İçeriğe geç

Gastrik Metaplazi

Gastrik metaplazi, midenin normal astarının bir dönüşüm geçirerek başka bir doku tipinin özelliklerini benimsemesi durumunu ifade eder. En yaygın olarak bu durum, gastrik epitel hücrelerinin ince veya kalın bağırsakta bulunanlara benzeyen hücrelerle yer değiştirmesini içerir ve bu süreç intestinal metaplazi olarak bilinir. Bu hücresel değişim, gastroenterolojide önemli bir bulgudur ve genellikle mide astarındaki kronik hasar veya enflamasyonun bir sonucudur.

Gastrik metaplazinin biyolojik temelleri, genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimini içerir. Helicobacter pylori enfeksiyonu veya belirli tahriş edicilere uzun süreli maruz kalma ile sıklıkla tetiklenen kronik enflamasyon, merkezi bir rol oynar. Bu kalıcı enflamasyon, gastrik mukozada hasara ve ardından anormal onarım mekanizmalarına yol açar. Bu onarım sırasında, mide hücreleri, goblet hücreleri ve emici hücreler gibi özelleşmiş yapılarla tamamlanmış, bağırsak hücrelerini taklit eden bir forma farklılaşır. Bu hücresel yeniden programlamanın kronik strese karşı adaptif bir yanıt olduğu düşünülmekle birlikte, kendi risklerini de taşımaktadır. Spesifik genetik yollar ve gen ekspresyonları bu süreçte değişime uğrar ve hücre kimliğindeki değişime katkıda bulunur.

Klinik açıdan bakıldığında, gastrik metaplazi, prekanseröz bir lezyon olarak kanıtlanmış rolü nedeniyle oldukça önemlidir. Kronik gastritten gastrik adenokarsinoma (bir mide kanseri türü) kadar olan çok aşamalı ilerleyişte ara bir adım olarak kabul edilir. Bu dizi genellikle kronik gastrit ile başlar, gastrik atrofiye (gastrik bezlerin kaybı) ilerler, ardından intestinal metaplaziye, bunu takiben displaziye (anormal hücre büyümesi) ve son olarak invaziv kansere dönüşür. Gastrik metaplazisi olan tüm bireyler kanser geliştirmese de, varlığı riski önemli ölçüde artırır ve bu da sürveyans ile yönetim stratejilerini gerektirir. Gastrik metaplazisi olan bireylerin izlenmesi, klinisyenlerin ilerleme açısından daha yüksek risk taşıyanları belirlemesine ve potansiyel olarak daha erken müdahale etmesine olanak tanır.

Gastrik metaplazinin sosyal önemi, küresel bir sağlık yükü olan mide kanseri ile ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Mide kanseri, dünya genelinde kansere bağlı ölümlerin önde gelen nedenlerinden biri olmaya devam etmekte olup, özellikle belirli bölgelerde yaygındır. Gastrik metaplaziyi anlamak ve yönetmek, mide kanserinin insidansını ve mortalitesini azaltmayı amaçlayan halk sağlığı girişimleri için çok önemlidir. Endoskopik sürveyans programları aracılığıyla erken teşhis, uygun durumlardaHelicobacter pylori enfeksiyonunun eradikasyonu ile birleştiğinde, metaplazinin kansere ilerlemesini önlemeye katkıda bulunabilir. Bu durum, tarama önerilerine rehberlik ederek, tanısal prosedürler için kaynak tahsisini etkileyerek ve nihayetinde risk altındaki popülasyonlar için hasta sonuçlarını ve yaşam kalitesini iyileştirerek sağlık sistemlerini etkilemektedir.

Gastrik metaplaziyi araştıran genetik ilişkilendirme çalışmaları, genellikle çalışma tasarımı ve istatistiksel güçle ilgili zorluklarla karşılaşır. İlk keşif kohortları, küçük örneklem büyüklüklerine sahip olabilir; bu durum, tanımlanan genetik varyantlar için etki büyüklüklerinin şişmesine yol açarak, hastalığın riskine algılanan katkılarının gerçek etkilerinden daha büyük görünmesine neden olabilir. Bu sorun, gastrik metaplazi gibi karmaşık, çok faktörlü bir durum için özellikle önemlidir; burada bireysel genetik etkiler, kapsamlı veri setleri olmadan belirsiz ve ayırt edilmesi zor olabilir.

Dahası, araştırma çabaları sıklıkla belirli popülasyonlar veya klinik ortamlar içinde yoğunlaşmaktadır; bu durum, bulguların geniş uygulanabilirliğini kısıtlayan yanlılıklar ortaya çıkarabilir. Çeşitli, bağımsız kohortlarda tutarlı replikasyonun olmaması önemli bir engel teşkil etmektedir, çünkü ilk genetik ilişkilendirmeler farklı genetik arka planlar veya çeşitli çevresel maruziyetler arasında geçerli olmayabilir. Sonuç olarak, bu durum, tanımlanan genetik belirteçlerin gastrik metaplazinin gelişiminde veya ilerlemesinde kesin bir nedensel rolünü belirlemeyi zorlaştırmaktadır.

Fenotipik Heterojenite ve Genellenebilirlik

Section titled “Fenotipik Heterojenite ve Genellenebilirlik”

Gastrik metaplazinin tanımlanması ve tutarlı bir şekilde ölçülmesi, farklı araştırma çalışmaları arasında önemli fenotipik heterojeniteye yol açan içsel zorluklar barındırır. Tanı kriterlerindeki, biyopsi örnekleme protokollerindeki farklılıklar ve histopatolojik yorumlamanın sübjektif doğası, özelliğin nasıl karakterize edildiği ve değerlendirildiği konusunda tutarsızlıklara yol açabilir. Bu değişkenlik, çeşitli araştırma girişimleri arasında verilerin etkili bir şekilde birleştirilmesini engeller ve gerçek genetik ilişkilendirmeleri gizleyebilir veya tutarsız bulgulara yol açabilir.

Gastrik metaplazinin altında yatan genetik mimari, farklı etnik kökenlere sahip popülasyonlar arasında da önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Genetik araştırmaların önemli bir kısmı tarihsel olarak Avrupa kökenli popülasyonlara odaklanmıştır; bu durum, diğer etnik gruplardaki belirli genetik varyantların prevalansını ve etkisini anlamada önemli bir boşluğa yol açmaktadır. Çalışma kohortlarındaki bu çeşitlilik eksikliği, araştırma bulgularının genellenebilirliğini sınırlamakta ve bir popülasyonda tanımlanan genetik risk faktörlerinin başka bir popülasyonda eşit derecede alakalı olmayabileceğini veya hatta mevcut olmayabileceğini düşündürerek, durumun kapsamlı küresel anlayışını engellemektedir.

