İçeriğe geç

Fibrozis

Fibrozis, bir organ veya dokuda öncelikle kollajen olmak üzere fibröz bağ dokusunun aşırı birikimi ile karakterize patolojik bir süreçtir. Kronik yaralanma, inflamasyon veya enfeksiyona karşı abartılı ve kalıcı bir yara iyileşme yanıtını temsil eder. Biyolojik olarak, bu süreç, hücre dışı matrisin bileşenlerini sentezlemek ve depolamaktan sorumlu olan fibroblastlar ve miyofibroblastlar gibi özel hücrelerin aktivasyonunu ve çoğalmasını içerir. Normal doku onarımı için gerekli olmakla birlikte, kontrolsüz fibrozis, etkilenen dokunun ilerleyici sertleşmesine ve mimari bozulmasına yol açarak normal işlevini bozar.

Klinik olarak fibrozis, çok sayıda kronik hastalığın ilerlemesine önemli bir katkıda bulunur ve sıklıkla organ işlev bozukluğuna ve nihai yetmezliğe yol açar. Örneğin, karaciğerde, alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) veya kronik hepatit C virüsü (HCV) enfeksiyonu gibi durumlardan kaynaklanan sürekli hasar karaciğer fibrozisine yol açabilir.[1], [2]Bu, karaciğerin yapısının geri dönüşümsüz olarak hasar gördüğü, işlev görme yeteneğini bozan şiddetli bir fibrozis şekli olan siroza ilerleyebilir. Karaciğerin ötesinde, fibrozis akciğerler (pulmoner fibrozis), böbrekler (renal fibrozis) ve kalp (kardiyak fibrozis) dahil olmak üzere neredeyse tüm organları etkileyebilir ve her biri tanı ve tedavi için benzersiz zorluklar sunar.

Fibrozisin çeşitli organ sistemlerindeki yaygın etkisi, onu küresel olarak önemli bir halk sağlığı sorunu haline getirmekte, morbiditeye, mortaliteye ve sağlık hizmetleri maliyetlerine önemli ölçüde katkıda bulunmaktadır. Altta yatan mekanizmaları anlamak ve genetik yatkınlıklar dahil olmak üzere risk faktörlerini belirlemek, etkili önleme ve tedavi stratejileri geliştirmek için çok önemlidir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), NAFLD’de fibrozis derecesiyle bağlantılı olan kromozom 7 üzerindekirs343062 gibi tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) gibi fibrozisle ilişkili belirli genetik varyantları belirlemeye başlamıştır.[1] Diğer çalışmalar, 2, 3, 11 ve 18 numaralı kromozomlardaki SNP’ler ile HCV enfeksiyonuna bağlı karaciğer fibrozisinin ilerlemesi arasında ilişkiler bulmuştur.[2]Bu genetik bilgiler, yaş, BMI, diyabetik durum ve alkol tüketimi gibi bilinen risk faktörleriyle birlikte.[1], [2] fibrotik hastalıkların yönetiminde kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları için hayati öneme sahiptir.

Fibroz gibi karmaşık özelliklerin incelenmesinde, bulguların sağlamlığını ve genellenebilirliğini etkileyebilecek önemli metodolojik ve istatistiksel engellerle sıklıkla karşılaşılır. Yaygın bir sorun, genellikle keşif veya replikasyon kohortlarındaki nispeten küçük örneklem boyutlarından kaynaklanan yetersiz istatistiksel güçtür; özellikle hastalık alt fenotiplerini veya belirli hasta gruplarını incelerken.[3] Bu sınırlama, gerçek genetik ilişkileri tespit edememeye yol açabilir ve bu da yanlış negatif sonuçlara neden olabilir; özellikle muhafazakar replikasyon stratejileri kullanıldığında veya kohortlar içindeki gizli akrabalık ilişkilendirme skorlarını şişirdiğinde, sahte bulguları önlemek için dikkatli istatistiksel ayarlamalar yapılmasını gerektirir.[4] Bu zorluk, kohort özelliklerindeki farklılıklar, takip süreleri ve değerlendirme zamanlamaları gibi çalışma tasarımındaki farklılıkların replikasyonu hassas hale getirebildiği ve tutarlı bulguları engelleyebildiği replikasyon aşamasına kadar uzanır.[3] Risk allellerinin düşük minör allel frekanslarına sahip olması durumunda da replikasyon başarısızlıkları gözlemlenir, bu da bunların farklı popülasyonlarda tespit edilmesini ve doğrulanmasını zorlaştırır.[5] Bu faktörler toplu olarak, fibroz için güvenilir genetik belirteçlerin tanımlanmasını zorlaştırır, potansiyel olarak genetik mimarinin hafife alınmasına ve ilk keşif aşamalarındaki etki büyüklüklerinin abartılmasına yol açar.

Popülasyon Özgüllüğü ve Genellenebilirlik

Section titled “Popülasyon Özgüllüğü ve Genellenebilirlik”

Genetik bulguların farklı popülasyonlar arasında aktarılabilirliği, genetik yapılar ataya göre önemli ölçüde değişebildiğinden, fibrozis araştırmalarında kritik bir sınırlamadır. Japon popülasyonları veya izole kurucu popülasyonlar gibi belirli etnik gruplar içinde yapılan çalışmalar, bu gruplar için oldukça alakalı bulgular verebilir, ancak daha geniş, daha çeşitli popülasyonlara genellenebilirliği sınırlı olabilir.[5] Popülasyon tabakalaşması, yani alt gruplar arasındaki allel frekanslarındaki farklılıkların, doğrudan genetik ilişkilendirmeden ziyade ortak atadan kaynaklanan fenotipik farklılıklarla korelasyon göstermesi, yeterince kontrol edilmediği takdirde sonuçları karıştırabilir ve yanlış ilişkilendirmelere yol açabilir.[4] Bu özgüllük, tanımlanan genetik varyantların dar bir demografiyle sınırlı olmak yerine, fibrozisin küresel yüküne geniş çapta uygulanabilir olmasını sağlamak için çeşitli kohortlara duyulan ihtiyacın altını çizmektedir.

Ayrıca, çalışma popülasyonlarındaki yaş, hastalık ilerleme hızları ve çevresel maruziyetlerdeki farklılıklar, kohort yanlılığına neden olabilir ve doğrudan karşılaştırmaları ve meta-analizleri zorlaştırabilir.[3] Bu tür farklılıklar, gözlemlenen etki büyüklüklerini ve replikasyon başarısını etkileyebilir ve replikasyon eksikliğinin gerçek biyolojik farklılıklardan mı yoksa metodolojik tutarsızlıklardan mı kaynaklandığını ayırt etmeyi zorlaştırır. Sonuç olarak, belirli popülasyonlar üzerinde yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular değerli olmakla birlikte, fibrozisin genetik olarak anlaşılması için daha geniş etkileri göz önünde bulundurulurken dikkatli bir şekilde yorumlanmalıdır.

