İçeriğe geç

Mantarsal Akciğer Enfeksiyon Hastalığı

Giriş

Pulmoner mikozlar olarak da bilinen fungal akciğer enfeksiyon hastalıkları, akciğerleri enfekte eden çeşitli mantar türlerinin neden olduğu, geniş bir yelpazede yer alan rahatsızlıklar grubudur. Bu enfeksiyonlar, hafif, kendi kendini sınırlayan hastalıklardan, özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış bireylerde, şiddetli, yaşamı tehdit eden durumlara kadar değişen bir yelpazede seyreder. Bazı mantar türleri belirli coğrafi bölgelere endemik olsa da, diğerleri dünya çapında bulunan fırsatçı patojenlerdir ve bu durum, söz konusu hastalıkları dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunu haline getirmektedir.

Arka Plan

Mantarlar çevrede her yerde bulunur; toprakta, havada ve çürüyen maddede mevcuttur. İnsanlar sürekli olarak mantar sporlarına maruz kalır; ancak vücudun doğal savunmaları genellikle enfeksiyonu önler. Ancak, bu savunmalar zayıfladığında veya bir birey yüksek virülanslı mantarların yüksek inokülümüne maruz kaldığında, enfeksiyon gelişebilir. Tarihsel olarak, mantar akciğer enfeksiyonları, değişken klinik tabloları ve etken maddelerin kültürlenmesi ile tanımlanmasındaki zorluklar nedeniyle sıklıkla yanlış teşhis edilmekte veya göz ardı edilmekteydi. Moleküler yöntemler de dahil olmak üzere tanı tekniklerindeki gelişmeler, tespit oranlarını artırmıştır.

Biyolojik Temel

Fungal akciğer enfeksiyonları genellikle havadaki fungal sporlar solunum yoluna alındığında başlar. Akciğerlere ulaştıklarında, bu sporlar çimlenebilir ve türe bağlı olarak maya veya hif formlarına dönüşerek çoğalmaya başlayabilirler. Konak immün yanıtı, enfeksiyonu kontrol etmede kritik bir rol oynar. Makrofajlar ve nötrofiller, fungal patojenleri yutmaya ve yok etmeye çalışan anahtar immün hücrelerdir. Ancak, bazı mantarlar kapsüller veya melanin gibi virülans faktörlerine sahiptir ve bu faktörler immün sistemi atlatmalarına yardımcı olarak kalıcı enfeksiyon ve doku hasarına yol açar. Konak immün yanıt genlerindeki genetik varyasyonlar, bir bireyin bu enfeksiyonlara karşı duyarlılığını veya direncini etkileyebilir.

Klinik Önemi

Fungal akciğer enfeksiyonlarının klinik tablosu, mantar türlerine, enfeksiyonun yaygınlığına ve konakçının immün durumuna göre büyük farklılıklar gösterir. Semptomlar öksürük, ateş, göğüs ağrısı ve nefes darlığını içerebilir; bu durum sıklıkla bakteriyel pnömoni veya tüberkülozu taklit ederek tanısal gecikmelere yol açabilir. Tanı genellikle görüntüleme çalışmaları (röntgen veya BT taramaları gibi), solunum yolu örneklerinin direkt mikroskobik incelemesi, mantar kültürü ve serolojik veya moleküler testlerin bir kombinasyonunu içerir. Tedavi genellikle, önemli yan etkileri olabilen uzun süreli antifungal ilaç tedavilerini gerektirir. En yüksek risk altındaki bireyler arasında HIV/AIDS olanlar, organ nakli alıcıları, kemoterapi gören kanser hastaları ve immünosüpresif ilaç kullananlar bulunmaktadır.

Sosyal Önem

Fungal akciğer enfeksiyon hastalıkları, küresel olarak önemli bir sosyal ve ekonomik yük teşkil etmektedir. Özellikle savunmasız popülasyonlarda önemli morbidite ve mortaliteye neden olurlar. Bazı enfeksiyonların kronik doğası, uzun süreli akciğer hasarına yol açarak yaşam kalitesini ve üretkenliği azaltabilir. Bu hastalıkların tanı, tedavi ve uzun süreli bakım maliyeti, özellikle kaynakları kısıtlı ortamlarda sağlık sistemlerini zorlayabilir. Halk sağlığı çabaları, erken tanı, etkili tedavi stratejileri ve bireyleri bu enfeksiyonlara yatkın hale getirebilecek konak genetik faktörlerini anlamaya odaklanarak, pulmoner mikozların sonuçlarını iyileştirmeyi ve genel etkisini azaltmayı hedeflemektedir.

