İçeriğe geç

Aşırı Gündüz Uykululuğu

Aşırı gündüz uykululuğu (EDS), yeterli gece uykusundan sonra bile gün içinde uykuya dalma veya uyuşukluk yaşama eğilimi ile karakterize yaygın bir durumdur. Bu durum, uyanık kalmada zorluk, sürekli yorgunluk hissi ve çalışırken, okurken veya araba kullanırken gibi çeşitli durumlarda istemsiz uyuklama veya şekerleme nöbetleri olarak kendini gösterebilir.[1] Günlük işlevselliği ve genel yaşam kalitesini etkileyen önemli bir sağlık sorunudur.

Araştırmalar, aşırı gündüz uykululuğunun kalıtsal bir özellik olduğunu ve genetik faktörlerin bu varyasyonun yaklaşık %8,4’üne katkıda bulunduğunu göstermektedir.[1] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), bu özellikle ilişkili belirli genetik lokusları tanımlamıştır. Androjen reseptör geni olan AR’nin yakınında, rs73536079 ile işaretlenmiş önemli bir sinyal bulunmuştur.[1] Depresyon gibi faktörler için ayarlama yapılan daha ileri analizler, ROBO1 (rs182765975 ) yakınında bir ilişki ortaya koyarken, vücut kitle indeksi (BMI) için ayarlama yapıldığında TMEM132B (rs142261172 ) yakınında bir sinyal vurgulanmıştır.[1]Bu genetik ilişkiler, aşırı gündüz uykululuğunun, nörogelişimsel süreçleri ve uyku-uyanıklık döngülerinin düzenlenmesini potansiyel olarak içeren karmaşık biyolojik yollardan etkilendiğini düşündürmektedir. Tanımlanan aday genlerin bazıları hipokretin ifade eden nöronlarda rol oynamakta, uykusuzluk durumlarında değişmiş ekspresyon göstermekte veya uyku düzenlemesinde rol oynamaktadır.[1]

Aşırı gündüz uykululuğu, çeşitli sağlık durumlarıyla güçlü bir şekilde ilişkili olduğu için önemli klinik etkilere sahiptir. Çalışmalar, yaş, cinsiyet, depresyon, psikiyatrik ilaç kullanımı ve kendi bildirdiği uyku apnesi ile ilişkili olduğunu göstermektedir.[1]Ayrıca, aşırı gündüz uykululuğu ile obezite dahil olmak üzere artmış adipozite arasında kabul edilmiş bir bağlantı vardır.[1] Aşırı gündüz uykululuğunun varlığı, altta yatan uyku bozukluklarının, metabolik rahatsızlıkların veya psikiyatrik durumların bir belirtisi olabilir. Bu özelliğin genetik temellerini anlamak, teşhisi iyileştirmek, hedefe yönelik müdahaleler geliştirmek ve sonuç olarak ilgili sağlık risklerini yönetmek için çok önemlidir.[1]

Aşırı gündüz uykululuğunun etkisi, bireysel sağlığın ötesine geçerek toplumsal refahı ve üretkenliği etkiler. Aşırı gündüz uykululuğu da dahil olmak üzere kronik uyku bozuklukları, dünya çapında yetişkinlerin önemli bir bölümünü etkileyerek bilişsel fonksiyonların azalmasına, performansın düşmesine ve kaza riskinin artmasına katkıda bulunur.[1]Örneğin, aşırı gündüz uykululuğu yaşayan bireyler akademik veya profesyonel ortamlarda zorluklarla karşılaşabilir ve araç kullanırken veya makine kullanırken olaylara karışma riski daha yüksek olabilir. Aşırı gündüz uykululuğuna katkıda bulunan genetik ve biyolojik mekanizmaları çözerek, araştırmalar halk sağlığı girişimlerini bilgilendirmeyi, güvenlik önlemlerini artırmayı ve dünya çapında etkilenen bireylerin genel yaşam kalitesini iyileştirmeyi amaçlamaktadır.[1]

Metodolojik ve Fenotipik Değerlendirme Sınırlamaları

Section titled “Metodolojik ve Fenotipik Değerlendirme Sınırlamaları”

Aşırı gündüz uykululuğunun değerlendirilmesindeki temel sınırlamalardan biri, doğası gereği öznel yanlılık içeren, kişinin kendi bildirimine dayalı anketlere dayanmasından kaynaklanmaktadır.[1] Katılımcılardan, kategorik bir ölçek kullanarak (örneğin, “hiçbir zaman/nadiren” ile “her zaman” arasında) gündüzleri uyuklama veya uykuya dalma olasılıkları hakkında bilgi istenmiş ve bu daha sonra dönüştürülmemiş ve 1-4 arasında kodlanmış değerlerle sürekli bir değişken olarak ele alınmıştır.[1]Bu dönüşüm, nüanslı, öznel bir deneyimi basitleştirir ve özelliğin şiddetini veya sıklığını doğru bir şekilde yakalayamayabilir, bu da genetik ilişkilerin kesinliğini potansiyel olarak etkileyebilir. Aktigrafi veya polisomnografi gibi objektif uyku değerlendirme yöntemlerinin olmaması, çalışmanın kendi bildirimine dayalı verileri fizyolojik ölçümlerle destekleme yeteneğini daha da sınırlar ve gerçek uykululuğu yorgunluk veya motivasyon eksikliği gibi diğer faktörlerden ayırmayı zorlaştırır.[1]Ayrıca, fenotipin kişinin kendi bildirimine dayanması ve diğer durumlarla bilinen ilişkileri, potansiyel karıştırıcı faktörleri de beraberinde getirir. Aşırı gündüz uykululuğu, yaş, cinsiyet, depresyon ve vücut kitle indeksi (VKİ) ile önemli ölçüde ilişkilidir.[1] İkincil analizler, depresyon veya VKİ gibi bu kovaryetlerin bazıları için ayarlama yapmaya çalışırken, bu ayarlamalar bazen yeni sinyaller ortaya çıkarmış veya mevcut sinyalleri değiştirmiştir, bu da uykululuk ve diğer sağlık özellikleri arasındaki karmaşık etkileşimi göstermektedir.[1] Bu karmaşık fenotipik yapı, aşırı gündüz uykululuğuna genetik katkıları, nöropsikiyatrik ve metabolik durumlarla olan komorbiditesinden bağımsız olarak izole etmeyi zorlaştırmaktadır.