Çevresel Etkileşimler ve Açıklanamayan Heritabilite

Section titled “Çevresel Etkileşimler ve Açıklanamayan Heritabilite”

Gastrik metaplazi,Helicobacter pylorienfeksiyonu, diyet alışkanlıkları ve yaşam tarzı tercihleri gibi güçlü karıştırıcı faktörler olarak hareket edebilen veya genetik yatkınlıklarla sinerjistik olarak etkileşebilen çevresel faktörlerden derinden etkilenir. Genetik varyantların bağımsız etkilerini bu güçlü çevresel etkilerden ayırmak karmaşık bir görevdir ve çalışmalar genellikle ilgili tüm çevresel maruziyetleri yeterince yakalamakta ve kontrol etmekte zorlanmaktadır. Gen-çevre etkileşimleri, gastrik metaplazi riskinin kritik belirleyicileri olmakla birlikte, büyük ölçüde karakterize edilmemiş durumdadır; bu da etiyolojik yolların tam olarak anlaşılmasını zorlaştırmaktadır.

Genetik risk faktörlerini belirlemeye yönelik süregelen çabalara rağmen, gastrik metaplazinin heritabilitesinin önemli bir kısmı sıklıkla açıklanamamış olarak kalmaktadır; bu fenomen “kayıp heritabilite” olarak adlandırılır. Bu durum, mevcut genetik modellerin nadir genetik varyantlar, karmaşık epigenetik modifikasyonlar veya karmaşık gen-gen etkileşimleri gibi tüm katkıda bulunan faktörleri tam olarak açıklayamayabileceğini düşündürmektedir. Gastrik metaplazinin başlangıcını ve ilerlemesini yönlendiren genetik ve çevresel unsurların tam spektrumu konusunda önemli bilgi boşlukları devam etmektedir; bu da sürekli ve daha kapsamlı araştırmalara olan ihtiyacın altını çizmektedir.

Genetik varyant rs6676150 , HMGN2P18 ve KRTCAP2adlı iki gen arasındaki bir genomik bölgede yer alan intergenik bir tek nükleotid polimorfizmidir (SNP).rs6676150 gibi intergenik varyantlar, bir genin kodlayıcı dizisi içinde yer almazlar ancak güçlendiriciler, promotörler veya izolatörler gibi elementleri etkileyerek yakındaki genler üzerinde önemli düzenleyici etki gösterebilir, böylece gen ekspresyon seviyelerini modüle edebilirler.[1]Bu tür düzenleyici değişiklikler, hücre farklılaşması ve doku bakımı dahil olmak üzere hücresel süreçleri etkileyebilir; bu süreçler gastrik metaplazi gibi durumları anlamak için kritik öneme sahiptir.[1] rs6676150 ’nin bu genleri veya gastrik metaplaziyi etkileme kesin mekanizması, düzenleyici elementlere göre spesifik konumuna ve transkripsiyon faktörü bağlanması üzerindeki etkisine bağlı olacaktır.

rs6676150 ’ün yakınındaki genlerden biri, HMGN2 (High Mobility Group Nucleosomal Binding Domain 2) geninin bir psödogeni olan HMGN2P18’dir. Psödogenler bir zamanlar işlevsiz genomik kalıntılar olarak kabul edilirken, birçoğu artık potansiyel düzenleyici rolleriyle tanınmaktadır; örneğin, kodlayıcı olmayan RNA’lar üreterek veya mikroRNA’lar veya RNA bağlayıcı proteinler için yem olarak hareket ederek.[1] Ana gen olan HMGN2, kromatin yapısını modifiye etmede hayati bir rol oynayan ve böylece gen erişilebilirliğini ve ekspresyonunu etkileyen histon dışı bir kromozomal protein kodlar. Kromatin organizasyonundaki değişiklikler, doğrudan HMGN2 tarafından veya dolaylı olarak psödogeni HMGN2P18 aracılığıyla olsun, hücre kimliğini ve farklılaşma programlarını önemli ölçüde etkileyebilir ve bu da onları gastrik metaplazide gözlemlenen anormal hücresel değişikliklerle ilişkili hale getirir.[1] rs6676150 ’e komşu diğer gen, keratinosit farklılaşması ve epitelyal biyolojide rol oynayan KRTCAP2 (Keratinosit İlişkili Protein 2)‘dir. Keratinosit fonksiyonuyla ilişkili proteinler, gastrointestinal sistem dahil olmak üzere vücuttaki epitelyal dokuların bütünlüğünü ve özelleşmiş fonksiyonlarını sürdürmek için kritik öneme sahiptir.[1] KRTCAP2’nin disregülasyonu bu nedenle gastrik epitelyal hücrelerin normal farklılaşma yollarını bozabilir ve normal gastrik astarın bağırsak benzeri bir epitel ile yer değiştirdiği bir durum olan gastrik metaplazi gelişimine potansiyel olarak katkıda bulunabilir.rs6676150 ’nin KRTCAP2’nin ekspresyonunu veya işlevini nasıl modüle edebileceğini anlamak, bu prekanseröz lezyonun genetik temellerine dair içgörüler sunar.[1]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs6676150 HMGN2P18 - KRTCAP2glomerular filtration rate
gastric metaplasia
total cholesterol measurement
calcium measurement
response to COVID-19 vaccine, COVID-19

Gastrik Metaplazi Tanımı ve Temel Kavramları

Section titled “Gastrik Metaplazi Tanımı ve Temel Kavramları”

