İçeriğe geç

Estron

Estron (E1), özellikle menopoz sonrası kadınlarda insan fizyolojisinde önemli bir rol oynayan, kritik bir östrojen hormonudur. Estradiol (E2) ile birlikte estron, iki temel aktif östrojenden biridir, ancak E1 tipik olarak menopoz sonrası bireylerde daha boldur; bu demografik grup, meme kanseri insidansının en yüksek olduğu gruptur.[1]Estron seviyelerinin ve metabolik yollarının anlaşılması, meme dokusunun büyümesi ve çoğalması ve östrojen reseptörü pozitif (ER+) meme kanseri dahil olmak üzere çeşitli biyolojik süreçlerdeki rolü nedeniyle önemlidir.[1]

Estron, östrojen reseptörlerini (ER) aktive ederek etkilerini gösterir, böylece hormona duyarlı meme kanseri hücrelerinin büyümesi ve hayatta kalması gibi östrojenik yanıtları güçlendirir.[1] E1’in kendisi aktif olmakla birlikte, etkileri, E2’nin ER için önemli ölçüde daha yüksek afiniteye sahip olması nedeniyle, 17-beta-hidroksisteroid dehidrojenaz yoluyla E2’ye dönüşümü ile de yönlendirilebilir.[1] Estronun plazma konsantrasyonları öncelikle iki önemli biyokimyasal reaksiyondan etkilenir. İlk olarak, aromataz (CYP19A1) enzimi, E1’in androstenediondan sentezini katalize eder.[1] İkinci olarak, steroid sülfataz (STS), estrone sülfatın baskın konjugat olduğu sülfat ve glukuronid formlarını içeren estrone konjugatlarının (E1C’ler) hidrolizini kolaylaştırır.[1] Özellikle, STS, aktivitesinin aromatazınkini bile aşabileceği meme kanseri dokularında eksprese edilir.[1]Genetik faktörler, dolaşımdaki estron konsantrasyonlarındaki bireysel varyasyonlara önemli ölçüde katkıda bulunur.CYP19A1, ESR1 ve SHBGgibi genlerdeki polimorfizmlerin östrojen seviyelerini etkilediği gösterilmiştir.[2]Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), özellikle estrone sülfat için bir taşıyıcı olan OATP1B1’ı kodlayanSLCO1B1geni içinde, plazma E1C ve E1C/E1 oranındaki varyasyonlarla ilişkili spesifik tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) tanımlamıştır.[1] Örneğin, rs12586722 SNP’si, artmış E1 konsantrasyonları ile ilişkilendirilmiştir.[1]

Yüksek estron seviyeleri, östrojen reseptörü pozitif (ER+) meme kanseri riskinin artmasıyla ilişkilidir ve tümör ilerlemesine katkıda bulunabilir.[1]Benzer şekilde, estron konjugatları da meme kanseri riski ve ilerlemesiyle ilişkilendirilmiştir.[1]Plazma estron konsantrasyonlarındaki bireysel farklılıkları yöneten faktörleri anlamak, bu nedenle meme kanseri oluşumu ve nüksündeki rollerini anlamak için çok önemlidir.[1]ER+ meme kanseri için terapötik stratejiler, estron sülfattan östrojen sentezini hedef alanSTS inhibitörlerinin geliştirilmesini içerir ve bu da tedaviye ek bir yaklaşım sunar.[1] E1C plazma konsantrasyonlarını etkileyen genetik varyasyonlar ve spesifik SNP biyobelirteçleri, STSinhibitörü tedavilerinden özellikle fayda sağlayabilecek ER+ meme kanseri hastalarını belirlemek için umut vaat etmektedir.[1]

“Hassas Tıp” bağlamında, plazma estron seviyelerindeki bireysel farklılıkları etkileyen genetik ve diğer faktörler hakkında daha derin bir anlayış kazanmak, ER+ meme kanserinin tedavisi ve önlenmesine yönelik daha kişiselleştirilmiş yaklaşımların önünü açabilir.[1]Bu bilgi, vücut kitle indeksi (VKİ), yaş ve beslenme gibi diğer etkileyen faktörlerle entegre edildiğinde, meme kanseri riskini ve tedavisini yönetmek için daha kapsamlı ve bireyselleştirilmiş bir stratejiye katkıda bulunur.[1]

Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler”

Mevcut araştırma, estron hakkında değerli bilgiler sağlamakla birlikte, çeşitli metodolojik ve istatistiksel sınırlamalara tabidir. Çalışma popülasyonu, 774 postmenopozal kadından oluşmaktadır.[1] Hedefli bir araştırma için önemli olsa da, bu kohort büyüklüğü, özellikle sıkı bir genom çapında anlamlılık eşiği (p ≤ 5.0E–08) uygulandıktan sonra, küçük etki büyüklüklerine sahip veya daha düşük minör allel frekanslarına sahip genetik varyantları tespit etmek için istatistiksel gücü sınırlayabilir.[1]Bu, estron seviyelerini etkileyen tam genetik yapının hafife alınmasına yol açabilir. Ayrıca, dozaj r2 değerleri <0,3 ve/veya minör allel frekansı (MAF) değerleri <0,01 olan impute edilmiş SNP’lerin sistematik olarak dışlanması ve MAF <0,005 olan referans SNP’lerin başlangıçta çıkarılması,[1]veri kalitesini sağlarken, estron yolları üzerinde önemli biyolojik etkileri olabilecek nadir varyantları istemeden filtreleyebilir. Son olarak, araştırma, postmenopozal kadınlarda plazma estron (E1), estron sülfat (E1S) veya androstenedion için daha önce yayınlanmış genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında bir boşluğa işaret etmektedir.[1] Bu durum, tanımlanan ilişkileri doğrulamak ve yaygın klinik uygulamadan önce geçerliliklerini güçlendirmek için çeşitli kohortlarda bağımsız tekrarlamaya duyulan kritik bir ihtiyacı göstermektedir.