Genellenebilirlik ve Çalışma Tasarımı Kısıtlamaları

Section titled “Genellenebilirlik ve Çalışma Tasarımı Kısıtlamaları”

Bulguların genellenebilirliği, çalışmanın Birleşik Krallık Biobank kohortu içindeki Avrupa kökenli bireylere odaklanmasıyla önemli ölçüde sınırlıdır.[1] Bu yaklaşım popülasyon tabakalaşmasını kontrol etmeye yardımcı olsa da, tanımlanan genetik ilişkilerin farklı atalara sahip popülasyonlara doğrudan aktarılamayabileceği, potansiyel olarak ilgili genetik varyantların kaçırılmasına veya diğer etnik gruplarda farklı etki büyüklüklerinin ortaya çıkmasına neden olabileceği anlamına gelir.[1] Dahası, çalışma kohortu, öz bildirimli vardiyalı çalışma, uyku ilacı kullanımı veya yakın ailevi ilişkileri olan bireylerin çıkarılması gibi belirli dışlama kriterlerine tabi tutulmuştur.[1] Bu dışlamalar daha homojen bir çalışma popülasyonu oluşturmayı amaçlarken, örneklemin temsil edilebilirliğini istemeden azaltabilir, gözlemlenen genetik etkileri potansiyel olarak etkileyebilir ve bulguların yaygın uyku bozucu faktörlere sahip bireyler de dahil olmak üzere daha geniş popülasyona uygulanabilirliğini sınırlayabilir.

Güç hesaplamaları, aşırı gündüz uyuşukluğu için belirli etki büyüklüklerini tespit etmek için %80 gücü gösterirken, daha küçük etkilere sahip genetik varyantların kaçırılmış olabileceğini ima etmektedir.[1] Tespit için belirlenen eşikler (örneğin, p=5×10-7’de MAF 0,1 için β=0,021 birim), küçük ancak toplu olarak önemli etkilere katkıda bulunan varyantların mevcut örneklem büyüklüğünde istatistiksel anlamlılığa ulaşamayabileceği anlamına gelir.[1] Bu sınırlama, her biri küçük bir etkiye katkıda bulunan çok sayıda yaygın varyanttan etkilenmesi muhtemel olan uyuşukluk gibi karmaşık özellikler için özellikle geçerlidir.

Eksik Kalıtılabilirlik ve Nedensel Çıkarım Zorlukları

Section titled “Eksik Kalıtılabilirlik ve Nedensel Çıkarım Zorlukları”

Yeni genetik lokusların tanımlanmasına rağmen, mevcut araştırma aşırı gündüz uyuşukluğu için kalıtılabilirliğin yalnızca küçük bir bölümünü açıklamaktadır; tanımlanan varyantlar, özellik varyasyonunun yaklaşık %1,3’ünü oluşturmaktadır.[1] Açıklanan varyans ile tahmin edilen kalıtılabilirlik arasındaki bu önemli fark (yaklaşık %17), bu özellik için önemli bir “kayıp kalıtılabilirliğe” işaret etmektedir.[1] Bu durum, nadir varyantlar, gen-gen etkileşimleri veya epigenetik mekanizmalar dahil olmak üzere çok sayıda başka genetik faktörün keşfedilmemiş kaldığını veya özelliğin kalıtılabilirliğinin, çalışmada yakalanmayan karmaşık çevresel faktörlerden ve gen-çevre etkileşimlerinden etkilendiğini düşündürmektedir.

Genetik olarak ilişkili özellikler arasında nedensel ilişkiler kurmak da önemli bir zorluk teşkil etmektedir. Çalışma, aşırı gündüz uyuşukluğu ve artan adipozite arasında genetik korelasyonlar ortaya koyarken, doğrudan nedensel bağlantıları pleiotropik etkilerden veya tersine nedensellikten ayırmak karmaşıktır.[1] Mendelian randomizasyonu gibi yaklaşımları kullanan gelecekteki araştırmalar, Birleşik Krallık Biyobankası gibi büyük popülasyon kohortlarında bulunan potansiyel seçim yanlılıkları göz önüne alındığında dikkatli bir yorum gerektirecektir.[1] Bu nedenle, bu bulgular aşırı gündüz uyuşukluğunun genetik yapısına ilişkin anlayışımızı geliştirirken, bu ilişkileri doğrulamak ve kesin biyolojik ve nedensel mekanizmalarını aydınlatmak için daha büyük, daha çeşitli örneklemlerde daha fazla replikasyon ve sistematik test yapılması önemlidir.[1]

