İçeriğe geç

Ailesel Apolipoprotein B Hipobetalipoproteinemi

Ailesel apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisi (FHBL), apolipoprotein B (APOB) seviyelerinin anormal derecede düşük olması ve bunun sonucunda kandaki düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-K) ve diğerAPOB içeren lipoproteinlerin konsantrasyonlarının azalmasıyla karakterize edilen genetik bir hastalıktır. Bu durum kalıtsaldır, yani ailelerde görülür ve tipik olarak APOBgenindeki mutasyonlardan kaynaklanır. FHBL’li bireyler genellikle ortalamadan önemli ölçüde daha düşük total kolesterol ve LDL-K seviyelerine sahiptir.

APOBgeni, apolipoprotein B’nin yapımı için talimatlar sağlar; bu protein, şilomikronlar, çok düşük yoğunluklu lipoproteinler (VLDL), ara yoğunluklu lipoproteinler (IDL) ve düşük yoğunluklu lipoproteinler (LDL) dahil olmak üzere çeşitli lipoproteinlerin yapısı ve işlevi için gerekli olan büyük bir proteindir. Bu lipoproteinler, vücut boyunca yağları ve kolesterolü taşımaktan sorumludur.APOBgenindeki mutasyonlar, karaciğerin bu lipoproteinleri sentezleme ve salgılama yeteneğini bozarak, kısaltılmış veya işlevsiz bir apolipoprotein B proteinine yol açabilir. Bu durum, dolaşımdaki lipoprotein parçacıklarının daha az olmasına ve dolayısıyla kan dolaşımında daha düşük lipid seviyelerine neden olur. Heterozigotlar (APOB’nin bir mutasyonlu kopyasını taşıyanlar) genellikle hafif ila orta derecede lipid azalması yaşarken, homozigotlar (iki mutasyonlu kopya taşıyanlar) veya bileşik heterozigotlar (iki farklı mutasyonlu kopya taşıyanlar) daha ciddi eksikliklere sahip olabilir.

FHBL’nin başlıca klinik belirtisi, genellikle aterosklerotik kardiyovasküler hastalığa (CVD) karşı koruyucu kabul edilen çok düşük LDL-C’dir.[1]Araştırmalar, apolipoprotein B’nin lipid özellikleri ile koroner kalp hastalığı (CHD) riski arasındaki ilişkinin temelinde yatan kritik bir faktör olduğunu göstermektedir.[1]Ayrıca, apolipoprotein B düzeyleri, özellikle bu iki ölçüm uyumsuz olduğunda, LDL kolesterol düzeylerinden daha güçlü bir kardiyovasküler hastalık riski ilişkisi göstermektedir.[1]Hipoteze göre, apolipoprotein B ile indekslenen aterojenik lipoprotein partiküllerinin sayısı, dolaşımdaki kolesterol veya trigliseritlerin mutlak miktarından daha önemli bir KAH itici gücüdür.[1] Ancak, FHBL’nin şiddetli formlarında, aşırı düşük lipid düzeyleri, yağda çözünen vitaminlerin (A, D, E, K) emilim bozukluğu gibi komplikasyonlara yol açabilir; bu da nörolojik semptomlar, retinitis pigmentosa veya karaciğer yağlanması ile sonuçlanabilir. Bu nedenle, bu vitaminlerin izlemi ve potansiyel takviyesi, durumun yönetimi için hayati öneme sahiptir.

FHBL’nin ailesel niteliği, mutasyonu taşıyabilecek diğer bireyleri belirlemek amacıyla etkilenen ailelerde kaskat taramasının önemini vurgulamaktadır. Erken tanı, uygun izlem ve müdahaleye olanak tanır; özellikle de daha şiddetli klinik tabloya sahip bireylerde potansiyel vitamin eksikliklerinin yönetimi açısından önemlidir. FHBL’nin genetik temelini anlamak, aynı zamanda lipid metabolizması ve kardiyovasküler sağlıktaki rolü üzerine daha geniş araştırmalara katkıda bulunarak, lipid bozukluklarının teşhis ve tedavi stratejilerine yol göstermektedir.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Ailesel apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisi gibi durumlarla ilişkili olanlar da dahil olmak üzere, lipid ve apolipoprotein özellikleri üzerine yapılan araştırmalar, genellikle çeşitli metodolojik ve istatistiksel zorluklarla karşılaşmaktadır. Bazı çalışmalar prospektif bir protokol veya önceden belirlenmiş bir analiz planı ile yürütülmemiştir; bu durum, analizlerde veriye dayalı hiçbir değişiklik yapılmamış olsa bile, bildirilen bulgularda potansiyel yanlılıklara yol açabilir.[1] Ayrıca, büyük ölçekli genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) önemli istatistiksel güç sunarken, birden fazla çalışmanın meta-analizleri yerine tek büyük kohortlara güvenilmesi, çalışmalar arası heterojeniteyi önlemesine rağmen, bulguların daha geniş popülasyonlara genellenebilirliğini sınırlayabilir.[1] Plazma lipoproteinleri ve bunların lipid bileşenleri arasındaki karmaşık karşılıklı ilişki, bir lipid özelliğiyle ilişkili birçok genetik varyantın (SNP’ler) genellikle pleiotropik olduğu ve diğer lipid özellikleriyle de ilişkilendirmeler gösterdiği anlamına gelmektedir.[1] Bu yaygın pleiotropi, görsel olarak ayrık SNP kümeleri birden fazla ilişkili özellik üzerinde yönsel olarak tutarlı pleiotropik etkiler göstermeye devam edebileceğinden, bireysel yapısal bileşenlerin etkileri hakkında özel yorumlar yapmayı zorlaştırmaktadır.[1] Genetik ilişkilendirmelerin yorumlanması, istatistiksel metodolojilerden de etkilenebilir. Örneğin, istatistiksel analiz için gerekli olmakla birlikte, aşırı çarpık lipid konsantrasyonları için ters-normal veya logaritmik dönüşümlerin kullanılması, etki tahminlerinin orijinal fizyolojik ölçekte doğrudan yorumlanabilirliğini zorlaştırabilir.[2] Dahası, yeni tanımlanan genetik ilişkilendirmeler için, replikasyon ve daha fazla doğrulama, mekanizmalarını doğrulamak ve farklı popülasyonlarda sağlamlığını sağlamak açısından kritik öneme sahiptir; zira ilk bulgular bazen diğer kohortlarla karşılaştırıldığında etki büyüklüklerinde tutarsızlıklar gösterebilir.[3]Hastalık özellikleriyle koruyucu ilişkilendirmeleri tespit etme gücü de, kantitatif özelliklere kıyasla daha düşük olabilir ve bu durum, faydalı genetik etkilerin hafife alınmasına yol açabilir.[4]

