut Hassasiyetine Genetik Katkılar”Genetik faktörler, bireyin gut ve hiperürisemiye yatkınlığını önemli ölçüde etkiler; spesifik gen fonksiyonları ve düzenleyici elementler, ürik asit metabolizması ve taşınmasında önemli bir rol oynar. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), ürik asit konsantrasyonu ve gut riski ile ilişkili çeşitli genetik lokusları tanımlamıştır ve bu durum, bu durumun kalıtsal bileşeninin altını çizmektedir.[2]Bu genetik varyasyonlar, pürin sentezi veya yıkımında yer alan temel enzimlerin etkinliğini ve ayrıca renal ürat taşıyıcılarının ekspresyonunu ve işlevini etkileyebilir.
Özellikle, ABCG2 ve ALDH2gibi genler, özellikle belirli popülasyonlarda, gut hassasiyeti çalışmalarında seçim baskısının zenginleşmesini göstermiştir.[1] ABCG2, öncelikle böbreklerde ve bağırsaklarda ürik asidin vücuttan atılımında hayati bir rol oynayan bir taşıyıcı proteini kodlar ve fonksiyonel varyantları ürik asit atılımını önemli ölçüde bozabilir. Benzer şekilde, bir aldehit dehidrojenaz enzimi olanALDH2’deki genetik varyasyonlar, ürik asit seviyelerini dolaylı olarak etkileyebilen değişmiş metabolik yollarla ilişkilendirilmiştir. Bu genetik mekanizmalar, gen ekspresyon modelleri ve protein fonksiyonu üzerindeki etkileri yoluyla, hiperürisemiye ve dolayısıyla gut gelişimine yatkınlığa katkıda bulunur ve genoma özel tedaviler için hedefler önerir.[1]
Gut ve Enflamatuvar Yanıtın Patofizyolojisi
Section titled “Gut ve Enflamatuvar Yanıtın Patofizyolojisi”Gutun temel patofizyolojik süreci, serum ürik asit seviyesinin kronik olarak yükselmesini içerir ve bu durum eklemlerde ve çevre dokularda monosodyum ürat (MSU) kristallerinin oluşmasına ve birikmesine yol açar. Bu mikroskobik kristaller, tehlike sinyalleri gibi davranarak güçlü bir doğuştan gelen bağışıklık yanıtını tetikler. MSU kristalleri biriktikten sonra, yerleşik bağışıklık hücreleri, özellikle makrofajlar ve nötrofiller tarafından tanınır ve bu hücreler kristalleri fagositoz yoluyla içselleştirir. Bu hücresel işlev, inflamasyonu başlatmada merkezi bir rol oynayan çoklu protein kompleksi olan inflamatuvar yolunu aktive eden bir dizi sinyal yolunu harekete geçirir.
İnflamatuvarın aktivasyonu, gutun akut enflamatuvar atağının karakteristik özelliği olan temel bir biyomolekül olan interlökin-1 beta (IL-1β) gibi pro-enflamatuvar sitokinlerin bölünmesine ve aktivasyonuna yol açar. Daha sonra IL-1β, etkilenen ekleme daha fazla bağışıklık hücresi çekerek enflamatuvar yanıtı güçlendirir ve bu da bir gut atağı sırasında gözlemlenen şiddetli ağrıya, şişliğe, kızarıklığa ve ısıya neden olur. Zamanla, sürekli hiperürisemi ve tekrarlayan enflamatuvar ataklar kronik artrite, eklem hasarına ve tofüslerin oluşmasına yol açabilir; tofüsler, eklemleri deforme edebilen ve organ fonksiyonunu bozabilen büyük kristal birikintileridir ve kontrolsüz ürik asit seviyelerinin sistemik sonuçlarını temsil eder.