Genetik varyasyonlar, uyku düzenlerini ve aşırı gündüz uyku hali de dahil olmak üzere ilgili durumları etkilemede önemli bir rol oynar. Tanımlanan varyantlar arasında, MEIS1genindeki tek nükleotid polimorfizmi (SNP)rs113851554 , uykusuzluk semptomlarıyla güçlü bir ilişki göstermektedir. MEIS1, bir homeobox genidir, yani diğer genlerin, özellikle motor nöron bağlantısı, retina ve lens gelişimi ve amigdalada Madde P’nin ekspresyonu gibi gelişimde rol oynayan genlerin ekspresyonunu düzenleyen bir proteini kodlar.[1] rs113851554 ’teki T allelinin varlığı, uykusuzluk semptomları riskinin artmasıyla önemli ölçüde ilişkilendirilmiştir.[1]Bu varyant, ilişkili bir 3’UTR varyantıyla birlikte, genellikle uykuyu bozan, bacakları hareket ettirmek için karşı konulamaz bir dürtü ile karakterize nörolojik bir bozukluk olan Huzursuz Bacak Sendromu (RLS) için önemli bir genetik risk faktörü olarak da kabul edilmektedir.[1] Araştırmalar, MEIS1’in muhtemelen pleyotropik etkileri olduğunu, hem HBS hem de uykusuzluk şikayetlerini etkilediğini ve bu uyku bozuklukları için ortak altta yatan biyolojik yollar olduğunu düşündürmektedir.[2] HCRTR2 geninde bulunan başka bir varyant olan rs3122163 , uyku özellikleri için yeni bir ilişki sinyali olarak tanımlanmıştır. HCRTR2 geni, oreksin nöropeptitleri için birincil reseptör olan hipokretin reseptörü 2’yi kodladığı için çok önemlidir.[1] Oreksinler, uyku-uyanıklık döngülerini düzenlemek için gerekli olan güçlü uyanıklık destekleyici nörotransmitterlerdir ve işlev bozuklukları özellikle narkolepsi ile ilişkilidir.[1] rs3122163 ’teki minör allel (C), daha kısa uyku süresi ve sabahçılık kronotipi ile ilişkilendirilmiştir ve bu allel için değişen uyku düzenlerine katkıda bulunabilecek potansiyel bir işlev kazanımı etkisine işaret etmektedir.[1] Bu varyantın oreksin reseptör sinyali üzerindeki etkisini anlamak önemlidir, çünkü bu yol hem narkolepsi hem de uykusuzlukta farmakolojik müdahaleler için önemli bir hedeftir.[1] PAX-8 genini içeren genetik lokus, SNP rs62158211 ile işaretlenmiş olup, uyku süresi ile güçlü bir şekilde ilişkilidir. PAX-8, özellikle tiroid bezi ve böbreklerde olmak üzere gelişim sırasında gen ekspresyonunun düzenlenmesinde rol oynayan bir transkripsiyon faktörü genidir. rs62158211 ’in T alleli, uyku süresinde bir artışla ilişkilendirilmiştir ve her allel ortalama 2,34 dakikalık bir artışla ilişkilidir.[1] Bu ilişki, önceki bulguları güçlendirmekte ve genetik faktörlerin insanların ne kadar uyuduğu konusundaki bireysel farklılıkları belirlemedeki rolünü vurgulamaktadır.[1] Bir transkripsiyon faktörü olarak PAX-8, çok çeşitli biyolojik süreçleri etkiler ve uyku süresi üzerindeki etkisi, temel düzenleyici yolların bir bireyin yaşadığı uyku miktarını modüle edebileceğini düşündürmektedir.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs113851554 MEIS1excessive daytime sleepiness
insomnia
restless legs syndrome
physical activity
insomnia
rs28600082 ADAM29 - TSEN2P1excessive daytime sleepiness
rs62158211 LINC02966sleep duration trait
excessive daytime sleepiness
brain connectivity attribute
rs694383 RGS16excessive daytime sleepiness
circadian rhythm
rs12140153 PATJcircadian rhythm
excessive daytime sleepiness
body mass index
waist-hip ratio
body fat percentage
rs6099524 LBP - SNHG17excessive daytime sleepiness
rs3122163 HCRTR2excessive daytime sleepiness
rs76681500 PIGK - AK5circadian rhythm
excessive daytime sleepiness
rs543431433 SLC2A9, SLC2A9-AS1excessive daytime sleepiness
rs553962214 MSR1 - RN7SL474Pexcessive daytime sleepiness

Aşırı Gündüz Uyuklamasını Tanımlama ve Operasyonelleştirme

Section titled “Aşırı Gündüz Uyuklamasını Tanımlama ve Operasyonelleştirme”

Aşırı gündüz uyuklaması (EDS), yaygın bir uyku bozukluğu özelliği olarak karakterize edilir ve bireyin aktif uyanık olduğu saatlerde istemeden uykuya dalma veya uyuklama eğilimini ifade eder. Bu özellik, şiddeti değişen ve iş, okuma veya araba kullanma gibi çeşitli bağlamlarda günlük işlevler üzerinde etkileri olan subjektif bir deneyim olarak anlaşılır.[1] Araştırma çerçevelerinde, AGU sıklıkla boyutsal olarak kavramsallaştırılır ve analiz edilir, basit bir ikili varlık veya yokluktan ziyade ifadesinin tüm aralığını yakalamak için sürekli bir değişken olarak ele alınır.[1] Büyük ölçekli genetik araştırmalar amacıyla, AGU, belirli bir soruya verilen öz bildirim yanıtları aracılığıyla operasyonel olarak tanımlanır: “İstemediğiniz halde gündüzleri uyuklama veya uykuya dalma olasılığınız ne kadar? (örneğin, çalışırken, okurken veya araba kullanırken)?”.[1] Katılımcılar, “asla/nadiren”, “bazen”, “sıklıkla” veya “her zaman” gibi bir dizi kategorik seçenek arasından seçim yaparlar ve bu seçenekler daha sonra tipik olarak 1 ila 4 arasında sayısal bir ölçeğe dönüştürülür.[1] Bu standartlaştırılmış yaklaşım, geniş popülasyonlarda subjektif bir deneyimin kantitatif analizine olanak tanır ve öz algılanan doğasını kabul ederken araştırma için tutarlı bir ölçü sağlar.

Yaklaşımlar ve Özellik Sınıflandırması

Section titled “Yaklaşımlar ve Özellik Sınıflandırması”

Genom çapında ilişkilendirme analizleri gibi kapsamlı araştırma çalışmalarında aşırı gündüz uykululuğunu ölçmek için kullanılan baskın yöntem, öz bildirim anketlerine dayanmaktadır.[1] Bu yaklaşım, bireyin uykululuğuna ilişkin doğrudan algısını yakalar ve bu daha sonra istatistiksel analiz için sürekli bir değişkene dönüştürülür.[1] Bu strateji, araştırmacıların bir kategori tanısından daha nüanslı bir anlayışı kolaylaştırarak, uykululuk gradyanı boyunca ince genetik ilişkileri tanımlamalarını sağlar. Bununla birlikte, öz bildirimin doğasında var olan öznellik, bu ölçümlerin bireysel farkındalığa ve yoruma bağlı olduğu anlamına gelir.

Aşırı gündüz uykululuğu, öncelikle, yanıtların istemsiz uykululuk düzeylerini yansıtacak şekilde ölçeklendirildiği boyutsal bir yaklaşımla sınıflandırılır.[1] Kendiliğinden uykuya dalma olasılığı için 1-4 kodlama sisteminin kullanılması, bir şiddet derecelendirmesi görevi görür ve daha yüksek değerler daha büyük bir uykululuk yükünü gösterir.[1]Çalışmalar, EDS için spesifik bir hastalık sınıflandırma sistemini detaylandırmasa da, uykusuzluk semptomları ve uyku süresi gibi diğer uyku bozukluğu özellikleri ile karmaşık korelasyonlarını araştırır ve böylece EDS’yi uyku sağlığı ve bozukluklarının daha geniş bir anlayışı içinde konumlandırır.[1]