Metodolojik ve İstatistiksel Zorluklar

Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), örneklem büyüklüğü ve istatistiksel güç kısıtlamaları nedeniyle tüm ilgili genetik varyasyonları tespit etmede sıklıkla içsel sınırlamalarla karşılaşır.[1] Büyük kohortlarla bile, küçük etki büyüklüklerine veya düşük minör allel frekanslarına sahip genetik varyantları tanımlamak için sınırlı güç vardır; bu da mantar akciğer enfeksiyonu gibi karmaşık durumlar için çok sayıda gerçek ilişkilendirmenin keşfedilememiş kalabileceği anlamına gelir.[1] Sonuç olarak, önemli bulgular güçlü içgörüler sunsa da, belirli bir gen için bir ilişkilendirme sinyalinin olmaması, onun dahil olduğunu kesin olarak dışlamaz; zira birçok gerçek ilişkilendirme, çalışmanın gücü göz önüne alındığında istatistiksel anlamlılık eşiğini basitçe karşılayamayabilir.[1] İlk bulguları bağımsız replikasyon kohortları aracılığıyla doğrulama süreci kritiktir, zira erken keşifler bazen şans eseri ortaya çıkabilir.[1] Replikasyon çalışmaları, gerçek genetik ilişkilendirmeleri sahte olanlardan ayırmak ve etki büyüklüğü tahminlerini iyileştirmek için vazgeçilmezdir.[2] "Kazananın laneti" olarak bilinen bir fenomen, ilk keşif aşamasında odds oranlarının aşırı tahmin edilmesine yol açabilir; bu da gerçek genetik etkinin ilk bildirildiğinden daha mütevazı olabileceğini düşündürerek, bir varyantın algılanan klinik etkisini etkiler.[3]

Genellenebilirlik ve Fenotipik Heterojenite

Genetik bulguların farklı popülasyonlar arasındaki uygulanabilirliği, sıklıkla ağırlıklı olarak Avrupa kökenli olan çalışma katılımcılarının soy kökeni tarafından kısıtlanır.[4] Bir popülasyonda tanımlanan genetik ilişkilendirmeler, allel frekanslarındaki varyasyonlar, bağlantı dengesizliği paternleri veya farklı çevresel maruziyetler nedeniyle diğer popülasyonlara doğrudan aktarılamayabilir ve bu da bulguların daha geniş kapsamlı faydasını sınırlar.[5] Kriptik popülasyon alt yapısı ve karışımının etkisini azaltmak için titiz kalite kontrol önlemleri uygulansa da, bu tür faktörler tamamen hesaba katılmadığında istatistiksel anlamlılığı potansiyel olarak artırabilir veya gerçek ilişkilendirmeleri gizleyebilir.[1] Mantar akciğer enfeksiyon hastalığı dahil olmak üzere kompleks hastalıklar, sıklıkla belirgin fenotipik heterojenite gösterir; yani aynı tanıya sahip bireyler çeşitli klinik belirtiler veya altta yatan biyolojik yollarla ortaya çıkabilir.[6] Çalışmalar, genel bir klinik tanı gibi, vaka tespiti için geniş, tek bir tanıma dayandığında, farklı etiyolojilere veya hastalık alt tiplerine sahip bireyleri istemeden gruplayabilir.[6] Bu geniş fenotipleme yaklaşımı, spesifik genetik sinyalleri seyreltebilir, belirli hastalık alt tipleri veya ilerleme yörüngeleriyle ilişkili varyantları belirlemeyi zorlaştırır ve bu da nihayetinde genetik keşiflerin hassasiyetini ve özgüllüğünü sınırlar.[6]

