İçeriğe geç

Eritrosit Sayısı

Eritrosit sayısı, aynı zamanda kırmızı kan hücresi sayısı (RBCC) olarak da bilinir, belirli bir kan hacminde dolaşan kırmızı kan hücrelerinin sayısını ölçen temel bir hematolojik parametredir. Bu, tam kan sayımının (CBC) rutin bir bileşenidir ve bir bireyin genel sağlığı ve fizyolojik durumu hakkında önemli bilgiler sağlar.

Eritrositler, öncelikle vücutta oksijen taşınmasından sorumlu olan özelleşmiş hücrelerdir. Kendilerine özgü bikonkav disk şekilleri ve olgun hücrelerde çekirdek bulunmaması, verimli gaz alışverişi ve dar kılcal damarlarda hareket esnekliği sağlar. Oksijen taşıma kapasitelerinin anahtarı, akciğerlerde oksijene bağlanan ve dokularda serbest bırakan demir açısından zengin bir protein olan hemoglobindir. Eritrositler, kemik iliğinde eritropoez adı verilen bir süreçle üretilir. Bu süreç, hormonlar tarafından sıkı bir şekilde düzenlenir, özellikle de böbrekler tarafından oksijen seviyelerine yanıt olarak salgılanan eritropoietin hormonu tarafından düzenlenir.

Uygun bir eritrosit sayısını korumak, optimal vücut fonksiyonu için hayati öneme sahiptir. Normal aralıktan sapmalar, çeşitli altta yatan sağlık sorunlarına işaret edebilir. Genellikle azalmış hemoglobinin eşlik ettiği düşük bir eritrosit sayısı, anemi için karakteristiktir ve bu da yetersiz oksijen dağıtımı nedeniyle yorgunluğa, halsizliğe ve organ fonksiyon bozukluğuna yol açabilir. Aksine, anormal derecede yüksek bir eritrosit sayısı, yani polisitemi, kan viskozitesini artırabilir ve bu da kan pıhtılaşması, inme ve kalp krizi riskini yükseltebilir. Bu nedenle, eritrosit sayısı önemli bir tanısal belirteç görevi görür ve beslenme eksiklikleri, kronik böbrek hastalığı ve bazı kanserler de dahil olmak üzere çok sayıda hastalığın yönetimi için düzenli olarak izlenir.[1]Hemoglobin gen kümesindekiler (HBB, HBD, HBG1, HBG2, HBE1) gibi genetik varyasyonlar, eritrosit parametrelerini etkileyebilir ve hematolojik fenotiplerle ilişkilidir.[1]

Eritrosit sayısının yaygın klinik kullanışlılığı, onu halk sağlığında önemli bir gösterge haline getirmektedir. CBC testleri aracılığıyla yapılan düzenli taramalar, özellikle kadınları ve çocukları etkileyen küresel bir sağlık sorunu olan anemi gibi durumların erken tespitini sağlar. Anormal eritrosit sayılarının ele alınması, yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştirebilir, üretkenliği artırabilir ve ciddi sağlık komplikasyonlarını önleyebilir. Eritrosit sayısını etkileyen genetik faktörleri anlamak, aynı zamanda kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarına katkıda bulunarak hematolojik bozukluklar için daha hedefli önleme ve tedavi stratejilerine olanak tanır.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Eritrosit sayısı için yapılan genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), çok sayıda genetik lokusun tanımlanmasında etkili olmakla birlikte, çeşitli metodolojik ve istatistiksel sınırlamalara tabidir. Çalışmalar genellikle, özellikle daha küçük etki büyüklüklerine sahip genetik varyantları saptamak için istatistiksel güçle ilgili zorluklarla karşılaşmaktadır. Örneğin, yüksek genotipik rölatif riske sahip varyantları tanımlamak için yeterli güç olabilirken, daha mütevazı etkiler gösteren varyantlar için bu güç önemli ölçüde azalır ve bu da toplam genetik katkınınUnderestimation’ına yol açabilir.[2]Bu sınırlama, eritrosit sayısı üzerinde ince etkileri olan birçok gerçek ilişkinin, önemli ölçüde daha büyük örneklem boyutları veya daha hassas analitik yaklaşımlar olmadan keşfedilemeyebileceğini göstermektedir.

Ayrıca, ilişkileri doğrulamak için bulguların farklı kohortlarda replike edilmesi çok önemlidir, ancak bu süreç, çalışma popülasyonlarındaki veya metodolojilerdeki heterojenlik nedeniyle karmaşıklaşabilir ve bu da gözlemlenen ilişki güçlerini zayıflatabilir.[3] Genetik etkilerin büyüklüğü (beta katsayıları) de ilk keşif kohortları ve replikasyon örnekleri arasında değişebilir ve bazen ilkinde daha büyük görünebilir; bu da etki büyüklüğü enflasyonuna veya popülasyona özgü genetik etkilere işaret edebilir.[4] Büyük inter-kromozomal duplikasyonlardan kaynaklanabilecek olanlar gibi yanlış pozitif ilişki olasılığı, eritrosit sayısının genetik çalışmalarında titiz doğrulama ve dikkatli istatistiksel yorumlama gerekliliğinin altını çizmektedir.[5]

Fenotipik Tanım ve Çevresel Karıştırıcı Faktörler

Section titled “Fenotipik Tanım ve Çevresel Karıştırıcı Faktörler”

Eritrosit sayımı fenotiplerini doğru bir şekilde tanımlamak ve ölçmek, özellikle veriler elektronik tıbbi kayıtlardan elde edildiğinde (EMR), doğal zorluklar sunar. Önemli bir engel, kırmızı kan hücresi özelliklerini doğrudan etkileyebilecek komorbiditelerin ve ilaçların kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesini içerir.[6] Araştırmacılar, etkilenen bireyleri veya ölçümleri dışlamak için komorbiditeler için faturalandırma kodlarını ve ilaçlar için doğal dil işlemeyi birleştirmek gibi karmaşık algoritmalar kullansalar da, artık karıştırıcı faktörler bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir.[6] Tüm etkileyen faktörleri tam olarak hesaba katmadaki bu zorluk, genetiğe atfedilen bazı fenotipik varyasyonların kısmen, ölçülmemiş veya yetersiz kontrol edilen çevresel veya fizyolojik karıştırıcı faktörlerden kaynaklanabileceği anlamına gelir.