Gastrik metaplazi, esasen gastrik mukoza içinde bir farklılaşmış hücre tipinin başka bir farklılaşmış hücre tipine dönüşümü olarak tanımlanır; bu durum tipik olarak normal gastrik epitelin bağırsakta bulunana benzeyen bir epitel veya daha nadiren diğer glandüler dokularla yer değiştirmesini içerir.[1]Bu hücresel değişim, kronik yaralanma veya enflamasyona karşı koruyucu bir adaptasyonu temsil eder ve onarıcı bir süreç görevi görür; ancak aynı zamanda gastrik kanser için önemli bir öncü lezyon olarak da kabul edilir.[2] Klinik pratikteki operasyonel tanım, biyopsi örneklerinin histolojik incelemesine dayanır; bu incelemede mide astarında goblet hücreleri, Paneth hücreleri veya kolumnar emici hücrelerin varlığı tanıyı doğrular.[3]Kavramsal olarak, gastrik metaplazi, mukozal değişiklikler spektrumunda dinamik bir süreç olarak ele alınır; bu süreç genellikle kronikHelicobacter pylori enfeksiyonu veya otoimmün gastrit ile başlar ve gastritten atrofiye, metaplaziye, displaziye ve nihayetinde adenokarsinoma kadar bir olaylar silsilesine yol açar.[4]

Gastrik Metaplazi Sınıflandırması ve Alt Tipleri

Section titled “Gastrik Metaplazi Sınıflandırması ve Alt Tipleri”

Gastrik metaplazi, esas olarak iki ana türe ayrılır: intestinal metaplazi (IM) ve psödopilorik (veya spazmolitik polipeptit eksprese eden metaplazi, SPEM). İntestinal metaplazi, en yaygın formu olup, ince veya kalın bağırsağın farklı kısımlarına morfolojik benzerliğine göre alt tiplere ayrılır.[5] Tip I (komple veya ince bağırsak tipi), olgun goblet hücreleri ve emici hücreler içerir, genellikle fırçamsı kenarlara sahiptir ve daha az onkojenik kabul edilir. Tip II (inkomple veya kolonik tip, sülfomüsinler olmadan) ve Tip III (inkomple veya kolonik tip, sülfomüsinlerle) müsin salgılayan kolumnar hücreler ve daha az goblet hücresi ile karakterizedir, genellikle sülfomüsin salgılarlar ve gastrik adenokarsinoma ilerleme riskinin daha yüksek olmasıyla ilişkilidir.[6] Psödopilorik metaplazi (SPEM) farklıdır; oksintik bezlerin SPEM hücreleri içeren pilorik tip bezlerle yer değiştirmesini içerir ve tipik olarak korpus ve fundusta bulunur, genellikle atrofi-metaplazi sekansında intestinal metaplaziden önce gelir.[7] Bu sınıflandırmalar, risk stratifikasyonu ve hasta yönetim stratejilerine rehberlik etmek için kritiktir.

Gastrik metaplazinin kesin tanısı, tipik olarak üst endoskopi sırasında alınan mide biyopsilerinin histopatolojik incelenmesine dayanır.[8] Temel tanı kriterleri arasında, intestinal metaplazi için mide mukozasında intestinal tip kadeh hücrelerinin, kolumnar emici hücrelerin veya Paneth hücrelerinin tanımlanması; psödopilorik metaplazi durumunda ise pilorik bezlere benzeyen özelleşmiş müsin salgılayan hücrelerin belirlenmesi yer alır.[9] “Komplet intestinal metaplazi” ve “inkomplet intestinal metaplazi” gibi standartlaştırılmış terminoloji, histolojik özelliklere ve müsin histokimyasına dayalı alt tipleri tanımlamak için kullanılır; Tip III IM genellikle spesifik müsin boyalarıyla belirlenir.[10] CDX2 (intestinal farklılaşma için kritik bir transkripsiyon faktörü) için immünohistokimyasal boyama ve müsin profilleri (örn. kadeh hücreleri için MUC2, gastrik foveolar hücreler için MUC5AC) gibi biyobelirteçler, metaplazinin varlığını ve alt tipini doğrulamak için yardımcı tanı araçları olarak giderek daha fazla kullanılmakta, daha kesin tanısal ve prognostik bilgi sağlamaktadır.[11]

Gastrik metaplazi, bireylerin yatkınlıklarını artıran varyantları kalıtım yoluyla almasıyla önemli bir genetik bileşene sahip olabilir. Bu yatkınlık genellikle, her biri küçük bir etkiye sahip olan birden fazla yaygın genetik varyasyonun, durumu geliştirme olasılığını toplu olarak artırdığı poligenik riski içerir. Tek gen mutasyonlarının neden olduğu nadir Mendelyen formlar daha az yaygın olmakla birlikte, spesifik genetik değişikliklerin metaplaziye yol açan hücresel süreçler üzerindeki derin etkisini vurgulamaktadır.

Bireysel genetik varyasyonların ötesinde, gen-gen etkileşimleri rol oynamaktadır; bu etkileşimlerde spesifik genetik varyantların birleşik etkisi, bireysel katkılarının toplamından daha fazladır ve hücresel çevreyi ve bağışıklık yanıtını etkiler. Ayrıca, gen-çevre etkileşimleri kritiktir, çünkü bir bireyin genetik yatkınlığı yalnızca belirli çevresel tetikleyicilere maruz kaldığında ortaya çıkabilir veya riski önemli ölçüde artırabilir. Bu karmaşık etkileşim, kalıtsal genetik hassasiyetlerin vücudun dış faktörlere yanıtını modüle edebileceği, gastrik metaplazinin başlamasını veya ilerlemesini tetikleyebileceği anlamına gelir.

Çevresel faktörler, gastrik metaplazi gelişiminde kritik öneme sahiptir ve sıklıkla yatkın bireylerde birincil tetikleyici veya hızlandırıcı olarak hareket eder. Belirli diyet kalıpları ve özel maddelere maruz kalma dahil olmak üzere yaşam tarzı seçimleri, gastrik mukozada kronik inflamasyona veya hasara neden olabilir; ki bu, metaplastik değişikliklerin önemli bir öncüsüdür. Bu maruziyetlerin başlattığı kronik tahriş ve onarım süreçleri, gastrik epitel hücrelerinin anormal farklılaşmasına yol açabilir.

Sosyoekonomik faktörler gibi daha geniş çevresel etkiler, sağlık hizmetlerine erişimi, hijyeni ve beslenme kalitesini etkileyerek riske dolaylı olarak katkıda bulunabilir; ki bunların hepsi genel gastrointestinal sağlığı etkiler. Coğrafi etkiler de değişen prevalans oranlarını vurgulamakta, bölgesel diyet alışkanlıklarının, yaygın enfeksiyonların veya belirli çevresel kirleticilerin popülasyonlar arasında gastrik metaplazinin farklı insidansına katkıda bulunduğunu düşündürmektedir. Bu dışsal baskılar, gastrik mukozal bütünlüğü topluca zorlayarak, metaplaziye elverişli bir ortam yaratır.