Fenotipik Heterojenite ve Hesaplanamayan Genetik Faktörler

Section titled “Fenotipik Heterojenite ve Hesaplanamayan Genetik Faktörler”

Fibroz gibi karmaşık fenotipleri tanımlamak ve ölçmek önemli bir zorluk teşkil etmektedir, çünkü hastalık genellikle klinik belirtilerin ve altta yatan biyolojik mekanizmaların bir spektrumunu kapsar. Heterojen bir durum için geniş, spirometri temelli tanımlara güvenmek, belirgin alt fenotipleri gizleyebilir ve potansiyel olarak fibrozun belirli formlarına veya aşamalarına özgü genetik ilişkilendirmeleri tespit etme gücünü azaltabilir.[6]Hastalık heterojenitesini ve ilaç alımı veya belirli çevresel maruziyetler gibi dış faktörlerin etkisini tam olarak hesaba katamamak, fibrozun genetik olarak incelenmesini daha da karmaşık hale getirerek, kesin genetik katkıları izole etmeyi zorlaştırmaktadır.[3] Ayrıca, mevcut genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) öncelikle yaygın genetik varyantlara odaklanmakta ve fibroz gibi karmaşık hastalıkların kalıtılabilirliğinin önemli bir bölümünü açıklanamamış bırakmaktadır. Önemli bir sınırlama, fibrozun ortaya çıkması ve ilerlemesi için muhtemelen çok önemli olan karmaşık gen-çevre etkileşimlerini araştırma gücünün sınırlı olmasıdır.[3] Ek olarak, genetik riskin önemli bir kısmı, nadir mutasyonlara veya küçük bireysel etkilere sahip birden fazla SNP’nin ortak etkilerine atfedilebilir ve bunlar potansiyel olarak karmaşık şekillerde etkileşime girebilir ve mevcut GWAS metodolojileri tarafından genellikle yeterince yakalanamaz.[3] Bu boşlukları gidermek, fibrozun tam genetik yapısını ortaya çıkarmak için daha büyük, daha kapsamlı bir şekilde fenotiplendirilmiş kohortlar ve gelişmiş analitik yaklaşımlar gerektirir.

Genetik varyasyonlar, bir bireyin fibrotik hastalıklara yatkınlığında ve ilerlemesinde önemli bir rol oynar ve dokuların yaralanmaya ve inflamasyona nasıl yanıt verdiğini etkiler. Çeşitli tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) ve genler, özellikle karaciğer ve akciğer gibi organlarda fibroz gelişimine ve şiddetine katkıda bulunan faktörler olarak tanımlanmıştır. Bu varyantlar genellikle inflamasyon, hücre dışı matriksin yeniden modellenmesi ve hücresel onarım mekanizmalarında rol oynayan yolları etkiler.

Fibroz derecesiyle ilişkili önemli bir genetik lokus, kromozom 7 üzerindeki rs343062 SNP’si ile işaretlenir ve yaş, BMI, diyabetik durum, bel-kalça oranı ve HbA1c gibi faktörler için ayarlama yapıldıktan sonra bile fibroz şiddeti ile güçlü bir ilişki gösterir.[1] Bu bölgedeki başka bir SNP olan rs867177 de fibroz ile önemli bir ilişki göstermektedir.[1] Kromozom 7 üzerindeki bu bölge, fibroz ile ilgili hücresel süreçlerde rol oynayan NEIL2, FDFT1 ve CTSB gibi genleri barındırır. NEIL2 (Nei Like DNA Glycosylase 2), DNA onarımında rol oynar ve varyasyonların, hücrenin fibrogenezin bilinen bir tetikleyicisi olan oksidatif stresle başa çıkma yeteneğini etkileyebileceğini düşündürür. FDFT1 (Farnesyl-Diphosphate Farnesyltransferase 1), kolesterol biyosentezine katılır, lipid metabolizmasını karaciğer sağlığına ve fibroza bağlar, CTSB(Cathepsin B) ise fibrotik durumlarda doku yeniden modellenmesine ve inflamasyona katkıda bulunabilen bir lizozomal proteazdır.

Diğer varyantlar, lobüler inflamasyon gibi fibroza eşlik eden veya ondan önce gelen özelliklerle bağlantılıdır. Örneğin, rs1227756 , rs7077164 , rs2763341 ve rs1227771 dahil olmak üzere kromozom 10 üzerindeki COL13A1 geni içindeki SNP’ler lobüler inflamasyon ile ilişkilidir.[1] COL13A1, hücre dışı matriksin bir bileşeni olan Kollajen Tip XIII Alfa 1 Zinciri’ni kodlar; kollajen genlerindeki değişiklikler doğrudan doku yapısını etkileyebilir ve patolojik skarlaşmaya katkıda bulunabilir. Benzer şekilde, kromozom 12 üzerindeki EFCAB4B genindeki rs887304 SNP’si de lobüler inflamasyon ile ilişkilidir.[1] EFCAB4B (EF-hand calcium-binding domain-containing protein 4B), bağışıklık yanıtları ve fibrogenik hücrelerin aktivasyonu dahil olmak üzere çeşitli hücresel işlevler için gerekli olan kalsiyum sinyallemesinde rol oynar.

Spesifik SNP’lerin ötesinde, çeşitli genler fibrotik yollarda temel rolleri nedeniyle tanınmaktadır. Transforming Growth Factor Beta 1’i kodlayan TGFB1 geni, akciğer ve karaciğer dahil olmak üzere birçok dokuda fibrozun merkezi bir medyatörüdür. TGFB1promotöründeki fonksiyonel polimorfizmler, hava yolu yanıtlılığı ve astım alevlenmeleri ile ilişkilendirilmiştir ve spesifik haplotip’ler kistik fibrozlu hastalarda akciğer fonksiyonu ile bağlantılıdır.[7] PDGF-A (Platelet-Derived Growth Factor A)‘nın aşırı ekspresyonunun transgenik farelerde spontan hepatik fibroza neden olduğu gösterilmiştir.[8] PDGF-A, fibroblastların ve diğer mezenkimal hücrelerin çoğalmasını ve göçünü uyaran güçlü bir büyüme faktörüdür ve bu da onu hücre dışı matriks birikiminin ve skar oluşumunun kritik bir tetikleyicisi yapar.

Fibrozun karmaşık genetik yapısına daha fazla katkıda bulunanlar, bağışıklık sinyallemesi ve hücresel göçte rol oynayan genlerdir. CXCL12, aynı zamanda SDF-1 (Stromal Derived Factor 1) olarak da bilinir, akciğer hasarı ve fibroz modellerinde ve idiyopatik pulmoner fibrozlu hastalarda artan ekspresyonu gözlemlenen bir kemokindir.[7] CXCL12, progenitör hücreleri ve bağışıklık hücrelerini yaralanma bölgelerine çekmede rol oynar, bu da onarımı teşvik edebilir veya patolojik skarlaşmaya katkıda bulunabilir. Transmembran aktivatörü ve kalsiyum modülatörü ve siklofilin ligand interaktörü (TACI) kodlayan TNFRSF13B geni, B hücresi aktivasyonu ve bağışıklık düzenlemesinde rol oynar.[7] TNFRSF13B’deki nadir mutasyonlar, astım semptomları riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir ve bu da kronik inflamasyonu ve dolayısıyla fibroz gelişimini etkileyebilecek bağışıklık yanıtlarındaki rolünü vurgulamaktadır.[9]

RS IDGenİlişkili Özellikler
chr11:1167980N/Afibrosis

Fibrozis Tanımı ve Histolojik Değerlendirmesi

Section titled “Fibrozis Tanımı ve Histolojik Değerlendirmesi”

Fibrozis, kesin olarak, doku ve organlarda başta kollajen olmak üzere hücre dışı matriks (ECM) bileşenlerinin patolojik birikimi olarak tanımlanır. Bu süreç tipik olarak devam eden yaralanma, inflamasyon veya enfeksiyona karşı kronik bir yanıt olarak ortaya çıkar ve normal doku mimarisini bozabilen ve organ fonksiyonunu bozabilen aşırı bağ dokusu birikimine yol açar. Karaciğer fibrozisinin evresini ve derecesini değerlendirmek için kesin yaklaşım, doğru ölçümleme için tedavi öncesinde elde edilen bir karaciğer biyopsi örneğinin incelenmesini içerir.