Kohort Özgüllüğü ve Genellenebilirlik

Section titled “Kohort Özgüllüğü ve Genellenebilirlik”

Bulgular, östrojen reseptörü pozitif (ER+) meme kanseri olan, oldukça spesifik bir postmenopozal kadın kohortundan elde edilmiştir.[1]Bu durum, bu sonuçların daha geniş popülasyonlara doğrudan genellenebilirliğini sınırlar. Estron seviyelerini etkileyen genetik faktörler, premenopozal kadınlarda, sağlıklı bireylerde veya farklı meme kanseri alt tiplerine sahip olanlarda önemli ölçüde farklılık gösterebilir, çünkü biyolojik mekanizmalar ve hormonal ortam bu gruplar arasında değişiklik gösterir. Popülasyon alt yapısını düzeltmek için temel bileşen analizi (PCA) kullanılmış olmasına rağmen,[1]hormon oranlarındaki ataya özgü farklılıklar gözlemlenmiştir (örneğin, Afrikalı-Amerikalı kadınlar, Avrupalı ​​atalara sahip olanlara göre daha yüksek ortalama E1/androstenedion oranı göstermiştir).[1] ancak atasal kompozisyonun spesifik SNP etkileri üzerindeki detaylı etkileri tam olarak aydınlatılamamıştır. Örneğin, Avrupa kökenli popülasyonlarda rs10841753 ve rs11045819 arasındaki yüksek bağlantı dengesizliği (R2 = 1.00),[1]genetik ilişkilerin farklı atasal gruplar arasında değişkenlik gösterebileceğini ve bu bulguların küresel olarak doğrudan uygulanabilirliğini potansiyel olarak sınırlayabileceğini göstermektedir. Ek olarak, estron ve estron konjugat (E1C) seviyeleri, tek plazma konsantrasyonları olarak yakalanmıştır.[1]Bu durum, hormon seviyelerinin zaman içindeki dinamik dalgalanmalarını veya uzun süreli maruziyeti tam olarak temsil etmeyebilir ve estron düzenlemesinin önemli zamansal yönlerini gözden kaçırabilir.

Hesaplanmamış Çevresel ve Mekanistik Faktörler

Section titled “Hesaplanmamış Çevresel ve Mekanistik Faktörler”

BMI, tanı yaşı, çalışma merkezi, sigara içme öyküsü ve önceki hormon replasman tedavisi (HRT) kullanımı gibi çeşitli önemli kovaryatları hesaba katmaya rağmen,[1]östron seviyelerini etkilediği bilinen belirli diyet bileşenleri veya fiziksel aktivite dahil olmak üzere diğer çevresel veya yaşam tarzı faktörleri kovaryatlar olarak açıkça detaylandırılmamıştır. Bu ölçülmemiş faktörlerin etkisi, gözlemlenen genetik ilişkileri veya etki büyüklüklerini potansiyel olarak etkileyen artık karıştırıcı faktörler ortaya çıkarabilir. Ayrıca, genetik yatkınlıklar ve çevresel maruziyetler (gen-çevre etkileşimleri) arasındaki karmaşık etkileşimlerin östron seviyelerini şekillendirmesi bu araştırmanın temel odak noktası değildi. Örneğin, diyetin dolaşımdaki östrojen konsantrasyonları üzerinde bir etkisi olduğu kabul edilmekle birlikte,[1]östron yollarını modüle edebilecek spesifik gen-diyet etkileşimleri araştırılmamıştır ve bu, östron düzenlemesinin tam olarak anlaşılması için çok önemlidir. Son olarak, çeşitli genom çapında anlamlı ve düşündürücü SNP sinyallerinin tanımlanmasına rağmen,ADAM21’deki rs114864695 missens varyantı gibi tanımlanan bazı varyantların kesin fonksiyonel sonuçları bilinmemektedir. [1] Bu, bu genetik varyasyonların östron biyosentezi ve metabolizmasını hangi biyolojik mekanizmalarla etkilediğini tam olarak anlamadaki kritik bir boşluğu vurgulamaktadır ve bu varyantların moleküler rollerini ve sonraki etkilerini aydınlatmak için daha fazla fonksiyonel çalışma gerektirmektedir.

Temel bir östrojen olan estron seviyelerinin düzenlenmesi, çeşitli genlerdeki varyantların dolaşımdaki konsantrasyonlarındaki bireysel farklılıklara katkıda bulunmasıyla, çok sayıda genetik faktörden etkilenen karmaşık bir süreçtir. Bu genetik varyasyonlar, estron ile ilgili sentezi, metabolizmayı, taşınmayı veya sinyal yollarını etkileyebilir ve sonuçta fizyolojik rollerini ve klinik etkilerini etkileyebilir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), hormon düzenlemesinin genetik yapısına dair bilgiler sağlayan, estron seviyeleriyle ilişkili çok sayıda tek nükleotid polimorfizmi (SNP) tanımlamıştır.[1] En doğrudan ilgili genlerden biri, androjenleri östrojenlere dönüştürmekten sorumlu kritik bir protein olan aromataz enzimini kodlayan _CYP19A1_’dir; buna androstenedionun estrona (E1) dönüşümü de dahildir.[1] _CYP19A1_lokusu içindeki varyasyonlar, özellikle periferik aromatizasyonun başlıca östrojen kaynağı olduğu postmenopozal kadınlarda, dolaşımdaki östrojen seviyelerini önemli ölçüde etkiler.[2] Örneğin, _CYP19A1_ içinde bulunan *rs17601876 *varyantı, artan bir E1/androstenedion oranı ile ilişkilendirilmiştir; bu da minör allelinin (G) aromataz aktivitesini artırabileceğini veya substrat mevcudiyetini değiştirebileceğini ve böylece estron üretimini etkileyebileceğini düşündürmektedir.[1] _CYP19A1_ lokusundaki *rs2899472 * ve *rs727479 *gibi diğer varyantlar da aromataz ekspresyonunu veya enzim verimliliğini modüle etmede rol oynar ve estron seviyelerindeki bireyler arası farklılıklara katkıda bulunur.

Diğer genetik varyantlar, genellikle taşıma veya sinyalleme ile ilgili çeşitli mekanizmalar yoluyla estron seviyelerini etkiler._SLCO1B1_geni, ağırlıklı olarak karaciğerde eksprese edilen ve estron sülfat gibi steroid konjugatları dahil olmak üzere çeşitli endojen ve ekzojen bileşiklerin alımı ve temizlenmesi için kritik olan bir organik anyon taşıyıcı polipeptidi olanOATP1B1’i kodlar.[1] _SLCO1B1_’deki *rs10841753 *varyantı, plazma estron konsantrasyonlarıyla bir ilişki gösteren GWAS’larda tanımlananlar arasındadır ve muhtemelen estron konjugat taşımasının ve sonraki metabolizmanın verimliliğini değiştirerek bu ilişkiyi gösterir.[1] Benzer şekilde, *rs10953024 * gibi _CDK14_ (Siklin Bağımlı Kinaz 14) ve *rs16952550 * dahil olmak üzere _PTPRM_ (Protein Tirozin Fosfataz Reseptör Tip M)‘deki varyantlar, E1/androstenedion oranı ile düşündürücü ilişkiler göstermiştir.[1] _CDK14_ hücre döngüsü düzenlemesinde ve _PTPRM_hücre adezyonunda ve sinyal iletiminde rol oynarken, estron seviyeleri üzerindeki etkileri, steroid hormon sentezini veya yıkımını dolaylı olarak etkileyen daha geniş metabolik yollardaki veya hücresel süreçlerdeki rollerinden kaynaklanabilir.