Aşırı gündüz uyuklaması, uykusuzluk semptomları ve uyku süresi dahil olmak üzere diğer önemli uyku bozukluğu özellikleri ile dikkate değer fenotipik ve genetik korelasyonlar göstererek önemli klinik öneme sahiptir.[1] Uyku alanındaki doğrudan bağlantılarının ötesinde, EDS ayrıca daha yüksek BMI ve bel çevresi ile yansıyan artan adipozite gibi daha geniş sağlık göstergeleri ve çeşitli nöropsikiyatrik ve metabolik durumlarla bağlantılar ile genetik ilişkiler sergilemektedir.[1] Bu yaygın korelasyonlar, bozuk uykunun, özellikle EDS’in, sadece ikincil bir semptom olmadığını, daha ziyade genel fiziksel ve zihinsel sağlığın etiyolojisinde ve sürdürülmesinde kritik bir rol oynadığını vurgulamaktadır.[1] Aşırı gündüz uyuklaması özelliği, %8,4’lük tahmini bir kalıtılabilirliğe sahip, kalıtsal bir bileşene sahip olarak kabul edilmektedir.[1] Genetik ilişkilendirme çalışmaları, AR (androjen reseptörü) geni yakınındaki önemli bir sinyal de dahil olmak üzere, bir bireyin EDS’ye yatkınlığı ile bağlantılı belirli genetik lokusları tanımlamada etkili olmuştur.[1] Depresyon veya BMI gibi kovaryatlar için ayarlamalar yapan daha ileri analizler, ROBO1 ve TMEM132B yakınında ek sinyaller ortaya çıkarmıştır.[1]Bu genetik keşifler, EDS’nin altında yatan biyolojik mekanizmaları anlamamızı ilerletmek, uyku ve hastalık yolları arasında bağlantılar kurmak ve yenilikçi terapötik müdahalelerin geliştirilmesinin önünü açmak için çok önemlidir.[1]

Klinik Değerlendirme ve Hasta Raporlaması

Section titled “Klinik Değerlendirme ve Hasta Raporlaması”

Aşırı gündüz uyuşukluğunun teşhisi tipik olarak, semptomların ve ilişkili faktörlerin hasta tarafından bildirilmesine büyük ölçüde dayanan kapsamlı bir klinik değerlendirme ile başlar. Bireylere genellikle çalışma, okuma veya araba kullanma gibi gündüz aktiviteleri sırasında istemsizce uykuya dalma olasılığı sorulur ve yanıtlar “hiç/nadiren” ile “her zaman” arasında bir ölçekte kategorize edilir.[1] Bu yapılandırılmış sorgulama, uyuşukluğun subjektif deneyimini ölçmeye yardımcı olur ve önemli gündüz uyku hali yaşayan bireyleri belirlemek için birincil tarama yöntemi olarak hizmet eder.

Doğrudan uyuşukluk değerlendirmesinin ötesinde, klinik değerlendirme aynı zamanda potansiyel katkıda bulunan faktörler ve komorbid durumlarla ilgili sorgulamaları da içerir. Hastalar uyku süresi, uykusuzluk semptomları, depresyon ve mevcut ilaç kullanımı hakkında bilgi verirler.[1]Ek olarak, kendi bildirdiği uyku apnesi, vücut kitle indeksi (BMI), psikiyatrik ilaç kullanımı ve sigara içme ve istihdam durumu gibi yaşam tarzı faktörleri hakkında bilgi toplanır, çünkü bu kovaryatlar aşırı gündüz uyuşukluğunu önemli ölçüde etkileyebilir veya onunla ilişkili olabilir.[1] Bu ilişkili durumların belirlenmesi, daha kapsamlı bir tanısal yaklaşım için çok önemlidir ve daha ileri araştırma ve tedavi stratejilerine rehberlik eder.

Genetik çalışmalar, özellikle genom çapında ilişkilendirme analizleri (GWAS), aşırı gündüz uyuklamasına katkıda bulunan altta yatan biyolojik mekanizmaları ortaya çıkarmaya başlamış ve bu özellikle ilişkili belirli genetik lokusları tanımlamıştır. Araştırmalar, androjen reseptör geni olan AR’nin yakınında, rs73536079 T ile işaretlenmiş ve cinsiyete özgü etkileri olmaksızın aşırı gündüz uyuklaması ile ilişkili önemli bir sinyal tanımlamıştır.[1] Depresyon veya BMI gibi kovaryatlar için ayarlamalar yapan daha ileri analizler, ROBO1 (rs182765975 T) ve TMEM132B (rs142261172 A) yakınında ek ilişkiler ortaya çıkararak karmaşık bir genetik mimariyi vurgulamıştır.[1] Bu genetik belirteçler, uyku düzenlemesinde ve ilgili nörolojik fonksiyonlarda yer alan potansiyel yollara dair bilgiler sunmaktadır.

Aşırı gündüz uyuklamasının kalıtılabilirliği yaklaşık %8,4 olarak tahmin edilmiştir ve bu da bu özelliğe önemli bir genetik katkı olduğunu göstermektedir.[1] Bireysel gen ilişkilerinin ötesinde, genetik korelasyon çalışmaları, aşırı gündüz uyuklaması ile artan adipozite gibi diğer sağlık durumları arasında önemli örtüşmeler olduğunu göstermekte olup, hem BMI hem de bel çevresi için genetik korelasyonlar gözlenmiştir.[1] Bu bulgular, metabolik ve nöropsikiyatrik özelliklerle paylaşılan genetik temeller olduğunu ve gelecekteki tanı ve tedavi gelişmelerine bilgi sağlayabilecek daha geniş biyolojik ilişkileri ve potansiyel moleküler belirteçleri anlamak için bir çerçeve sunmaktadır.