Dahası, farklı kohortlar arasında fenotip tespiti konusunda tam bir uyumun olmaması, yanlış sınıflandırma yanlılığına yol açabilir. Eritrosit sayımı verileri tutarsız bir şekilde toplandığında veya tanımlandığında, katılımcılar hatalı bir şekilde sınıflandırılabilir ve bu da sonuçları potansiyel olarak etkileyerek genellikle sıfır hipotezine doğru kaydırır.[2] Bu yanlış sınıflandırma, gerçek genetik ilişkileri gizleyebilir ve eritrosit sayımının altta yatan genetik yapısını tanımlamayı daha zor hale getirebilir. Bu sorunlar, karmaşık çevresel ve tıbbi karıştırıcı faktörleri hesaba katmak için standart fenotipleme protokollerine ve sağlam yöntemlere duyulan sürekli ihtiyacı vurgulamaktadır.

Genellenebilirlik ve Açıklanamayan Kalıtılabilirlik

Section titled “Genellenebilirlik ve Açıklanamayan Kalıtılabilirlik”

Eritrosit sayısının genetik olarak anlaşılmasındaki önemli bir sınırlama, bulguların farklı atalara sahip popülasyonlar arasında genellenebilirliği ile ilgilidir. Birçok temel GWAS, ağırlıklı olarak Avrupa kökenli popülasyonlara odaklanmıştır.[6] Bu durum, tanımlanan genetik varyantların diğer etnik gruplara doğrudan uygulanabilirliğini ve aktarılabilirliğini sınırlar. Meta-analizler, çeşitli atalara sahip arka planlardan elde edilen verileri entegre etmeye çalışsa da, farklı popülasyonlarda (örneğin, Avrupalı, Afrikalı Amerikalı, Japon) gözlemlenen genetik etkilerdeki önemli heterojenlik, bildirilen ilişkilerin genel gücünü önemli ölçüde azaltabilir.[3]Bu atalara özgülük, eritrosit sayısı genetiğinin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasının, popülasyona özgü varyantları ortaya çıkarmak ve geniş klinik fayda sağlamak için daha geniş bir küresel popülasyon yelpazesine yönelik özel ve yeterince güçlü çalışmalar gerektirdiğini göstermektedir.

Eritrosit sayısı özelliklerinin önemli bir genetik bileşene sahip olmasına rağmen, kırmızı kan hücresi sayısı için kalıtılabilirlik tahminleri yaklaşık %56 olarak bildirilmiştir.[6]Bu genetik etkinin önemli bir kısmı, şu anda tanımlanmış lokuslar tarafından açıklanamamaktadır. “Kayıp kalıtılabilirlik” olarak bilinen bu fenomen, eritrosit sayısı varyasyonuna katkıda bulunan birçok genetik faktörün henüz keşfedilmediği anlamına gelir. Bu boşluğa potansiyel katkıda bulunanlar arasında nadir varyantlar, yapısal varyasyonlar, karmaşık gen-gen veya gen-çevre etkileşimleri veya standart GWAS metodolojileri tarafından yakalanmayan epigenetik modifikasyonlar yer almaktadır. Bu kayıp kalıtılabilirliğin ele alınması, eritrosit sayısının genetik yapısının tam olarak anlaşılması ve daha kapsamlı öngörü modelleri geliştirilmesi için çok önemlidir.

Kritik bir hematolojik fenotip olan eritrosit sayısının düzenlenmesi, globin gen kümelerindeki varyasyonlar ve eritropoez, demir metabolizması ve hücresel bakımda rol oynayan diğer genler dahil olmak üzere genetik faktörlerin karmaşık bir etkileşimi ile etkilenir. Bu genetik varyasyonlar, kırmızı kan hücrelerinin üretimini, işlevini ve ömrünü etkileyerek çok çeşitli normal varyasyonlara yol açabilir veya bireyleri hematolojik bozukluklara yatkın hale getirebilir. Bu varyantları anlamak, kırmızı kan hücresi özelliklerinin genetik yapısını çözmenin anahtarıdır.