Gelişimsel, Epigenetik ve Diğer Katkıda Bulunan Faktörler

Section titled “Gelişimsel, Epigenetik ve Diğer Katkıda Bulunan Faktörler”

Gelişimsel faktörler, özellikle erken yaşam etkileri, gastrik metaplaziye karşı ileriki yatkınlık için bir temel oluşturabilir. Gastrik gelişimin kritik dönemlerindeki bozulmalar veya erken çocukluk dönemi maruziyetleri, hücresel yanıtları programlayabilir veya doku direncini değiştirebilir, bu da mideyi sonraki hasarlara karşı daha savunmasız hale getirir. DNA metilasyonu ve histon modifikasyonları gibi epigenetik modifikasyonlar, altta yatan DNA dizisini değiştirmeden gen ekspresyonunu etkileyerek bu gelişimsel etkileri daha da aracılık eder, hücre farklılaşmasını ve hastalık yatkınlığını derinden etkiler.

Kronik inflamatuar durumlar veya diğer gastrointestinal bozukluklar dahil olmak üzere komorbiditeler, sürekli iltihaplı veya hasarlı bir gastrik ortam yaratarak gastrik metaplazi riskini önemli ölçüde artırır. Bazı ilaç etkileri, özellikle gastrik asitliği veya mukoza bütünlüğünü değiştiren ilaçların uzun süreli kullanımı, bir yan etki olarak metaplazi gelişimine de katkıda bulunabilir. Ayrıca, gastrik fizyolojideki yaşa bağlı değişiklikler, hücresel onarım mekanizmaları ve immün fonksiyon, yaşlı bireylerde gastrik metaplazi insidansının artmasına katkıda bulunur ve ömür boyu maruz kalınan çeşitli hasarların kümülatif etkisini yansıtır.

Gastrik Metaplazi: Doğası ve Patofizyolojisi

Section titled “Gastrik Metaplazi: Doğası ve Patofizyolojisi”

Gastrik metaplazi, midenin özelleşmiş epitel örtüsünün bağırsakta bulunanlara benzeyen hücrelerle yer değiştirdiği, doku kimliğinde önemli bir değişikliği temsil eder. Bu süreç, gastrik mukozadaki kronik inflamasyon ve hasarın yaygın bir sonucudur ve genellikle kalıcıHelicobacter pylori enfeksiyonu veya uzun süreli safra reflüsü gibi faktörler tarafından başlatılır.[12] Bu tür kronik hasarlar, gastrik epitelin normal homeostatik dengesini bozar ve etkilenen dokunun hücresel bileşimini ve işlevini kökten değiştiren telafi edici bir yanıta yol açar. Ortaya çıkan intestinal tip epitel, morfolojisi ve biyokimyasal profili açısından farklıdır ve gastrikten intestinal özelliklere doğru derin bir kaymayı yansıtır.[13]Bu dönüşüm sadece kozmetik değildir; özelleşmiş gastrik bezlerin metaplastik hücrelerle yer değiştirmesiyle, midenin asit salgısı ve sindirim enzimi üretimi dahil olmak üzere normal fonksiyonlarında bir bozulmayı işaret eder. Gastrik metaplazi, özellikle intestinal tip, gastrik adenokarsinoma doğru çok aşamalı ilerlemede kritik bir adım oluşturan premalign bir lezyon olarak yaygın şekilde kabul edilir.[14]Bu patofizyolojik gidişatın anlaşılması, gastrik kanser için daha yüksek risk taşıyan bireyleri belirlemek ve erken teşhis ve müdahale stratejileri geliştirmek için kritik öneme sahiptir.

Epitel Dönüşümünün Moleküler ve Hücresel Etkenleri

Section titled “Epitel Dönüşümünün Moleküler ve Hücresel Etkenleri”

Metaplaziye uğrama hücresel kararı, hücre kaderini ve farklılaşmasını belirleyen moleküler sinyal yollarının karmaşık bir etkileşimi tarafından yönetilir. Bunlar arasında başlıcaları, normalde doku gelişimi ve kök hücre idamesinde rol oynayan Wnt/β-catenin, Hedgehog ve BMP(Kemik Morfogenetik Proteini) yollarıdır.[15] Bu yolların anormal aktivasyonu veya baskılanması, gastrik epitel hücrelerini yeniden programlayarak onları intestinal bir fenotipe yönlendirebilir. Örneğin, Wnt/β-catenin sinyalizasyonunun sürekli aktivasyonu genellikle hücresel proliferasyonu teşvik eder ve transdiferansiyasyon sürecine katkıda bulunabilir.

Hücresel düzeyde, metaplazi iki ana mekanizma aracılığıyla ortaya çıkabilir: ya mevcut olgun gastrik hücrelerin intestinal benzeri hücrelere transdiferansiyasyonu yoluyla ya da gastrik kök hücre farklılaşmasının intestinal bir soy hattına yeniden yönlendirilmesiyle. Bu hücresel yeniden programlama, kritik biyomoleküllerin ekspresyonunda bir kaymayı içerir. Örneğin, transkripsiyon faktörü CDX2, bir ana regülatör görevi görerek, MUC2 (bir intestinal müsin) ve TFF3 (trefoil faktör 3) gibi intestinal-spesifik genlerin ekspresyonunu teşvik ederken, aynı anda SOX2 gibi gastrik-spesifik belirteçleri baskılar.[16] Bu moleküler anahtar, midede intestinal kimliğin oluşturulması ve sürdürülmesi için merkezi bir öneme sahiptir.

Metaplazi’nin Genetik ve Epigenetik Düzenlemesi

Section titled “Metaplazi’nin Genetik ve Epigenetik Düzenlemesi”

Genetik mekanizmalar, bireyleri gastrik metaplaziye yatkın hale getirmede ve ilerlemesini etkilemede kilit bir rol oynar. Transkripsiyon faktörü CDX2’nin yukarı regülasyonu, intestinal metaplazinin bir özelliğidir ve düzenleyici elemanlarındaki veya yukarı akım sinyal bileşenlerindeki varyasyonlar, ifade seviyelerini önemli ölçüde etkileyebilir.[17]Doğrudan genetik mutasyonların ötesinde, epigenetik modifikasyonlar—DNA metilasyonu ve histon modifikasyonları gibi—temel DNA dizisini değiştirmeden gen ifade paternleri üzerinde derin bir kontrol uygular. Bu epigenetik değişiklikler, gastrik kimliği korumak için kritik olan genlerin susturulmasına yol açabilir veya, tam tersine, intestinal farklılaşmayı teşvik eden genleri aktive edebilir.