Aşırı gündüz uykululuğunu benzer semptomlar gösteren diğer durumlardan ayırt etmek, çeşitli sağlık ve yaşam tarzı faktörleriyle önemli ilişkisi göz önüne alındığında, teşhisin kritik bir yönüdür. Kendi kendine bildirilen uyku apnesi, depresyon ve obezite gibi durumlar aşırı gündüz uykululuğu ile güçlü bir şekilde ilişkilidir ve dikkatlice değerlendirilmelidir.[1]Örneğin, ICD10 kodları ile tanımlanan kendi kendine bildirilen uyku apnesi vakaları, ayırt edilmesi veya eşzamanlı olarak yönetilmesi gereken açık bir komorbiditeyi temsil etmektedir.[1]Teşhis zorlukları, genellikle aşırı gündüz uykululuğu ile diğer özellikler arasındaki fenotipik ve genetik örtüşmeden kaynaklanmaktadır. Sürekli düşük ruh hali ile tanımlanan depresyon ve psikiyatrik ilaçların kullanımı, sıklıkla gündüz uykululuğu ile birlikte bildirilmektedir ve bunların nedensel veya ilişkisel rollerinin dikkatlice değerlendirilmesini gerektirmektedir.[1]Ayrıca, aşırı gündüz uykululuğu ve artmış adipozite arasında tanınmış bir bağlantı vardır ve genetik analizler ikisi arasında önemli bir korelasyon göstermektedir, bu da tanı sürecinde metabolik sağlığın değerlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır.[1] Bu nedenle kapsamlı bir tanı yaklaşımı, yanlış teşhisi önlemek ve uygun yönetimi sağlamak için bu iç içe geçmiş faktörleri hesaba katmalıdır.

Aşırı gündüz uyuklama, %8,4’lük SNP kalıtılabilirliği ile kanıtlandığı gibi önemli bir genetik bileşene sahip karmaşık bir özelliktir.[1] Genetik çalışmalar, androjen reseptör geni AR’nin (rs73536079 T) yakınındaki bir sinyal dahil olmak üzere bu durumla ilişkili belirli lokusları tanımlamıştır.[1] Daha ileri analizler, nöronal yönlendirmede rol oynayan ROBO1 (rs182765975 T) ve beyin gelişiminde rol oynayan bir gen ailesinin üyesi olan TMEM132B (rs142261172 A) gibi genleri işaret etmiştir.[1] Bu genetik varyasyonlar, aşırı gündüz uyuklamasına yatkınlığın temel biyolojik yollardaki değişikliklerden kaynaklandığını düşündürmektedir.

Bireysel genlerin ötesinde, gen ifadesinin düzenlenmesi de önemli bir rol oynamaktadır. Yolak analizleri, ısı şoku faktörü 1 (HSF1) ve endoplazmik retikulum stresi/katlanmamış protein yanıt faktörü HERPUD1 gibi strese duyarlı proteinler için transkripsiyon faktörü bağlama bölgelerinin zenginleştiğini ortaya koymuştur.[1] Ek olarak, tanımlanan bazı genetik varyantların, bir nöral transkripsiyonel baskılayıcı olan FOXP1’in bağlanmasını bozacağı tahmin edilmektedir.[1] Düzenleyici ağlardaki bu tür bozulmalar, uyanıklığı ve uyku-uyanıklık döngülerini sürdürmek için kritik olan genlerin ifadesini değiştirebilir ve böylece aşırı gündüz uyuklamasının ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.

Beynin karmaşık nöron ve sinyal molekülleri ağı, uyku-uyanıklık döngüsünü düzenler ve bu yollardaki bozulmalar aşırı gündüz uykululuğuna yol açabilir. Çoklu özellikli bir genetik analiz, hipokretin reseptör 2 olan HCRTR2’ye yakın bir ilişki tanımladı.[1] Hipokretinler (oreksinler olarak da bilinir), hipotalamustaki spesifik nöronlar tarafından üretilen ve uyanıklığı teşvik etmek ve istenmeyen uykuya geçişleri önlemek için çok önemli olan nöropeptitlerdir. HCRTR2’deki genetik varyasyonun önerdiği gibi, bu sistemdeki işlev bozukluğu, bozulmuş uyanıklığa yol açabilir.

ROBO1 gibi ilişkili diğer genler, sinirsel gelişim ve bağlanabilirlikteki rolleriyle bilinir ve disleksi gibi durumlarda etkileri vardır.[1]Aşırı gündüz uykululuğu ile de ilişkili olanTMEM132gen ailesi, beyin gelişiminde rol oynar ve panik/anksiyete ve bipolar bozukluk gibi psikiyatrik bozukluklarla bağlantıları vardır.[1] Bu bulgular, özelliğin beyin yapısındaki, nöronal bağlantılardaki veya nörotransmitter sistemlerinin düzgün işleyişindeki ince değişikliklerden kaynaklanabileceğini ve bunların toplu olarak beynin uyanıklığı sürdürme yeteneğini etkilediğini vurgulamaktadır.

Sistemik Homeostaz ve Metabolik İlişkiler

Section titled “Sistemik Homeostaz ve Metabolik İlişkiler”

Aşırı gündüz uykululuğu yalnızca nörolojik bir fenomen değildir, aynı zamanda daha geniş sistemik fizyolojik süreçlerle, özellikle de metabolik homeostazla karmaşık bir şekilde bağlantılıdır. Çalışmalar, aşırı gündüz uykululuğu ile Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ve bel çevresi gibi ölçümleri içeren artmış adipozite arasında önemli bir genetik korelasyon olduğunu ortaya koymuştur.[1]Bu genetik örtüşme, özellik ile obezite arasındaki iyi kurulmuş, ancak hala tam olarak anlaşılamamış epidemiyolojik bir bağlantıyı desteklemektedir.[1] Bu bağlantı, ortak biyolojik yolların hem metabolik disregülasyona hem de uyku-uyanıklık bozukluklarına katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir. Enerji dengesini veya insülin duyarlılığını yönetenler gibi metabolik sinyalleşmedeki bozulmalar, uyarılma ve uyanıklıkla ilgili beyin bölgelerini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilir. Sonuç olarak, potansiyel olarak genetik yatkınlıkların tetiklediği sistemik metabolizmadaki dengesizlikler, gün boyunca uyanıklığı sürdürme kapasitesinde azalma olarak kendini gösterebilir.

Hücresel Stres Yanıtları ve Patofizyolojik Örtüşme

Section titled “Hücresel Stres Yanıtları ve Patofizyolojik Örtüşme”

Aşırı gündüz uykululuğunun biyolojik temelleri, hücresel stres yanıtlarına ve diğer sağlık durumlarıyla paylaşılan patofizyolojik mekanizmalara kadar uzanır. Genetik analizler, bağışıklık, nörogelişimsel, hipofiz ve iletişim bozukluklarıyla ilişkili genlerin zenginleştiğini göstermektedir.[1] Bu geniş örtüşme, aşırı gündüz uykululuğuna katkıda bulunan mekanizmaların genel hücresel dayanıklılık ve strese adaptasyonu içerebileceğini düşündürmektedir.