Estron düzenlemesine ilişkin daha fazla genetik bilgi, çeşitli hücresel fonksiyonlara sahip genleri içerir. ADAM (A Disintegrin And Metalloprotease) ailesinin bir üyesini kodlayan_ADAM21_geni, hücre yüzeyi protein dökülmesinde, hücre adezyonunda ve sinyallemede rol oynar; bu süreçler hormon biyoyararlanımını veya reseptör etkileşimlerini dolaylı olarak etkileyebilir.[1] _ADAM21_ yakınındaki *rs12586722 *varyantı, artan estron konsantrasyonlarıyla ilişkilendirilmiştir ve bu da düzenlemesi veya ilgili yollar üzerindeki bir etkiyi düşündürmektedir.[1] _ADAM21_’deki *rs8014252 * gibi diğer varyantlar veya uzun kodlamayan bir RNA olan _MIR4713HG_, ubikitin ligaz aktivitesinde rol oynayan _TRIM4_ (Tripartite Motif Containing 4), _GML_(Glisin Metiltransferaz Benzeri) ve bir antisens RNA olan_GBX2-AS1_gibi genlerdeki varyantlar da estron seviyelerini etkileyen karmaşık genetik yapıya katkıda bulunur. Benzer şekilde, bir protein tirozin fosfatazı içeren_DMAC1_-_PTPRD_ bölgesindeki *rs1416584 * ve potansiyel olarak gen ekspresyonunu veya protein fonksiyonunu etkileyen _NAP1L1P1_-_RPUSD4_ lokusundaki *rs7105310 *varyantları, estron metabolizmasındaki ve dolaşımdaki seviyelerdeki bireysel farklılıklarla ilişkili daha geniş genetik faktörlerin bir parçasıdır.[1]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs2899472
rs727479
rs17601876
MIR4713HG, CYP19A1beta-amyloid 1-42
estrone
heel bone mineral density
body height
uterine cancer
rs17277546 TRIM4hormone
metabolite
serum metabolite level
estrone
testosterone
rs10093796 GMLestrone
rs10841753 SLCO1B1response to antineoplastic agent
estrone
rs10953024 CDK14estrone
rs12586722
rs8014252
ADAM21estrone
rs1453308
rs1453307
GBX2-AS1estrone
rs16952550 PTPRMestrone
rs1416584 DMAC1 - PTPRDestrone
rs7105310 NAP1L1P1 - RPUSD4estrone

Estron ve Formları: Tanımlar ve Nomenklatür

Section titled “Estron ve Formları: Tanımlar ve Nomenklatür”

Estron (E1), özellikle menopoz sonrası kadınlarda belirgin olan önemli bir östrojendir; bu demografik grup meme kanseri insidansının yüksek olduğu bir gruptur.[1]Estradiol (E2) ile birlikte iki ana aktif östrojenlerden biri olarak E1, östrojen reseptörlerini (ER) aktive etmede ve hormon duyarlı meme kanseri hücrelerinin büyümesi ve hayatta kalması dahil olmak üzere östrojenik etkileri güçlendirmede önemli bir rol oynar.[1] E1’in kendisi östrojenik aktiviteye katkıda bulunurken, etkileri, E2’nin ER için belirgin şekilde daha yüksek afinitesi göz önüne alındığında, 17-beta-hidroksisteroid dehidrojenaz yoluyla E2’ye dönüşümü ile de yönlendirilebilir.[1]Estron ile ilişkili olan, topluca Estron Konjugatları (E1C) olarak adlandırılan konjuge formlarıdır. Bunlar, baskın form olan estron sülfat olmak üzere hem sülfat hem de glukuronid konjugatlarını içerir.[1]Plazmadaki E1C seviyeleri, steroid hormon biyosentez yolunda yer alan bir öncü hormon olan E1 ve androstenedion ile birlikte analiz edilir.[1]Bu çeşitli formların etkileşimini ve konsantrasyonlarını anlamak, özellikle östrojen reseptörü pozitif (ER+) meme kanseri gibi durumlarda, östrojen yolunu ve etkilerini anlamak için gereklidir.

Estron seviyeleri, E1, E1C, androstenedionun plazma konsantrasyonları ve E1/androstenedion ve E1C/E1 oranları olarak kesin bir şekilde tanımlanır ve ölçülür.[1] Bu değerler, araştırmalarda sürekli kantitatif değişkenler olarak ele alınarak ayrıntılı istatistiksel analizlere olanak tanır.[1]Bu yaklaşım, E2, E1, toplam E1C (sülfat ve glukuronid konjugatları dahil), testosteron ve androstenedion konsantrasyonlarını analiz etmek için kullanılan gaz kromatografisi-tandem kütle spektrometrisi (GC-MS) gibi gelişmiş teknikleri içerir.[1] Özellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) için istatistiksel varsayımların karşılanmasını sağlamak amacıyla, çarpık dağılımlara sahip fenotipler genellikle Gauss dağılımı elde etmek için Van Der Waerden dönüşümleri gibi dönüşümlere tabi tutulur.[1] GWAS’ta istatistiksel anlamlılık için araştırma kriterleri tipik olarak genom çapında anlamlılık için 5.0E–08’lik bir p-değeri eşiği kullanır; 5.0E–06’lık bir p-değeri genellikle düşündürücü anlamlılığı gösterir.[1] Bu titiz operasyonel tanımlar ve kriterler, genetik ilişkileri belirlemek ve klinik popülasyonlardaki hormonal durumu anlamak için hayati öneme sahiptir.

Estron Seviyelerinin Klinik Önemi ve Sınıflandırılması

Section titled “Estron Seviyelerinin Klinik Önemi ve Sınıflandırılması”

Estron seviyelerinin klinik önemi, özellikle ER+ meme kanseri teşhisi konmuş postmenopozal kadınlarda belirgindir; bu hormonlar tümör büyümesinin tetikleyicileridir.[1]Araştırmalar, estron seviyeleri ile çeşitli klinik değişkenler arasında ilişkiler olduğunu göstermiştir. Örneğin, hem E1 hem de E1C, ayrıca E1/androstenedion oranı, Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ile önemli pozitif ilişkiler göstermektedir.[1] Aksine, E1C/E1 oranının VKİ ile ilişkili olmadığı görülmektedir.[1] Diğer klinik kriterler, tanı yaşının E1 ve E1/androstenedion oranı ile pozitif ilişkili olduğunu, E1C/E1 ile ise negatif ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.[1] Sigara içme durumu, E1C konsantrasyonları ile bağlantılıdır ve sigara içenler genellikle sigara içmeyenlere göre daha düşük ortalama E1C seviyeleri sergilemektedir.[1]Benzer şekilde, daha önce hormon replasman tedavisi (HRT) kullanan kadınların ortalama E1C konsantrasyonları daha düşük olma eğilimindedir.[1] Irksal sınıflandırmalarda, özellikle Afrikalı-Amerikalı kadınların, Avrupa kökenli hastalara kıyasla daha yüksek ortalama E1/androstenedion oranına sahip olduğu gözlemlenmiştir.[1]Bu ilişkiler, demografik faktörler, yaşam tarzı ve estron metabolizması arasındaki karmaşık etkileşimi vurgulamaktadır veSLCO1B1’deki polimorfizmler gibi estron konjugat plazma konsantrasyonlarını etkileyen genetik varyasyonların, steroid sülfataz (STS) inhibitörlerinden fayda sağlayabilecek ER+ meme kanseri hastalarını belirlemek için potansiyel SNP biyobelirteçleri olarak hizmet edebileceğini düşündürmektedir.[1]