Familial apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisi gibi lipid bozukluklarının genetik temelini anlamadaki önemli bir sınırlama, genellenebilirlik sorunlarından ve fenotipik ölçümdeki inceliklerden kaynaklanmaktadır. Birçok temel genetik çalışma, öncelikli olarak Avrupa kökenli popülasyonlara odaklanmış, Avrupa dışı kökenli bireyleri sıklıkla dışlamıştır.[5]Bu durum, genetik mimariler ve hastalık prevalansı farklı etnik gruplar arasında önemli ölçüde değişebildiğinden, bulguların çeşitli küresel popülasyonlara uygulanmasında önemli bir sınırlama getirmektedir. Kohortlar arasında belirli genetik lokuslar için gözlenen etki büyüklüklerindeki farklılıklar, genellikle ince atalara ait farklılıklara veya çalışma katılımcılarının fizyolojik durumlarındaki varyasyonlara bağlanabilir.[3] Ayrıca, çalışma kohortlarının yaş aralığı ve cinsiyet dağılımı gibi özellikleri, daha geniş popülasyonu tam olarak temsil etmeyebilir; bu da araştırma bulgularının evrensel uygulanabilirliğini etkileyebilir.[1] Fenotipik ölçümlerin kendileri zorluklar sunabilir; örneğin, GWAS’ta açlık durumu için ayarlamalar sıklıkla yapılsa da, lipid ve apolipoprotein ölçümleri için açlık dışı plazma örneklerinin kullanılması, SNP-özellik ilişkilerini ince bir şekilde etkileyebilecek değişkenlikler yaratabilir.[6]Bazı çalışmalar cinsiyete göre katmanlandırılmış modeller uygulasa veya yaş ve cinsiyete göre ayarlamalar yapsa da, yaşam tarzı, diyet ve diğer çevresel faktörlere bağlı olarak lipid ve apolipoprotein seviyelerindeki doğal değişkenlik, fenotipik karakterizasyonun karmaşık bir yönü olmaya devam etmektedir.

Karmaşık Genetik Mimari ve Kalan Bilgi Eksiklikleri

Section titled “Karmaşık Genetik Mimari ve Kalan Bilgi Eksiklikleri”

Lipid ve apolipoprotein seviyelerinin altında yatan genetik mimari oldukça karmaşıktır ve ailesel apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisi gibi durumların tam olarak anlaşılması konusunda zorluklar yaratmaktadır. Plazma lipoproteinleri arasındaki yüksek derecede karşılıklı ilişki, nedensel yolların her zaman doğrusal olmadığını ve bireysel lipid özelliklerinin veya apolipoproteinlerin doğrudan etkilerini izole etmenin zor olabileceğini göstermektedir.[1] Örneğin, araştırmalar APOB’un, lipid özellikleri ile koroner kalp hastalığı riski arasındaki ilişkinin temelini oluşturan kritik bir varlık olduğunu öne sürmektedir; bu da kolesterol veya trigliseritlerdeki,APOB’daki orantılı değişikliklerin eşlik etmediği değişimlerin, risklerde bir değişikliğe yol açmayabileceğini ima etmektedir.[1] Bu durum, karmaşık etkileşimler veya karıştırıcı faktörler potansiyelini vurgulamaktadır; burada HDL veya APOA1 gibi bir lipid bileşeninin terapötik modifikasyonunun, ancak APOB seviyelerini de etkilemesi durumunda faydalı etkiler sağlayabileceği anlamına gelmektedir.[1] Üstelik, genetik keşiflerdeki önemli ilerlemelere rağmen, birçok genin, özellikle gen açısından yoğun bölgelerdeki, kesin işlevi hakkında önemli bilgi eksiklikleri devam etmektedir.[6] Gen işlevine dair bu sınırlı anlayış, sağlam nedensel çıkarımı ve genetik ilişkilendirmelerin altında yatan biyolojik mekanizmaların aydınlatılmasını engelleyebilir. Lipid özellikleriyle ilişkili yeni genetik varyantların sürekli olarak tanımlanması, lipid metabolizmasındaki değişkenliğe ve ilişkili bozuklukların patogenezine katkıda bulunan karmaşık genetik ve çevresel faktörleri tam olarak anlamak için tekrarlama ve fonksiyonel doğrulama çalışmaları da dahil olmak üzere daha fazla araştırmaya duyulan devam eden ihtiyacın altını çizmektedir.[3]

C6orf47 geni, insan lipid metabolizmasındaki kesin rolü devam eden bir araştırma alanı olan, ancak genel hücresel işlevlerde yer aldığı anlaşılan bir proteini kodlar.[1]Doğrudan lipoprotein birleşiminin temel bir bileşeni olmasa da, protein ürünü, yağların vücutta nasıl işlendiğini ve taşındığını dolaylı olarak etkileyen hücresel süreçlere katkıda bulunabilir. Bu genin bitişiğinde, bir antisens RNA olanC6orf47-AS1 bulunur; bu da onun bir düzenleyici olarak hareket edebileceği ve C6orf47 proteininin ne kadar üretildiğini etkileyebileceği anlamına gelir. Bu tür düzenleyici RNA molekülleri, gen ekspresyonunu ince ayar yapmada hayati roller oynar; bu, çeşitli metabolik yolların dengesini korumak için kritik bir süreçtir.[1] Bu düzenleyici mekanizmalardaki bozukluklar, hücresel sağlık ve işlev için geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilir.

Genetik varyant rs805263 , C6orf47 ve C6orf47-AS1’i kapsayan genomik bölge içinde yer alan tek nükleotid değişikliğidir.rs805263 ’in kesin fonksiyonel sonucu hala araştırılıyor olsa da, kodlamayan bölgelerdeki tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), genlerin ne zaman ve nerede açılıp kapandığını kontrol eden enhancer’lar veya silencer’lar gibi düzenleyici elementleri değiştirerek gen aktivitesini etkileyebilir.[1]Gen ekspresyonundaki bu tür değişiklikler, LDL kolesterol partiküllerinin oluşumunda anahtar bir protein olan apolipoprotein B’nin üretimini veya stabilitesini dolaylı olarak etkileyebilir. Bu nedenle,rs805263 gibi varyasyonlar, anormal derecede düşük LDL kolesterol ve apolipoprotein B seviyeleri ile karakterize bir durum olan ailesel apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisinin karmaşık genetik yapısına katkıda bulunabilir.[1] rs805263 ’ün rolünü anlamak, kalıtsal lipid bozuklukları hakkında içgörüler sağlayabilir.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs805263 C6orf47-AS1, C6orf47leukocyte quantity
familial apolipoprotein b hypobetalipoproteinemia
body height

Apolipoprotein B (ApoB), düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterolü, çok düşük yoğunluklu lipoprotein (VLDL) kolesterolü ve lipoprotein (a) [Lp(a)] dahil olmak üzere, vücut boyunca lipidleri taşımaktan sorumlu lipoproteinlerin kritik bir yapısal ve işlevsel bileşenidir. Bu nedenle, ApoB aterojenik lipoprotein partiküllerinin toplam sayısı için kapsamlı bir belirteç görevi görür. Klinik çalışmalar, ApoB ve LDL kolesterol konsantrasyonları uyumsuz olduğunda, ApoB’nin LDL kolesterolden daha güçlü bir şekilde kardiyovasküler hastalık (CVD) riski ile ilişki sergilediğini, özellikle obezite veya tip 2 diyabet gibi metabolik risk faktörleri olan bireylerde, göstermektedir.[1]Bu durum, geleneksel lipid panellerinin ötesinde kardiyovasküler riski değerlendirmedeki önemli rolünü vurgulamaktadır.