Histolojik Evreleme ve Fenotipik Sınıflandırma

Section titled “Histolojik Evreleme ve Fenotipik Sınıflandırma”

Fibrozis, aşırı bağ dokusu birikimi ile karakterize, sıklıkla organ işlev bozukluğuna yol açan ilerleyici patolojik bir durumdur. Karaciğer hastalığı bağlamında, fibrozisin şiddeti öncelikle F0’dan F4’e kadar değişen Metavir skorlama sistemi kullanılarak sınıflandırılır.[2]Bu histolojik evreleme, fibrozisin temel klinik sunumunu oluşturur; burada F0 fibrozis yokluğunu, F1 minimal fibrozisi, F2 orta dereceli fibrozisi, F3 şiddetli fibrozisi ve F4 sirozu temsil eder.[2]Bu farklı evreler, çeşitli klinik fenotipleri tanımlayarak hastaların hastalık şiddetine göre kategorize edilmesine olanak tanır. Araştırma amaçları için, bu fenotipler F0-1 (kontroller) ile F3-4 (vakalar) karşılaştırması veya daha uç bir F0 ile F4 ayrımı gibi ikili sınıflandırmalar halinde daha da rafine edilebilir ve hastalığın ilerleme spektrumunu analiz etmek mümkün olur.[2]

Tanısal Değerlendirme ve Biyobelirteçler

Section titled “Tanısal Değerlendirme ve Biyobelirteçler”

Fibrozun kesin tanısı ve evrelemesi büyük ölçüde objektif yaklaşımlara dayanır ve karaciğer biyopsisi altın standart olarak kabul edilir.[2] Biyopsi sırasında, doku örnekleri deneyimli patologlar tarafından incelenir ve fibroz şiddetinin objektif bir ölçüsünü sağlayan bir Metavir skoru atanır.[2]Histolojik değerlendirmenin ötesinde, fibroz ilerleme hızı (FPR) gibi kantitatif fenotipler, Metavir skorunun yıllar içindeki tahmini enfeksiyon süresine oranı olarak hesaplanan dinamik bir ölçü sunar.[2] Ayrıca, genetik varyantlar yeni ortaya çıkan biyobelirteçler olarak hizmet etmektedir; örneğin, 7. kromozomdaki rs343062 SNP’si, özellikle alkolik olmayan yağlı karaciğer hastalığında, yaş ve BMI gibi faktörler için ayarlama yapıldıktan sonra bile fibroz derecesi ile önemli bir ilişki göstermiştir.[1] 2, 11 ve 18. kromozomlardaki SNP’ler dahil olmak üzere diğer genetik belirteçler, kronik HCV enfeksiyonu bağlamında karaciğer fibrozunun ilerlemesiyle ilişkili olarak tanımlanmıştır.[2]

Fibrozis Progresyonunu ve Heterojenliğini Etkileyen Faktörler

Section titled “Fibrozis Progresyonunu ve Heterojenliğini Etkileyen Faktörler”

Fibrozis progresyonu, tanısal önem ve prognostik değerlendirme için çok önemli olan konak ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimiyle etkilenen, bireyler arası önemli ölçüde değişkenlik gösterir. Fibrozis progresyonuyla önemli ölçüde ve bağımsız olarak ilişkili olan klasik risk faktörleri arasında cinsiyet (erkek/kadın), alkol tüketimi, HCV genotipi, HCV edinme şekli ve enfeksiyon yaşı yer alır.[2]Bu faktörler fenotipik çeşitliliğe katkıda bulunur ve benzer başlangıç koşullarına sahip bireylerin neden fibrozis ilerlemesinde çok farklı oranlar yaşayabileceğini açıklar. Genetik yatkınlıklar bu heterojenliğe daha da katkıda bulunur; spesifik SNP’ler fibrozis derecesiyle ilişkilendirilebilir; örneğin alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı için 7. kromozom üzerindekirs343062 ve rs867177 veya HCV enfeksiyonundan fibrozis progresyonu için 2, 11 ve 18. kromozomlarda tanımlanmış lokuslar.[1] Bu değişken paternleri ve ilişkili faktörleri anlamak, hızlı progresyon için kırmızı bayrakları belirlemeye ve bireyin risk profiline göre ayırıcı tanıları bilgilendirmeye yardımcı olur.

Fibroz, hücre dışı matriks proteinlerinin aşırı birikimi, genetik yatkınlıklar, çevresel maruziyetler ve metabolik düzensizliklerin bir kombinasyonu tarafından yönlendirilen karmaşık bir patolojik süreçtir. Gelişimi genellikle kronik inflamasyonu ve bozulmuş doku onarım mekanizmalarını içerir ve bu da ilerleyici organ işlev bozukluğuna yol açar.

Genetik faktörler, bir bireyin fibrozise yatkınlığını ve ilerlemesini belirlemede önemli bir rol oynar. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), çeşitli bağlamlarda fibrozisle bağlantılı belirli tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) tanımlamıştır. Örneğin, kromozom 7 üzerindekirs343062 SNP’si ile fibrozis derecesi arasında önemli bir ilişki bulunmaktadır ve aynı bölgedeki bir başka SNP olanrs867177 de mütevazı bir ilişki göstermektedir.[1] Bu varyantlar, NEIL2, FDFT1 ve CTSB gibi genlerin yakınında bulunur ve bu da bunların fibrotik yollarda potansiyel rolünü düşündürmektedir.[1] HCV kaynaklı karaciğer fibrozisi bağlamında, kromozom 2 üzerinde tek bir lokus ve kromozom 3, 11 ve 18’de bulunan SNP’ler dahil olmak üzere çeşitli yatkınlık lokusları tanımlanmıştır.[2] Bu genetik varyantlar genellikle RNF7 (rs16851720 yoluyla) ve MERTK ve TULP1 (rs4374383 ve rs9380516 yoluyla) gibi apoptozu düzenleyen genlerle bağlantılıdır; bu da programlanmış hücre ölümü üzerindeki kontrolün fibrozis gelişiminde çok önemli bir mekanizma olabileceğini göstermektedir.[2]

Çevresel ve yaşam tarzı faktörleri, fibrozisin önemli tetikleyicileri ve hızlandırıcılarıdır. Alkol gibi zararlı maddelere kronik maruz kalma, karaciğer fibrozisi ilerlemesi için iyi bilinen bir risk faktörüdür.[2]Enfeksiyöz ajanlar, özellikle Hepatit C virüsü (HCV), karaciğer fibrozisinin temel nedenleridir ve belirli HCV genotipleri hastalığın ilerleme hızını etkiler.[2] HCV edinme şekli de genel risk profiline katkıda bulunur.[2]Doğrudan hepatotoksinler ve enfeksiyonların ötesinde, alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) gibi durumlara katkıda bulunan daha geniş yaşam tarzı seçimleri, örneğin diyet ve fiziksel hareketsizlik, inflamasyonu ve metabolik stresi tetikleyerek dolaylı olarak fibrozisi teşvik edebilir.