Çeşitli Klinik Bulgular ve Alt Tipler
Section titled “Çeşitli Klinik Bulgular ve Alt Tipler”Gut hastalığının klinik görünümü, bireyler arasında önemli ölçüde farklılık gösterebilir; bu da ürik asit metabolizmasındaki farklı altta yatan fizyolojik bozuklukları yansıtarak farklı klinik alt tiplere yol açar. Bu alt tipler, böbrek fonksiyonuyla ilgili belirli klinik parametrelere göre ayırt edilir; özellikle ürik asidin fraksiyonel atılımı (FEUA) ve idrarla ürat atılımı (UUE).[1]Örneğin, “renal yetersiz atılım (RUE) tipi gut”, düşük FEUA (<%5,5) ve düşük UUE (≤25 mg/saat/1,73 m²) ile karakterizedir; bu da böbreklerin ürik asidi etkili bir şekilde elimine etmediğini gösterir.[1]Buna karşılık, “renal aşırı yükleme (ROL) tipi gut”, daha yüksek bir FEUA (≥%5,5) ve UUE (>25 mg/saat/1,73 m²) ile tanımlanır ve bu da aşırı ürik asit üretimi veya aşırı idrar atılımına neden olan değişmiş böbrek metabolizmasını düşündürür.[1]Diğer klinik sınıflandırmalar arasında, hem RUE hem de ROL özelliklerini sergileyen “kombine tip gut” ve hiperürisemiye rağmen böbrek metabolizmasının normal aralıklarda göründüğü “normal tip gut” bulunur.[1]Böbrek fizyolojisindeki bu alt tipe özgü farklılıklar kritiktir, çünkü farklı homeostatik bozuklukları yansıtırlar ve kişiye özel tedavi yaklaşımlarını gerektirebilirler. Bu çeşitli doku ve organ düzeyindeki etkileri ve bunlara karşılık gelen klinik parametreleri anlamak, daha kesin bir teşhise ve gut ve hiperürisemi için kişiselleştirilmiş tıbba doğru ilerleyerek alt tipe özgü genom-uyumlu tedavilerin potansiyel gelişimine olanak tanır.[1]
Ürik Asit Homeostazının Genetik Düzenlenmesi
Section titled “Ürik Asit Homeostazının Genetik Düzenlenmesi”Gut patogenezi, temel olarak ürik asit homeostazındaki düzensizlikle bağlantılıdır ve genellikle genetik yatkınlığa dayanır. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, ürik asit konsantrasyonu ve gut riski ile ilişkili çeşitli genetik lokusları belirlemiştir ve kalıtsal faktörlerin önemli rolünü vurgulamaktadır.[2] ABCG2 ve ALDH2gibi belirli genler, gut hastalarında seleksiyon baskısının zenginleşmesini göstermiştir, bu da onların hastalık duyarlılığında ve hiperürisemi alt tiplerinin patofizyolojisinde kritik rol oynadığını göstermektedir.[1]Bu genlerdeki varyasyonlar, genlerin ekspresyonunu veya kodladıkları proteinlerin fonksiyonunu etkileyebilir, böylece metabolik akışı ve vücuttaki genel ürik asit düzenlemesini değiştirebilir.
Ürik Asidin Metabolik ve Transport Yolları
Section titled “Ürik Asidin Metabolik ve Transport Yolları”Pürin katabolizmasının son ürünü olan ürik asit, öncelikle üretim ve atılım dengesi yoluyla düzenlenir.ABCG2geni, özellikle böbreklerde ve bağırsaklarda ürik asit atılımından sorumlu önemli bir dışa akış taşıyıcısını kodlar.[1] ABCG2’deki fonksiyonel olmayan varyantlar, ürik asit transportunun bozulmasına yol açarak birikmesine ve hiperürisemiye önemli ölçüde katkıda bulunabilir. Benzer şekilde, alkol metabolizmasında yer alanALDH2geni, pürin metabolizmasını ve ürik asit seviyelerini dolaylı olarak etkileyebilir ve çeşitli metabolik yolların gut riskini nasıl etkilediğini gösterir.[1]Bu tür taşıyıcılar ve metabolik enzimler yoluyla ürik asit akışının hassas kontrolü çok önemlidir ve bunların disregülasyonu gutta birincil hastalıkla ilgili bir mekanizmadır.