Eksik Genetik Mimari ve Çevresel Faktörler

Mevcut genotipleme dizileri, kapsamlı kapsamlarına rağmen, tüm genomdaki yaygın genetik varyasyonların tamamını yakalayamaz ve tasarımları, yapısal varyasyonlar da dahil olmak üzere nadir varyantlar için genellikle yetersiz kapsama sağlar.[1] Bu eksik genomik kapsama, potansiyel olarak önemli nedensel varyantların, özellikle daha küçük etkilere sahip olanların veya genotiplenmiş etiketleyici SNP'lerle güçlü bağlantı dengesizliği içinde olmayanların gözden kaçırılabileceği anlamına gelir.[7] Sonuç olarak, karmaşık özellikler için kalıtılabilirliğin önemli bir kısmı genellikle açıklanamaz kalır, bu da çok sayıda düşük riskli varyantın veya diğer genetik varyasyon biçimlerinin henüz tanımlanmadığını gösterir.[7] Genetik çalışmalar genellikle kalıtsal yatkınlıkları belirlemeye odaklanır ancak çevresel faktörler ile gen-çevre etkileşimleri arasındaki karmaşık karşılıklı etkiyi tam olarak açıklamakta genellikle zorlanır.[1] Çevresel maruziyetler, yaşam tarzı seçimleri ve diğer genetik olmayan etkiler, hastalık riskini ve ilerlemesini önemli ölçüde modüle edebilir, potansiyel olarak genetik varyantların etkilerini maskeleyebilir veya değiştirebilir.[1] Bu çevresel karıştırıcı faktörler hakkında kapsamlı veri olmadan, gözlemlenen genetik ilişkilendirmeler, hastalık etiyolojisinin yalnızca kısmi bir anlayışını sunabilir ve bu da fungal akciğer enfeksiyon hastalığına genetik yatkınlığın gerçek dünya bağlamlarında nasıl ortaya çıktığını tam olarak kavramayı zorlaştırır.

Varyantlar

Genetik varyantlar, immün yolları, hücresel bütünlüğü ve konak savunma mekanizmalarını modüle ederek, mantar akciğer enfeksiyonları dahil olmak üzere enfeksiyöz hastalıklara karşı bir bireyin yatkınlığını ve yanıtını etkileyebilir. Çeşitli tek nükleotid polimorfizmleri (SNP'ler) ve ilişkili genleri, değiştiğinde solunum sağlığı ve immünite üzerinde etkileri olabilecek çeşitli biyolojik süreçlerde rol oynar.

CHD1-DT (Chromodomain Helicase DNA Binding Protein 1 Divergent Transcript) ve LINC02113 (Long Intergenic Non-Protein Coding RNA 2113) gibi kodlamayan RNA genleri, immün yanıtlarda yer alanlar da dahil olmak üzere geniş bir hücresel fonksiyon yelpazesini etkileyen gen ekspresyonunun kritik düzenleyicileridir. Bu bölgede yer alan rs570821042 varyantı, bu uzun kodlamayan RNA'ların ekspresyonunu veya stabilitesini etkileyebilir. Bu kodlamayan elementlerin disregülasyonu, bozulmuş immün hücre gelişimi, farklılaşması veya aktivasyonuna yol açarak, akciğerin istilacı mantar patojenleriyle savaşma yeteneğini zayıflatabilir.[1] Bu tür değişiklikler, hem doğuştan gelen hem de adaptif immün savunmaları tehlikeye atarak, bir bireyin şiddetli veya kalıcı mantar akciğer enfeksiyonlarına karşı duyarlılığını artırabilir.

LRRTM4 (Leucine Rich Repeat Transmembrane Neuronal 4) ve TRPM5 (Transient Receptor Potential Cation Channel Subfamily M Member 5) gibi genler, konak savunmasıyla dolaylı olarak bağlantılı süreçler olan hücresel sinyalleşmeye ve çevresel algılamaya katkıda bulunur. LRRTM4, patojen tanımada yer alan immün reseptörlerde yaygın olarak bulunan lösin açısından zengin tekrar alanları içerir ve esas olarak nöronal fonksiyonlarıyla bilinse de, rs374244906 gibi varyasyonlar, solunum dokularında immün algılama ile kesişebilecek daha geniş hücresel tanıma yollarını ince bir şekilde etkileyebilir.[1] TRPM5, hava yollarındakiler de dahil olmak üzere özelleşmiş epitel hücrelerinde bulunan, kalsiyumla aktive olan bir iyon kanalıdır; burada mikrobiyal ürünleri algılayabilir ve mukosiliyer klirens gibi lokal immün yanıtları başlatabilir. rs567335184 varyantı, TRPM5 kanal aktivitesini değiştirebilir, potansiyel olarak akciğerin mantar bileşenlerini tespit etme veya uygun bir erken savunma geliştirme yeteneğini bozarak, böylece mantar enfeksiyonlarına karşı duyarlılığı artırabilir.