Metabolik ve sistemik komorbiditelerin varlığı, fibrozisin gelişimi ve şiddeti üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Yüksek Vücut Kitle İndeksi (VKİ), diyabetik durum, olumsuz bel-kalça oranı ve yüksek HbA1c seviyeleri gibi faktörlerin tümü, fibrozis riskinin artması veya ilerlemesi ile bağımsız olarak ilişkilidir.[1]Bu durumlar, etkilenen organlarda pro-inflamatuar ve pro-fibrotik bir ortam yaratarak, doku hasarını şiddetlendirir ve normal onarım süreçlerini engeller. Ayrıca, yaş, hücresel hasarın kümülatif etkilerini ve zamanla azalan rejeneratif kapasiteyi yansıtan, fibrozis ilerlemesi için tutarlı bir “klasik risk faktörü”dür.[2]Cinsiyet de katkıda bulunan bir faktör olarak rol oynar ve spesifik organa ve altta yatan etiyolojiye bağlı olarak fibrozis ilerlemesi üzerinde farklı etkileri vardır.[2]

Fibroz, genellikle bir bireyin genetik yapısı ile çevresel maruziyetleri ve komorbiditeleri arasındaki karmaşık etkileşimlerden kaynaklanır. Genetik yatkınlıklar, bireyleri çevresel tetikleyicilere karşı daha savunmasız hale getirebilir ve daha şiddetli veya hızlı bir fibrotik yanıta yol açabilir. Örneğin, kromozom 7 üzerindeki rs343062 gibi genetik varyantlar fibroz ile önemli ölçüde ilişkili olsa da, etkileri yaş, BMI, diyabet durumu, bel-kalça oranı ve HbA1c gibi faktörler tarafından daha da düzenlenebilir ve bunlar genetik analizlerde hesaba katılır.[1]Benzer şekilde, HCV kaynaklı karaciğer fibrozu için, genetik yatkınlık lokusları, alkol tüketimi, HCV genotipi ve enfeksiyon yaşı gibi klasik risk faktörleriyle birlikte ve etkileşim halinde tanımlanır.[2] Bu karmaşık etkileşim, fibrozun yalnızca tek genetik kusurlar veya çevresel etkenler tarafından değil, birden fazla katkıda bulunan faktörün sinerjik etkileriyle belirlendiğinin altını çizmektedir.

Fibroz, kronik doku hasarı veya inflamasyona yanıt olarak, öncelikle kollajen olmak üzere hücre dışı matriks (ECM) proteinlerinin aşırı birikimi ile karakterize karmaşık bir patolojik süreçtir. Normal bir yara iyileşme mekanizması olmasına rağmen, kalıcı veya kontrolsüz fibroz, doku mimarisinin bozulmasına ve organ fonksiyonunun bozulmasına yol açar ve potansiyel olarak organ yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Karaciğer, fibroz için yaygın bir bölgedir ve burada Alkolsüz Yağlı Karaciğer Hastalığı (NAFLD) ve Alkolsüz Steatohepatit (NASH) gibi durumlardan veya kronik Hepatit C virüsü (HCV) enfeksiyonundan ilerleyerek sonunda siroza, yani şiddetli ve genellikle geri dönüşü olmayan bir karaciğer hastalığı aşamasına yol açabilir.[1] Fibrozun gelişimi ve ilerlemesi, moleküler sinyalleşme, metabolik yollar ve genetik faktörler dahil olmak üzere, hasara hücresel yanıtları ve ardından dokunun yeniden şekillenmesini belirleyen çok sayıda birbirine bağlı biyolojik mekanizmadan etkilenir.

Fibroz Patofizyolojisi ve Doku Yeniden Şekillenmesi

Section titled “Fibroz Patofizyolojisi ve Doku Yeniden Şekillenmesi”

Fibroz, ECM sentezi ve yıkımı arasındaki normal dengenin bozulduğu, skar dokusu oluşumuna yol açan düzensiz bir yara iyileşmesi yanıtını temsil eder. Karaciğerde bu süreç, kronik inflamasyon ve hepatosit hasarını içerir; bu da miyofibroblastların aktivasyonunu tetikler - öncelikle aşırı kollajen tip I, III ve IV üretmekten sorumlu hücreler.[10] Bu patolojik süreç genellikle ilerleyicidir, örneğin alkolsüz steatohepatitte (NASH) görüldüğü gibi, burada karaciğer içinde değişmiş rejenerasyon ve belirgin bir duktuler reaksiyon ile ilişkilidir.[11]Cinsiyet, alkol tüketimi, HCV genotipi, HCV bulaşma şekli ve enfeksiyon yaşı gibi faktörler, karaciğer fibrozunun ilerlemesine önemli ölçüde katkıda bulunan klinik risk faktörleri olarak kabul edilmektedir.[2] Kollajen gibi ECM bileşenlerinin sürekli birikimi, dokuyu sertleştirir, organ fonksiyonunu bozar ve mimari bozulmaya yol açabilir. Örneğin, hepatik fibrozda, skar dokusunun birikimi normal kan ve safra akışını bozar, karaciğer fonksiyonunu tehlikeye atar.[11] Bu yeniden şekillenme sürecinin ilerlemesi, yaygın fibroz ve rejeneratif nodüllerin oluşumu ile karakterize, karaciğerin hayati metabolik ve detoksifikasyon fonksiyonlarını yerine getirme kapasitesini önemli ölçüde azaltan şiddetli bir durum olan siroza ilerleyebilir.[12] Doku düzeyindeki bu patofizyolojik değişiklikleri anlamak, fibroz için terapötik hedefleri ve prognostik belirteçleri belirlemek için çok önemlidir.

Fibrozun başlaması ve ilerlemesi, hücre dışı matriks üretimini ve hücresel aktivasyonu yönlendiren çeşitli kritik moleküler ve hücresel sinyal yolları tarafından yönetilir. Merkezi bir oyuncu, kollajen ve diğer ECM bileşenlerinin sentezini uyaran ve aynı zamanda bunların yıkımını engelleyen güçlü bir sitokin olan Transforming Growth Factor-beta (TGF-beta)‘dır.[13] Bir diğer önemli mediyatör ise miyofibroblast benzeri hücrelerin proliferasyonunu ve aktivasyonunu teşvik ederek fibrotik yanıta katkıda bulunan Platelet-Derived Growth Factor-A (PDGF-A)‘dır; gerçekten de, PDGF-A’yı aşırı eksprese eden transgenik fareler kendiliğinden önemli hepatik fibroz geliştirir.[8] Bu büyüme faktörleri, hedef hücreler üzerindeki spesifik reseptörler aracılığıyla etki göstererek, değişen gen ekspresyonuna ve artan ECM birikimine yol açan hücre içi sinyal kaskadlarını aktive eder.

Kollajen gen ekspresyonu gibi hücresel fonksiyonlar doğrudan bu yollardan etkilenir ve hepatik fibrozda tip I, III ve IV kollajenlerin yüksek seviyeleri gözlenir.[10]Ayrıca, bağışıklık sistemi düzenleyici bir rol oynar; bu durum, kronik hepatit C enfeksiyonu olan hastalardaInterferon gamma receptor 2gen varyantlarının karaciğer fibrozu ile ilişkisi ile kanıtlanmıştır.[14] Çeşitli enzimler, reseptörler ve transkripsiyon faktörlerini içeren bu karmaşık düzenleyici ağlardaki bozulmalar, toplu olarak skar dokusunun sürekli üretimine ve normal doku onarım mekanizmalarının başarısızlığına katkıda bulunarak ilerleyici organ hasarına yol açar.

Metabolik süreçler, özellikle lipid metabolizması, fibrozisin gelişimi ve ilerlemesiyle yakından bağlantılıdır, özellikle alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması hastalığı (NAFLD) bağlamında. Squalen sentazı kodlayan FDFT1 geni, farnesil pirofosfatın squalene dönüştürülmesini katalize ederek kolesterol biyosentezinde önemli bir rol oynar; bu, sterol sentezindeki ilk kararlı adımdır.[1] Bu yolun düzensizliği, lipid profillerinin ve hücresel stresin değişmesine katkıda bulunabilir ve bunlar fibrogenezin bilinen tetikleyicileridir.[1] Squalen sentaz inhibitörlerinin plazma kolesterol seviyelerini düşürdüğü gösterilmiştir ve bu da lipid homeostazındaki önemini vurgulamaktadır.[15]Nükleer hormon reseptörü Karaciğer X reseptörü alfa (LXRα),FDFT1 genindeki negatif yanıt elemanları (nLXRE’ler) yoluyla squalen sentazın ekspresyonunu susturarak önemli bir düzenleyici görevi görür.[16]LXR, diyet şekerleri tarafından aktive edilir ve bu da yağ asidi sentezini indükler, böylece diyet alımı, lipid metabolizması ve potansiyel fibrotik yollar arasında doğrudan bir bağlantı oluşturur.[16]LXR agonistleri yoluyla LXR aktivitesinin modülasyonu, örneğin, dislipidemi ve NAFLD gibi durumlar için terapötik bir strateji olarak araştırılmaktadır ve bu da metabolik sağlık ve fibrozis ilerlemesinin birbirine bağlı olduğunu vurgulamaktadır.[16] Ek olarak, yağ asitlerinin kendileri, Transforming Growth Factor-beta’nın aktivitesini ve plazma klirensini modüle edebilir, böylece temel fibrotik sinyal yollarını etkileyebilir.[13]