Gut Hastalığında Patofizyoloji ve Enflamatuvar Mekanizmalar
Section titled “Gut Hastalığında Patofizyoloji ve Enflamatuvar Mekanizmalar”Gut hastalığının altında yatan temel mekanizma, vücut sıvılarında ürik asit süpersaturasyonuna ve ardından monosodyum ürat (MSU) kristallerinin oluşumuna yol açan sürekli hiperürisemidir.[8]Bu MSU kristalleri eklemlerde ve yumuşak dokularda birikerek, ağrılı gut atağını karakterize eden akut bir enflamatuvar yanıtı tetikler. Bu enflamatuvar kaskad, karmaşık hücresel sinyal yollarını içerir; burada bağışıklık hücreleri tarafından kristal tanınması, hücre içi sinyal kaskadlarını aktive eder.[8] Bu enflamatuvar disregülasyonu anlamak, hastalığın akut fazını hedef alan etkili terapötik stratejiler geliştirmek için çok önemlidir.
Sistem Düzeyi Entegrasyon ve Alt Tip Özgüllüğü
Section titled “Sistem Düzeyi Entegrasyon ve Alt Tip Özgüllüğü”Gut, çeşitli genetik, metabolik ve çevresel faktörlerin karmaşık bir sistem düzeyi entegrasyonunu ima eden, “alt tipe özgü” mekanizmalara sahip bir durum olarak giderek daha fazla kabul görmektedir.[1] ABCG2 ve ALDH2’yi içerenler gibi genetik yatkınlıklar ile bunların ürik asit metabolizması ve taşınması üzerindeki etkisi arasındaki etkileşim, hiperürisemi ve gut gelişiminin hiyerarşik bir düzenlenmesine katkıda bulunur. Yolak etkileşimi ve ağ etkileşimlerinin bu entegre anlayışı, her bir gut alt tipinin tam patofizyolojisini aydınlatmak için gereklidir. Sonuç olarak, bu kapsamlı sistem düzeyi perspektifi, bireysel hasta profillerine göre uyarlanmış yeni “genom terziliğinde tıp” ve önleme stratejilerinin geliştirilmesini kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.[1]
Ürat Düşürücü İlaçların Farmakokinetiğinin Genetik Belirleyicileri
Section titled “Ürat Düşürücü İlaçların Farmakokinetiğinin Genetik Belirleyicileri”Farmakogenetik varyasyonlar, gut tedavisinde kullanılan ilaçların emilimi, dağılımı, metabolizması ve atılımında önemli bir rol oynayarak, etkinliklerini ve advers reaksiyon riskini etkiler.ABCG2(ATP bağlayıcı kaset alt ailesi G üyesi 2) gibi ilaç taşıyıcılarındaki genetik varyantlar özellikle önemlidir, çünküABCG2, ürik asidin böbrek ve bağırsak yoluyla atılımında rol oynar. ABCG2’deki polimorfizmler, taşıma işlevini değiştirebilir, dolaşımdaki ürik asit seviyelerini etkileyebilir ve potansiyel olarak ürat düşürücü tedavilerin farmakokinetiğini etkileyerek, bireyler arasında farklı ilaç yanıtlarına yol açabilir.[1] Ayrıca, bir faz II enzimi olan ALDH2(Aldehit Dehidrojenaz 2), gut hastalarında seçilim baskısı altında bir lokus olarak tanımlanmıştır ve bu da hastalığa veya ilaç metabolizmasına ilişkin metabolik yollardaki potansiyel rolünü düşündürmektedir; bu durum bireysel metabolik fenotipleri ve ilaçla ilişkili advers olayları etkileyebilir.[1]
Gut Hastalığına Yatkınlık ve Tedaviye Yanıta Farmakogenomik Bakış Açıları
