Yüz Asimetrisi
Yüz asimetrisi, insan yüzünün sol ve sağ tarafları arasındaki görünüm farklılıklarını ifade eder. Mükemmel yüz simetrisi son derece nadir olmakla birlikte, bir dereceye kadar asimetri, insan yüzlerinin normal ve evrensel bir özelliğidir. Bu hafif dengesizlik genellikle fark edilmez ve bireysel benzersizliğin bir parçası olarak kabul edilir. Bununla birlikte, daha belirgin yüz asimetrisi biçimleri, hem estetiği hem de işlevi etkileyen çeşitli faktörlerden kaynaklanabilir.
Yüz asimetrisinin biyolojik temeli karmaşıktır ve gelişim sırasında genetik yatkınlıklar ve çevresel etkilerin hassas bir etkileşimini içerir. Genetik faktörler, yüz kemiklerinin, kasların ve yumuşak dokuların büyümesini ve gelişmesini etkileyerek, potansiyel olarak simetrideki varyasyonlara yol açabilir. Doğum öncesi pozisyon, doğum travması, edinilmiş yaralanmalar, hastalıklar (örn., Bell paralizisi, tümörler) veya diş sorunları gibi çevresel faktörler de asimetrinin gelişimine veya şiddetlenmesine önemli ölçüde katkıda bulunabilir.
Klinik olarak, yüz asimetrisi küçük bir kozmetik sorundan, altta yatan tıbbi durumların bir göstergesine kadar değişebilir. Önemli asimetri, yüz sinirlerini ve kaslarını etkileyen gelişimsel bozuklukların, sendromların veya nörolojik durumların bir belirtisi olabilir. Ayrıca travma, cerrahi müdahaleler veya büyüme bozukluklarından da kaynaklanabilir. Şiddetli vakalarda, çiğneme, konuşma, nefes alma ve görme gibi temel işlevleri etkileyebilir ve tıbbi veya cerrahi müdahaleyi gerektirebilir.
Sağlık ve işlevin ötesinde, yüz simetrisi önemli bir sosyal öneme sahiptir. Daha simetrik yüzler genellikle daha çekici olarak değerlendirildiğinden, kültürler arasında algılanan çekicilik ve güzelliğin bir bileşeni olarak geniş çapta kabul görmektedir. Sonuç olarak, küçük asimetriler bile bireyin öz saygısını, vücut imajını ve sosyal etkileşimlerini etkileyerek önemli bir psikososyal etkiye sahip olabilir. Yüz asimetrisini anlamak, yaygınlığını takdir etmeyi, nedenlerini belirlemeyi ve potansiyel fonksiyonel ve sosyal etkilerini ele almayı içerir.
Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler
Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler”Yüz asimetrisi ile genetik ilişkilendirmelerin saptanması ve yorumlanması, çeşitli metodolojik ve istatistiksel sınırlamalara tabidir. Çalışmalar, özellikle mütevazı büyüklükteki genetik etkileri saptamayı amaçlarken, istatistiksel güçle ilgili zorluklarla sıklıkla karşılaşır ve bu da yanlış negatif bulgulara yol açabilir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında (GWAS) çoklu testlerin hesaba katılma zorunluluğu, genellikle sıkı anlamlılık eşikleri gerektirir ve bu da özellikle fenotipik varyasyonun küçük bir oranını açıklayan varyantlar için gerçek ilişkilendirmeleri belirleme gücünü daha da azaltır.[1] Ek olarak, mevcut genotipleme dizileri tarafından genetik varyasyonun eksik kapsanması, bazı nedensel varyantların veya genlerin tamamen kaçırılması anlamına gelebilir, bu da aday bir genin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını veya yeni genetik lokusların keşfini sınırlar.[2]Farklı kohortlarda bulguların tekrarlanması, ilişkilendirmeleri doğrulamak için çok önemlidir, ancak sıklıkla zorluklar sunar. Tekrarlanmama, başlangıçtaki yanlış pozitif bulgular, çalışma tasarımındaki farklılıklar veya gen-fenotip ilişkilerini değiştirebilecek kohort özelliklerindeki varyasyonlar dahil olmak üzere çeşitli faktörlerden kaynaklanabilir. Ayrıca, tek nükleotid polimorfizmi (SNP) düzeyinde replikasyon, farklı çalışmaların aynı gen bölgesinde gözlemlenmeyen bir nedensel varyantla güçlü bağlantı dengesizliğinde olan farklı SNP’leri tanımlaması veya bir gen içinde birden fazla nedensel varyantın bulunması durumunda zor olabilir.[3]Bu faktörler, yalnızca ilk bulgulara dayanarak yüz asimetrisi üzerindeki genetik etkiler hakkında kesin sonuçlar çıkarmanın karmaşıklığını vurgulamaktadır.