Klinik Değerlendirme ve Hormonal Profilleme

Section titled “Klinik Değerlendirme ve Hormonal Profilleme”

Estron düzeylerinin tanısal değerlendirmesi, özellikle postmenopozal kadınlarda östrojen reseptörü pozitif (ER+) meme kanseri gibi durumlarda, sağlık ve hastalıktaki rolünü anlamak için kapsamlı bir klinik değerlendirme ile birlikte kesin hormonal profillemeyi içerir. Vücut Kitle İndeksi (VKİ), tedavi sırasındaki yaş, sigara öyküsü, önceki hormon replasman tedavisi (HRT) kullanımı, önceki tamoksifen kullanımı ve önceki kemoterapi gibi klinik değişkenler, plazma estron (E1), estron konjugatları (E1C), androstenedion ve bunların ilgili oranları üzerindeki önemli etkileri nedeniyle rutin olarak değerlendirilir.[1] Örneğin, E1 ve E1C, VKİ ile anlamlı pozitif ilişkiler göstermiştir ve bu da fiziksel muayene bulgularının genel tanısal tabloda önemini vurgulamaktadır.[1] Bu hormonların doğrudan ölçümü tipik olarak gaz kromatografisi-tandem kütle spektrometrisi kullanılarak yapılır ve E1, E1C, androstenedion ve E1C/E1 ve E1/androstenedion gibi türetilmiş oranlar hakkında sürekli kantitatif veriler sağlar.[1]Bu biyokimyasal testler, temel hormon profillerini oluşturmak ve altta yatan patolojik süreçlerin veya tedaviye yanıtların göstergesi olabilecek değişiklikleri izlemek için çok önemlidir.

Genetik ve Moleküler Biyobelirteç Analizi

Section titled “Genetik ve Moleküler Biyobelirteç Analizi”

Genetik testler ve moleküler belirteç analizi, estron metabolizmasındaki bireysel farklılıkların ve bunların klinik etkilerinin daha derinlemesine anlaşılmasını sağlar. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), dolaşımdaki estron konsantrasyonlarını önemli ölçüde etkileyen tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) belirlemek için kullanılır.[1] Örneğin, SLCO1B1 genindeki yanlış anlamlı varyantlar, rs4149056 ve rs11045819 gibi, sırasıyla plazma E1C konsantrasyonları ve E1C/E1 oranı ile ilişkili genom çapında anlamlı sinyaller olarak tanımlanmıştır.[1]Bu genetik bilgiler, bir bireyin estron yol aktivitesini tahmin edebilir ve potansiyel olarak steroid sülfataz (STS) inhibitörlerinin, estron sülfattan östrojen sentezini hedefleyerek klinik fayda sağlayabileceği ER+ meme kanseri hastalarını belirleyebilir.[1] CYP19A1, ESR1, SHBG ve TSPYL5dahil olmak üzere diğer genler de, dolaşımdaki östrojen seviyelerini etkilediği bilinen polimorfizmlere sahiptir ve bu da genetik bir yaklaşımın, bir bireyin meme kanseri oluşumu veya nüksü riskini anlamadaki faydasının altını çizmektedir.[1]

Estron seviyelerinin bir tanı çerçevesi içinde yorumlanması, çeşitli durumları ayırt etmek ve özellikle ER+ meme kanserinde terapötik stratejilere rehberlik etmek için kritiktir. Yüksek estron, postmenopozal kadınlarda dolaşımdaki ana östrojen olarak kabul edilir ve ER+ meme tümörlerinin büyümesini ve çoğalmasını teşvik ettiği bilinmektedir.[1]Bu nedenle, doğru estron değerlendirmesi, metabolik yollarının anlaşılmasıyla birlikte, fizyolojik varyasyonlar ile müdahale gerektiren patolojik durumlar arasında ayrım yapılmasına yardımcı olur.SLCO1B1genindeki gibi genetik varyasyonların tanımlanması, tedavi kararlarını yönlendirebilecek potansiyel SNP biyobelirteçleri sağlar ve belirli hastaların estron konjugatlarının aktif estrona dönüşümünü bloke edenSTS inhibitörleri gibi tedavilerden fayda görebileceğini gösterir.[1] Bu hassas tıp yaklaşımı, genel tanı kriterlerinin ötesine geçerek, daha kişiselleştirilmiş ve etkili hasta yönetimi için, tedavileri bireyin benzersiz hormonal ve genetik profiline göre uyarlamayı amaçlamaktadır.

Estron Sentezi, Metabolizması ve Dolaşımdaki Formları

Section titled “Estron Sentezi, Metabolizması ve Dolaşımdaki Formları”

Estron (E1), menopoz sonrası kadınlarda başlıca dolaşımdaki östrojen olarak görev yapar ve östrojen reseptörü pozitif (ER+) meme tümörlerinin büyümesi ve çoğalması için kritik bir faktördür. E1’in kendisi östrojen reseptörlerini aktive etse de, etkileri aynı zamanda E2’nin ER’ye önemli ölçüde daha yüksek afinitesi göz önüne alındığında, 17-beta-hidroksisteroid dehidrojenaz enzimi yoluyla estradiole (E2) dönüşümü ile de aracılık edilebilir.[1] Vücut, E1’i öncelikle iki ana yol aracılığıyla üretir: aromataz (CYP19A1) tarafından katalize edilen androstenediondan sentez, bu sentez adipoz doku, adrenal bezler, karaciğer ve meme tümörleri dahil olmak üzere çeşitli dokularda meydana gelir ve estron-3-sülfatın hidrolizi (E1S).[1]Estron-3-sülfat (E1S), E1’in biyolojik olarak inaktif bir konjugatıdır, ancak vücutta aktif östrojen için önemli bir rezervuar görevi görür. Bu inaktif form, steroid sülfataz (STS) etkisiyle aktif E1’e geri dönüştürülebilir.[1] Menopoz sonrası kadınlarda, dolaşımdaki E1S konsantrasyonları tipik olarak E1’inkini çok aşar ve bu da onun bir öncü madde olarak önemini vurgular.[1]Karaciğer, hem E1’in E1S’ye sülfatlanması hem de E1S’nin tekrar E1’e desülfatlanması için önemli bir yerdir; bu dinamik hücre içi döngü sürecinin östrojen aktivitesini düzenlemek için hayati olduğuna inanılmaktadır.[3]