HSF1 ve HERPUD1 gibi strese duyarlı faktörler için zenginleştirilmiş transkripsiyon faktörü bağlanma bölgelerinin varlığı, protein yanlış katlanması veya ısı şoku gibi hücresel stresörlere yanıt veren yolların katılımına işaret etmektedir.[1]Kronik veya düzensiz hücresel stres yanıtları, nöronal fonksiyonu veya genel beyin sağlığını bozabilir, böylece uyanıklığı sürdürme yeteneğine katkıda bulunabilir. Bu bakış açısı, aşırı gündüz uykululuğunu, psikiyatrik bozukluklar ve kardiyo-metabolik hastalıklar dahil olmak üzere, ortak genetik kırılganlıklar ve hücresel stres yollarından etkilenen daha geniş bir durum yelpazesinin potansiyel olarak bir parçası olarak konumlandırmaktadır.[1]

Tanı ve Risk Değerlendirme Kullanılabilirliği

Section titled “Tanı ve Risk Değerlendirme Kullanılabilirliği”

Aşırı gündüz uyuklaması (EDS), tipik gündüz aktiviteleri sırasında uykuya dalma olasılığının öz bildirim yoluyla ölçülen yaygın bir semptomdur.[1]Değerlendirilmesi, altta yatan uyku bozuklukları veya diğer sağlık sorunları yaşayan bireyleri belirlemek için klinik olarak önemlidir. AGS’nin varlığı, yaş, cinsiyet, öz bildirimli uyku apnesi, depresyon ve psikiyatrik ilaç kullanımı gibi faktörlerle önemli ölçüde ilişkilidir ve bu da onu daha ileri klinik araştırmalar için önemli bir gösterge haline getirmektedir.[1]Aşırı gündüz uyuklamasını ölçmenin faydası, kapsamlı risk değerlendirmesine kadar uzanır. Güçlü ilişkileri göz önüne alındığında, AGS erken bir uyarı işareti olarak hizmet edebilir ve klinisyenleri uyku apnesi veya depresyon gibi komorbid durumları taramaya ve ele almaya yönlendirebilir. Bu fenotipik bağlantıları anlamak, hedeflenen tanı yollarından yararlanabilecek yüksek riskli bireyleri belirlemeye yardımcı olur ve sonuç olarak daha erken müdahale ve iyileştirilmiş hasta sonuçlarını hedefler.

Aşırı gündüz uykululuğu izole bir semptom değildir, ancak diğer sağlık durumlarının bir spektrumu ile fenotipik ve genetik olarak ilişkilidir ve ortak altta yatan biyolojik yolları vurgulamaktadır. Artmış aşırı gündüz uykululuğu ile Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ve bel çevresi dahil olmak üzere artmış adipozite arasında önemli bir genetik korelasyon vardır.[1]Bu bulgu, aşırı gündüz uykululuğu ve obezite arasındaki, tam olarak anlaşılmamış olsa da, tanınan bir bağlantı ile uyumludur ve ayrıca bir VKİ Genetik Risk Skorunun EDS ile ilişkisi ile desteklenmektedir.[1] Bu güçlü ilişkiler, bozuk uykunun, özellikle aşırı gündüz uykululuğunun, daha geniş fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarının etiyolojisinde ve sürdürülmesinde rol oynayabileceğini düşündürmektedir.[3]Metabolik ve nöropsikiyatrik özelliklerle genetik örtüşme, EDS ile başvuran hastaların, bu iç içe geçmiş durumları dikkate alan bütünsel bir değerlendirmeden fayda sağlayabileceğini ima etmektedir. Örneğin, aşırı gündüz uykululuğu olan bir hasta, metabolik sendrom veya ruh sağlığı bozuklukları için de taranmayı hak edebilir ve bu da daha entegre bir bakım yaklaşımına olanak tanır.

Prognostik İçgörüler ve Kişiye Özel Müdahaleler

Section titled “Prognostik İçgörüler ve Kişiye Özel Müdahaleler”

Aşırı gündüz uykululuğunun genetik yapısını ve ilişkilerini anlamak, değerli prognostik içgörüler sunar ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarının önünü açar. Androjen reseptörü AR (rs73536079 T) yakınındaki bir sinyal veya depresyon (ROBO1 yakınında, rs182765975 T) veya BMI (TMEM132B yakınında, rs142261172 A) gibi kovaryatlar için ayarlama yapıldıktan sonra ortaya çıkanlar gibi belirli genetik lokusların tanımlanması, uykuyu hastalığa bağlayan mekanizmaların daha derinlemesine anlaşılmasına katkıda bulunur.[1]Bu bilgi, hastalık progresyonunu ve uzun vadeli etkilerini tahmin etmek için temel oluşturur.

Bu genetik keşifler, yeni tedavilerin ve daha hassas tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkıda bulunabilir. Örneğin, aşırı gündüz uykululuğu, metabolik sağlığı da etkileyen belirli genetik yollar tarafından yönlendiriliyorsa, müdahaleler, hedeflenmiş kilo yönetimi stratejileri gibi her iki durumu aynı anda ele alacak şekilde uyarlanabilir. Benzer şekilde, depresyonla ilişkili EDS için, hem psikiyatrik hem de uykuya özgü müdahaleleri dikkate alan nüanslı bir yaklaşım daha iyi sonuçlar verebilir. Sonuç olarak, bu kanıta dayalı anlayış, bireyin benzersiz genetik ve fenotipik profiline dayalı olarak tedavi seçimi ve izleme stratejilerini yönlendirerek kişiselleştirilmiş tıbbı destekler.