Hücresel bakım ve sistemik düzenleme de mantar akciğer enfeksiyonlarına karşı savunmaya katkıda bulunur. NUCKS1 (Nuclear Casein Kinase and ATM Substrate 1) geni, enfeksiyöz stres altında akciğer hücrelerinin bütünlüğünü korumak için esas olan DNA onarımı ve hücre döngüsü düzenlemesinde rol oynarken, RAB29 (RAB29, Member RAS Oncogene Family) ise hücre içi patojenleri parçalamak ve temizlemek için anahtar bir hücresel süreç olan vezikül trafiği ve otofaji için kritik küçük bir GTPazdır. Bu genlerin yakınında bulunan rs550609436 varyantı, bu hayati hücresel fonksiyonları etkileyebilir, akciğerin hasarı onarma veya otofaji yoluyla mantar elementlerini temizleme yeteneğini tehlikeye atarak, böylece güçlü bir hücresel savunmayı engelleyebilir.[1] Ayrıca, hücresel mimaride yer alan NAV2 (Neuron Navigator 2) ve tiroid hormonlarının bir öncüsü olan TG (Thyroglobulin) daha geniş etkileri temsil eder. NAV2 (rs115050257) öncelikli olarak nöronal gelişimi etkilese de, sitoskeletal organizasyondaki rolü, etkili patojen temizliği için çok önemli olan akciğer dokularının yapısal bütünlüğünü veya immün hücre göçünü dolaylı olarak etkileyebilir.[1] Benzer şekilde, TG (rs377366255) ve tiroid hormonu seviyeleri, sistemik immün yanıtları ve metabolizmayı modüle ederek, akciğerleri etkileyenler de dahil olmak üzere enfeksiyonlara karşı genel konak savunmasını etkileyebilir.

Önemli Varyantlar

RS ID Gen İlişkili Özellikler
rs570821042 CHD1-DT - LINC02113 fungal lung infectious disease
rs374244906 LRRTM4 fungal lung infectious disease
rs377366255 TG fungal lung infectious disease
rs567335184 TRPM5 fungal lung infectious disease
rs550609436 NUCKS1 - RAB29 fungal lung infectious disease
rs115050257 NAV2 fungal lung infectious disease

Akciğer Enfeksiyonunda Bağışıklık Yanıt Sinyalleşmesi

Konak bağışıklık sistemi, akciğer ortamındaki fungal patojenler de dahil olmak üzere enfeksiyöz ajanları tespit etmek ve bunlara yanıt vermek için karmaşık sinyal yollarını devreye sokar. Örneğin, NCF4 geni, NADPH oksidaz aktivitesinde ve fagositoz sırasında reaktif oksijen türlerinin (ROS) sonraki üretiminde kritik bir rol oynayan p40phox proteinini kodlar.[8] Bu mekanizma, istilacı patojenlerle mücadele etmek için etkili bir antimikrobiyal yanıt oluşturmak açısından temeldir.[8] Bu doğrudan antimikrobiyal eylemlerin ötesinde, STAT3 gibi anahtar transkripsiyon faktörlerinin düzenlenmesini içeren daha kapsamlı enflamatuar sinyal kaskadları başlatılır.

STAT3'ün aktivasyonu, erken doğuştan gelen bağışıklık reaktivitesini tetiklemek için gerekli olan interlökin 6 (IL6) dahil olmak üzere pro-enflamatuar sitokinler tarafından sıklıkla aracılık edilir.[4] Bu aktivasyon, C-reaktif protein (CRP), kompleman faktörleri ve fibrinojenin yüksek seviyeleriyle karakterize edilen ve hepsi enfeksiyona karşı daha geniş bağışıklık savunmasına katkıda bulunan sistemik bir akut faz yanıtına yol açar.[4] Bu tür karmaşık hücre içi sinyal kaskadları ve transkripsiyon faktörlerinin hassas düzenlenmesi, konağın çeşitli akciğer enfeksiyonlarına karşı güçlü savunma mekanizmalarını düzenlemede çok önemlidir.

Enflamatuar Yolaklar ve Doku Remodelizasyonu

Enflamatuar süreçler, konakçının akciğer enfeksiyonlarına karşı savunmasının merkezi bir bileşenidir; bu süreçler, aynı zamanda belirgin doku remodelizasyonuna yol açabilen karmaşık hücresel ve moleküler etkileşimleri içerir. CAMK2D geni tarafından kodlanan kalsiyum/kalmodulin bağımlı protein kinaz II delta, özellikle vasküler endotel hücreleri içinde olmak üzere, bu yolaklarda kritik bir unsur olarak görev yapar.[4] Bu kinaz, hücre içi kalsiyum seviyelerindeki dalgalanmalara yanıt olarak endoteliyal sentaz (NOS3) tarafından nitrik oksit (NO) üretimini kolaylaştırır ve bu da lokal vazodilatasyona yol açar.[4] Bu vasküler yanıt, enflamatuar kaskadın ayrılmaz bir parçası olup, immün hücrelerin enfeksiyon bölgesine toplanmasına destek olur.