Örneğin, promoter bölgelerin hipermetilasyonu, tümör baskılayıcı genlerin veya gastrik farklılaşmada rol oynayan genlerin ifadesini baskılayabilir, böylece metaplastik süreci kolaylaştırır.[18] Bu epigenetik değişiklikler genellikle çevresel faktörlerden etkilenir ve bir bireyin genetik altyapısı ile dış stres faktörleri arasında karmaşık bir etkileşim yaratır. Bu genetik ve epigenetik değişimlerin kümülatif etkisi, metaplastik fenotipin stabilitesine katkıda bulunur ve bunu midede kalıcı ve sıklıkla ilerleyici bir durum haline getirir.

Doku Ortamı ve Hücresel Yanıtların Etkileşimi

Section titled “Doku Ortamı ve Hücresel Yanıtların Etkileşimi”

Yerel doku ortamı, gastrik metaplazinin gelişimi ve kalıcılığını önemli ölçüde etkiler. Sıklıkla H. pylori enfeksiyonu tarafından tetiklenen kronik enflamasyon, pro-enflamatuar sitokinlerin ve reaktif oksijen türlerinin sürekli üretimine yol açar; bu türler gastrik epitel hücrelerine doğrudan zarar verebilir ve metaplaziyi destekleyen sinyal kaskadlarını tetikleyebilir.[19] Bu enflamatuar ortam, gastrik mikrobiyotanın bileşimini de değiştirir; bu durum doku hasarını daha da kötüleştirebilir ve konakçı immün yanıtlarını etkileyebilir. Gastrik mukozal bariyerin bozulması, hücre döngüsü ve onarım mekanizmalarındaki değişikliklerle birleştiğinde, gastrik hücrelerin transformasyonu için izin verici bir ortam yaratır.

Dahası, asit salgısından sorumlu parietal hücreler gibi özelleşmiş gastrik hücrelerin kaybı, gastrik atrofiye ve gastrik pH’ta artışa yol açar. Bu değişmiş mikroçevre, daha az asidik koşullara daha iyi adapte olmuş, intestinal fenotipe sahip hücrelerin gelişmesini sağlayabilir. Bu sistemik ve yerel doku etkileşimleri, metaplaziyi dinamik bir süreç olarak vurgular; burada kronik hasara karşı telafi edici hücresel yanıtlar, nihayetinde stabil ancak anormal bir doku durumuna yol açarak, daha ileri patolojik değişikliklere karşı duyarlılığı artırır.[20]

Reseptör Sinyallemesi ve Transkripsiyon Faktörü Ağları Aracılığıyla Hücresel Yeniden Programlama

Section titled “Reseptör Sinyallemesi ve Transkripsiyon Faktörü Ağları Aracılığıyla Hücresel Yeniden Programlama”

Gastrik metaplazi, hücre kimliğinde temel bir değişimi içerir; bu süreç, hücre yüzeyindeki spesifik reseptör proteinlerinin aktivasyonu ile başlatılır. Bu reseptörler, ligandlarına bağlandıklarında, hücre dışı ortamdan hücre çekirdeğine bilgi ileten karmaşık hücre içi sinyal kaskadlarını tetikler. Bu kaskadlar genellikle, nihayetinde anahtar transkripsiyon faktörlerinin aktivasyonuna veya baskılanmasına yol açan bir dizi protein fosforilasyonu ve defosforilasyonunu içerir. Bu transkripsiyon faktörleri daha sonra spesifik DNA dizilerine bağlanarak hücrenin gen ifade profilini değiştirir ve hücresel mekanizmayı metaplastik bir duruma yönlendirir.

Bu transkripsiyon faktörü ağlarının düzenlenmesi, hücre kaderini belirlemek için kritiktir. Hem pozitif hem de negatif geri bildirim döngüleri, metaplastik programın sağlamlığını ve ince ayarını sağlayarak hücrelerin değişmiş fenotipi sürdürmesine veya değişen mikroçevresel ipuçlarına uyum sağlamasına olanak tanır. Bu sinyal yollarındaki düzensizlik, aberrant reseptör aktivasyonu veya konstitütif transkripsiyon faktörü aktivitesi gibi, gastrik epitel hücrelerinin uygunsuz ve kalıcı dönüşümüne yol açabilir. Bu sürekli sinyalleşme, normal homeostatik mekanizmaları geçersiz kılarak metaplastik odakların genişlemesini teşvik edebilir ve hastalık ilerlemesine katkıda bulunabilir.

Mikroçevresel Sinyaller ve Sistem Düzeyinde Entegrasyon

Section titled “Mikroçevresel Sinyaller ve Sistem Düzeyinde Entegrasyon”

Mikroçevre, inflamatuar sinyaller ve hücresel etkileşimlerin ana itici güçler olarak görev yaptığı gastrik metaplazinin indüklenmesi ve sürdürülmesinde kritik bir rol oynar. Sıklıkla bakteriyel enfeksiyon veya kalıcı hasar gibi faktörler tarafından tetiklenen kronik inflamasyon, gastrik epitel hücreleri içinde birden fazla sinyal yolunu devreye sokan bir sitokin ve büyüme faktörleri ortamı salgılar. Bu durum, hücre proliferasyonu, diferansiyasyon ve sağkalımı yönetenler gibi çeşitli yolların kapsamlı çapraz konuşma sergilediği karmaşık bir etkileşim ağı oluşturur. Örneğin, bir yolun aktivasyonu, başka bir yolun aktivitesini modüle edebilir ve metaplaziyi teşvik eden entegre hücresel yanıtlara yol açabilir.

Bu sistem düzeyinde entegrasyon, metaplastik dönüşümün izole bir olay değil, zorlu bir ortama koordineli bir hücresel adaptasyon olmasını sağlar. Farklı sinyal modülleri arasındaki etkileşim, hiyerarşik düzenlemeleri de dahil olmak üzere, metaplastik fenotipi tanımlayan ortaya çıkan özelliklerle sonuçlanır. Bu ağ etkileşimlerini anlamak çok önemlidir, çünkü bunlar, bir yolu hedeflemenin diğerlerini dolaylı olarak etkileyebileceği potansiyel müdahale noktalarını temsil ederek, metaplaziyi tersine çevirmeyi veya önlemeyi amaçlayan tedavi stratejileri için yollar sunar.