Genetik mekanizmalar, bir bireyin fibrozise yatkınlığını ve ilerlemesini önemli ölçüde etkiler. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), fibrozis derecesiyle ilişkili kromozom 7 üzerindekirs343064 gibi spesifik genetik varyantları tanımlamıştır.[1] Bu çalışmalar, özelliğe genetik katkıları ayırt etmek için yaş, BMI, diyabet durumu, bel-kalça oranı ve HbA1c gibi çeşitli klinik kovaryatları entegre eder.[1] Bu ilişkili varyantlara yakın konumdaki NEIL2, FDFT1 ve CTSB gibi genler, fibrotik süreçleri etkileme potansiyeline sahip adaylardır ve FDFT1’in lipid metabolizmasındaki rolü doğrudan bir bağlantı sağlar.[1]Tek nükleotid polimorfizmlerinin ötesinde, daha geniş genetik imzalar ve spesifik gen fonksiyonları fibroziste rol oynar. Örneğin, kronik hepatit C’li hastalarda siroz gelişme riskini öngören 7 genli bir imza tanımlanmıştır.[12] PDGF-A gibi genlerdeki varyantlar doğrudan fibroza bağlanmıştır ve genetik yatkınlıkların büyüme faktörü sinyalini nasıl değiştirebileceğini ve aşırı ECM üretimini nasıl tetikleyebileceğini göstermektedir.[8] Ayrıca, gen ekspresyon modelleri mutasyonlarla değiştirilebilir; örneğin, bağırsak bağışıklık yanıtı gen ekspresyonunu etkileyen ve diğer hastalıklara yatkınlığa neden olabilen mutant bir collagen XIII’de görüldüğü gibi, genetik varyasyonların doku sağlığı ve hastalık duyarlılığı üzerindeki çeşitli etkilerini göstermektedir.[17]

Fibrozis, hücre dışı matriks (ECM) bileşenlerinin aşırı birikimi ile karakterize edilen, doku skarlaşmasına ve organ fonksiyon bozukluğuna yol açan karmaşık bir patolojik süreçtir. Bu süreç, iç içe geçmiş sinyalizasyon yolları, metabolik değişimler ve düzenleyici mekanizmaların birleşimiyle yönlendirilir ve sonuç olarak düzensizleşmiş bir doku mikro çevresi ortaya çıkar. Bu yolları anlamak, terapötik hedefleri belirlemek ve etkili anti-fibrotik stratejiler geliştirmek için çok önemlidir.

Reseptör Sinyali Yoluyla Başlatma ve Yayılma

Section titled “Reseptör Sinyali Yoluyla Başlatma ve Yayılma”

Fibrozis, genellikle belirli hücre yüzeyi reseptörlerinin aktivasyonu ve bunların sonraki hücre içi sinyal kaskadları ile başlatılır ve yayılır; bu durum hücre davranışını ve gen ekspresyonunu derinden etkiler. Dönüştürücü büyüme faktörü-beta (TGF-beta) yolu, fibrozisin merkezi bir mediatörüdür ve yağ asitleri, aktivitesini ve plazma klirensini önemli ölçüde modüle ederek alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) gibi durumlara katkıda bulunur.[13] Benzer şekilde, trombositten türetilen büyüme faktörü A (PDGF-A) aşırı ekspresyonu, kendiliğinden hepatik fibrozu indükleyebilir.[8] bu da doğrudan pro-fibrojenik rolünü vurgular. Ayrıca, hepatik stellat hücrelerinde NADPH oksidaz yoluyla transdükte edilen Anjiyotensin IIsinyal kaskadı, hepatik fibrozis için kritiktir.[18] ve ayrıca diğer hücre tiplerinde bir Cables1-p21-bağımlı yol aracılığıyla proliferasyonu inhibe edebilir ve yaşlanmayı indükleyebilir.[19] Bunların ötesinde, diğer sinyal ağları önemli ölçüde katkıda bulunur. Örneğin, WNT/beta-katenin yolu, hücre proliferasyonunu teşvik etmek için parakrin olarak aktive edilebilir.[20] ve temel bileşeni olan beta-katenin, genellikle büyüme ile ilişkili bir reseptör olan Frizzled 7 ekspresyonunun düzenlenmesinde rol oynar.[21]Yüksek glikoz koşulları ayrıcaJAK2/STAT3 yolunu aktive edebilir ve VEGF yukarı regülasyonuna yol açabilir; bu süreç bir mitokondriyal ROS yoluyla inhibe edilebilir.[22] metabolik durumu pro-anjiyojenik ve potansiyel olarak fibrotik sinyallemeye bağlar. Aril hidrokarbon reseptörü(AhR), triptofan metabolizmasından kaynaklanan üremik toksinler tarafından aktive edilebilir.[23]metabolik yan ürünlerin reseptör aracılı hastalık progresyonunda bir rolü olduğunu düşündürmektedir. Bu birbirine bağlı sinyal olayları, düz kas farklılaşması için moleküler bir anahtar olanmyocardin gibi transkripsiyon faktörlerini düzenlemek için birleşir.[24] aktivitesi, uterin miyomlarda ERalpha tarafından inhibe edilir.[25] karmaşık geri bildirim döngülerini ve hücreye özgü düzenlemeyi gösterir.

Metabolik Yeniden Programlama ve Hücresel Biyoenerjetik

Section titled “Metabolik Yeniden Programlama ve Hücresel Biyoenerjetik”

Metabolik yollar, fibrotik durumlarda önemli ölçüde düzensizleşir ve sürekli fibrotik yanıtı desteklemek için hücresel enerjiyi, biyosentezi ve katabolizmayı etkiler. Örneğin karaciğerde, trigliserit biyosentezi önemli bir süreçtir ve skualen sentaz inhibitörleri, farnesol yolu aracılığıyla bunu baskılayabilir.[15] Bu durum, NAFLD gibi hepatik patolojilerde lipid metabolizmasının rolünü göstermektedir. Yağ asitlerinin TGF-beta aktivitesini modüle etmesi, lipid metabolizması ve pro-fibrotik sinyalleşme arasındaki etkileşimi daha da vurgulamaktadır.[13] Liver X reseptör agonistleri, dislipidemi için potansiyel terapötik ajanlar olarak araştırılmaktadır.[16] Bu durum, lipid kaynaklı fibrotik değişiklikleri önlemede veya tersine çevirmede metabolik düzenlemenin önemini vurgulamaktadır.

Lipidlerin ötesinde, daha geniş metabolik düzenleme, karbonhidratları algılayan ChREBP gibi transkripsiyon faktörlerini içerir.[26]Bu sayede glikoz metabolizmasını, hücresel fenotipi ve fibrotik ilerlemeyi etkileyebilecek gen ekspresyon programlarına bağlar. Fibrotik hücrelerdeki genel metabolik akı kontrolü, matris protein sentezi ve hücresel proliferasyon için artan talebi destekleyecek şekilde değişir ve genellikle enerji metabolizmasındaki değişiklikleri içerir. Bu metabolik kaymalar, fibrogenik hücrelerin sürekli aktivasyonu ve ECM’nin sürekli birikimi için uygun bir ortam yaratır.