Fenotipik Değerlendirme ve Popülasyon Genellenebilirliği
Section titled “Fenotipik Değerlendirme ve Popülasyon Genellenebilirliği”Yüz asimetrisinin doğru bir şekilde karakterize edilmesi, genetik çalışmaları etkileyebilecek doğal zorluklar sunmaktadır. Fenotiplerin, yirmi yıl gibi uzun süreleri kapsayan çoklu incelemeler üzerinden ortalaması alındığında, zaman içinde farklı ölçüm ekipmanlarının kullanılması yanlış sınıflandırmaya yol açabilir.[1] Dahası, bu ortalama alma stratejisi, özelliği etkileyen temel genetik ve çevresel faktörlerin geniş bir yaş aralığında tutarlı kaldığını varsayar; bu varsayım doğru olmayabilir ve yaşa bağlı gen etkilerini maskeleyebilir. Ölçüm özelliklerinin ötesinde, bulguların genellenebilirliği genellikle, sıklıkla orta yaşlı ve yaşlı gibi belirli yaş gruplarından veya ağırlıklı olarak Avrupa kökenli beyaz bireyler gibi belirli soylardan bireylerden oluşan çalışma popülasyonlarının özellikleriyle sınırlıdır.[4] Bu tür kohort homojenliği, popülasyon tabakalaşmasını azaltmak için faydalı olsa da, bulguların daha genç popülasyonlara veya çeşitli etnik ve ırksal gruplara uygulanabilirliğini sınırlar. Ayrıca, gönüllü katılımcılara veya ikizler gibi belirli popülasyonlara dayanan çalışmalar, bir seçim veya hayatta kalma yanlılığına yol açabilir, çünkü bu örnekler genel popülasyonu tam olarak temsil etmeyebilir.[4] Soy veya aşırı fenotipik değerlere dayalı aykırı değerlerin kaldırılması gibi bazı kalite kontrol önlemleri uygulanırken, bu uygulamalar çalışma popülasyonlarının seçici doğasının ve yüz asimetrisinin genetik yapısını tam olarak anlamak için daha çeşitli kohortlarda devam eden araştırma ihtiyacının altını çizmektedir.
Keşfedilmemiş Genetik ve Çevresel Etkiler
Section titled “Keşfedilmemiş Genetik ve Çevresel Etkiler”Yüz asimetrisini anlamadaki önemli bir sınırlama, gen-çevre etkileşimlerinin ve genetik etkilerin diğer bağlamsal modülatörlerinin büyük ölçüde keşfedilmemiş alanında yatmaktadır. Genetik varyantlar yalıtılmış olarak çalışmazlar, ancak genellikle çevresel faktörlerden etkilenirler, bu da bir bağlamda gözlemlenen ilişkilerin diğerlerinde farklı olabileceği veya hatta hiç olmayabileceği anlamına gelir.[1]Bu etkileşimlere yönelik kapsamlı araştırmaların mevcut olmaması, çevresel faktörlerin yüz asimetrisine genetik yatkınlıkları nasıl değiştirdiğine dair potansiyel olarak çok önemli bilgilerin kaçırıldığı anlamına gelmektedir. Ek olarak, birçok çalışma çoklu test yükünü artırmaktan kaçınmak için cinsiyet-havuzlu analizler yapar, bu da yalnızca erkeklerde veya kadınlarda yüz asimetrisi ile ilişkili olabilecek SNP’lerin gözden kaçmasına neden olabilir.[2]Bu ihmal, cinsiyete özgü genetik yapılarla ilgili kalan bilgi boşluklarına katkıda bulunur. Sonuç olarak, genetik ilişkileri belirlemede kaydedilen ilerlemelere rağmen, yüz asimetrisi gibi karmaşık özelliklerin kalıtılabilirliğinin önemli bir kısmı genellikle açıklanamamaktadır. Bu “kayıp kalıtılabilirlik”, nadir varyantlar, yapısal varyasyonlar veya karmaşık epistatik etkileşimler dahil olmak üzere birçok katkıda bulunan genetik varyantın, mevcut genotipleme teknolojilerindeki, analitik yöntemlerdeki veya mevcut çalışmaların ölçeğindeki sınırlamalar nedeniyle henüz keşfedilmediğini veya tam olarak karakterize edilmediğini düşündürmektedir.