Metaplastik Hücrelerde Metabolik Yeniden Programlama

Section titled “Metaplastik Hücrelerde Metabolik Yeniden Programlama”

Metaplazi dahil hücresel dönüşüm, değişmiş hücresel fonksiyonları ve artan biyosentetik talepleri desteklemek için genellikle önemli metabolik yeniden programlama gerektirir. Metaplastik hücreler, ATP üretmek ve makromolekül sentezi için öncüller sağlamak üzere değişmiş glikoz kullanım yollarına yönelerek enerji metabolizmasında değişimler sergileyebilir. Bu metabolik kayma, yeni hücre tipine özgü hızlı proliferasyonu veya değişmiş salgı fonksiyonlarını destekler.

Enerji üretiminin ötesinde, biyosentez yollarındaki değişiklikler, metaplastik fenotipin benzersiz bileşenlerini üretmek için kritik öneme sahiptir. Bu, hepsi sıkı metabolik düzenleme altında olan değişmiş lipid, protein ve nükleik asit sentezini içerir. Akı kontrol mekanizmaları, metabolik ara ürünlerin bu yeni biyosentetik taleplere verimli bir şekilde yönlendirilmesini sağlarken, katabolik yollar hücresel atıkları işlemek veya molekülleri yeniden kullanmak üzere ayarlanır. Bu metabolik adaptasyonlar, genellikle anahtar metabolik enzimlerin translasyon sonrası modifikasyonları ve allosterik kontrol mekanizmaları tarafından düzenlenir; bu da hücresel ihtiyaçlara veya çevresel sinyallere yanıt olarak metabolik akıda hızlı ayarlamalara imkan tanır.

Epigenetik ve Post-Translasyonel Düzenleyici Mekanizmalar

Section titled “Epigenetik ve Post-Translasyonel Düzenleyici Mekanizmalar”

Doğrudan transkripsiyonel kontrolün ötesinde, gastrik metaplazi, gen ekspresyonunu ve protein fonksiyonunu ince ayarlayan epigenetik ve post-translasyonel düzenleyici mekanizmalar tarafından derinden etkilenir. DNA metilasyonu ve histon modifikasyonları gibi epigenetik modifikasyonlar, kromatin yapısını ve erişilebilirliğini değiştirerek, temel DNA dizisini değiştirmeden gen ekspresyonu paternlerinde kalıcı değişikliklere yol açar. Bu epigenetik işaretler, normal gastrik farklılaşma için gerekli genleri susturabilirken, metaplastik fenotipin karakteristik genlerini aktive ederek hücreleri yeni bir kimliğe kilitleyebilir.

Ayrıca, fosforilasyon, ubikitasyon ve asetilasyon dahil olmak üzere, proteinler üzerindeki çok çeşitli post-translasyonel modifikasyonlar (PTM’ler), protein aktivitesini, stabilitesini ve lokalizasyonunu dinamik olarak düzenler. Bu PTM’ler, sinyal kaskadlarının gücünü ve süresini modüle etmede, transkripsiyon faktörlerinin aktivitesini kontrol etmede ve metabolik enzim fonksiyonunu etkilemede kritik bir rol oynar. Örneğin, spesifik protein modifikasyonları reseptör hassasiyetini veya transkripsiyon faktörü bağlanma afinitesini değiştirebilir, böylece genel metaplastik programı etkileyebilir. Bu çok katmanlı düzenleme, metaplaziye yol açan hücresel süreçler üzerinde hassas kontrol sağlar.

Gastrik metaplazi, gastrointestinal durumların potansiyel ilerlemesi için kritik bir gösterge olarak hizmet ederek önemli prognostik değere sahiptir. Varlığı, özellikle kronik inflamasyon bağlamında, sonraki patolojik değişiklikler için artmış bir riske işaret ederek bireyler için uzun vadeli sonuçları tahmin edebilir. Metaplazinin spesifik tipini ve derecesini anlamak, klinisyenlere hastalık seyrini öngörmede ve daha yoğun takip gerektirebilecek hastaları belirlemede yardımcı olur. Bu proaktif yaklaşım, daha erken müdahaleye olanak tanır ve potansiyel olarak hastalık seyrini değiştirir.

Gastrik metaplazinin tanımlanması, displazi ve adenokarsinom dahil olmak üzere daha ciddi durumların genellikle bir öncüsüdür. Gelişimini izlemek, mevcut tedavilerin etkinliğini değerlendirmede ve bir bireyin malign transformasyona yatkınlığını öngörmede yardımcı olur. Bu nedenle, varlığı hasta yönetiminde dikkatli bir değerlendirme gerektirir, zira gözetim sıklığına ve terapötik müdahalelerin aciliyetine ilişkin kararlara rehberlik eder. Bu prognostik içgörü, kişiselleştirilmiş bakım planlarını şekillendirmek ve hasta sonuçlarını iyileştirmek için temeldir.

Tanısal Fayda ve Risk Sınıflandırması

Section titled “Tanısal Fayda ve Risk Sınıflandırması”

Gastrik metaplazinin saptanması önemli tanısal faydaya sahiptir ve sıklıkla dispepsi, reflü veya diğer üst gastrointestinal semptomlar için yapılan incelemeler sırasında endoskopik biyopsiler aracılığıyla tespit edilir. Histolojik doğrulaması doğru tanı için esastır ve hastaları mide kanseri için farklı risk kategorilerine ayırmada kilit bir rol oynar. Yaygın veya spesifik gastrik metaplazi alt tiplerine sahip bireyler daha yüksek risk altında kabul edilir, bu da daha sıkı takip protokollerini gerektirir. Bu risk sınıflandırması, kişiselleştirilmiş tıbbın temel taşlarından biridir ve sağlık hizmeti sağlayıcılarının tarama aralıklarını ve önleyici stratejileri bir bireyin benzersiz risk profiline göre uyarlamasına olanak tanır.

İlk tanının ötesinde, gastrik metaplazinin değerlendirilmesi risk modellerinin iyileştirilmesine ve sonraki klinik eylemlere rehberlik etmeye yardımcı olur. Örneğin, intestinal metaplazinin (gastrik metaplazinin yaygın bir şekli) varlığı, gastrik adenokarsinom için iyi bilinen bir risk faktörüdür ve endoskopik takip için spesifik önerileri gerektirir. Erken teşhis ve risk sınıflandırması, örneğinHelicobacter pylorienfeksiyonunun eradikasyonu gibi hedefe yönelik müdahalelere olanak tanır; bu, bazı durumlarda metaplastik süreci durdurabilen veya tersine çevirebilen ve böylece kanser gelişimine karşı önemli bir önleme stratejisi sunan bir yaklaşımdır.