Epidemiyolojik Görünüm ve İlişkili Faktörler

Section titled “Epidemiyolojik Görünüm ve İlişkili Faktörler”

Aşırı gündüz uyuklaması, dünya çapında yetişkinlerin önemli bir bölümünü etkileyen, önemli popülasyon düzeyinde etkileri olan yaygın bir uyku bozukluğudur.[4] Epidemiyolojik çalışmalar, bu özelliğin çeşitli demografik ve sağlık faktörleriyle önemli ölçüde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin, geniş ölçekli analizler, aşırı gündüz uyuklamasının yaş, cinsiyet ve atanın temel bileşenleri ile ilişkili olduğunu göstermiştir.[1] Bu demografik değişkenlerin ötesinde, uyku süresi ve uykusuzluk semptomları gibi diğer uyku özellikleriyle de fenotipik ve genetik olarak ilişkilidir ve ortak altta yatan biyolojik yolları düşündürmektedir.[1]Epidemiyolojik ilişkilere yönelik daha fazla araştırma, aşırı gündüz uyuklaması ile çeşitli sağlık koşulları arasındaki güçlü bağlantıları vurgulamıştır. Araştırmalar, aşırı gündüz uyuklaması ve obezite arasındaki iyi bilinen ancak tam olarak anlaşılamayan bir bağlantıyla tutarlı olarak, artan adipozite ile önemli fenotipik ve genetik korelasyonlar olduğunu göstermektedir.[1]Dahası, popülasyon çalışmalarında depresyon ve kendi bildirdiği uyku apnesi gibi kovaryatlar için yapılan düzeltmeler, bu faktörlerin gündüz uyuklamasının yaygınlığına ve şiddetine katkıda bulunmasındaki karmaşık etkileşimi vurgulamaktadır.[1]

Geniş Ölçekli Kohort Çalışmaları ve Genetik Mimari

Section titled “Geniş Ölçekli Kohort Çalışmaları ve Genetik Mimari”

Birleşik Krallık Biyobankası gibi büyük popülasyon kohortları, aşırı gündüz uykululuğu anlayışının geliştirilmesinde etkili olmuştur. Bu prospektif çalışma, Birleşik Krallık genelinde 40-69 yaşları arasındaki 500.000’den fazla kişiyi dahil etmiş, kapsamlı öz bildirimli başlangıç ​​verileri ve antropometrik değerlendirmeler toplamıştır.[1]Aşırı gündüz uykululuğu için, katılımcılar gün içinde uyuma veya uykuya dalma olasılıklarını (niyetleri olmasa bile) öz bildirim yoluyla belirtmişler ve yanıtlar 1-4 sürekli ölçeğinde kodlanmıştır.[1]Bu geniş kohort içindeki genetik analizler, Avrupa kökenli 111.648 kişiyi kapsayarak, aşırı gündüz uykululuğu ile ilişkili belirli genetik lokusları tanımlamıştır.[1] Örneğin, androjen reseptörü AR (rs73536079 ) yakınında anlamlı bir sinyal tespit edilmiştir.[1] Depresyon veya vücut kitle indeksi (BMI) gibi faktörler için ayarlamalar yapılan ikincil analizler, sırasıyla ROBO1 ve TMEM132B yakınındaki sinyalleri daha da ortaya çıkarmıştır.[1] Bu bulgular, genetik faktörlerin aşırı gündüz uykululuğundaki varyasyonun bir kısmına katkıda bulunduğunu, özellikle gözlemlenen varyasyonun yaklaşık %1,3’ünü açıkladığını ve nöropsikiyatrik ve metabolik özelliklerle ortak genetik yolları vurguladığını göstermektedir.[1]

Metodolojik Yaklaşımlar ve Popülasyon Temsiliyeti

Section titled “Metodolojik Yaklaşımlar ve Popülasyon Temsiliyeti”

Büyük popülasyon çalışmalarının metodolojik titizliği, aşırı gündüz uyuklaması hakkında güvenilir içgörüler üretmek için çok önemlidir. Örneğin, Birleşik Krallık Biyobank çalışması, yaş, cinsiyet, atanın 10 temel bileşeni ve genotipleme dizisi için ayarlama yaparak doğrusal/lojistik regresyon kullanarak bir genom çapında ilişkilendirme analizi (GWAS) kullanmıştır.[1] Çalışma tasarımında kritik olan, genetik analiz için çalışma popülasyonunu iyileştirmeyi amaçlayan, vardiyalı çalışma, uyku ilacı kullanımı veya yakın ailevi ilişkileri olan katılımcılar gibi belirli dışlama kriterleriydi.[1] Ancak, bu metodolojik seçimler bulguların genellenebilirliğini ve temsil edilebilirliğini de etkilemektedir. Genetik analizde beyaz olmayan etnik kökene sahip bireylerin dışlanması ve yalnızca Avrupa kökenli katılımcılara odaklanılması, tanımlanan genetik ilişkilerin diğer çeşitli popülasyonlara doğrudan aktarılamayabileceği anlamına gelmektedir.[1] Bu, popülasyonlar arası karşılaştırmalarda bir sınırlamayı vurgulamakta ve aşırı gündüz uyuklamasının popülasyona özgü etkilerini ve küresel yaygınlık modellerini tam olarak anlamak için çeşitli etnik ve coğrafi gruplarda benzer büyük ölçekli çalışmalara duyulan ihtiyacın altını çizmektedir. Dışlama kriterlerinin örneklem büyüklüğü ve istatistiksel güç üzerindeki etkisi, çalışmalar karşılaştırılırken de belirgindir, çünkü vardiyalı çalışanları ve ilaç kullanıcılarını içeren bazı analizler ek genetik sinyaller tanımlamıştır.[1]

Aşırı Gündüz Uykululuğu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Aşırı Gündüz Uykululuğu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak aşırı gündüz uykululuğunun en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Neden sürekli uykulu hissediyorum, ama arkadaşım hissetmiyor?

Section titled “1. Neden sürekli uykulu hissediyorum, ama arkadaşım hissetmiyor?”

Gündüz aşırı uyku haliniz, kısmen genlerinizden etkilenebilir. Araştırmalar, gündüz aşırı uyku halindeki değişkenliğin yaklaşık %8,4’ünün genetik olduğunu, yani bazı insanların biyolojik olarak buna diğerlerinden daha yatkın olduğunu göstermektedir. Yaşam tarzı büyük bir rol oynasa da, genleriniz bireysel duyarlılığınıza katkıda bulunabilir.

2. Çocuklarım gündüz aşırı uyku halimi miras alacak mı?

Section titled “2. Çocuklarım gündüz aşırı uyku halimi miras alacak mı?”

Gündüz aşırı uyku halinin genetik bir bileşeni vardır, bu nedenle çocuklarınız bir yatkınlık miras alabilir. Spesifik genetik varyantlar bilinmesine rağmen, bunlar genel kalıtılabilirliğin yalnızca küçük bir bölümünü açıklamaktadır. Bu, diğer genetik faktörlerin ve çevresel etkilerin de bunu yaşayıp yaşamayacaklarında rol oynayacağı anlamına gelir.