_HBB_ geni, kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşınması için hayati önem taşıyan yetişkin hemoglobinin temel bir bileşeni olan beta-globin zincirini kodlar. _HBB_ içinde veya yakınında bulunan rs11549407 , rs33930165 ve rs334 gibi varyantlar, hemoglobin yapısını veya üretim seviyelerini değiştirebilir, böylece eritrositlerin özelliklerini ve genel sayısını doğrudan etkileyebilir. Beta-globin sentezi veya işlevindeki bozukluklar, beta-talasemi ve orak hücre hastalığı gibi durumların bilinen nedenleridir ve her ikisi de kırmızı kan hücresi sağlığını ve miktarını ciddi şekilde etkiler. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları,_HBB_’yi içeren beta-globin gen kümesindeki genetik varyasyonların, kırmızı kan hücresi hacminin önemli bir ölçüsü olan hematokrit ile önemli ölçüde ilişkili olduğunu belirlemiştir.[1] Bu ilişkiler, bu varyantların bireylerin anemiye veya eritrosit seviyelerini etkileyen diğer durumlara duyarlılığını belirlemedeki kritik rolünü vurgulamaktadır.[1] Beta-globin kümesinin ötesinde, diğer globinle ilişkili genler ve eritroid düzenleyiciler de rol oynar. _HBA1_ geni, hemoglobinin bir diğer önemli bileşeni olan alfa-globin zincirinin üretiminden sorumludur ve _HBA1_ - _Y_RNA_ bölgesindeki rs76462751 gibi varyantlar alfa-globin sentezini veya düzenlenmesini etkileyebilir. Benzer şekilde, alfa-globin ile ilgili bir psödojen olan _HBM_, bitişik fonksiyonel globin genlerinin ifadesini veya işlevini potansiyel olarak etkileyebilecek rs68035351 , rs141494605 ve rs115415087 gibi varyantlar içerir. Ayrıca, _HBS1L_ (HBS1 benzeri translasyonel GTPaz) geni ve rs9399136 , rs1547247 , rs9376090 , rs1570649 , rs4895440 ve rs9389269 gibi varyantları kapsayan _MYB_ile intergenik bölgesi, fetal hemoglobin üretimini ve eritropoez genel sürecini düzenlemede önemli bir rol oynar. Bu genetik faktörlerin, kapsamlı genetik çalışmalarda araştırılan hematolojik fenotiplerin ayrılmaz yönleri olan eritrosit sayısı ve ortalama korpüsküler hacim gibi kırmızı kan hücresi özelliklerini etkilediği bilinmektedir.[1] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları da dahil olmak üzere bu tür araştırmalar, bu çeşitli genetik lokuslardaki varyasyonların bir bireyin kırmızı kan hücresi profilini toplu olarak nasıl şekillendirdiğini ortaya çıkarmaya devam etmektedir.[1] Eritrosit sayısının düzenlenmesinde rol oynayan diğer genetik lokuslar, demir metabolizmasında ve daha geniş hücresel fonksiyonlarda rol oynayan genleri içerir. Örneğin, _TFR2_(transferrin reseptörü 2), hemoglobin sentezi ve sağlıklı kırmızı kan hücresi sayılarının korunması için temel bir süreç olan demir homeostazının düzenlenmesinde hayati bir rol oynar vers2075672 , rs7385804 ve rs62482241 gibi varyantlar demir alımını veya sinyalini potansiyel olarak etkileyebilir. rs3176416 ile temsil edilen _MPG_ (N-metilpurin DNA glikosilaz) geni, kırmızı kan hücreleri üreten hızla bölünen hematopoetik kök hücrelerin bütünlüğü ve düzgün işlevi için gerekli olan bir süreç olan DNA onarımında rol oynar. Ayrıca, _IL9RP3_ - _POLR3K_ (rs146240039 , rs8053008 , rs1088639 ), _LINC02283_ - _LINC02260_ (rs218264 , rs218237 , rs218265 ) ve _PGAP6_ (rs375498857 , rs577420328 ) gibi gen bölgelerindeki varyantlar, gen düzenlemesi, protein sentezi veya hücresel sinyal yolları rollerinden dolayı eritrosit sayısı değişkenliğine katkıda bulunabilir. Hematolojik fenotipleri analiz edenler gibi genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, kırmızı kan hücresi özelliklerini etkileyen çok çeşitli genetik faktörleri tanımlamayı amaçlamaktadır.[1] Bu çalışmalar, çok sayıda genetik varyasyonun, hatta hafif etkileri olanların bile, bir bireyin tam kan sayımını toplu olarak nasıl etkilediğine dair daha geniş bir anlayışa katkıda bulunmaktadır.[1]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs11549407
rs33930165
rs334
HBBerythrocyte volume
erythrocyte count
Red cell distribution width
hemoglobin
blood protein amount
rs146240039
rs8053008
rs1088639
IL9RP3 - POLR3Kerythrocyte count
rs3176416 MPGerythrocyte count
rs76462751 HBA1 - Y_RNARed cell distribution width
hemoglobin
erythrocyte count
rs9399136
rs1547247
rs9376090
HBS1Lhemoglobin
leukocyte quantity
diastolic blood pressure
high density lipoprotein cholesterol
Red cell distribution width
rs218264
rs218237
rs218265
LINC02283 - LINC02260hematocrit
hemoglobin
erythrocyte volume
leukocyte quantity
neutrophil count
rs68035351
rs141494605
rs115415087
HBMerythrocyte count
rs2075672
rs7385804
rs62482241
TFR2erythrocyte count
platelet count
mean corpuscular hemoglobin concentration
erythrocyte volume
hemoglobin
rs1570649
rs4895440
rs9389269
HBS1L - MYBerythrocyte count
rs375498857
rs577420328
PGAP6low density lipoprotein cholesterol
total cholesterol
hemoglobin
erythrocyte count
hematocrit

Eritrosit Parametrelerinin Tanımı ve Operasyonelleştirilmesi

Section titled “Eritrosit Parametrelerinin Tanımı ve Operasyonelleştirilmesi”

Eritrosit sayısı, sıklıkla kırmızı kan hücresi (RBC) sayısı olarak adlandırılır ve belirli bir kan hacminde bulunan toplam kırmızı kan hücresi sayısını temsil eder. Bu temel parametre, oksijen taşınmasından sorumlu demir içeren protein olan hemoglobin (Hb) ve kırmızı kan hücreleri tarafından işgal edilen kan hacmi oranını ölçen hematokrit (Ht) gibi diğer önemli ölçümlerle birlikte değerlendirilir.[7] Bu ölçümler toplu olarak kanın oksijen taşıma kapasitesinin ve eritrositlerin genel sağlığının kapsamlı bir değerlendirmesini sağlar.

Operasyonel olarak, eritrosit sayısı ve ilişkili parametreleri, klinik ve araştırma ortamlarında kesin olarak ölçülebilen nicel özelliklerdir. Genetik çalışmalara “özellikler” olarak dahil edilmeleri.[7] tekrarlanabilir şekilde değerlendirilebilen objektif biyobelirteçler olarak rollerini ifade eder. Bu değerler tipik olarak otomatik hematoloji analizörlerinden elde edilir ve hem tanısal değerlendirme hem de popülasyon düzeyinde genetik analizler için gerekli olan sayısal veriler sağlar.

Terminoloji, İlgili Kavramlar ve Sınıflandırma Sistemleri

Section titled “Terminoloji, İlgili Kavramlar ve Sınıflandırma Sistemleri”

Eritrosit değerlendirmesiyle ilgili terminoloji, hemoglobin (Hb), hematokrit (Ht) ve “ortalama korpüsküler” gibi temel terimleri içerir.[7]“Ortalama korpüsküler” terimi tipik olarak, ortalama korpüsküler hacim (MCV), ortalama korpüsküler hemoglobin (MCH) ve ortalama korpüsküler hemoglobin konsantrasyonu (MCHC) dahil olmak üzere, tek tek kırmızı kan hücrelerinin ortalama boyutunu ve hemoglobin içeriğini karakterize eden bir dizi kırmızı kan hücresi indeksini ifade eder. Bu terimler, kırmızı kan hücresi özelliklerini kapsamlı bir şekilde tanımlamak için hematolojide kullanılan standartlaştırılmış bir kelime dağarcığının ayrılmaz bir parçasıdır.

Eritrosit sayısındaki ve ilgili parametrelerindeki varyasyonlar, çeşitli hematolojik durumların sınıflandırılmasına katkıda bulunur. Örneğin, anormal derecede düşük eritrosit sayısı, hemoglobin veya hematokrit seviyeleri, aneminin karakteristik özelliğidir ve anemi, bu indekslerin belirli örüntülerine göre (örneğin, mikrositik, normositik, makrositik anemi, genellikle MCV ile ayırt edilir) çok sayıda alt tipe sahiptir. Aksine, yüksek seviyeler polisitemiyi gösterebilir ve altta yatan nedenini belirlemek için daha fazla araştırma gerektirir. Bu parametreler, kırmızı kan hücresi bozuklukları için nosolojik sistemlerde temel bileşenler olarak hizmet eder.