Section titled “Gut Hastalığına Yatkınlık ve Tedaviye Yanıta Farmakogenomik Bakış Açıları”Farmakogenomik çalışmalar, ilaç metabolizmasının ötesinde, gut hastalığına yatkınlığın genetik temelini anlamaya katkıda bulunur ve bu da kişiselleştirilmiş tedavi stratejilerini şekillendirebilir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları,rs16890979 , rs2231142 ve rs1165205 dahil olmak üzere, ürik asit konsantrasyonu ve gut riski ile anlamlı derecede ilişkili çeşitli tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) belirlemiştir.[2] Başka bir SNP olan rs6449213 , rs16890979 ile aynı genetik bölgede yer alır ve orta düzeyde bağlantı dengesizliğindedir, ayrıca ürik asit seviyeleri ve gut ile ilişki gösterir.[2]Bu genetik belirteçler, hiperürisemi ve gutun altında yatan mekanizmalara dair bilgiler sağlayarak, hastalığın alt tip-spesifik formlarının tanımlanmasını mümkün kılar. Bu tür genotip-fenotip korelasyonları, bireyin gut ve hiperürisemiye karşı benzersiz genetik yatkınlığını dikkate alan “genoma özel uyarlanmış tıp” ve önleme stratejileri geliştirmek için gereklidir.[1]
Farmakogenetik Yoluyla Kişiselleştirilmiş Gut Yönetimini Geliştirme
Section titled “Farmakogenetik Yoluyla Kişiselleştirilmiş Gut Yönetimini Geliştirme”Farmakogenetik bilginin entegrasyonu, tek tip yaklaşımın ötesine geçerek kişiselleştirilmiş gut yönetimi için umut vaat etmektedir. ÖzellikleABCG2gibi ilaç taşıyıcılarındaki veya yatkınlık lokuslarındaki varyantlar ile ilgili olarak, bir bireyin genetik profilini anlamak, terapötik yanıtı ve olası advers ilaç reaksiyonlarını tahmin etmeye yardımcı olabilir, ilaç seçimi ve dozaj önerilerine rehberlik edebilir. Bu proaktif yaklaşım, yan etkileri en aza indirirken ürat düşürücü tedavilerin etkinliğini optimize etmeyi ve sonuçta hasta sonuçlarını iyileştirmeyi amaçlamaktadır. Kanıtlar güçlendikçe, farmakogenetik test, gut için klinik kılavuzların ayrılmaz bir parçası haline gelebilir, kişiselleştirilmiş reçetelemeyi kolaylaştırabilir ve her hastanın genetik yapısına göre uyarlanmış daha etkili ve güvenli tedavi rejimlerinin geliştirilmesine katkıda bulunabilir.[1]
Gut Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Gut Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak gut hastalığının en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Babamda gut hastalığı var. Bu, kesinlikle bende de olacağı anlamına mı geliyor?
Section titled “1. Babamda gut hastalığı var. Bu, kesinlikle bende de olacağı anlamına mı geliyor?”Kesinlikle “olacağı” anlamına gelmez, ancak gut hastalığı olan bir ebeveyne sahip olmak riskinizi artırır. Genetik faktörler, vücudunuzun ürik asidi nasıl işlediğinde önemli bir rol oynar ve çok fazla üretip üretmediğinizi veya yeterince atıp atmadığınızı etkiler. Bir miktar yatkınlık miras alsanız da, diyet ve kilo yönetimi gibi yaşam tarzı seçimleri bu riski azaltmaya yardımcı olabilir.
2. Sağlıklı besleniyorum, ancak ürik asidim hala yüksek. Neden?
Section titled “2. Sağlıklı besleniyorum, ancak ürik asidim hala yüksek. Neden?”Sağlıklı bir diyet uygulasanız bile, vücudunuzun genetiği ürik asit seviyelerini büyük ölçüde etkileyebilir.ABCG2 ve SLC2A9gibi genler, ürik asidin böbreklerinizde ve bağırsağınızda nasıl taşındığını kontrol eder. Bu genlerde varyasyonlarınız varsa, vücudunuz yiyecek seçimlerinizden bağımsız olarak doğal olarak daha fazla ürik asit üretebilir veya onu verimli bir şekilde atmakta zorlanabilir.