Hücresel Etkiler ve Doku Düzeyinde Regülasyon

Section titled “Hücresel Etkiler ve Doku Düzeyinde Regülasyon”

Hücresel düzeyde, estron, östrojen reseptörlerine (ER) bağlanarak ve onları aktive ederek etkisini gösterir ve böylece hormona duyarlı meme kanseri hücrelerinin büyümesi ve hayatta kalması için gerekli olan östrojenik etkileri destekler.[1]Meme kanseri dokularında, steroid sülfatazın (STS) aktivitesinin genellikle aromatazın aktivitesini aştığı bulunmuştur, bu da inaktif sülfat konjugatından aktif estronun önemli lokal üretiminin altını çizmektedir.[1]Bu lokal dönüşüm, meme tümörleri içindeki estron konsantrasyonlarının, postmenopozal kadınların plazmasındakinden belirgin şekilde yüksek olmasının gözlemlenmesiyle daha da desteklenmektedir ve bu da önemli bir dokuya özgü düzenleyici mekanizmaya işaret etmektedir.[4]Estron konjugatlarının (E1C’ler) meme kanseri hücreleri tarafından alınması, organik anyon taşıyıcı polipeptitler (OATP’ler) gibi spesifik transport proteinleri tarafından kolaylaştırılır. Çalışmalar, ER+ hücre hatlarının, normal meme hücrelerine kıyasla daha yüksek E1C alım oranları ve daha fazla transport verimliliği sergilediğini göstermiştir.[5]Ayrıca, bazı aromataz inhibitörüne dirençli meme kanseri hücre hatlarında,OATP1B1, OATP1A2, OATP4A2 ve OATP5A1 gibi taşıyıcıların yukarı regülasyonu vardır ve bu da onların E1C’lerle desteklenmiş ortamlarda tercihen çoğalmalarını sağlar.[6]Bu, sistemik üretim baskılandığında bile, tümör ortamlarında aktif östrojen seviyelerini korumada hücresel transport mekanizmalarının ve lokal enzimatik aktivitenin kritik rolünü vurgulamaktadır.

Estron Seviyelerinin Genetik Modülatörleri

Section titled “Estron Seviyelerinin Genetik Modülatörleri”

Dolaşımdaki estron konsantrasyonları, vücut kitle indeksi (VKİ), yaş, beslenme ve genetik yatkınlıklar dahil olmak üzere karmaşık bir etkileşimden etkilenir.[1] CYP19A1 (aromataz), ESR1(östrojen reseptörü 1) veSHBG(seks hormonu bağlayıcı globulin) gibi genlerdeki polimorfizmler, daha önce dolaşımdaki östrojen seviyelerindeki değişikliklerle ilişkilendirilmiştir.[1]Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), estron yollarını etkileyen yeni genetik faktörleri tanımlayarak bu anlayışı daha da genişletmiştir. Örneğin, estron konjugatları (E1C) için yapılan bir GWAS,SLCO1B1’deki rs4149056 missense varyantını önemli bir sinyal olarak tanımlamış ve ek bir SLCO1B1 missense varyantı olan rs11045819 ’un da E1C/E1 oranıyla ilişkili olduğu bulunmuştur.[1]Doğrudan estron metabolizmasının ötesinde, genetik varyasyonlar,EMR2/ADGRE2’deki rs57712673 SNP’sinde görüldüğü gibi, androstenodion seviyelerinde artış ve EMR2 ekspresyonunda azalma ile ilişkili olan androstenodion gibi öncü hormonları etkileyebilir.[1] rs6988985 ’i içeren 8. kromozom üzerindeki bir SNP kümesi de, steroid hormon biyosentez enzimlerini potansiyel olarak etkileyerek androstenodionda artış ile ilişkiler göstermiştir.[1] Estronun kendisi için, 14. kromozom üzerindeki LOC105370555’teki rs12586722 , E1 konsantrasyonlarında artış ile ilişkilendirilmiş ve yakındaki psödogen ADAM20P1 için bir cis-eQTL görevi görmektedir.[1] Başka bir SNP olan rs114864695 , ADAM21’deki bir missense varyantı, aynı zamanda ADAM21P1 için bir cis-eQTL olarak tanımlanmıştır ve E1 seviyelerini etkileyebilir.[1]Bu genetik içgörüler, plazma estron konsantrasyonlarındaki bireysel varyasyonu yöneten karmaşık düzenleyici ağları vurgulamaktadır.

Patofizyolojik Önemi ve Terapötik Etkileri

Section titled “Patofizyolojik Önemi ve Terapötik Etkileri”

Yüksek dolaşımdaki estron (E1) veya estron-3-sülfat (E1S) konsantrasyonları ile artmış meme kanseri riski arasındaki güçlü pozitif ilişki, epidemiyolojik çalışmalarda sürekli olarak gösterilmiştir.[7]Bu bağlantı, özellikle E1’in baskın östrojen olduğu ve meme kanseri insidansının en yüksek olduğu postmenopozal kadınlarda önemlidir. Meme tümörlerinin, özellikle ER+ olanların, inaktif E1C’leri steroid sülfataz (STS) yoluyla aktif E1’e geri dönüştürme yeteneği, bu yolu tümör büyümesini sürdürmek için kritik bir mekanizma haline getirir.[1]Plazma estron seviyelerindeki bireysel varyasyonları yöneten faktörleri anlamak, meme kanserinde kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları için çok önemlidir.STSinhibitörlerinin geliştirilmesi, özellikle tümörlerin östrojen üretimi içinSTSkatalizli yola büyük ölçüde bağımlı olduğu, örneğin aromataz inhibitörlerine dirençli vakalarda, ER+ meme kanseri için hedefe yönelik bir terapötik stratejiyi temsil eder.[1] STS’nin ekspresyonu, insan meme kanserinde nüks için bağımsız bir belirteç olarak kabul edilir ve bu da patofizyolojik önemini daha da vurgular.[8]Estron konjugat plazma konsantrasyonlarını etkileyenSLCO1B1’deki gibi spesifik genetik polimorfizmlerin tanımlanması, STSinhibitörü terapisinden en çok fayda sağlayacak ER+ meme kanseri hastalarını belirlemek için biyobelirteçler olarak hizmet edebilir.[1]