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Genetik varyasyonlar, insan gelişiminin karmaşık süreçlerini etkileyebilir; buna kraniyofasiyal yapıların oluşumu da dahildir ve bu da yüz simetrisini etkileyebilir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), çeşitli popülasyonlarda çok çeşitli karmaşık özellikler ve biyolojik yollarla ilişkili tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) rutin olarak tanımlar.[5] Bu tür çalışmalar, önemli ilişkileri olan genetik lokusları saptamak için genellikle Genelleştirilmiş Tahmin Denklemleri (GEE) ve Aile Temelli İlişkilendirme Testi (FBAT) gibi gelişmiş istatistiksel yöntemler kullanır.[2] Aşağıda tartışılan varyantlar, çeşitli hücresel fonksiyonlarda ve gelişimsel yollarda rol oynar ve yüz özelliklerini şekillendirmede ve simetri varyasyonlarına katkıda bulunmada potansiyel rollere işaret eder.
Temel gelişimsel sinyal yollarında yer alan genlerdeki varyasyonlar genellikle morfolojik özelliklerin merkezinde yer alır. Örneğin, _SMAD7_ geni, embriyonik gelişim sırasında hücre büyümesi, farklılaşması ve doku yeniden şekillenmesinin önemli bir aracısı olan transforming growth factor-beta (TGF-beta) sinyal yolunu düzenleyen inhibitör bir proteini kodlar. *rs8088297 * gibi bir varyant, _SMAD7_fonksiyonunu ince bir şekilde değiştirebilir, böylece TGF-beta sinyalini modüle edebilir ve potansiyel olarak yüz simetrisi için kritik olan kraniyofasiyal kemik ve kıkırdak oluşumunu etkileyebilir. Benzer şekilde,_SOX5_, kondrojenez (kıkırdak oluşumu) ve nörojenez için hayati öneme sahip bir transkripsiyon faktörüdür ve kesin düzenlenmesi iskelet ve sinir dokularının gelişimi için esastır.[6] _SOX5_’teki *rs4357783 *varyantı, ekspresyonunu veya protein aktivitesini etkileyebilir ve bu da ince yüz asimetrileri olarak kendini gösterebilecek kıkırdak ve kemik gelişiminde değişikliklere yol açabilir.
Diğer varyantlar, hücresel iletişim, yapısal bütünlük ve temel metabolik süreçler için kritik olan genleri etkiler. _EMP2_ (Epitelyal Membran Proteini 2), doku morfogenezi ve gelişim sırasında hücrelerin hassas düzenlenmesi için temel olan hücre yapışması ve membran organizasyonunda rol oynar; *rs7186843 * gibi bir varyant bu hücresel etkileşimleri etkileyebilir ve potansiyel olarak yüz şekillendirmesini etkileyebilir. Bir reseptör tirozin kinaz olan _ROR1_, embriyonik gelişim, hücre göçü ve doku onarımı için vazgeçilmez bir yol olan Wnt sinyallemesinde yer alır ve bu da *rs11208297 *’ü değişen hücre proliferasyonu ve farklılaşması yoluyla kraniyofasiyal gelişimi etkilemek için bir aday yapar.[4] Ayrıca, _SLC39A9_, büyüme ve farklılaşmada yer alan çok sayıda enzim ve transkripsiyon faktörü için temel bir element olan hücre içi çinko homeostazını koruyan bir çinko taşıyıcısıdır; *rs8007933 * çinko metabolizmasını bozabilir ve potansiyel olarak yüz yapılarını etkileyen gelişimsel anormalliklere yol açabilir.