3. Neden arkadaşım her şeyi yiyebilirken ben hala gut oluyorum?
Section titled “3. Neden arkadaşım her şeyi yiyebilirken ben hala gut oluyorum?”Bu durum genellikle vücudun pürinleri nasıl işlediği ve ürik asidi nasıl yönettiği konusundaki bireysel genetik farklılıklardan kaynaklanır. Bazı insanların, ideal olmayan bir diyetle bile ürik asidi atmada daha etkili veya aşırı üretmeye daha az eğilimli olmalarını sağlayan genetik varyasyonları vardır. SLC22A12gibi genleri içeren genetik yapınız, sizi ürik asit birikimine daha yatkın hale getirebilir.
4. Genetik bir test gut riskimi öngörebilir mi?
Section titled “4. Genetik bir test gut riskimi öngörebilir mi?”Evet, genetik testler giderek daha kullanışlı hale geliyor. Araştırmacılar, ABCG2 ve SLC2A9gibi genlerdeki varyantlar da dahil olmak üzere, yüksek ürik asit seviyeleri ve gut riski ile güçlü bir şekilde bağlantılı birçok genetik belirteç tanımlamışlardır. Belirli genetik profilinizi anlamak, yatkınlığınızı öngörmeye ve kişiselleştirilmiş önleme stratejileri hakkında bilgi vermeye yardımcı olabilir.
5. Gut tedavileri neden bazı kişilerde daha iyi sonuç verirken, diğerlerinde vermiyor?
Section titled “5. Gut tedavileri neden bazı kişilerde daha iyi sonuç verirken, diğerlerinde vermiyor?”Gut, herkese uyan tek tip bir durum değildir; farklı genetik mekanizmalardan kaynaklanabilir. Bazı kişilerde öncelikle ürik asit az atılımı (RUE gut,SLC2A9gibi genlerle bağlantılı), bazılarında ise aşırı üretimi (ROL gut,SLC16A9 gibi genlerle bağlantılı) görülür. Spesifik genetik alt tipinizi bilmek, doktorların tedavileri daha iyi etkinlik için uyarlamasına olanak tanıyarak potansiyel olarak “genoma özel uyarlanmış tedavilere” yol açabilir.
6. Gut hastalığım böbreklerimle mi yoksa yediklerimle mi daha çok alakalı?
Section titled “6. Gut hastalığım böbreklerimle mi yoksa yediklerimle mi daha çok alakalı?”Her ikisi de olabilir ve genetik genellikle sizin için hangi faktörün daha baskın olduğunu belirler. Bazı insanlarda “renal yetersiz atılım” gut hastalığı vardır; bu durumda böbrekleri (SLC22A12 ve SLC2A9gibi genlerin etkisiyle) ürik asidi atmakta zorlanır. Diğerlerinde ise “renal aşırı yüklenme” gut hastalığı vardır; bu da vücutlarının aşırı miktarda ürik asit ürettiği anlamına gelir ve bu durumABCG2 ve CUX2 gibi genlerden etkilenebilir.
7. Ailemde Gut Varsa Bile Gut Hastalığından Kaçınabilir miyim?
Section titled “7. Ailemde Gut Varsa Bile Gut Hastalığından Kaçınabilir miyim?”Ailede gut öyküsü olması, genetik bir yatkınlığınız olduğu anlamına gelse de, bunun kaçınılmaz olduğu anlamına gelmez. Genetik faktörler duyarlılığınızı artırır, ancak sağlıklı kiloyu korumak, alkolü azaltmak ve pürin açısından zengin yiyecekleri yönetmek gibi yaşam tarzı seçimleri semptom geliştirip geliştirmeyeceğinizi önemli ölçüde etkileyebilir. Genetik risklerinizi anlamak, daha hedefli önleyici seçimler yapmanızı sağlayabilir.