Estron (E1), menopoz sonrası kadınlarda baskın dolaşımdaki östrojen, östrojen reseptörü pozitif (ER+) meme kanserinin büyümesi ve çoğalmasında kritik bir rol oynar. Plazma konsantrasyonları öncelikle iki temel metabolik süreç tarafından belirlenir: aromataz (CYP19A1) enzimi tarafından katalize edilen androstenediondan sentez ve özellikle estron-3-sülfat (E1S) olmak üzere inaktif estron konjugatlarının (E1C’ler), steroid sülfataz (STS) tarafından aktif E1’e geri hidrolizi.[1] Bu biyosentez, yağ dokusu, adrenal bezler, karaciğer ve meme tümörlerinin kendileri de dahil olmak üzere çeşitli dokularda meydana gelir.[1]E1 ve E1S arasındaki dönüşüm, önemli bir düzenleyici mekanizmayı temsil eder. E1, biyolojik olarak inaktif olan ancak aktif östrojen için önemli bir “rezervuar” olarak işlev gören E1S’yi oluşturmak üzere geri dönüşümlü olarak konjuge edilebilir ve dolaşımdaki E1S seviyeleri, menopoz sonrası kadınlarda E1’den önemli ölçüde daha yüksektir.[3]Karaciğer, hem sülfatlama hem de desülfatlama için önemli bir bölge olarak hizmet eder ve yerel östrojen aktivitesini düzenlediğine inanılan bir hücre içi döngüyü vurgular.[9]Ayrıca, E1, 17-beta-hidroksisteroid dehidrojenaz tarafından estradiol’e (E2) dönüştürülebilir ve E2’nin östrojen reseptörüne çok daha yüksek bir afiniteye sahip olması nedeniyle, E1’e atfedilen östrojenik etkiler genellikle E2’ye dönüşümü yoluyla aracılık edilebilir.[10]

Estron konjugatlarının hücresel alımı ve işlenmesi, özellikle meme kanserinde, tümör içi estron seviyelerini korumak için hayati öneme sahiptir. Organik anyon taşıyıcı polipeptitler (OATP’ler), örneğinSLCO1B1 ve SLCO1B3, bu konjugatların hücrelere taşınmasında önemli bir rol oynar.[1] Kinetik çalışmalar, ER+meme kanseri hücre hatlarının, normal meme hücre hatlarına kıyasla önemli ölçüde daha yüksek E1C alım hızları sergilediğini ve OATP aracılı E1C transportu için daha düşük Km değerlerine sahip olduğunu ortaya koymuştur; bu da kanserli hücrelerde daha yüksek bir transport verimliliğine işaret etmektedir.[5]Bu gelişmiş transport yeteneği, letrozole dirençli MCF7 meme kanseri hücre hatlarında gözlemlenenOATP1B1, OATP1A2, OATP4A2 ve OATP5A1 dahil olmak üzere belirli OATP taşıyıcılarının yukarı regülasyonu ile daha da vurgulanmaktadır.[6] Bu tür mekanizmalar, meme tümörlerinin dolaşımdaki E1C’leri etkili bir şekilde tutmasına ve daha sonra STS yoluyla aktif E1’e hidrolize etmesine olanak tanıyarak, yüksek plazma E1C konsantrasyonları durumunda bile tümör büyümesini ve proliferasyonunu teşvik eder.[6]Kanser hücrelerinin bu inaktif östrojen rezervuarını verimli bir şekilde alma ve kullanma yeteneği, sürekli östrojenik stimülasyonlarına önemli ölçüde katkıda bulunur.

Östrojenler, öncelikle E1 ve E2, biyolojik etkilerini, ligand ile aktive olan transkripsiyon faktörleri olan östrojen reseptörlerine (ER) bağlanarak ve onları aktive ederek gösterirler. Bu reseptör aktivasyonu, nihayetinde gen ekspresyonunu düzenleyen, hem normal meme dokusunun hem de ER+meme kanseri hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını sağlayan hücre içi sinyal kaskadlarını başlatır.[1] E1 ve E2’nin ER için farklı afinitesi, daha yüksek bağlanma afinitesine sahip olan E2’nin, E1 daha bol olsa bile, genellikle daha güçlü östrojenik yanıtları aracılık ettiği anlamına gelir.[10] Doğrudan reseptör aktivasyonunun ötesinde, estronun genel akışı, genellikle transkripsiyon faktörlerini ve geri bildirim döngülerini içeren karmaşık gen regülasyonuna tabidir. Örneğin, TSPYL5 tarafından kodlanan transkripsiyon faktörünün, aromatazı kodlayan CYP19A1geninin ekspresyonunu, tek nükleotid polimorfizmi (SNP) bağımlı bir şekilde düzenlediği gösterilmiştir.[11] Bu, genetik varyasyonların estronun temel biyosentez yolunu nasıl etkileyebileceğini ve ER sinyali ve sonraki biyolojik etkiler için kullanılabilirliğini nasıl etkileyebileceğini vurgulamaktadır.

Genetik Modülatörler ve Terapötik Önemi

Section titled “Genetik Modülatörler ve Terapötik Önemi”

Genetik faktörler, dolaşımdaki estron konsantrasyonlarındaki bireysel farklılıkları önemli ölçüde etkiler.CYP19A1, ESR1 ve SHBGgibi genlerdeki polimorfizmler, değişmiş östrojen seviyeleriyle ilişkilendirilmiştir.[2] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), bu yolları modüle eden spesifik SNP’leri tanımlamıştır; özellikle, SLCO1B1’deki rs4149056 ve rs11045819 gibi missens varyantları, bu konjugatların taşınmasını ve kullanılabilirliğini etkileyerek plazma E1C konsantrasyonları ile ilişkilidir.[1] EMR2/ADGRE2’deki rs57712673 ve CYP11B1 yakınındaki rs6988985 gibi diğer genetik sinyaller, estron sentezi için öncü havuzunu etkileyerek androstenedion seviyeleriyle ilişkilendirilmiştir.[1]Bu genetik varyasyonlar, enzim kinetiğini, taşıyıcı verimliliğini veya gen ekspresyonunu değiştirebilir, böylece hormon akışını ve genel yol aktivitesini modüle edebilir.[1]Estron yollarının düzensizliği,ER+meme kanserinde merkezi bir mekanizmadır. Epidemiyolojik çalışmalar, yüksek dolaşımdaki E1 veya E1S konsantrasyonlarını sürekli olarak artmış meme kanseri riskiyle ilişkilendirmiştir; E1 seviyeleri genellikle plazmaya kıyasla meme tümörlerinde daha yüksektir.[7] Aromataz inhibitörleri (AIs), androjenlerden E1 sentezini azaltmak için CYP19A1’i hedef alırken, meme kanserindeki STS aktivitesi sıklıkla aromatazı aşarak bol miktarda bulunan E1S rezervuarından aktif E1’in alternatif, inhibe edilmemiş bir kaynağını oluşturur.[1] Bu, STS’yi kritik bir terapötik hedef haline getirir ve bu yolu bloke etmek için STS inhibitörleri geliştirilmiştir. SLCO1B1’deki polimorfizmler gibi genetik biyobelirteçler, STS inhibitörü tedavilerinden en çok fayda görecek ER+meme kanseri hastalarını potansiyel olarak tanımlayabilir.[1]