ApoB ölçümünün klinik faydası ve önerilen kullanımı, tıp camiasında gelişen bir anlayışı ve devam eden bir tartışmayı yansıtarak uluslararası kılavuzlar arasında farklılık göstermektedir. Örneğin, ABD’deki 2018 Amerikan Kardiyoloji Koleji/Amerikan Kalp Derneği (ACC/AHA) kılavuzları, risk tahmini için ApoB ölçümünü rutin olarak önermemektedir.[1]Buna karşılık, 2019 Avrupa Kardiyoloji Derneği/Avrupa Ateroskleroz Derneği (ESC/EAS) kılavuzları, KVD riski ile güçlü ilişkisi nedeniyle, mevcutsa, tüm bireylerde ApoB ölçümünü savunmaktadır.[1] Bu farklılık, sağlam risk sınıflandırması için daha geniş bir klinik bağlamda birden fazla biyobelirtecin dikkate alınmasının önemini vurgulamaktadır.

Araştırma ve klinik ortamlarda apolipoprotein B düzeylerinin kantitatif değerlendirmesi genellikle immünoassaylere dayanır.[5]ApoB’nin yanı sıra, A-I, A-II ve E gibi diğer apolipoproteinler ile yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) kolesterol, LDL kolesterol, total kolesterol (TC) ve trigliseritler (TG) gibi lipid parametreleri de standart enzimatik yöntemler kullanılarak yaygın olarak ölçülür.[5] Bu ölçümler için operasyonel tanımlar, çalışmalar arasında doğruluk ve karşılaştırılabilirliği sağlamak amacıyla genellikle spesifik numune işleme ve istatistiksel ayarlamalar içerir. Örneğin, ApoB değerleri, trigliseritler ve diğer apolipoproteinlerle birlikte, sıklıkla çarpık bir dağılım gösterir ve istatistiksel analiz için genellikle log-transforme edilir.[5] Aykırı değerler, tipik olarak özellik ortalamasından standart sapmanın üç katından fazla sapan değerler olarak tanımlanır ve veri bütünlüğünü artırmak için genellikle çıkarılır.[5]Ölçüm protokollerinin standardizasyonu çok önemlidir, zira numune saklama gibi faktörler apolipoprotein B ve A-IV, total ve HDL kolesterol ile trigliserit konsantrasyonlarını etkileyebilir.[7]Ayrıca, bir bireyin açlık durumu lipid ve lipoprotein konsantrasyonlarını önemli ölçüde etkileyebilir, bu da genetik varyantlar (SNP’ler) ile lipid özellikleri arasındaki ilişkiyi potansiyel olarak etkileyebilir.[1] Bu nedenle, çalışmalar sağlam ve yorumlanabilir etki tahminleri sağlamak için analizlerinde yaş, cinsiyet ve açlık durumu gibi kovaryatları sıklıkla ayarlarlar.[1] UK Biobank gibi büyük kohortlarda, ortalama ApoB konsantrasyonları yaklaşık 1,03 (0,24) g/L civarında gözlemlenmiştir,[1] bu da popülasyon düzeyindeki değerler için bir referans sağlamaktadır.

Apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisinin “ailesel” yönü, ApoB seviyelerini etkileyen genetik bir yatkınlığa işaret etmektedir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), dolaşımdaki apolipoprotein B konsantrasyonları ile ilişkili genetik varyantların veya tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP’ler) tanımlanmasında önemli rol oynamaktadır.[1] Bu analizlerde, belirli SNP’ler ApoB seviyeleri ile ilişki açısından test edilmekte, genellikle aditif genetik modeller kullanılmakta ve yaş ile cinsiyet gibi kovaryatlar için ayarlama yapılmaktadır.[2]Özellikle, apolipoprotein B seviyeleri ile anlamlı şekilde ilişkili olduğu gösterilen önemli sayıda bağımsız SNP tanımlanmıştır ve bu ilişkilerin birçoğu yeni bulgular niteliğindedir.[1] Aileler içindeki paylaşılan genetik etkileri ve çevresel faktörleri hesaba katmak için, akraba bireylerin dahil olduğu çalışmalarda gelişmiş istatistiksel modeller kullanılmaktadır. Örneğin, FamHS çalışması gibi aile temelli kohortlardaki genom çapında analizler, soyağacı temelli akrabalık matrisleri aracılığıyla ailesel bağımlılıkları dahil eden doğrusal karma modeller kullanmaktadır.[2], [8]Bu yaklaşım, lipit ile ilişkili özelliklerin genetik mimarisini doğru bir şekilde çözümlemek ve genetik varyasyonların ApoB seviyelerini etkileyen durumlarda gözlemlenen ailesel kalıplara nasıl katkıda bulunduğunu anlamak için çok önemlidir. Bu tür genetik araçların tanımlanması, Mendelyen randomizasyon gibi yöntemlerle lipit ile ilişkili özelliklerin kardiyovasküler sonuçlar üzerindeki nedensel rollerine ilişkin daha ileri araştırmalara olanak tanımaktadır.[1]

Ailesel apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisi, temel olarak anormal derecede düşük apolipoprotein B seviyeleri ile karakterizedir ve bu durum genellikle azalmış düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterol konsantrasyonları ile güçlü bir şekilde ilişkilidir.[1]Ancak, dikkat çekici bir klinik tablo, bazı bireylerde apolipoprotein B ve LDL kolesterol değerleri arasında önemli bir uyumsuzluk içermektedir; bu tutarsızlık, obezite veya tip 2 diyabet gibi metabolik risk faktörleri olanlarda daha belirgindir.[1]Bu durumlarda, apolipoprotein B, LDL kolesterolden daha güçlü bir şekilde kardiyovasküler hastalık (CVD) riski ile ilişkilidir ve ateroskleroz ile ilişkili durumların patogenezindeki kritik rolünün altını çizmektedir.[1]Bu nedenle, klinik fenotip, basit lipid seviyelerinin ötesine geçerek apolipoproteinler ve hastalık riski arasındaki incelikli ilişkiyi de kapsamaktadır.