Eritrosit Parametreleri için Tanı ve Araştırma Kriterleri

Section titled “Eritrosit Parametreleri için Tanı ve Araştırma Kriterleri”

Klinik tanıda, eritrosit sayısı, hemoglobin ve hematokrit, bir hastanın kırmızı kan hücresi durumunu değerlendirmek için birincil biyobelirteçler olarak hizmet eder. Normal veya anormal aralıkları tanımlamak için belirli eşikler ve kesme değerleri verilen bağlamda sağlanmamasına rağmen, bu parametreler anemi, polisitemi ve oksijen taşınmasını etkileyen diğer bozukluklar gibi durumları belirlemek için evrensel olarak kullanılır.[7] Klinik kriterler genellikle bir hastanın ölçülen değerlerini, yaş, cinsiyet ve popülasyona göre biraz değişebilen ve tanı ve tedavi kararlarına yön veren yerleşik referans aralıklarıyla karşılaştırmayı içerir.

Araştırma amaçları için, özellikle Genom Çapında İlişkilendirme Çalışmaları (GWAS) gibi büyük ölçekli genetik çalışmalarda, eritrosit parametreleri kantitatif özellikler olarak ele alınır.[7] Araştırmacılar bu özellikler için operasyonel tanımlar oluşturur ve popülasyonlar içindeki varyasyonlarını etkileyen genetik lokusları belirlemek için sürekli ölçümlerini kullanır. Beyaz kan hücresi alt tipleri için bulunanlara benzer şekilde bu tür lokusların tanımlanması.[7], kırmızı kan hücresi üretimi ve işlevinin altında yatan genetik mimariyi anlamaya katkıda bulunur ve potansiyel olarak hastalık duyarlılığı ile ilgili yeni yollar ortaya çıkarır.

Fenotipik Tanım ve Değerlendirme Yaklaşımları

Section titled “Fenotipik Tanım ve Değerlendirme Yaklaşımları”

Eritrosit sayısı, kanın ölçülebilir bir özelliği olarak temel bir “hematolojik fenotip” olarak kabul edilir. Örneğin,HBB, HBD, HBG1, HBG2 ve HBE1dahil olmak üzere hemoglobin gen kümesinde veya yakınında bulunan SNP’ler, hematokrit seviyeleriyle önemli ilişkiler göstermiştir.[1]Bu genler, oksijen taşınmasından sorumlu kırmızı kan hücrelerindeki temel protein olan hemoglobin sentezi için kritiktir. Bu globin genleri içinde veya yakınında bulunanrs10488676 , rs10488675 , rs10499199 , rs10499200 ve rs10499201 gibi varyantlar, kırmızı kan hücresi özelliklerini ve dolayısıyla genel eritrosit sayısını etkileyebilir.[1] Poligenik etkilerin ötesinde, spesifik genetik mutasyonlardan kaynaklanan kalıtsal anemiler gibi kalıtsal durumlar da kırmızı kan hücresi özelliklerini derinden etkiler.[8]

Çevresel ve yaşam tarzı faktörleri, eritrosit sayısındaki değişikliklere önemli ölçüde katkıda bulunur ve genellikle bireyin genetik altyapısıyla etkileşime girer. Malabsorpsiyon bozukluklarına yol açanlar gibi beslenme eksiklikleri, eritropoez için gerekli olan temel besin maddelerinin mevcudiyetini bozabilir ve böylece kırmızı kan hücresi üretimini etkileyebilir.[8]Ayrıca, bazı terapötik ajanlara maruz kalmak doğrudan bir çevresel etkiyi temsil eder. Örneğin, özellikle kronik hepatit C hastalarında ribavirin (RBV) tedavisi, eritrosit sayısında azalmaya yol açan kırmızı kan hücrelerinin erken yıkımı ile karakterize bir durum olan hemolitik anemiye neden olduğu bilinmektedir.[9] Yaş, cinsiyet ve vücut kitle indeksi dahil olmak üzere diğer demografik faktörler de, hematopoez üzerindeki geniş fizyolojik değişiklikleri ve dış etkileri yansıtan kan hücresi sayılarını etkileyebilen bilinen kovaryatlardır.[9]

Çeşitli tıbbi durumlar ve terapötik müdahaleler, kırmızı kan hücresi üretimini, sağkalımını veya kaybını etkileyerek eritrosit sayısını önemli ölçüde değiştirebilir. Hematolojik ve solid organ maligniteleri, siroz ve kemik iliği veya solid organ transplantasyonundan kaynaklanan komplikasyonlar gibi kronik sağlık sorunlarının eritrosit özelliklerini etkilediği bilinmektedir.[8]Bu durumlar normal kemik iliği fonksiyonunu bozabilir, kronik inflamasyona yol açabilir veya kırmızı kan hücresi yıkımını veya kaybını artırabilir. Ayrıca, kemoterapötik ve immünosüpresif ilaçlar dahil olmak üzere bazı ilaçların uygulanması, eritropoezi baskılayabilir veya hemolitik süreçleri tetikleyerek eritrosit sayısını azaltabilir.[8]Aksine, eritropoietin takviyesi gibi müdahaleler özellikle kırmızı kan hücresi üretimini uyarmak için kullanılır ve tıbbi tedavilerin eritrosit seviyelerini doğrudan nasıl manipüle edebileceğini gösterir.[9]

Eritrositler, yaygın olarak kırmızı kan hücreleri olarak bilinir, vücutta oksijenin verimli bir şekilde taşınmasından sorumlu kanın hayati bileşenleridir. Birincil işlevleri, akciğerlerde oksijeni geri dönüşümlü olarak bağlayan ve periferik dokulara salan özel bir protein olan hemoglobin tarafından sağlanır.[1] Bu hücrelerin sürekli üretimi, eritropoez olarak adlandırılan bir süreç, tüm kan hücresi tiplerinin oluşumunu ve gelişimini kapsayan genel hematopoezin ince ayarlı bir yönüdür.[7] Bu karmaşık hücresel farklılaşma ve olgunlaşma yolu, yeterli doku oksijenlenmesini ve genel fizyolojik dengeyi korumak için gerekli olan fonksiyonel eritrositlerin sürekli bir şekilde sağlanmasını sağlar.

Oksijen taşıma kapasitelerinin ötesinde, eritrositlerin yapısal bütünlüğü ve optimum boyutu, işlevleri ve dolaşımları için çok önemlidir. Örneğin, eritrosit sayısı ile yakından ilişkili bir özellik olan ortalama kırmızı hücre hacminin, kan basıncı gibi sistemik fizyolojik parametrelerle ilişkili olduğu gözlemlenmiştir.[10] Eritrosit üretimi, olgunlaşması ve morfolojisi üzerindeki hassas kontrol, metabolik talepleri karşılamak için oksijen vererek ve çeşitli fizyolojik durumlara uyum sağlayarak, dolaşım sisteminde etkili bir şekilde gezinmelerini sağlar.