Estron (E1), menopoz sonrası kadınlarda dolaşımdaki baskın östrojen olarak işlev görür ve östrojen reseptörü pozitif (ER+) meme tümörü büyümesinin ve proliferasyonunun önemli bir etkenidir. Yüksek E1 seviyeleri ve konjugatları (E1C), sürekli olarak artmış meme kanseri riski ile ilişkilidir ve tümör ilerlemesine katkıda bulunur, bu da bu demografik grup için önemli tanısal faydalarını ve ilk risk değerlendirmesindeki rollerini vurgular.[1]E1C’nin aktif E1’e dönüşümü, öncelikle meme kanseri dokusu içinde steroid sülfataz (STS) tarafından katalize edilir ve lokal östrojenik uyarım için önemli bir yolu temsil eder; STS aktivitesi genellikle aromataz aktivitesini aşar. STS’nin ifadesinin kendisi, insan meme kanserinde nüksün bağımsız bir belirteci olarak tanımlanmıştır, böylece hastalık sonuçlarını ve ilerlemesini tahmin etmede prognostik değerini gösterir.[1]

Dolaşımdaki estron seviyeleri, genetik yatkınlıkların ve çeşitli demografik ve yaşam tarzı faktörlerinin karmaşık etkileşimi ile önemli ölçüde etkilenir; bu etkileşim, etkili risk sınıflandırması ve hastalık ilişkilerini anlamak için çok önemlidir. Örneğin, hem E1 hem de E1C, Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ile önemli pozitif ilişkiler gösterirken, tanı yaşı E1 seviyeleri ile pozitif korelasyon göstererek fizyolojik durumlar ve hormon konsantrasyonları arasındaki bağlantıları vurgulamaktadır.[1] CYP19A1, ESR1 ve SHBGgibi genlerdeki genetik polimorfizmlerin, dolaşımdaki östrojen konsantrasyonlarını modüle ettiği ve hormon profillerindeki bireysel varyasyonlara önemli ölçüde katkıda bulunduğu bilinmektedir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), E1C konsantrasyonları ile ilişkiliSLCO1B1’de ve E1/androstenedion oranı ile bağlantılı CYP19A1’e yakın spesifik polimorfizmlerde önemli genetik sinyalleri daha da tanımlamıştır ve kişiselleştirilmiş risk değerlendirmesi için kritik bilgiler sunmaktadır.[1]Sigara içme durumu, önceki hormon replasman tedavisi (HRT) kullanımı ve ırk gibi ek faktörler de estron seviyelerini modüle etmede rol oynar; sigara içenler ve daha önce HRT’ye maruz kalmış kadınlar daha düşük E1C konsantrasyonlarına sahip olma eğilimindeyken, Afro-Amerikalı kadınlar daha yüksek bir E1/androstenedion oranı gösterebilir. Bu çeşitli ilişkiler, estron düzenlemesinin çok faktörlü doğasını ve hasta popülasyonları genelindeki çeşitli etkilerini vurgulamaktadır.[1]

Terapötik Etkileri ve Kişiselleştirilmiş Tıp

Section titled “Terapötik Etkileri ve Kişiselleştirilmiş Tıp”

Estronun ER+ meme kanserini tetiklemedeki önemli rolü göz önüne alındığında, kesin mekanizmaları tedavi seçimini yönlendirmek ve terapötik yanıtları izlemek için paha biçilmez bilgiler sağlamaktadır. Özellikle, estron sülfatın aromataz inhibitörü (AI) dirençli, hormon reseptörü pozitif meme kanserinde hücre proliferasyonuna aktif olarak katkıda bulunabileceği anlayışı, önemli bir direnç mekanizmasını ve alternatif terapötik stratejilere duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır.[6] rs4149056 ve rs11045819 gibi SLCO1B1 içindeki SNP biyobelirteçleri gibi spesifik genetik varyasyonların tanımlanması, steroid sülfataz (STS) inhibitörlerinden en çok fayda görme olasılığı olan ER+ meme kanseri hastalarını belirleyerek kişiselleştirilmiş tıbbı ilerletmek için önemli bir umut vaat etmektedir. Bu inhibitörler, estron konjugatlarının aktif estrona dönüşümünü bloke ederek hedefe yönelik bir tedavi yaklaşımı sunar ve böylece özellikle geleneksel AI tedavilerinin daha az etkili olabileceği durumlarda, hormona bağımlı kanserleri yönetmek için etkili bir ek strateji sağlar.[1]

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak estronun en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Annemde meme kanseri vardı; daha yüksek estron seviyesine sahip olma olasılığım daha mı yüksek?

Section titled “1. Annemde meme kanseri vardı; daha yüksek estron seviyesine sahip olma olasılığım daha mı yüksek?”

Evet, ailenizden miras kalan genetiğinizin estron seviyelerinizi etkileme olasılığı vardır. Genetik faktörler, dolaşımdaki estron konsantrasyonlarındaki bireysel farklılıkları belirlemede önemli bir rol oynar. Yüksek estron seviyeleri, ER+ meme kanseri riskinde artışla ilişkilidir, bu nedenle aile geçmişinizi anlamak kişisel riskinizi değerlendirmek için önemlidir.

Bu karmaşık bir durumdur, ancak genetik farklılıklar ve estron gibi hormon seviyelerindeki bireysel varyasyonlar önemli ölçüde katkıda bulunur. Estron, meme kanseri insidansının da en yüksek olduğu postmenopozal kadınlarda daha bol bulunur.CYP19A1 veya SLCO1B1gibi genlerdeki varyasyonlar da dahil olmak üzere benzersiz genetik yapınız, vücudunuzun ne kadar estron ürettiğini ve işlediğini etkileyebilir, bu da kişisel riskinizi etkiler.

Evet, beslenmeniz, östron seviyenizi ve dolayısıyla meme kanseri riskinizi etkileyebilecek çeşitli yaşam tarzı faktörlerinden biridir. Vücut kitle indeksiniz (VKİ) ve yaşınızın yanı sıra, ne yediğiniz meme kanseri riskini yönetmek için daha kapsamlı bir stratejiye katkıda bulunur. Bu bilgiyi entegre etmek, önlemeye yönelik daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım sağlar.

4. Kız kardeşimin estron seviyesi yüksekse, benim de yüksek seviyelere sahip olma olasılığım yüksek mi?

Section titled “4. Kız kardeşimin estron seviyesi yüksekse, benim de yüksek seviyelere sahip olma olasılığım yüksek mi?”

Kesinlikle aynı seviyelerde olmak zorunda değil, ancak paylaşılan genetik geçmişiniz benzer yatkınlıklara sahip olabileceğiniz anlamına gelir. Genetik faktörler, estron konsantrasyonlarındaki bireysel farklılıklara önemli ölçüde katkıda bulunur. Estron sentezleyenCYP19A1veya estron sülfatı taşıyanSLCO1B1 gibi genlerdeki polimorfizmler ailelerde görülebilir ve bu seviyeleri etkileyebilir.