3. Depresyonum beni daha uykulu mu yapıyor, yoksa tam tersi mi?

Section titled “3. Depresyonum beni daha uykulu mu yapıyor, yoksa tam tersi mi?”

Depresyon ve aşırı gündüz uykululuğu arasında güçlü bir bağlantı vardır. Araştırmacılar depresyon için ayarlama yaptıklarında,ROBO1 geni yakınındaki belirli bir genetik sinyal vurgulanmış ve ortak biyolojik yollara işaret etmiştir. Genellikle karmaşık bir etkileşim söz konusudur; burada biri diğerini şiddetlendirebilir ve vücudunuzun uyku ve ruh halini nasıl düzenlediğini etkileyebilir.

4. Kilom yüzünden mi uykuluyum, yoksa uykululuk kilo alımına mı neden oluyor?

Section titled “4. Kilom yüzünden mi uykuluyum, yoksa uykululuk kilo alımına mı neden oluyor?”

Aşırı gündüz uykululuğu ve obezite dahil olmak üzere artmış adipozite ilişkilidir. Araştırmacılar, VKİ’yi hesaba kattıklarında,TMEM132B geni yakınında ortak bir genetik etki olduğunu gösteren bir genetik sinyal bulunmuştur. Bu, genetiğin sizi hem uykululuğa hem de kilo sorunlarına yatkın hale getirebileceği veya bunların birbirini etkileyebileceği karmaşık bir ilişki olduğunu düşündürmektedir.

5. Bir DNA testi sürekli yorgunluğumu açıklayabilir mi?

Section titled “5. Bir DNA testi sürekli yorgunluğumu açıklayabilir mi?”

Bir DNA testi, AR, ROBO1 veya TMEM132Bgenleri yakınındaki genetik belirteçler gibi aşırı gündüz uykululuğu ile ilişkili bazı genetik belirteçleri tanımlayabilir. Ancak, şu anda tanımlanan bu varyantlar, özelliğin genetik varyasyonunun yalnızca küçük bir bölümünü (yaklaşık %1,3) açıklamaktadır. Diğer birçok genetik ve çevresel faktör katkıda bulunduğundan, bir test tam bir resim vermeyecektir.

6. “Genlerimde” ise uykululuğumun üstesinden gelebilir miyim?

Section titled “6. “Genlerimde” ise uykululuğumun üstesinden gelebilir miyim?”

Evet, kesinlikle. Genetik faktörler aşırı gündüz uykululuğunun yaklaşık %8,4’üne katkıda bulunsa da, kaderinizi tamamen belirlemezler. Uyku alışkanlıklarınız, beslenmeniz ve genel sağlığınız gibi birçok başka faktör de önemli bir rol oynar. Genetik yatkınlığınızı anlamak, uykululuğunuzu etkili bir şekilde yönetmek için yaşam tarzı değişikliklerine ve müdahalelere odaklanmanıza yardımcı olabilir.

7. Avrupa kökenli olmayan bir geçmişe sahip olmam uyuşukluk riskimi etkiler mi?

Section titled “7. Avrupa kökenli olmayan bir geçmişe sahip olmam uyuşukluk riskimi etkiler mi?”

Aşırı gündüz uyuşukluğuna yönelik genetik faktörler üzerine yapılan araştırmalar, öncelikle Avrupa kökenli kişilere odaklanmıştır. Bu, bazı bulguların genel olarak geçerli olabileceği anlamına gelirken, diğer etnik gruplara özgü farklı genetik varyantlar veya risk profilleri olabileceği anlamına da gelir. Farklı popülasyonlardaki bu farklılıkları anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

8. Neden bu kadar uykuluyken işte odaklanmakta zorlanıyorum?

Section titled “8. Neden bu kadar uykuluyken işte odaklanmakta zorlanıyorum?”

Aşırı gündüz uyku hali, bilişsel işlevinizi önemli ölçüde etkiler. Konsantre olma yeteneğinizi azaltabilir, görevlerdeki performansınızı bozabilir ve hatta kaza riskinizi artırabilir. Bu, yaygın ve ciddi bir sonuçtur ve çalışma veya araba kullanma gibi günlük aktivitelerinizde üretkenliğinizi ve güvenliğinizi etkiler.

9. Yorgunluğum “Sadece Kafamda Mı” Yoksa Gerçek Bir Sorun Mu?

Section titled “9. Yorgunluğum “Sadece Kafamda Mı” Yoksa Gerçek Bir Sorun Mu?”

Aşırı gündüz uykululuğunuz sadece “kafanızda” olan bir şey değil, gerçek bir biyolojik fenomendir. Genellikle kendi bildirimlerinize dayalı anketler aracılığıyla değerlendirilse de, genetik araştırmalar bunun biyolojik temelini doğrulamakta ve uyku düzenlemesi ve nörogelişimsel süreçlerde rol oynayan belirli genleri tanımlamaktadır. Altta yatan biyolojik yolları olan meşru bir sağlık sorunudur.

10. Yaşım veya erkek/kadın olmam uykululuğumu etkiler mi?

Section titled “10. Yaşım veya erkek/kadın olmam uykululuğumu etkiler mi?”

Evet, hem yaş hem de cinsiyet aşırı gündüz uykululuğu ile ilişkilidir. Araştırmalar, bu demografik faktörlerin uykululuk yaşama eğilimini etkileyebileceğini göstermektedir. Örneğin, androjen reseptör geni olanAR’ye yakın bir genetik sinyal, ilgili olabilecek cinsiyete özgü biyolojik yollara işaret etmektedir.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler geldikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık hizmeti sağlayıcısına danışın.

[1] Lane JM et al. Genome-wide association analyses of sleep disturbance traits identify new loci and highlight shared genetics with neuropsychiatric and metabolic traits. Nat Genet. 2017.

[2] Hammerschlag, Annelore R., et al. “Genome-wide association analysis of insomnia complaints identifies risk genes and genetic overlap with psychiatric and metabolic traits.” Nat Genet, vol. 49, no. 9, 2017, pp. 1384-1392.

[3] Fernandez-Mendoza J, Vgontzas AN. Insomnia and its impact on physical and mental health. Curr Psychiatry Rep. 2013; 15:418.

[4] Stranges, S et al. “Sleep problems: an emerging global epidemic? Findings from the INDEPTH WHO-SAGE study among more than 40,000 older adults from 8 countries across Africa and Asia.” Sleep, 2012.