Hücresel Stres Yanıtları ve Post-Translasyonel Kontrol

Section titled “Hücresel Stres Yanıtları ve Post-Translasyonel Kontrol”

Fibrotik dönüşüme uğrayan hücreler belirgin stres yanıtları sergiler ve protein homeostazını ve hücre kaderini yönetmek için karmaşık post-translasyonel düzenleyici mekanizmalara büyük ölçüde güvenirler. Örneğin oksidatif stres, doku hasarına ve fibrotik süreçlerin başlamasına katkıda bulunan önemli bir faktör olarak kabul edilmektedir.[27] Genellikle Anjiyotensin II gibi uyaranlara yanıt olarak NADPH oksidaz gibi enzimler tarafından üretilir.[18] Endoplazmik retikulum (ER) stresi bir diğer kritik bileşendir; burada TBL2 proteini ATF4 mRNA’sı ile ilişkili olup translasyonunu düzenler.[28] ve ayrıca 60S ribozomal alt birimi ile etkileşime girer.[28] bu da stres altında protein sentezi kontrolünde bir rolü olduğunu gösterir.

Önemli bir post-translasyonel modifikasyon olan ubikitinasyon, protein yıkımında ve sinyal iletiminde çok önemli bir rol oynar. E2’den bağımsız ubikitin ligazı FATS, p53’ü stabilize eder ve DNA hasarına yanıt olarak aktivasyonunu teşvik eder.[29] bu da hasarlı dokularda hücre döngüsü durmasına veya apoptoza etki edebilir ve böylece hücresel yaralanma yanıtını düzenler. Parkin ve Smurf1 gibi diğer ubikitin ligazları, seçici otofajide rol oynar.[30] hasarlı organellerin ve proteinlerin uzaklaştırılmasına aracılık eder; bu, hücresel dayanıklılık için kritik bir süreçtir, ancak fibroz gibi kronik hastalıklarda sıklıkla düzensizleşir. Ayrıca, apoptoz karaciğer hasarı ve fibrozun bir bağlantı noktasıdır.[31] burada apoptotik hücreler, kaspaz-3 aracılı lipid çekim sinyalleri yoluyla fagosit göçünü indükler.[32] ve stellat hücreler tarafından yutulmaları profibrojendir.[31] bu da hücre ölümü ve temizleme mekanizmalarının fibroza nasıl katkıda bulunduğunu vurgulamaktadır.

Hücre Dışı Matriks Dinamikleri ve Doku Düzensizliği

Section titled “Hücre Dışı Matriks Dinamikleri ve Doku Düzensizliği”

Pro-fibrotik sinyalleşme, metabolik değişiklikler ve hücresel stres yanıtlarının doruk noktası, hücre dışı matriks (ECM) dinamiklerinin ve genel doku mimarisinin derinlemesine değişmesidir ve bu da hiyerarşik düzensizliğe ve ortaya çıkan patolojik özelliklere yol açar. Fibrozis, özellikle tip I, III ve IV kollajenler olmak üzere belirli kollajen tiplerinin gen ekspresyonunun artmasıyla karakterizedir; bu durum hepatik fibroziste gözlemlenir.[10] Örneğin, mutant bir collagen XIII, bağırsak immün yanıtı gen ekspresyonunu değiştirebilir.[17] bu da belirli ECM bileşenlerinin hücresel fonksiyonları yapısal desteğin ötesinde nasıl etkileyebileceğini göstermektedir. Bu yapısal proteinlerin üretimi ve birikimi sıkı bir şekilde düzenlenir; MYOSLID gibi uzun kodlamayan RNA’lar, serum response factoraracılığıyla düz kas farklılaşma programlarını güçlendirerek[33] özelleşmiş hücrelerin fibrotik fenotipine katkıda bulunur.

Sistem düzeyinde fibrozis, kapsamlı yolak etkileşimlerini ve ağ etkileşimlerini içerir. Nonalcoholic steatohepatitiste görülen ilerleyici fibrozis, değişen rejenerasyon ve belirgin bir duktüler reaksiyon ile ilişkilidir.[11] bu da normal doku onarım mekanizmalarının başarısızlığını ve patolojik yeniden şekillenmeye doğru bir kaymayı gösterir. Bu kalıcı doku hasarı, kontrolsüz bir fibrogenik yanıtla birleştiğinde, kendi kendini devam ettiren bir döngü yaratır. Cinsiyet hormonlarının immün yanıt üzerindeki etkisi de dahil olmak üzere bu entegre yolların genel düzensizliği[34] fibrotik dokunun sertlik ve bozulmuş organ fonksiyonu gibi ortaya çıkan özelliklerine yol açar; bu özellikler, kritik hastalığa özgü mekanizmaları ve terapötik müdahale hedeflerini temsil eder.

Fibroz, özellikle kronik karaciğer hastalıklarında, hastalığın ilerleme seyrini ve uzun vadeli klinik sonuçları öngörmede önemli prognostik değere sahiptir. Örneğin, hepatit C virüsü (HCV) enfeksiyonunda, karaciğer fibrozunu evreleyen Metavir skoru, hastalık şiddetini değerlendirmek ve F3-4 veya F4 sirozu gibi ileri aşamalara ilerlemeyi tahmin etmek için çok önemlidir.[2] Fibroz ilerleme hızı, yıllık Metavir birimleri olarak ölçülebilir, bu prognozu daha da iyileştirerek, klinisyenlerin bir hastanın karaciğer hastalığının zaman içinde ne kadar hızlı kötüleşebileceğini tahmin etmelerini sağlar ve bu da sürveyans ve müdahale stratejileri için önemlidir.[2]Genetik faktörler, fibroz ilerlemesindeki bireysel değişkenliğe önemli ölçüde katkıda bulunur ve kişiselleştirilmiş tıp ve risk sınıflandırması için içgörüler sunar. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), fibroz ilerleme hızıyla bağlantılı belirli tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) tanımlamıştır; örneğin,rs16851720 ’de, her risk allelinin karaciğer fibroz progresyon hızını yılda 0,033 Metavir birimi artırdığı ve yaklaşık otuz yılda yaklaşık bir Metavir birimi biriktirdiği gösterilmiştir.[2] Benzer şekilde, alkolik olmayan yağlı karaciğer hastalığında (NAFLD), 7. kromozomdaki rs343062 gibi SNP’ler, temel metabolik kovariatlar için ayarlama yapıldıktan sonra bile fibroz derecesi ile önemli ölçüde ilişkilendirilmiştir.[1] Bu genetik belirteçler, önemli hasar meydana gelmeden önce daha agresif bir şekilde izlenmeyi veya hedeflenmiş önleyici tedbirleri gerektiren yüksek riskli bireylerin belirlenmesine yardımcı olabilir.

Fibroz değerlendirmesi, çeşitli kronik organ hastalıklarının, özellikle de karaciğer rahatsızlıklarının teşhis ve evrelendirilmesinde bir köşe taşıdır. Karaciğer biyopsisi, invaziv olmasına rağmen, fibrozisi F0 (fibroz yok) ile F4 (siroz) arasında sınıflandıran Metavir gibi skorlama sistemlerini kullanarak fibroz şiddetinin doğrudan bir ölçüsünü sağlar.[2] Başlangıç ​​teşhisinin ötesinde, fibrozisi doğru bir şekilde evrelendirmek, tedavi seçimini yönlendirmek için kritiktir, çünkü ileri fibroz genellikle farklı terapötik yaklaşımlar ve komplikasyonlar için daha yakın izleme gerektirir.