Moleküler Mekanizmalar ve Temel Biyomoleküller

Section titled “Moleküler Mekanizmalar ve Temel Biyomoleküller”

Eritrositlerin temel işlevi, özellikle hemoglobin olmak üzere belirli temel biyomoleküllerle yakından bağlantılıdır. Hemoglobin, senteziHBB, HBD, HBG1, HBG2 ve HBE1 dahil olmak üzere bir gen kümesi tarafından hassas bir şekilde düzenlenen globin zincirlerinden oluşan karmaşık bir tetramerik proteindir.[1]Bu globin genleri içinde veya yakınında bulunan genetik varyasyonlar, kandaki kırmızı kan hücrelerinin oranının doğrudan bir ölçüsü olan ve dolayısıyla eritrosit sayısını yakından yansıtan hematokrit gibi hematolojik parametrelerle önemli ölçüde ilişkilendirilmiştir.[1] Bu globin zincirlerinin doğru ekspresyonu ve birleşimi, fonksiyonel hemoglobinin ve dolayısıyla sağlıklı ve verimli eritrositlerin oluşumu için vazgeçilmezdir.

Demir metabolizması, demir hemoglobin içindeki hem grubunun önemli bir bileşeni olduğundan, eritrosit üretimi ve fonksiyonunu etkileyen bir diğer kritik moleküler yolu temsil eder. Demirin mevcudiyeti ve uygun işlenmesi eritropoezi derinden etkiler.TMPRSS6 geni tarafından kodlananlar gibi proteinler, sistemik demir homeostazında çok önemli bir düzenleyici rol oynar.[11] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), TMPRSS6içindeki demir durumu, hemoglobin seviyeleri ve eritrosit hacmi ile ilişkili yaygın varyantları tanımlamıştır ve bu da genin kırmızı kan hücresi özelliklerini yöneten moleküler yollardaki önemini vurgulamaktadır.[11]

Eritrosit sayısı ve ilgili fenotipleri, kalıtsal genetik yatkınlıklar ve çeşitli çevresel faktörlerin bir kombinasyonu tarafından etkilenen karmaşık özelliklerdir.[12]Son genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), eritrosit fenotipleri, hemoglobin konsantrasyonları ve eritrosit hacmi dahil olmak üzere bir dizi hematolojik parametre ile önemli ölçüde ilişkili çok sayıda genetik lokusun belirlenmesinde etkili olmuştur.[13] Bu araştırma çabaları, yaygın genetik varyantların, farklı popülasyonlarda gözlemlenen kırmızı kan hücresi özelliklerindeki doğal varyasyona önemli ölçüde katkıda bulunduğunu göstermiştir.[13] Spesifik genetik mekanizmalar, TMPRSS6 gibi genleri içerir; burada tanımlanan varyantlar, eritrosit hacmi ve genel demir durumu üzerinde bir etki gösterir.[11] Ayrıca, HBB, HBD, HBG1, HBG2 ve HBE1’den oluşan hemoglobin gen kümesi, hematokrit ile ilişkiler gösteren varyantları barındırır ve bu da kırmızı kan hücrelerinin kantitatif ve nitel yönleri üzerinde doğrudan bir genetik kontrol olduğunu gösterir.[1]Bu genler ve bunlarla ilişkili düzenleyici elementler arasındaki karmaşık etkileşim, sonuç olarak eritropoezin etkinliğini ve optimal eritrosit sayısının korunmasını belirler. Ek olarak, bağlantı analizleri hem kırmızı kan hücresi boyutu hem de sayısını etkileyen genetik bölgeler için önemli kanıtlar sağlamış ve bu temel hematolojik özelliklerin kalıtsal doğasını güçlendirmiştir.[14]

Sistemik Homeostaz ve Patofizyolojik Önemi

Section titled “Sistemik Homeostaz ve Patofizyolojik Önemi”

Kararlı bir eritrosit sayısının korunması, fizyolojik homeostazın temel taşıdır ve vücuttaki tüm doku ve organlara yeterli ve tutarlı oksijen verilmesini sağlamak için kritiktir. Bu hassas dengedeki bozulmalar, ister anormal derecede yüksek ister düşük sayılara yol açsın, bir dizi patofizyolojik durumu tetikleyebilir. Kırmızı kan hücresi sayısındaki veya ilgili parametrelerdeki sapmalar, klinik tıpta çeşitli hastalıkların varlığı ve ilerleyişi hakkında bilgi sağlayan, önemli tanısal ve prognostik kan belirteçleri olarak sıklıkla kullanılır.[7] Düzensiz bir eritrosit sayısının sistemik sonuçları, birden fazla organ sistemini derinden etkileyebilir, işlevlerini ve genel sağlığı etkileyebilir. Vücut, hipoksi (düşük oksijen seviyeleri) gibi durumlara yanıt olarak eritropoez hızlarını ayarlamak gibi, optimal oksijen taşınmasını yeniden sağlamak ve sürdürmek için gelişmiş telafi mekanizmalarına sahiptir. Bu nedenle, genetik etkiler ve moleküler yollar dahil olmak üzere, eritrosit sayısını düzenleyen altta yatan biyolojik mekanizmaların kapsamlı bir şekilde anlaşılması, yalnızca kırmızı kan hücresi bozukluklarının doğru teşhisi ve etkili yönetimi için değil, aynı zamanda çok çeşitli insan hastalıklarının etiyolojisine dair yeni bilgiler edinmek için de gereklidir.[7]

Eritropoezin Genetik ve Transkripsiyonel Kontrolü

Section titled “Eritropoezin Genetik ve Transkripsiyonel Kontrolü”

Eritrosit sayısının düzenlenmesi, genetik faktörlerden ve bunların eritropoezisin karmaşık sürecini yöneten gen ekspresyonu üzerindeki etkilerinden derinden etkilenir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), kırmızı kan hücresi boyutu ve sayısı dahil olmak üzere çeşitli eritrosit fenotiplerini önemli ölçüde etkileyen çok sayıda genetik lokus tanımlamıştır ve bu özelliklerin poligenik yapısının altını çizmektedir.[14] Örneğin, TMPRSS6genindeki varyantlar, hemoglobin seviyeleri, demir durumu ve eritrosit hacmi ile güçlü bir şekilde ilişkilidir ve bu genin demir homeostazı ve ardından kırmızı kan hücrelerinin üretimindeki kritik rolünü göstermektedir.[15] Bu genin katılımı, demir metabolizması yollarının transkripsiyonel düzenlemesinin, eritroid gelişimi ve olgunlaşması için gerekli bileşenlerin mevcudiyetini nasıl doğrudan etkilediğini vurgulamaktadır.