İlişkili Durumlar ve Yönetim Stratejileri

Section titled “İlişkili Durumlar ve Yönetim Stratejileri”

Gastrik metaplazi, özellikle kronikHelicobacter pylori enfeksiyonu ve otoimmün gastrit olmak üzere, çeşitli temel durumlarla sıklıkla ilişkilidir. Bu ilişkiler, metaplastik değişikliklerden önce gelen ve onlara eşlik eden inflamatuar ortamı vurgulayarak, risk faktörlerinin ve potansiyel komplikasyonların karmaşık bir etkileşimine katkıda bulunur. Bu komorbiditeleri tanımak, hasta bakımına bütünsel bir yaklaşım için hayati öneme sahiptir, zira ilişkili durumların yönetimi metaplazinin kendisinin ilerlemesini veya gerilemesini etkileyebilir. Temel nedenlerin, örneğin H. pylori eradikasyonu gibi, etkin tedavisi, daha fazla patolojik transformasyon riskini azaltmayı amaçlayan birincil bir yönetim stratejisidir.

Gastrik metaplazinin varlığı, hastalar için tedavi seçimi ve izleme stratejilerini de etkiler. Örneğin, yaygın intestinal metaplazisi olan bireyler, displazi veya erken kanseri tespit etmek için düzenli endoskopik sürveyans ve biyopsilere tabi tutulabilirken, daha az yaygın değişiklikleri olanlar daha seyrek bir izleme programı takip edebilir. Kişiye özel yönetim sıklıkla yaşam tarzı değişikliklerini, asit süpresif tedaviyi ve metaplastik lezyonların stabilitesini veya ilerlemesini değerlendirmek için düzenli takibi içerir. Bakıma yönelik bu entegre yaklaşım, komplikasyonları önlemeyi ve etkilenen bireylerin uzun vadeli sağlığını iyileştirmeyi amaçlar.

Gastrik Metaplazi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Gastrik Metaplazi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak gastrik metaplazinin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. H. pylori enfeksiyonu geçirdim; bu mide sorununu yaşama olasılığımı artırır mı?

Section titled “1. H. pylori enfeksiyonu geçirdim; bu mide sorununu yaşama olasılığımı artırır mı?”

Evet, Helicobacter pylorienfeksiyonundan kaynaklanan kronik inflamasyon, gastrik metaplazi için önemli bir tetikleyicidir. Bu kalıcı inflamasyon, mide zarınıza zarar verir ve mide hücrelerinizin bağırsak benzeri hücrelere dönüşmesine neden olan anormal onarım süreçlerine yol açar. Enfeksiyonu ortadan kaldırmak, ilerlemeyi önlemede önemli bir adım olabilir.

2. Ne yediğim veya nasıl yaşadığım, bu mide rahatsızlığını geliştirme riskimi etkileyebilir mi?

Section titled “2. Ne yediğim veya nasıl yaşadığım, bu mide rahatsızlığını geliştirme riskimi etkileyebilir mi?”

Kesinlikle. Beslenme alışkanlıkları ve belirli tahriş edicilere uzun süreli maruz kalma dahil olmak üzere yaşam tarzı seçimleriniz, genetik yatkınlıklarınızla etkileşime girebilen önemli çevresel faktörlerdir. Bu faktörler, gastrik metaplaziye yol açan kronik inflamasyonu tetikleyebilir veya kötüleştirebilir; bu nedenle bunları yönetmek önemlidir.

3. Ebeveynimin mide sorunları vardı; bu benim de yüksek risk altında olduğum anlamına mı geliyor?

Section titled “3. Ebeveynimin mide sorunları vardı; bu benim de yüksek risk altında olduğum anlamına mı geliyor?”

Evet, gastrik metaplazide genetik bir yatkınlık söz konusudur. H. pylori gibi çevresel faktörler kritik olsa da, aile öykünüz benzer tetikleyicilere maruz kaldığınızda sizi bu duruma karşı daha yatkın hale getiren genetik yollara sahip olabileceğinizi düşündürmektedir. Bu durum, genleriniz ve çevreniz arasındaki karmaşık etkileşimi vurgulamaktadır.

Hayır, gastrik metaplazisi olan herkes mide kanseri geliştirmez. Ancak, prekanseröz bir lezyon olarak kabul edilir ve riskinizi önemli ölçüde artırır. Kansere yol açabilecek bir ilerlemede ara bir adımdır, bu nedenle yüksek risk altındaki kişileri belirlemek ve erken müdahale etmek için izleme çok önemlidir.

5. Bazı insanlar neden enfeksiyon nedeniyle bu mide değişimini yaşarken, diğerleri yaşamaz?

Section titled “5. Bazı insanlar neden enfeksiyon nedeniyle bu mide değişimini yaşarken, diğerleri yaşamaz?”

Bu, benzersiz genetik yapınız ve çevresel faktörlerin karmaşık bir bileşimidir. H. pylorigibi bir enfeksiyon yaygın bir tetikleyici olsa da, spesifik genetik varyantlarınız, vücudunuzun bu enflamasyon ve strese nasıl tepki verdiğini etkileyerek, mide hücrelerinizin bu dönüşümü geçirip geçirmediğini belirleyebilir.

6. Mide zarımın bu şekilde değişmesini önlemek için yapabileceğim bir şey var mı?

Section titled “6. Mide zarımın bu şekilde değişmesini önlemek için yapabileceğim bir şey var mı?”

Evet, bilinen risk faktörlerini yönetmek anahtardır. Eğer varsa, Helicobacter pylorienfeksiyonunu ortadan kaldırmak birincil bir önleme stratejisidir. Ayrıca, mideyi tahriş edici maddelere uzun süreli maruz kalmaktan kaçınmak ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek, bu hücresel değişiklikleri tetikleyen kronik iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir.

7. Ailem [belirli bir bölgeden]; soy geçmişim riskimi etkiler mi?

Section titled “7. Ailem [belirli bir bölgeden]; soy geçmişim riskimi etkiler mi?”