Fibroz ilerlemesi için izleme stratejileri, hastalık aktivitesini ve tedavi yanıtını değerlendirmek için gereklidir. Örneğin, Metavir skorunun enfeksiyonun tahmini süresine oranı hesaplanarak fibroz ilerleme hızı (FPR) nicelendirilmesi, hastalık aktivitesinin dinamik bir ölçüsünü sağlar.[2] Bu, klinisyenlerin zaman içindeki değişiklikleri izlemesine ve müdahaleleri buna göre ayarlamasına olanak tanır. HCV ile ilişkili fibroz veya NAFLD’de bulunanlar gibi, fibroz ile ilişkili genetik varyantların tanımlanması.[1] genetik profil çıkarmanın, riski değerlendirmek ve izleme planlarını uyarlamak için invaziv olmayan bir araç sunarak, mevcut tanı araçlarını tamamlayabileceği ve böylece hasta bakımını optimize edebileceği bir geleceği öne sürmektedir.

Fibrozis gelişimi ve ilerlemesi, sıklıkla çeşitli komorbiditeler ve yerleşik risk faktörleriyle iç içedir ve genetik ve çevresel etkilerin karmaşık etkileşimini vurgulamaktadır. Karaciğer fibrozisi bağlamında, cinsiyet, alkol tüketimi, spesifik HCV genotipleri, HCV edinme şekli ve enfeksiyon yaşı gibi klasik risk faktörleri, fibrozis ilerleme hızıyla önemli ölçüde ve bağımsız olarak ilişkilidir.[2] Bu faktörler, bir hastanın genel risk profilini anlamak için klinik değerlendirmelerde rutin olarak dikkate alınır.

Enfeksiyöz nedenlerin ötesinde, metabolik komorbiditeler, özellikle alkolsüz yağlı karaciğer hastalığında (NAFLD), fibrozisle güçlü bir şekilde bağlantılıdır. Çalışmalar, NAFLD’deki fibrozis derecesinin yaş, vücut kitle indeksi (BMI), diyabetik durum, bel-kalça oranı ve HbA1c seviyeleri gibi faktörlerle ilişkili olduğunu göstermiştir.[1] Genetik ilişkilendirme analizlerinde bu metabolik faktörlere göre ayarlama yapmak, bunların fibrotik sürece önemli katkısını vurgulamaktadır. Bu ilişkileri anlamak, kapsamlı hasta yönetimi için hayati öneme sahiptir ve klinisyenlerin fibrozisi şiddetlendiren ve ilerlemesini hafifleten altta yatan durumları ele almalarını sağlar.

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak fibrozun en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Babamda karaciğer fibrozisi var; bende de olur mu?

Section titled “1. Babamda karaciğer fibrozisi var; bende de olur mu?”

Kesin olmamakla birlikte, fibrozisin genetik bir bileşeni vardır. Bazı genetik varyantlar yatkınlığınızı artırabilir; bu da diyet veya yaşam tarzı seçimleri gibi başka risk faktörleriniz de varsa daha duyarlı olabileceğiniz anlamına gelir. Örneğin, spesifik SNP’ler, alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) gibi durumlarda fibrozisin derecesiyle ilişkilendirilmiştir. Aile geçmişinizi bilmek, proaktif yönetim için önemlidir.

2. İyi besleniyorum; karaciğerim neden hala risk altında olabilir?

Section titled “2. İyi besleniyorum; karaciğerim neden hala risk altında olabilir?”

İyi alışkanlıklarınız olsa bile, genetik yapınız riskinizi etkileyebilir. Bazı genetik varyasyonlar, bazı bireyleri alkol kullanmamalarına rağmen nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) gibi ve bu da karaciğer fibrozuna yol açabilen durumlara daha yatkın hale getirebilir. Bu, genleriniz ve çevresel faktörler arasındaki karmaşık bir etkileşimdir.

3. Etnik Kökenim Fibrozis Riskimi Etkiler mi?

Section titled “3. Etnik Kökenim Fibrozis Riskimi Etkiler mi?”

Evet, etnik kökeniniz rol oynayabilir. Genetik yapılar popülasyonlar arasında farklılık gösterir, bu da fibrozis ile bağlantılı belirli genetik varyantların belirli etnik gruplarda daha yaygın olabileceği veya farklı etkilere sahip olabileceği anlamına gelir. Bu, araştırmaların bulguların geniş çapta uygulanabilir olmasını sağlamak için neden çeşitli kohortlara ihtiyaç duyduğunu vurgulamaktadır.

4. Doktorum BMI’min yüksek olduğunu söylüyor; bu fibroz riskimi artırır mı?

Section titled “4. Doktorum BMI’min yüksek olduğunu söylüyor; bu fibroz riskimi artırır mı?”

Evet, yüksek bir BMI önemli bir risk faktörüdür. Genellikle obezite ile ilişkili olan alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD ) gibi durumlar, karaciğer fibrozuna yol açabilir. Genetik geçmişiniz, vücudunuzun kiloyu ve metabolik sağlığı nasıl yönettiğini etkileyebilir ve bu riski daha da etkileyebilir.

Mutlaka garanti değil, ancak Hepatit C gibi kronik enfeksiyonlar fibrozisin ana nedenlerindendir. Enfeksiyonun kendisi süreci başlatırken, 2, 3, 11 ve 18. kromozomlarda bulunanlar gibi bazı genetik varyantlar, fibrozisinizin ne kadar hızlı veya şiddetli ilerleyebileceğini etkileyebilir.

6. Ara sıra alkol alıyorum; ailemde fibroz varsa bu riski artırabilir mi?

Section titled “6. Ara sıra alkol alıyorum; ailemde fibroz varsa bu riski artırabilir mi?”

Evet, alkol tüketimi özellikle karaciğer gibi organlarda fibroz için bilinen bir risk faktörüdür. Eğer fibroz için genetik bir yatkınlığınız da varsa, ılımlı düzeyde alkol tüketimi bile bu genetik yatkınlıklara sahip olmayan birine kıyasla daha yüksek bir riske veya daha hızlı ilerlemeye katkıda bulunabilir.

7. Fibrozis riskimi söyleyebilecek bir genetik test var mı?

Section titled “7. Fibrozis riskimi söyleyebilecek bir genetik test var mı?”

Genel kullanım için mevcut tek bir “fibrozis risk testi” olmamasına rağmen, Genom Çapında İlişkilendirme Çalışmaları (GWAS) gibi araştırmalar, NAFLD gibi durumlarda fibrozis riski veya ilerlemesi ile ilişkili olanrs343062 SNP’si gibi belirli genetik belirteçler tanımlamaktadır. Bu bilgiler kişiselleştirilmiş tıbba doğru ilerlemektedir, ancak kapsamlı bir klinik değerlendirme hala çok önemlidir.

8. Arkadaşımın akciğer fibrozisi var; bu karaciğerimin güvende olduğu anlamına mı geliyor?

Section titled “8. Arkadaşımın akciğer fibrozisi var; bu karaciğerimin güvende olduğu anlamına mı geliyor?”

Fibrozis, akciğerler (pulmoner fibrozis), karaciğer (karaciğer fibrozisi), böbrekler (renal fibrozis) ve kalp (kardiyak fibrozis) dahil olmak üzere neredeyse tüm organları etkileyebilir. Spesifik tetikleyiciler ve genetik yatkınlıklar her organ için farklılık gösterebilirken, abartılı yara iyileşmesine karşı genel bir eğilime sahip olmak, teorik olarak, spesifik yaralanma veya inflamasyona bağlı olarak çeşitli dokularda fibrozis riskinizi artırabilir.

9. Ailemde fibrozis olmasına rağmen bunu önleyebilir miyim?

Section titled “9. Ailemde fibrozis olmasına rağmen bunu önleyebilir miyim?”

Evet, riskinizi azaltmak için kesinlikle adımlar atabilirsiniz. Genetik yatkınlığınız olsa da, sağlıklı bir BMI’ı korumak, diyabet durumunu yönetmek ve alkol tüketimini sınırlamak gibi yaşam tarzı faktörleri çok önemlidir. Bu eylemler, genetik yatkınlıkların hastalık olarak tezahür edip etmeyeceğini önemli ölçüde etkileyebilir.