Eritrosit Sağkalımı ve Fonksiyonu İçin Metabolik Yollar

Section titled “Eritrosit Sağkalımı ve Fonksiyonu İçin Metabolik Yollar”

Eritrosit sağkalımı ve işlevselliği, öncelikle ATP formunda gerekli enerjiyi sağlayan glikoliz olmak üzere, sıkı bir şekilde düzenlenmiş metabolik yollara kritik derecede bağımlıdır. Glikolizde yer alan eritrosit enzimlerindeki anormallikler, erken kaybedilen “enerjisiz kırmızı kan hücrelerine” yol açabilir ve bu da metabolik bütünlük ile hücre ömrü arasındaki doğrudan bağlantıyı gösterir.[16] Glikozu fosforile ederek glikolizi başlatan Hekzokinaz 1 (HK1) gibi temel enzimler, hücresel enerji dinamiklerindeki temel rolünü yansıtan glikozile hemoglobin gibi eritrosit parametreleriyle ilişkilendirilmiştir.[4] Enerjinin ötesinde, demir metabolizması da önemlidir; PIEZO1gibi bileşenler, hem farelerde hem de insanlarda demir düzenlemesinde bir rol göstermekte ve iyon kanalı aktivitesini hemoglobin sentezi için merkezi bir metabolik sürece bağlamaktadır.[17]

Eritrosit Bütünlüğünün Hücresel ve Post-Translasyonel Düzenlenmesi

Section titled “Eritrosit Bütünlüğünün Hücresel ve Post-Translasyonel Düzenlenmesi”

Eritrositlerin yapısal bütünlüğü ve fonksiyonel uyarlanabilirliği, post-translasyonel protein modifikasyonları ve membran-hücre iskeleti etkileşimleri dahil olmak üzere karmaşık hücresel mekanizmalar aracılığıyla korunur. Önemli bir transmembran proteini olan eritrosit band 3’ün tirozin fosforilasyonu, hücre zarı ile altta yatan hücre iskeleti arasındaki etkileşimleri etkileyen temel bir düzenleyici mekanizmadır.[18] Bu dinamik düzenleme, eritrositin karakteristik bikonkav şeklini, esnekliğini ve dar kılcal damarlarda gezinirken kayma gerilimine karşı direncini korumak için hayati öneme sahiptir. Ayrıca, mekanosensitif bir iyon kanalını kodlayan PIEZO1 genindeki mutasyonlar, eritrosit membran stabilitesini ve hacmini doğrudan etkileyerek dehidrate herediter stomatositoz gibi durumlara yol açabilir.[19]

Eritrosit Homeostazında Sistemik ve Çevresel Entegrasyon

Section titled “Eritrosit Homeostazında Sistemik ve Çevresel Entegrasyon”

Eritrosit sayısı yalnızca içsel hücresel süreçlerle belirlenmez, aynı zamanda daha geniş sistemik düzenlemeye ve çevresel etkilere tabidir ve yol etkileşiminin karmaşık bir ağını yansıtır. Örneğin, ortalama kırmızı kan hücresi hacminin kan basıncının bir korelasyonu olduğu gözlemlenmiştir ve bu da sıvı dengesi veya vasküler dinamikleri içerebilecek entegre bir fizyolojik yanıtı düşündürmektedir.[10]Uyku süresi ve obstrüktif uyku apnesi gibi bozukluklar da eritrosit parametrelerini etkileyebilir; çalışmalar obstrüktif uyku apnesinin hematokritte artışa yol açabileceğini göstermektedir.[20] Bu sistemik etkileşimler, oksijenlenme, endokrin sinyaller ve dolaşım talepleri dahil olmak üzere vücudun genel fizyolojik durumunun, sistemik homeostazı sürdürmek için eritrosit üretimini ve sağkalımını hiyerarşik olarak nasıl düzenlediğini vurgulamaktadır.

Genetik Düzenleme ve Başlangıç ​​Varyasyonu

Section titled “Genetik Düzenleme ve Başlangıç ​​Varyasyonu”

Genetik faktörler, eritrosit sayısını ve oksijen taşıma kapasitesini doğrudan yansıtan hemoglobin seviyeleri dahil olmak üzere eritrosit parametrelerinin fizyolojik düzenlenmesinde önemli bir rol oynar. Örneğin,TFR2genindeki yaygın genetik varyantların, serum demir seviyelerinin fizyolojik düzenlenmesinde rol oynadığı tespit edilmiştir. Bu varyantlar, hemoglobin konsantrasyonlarını önemli ölçüde etkileyebilir ve çalışmalar, belirli genetik ilişkilerin hemoglobin seviyelerini etkilediğini göstermektedir.[21]Bu genetik belirleyicileri anlamak, eritrosit sayılarındaki veya demir disregülasyonundaki açıklanamayan varyasyonların altında yatan nedenleri ayırt etmede önemli bir tanısal fayda sağlar ve bireysel hematolojik profillerin daha kesin bir şekilde anlaşılmasına katkıda bulunur.

Demir İlişkili Durumların Tanısal Yararı ve Yönetimi

Section titled “Demir İlişkili Durumların Tanısal Yararı ve Yönetimi”

Eritrosit sayısı, genellikle hemoglobin seviyeleri aracılığıyla değerlendirilir ve demir homeostazını etkileyen çeşitli durumların teşhis ve izlenmesinde önemli bir gösterge olarak hizmet eder.TFR2gibi genetik faktörlerden potansiyel olarak etkilenen demir düzenlemesindeki sapmalar, düşük eritrosit sayısı ve hemoglobin ile karakterize edilen demir eksikliği anemisi veya diğer demir metabolizması bozuklukları olarak kendini gösterebilir.[21] Eritrosit parametrelerinin izlenmesi bu nedenle, demir takviyesi veya şelasyon tedavisi gibi tedavi seçimini yönlendirmek ve bu durumlara sahip hastalarda tedavi yanıtını değerlendirmek için kritiktir. Bu, hastanın spesifik demir durumu ve eritrosit profiline dayalı olarak kişiye özel müdahalelere olanak tanır.