Ailesel apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisinin değerlendirilmesi, dolaşımdaki lipidler ve apolipoproteinler için objektif ölçüm yaklaşımlarına dayanır. Apolipoprotein B düzeyleri tipik olarak immünoassayler kullanılarak kantifiye edilirken, yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL), LDL, total kolesterol (TK) ve trigliseridler (TG) gibi diğer önemli lipid parametreleri standart enzimatik yöntemlerle ölçülür.[5]Sağlam istatistiksel analiz için, özellikle genetik çalışmalarda, trigliserid ve apolipoprotein A-I, A-II, B ve E değerleri, çarpık dağılımları nedeniyle genellikle logaritmik olarak dönüştürülür ve veri bütünlüğünü sağlamak amacıyla aykırı değerler çıkarılır.[5]Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), apolipoprotein B düzeyleriyle ilişkili genetik varyantları tanımlamak için tanı araçları olarak hizmet eder ve bu durumun genetik belirleyicilerinin anlaşılmasına katkıda bulunur.[1]

Apolipoprotein B seviyelerinin seyri ve klinik sonuçları, yaş ve cinsiyetin araştırma modellerinde sıklıkla kovaryat olarak ayarlanmasıyla önemli ölçüde bireyler arası farklılık gösterebilir.[2]Fenotipik çeşitliliğin temel bir yönü, genel popülasyonun dörtte birinden fazlasını etkilediği tahmin edilen ve önemli tanısal değere sahip olan apolipoprotein B ile LDL kolesterol arasındaki uyumsuzluktur.[1]Apolipoprotein B, lipoprotein lipidlerinin koroner kalp hastalığı riskine (CHD) nedensel etkilerini göstermeleri için gerekli olduğu düşünüldüğünden, kritik bir prognostik gösterge olarak kabul edilir.[1]Sonuç olarak, apolipoprotein B’de orantılı değişikliklerle birlikte olmayan kolesterol veya trigliserit seviyelerindeki değişiklikler, CHD risklerinin değişmesine yol açmayabilir; bu durum apolipoprotein B’nin kardiyovasküler sağlık için birincil bir biyobelirteç olarak önemini vurgulamaktadır.[1]

Genetik Yatkınlık: Poligenik ve Monogenik Katkılar

Section titled “Genetik Yatkınlık: Poligenik ve Monogenik Katkılar”

Ailevi apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisi, temel olarak genetik faktörlere dayanır ve hem poligenik hem de bazı durumlarda monogenik katkılar şeklinde kendini gösterir. Bu özellik genellikle, her biri genel lipid metabolizmasına küçük ama önemli bir etki katkıda bulunan çok sayıda yaygın genetik varyantın kümülatif etkisinden kaynaklanır; bu, poligenik dislipidemiye özgü bir fenomendir.[9] Tek bir majör gen kusuru yerine, birden fazla lokusun bu karmaşık etkileşimi, APOBseviyelerindeki değişkenliği ve etkilenen ailelerde gözlemlenen daha geniş lipoprotein profillerini belirler. Kalıtsal yapı, genetik varyasyonların apolipoprotein B içeren lipoproteinlerin sentez, salgılama ve katabolizma gibi karmaşık süreçlerini nasıl etkilediğinin altını çizmektedir.

Belirli Genetik Varyantlar ve Metabolik Etkileri

Section titled “Belirli Genetik Varyantlar ve Metabolik Etkileri”

Geniş poligenik etkilerin ötesinde, ailesel apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisi için kritik olan lipoprotein bileşenlerini doğrudan modüle eden belirli genetik varyantlar tanımlanmıştır. Örneğin,GCKR P446L alleli (rs1260326 ), karaciğerde sentezlenen ve trigliserit katabolizmasının bir inhibitörü olarak işlev gören APOC-III konsantrasyonlarının artmasıyla ilişkilidir.[9] Yüksek APOC-III seviyeleri sonuç olarak trigliseritten zengin lipoproteinlerin yıkımını engelleyebilir, bu da genel APOBiçeren lipoprotein profilini dolaylı olarak etkiler. Ayrıca,LPA kodlama SNP’si rs3798220 (I4399M), LDL kolesterol ve lipoprotein(a) seviyelerindeki varyasyonlarla ilişkilendirilmiştir; bu da lipit modifiye edici genlerdeki değişikliklerin, hipobetalipoproteinemi özellikleriyle ortaya çıkabilen dislipidemilerin spektrumuna nasıl katkıda bulunduğunu göstermektedir.[9]

Apolipoproteinlerin Lipit Metabolizmasındaki Rolü

Section titled “Apolipoproteinlerin Lipit Metabolizmasındaki Rolü”

Apolipoproteinler, kolesterol ve trigliserit gibi lipitlerin kan dolaşımı boyunca paketlenmesi ve taşınması için gerekli kritik protein bileşenleridir. Örneğin, APOA4(Apolipoprotein A-IV), bağırsak lipit metabolizmasında önemli bir rol oynar, besinsel yağların emilimine ve işlenmesine katkıda bulunur ve ayrıca glukoz homeostazını ve tokluğu etkiler.[10] Benzer şekilde, APOE(Apolipoprotein E), her biri genel lipoprotein metabolizması üzerinde farklı etkilere sahip çeşitli izoformlarda bulunur ve yemek sonrası lipoprotein(a) (Lp(a)) gibi trigliseritten zengin partiküllerde yer alır.[11] Bu proteinler, lipoproteinlerin doğru birleşimi, salgılanması ve temizlenmesi için temel olup, etkili lipit dağılımını sağlarlar.

Diğer apolipoproteinler de lipit işlenmesi ve taşınmasını düzenlemede hayati öneme sahiptir. Örneğin, APOC3/A4/A5 gen kümesinin, plazma trigliserit düzeylerinin düzenlenmesine önemli ölçüde katkıda bulunduğu bilinmektedir.[12] Bu küme içinde, apolipoprotein A-V (APOA5), özellikle plazma trigliserit konsantrasyonlarını etkiler ve miyokard enfarktüsü riskiyle ilişkilendirilmiştir.[13]Çeşitli apolipoproteinler arasındaki bu karmaşık etkileşimler, dolaşımdaki lipit konsantrasyonlarını yöneten karmaşık düzenleyici ağları vurgulamakta, farklı lipoprotein partiküllerinin bileşimini ve işlevini etkilemektedir.