8. Gut hastalığım diğer sağlık sorunları için risk altında olduğum anlamına mı geliyor?
Section titled “8. Gut hastalığım diğer sağlık sorunları için risk altında olduğum anlamına mı geliyor?”Maalesef, evet. Kronik gut genellikle diğer ciddi sağlık sorunları riskinin artmasıyla ilişkilidir. Bunlar arasında kardiyovasküler hastalık, metabolik sendrom (yüksek tansiyon ve yüksek kan şekeri gibi bir dizi durum) ve böbrek hastalığı yer alabilir. Gut hastalığınızı etkili bir şekilde yönetmek, genel uzun vadeli sağlığınız için çok önemlidir.
9. Beslenmem iyi, ama yine de gut hastalığına yakalanıyorum. Bu benim vücudumun suçu mu?
Section titled “9. Beslenmem iyi, ama yine de gut hastalığına yakalanıyorum. Bu benim vücudumun suçu mu?”Bu, “suç”tan ziyade vücudunuzun benzersiz genetik programlamasıyla ilgili bir durumdur. Sağlıklı bir beslenme düzeniyle bile, genleriniz ürik asidi aşırı üretmeye yatkın olup olmadığınızı veya böbreklerinizin onu temizlemede daha az verimli olup olmadığını belirleyebilir. ABCG2, SLC2A9 ve SLC22A12 gibi genler bu dengede önemli roller oynar, yani vücudunuzun içsel düzenlemesi yüksek ürik asidinizin temel nedeni olabilir.
10. Etnik kökenim gut riskimi etkiler mi?
Section titled “10. Etnik kökenim gut riskimi etkiler mi?”Evet, araştırmalar gut için genetik risk faktörlerinin farklı popülasyonlarda değişiklik gösterebileceğini düşündürmektedir. Farklı etnik gruplarda yapılan geniş çaplı genetik çalışmalar çok önemlidir, çünkü ürik asit seviyelerini ve gut yatkınlığını etkileyen spesifik genetik varyantlar belirli soylarda daha yaygın olabilir veya farklı etkilere sahip olabilir. Bu, kökeninizin yatkınlığınızı hafifçe etkileyebileceği anlamına gelir.
Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler geldikçe güncellenebilir.
Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık hizmeti sağlayıcısına danışın.
References
Section titled “References”[1] Nakayama A, et al. “Subtype-specific gout susceptibility loci and enrichment of selection pressure on ABCG2 and ALDH2 identified by subtype genome-wide meta-analyses of clinically defined gout patients.”Ann Rheum Dis, vol. 79, no. 7, 2020, pp. 950-58.
[2] Dehghan A, et al. “Association of three genetic loci with uric acid concentration and risk of gout: a genome-wide association study.”Lancet, vol. 372, no. 9654, 2008, pp. 1896-904.
[3] Nakayama, A. “GWAS of clinically defined gout and subtypes identifies multiple susceptibility loci that include urate transporter genes.”Ann Rheum Dis, 2016.
[4] Voruganti, V. S. et al. “Genome-wide association analysis confirms and extends the association of SLC2A9 with serum uric acid levels to Mexican Americans.”Front Genet, 2013, PMID: 24379826.
[5] Li, W. D. et al. “A genome wide association study of plasma uric acid levels in obese cases and never-overweight controls.”Obesity (Silver Spring), 2013, PMID: 23703922.
[6] Karns, R. et al. “Genome-wide association of serum uric acid concentration: replication of sequence variants in an island population of the Adriatic coast of Croatia.”Ann Hum Genet, 2012, PMID: 22229870.
[7] Nakayama A, et al. “GWAS of clinically defined gout and subtypes identifies multiple susceptibility loci that include urate transporter genes.”Ann Rheum Dis, vol. 76, no. 5, 2017, pp. 936-42.
[8] Choi, H. K., Mount, D. B., & Reginato, A. M. “Pathogenesis of gout.”Ann Intern Med, vol. 143, no. 7, 2005, pp. 499–516.