Prognostik Önemi ve Risk Değerlendirmesi

Section titled “Prognostik Önemi ve Risk Değerlendirmesi”

Sağlanan çalışmalar öncelikle genetik düzenlemeye odaklanırken, büyük ölçüde hemoglobin seviyeleriyle yansıyan eritrosit sayısı, klinik uygulamada doğal prognostik öneme sahip temel bir biyobelirteçtir. Genetik olarak etkilenmiş veya edinilmiş olsun, normal eritrosit sayılarından sapmalar, sıklıkla hastalık ilerlemesini ve uzun vadeli hasta sonuçlarını etkileyebilecek altta yatan patolojileri gösterir. Demir seviyelerini etkileyenler gibi, değişmiş eritrosit parametrelerine genetik yatkınlıkların anlaşılması, risk sınıflandırmasına katkıda bulunabilir. Bu, demir disregülasyonu ve ardından eritrosit üretimindeki değişikliklerle ilgili durumlar geliştirme riski daha yüksek olan bireylerin belirlenmesini sağlayarak önleyici stratejileri ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarını bilgilendirir.

Eritrosit Sayısı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Eritrosit Sayısı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak eritrosit sayısının en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Yeterince uyusam bile neden kendimi çok yorgun hissediyorum?

Section titled “1. Yeterince uyusam bile neden kendimi çok yorgun hissediyorum?”

Çok yorgun hissetmek, anemi belirtisi olabilir; bu da düşük eritrosit (kırmızı kan hücresi) sayısına sahip olduğunuz anlamına gelir. Daha az kırmızı kan hücresiyle vücudunuz dokularınıza yeterli oksijeni ulaştıramaz, bu da yorgunluğa ve halsizliğe yol açar.HBB gen kümesindekiler gibi genetik varyasyonlar, eritrosit parametrelerinizi etkileyebilir ve sizi bu tür durumlara daha yatkın hale getirebilir.

2. Ailemin “kan inceliği” öyküsü, sorun yaşayacağım anlamına mı geliyor?

Section titled “2. Ailemin “kan inceliği” öyküsü, sorun yaşayacağım anlamına mı geliyor?”

Evet, aile öykünüzün bir rol oynama olasılığı yüksek. Eritrosit sayınız önemli ölçüde kalıtsaldır ve tahminler yaklaşık %56 civarındadır; bu da büyük bir kısmının genetikten etkilendiği anlamına gelir. Ailenizde anemi veya diğer kan sayımı sorunları öyküsü varsa, sizi daha duyarlı hale getiren genetik varyasyonları miras almış olabilirsiniz, bu nedenle düzenli izleme yapılması akıllıca olacaktır.

3. Belirli gıdalar yemek, düşük kırmızı kan hücresi sayıma gerçekten yardımcı olabilir mi?

Section titled “3. Belirli gıdalar yemek, düşük kırmızı kan hücresi sayıma gerçekten yardımcı olabilir mi?”

Evet, kesinlikle. Beslenme eksiklikleri, özellikle demir eksikliği, düşük kırmızı kan hücresi sayılarının ve aneminin yaygın nedenleridir. Demir, kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşıyan protein olan hemoglobin için gereklidir. Altta yatan neden bir eksiklikse, demir açısından zengin bir diyet yemek, sayınızı ve genel oksijen taşınımınızı önemli ölçüde iyileştirmeye yardımcı olabilir.

4. Doktorum kanımın “çok koyu” olduğunu söyledi; bunun nedenleri nelerdir?

Section titled “4. Doktorum kanımın “çok koyu” olduğunu söyledi; bunun nedenleri nelerdir?”

“Koyu kan” genellikle polisitemi olarak adlandırılan, anormal derecede yüksek eritrosit sayısına sahip olduğunuz bir durumu ifade eder. Kırmızı kan hücrelerinin bu artan sayısı, kanınızı daha viskoz hale getirerek kan pıhtıları, inme ve kalp krizi riskini artırır. Eritropoietin gibi hormon düzenlemesi rol oynasa da, altta yatan genetik faktörler de bireyleri daha yüksek sayılara yatkın hale getirebilir.

5. Kadınlar neden erkeklere göre daha sık düşük demir seviyesine sahip gibi görünüyor?

Section titled “5. Kadınlar neden erkeklere göre daha sık düşük demir seviyesine sahip gibi görünüyor?”

Anemi, genellikle düşük demir seviyesiyle bağlantılı olup, kadınları ve çocukları orantısız bir şekilde etkileyen küresel bir sağlık sorunudur. Menstrüel kan kaybı, hamilelik ve belirli beslenme ihtiyaçları gibi faktörler, kadınların anemi geliştirmeye daha yatkın olmasına katkıda bulunur. CBC testi ile düzenli tarama, erken teşhis ve yönetime yardımcı olabilir.

6. Günlük kullandığım ilaçlar kırmızı kan hücresi sayımı etkiliyor olabilir mi?

Section titled “6. Günlük kullandığım ilaçlar kırmızı kan hücresi sayımı etkiliyor olabilir mi?”

Evet, kesinlikle. Birçok ilaç, kırmızı kan hücresi sayınızı ve ilgili özellikleri doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilir. Araştırmacılar, ilaç kullanımının sonuçları karıştırdığı bilindiğinden, çalışmalarda genellikle ilaç kullanımını hesaba katmak zorundadır. Tüm reçetelerinizi ve reçetesiz ilaçlarınızı doktorunuzla mutlaka görüşün, çünkü bunlar kan testi sonuçlarınızı etkileyebilir.

7. Dağlarda yüksek bir yerde yaşıyorsam, kan sayımım değişir mi?

Section titled “7. Dağlarda yüksek bir yerde yaşıyorsam, kan sayımım değişir mi?”

Evet, büyük olasılıkla değişecektir. Vücudunuz, yüksek rakımlarda daha düşük oksijen seviyelerine, böbreklerinizden salgılanan ve kırmızı kan hücresi üretimini uyaran bir hormon olan daha fazla eritropoietin üreterek uyum sağlar. Bu doğal fizyolojik yanıt, eritrosit sayınızı artırır ve kanınızın daha fazla oksijen taşımasını ve daha seyrek havayı telafi etmesini sağlar.

8. Bazı insanların neden doğal olarak daha yüksek kırmızı kan hücresi sayıları vardır?

Section titled “8. Bazı insanların neden doğal olarak daha yüksek kırmızı kan hücresi sayıları vardır?”

Genetik, temel kırmızı kan hücresi sayınızı belirlemede önemli bir rol oynar. Eritrosit sayısının yaklaşık %56 oranında kalıtsal olması nedeniyle, bazı bireyler başkalarına kıyasla doğal olarak daha yüksek veya daha düşük sayılara yol açan genetik yatkınlıklar miras alırlar. Bu doğuştan gelen genetik farklılıklar, vücudunuzun kırmızı kan hücrelerini ne kadar verimli ürettiğini ve koruduğunu etkileyebilir.