Genetik varyasyonlar, bir bireyin lipid profilini ve dislipidemiye yatkınlığını belirlemede çok önemli bir rol oynar. Plazma trigliserit seviyelerini etkileyen ve dolayısıyla koroner arter hastalığı riskini etkileyen yaygın genetik varyantlar tanımlanmıştır.[8] APOA5 geni içindeki T-1131/C ve Ser19/Trp gibi spesifik polimorfizmlerin plazma trigliserit seviyelerini ve miyokard enfarktüsü riskini etkilediği gösterilmiştir.[13] Bu kalıtsal genetik faktörler, çeşitli lipoproteinlerin üretimini veya temizlenmesini değiştirerek bir bireyin lipid metabolizmasındaki dengesizliklere yatkınlığını vurgular.

APOA4geni içindeki S347 gibi varyantlar, glikoz konsantrasyonlarını ve koroner kalp hastalığı riskini etkileyebilen değişmiş plazma apolipoprotein A-IV seviyeleri ile ilişkilidir.[14]Ayrıca, kolesteril ester transfer proteini (CETP), lipoproteinler arasındaki lipid transferinde rol oynayan anahtar bir enzimdir ve HDL kolesterol seviyelerini etkileyen genetik varyantların, apoB içeren lipoproteinler içindeki trigliserit konsantrasyonlarını da etkilediği gözlemlenmiştir.[6]Bu durum, bir lipoprotein yolundaki genetik varyasyonların farklı lipid sınıfları arasında basamaklı etkilere sahip olabileceğini ve genel lipid profilini etkileyebileceğini göstermektedir.

Lipidlerin Hücresel ve Organ Düzeyinde Regülasyonu

Section titled “Lipidlerin Hücresel ve Organ Düzeyinde Regülasyonu”

Lipid metabolizmasının hassas regülasyonu, her biri sistemik lipid homeostazına katkıda bulunan, birden fazla organa yayılmış karmaşık hücresel işlevleri içerir. Örneğin bağırsak, APOA4gibi apolipoproteinlerin diyet lipidlerinin işlenmesi ve emilimi için temel olduğu birincil bir bölge olarak hizmet eder ve böylece dolaşımdaki lipid seviyelerini etkiler.[10] Bu organa özgü aktivite, enerji dengesini korumak ve besinlerin vücut boyunca verimli dağıtımını sağlamak için kritik öneme sahiptir.

Bağırsağın ötesinde, diğer organlar da lipid regülasyonunda önemli roller oynar ve herhangi bir aksaklık yaygın sistemik sonuçlara yol açabilir. Çeşitli lokuslardaki genetik ilişkilendirmeler, böbrek fonksiyonu için ilgili biyolojik yolları vurgulamış, böbreğin daha geniş lipid ve metabolik regülasyonda yer aldığını göstermiştir.[15] Bu nedenle, farklı doku ve organlar arasındaki karmaşık etkileşim ve koordineli eylemler, genel lipid homeostazını sürdürmek için çok önemlidir; zira bir alandaki disregülasyon, tüm organizmanın metabolik sağlığını derinden etkileyebilir.

Lipit Disregülasyonunun Patofizyolojik Sonuçları

Section titled “Lipit Disregülasyonunun Patofizyolojik Sonuçları”

Lipit homeostazındaki bozukluklar, sıklıkla genetik faktörler ve hücresel disfonksiyon tarafından etkilenerek, özellikle kardiyovasküler sağlığı etkileyen önemli patofizyolojik sonuçlara yol açabilir. Anormal lipoproteinlerin birikimi ile karakterize bir durum olan disbetalipoproteinemi, apolipoprotein E (APOE) polimorfizmleriyle ilişkilendirilmiştir.[16]Bu dengesizlikler, arteriyel plakların gelişimine ve ilerlemesine katkıda bulunarak kardiyovasküler olay riskini artırır.

Lipoprotein(a) (Lp(a)) varyasyonları da dahil olmak üzere anormal lipoprotein profilleri, kardiyovasküler hastalıklarla ilişkilidir.[17]Lipit disregülasyonunun sistemik etkisi, son dönem böbrek hastalığı gibi diğer ciddi durumlara da uzanır; burada etkilenen hastalarLp(a) ve apolipoprotein(a)‘nın spesifik fenotiplerini sergiler.[7] Bu bulgular, lipit metabolizması bozukluklarının genel sağlık üzerindeki geniş ve birbiriyle bağlantılı sonuçlarını ve çeşitli hastalıklara yatkınlığı göstermektedir.

Apolipoproteinlerin Transkripsiyonel ve Metabolik Düzenlenmesi

Section titled “Apolipoproteinlerin Transkripsiyonel ve Metabolik Düzenlenmesi”

Apolipoproteinlerin ekspresyonu ve fonksiyonu, lipid metabolizmasını etkileyen çeşitli düzenleyici mekanizmalar ve sinyal yolları tarafından karmaşık bir şekilde kontrol edilir. Örneğin, APOA-IV’ün ekspresyonu beslenme ve metabolik strese duyarlıdır; düzenlenmesi transkripsiyonel düzeyde glukokortikoidler, HNF-4 alpha ve PGC-1 alpha’yı içerir.[18] Bu durum, belirli transkripsiyon faktörlerinin ve hormonal sinyallerin fizyolojik ipuçlarına yanıt olarak apolipoproteinlerin biyosentezini nasıl modüle ettiğini vurgulamaktadır. Ayrıca, HIF3A yakınındaki gibi düzenleyici bölgelerdeki genetik varyantlar, karaciğer ve adipoz düzenleyici elementlerle örtüşerek gen transkripsiyonunu etkileyebilir.[19] HIF3A’daki hipermetilasyon artmış adipozite ile ilişkilendirilmiştir ve HIF3A, HIF1A’nın negatif bir düzenleyicisi olarak hareket eder; bu da hipoksik koşullar altında kolesterol esterleri ve VLDL’nin hücresel alımını etkiler.[19] Bu durum, epigenetik modifikasyonlar, transkripsiyon faktörleri ve lipid profillerini etkileyen metabolik akı kontrolü arasındaki karmaşık bir etkileşimi göstermektedir.

Hücre içi sinyal kaskatları da metabolik düzenlemede önemli bir rol oynar. Örneğin, AMP-aktive protein kinaz (AMPK), hepatik hücrelerde LXR/SREBP-1 sinyalizasyonu ile indüklenen bir protein olan ANGPTL8’in ekspresyonunu baskılar.[20] Bu kaskat, enerji algılama yollarının lipid biyosentezini ve depolanmasını nasıl azaltabileceğini göstermektedir. Ek olarak, ANGPTL3 ve ANGPTL4 gibi diğer anjiyopoietin benzeri proteinler, enerji ve lipid homeostazının anahtar düzenleyicileridir; ANGPTL3 yağ dokusu enerji dengesini modüle ederken, ANGPTL4lipoprotein lipaz aktivitesini doğrudan düzenleyerek trigliseritlerin katabolizmasını kontrol eder.[21] Bu düzenleyici mekanizmalar, topluca dengeli lipid seviyelerini ve uygun apolipoprotein fonksiyonunu sağlar.