10. Yaşlanmak, Fibrozis Geliştirme Olasılığımı Artırır mı?

Section titled “10. Yaşlanmak, Fibrozis Geliştirme Olasılığımı Artırır mı?”

Evet, yaş, fibrozis ilerlemesi için bilinen bir risk faktörüdür. Genetik yatkınlığınız bir temel oluştururken, yaşlanmanın kümülatif etkisi, diğer çevresel maruziyetler ve önceden var olan durumlarla birlikte, zamanla fibrozis geliştirme veya kötüleştirme olasılığınızı artırabilir.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler geldikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Chalasani N et al. “Genome-wide association study identifies variants associated with histologic features of nonalcoholic Fatty liver disease.” Gastroenterology. PMID: 20708005.

[2] Patin E et al. “Genome-wide association study identifies variants associated with progression of liver fibrosis from HCV infection.” Gastroenterology. PMID: 22841784.

[3] Imboden, M, et al. “Genome-wide association study of lung function decline in adults with and without asthma.”J Allergy Clin Immunol, 2012, PMID: 22424883.

[4] Lowe, JK, et al. “Genome-wide association studies in an isolated founder population from the Pacific Island of Kosrae.” PLoS Genet, 2009, PMID: 19197348.

[5] Ishigaki, K, et al. “Large-scale genome-wide association study in a Japanese population identifies novel susceptibility loci across different diseases.” Nat Genet, 2020, PMID: 32514122.

[6] Pillai, SG, et al. “A genome-wide association study in chronic obstructive pulmonary disease (COPD): identification of two major susceptibility loci.”PLoS Genet, 2009, PMID: 19300482.

[7] Yao TC et al. “Genome-wide association study of lung function phenotypes in a founder population.” J Allergy Clin Immunol. PMID: 23932459.

[8] Thieringer F et al. “Spontaneous hepatic fibrosis in transgenic mice overexpressing PDGF-A.” Gene. PMID: 18598744.

[9] Janzi M et al. “Rare mutations in TNFRSF13B increase the risk of asthma symptoms in Swedish children.” Genes Immun. PMID: 22054035.

[10] Ala-Kokko L, Pihlajaniemi T, Myers JC, et al. Gene expression of type I, III and IV collagens in hepatic fibrosis induced by dimethylnitrosamine in the rat. Biochem J. 1987 Jun 15;244(3):75-9.

[11] Richardson MM, Jonsson JR, Powell EE, et al. Progressive fibrosis in nonalcoholic steatohepatitis: association with altered regeneration and a ductular reaction. Gastroenterology. 2007 Jul;133(1):80-90.

[12] Huang H, Shiffman ML, Cheung RC, et al. Identification of two gene variants associated with risk of advanced fibrosis in patients with chronic hepatitis C. Gastroenterology. 2006 May;130(6):1679-87.

[13] Ling TY, Huang YH, Lai MC, et al. Fatty acids modulate transforming growth factor-beta activity and plasma clearance. FASEB J. 2003 Aug;17(10):1559-61.

[14] Nalpas B, Lavialle-Meziani R, Plancoulaine S, et al. Interferon gamma receptor 2 gene variants are associated with liver fibrosis in patients with chronic hepatitis C infection. Gut. 2010 Aug;59(8):1120-6.

[15] Hiyoshi H, Yanagimachi M, Ito M, et al. Squalene synthase inhibitors suppress triglyceride biosynthesis through the farnesol pathway in rat hepatocytes. J Lipid Res. 2003 Jan;44(1):128-35.

[16] Wang Y, Rogers PM, Su C, et al. Liver X receptor agonists as potential therapeutic agents for dyslipidemia and atherosclerosis. Arterioscler Thromb Vasc Biol. 2003 Jun;23(6):1169-77.

[17] Tuomisto A, Sund M, Tahkola J, et al. A mutant collagen XIII alters intestinal expression of immune response genes and predisposes transgenic mice to develop B-cell lymphomas. Cancer Res. 2008 Dec 1;68(23):10324-32.

[18] Bataller R, North KE, Brenner DA. Genetic polymorphisms and the progression of liver fibrosis: a critical appraisal. Hepatology. 2003 Mar;37(3):493-503.

[19] Pu, Z., et al. “Cables1 Inhibits Proliferation and Induces Senescence by Angiotensin II via a p21-Dependent Pathway in Human Umbilical Vein Endothelial Cells.” J Vasc Res, 2017, vol. 54, pp. 13–21.

[20] Ono, M., et al. “Paracrine activation of WNT/beta-catenin pathway in uterine leiomyoma stem cells promotes tumor growth.” Proc Natl Acad Sci U S A, 2013, vol. 110, pp. 17053–17058.

[21] Simmons, G.E., et al. “Frizzled 7 Expression Is Positively Regulated by SIRT1 and beta-Cateninin Breast Cancer Cells.”PLoS One, 2014, vol. 9, no. 10, e108842.

[22] Zheng, Z., et al. “Inhibition of JAK2/STAT3-mediated VEGFupregulation under high glucose conditions byPEDF through a mitochondrial ROS pathway in vitro.” Invest Ophthalmol Vis Sci, 2010, vol. 51, pp. 64–71.

[23] Sallée, M., et al. “The aryl hydrocarbon receptor-activating effect of uremic toxins from tryptophan metabolism: a new concept to understand cardiovascular complications of chronic kidney disease.”Toxins (Basel), 2014, vol. 6, pp. 934–49.

[24] Chen, J., et al. “Myocardin: a component of a molecular switch for smooth muscle differentiation.”J Mol Cell Cardiol, 2002, vol. 34, pp. 1345–56.

[25] Liao, X.H., et al. “ERalpha inhibited myocardin-induced differentiation in uterine fibroids.” Exp Cell Res, 2017, vol. 350, pp. 73–82.

[26] Ortega-Prieto, P., et al. “Carbohydrate sensing through the transcription factorChREBP.” Front Genet, 2019, vol. 10, pp. 472.

[27] Starke, R.M., et al. “The role of oxidative stress in cerebral aneurysm formation and rupture.”Curr Neurovasc Res, 2013, vol. 10, pp. 247–55.

[28] Tsukumo, Y., et al. “TBL2 associates With ATF4 mRNA via its WD40 domain and regulates its translation during ER stress.” J Cell Biochem, 2016, vol. 117, pp. 500–509.

[29] Yan, S., et al. “FATS is an E2-independent ubiquitin ligase that stabilizes p53 and promotes its activation in response to DNA damage.” Oncogene, 2014, vol. 33, pp. 5424–5434.

[30] Franco, L.H., et al. “The Ubiquitin Ligase Smurf1 Functions in Selective Autophagy of Mycobacterium tuberculosis and Anti-tuberculous Host Immunity.” Cell Host Microbe, 2020, vol. 27, pp. 227–241.e6.

[31] Canbay, A., et al. “Apoptosis: the nexus of liver injury and fibrosis.”Hepatology, 2004, vol. 39, pp. 273–8.

[32] Lauber, K., et al. “Apoptotic cells induce migration of phagocytes via caspase-3-mediated release of a lipid attraction signal.” Cell, 2003, vol. 113, pp. 717–30.

[33] Zhao, J., et al. “MYOSLID is a novel serum response factor-dependent long noncoding RNA that amplifies the vascular smooth muscle differentiation program.”Arterioscler Thromb Vasc Biol, 2016, vol. 36, pp. 2088–2099.

[34] Bouman, A., et al. “Sex hormones and the immune response in humans.” Hum Reprod Update, 2005, vol. 11, pp. 11–24.