Nöronal gelişim, protein düzenlemesi ve genomik stabilite ile ilgili genlerdeki varyantlar da potansiyel etkilere sahiptir. _NPAS3_ (Nöronal PAS Alanı Proteini 3), ağırlıklı olarak beyinde eksprese edilen, nörojenez ve nöronal farklılaşmada yer alan bir transkripsiyon faktörüdür. Öncelikle nöral fonksiyonlarla bağlantılı olmakla birlikte, *rs8006719 * gibi varyantlar, karmaşık gelişimsel programlar yoluyla kraniyofasiyal gelişimi dolaylı olarak etkileyebilir. _KCMF1_(Potasyum Kanalı Modülatör Faktörü 1), protein döngüsü ve hücre sinyallemesi için kritik bir süreç olan protein ubikitinasyonunda yer alır;*rs7563083 * varyantı, gelişim için gerekli olan proteinlerin stabilitesini etkileyebilir. Ek olarak, DNA replikasyonu ve onarımı için çok önemli olan DNA polimeraz epsilon’un bir alt birimi olan _POLE2_ geni ve protein etkileşimlerinde ve sitoskeletal organizasyonda yer alan _KLHDC1_, temel hücresel süreçleri temsil eder. Bu genlerin yakınında veya içinde bulunan *rs4296170 *, doğru embriyonik gelişim ve simetri için hayati önem taşıyan DNA bütünlüğünü veya hücresel mimariyi etkileyebilir.
Son olarak, sözde genler ve uzun kodlayıcı olmayan RNA’lar da dahil olmak üzere kodlayıcı olmayan bölgelerdeki varyasyonlar, gen ekspresyonu ve gelişimindeki düzenleyici rolleri nedeniyle giderek daha fazla tanınmaktadır. _BDP1P_ bir sözde gendir ve _RNA5SP461_ küçük bir kodlayıcı olmayan RNA’dır; bu bölgelerdeki *rs165149 * gibi bir varyant, yakındaki fonksiyonel genlerin ekspresyonunu veya düzenleyici RNA’ların stabilitesini etkileyebilir, böylece gelişimsel yolları dolaylı olarak etkileyebilir. Benzer şekilde, _NRAD1_ (DNA Hasarıyla İlişkili Kodlayıcı Olmayan RNA 1) ve _LINC00390_ (Uzun İntergenik Kodlayıcı Olmayan RNA 390) uzun kodlayıcı olmayan RNA’lardır. Bu lncRNA’lar içindeki *rs4597218 * varyantı, düzenleyici fonksiyonlarını değiştirebilir, potansiyel olarak kraniyofasiyal morfogenez sırasında gen ekspresyonunun hassas orkestrasyonunu etkileyebilir ve yüz asimetrisine katkıda bulunabilir.
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”References
Section titled “References”[1] Vasan, Ramachandran S., et al. “Genome-wide association of echocardiographic dimensions, brachial artery endothelial function and treadmill exercise responses in the Framingham Heart Study.”BMC Medical Genetics, vol. 8, no. Suppl 1, 2007, p. S2.
[2] Yang, Q., et al. “Genome-wide association and linkage analyses of hemostatic factors and hematological phenotypes in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S1.
[3] Sabatti, Chiara, et al. “Genome-wide association analysis of metabolic traits in a birth cohort from a founder population.”Nature Genetics, vol. 41, no. 1, 2009, pp. 35-46.
[4] Benjamin, E. J., et al. “Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study.” BMC Med Genet, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S9.
[5] Wilk, J. B., et al. “Framingham Heart Study genome-wide association: results for pulmonary function measures.” BMC Med Genet, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S8.
[6] Kathiresan, S., et al. “Common variants at 30 loci contribute to polygenic dyslipidemia.” Nat Genet, vol. 40, no. 11, 2008, pp. 1297-305.