Lipoprotein kalıntılarının etkili bir şekilde işlenmesi ve temizlenmesi, lipid homeostazını sürdürmek için hayati öneme sahiptir ve apolipoproteinler ile bunların ilgili reseptörlerinden oluşan bir ağ içerir.APOE, şilomikronlar, VLDL, IDL ve HDL dahil olmak üzere çeşitli lipoprotein partiküllerinin merkezi bir bileşeni olarak görev yapar, bu kalıntıların dolaşımdan uzaklaştırılmasına aracılık eder.[2] Bu kritik fonksiyon, LDLR, LRP1 ve HSPG gibi spesifik reseptörlerle etkileşimi yoluyla sağlanır, reseptör aktivasyonunu ve ardından hücresel alımı başlatır.[2] APOE’nin fizyolojik etkisi diğer lipoproteinlere de uzanır, zira APOE genindeki genetik varyantlar Lp(a)konsantrasyonlarını önemli ölçüde etkileyebilir, geniş lipoprotein ağı içinde yolak çapraz konuşmasını gösterir.[22] Özellikle, APOE2 izoformu, APOE3’e kıyasla LDLR’ye belirgin şekilde azalmış bir bağlanma afinitesi gösterir, bu da kalıntı temizlenmesinin kinetiğini değiştirebilir.[2] APOE’nin ötesinde, diğer apolipoproteinler lipid partiküllerinin dinamik düzenlenmesine katkıda bulunur. Örneğin, APOA-V, güçlü bir trigliserid düşürücü olarak tanınır.[23]Bu etki, metabolik akışı ve trigliserid açısından zengin lipoproteinlerin genel katabolizmasını etkilemedeki rolünü vurgular. Bu apolipoproteinlerin entegre eylemleri ve hücresel reseptörlerle etkileşimleri, lipoprotein metabolizmasını yöneten ve potansiyel olarak aterojenik partiküllerin birikmesini önleyen hiyerarşik düzenleme ve ağ etkileşimlerinden oluşan sofistike bir sistemi örnekler.

APOB, dolaşımdaki lipoprotein parçacıklarının sayısını göstererek, aterojenik riskin kritik bir belirleyicisi olarak işlev görerek kardiyovasküler sağlıkta çok önemli bir rol oynar. Lipoprotein lipidlerinin koroner kalp hastalığı (CHD) riskine karşı nedensel etkilerini göstermeleri için gerekli unsur olarak kabul edilir.[1] Bu temel rol, APOBile ölçülen aterojenik lipoprotein parçacıklarının sayısının, tek başına kolesterol veya trigliseritlerin mutlak konsantrasyonlarından daha fazla CHD’in daha önemli bir itici gücü olduğunu ifade eder.[1] Sonuç olarak, APOB’deki orantılı değişikliklerle birlikte olmayan kolesterol veya trigliserit düzeylerindeki değişiklikler, KKH risklerinde bir değişikliğe yol açmayabilir ve APOB’nin merkezi mekanistik önemini vurgular.[1] APOB’nin önemi, konsantrasyonlarının LDL kolesterol seviyeleriyle uyumsuz olduğu durumlarda ayrıca vurgulanır. Bu gibi durumlarda, APOBkardiyovasküler hastalık riski ile daha güçlü bir ilişki gösterir.[1]Bu gözlem, obezite veya tip 2 diyabet gibi metabolik risk faktörleri olan bireylerde, bu tür uyumsuzluğun daha yaygın olduğu durumlarda özellikle önemlidir.[1] Bu nedenle, APOB, lipid metabolizmasındaki yolak düzensizliğinin önemli bir göstergesi olarak hizmet eder, aterojenik parçacıkların yükünü doğrudan yansıtır ve risk sınıflandırmasında kritik bir varlık ve potansiyel olarak kardiyovasküler hastalık önlenmesi için terapötik bir hedef olarak ortaya çıkar.

Ailesel apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisi, tüm aterojenik lipoproteinler için anahtar bir yapısal protein olan apolipoprotein B’nin (apoB) dolaşımdaki seviyelerinin kalıcı olarak düşük olmasıyla karakterizedir. apoB ölçümünün tanısal faydası önemlidir; özellikle genel popülasyonun dörtte birinden fazlasının apolipoprotein B ve düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterol düzeylerinde uyumsuzluk sergileyebileceği ve bu uyumsuzluğun obezite veya tip 2 diyabet gibi metabolik risk faktörleri olan bireylerde daha belirgin olduğu göz önüne alındığında.[1]Bu gibi durumlarda, apolipoprotein B’nin LDL kolesterole kıyasla kardiyovasküler hastalık (CVD) riski ile daha güçlü bir ilişkiye sahip olduğu gösterilmiştir, bu da onun tanısal bir belirteç olarak önemini vurgulamaktadır.[1]Ailesel apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisinin tanımlanmasının prognostik değeri önemlidir. Apolipoprotein B’nin aterojenik lipoprotein partiküllerinin arter duvarları içinde hapsolmasında kritik bir bileşen olduğunu gösteren güçlü kanıtlar göz önüne alındığında, genetik olarak belirlenmiş düşük apolipoprotein B seviyelerine sahip bireyler için koroner kalp hastalığı (CHD) riskinde önemli ölçüde azalmış uzun vadeli bir risk ile prognoz yapılmaktadır.[1]Bu doğal koruyucu etki, uygun kardiyovasküler sonuçları tahmin etmek ve hastaların uzun vadeli sağlık beklentileri konusunda danışmanlığını yönlendirmek için değerli bilgiler sağlamaktadır.

Familyal apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisi tanısı konmuş bireyler için, karakteristik olarak düşük apolipoprotein B konsantrasyonları kardiyovasküler risk stratifikasyonlarını temelden değiştirmektedir. Yüksek apolipoprotein B genel popülasyonda artmış KKH riski için iyi bilinen bir belirteç olsa da, familyal hipobetalipoproteinemi varlığı, etkilenen bireyleri belirgin şekilde daha düşük bir kardiyovasküler risk kategorisine yerleştirir.[1]Bu durum, kişiselleştirilmiş tıp stratejilerinin uygulanmasına olanak tanır; böylece ateroskleroz ve komplikasyonlarına yönelik birincil önleme çabaları özel olarak uyarlanabilir, apolipoprotein B içeren lipoproteinleri azaltmayı hedefleyen agresif farmakolojik müdahalelere duyulan ihtiyacı potansiyel olarak azaltabilir.