Sistem düzeyinde, bu lokalize enflamatuar reaksiyonlar, epitel savunma mekanizmaları ve doğuştan gelen (innate) ile adaptif immün yanıtlar arasındaki dinamik etkileşim de dahil olmak üzere, daha geniş patofizyolojik yolaklarla bütünleşir.[9] Uzamış veya düzensiz enflamasyon, yara iyileşmesi için hayati öneme sahip olan, ancak uygun şekilde kontrol edilmezse patolojik değişikliklere de katkıda bulunabilen doku onarımı ve remodelizasyon süreçlerini tetikleyebilir.[9] Bu yolakların koordineli düzenlenmesi, enfeksiyonu çözmek ve akciğer dokusunun yapısal bütünlüğünü korumak için esastır; herhangi bir düzensizlik ise hastalık progresyonunu potansiyel olarak şiddetlendirebilir.

Fungal Akciğer Enfeksiyon Hastalığı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular


Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayalı olarak fungal akciğer enfeksiyon hastalığının en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.

1. Bazı insanlar neden kolayca mantar akciğer enfeksiyonlarına yakalanır da ben yakalanmam?

Bağışıklık sisteminizin benzersiz genetik yapısı büyük rol oynar. İmmün yanıt genlerinizdeki varyasyonlar, benzer maruziyet durumlarında bile sizi mantar enfeksiyonlarına karşı doğal olarak daha dirençli veya yatkın hale getirebilir. Bazı insanların vücutları, ciddi hastalığa neden olmadan önce mantar sporlarını tespit edip temizlemek için sadece daha iyi donanımlıdır.

2. Ebeveynlerim sık sık akciğer enfeksiyonu geçiriyorsa, daha mı fazla risk altındayım?

Evet, ailesel bir bileşen olabilir. Ebeveynlerinizden, bağışıklık sisteminizin mantar patojenlerine nasıl tepki verdiğini etkileyen belirli genetik varyantları miras almanız mümkündür. Bu, kesinlikle hastalanacağınız anlamına gelmez, ancak mantarlara karşı daha zayıf bir bağışıklık tepkisine yatkınlığı işaret ediyor olabilir.

3. Atalarım hastalanma olasılığımı artırır veya azaltır mı?

Evet, genetik geçmişiniz riskinizi etkileyebilir. Farklı popülasyonlar, bağışıklık fonksiyonunu etkileyen genetik varyasyonlara değişen sıklıklarda sahip olabilir. Bu demektir ki, bazı genetik kökenler belirli mantar enfeksiyonlarına karşı doğal yatkınlıklara veya korumalara sahip olabilir, ancak bu farklılıkları küresel olarak tam olarak anlamak için araştırmalar devam etmektedir.

4. Vücudumu mantarlarla savaşmak için gerçekten güçlendirebilir miyim?

Genetik, temel bağışıklık yanıtınızı etkilerken, yaşam tarzı seçimleri genel bağışıklık sağlığınızı önemli ölçüde etkiler. Sağlıklı beslenmek, yeterli uyku almak ve stresi yönetmek, bağışıklık sisteminizin en iyi şekilde çalışmasına yardımcı olabilir. Bu, bazı genetik yatkınlıklarınız olsa bile vücudunuzun mantar sporlarıyla daha iyi mücadele etmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

5. Mantar enfeksiyonum neden arkadaşımınkinden çok daha kötü görünüyordu?

Mantar enfeksiyonunun şiddeti son derece kişiseldir. Eşsiz genetik varyasyonlarınız, bağışıklık sisteminizin mantara ne kadar güçlü tepki verdiğini veya enfeksiyonu ne kadar etkili bir şekilde kontrol altına aldığını belirleyebilir. Spesifik mantar türü ve genel sağlık durumunuz gibi faktörler de belirtilerinizin ne kadar hafif veya şiddetli olacağına katkıda bulunur.

6. Stresin beni akciğer mantarlarına karşı savunmasız hale getirebileceği doğru mu?

Evet, stres gerçekten bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir ve sizi daha savunmasız hale getirebilir. Genetik faktörler bağışıklık gücünüz için bir temel belirlerken, kronik stres bağışıklık tepkilerini baskılayarak vücudunuzun solunan mantar sporlarıyla savaşmasını zorlaştırabilir. Stresi yönetmek, güçlü bağışıklık savunmalarını sürdürmek için önemlidir.