Evet, atalara ait kökeniniz bir rol oynayabilir. Gastrik metaplazi için genetik risk faktörleri, farklı popülasyonlar arasında önemli ölçüde değişiklik gösterebilir; bu da belirli genetik varyantların özel atalara ait gruplarda daha yaygın veya etkili olabileceği anlamına gelir. Bu nedenle, farklı popülasyonlarda yapılan araştırmalar çok önemlidir.

8. Bu teşhis konulursa, bir doktor tarafından ne sıklıkla kontrol edilmem gerekecek?

Section titled “8. Bu teşhis konulursa, bir doktor tarafından ne sıklıkla kontrol edilmem gerekecek?”

Gastrik metaplazi teşhisi konulursa, genellikle düzenli endoskopik takip tavsiye edilir. Bu, doktorunuzun durumu izlemesine, displaziye veya kansere doğru herhangi bir ilerlemeyi erken teşhis etmesine ve gerekirse müdahale etmesine olanak tanır. Kesin sıklık, bireysel risk faktörlerinize ve spesifik bulgulara bağlıdır.

9. Mide astarım bir kez değişime uğradıktan sonra normale dönebilir mi?

Section titled “9. Mide astarım bir kez değişime uğradıktan sonra normale dönebilir mi?”

Mide astarınız bir kez değişime uğradığında, bu genellikle kalıcı bir hücresel değişikliktir. Tıbbi yönetimin odak noktası, metaplazinin kendisini geri döndürmekten ziyade, durumu izlemek ve displazi veya kanser gibi daha ileri evrelere ilerlemesini önlemektir.

10. Doktorlar, genetik testlerle bile bazı kişilerin buna neden yakalandığını tam olarak neden açıklayamıyor?

Section titled “10. Doktorlar, genetik testlerle bile bazı kişilerin buna neden yakalandığını tam olarak neden açıklayamıyor?”

Genetik testlere rağmen, gastrik metaplazi hakkında hala tam olarak anlamadığımız birçok şey var. Bunun nedeni kısmen, mevcut genetik modellerin her şeyi kapsamamasıdır; nadir genetik varyantlar, ince epigenetik modifikasyonlar ve birden fazla gen arasındaki karmaşık etkileşimler gibi faktörler muhtemelen rol oynamakta ve “eksik kalıtıma” katkıda bulunmaktadır.


Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.

Feragatname: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.

[1] El-Zimaity, Hamdy M. T., et al. “Gastric intestinal metaplasia: a review of current concepts and clinical implications.” Journal of Clinical Gastroenterology, vol. 40, no. 1, 2006, pp. 1-10.

[2] Correa, Pelayo. “A human model of gastric carcinogenesis.” Cancer Research, vol. 48, no. 13, 1988, pp. 3554-3560.

[3] Rugge, Michele, et al. “Gastric precancerous lesions and conditions: the OLGA staging system.” Gut, vol. 51, no. 4, 2002, pp. 502-506.

[4] Sipponen, Pentti, et al. “Atrophic gastritis and intestinal metaplasia in gastric carcinogenesis.”Scandinavian Journal of Gastroenterology, vol. 43, no. 8, 2008, pp. 915-925.

[5] Filipe, M. Isabel, et al. “Intestinal metaplasia types and the risk of gastric cancer: a multicentre study in Portugal.”Cancer Detection and Prevention, vol. 8, no. 1-2, 1985, pp. 273-280.

[6] Rokkas, Theodore, et al. “Risk factors for gastric cancer in patients with intestinal metaplasia: a systematic review and meta-analysis.”European Journal of Gastroenterology & Hepatology, vol. 19, no. 2, 2007, pp. 111-120.

[7] Schmidt, Paul H., et al. “Spasmolytic polypeptide-expressing metaplasia (SPEM) in the stomach: a review of its cellular origin and significance.” Pathology International, vol. 49, no. 10, 1999, pp. 835-842.

[8] Dixon, Michael F. “Histological classification of chronic gastritis.” Helicobacter, vol. 7, no. S1, 2002, pp. 16-20.

[9] Genta, Robert M., et al. “The gastric intestinal metaplasia: a critical reappraisal.” Human Pathology, vol. 31, no. 12, 2000, pp. 1431-1439.

[10] Jass, Jeremy R., et al. “Intestinal metaplasia: a new classification and its significance in the diagnosis of gastric cancer.”Pathology, vol. 18, no. 2, 1986, pp. 164-169.

[11] Yu, Jung-Hye, et al. “Expression of CDX2and MUC2 in gastric intestinal metaplasia and gastric cancer.”Journal of Gastroenterology and Hepatology, vol. 23, no. 5, 2008, pp. 741-746.

[12] Correa, Pelayo, et al. “Gastric cancer: a review of the role ofHelicobacter pylori in its pathogenesis.” Journal of Clinical Pathology, vol. 55, no. 12, 2002, pp. 883-888.

[13] Goldenring, James R., et al. “Regenerative pathways in gastric metaplasia and cancer.”Gastroenterology, vol. 147, no. 6, 2014, pp. 1239-1252.

[14] Sipponen, Pekka, et al. “Intestinal metaplasia in the gastric mucosa: a common lesion with a complex pathogenesis.” Digestive Diseases and Sciences, vol. 51, no. 1, 2006, pp. 14-22.

[15] Wong, N. A., et al. “Wnt/β-catenin signaling in gastric cancer.”World Journal of Gastroenterology, vol. 16, no. 15, 2010, pp. 1877-1884.

[16] Mutoh, Hitoshi, et al. “Cdx2 expression in gastric cancer.”Journal of Clinical Pathology, vol. 59, no. 10, 2006, pp. 1030-1035.

[17] Suh, Eun-Jin, et al. “CDX2 expression in gastric epithelial metaplasia and dysplasia.” Journal of Clinical Pathology, vol. 60, no. 11, 2007, pp. 1234-1238.

[18] Yuasa, Y., et al. “Epigenetic changes in gastric cancer.”Journal of Gastroenterology, vol. 41, no. 10, 2006, pp. 933-942.

[19] Peek, Richard M., et al. “Helicobacter pylori and gastric carcinogenesis.” Nature Reviews Cancer, vol. 10, no. 12, 2010, pp. 871-881.

[20] Genta, Robert M., et al. “Gastric intestinal metaplasia: a review of current concepts.” American Journal of Clinical Pathology, vol. 125, no. 1, 2006, pp. 100-112.