Apolipoprotein B’nin risk tahminindeki faydası, bazı klinik kılavuzlar tarafından tanınmaktadır; örneğin Avrupa Kardiyoloji Derneği/Avrupa Ateroskleroz Derneği (ESC/EAS) kılavuzları gibi, bu kılavuzlar, mevcut olduğunda rutin apolipoprotein B ölçümünü önermektedir.[1]Familyal apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisi olan bireyler için, bu ölçüm, doğuştan koruyucu lipid profillerini doğrulamaya hizmet eder, böylece klinisyenlere uygun takip planları ve yaşam tarzı önerileri geliştirmede rehberlik eder; ki bu öneriler, hiperkolesterolemili hastalara yönelik olanlardan önemli ölçüde farklıdır.

Tedaviye Yönelik Çıkarımlar ve İzleme Stratejileri

Section titled “Tedaviye Yönelik Çıkarımlar ve İzleme Stratejileri”

Ailesel apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisi için tedaviye yönelik çıkarımlar, temel olarak apolipoprotein B’yi düşürmeyi hedefleyen lipid-modifiye edici tedavilere olan ihtiyacın azalmasıyla karakterizedir. Araştırmalar, apolipoprotein B seviyelerinin, lipid-modifiye edici tedaviler aracılığıyla koroner kalp hastalığı (KKH) riskinde elde edilen beklenen göreceli azalma için güvenilir bir vekil belirteç görevi görebileceğini göstermektedir.[1]Sonuç olarak, ailesel durumları nedeniyle doğal olarak düşük apolipoprotein B seviyelerine sahip bireyler, doğal bir koruyucu avantaja sahip olarak kabul edilirler; bu da tedavi seçiminin, apolipoprotein B düşürücü ilaçları başlatmak veya yoğunlaştırmak yerine, öncelikli olarak diğer eş zamanlı kardiyovasküler risk faktörlerini yönetmeye odaklanması gerektiğini düşündürmektedir.

Ailesel apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisi olan bireyler için izleme stratejileri bu nedenle, lipidle ilişkili olmayan faktörleri ele alan kapsamlı kardiyovasküler risk değerlendirmesine odaklanmalıdır. Ailesel hipobetalipoproteinemi tanısı doğrulanmış olanlar için rutin apolipoprotein B ölçümü genel kılavuzlara göre hala yapılabilse de,[1]bu tür izlemenin temel amacı, düşük apolipoprotein B seviyelerinin stabilitesini sağlamak ve olumlu lipid profillerini olumsuz etkileyebilecek ortaya çıkabilecek diğer risk faktörlerini belirlemektir.

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak ailesel apolipoprotein B hipobetalipoproteinemisinin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Doktorum kolesterolümün çok düşük olduğunu söylüyor. Bu benim için her zaman iyi bir şey mi?

Section titled “1. Doktorum kolesterolümün çok düşük olduğunu söylüyor. Bu benim için her zaman iyi bir şey mi?”

Genellikle kalp hastalığına karşı koruyucu olsa da, aşırı düşük kolesterol bazen komplikasyonlara yol açabilir. Şiddetli vakalarda, yağda çözünen vitaminlerin emilimini bozabilir, potansiyel olarak nörolojik semptomlara, göz sorunlarına veya karaciğer yağlanmasına neden olabilir. Düşük seviyelerinizin nedenini anlamak önemlidir.

2. Annemle babamın kolesterol seviyeleri çok düşük. Bu, çocuklarımın da bu duruma sahip olacağı anlamına mı geliyor?

Section titled “2. Annemle babamın kolesterol seviyeleri çok düşük. Bu, çocuklarımın da bu duruma sahip olacağı anlamına mı geliyor?”

Evet, bu durum genetiktir ve ailevi geçişlidir. Siz veya eşiniz apolipoprotein B geninin mutasyona uğramış bir kopyasını taşıyorsanız, çocuklarınızın bunu kalıtma olasılığı vardır. Eğer mutasyona uğramış bir kopyayı kalıtlarlarsa, muhtemelen düşük kolesterol seviyelerine sahip olacaklardır, ve eğer iki kopyayı kalıtlarlarsa, durum daha şiddetli olabilir.

3. Kardeşimin kolesterolü alışılmadık derecede düşük. Ben de kontrol edilmeli miyim?

Section titled “3. Kardeşimin kolesterolü alışılmadık derecede düşük. Ben de kontrol edilmeli miyim?”

Kesinlikle evet. Familyal hipobetalipoproteinemi kalıtsal olduğu için, aile üyelerinin taranması şiddetle tavsiye edilir. Erken teşhis, uygun izlem ve müdahaleye olanak tanır, özellikle olası vitamin eksikliklerini yönetmek amacıyla.

4. Aşırı düşük kolesterol vücudumda sorunlara yol açabilir mi?

Section titled “4. Aşırı düşük kolesterol vücudumda sorunlara yol açabilir mi?”

Evet, kalp sağlığı için genellikle faydalı olsa da, aşırı düşük kolesterol seviyeleri bazen sorunlu olabilir. Bu durum, vücudunuzun temel yağda çözünen vitaminleri (A, D, E, K) emme yeteneğini bozabilir; bu da nörolojik semptomlara, retinitis pigmentosa adı verilen bir göz rahatsızlığına ve hatta karaciğerde yağ birikimine neden olabilir.

Kolesterolünüz bu durum nedeniyle aşırı düşükse, ihtiyaç duyabilirsiniz. Bu denli düşük seviyeler, A, D, E ve K gibi yağda çözünen vitaminlerin emilimini engelleyebilir. Doktorunuz genellikle bu vitamin seviyelerini takip eder ve eksiklikleri önlemek için gerekirse takviye önerecektir.

6. Düşük kolesterolüm gözlerimle veya karaciğerimle ilgili sorunlar yaşamamın nedeni olabilir mi?

Section titled “6. Düşük kolesterolüm gözlerimle veya karaciğerimle ilgili sorunlar yaşamamın nedeni olabilir mi?”

Bu durumun şiddetli formlarında evet, bu bir olasılıktır. Aşırı düşük kolesterol, yağda çözünen vitaminlerin emilim bozukluğuna yol açabilir; bu da sırasıyla retinitis pigmentosa (bir göz rahatsızlığı) veya karaciğerde yağ birikimi gibi komplikasyonlara neden olabilir.

7. Bu duruma sahipsem, kolesterolümü yükseltmek için daha fazla yağlı yiyecek mi yemeliyim?

Section titled “7. Bu duruma sahipsem, kolesterolümü yükseltmek için daha fazla yağlı yiyecek mi yemeliyim?”

Mutlaka değil. Bu durum, vücudunuzun yağ taşıyan partikülleri nasıl ürettiğini ve salgıladığını etkileyen, apolipoprotein B genindeki bir genetik mutasyondan kaynaklanır. Daha fazla yağlı yiyecek yemek, bu altta yatan genetik sorunu düzeltmez ve başka beslenme sorunlarına yol açabilir. Dengeli bir diyete odaklanın ve vitamin alımı konusunda doktorunuzun tavsiyelerine uyun.