7. Dışarıda çalışıyorum; neden mantar akciğer enfeksiyonu kapmadım?

Sürekli mantar sporlarına maruz kalıyorsunuz, ancak vücudunuzun doğal savunma mekanizmaları genellikle çok etkilidir. Genetik yapınız muhtemelen güçlü bir bağışıklık tepkisi sağlar; makrofajlar gibi bağışıklık hücreleri sporları etkili bir şekilde yutar ve yok eder. Bu durum, maruz kalmanıza rağmen enfeksiyonu önleyen güçlü doğal bağışıklığınızın bir kanıtıdır.

8. Günlük alışkanlıklarım mantar akciğer hastalığına yakalanma riskimi etkiler mi?

Kesinlikle. Genetik yatkınlığınız bir rol oynarken, dengeli beslenme, düzenli egzersiz yapma ve sigaradan kaçınma gibi günlük alışkanlıklar bağışıklık sisteminizi önemli ölçüde destekleyebilir. Sağlıklı bir yaşam tarzı, vücudunuzun savunmasının mantar sporlarıyla etkili bir şekilde savaşacak kadar güçlü olmasını sağlamaya yardımcı olarak genel riskinizi azaltır.

9. Özel bir diyet akciğer mantar enfeksiyonlarından kaçınmama yardımcı olabilir mi?

Genel olarak sağlıklı ve dengeli bir diyet, mantar enfeksiyonları da dahil olmak üzere, enfeksiyonlarla mücadele etmek için hayati öneme sahip güçlü bir bağışıklık sistemini destekler. Önlemeyi garanti eden tek bir "özel diyet" bulunmamakla birlikte, besin açısından zengin gıdalar tüketmek bağışıklık hücrelerinizin en iyi şekilde çalışmasına yardımcı olur. Bu, bağışıklığa olan genetik yatkınlığınızı tamamlayabilir.

10. Bazı insanlar neden uzun tedaviye ihtiyaç duyarken diğerleri hızlı iyileşir?

Tedavi süresi, genetik bağışıklık yanıtınız da dahil olmak üzere bireysel faktörlere bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir. Bazı insanların bağışıklık sistemleri, genetik olarak daha yavaş veya daha az etkili bir yanıta yatkın olabilir ve bu da uzun süreli antifungal tedavi gerektirebilir. Spesifik mantar türü ve dokularınıza ne kadar derinlemesine nüfuz ettiği de iyileşme süresinde önemli bir rol oynar.


Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler mevcut oldukça güncellenebilir.

Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

References

[1] Wellcome Trust Case Control Consortium. "Genome-wide association study of 14,000 cases of seven common diseases and 3,000 shared controls." Nature, vol. 447, no. 7145, 2007, pp. 661-78.

[2] Larson MG et al. "Framingham Heart Study 100K project: genome-wide associations for cardiovascular disease outcomes." BMC Med Genet, vol. 8, suppl. 1, 2007, S5.

[3] McKay JD et al. "Lung cancer susceptibility locus at 5p15.33." Nat Genet, vol. 40, no. 12, 2008, pp. 1404–1406.

[4] Burgner D. "A genome-wide association study identifies novel and functionally related susceptibility Loci for Kawasaki disease." PLoS Genet, vol. 5, no. 1, 2009, e1000319.

[5] Barrett JC et al. "Genome-wide association defines more than 30 distinct susceptibility loci for Crohn's disease." Nat Genet, vol. 40, no. 7, 2008, pp. 955–962.

[6] Pillai SG et al. "A genome-wide association study in chronic obstructive pulmonary disease (COPD): identification of two major susceptibility loci." PLoS Genet, vol. 5, no. 3, 2009, e1000421.

[7] Wang Y et al. "Common 5p15.33 and 6p21.33 variants influence lung cancer risk." Nat Genet, vol. 40, no. 12, 2008, pp. 1407–1409.

[8] Rioux, J. D., et al. "Genome-wide association study identifies new susceptibility loci for Crohn disease and implicates autophagy in disease pathogenesis." Nature Genetics, vol. 39, no. 5, 2007, pp. 596-604.

[9] Raelson, J. V., et al. "Genome-wide association study for Crohn's disease in the Quebec Founder Population identifies multiple validated disease loci." Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America, vol. 104, no. 37, 2007, pp. 14741-14746.