Evet, genetik test, riskinizi daha kişiselleştirilmiş bir şekilde anlamak için çok faydalı olabilir. Spesifik genetik varyasyonların veya “SNP biyobelirteçlerinin” tanımlanması, bireysel estron seviyelerinizi ve bunların ER+ meme kanseri ile potansiyel bağlantısını değerlendirmeye yardımcı olabilir. Bu bilgi, özellikleSTS inhibitörleri gibi belirli hedefe yönelik tedavilerden fayda görüp görmeyeceğinizi belirlemek için umut vaat etmektedir.

6. Vücudumun kendi enzimleri estron seviyelerimi etkiler mi?

Section titled “6. Vücudumun kendi enzimleri estron seviyelerimi etkiler mi?”

Kesinlikle, vücudunuzdaki enzimler estron seviyelerinizi kontrol etmek için çok önemlidir. Örneğin, aromataz enzimi (CYP19A1geni tarafından kodlanır) estron sentezinden sorumludur. Bir diğer önemli enzim olan steroid sülfataz (STS), özellikle meme kanseri hücreleri gibi dokularda inaktif estron konjugatlarını tekrar aktif estrona dönüştürmeye yardımcı olur. Bu enzimlerdeki varyasyonlar, estron konsantrasyonlarınızı önemli ölçüde etkileyebilir.

7. Menopozdayım; estron benim için neden bu kadar önemli?

Section titled “7. Menopozdayım; estron benim için neden bu kadar önemli?”

Estron, menopozdan sonra özellikle önemli hale gelir çünkü bu dönemde vücudunuzdaki en bol bulunan aktif östrojendir. Estradiol de aktif olmasına rağmen, estron seviyeleri tipik olarak menopozdaki kadınlarda daha yüksektir ve bu grup meme kanseri insidansının en yüksek olduğu gruptur. Yüksek estron seviyeleri, ER+ meme kanseri riskinin artmasıyla doğrudan bağlantılıdır ve tümör büyümesine katkıda bulunabilir.

Evet, genetik yapınız bazı meme kanseri tedavilerinin ne kadar etkili olduğunu kesinlikle etkileyebilir. Özellikle, estron konjugat seviyelerinizi etkileyen genetik varyasyonlar, özellikleSTSinhibitörleri gibi tedavilerden fayda sağlayabilecek ER+ meme kanseri hastalarını belirlemeye yardımcı olabilir. Bu, tedavileri bireysel genetik profilinize göre uyarlamak için “Hassas Tıp”ın önemli bir parçasıdır.

Doktorlar kilonuzu, özellikle de Vücut Kitle İndeksinizi (VKİ) dikkate alırlar, çünkü bu, estron dahil olmak üzere hormon seviyelerini etkileyen önemli bir faktördür. Daha yüksek VKİ, değişmiş estron metabolizması ve seviyeleriyle bağlantılı olabilir ve bu da ER+ meme kanseri riskinin artmasıyla ilişkilidir. Bunu yaşınız, diyetiniz ve genetik faktörlerinizle bütünleştirmek, kapsamlı bir risk değerlendirmesi oluşturmaya yardımcı olur.

Evet, estron seviyelerinizi etkileyen faktörleri anlamak ve yönetmek, meme kanseri riskinizi azaltmanın önemli bir parçası olabilir. Yüksek estron seviyeleri, artmış ER+ meme kanseri riski ve ilerlemesi ile bağlantılıdır.STSinhibitörleri geliştirmek gibi terapötik stratejiler, aktif estronu azaltmayı amaçlar ve diyet ve sağlıklı bir BMI’ı korumak gibi yaşam tarzı faktörleri de hormon profilinizi düzenlemede rol oynayabilir.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayalı olarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler geldikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Dudenkov, Tanda M., et al. “SLCO1B1 polymorphisms and plasma estrone conjugates in postmenopausal women with ER+ breast cancer: genome-wide association studies of the estrone pathway.”Breast Cancer Res Treat, vol. 169, no. 1, 2018, pp. 119-128.

[2] Haiman CA, Dossus L, Setiawan VW, Stram DO, Dunning AM, Thomas G, et al. “Genetic variation at the CYP19A1 locus predicts circulating estrogen levels but not breast cancer risk in postmenopausal women.”Cancer Res. 2007; 67(5):1893–1897.

[3] Ruder, H. J., L. Loriaux, and M. B. Lipsett. “Estrone sulfate: production rate and metabolism in man.”The Journal of Clinical Investigation, vol. 51, no. 4, 1972, pp. 1020-1033.

[4] Pasqualini, J. R., C. Chetrite, C. Blacker, et al. “Concentrations of estrone, estradiol, and estrone sulfate and evaluation of sulfatase and aromatase activities in pre- and postmenopausal breast cancer patients.”Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism, vol. 81, no. 4, 1996, pp. 1460-1464.

[5] Nozawa T, Suzuki M, Takahashi K, Yabuuchi H, Maeda T, Tsuji A, Tamai I. “Involvement of estrone-3-sulfate transporters in proliferation of hormone-dependent breast cancer cells.”J Pharmacol Exp Ther. 2004; 311(3):1032–1037.

[6] Higuchi T, Endo M, Hanamura T, Gohno T, Niwa T, Yamaguchi Y, et al. “Contribution of estrone Sulfate to cell proliferation in aromatase inhibitor (AI) –resistant, hormone receptor-positive breast cancer.”PLoS One. 2016; 11(5):e0155844.

[7] Key, T., Appleby, P., Barnes, I., Reeves, G., Endogenous, H. “Endogenous sex hormones and breast cancer in postmenopausal women: reanalysis of nine prospective studies.” J Natl Cancer Inst, vol. 94, no. 8, 2002, pp. 606–616.

[8] Utsumi T, Yoshimura N, Takeuchi S, Ando J, Maruta M, Maeda K, Harada N. “Steroid sulfatase expression is an independent predictor of recurrence in human breast cancer.”Cancer Res. 1999; 59(2):377–381.

[9] Raftogianis, R., C. Creveling, R. Weinshilboum, and J. Weisz. “Estrogen metabolism by conjugation.”Journal of the National Cancer Institute Monographs, vol. 2000, no. 27, 2000, pp. 24-24.

[10] Rich, R. L., L. R. Hoth, K. F. Geoghegan, et al. “Kinetic analysis of estrogen receptor/ligand interactions.”Proceedings of the National Academy of Sciences, vol. 99, no. 17, 2002, pp. 8562-8567.

[11] Liu M, Ingle JN, Fridley BL, Buzdar AU, Robson ME, Kubo M, et al. “TSPYL5 SNPs: association with plasma estradiol concentrations and aromatase expression.”Mol Endocrinol. 2013; 27(4):657–670.