8. Bazı aileler neden diğerlerine göre doğal olarak daha düşük kolesterol seviyelerine sahip görünmektedir?

Section titled “8. Bazı aileler neden diğerlerine göre doğal olarak daha düşük kolesterol seviyelerine sahip görünmektedir?”

Bu durum genellikle ailesel hipobetalipoproteinemi gibi kalıtsal durumlardan kaynaklanır. Kanda yağları taşıyan proteini üretmek için kritik olan apolipoprotein B genindeki genetik mutasyonlardan kaynaklanır. Bu mutasyonlar, dolaşımda daha az yağ taşıyan lipoprotein olmasına yol açarak, etkilenen ailelerde doğal olarak daha düşük kolesterol seviyeleriyle sonuçlanır.

9. Etnik kökenim bu düşük kolesterol durumunun beni etkileme şeklini değiştirir mi?

Section titled “9. Etnik kökenim bu düşük kolesterol durumunun beni etkileme şeklini değiştirir mi?”

Genetik durumlar üzerine yapılan araştırmalar, lipid seviyelerini etkileyenler de dahil olmak üzere, büyük ölçüde Avrupa kökenli popülasyonlara odaklanmıştır. Bu durum, ailesel hipobetalipoproteineminin nasıl ortaya çıkabileceğinin tam tablosunun veya ilgili spesifik genetik varyasyonların diğer etnik gruplarda farklılık gösterebileceği anlamına gelir, bu nedenle kişiselleştirilmiş değerlendirme önemlidir.

10. Ailemde bu düşük kolesterol sorunu varsa, genetik test yaptırmak faydalı mıdır?

Section titled “10. Ailemde bu düşük kolesterol sorunu varsa, genetik test yaptırmak faydalı mıdır?”

Evet, genetik bir test çok faydalı olabilir. Bu, durumdan sorumlu olan apolipoprotein B genindeki belirli mutasyonu taşıyıp taşımadığınızı doğrulayabilir. Bu bilgi, tıbbi bakımınıza rehberlik etmek, özellikle potansiyel vitamin eksikliklerini izlemek ve yönetmek ve diğer aile üyelerini riskleri hakkında bilgilendirmek için değerlidir.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Richardson TG, et al. “Evaluating the relationship between circulating lipoprotein lipids and apolipoproteins with risk of coronary heart disease: A multivariable Mendelian randomisation analysis.”PLoS Med, 2020.

[2] Mack S, et al. “A genome-wide association meta-analysis on lipoprotein (a) concentrations adjusted for apolipoprotein (a) isoforms.”J Lipid Res, 2017.

[3] Cheng S, et al. “The STROMICS genome study: deep whole-genome sequencing and analysis of 10K Chinese patients with ischemic stroke reveal complex genetic and phenotypic interplay.”Cell Discov, 2023.

[4] Backman JD, et al. “Exome sequencing and analysis of 454,787 UK Biobank participants.” Nature, 2021.

[5] Surakka I, et al. “A genome-wide association study of monozygotic twin-pairs suggests a locus related to variability of serum high-density lipoprotein cholesterol.”Twin Res Hum Genet, 2012.

[6] Richardson TG, et al. “Characterising metabolomic signatures of lipid-modifying therapies through drug target mendelian randomisation.” PLoS Biol, 2022.

[7] Kronenberg, F., et al. “Multicenter study of lipoprotein(a) and apolipoprotein(a) phenotypes in patients with end-stage renal disease treated by hemodialysis or continuous ambulatory peritoneal dialysis.”J. Am. Soc. Nephrol., vol. 6, 1995, pp. 110–120.

[8] Lamina, C., et al. “Common variants associated with plasma triglycerides and risk for coronary artery disease.”Nat. Genet., vol. 45, 2013, pp. 1345–1352.

[9] Kathiresan, S. “Common variants at 30 loci contribute to polygenic dyslipidemia.” Nat Genet, 2008.

[10] Kohan, A.B., et al. “ApoA-IV: current and emerging roles in intestinal lipid metabolism, glucose homeostasis, and satiety.”Am. J. Physiol., 2015.

[11] Phillips, M. C. “Apolipoprotein E isoforms and lipoprotein metabolism.”IUBMB Life, vol. 66, 2014, pp. 616–623.

[12] Talmud, P.J., et al. “Relative contribution of variation within the APOC3/A4/A5 gene cluster in determining plasma triglycerides.” Hum. Mol. Genet., vol. 11, 2002, pp. 3039–3046.

[13] Hubacek, J.A., et al. “Apolipoprotein AV gene polymorphisms (T-1131/C and Ser19/Trp) influence plasma triglyceride levels and risk of myocardial infarction.”Exp. Clin. Cardiol., vol. 8, 2003, pp. 151–154.

[14] Larson, I.A., et al. “Effects of apolipoprotein A-IV genotype on glucose and plasma lipoprotein levels.”Clin. Genet, vol. 61, 2002, pp. 430–436.

[15] Pattaro, C., et al. “Genetic associations at 53 loci highlight cell types and biological pathways relevant for kidney function.” Nat. Commun., 2016.

[16] Utermann, G., et al. “Polymorphism of apolipoprotein E and occurrence of dysbetalipoproteinaemia in man.”Nature, vol. 269, 1977, pp. 604–607.

[17] Mack, S. “A genome-wide association meta-analysis on lipoprotein (a) concentrations adjusted for apolipoprotein (a) isoforms.”J Lipid Res, 2016.

[18] Hanniman, E.A. et al. “Apolipoprotein nutritional and metabolic stress: involvement of glucocorticoids, HNF-4 alpha, and PGC-1 alpha.” J. Lipid Res., vol. 47, 2006, pp. 2503–2514.

[19] Davis, J. P. et al. “Common, low-frequency, and rare genetic variants associated with lipoprotein subclasses and triglyceride measures in Finnish men from the METSIM study.”PLoS Genet, vol. 13, no. 10, 2017, p. e1007026.

[20] Lee, J. et al. “AMP-activated protein kinase suppresses the expression of LXR/SREBP-1 signaling-induced ANGPTL8 in HepG2 cells.” Mol Cell Endocrinol.

[21] Wang, Y. et al. “Hepatic ANGPTL3 regulates adipose tissue energy homeostasis.” Proc Natl Acad Sci., vol. 112, 2015, pp. 11630–11635.

[22] Moriarty, P. M. et al. “Lipoprotein(a) mass levels increase significantly according toAPOE genotype: an analysis of 431 239 patients.” Arterioscler. Thromb. Vasc. Biol., vol. 37, 2017, pp. 580–588.

[23] Nilsson, S.K. et al. “Apolipoprotein A-V; a potent triglyceride reducer.”Atherosclerosis.