9. Etnik kökenim, benim için “normal” bir kan sayımının ne olduğunu etkiler mi?

Section titled “9. Etnik kökenim, benim için “normal” bir kan sayımının ne olduğunu etkiler mi?”

Evet, etkileyebilir. Genetik çalışmalar, genetik varyantların kan sayımları üzerindeki etkilerinin çeşitli atalara sahip popülasyonlar arasında önemli ölçüde farklılık gösterebileceğini göstermiştir. Temel araştırmaların çoğu Avrupa kökenlerine odaklanmıştır, bu da “normal” olarak kabul edilen aralığın veya sayınızı etkileyen belirli genetik faktörlerin etnik kökeninize bağlı olarak değişebileceği anlamına gelir.

10. Düşük Kan Hücreleri Eğilimi İçin Aileden Gelen Yatkınlığı Egzersizle “Yenebilir” miyim?

Section titled “10. Düşük Kan Hücreleri Eğilimi İçin Aileden Gelen Yatkınlığı Egzersizle “Yenebilir” miyim?”

Düzenli egzersiz ve iyi beslenme dahil olmak üzere sağlıklı bir yaşam tarzı genel kan sağlığı için faydalı olsa da, güçlü bir genetik eğilimin üstesinden gelmek zor olabilir. Eritrosit sayınızın önemli bir genetik bileşeni vardır (yaklaşık %56 kalıtılabilirlik). Yaşam tarzı seçimleri sağlığınızı optimize etmenize ve bazı riskleri azaltmanıza yardımcı olabilir, ancak düşük bir sayıya karşı güçlü bir kalıtsal yatkınlığın tamamen üstesinden gelmeyebilir.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayalı olarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler geldikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Yang Q et al. “Genome-wide association and linkage analyses of hemostatic factors and hematological phenotypes in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, 2007.

[2] Pollack, Sarah., et al. “Multiethnic Genome-wide Association Study of Diabetic Retinopathy Using Liability Threshold Modeling of Duration of Diabetes and Glycemic Control.”Diabetes, 2018.

[3] Nalls, M. A., et al. “Multiple loci are associated with white blood cell phenotypes.” PLoS Genet, vol. 7, no. 7, 2011, p. e1002113.

[4] Pare, G., Pare, G., Pare, G., Pare, G., Pare, G., Pare, G., et al. (2009). Novel association of HK1with glycated hemoglobin in a non-diabetic population: a genome-wide evaluation of 14,618 participants in the Women’s Genome Health Study.PLoS Genetics, 5(12), e1000781.

[5] Reiner, Alexander P., et al. “Genome-Wide Association Study of White Blood Cell Count in 16,388 African Americans: The Continental Origins and Genetic Epidemiology Network (COGENT).” PLoS Genetics, 2011.

[6] Kullo, I. J. (2009). A genome-wide association study of red blood cell traits using the electronic medical record. PLoS One, 5(10), e13590.

[7] Okada, Y. et al. “Identification of nine novel loci associated with white blood cell subtypes in a Japanese population.” PLoS Genet, vol. 7, no. 6, 2011, p. e1002067.

[8] Kullo, Iftikhar J., et al. “A Genome-Wide Association Study of Red Blood Cell Traits Using the Electronic Medical Record.” PLoS One, 2010.

[9] Thompson, A. J., et al. “Genome-wide association study of interferon-related cytopenia in chronic hepatitis C patients.”J Hepatol, vol. 55, no. 6, 2011, pp. 1251-61.

[10] Sharp, D. S., Curb, J. D., Schatz, I. J., Meiselman, H. J., & Fisher, T. C. (1996). Mean red cell volume as a correlate of blood pressure. Circulation, 93(9), 1677–1684.

[11] Benyamin, B., et al. “Common variants in TMPRSS6 are associated with iron status and erythrocyte volume.” Nat Genet, vol. 41, 2009, pp. 1173–1175.

[12] Whitfield, J.B., and M.G. Martin. “Genetic and environmental influences on the size and number of cells in the blood.”Genet Epidemiol, vol. 2, 1985, pp. 133–144.

[13] Ganesh, S. K., Zakai, N. A., van Rooij, F. J., Soranzo, N., Smith, A. V., Nalls, M. A., et al. (2009). Multiple loci influence erythrocyte phenotypes in the CHARGE Consortium. Nature Genetics, 41(11), 1191–1198.

[14] Lin, J. P., O’Donnell, C. J., Jin, L., Fox, C., Yang, Q., & Cupples, L. A. (2007). Evidence for linkage of red blood cell size and count: genome-wide scans in the Framingham Heart Study.American Journal of Hematology, 82(7), 605–610.

[15] Chambers, J. C., Zhang, W., Li, Y., Sehmi, J., Wass, M. N., Van der Harst, P., et al. (2009). Genome-wide association study identifies variants in TMPRSS6associated with hemoglobin levels.Nature Genetics, 41(11), 1170–1172.

[16] van Wijk, R., & van Solinge, W. W. (2005). The energy-less red blood cell is lost: erythrocyte enzyme abnormalities of glycolysis. Blood, 106(12), 4034–4042.

[17] Ma, S., Li, H., Liu, S., Luo, Z., Xu, H., Zhou, H., et al. (2021). A role of PIEZO1 in iron metabolism in mice and humans. Cell, 184(4), 969–982.

[18] Ferru, E., Giger, K., Ruf, S., Mueller, S., Thevenin, A. F., Danek, E., et al. (2011). Regulation of membrane-cytoskeletal interactions by tyrosine phosphorylation of erythrocyte band 3. Blood, 117(22), 5998–6006.

[19] Zama, D., Ruggiero, L., De Luca, E., D’Amico, R., De Matteis, E., Cappelli, V., et al. (2020). A novel PIEZO1 mutation in a patient with dehydrated hereditary stomatocytosis: a case report and a brief review of literature. Italian Journal of Pediatrics, 46(1), 102.

[20] Choi, J. B., Loredo, J. S., Norman, D., Mills, P. J., Ancoli-Israel, S., Ziegler, M. G., et al. (2006). Does obstructive sleep apnea increase hematocrit?Sleep and Breathing, 10(3), 155–160.

[21] Pichler, Irene et al. “Identification of a common variant in the TFR2 gene implicated in the physiological regulation of serum iron levels.” Human Molecular Genetics, vol. 20, no. 5, 2011, pp. 993-1002.