İçeriğe geç

Enerji Harcaması Özelliği

Giriş

Enerji harcaması, vücudun tüm fonksiyonlarını gerçekleştirmek için belirli bir süre boyunca kullandığı toplam enerji (kalori) miktarını ifade eder. Bu temel biyolojik süreç, yaşamın sürdürülmesi için hayati öneme sahiptir ve çeşitli bileşenleri kapsar: yaşamsal fonksiyonlar için dinlenme halinde kullanılan enerjiyi oluşturan bazal metabolizma hızı (BMR); besinleri sindirmek, emmek ve metabolize etmek için harcanan enerjiyi temsil eden besinlerin termik etkisi (TEF); ve fiziksel aktivite yoluyla harcanan enerji. Bu bileşenler birlikte, bir bireyin toplam günlük enerji harcamasını belirler; bu da enerji dengesi ve vücut ağırlığı düzenlemesinde temel bir faktördür. Bu özellikteki varyasyonlar, bir bireyin kilo alımı veya kaybına olan yatkınlığını önemli ölçüde etkileyebilir.

Biyolojik Temel

Enerji harcaması, genetik, çevresel ve fizyolojik faktörlerin bir kombinasyonundan etkilenen karmaşık bir özelliktir. Biyolojik düzeyde, genler metabolik hızı, yağ oksidasyonunu ve termogenezi (ısı üretimi) düzenlemede önemli bir rol oynamaktadır. Örneğin, mitokondriyal fonksiyon, tiroid hormonu yolları ve ayırıcı proteinlerle ilgili genlerdeki varyasyonlar, vücudun enerjiyi ne kadar verimli kullandığını veya dağıttığını etkileyebilir.

Araştırmalar, enerji harcamasıyla yakından ilişkili olan metabolik özelliklerle ilişkili spesifik genetik varyantları tanımlamıştır. Örneğin, FTO geni, enerji dengesinin önemli bir göstergesi olan vücut kitle indeksi (BMI) ile ilişkilendirilmiştir.[1] Bu durum, genin enerji alımını veya harcamasını düzenleyen yollarda rol oynadığını düşündürmektedir. Ayrıca, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), genellikle kronik enerji dengesizliğinin bir sonucu olan metabolik sendromun bileşenleri üzerindeki genetik etkileri araştırmıştır. Çalışmalar, LOC100128354 ve MTNR1B arasında yer alan ve kan basıncı, glikoz ve HDL kolesterol düzeylerinin kombinasyonlarıyla ilişkili olan rs1387153 gibi tek nükleotid polimorfizmleri (SNP'ler) tanımlamıştır. LOC100129500'deki rs439401 ve LOC100129150'deki rs9987289 dahil olmak üzere diğer varyantlar, HDL kolesterol ve trigliserit düzeyleri veya HDL kolesterol ve bel çevresi ile ilişkilendirilmiştir.[2] Bu genetik lokuslar, enerji harcamasının temelini oluşturan metabolik süreçleri düzenlemede genlerin karmaşık etkileşimini vurgulamaktadır.

Klinik Önemi

Enerji harcamasındaki bireysel farklılıkları anlamak, özellikle metabolik sağlık bağlamında önemli klinik öneme sahiptir. Enerji alımı ve harcaması arasındaki dengesizlikler, obezite, tip 2 diyabet ve metabolik sendrom gibi durumların başlıca nedenleridir. Enerji harcamasını etkileyen genetik yatkınlıklar, bir bireyin metabolik verimliliğini etkileyerek, bazılarını başkalarıyla benzer diyet ve aktivite düzenlerine sahip olsalar bile kilo alımına daha yatkın hale getirebilir. Bu durumlar için önleme ve tedavi stratejilerini kişiselleştirmek, bir bireyin enerji harcamasıyla ilgili genetik profilini dikkate almayı içerebilir. Bu, enerji dengesini optimize etmek ve hastalık riskini azaltmak için kişiye özel diyet önerileri veya egzersiz reçetelerini içerebilir.

Sosyal Önem

Obezitenin ve ilişkili metabolik bozuklukların küresel yaygınlığı, enerji harcamasını anlamanın önemli sosyal önemini vurgulamaktadır. Bu durumlar, sağlık sistemleri üzerinde önemli yükler oluşturmakta ve milyonlarca kişinin yaşam kalitesini düşürmektedir. Enerji harcamasının genetik ve biyolojik temeline dair içgörüler, bu hastalıkların önlenmesini amaçlayan halk sağlığı girişimlerine bilgi sağlayabilir. Daha yüksek genetik riske sahip popülasyonları veya bireyleri belirleyerek, hedefli müdahaleler geliştirilebilir; bu da potansiyel olarak toplum genelinde kilo yönetimi ve metabolik sağlık için daha etkili stratejilere yol açabilir. Bu bilgi, aynı zamanda insan metabolik çeşitliliğinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunabilir ve daha sağlıklı yaşam tarzlarını teşvik etme çabalarına rehberlik edebilir.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Birçok genetik çalışma, enerji harcaması da dahil olmak üzere karmaşık özellikler için gözlemlenen genetik etkilerin genellikle küçük olduğunu ve yeterli istatistiksel gücü elde etmek için olağanüstü büyük örneklem büyüklüklerini gerektirdiğini kabul etmektedir. Meta-analizler gücü artırmak için birden fazla kohorttan gelen verileri birleştirirken, bu analizler içindeki bireysel çalışmalar, özellikle çok küçük etkilere sahip olanlar olmak üzere, tüm ilgili lokusları tespit etmek için hala yetersiz güce sahip olabilir.[3] Bu durum, özelliğin genetik mimarisi hakkında eksik bir anlayışa yol açabilir ve bireysel kohortlarda genom çapında anlamlılığa ulaşmayan önemli genetik katkıda bulunanların gözden kaçırılmasına neden olabilir.

Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), alt gruplar arasındaki allel frekanslarındaki sistematik farklılıklardan ve özellik prevalansındaki farklılıklardan sahte ilişkilerin ortaya çıkabileceği popülasyon tabakalanmasına karşı hassastır.[3] Genomik kontrol ve temel bileşen analizi gibi yöntemler bunu azaltmak için yaygın olarak kullanılsa da, kalıntı karıştırıcılık devam edebilir ve bulguların güvenilirliğini etkileyebilir.[3] Dahası, genellikle ağırlıklı olarak Avrupa kökenli referans panellerine dayanan impute edilmiş genotiplere olan bağımlılık, impute edilmiş belirteçlerin kalitesinin ve kapsamının değişebileceği ve belirli genetik varyantların veya atalara ait arka planların yetersiz temsili nedeniyle gerçek ilişkilerin potansiyel olarak gözden kaçırılabileceği anlamına gelir.[2]

Sınırlı Genellenebilirlik ve Genetik Mimari

Birçok genetik çalışmanın önemli bir sınırlaması, Avrupa kökenli popülasyonlara ağırlıklı olarak odaklanmalarıdır; bu durum, bulguların diğer atasal gruplara genellenebilirliğini kısıtlamaktadır.[4] Bir popülasyonda tanımlanan genetik ilişkilendirmeler, bağlantı dengesizliği paternlerindeki, allel frekanslarındaki veya çevresel maruziyetlerdeki farklılıklar nedeniyle doğrudan diğerlerine aktarılamayabilir; bu durum, enerji harcamasının küresel genetik manzarasını tam olarak yakalamak için daha çeşitli kohortlara olan ihtiyacı vurgulamaktadır. Bu tür popülasyona özgü genetik mimariler, araştırmaları daha geniş bir insan çeşitliliği yelpazesini içerecek şekilde genişletmenin önemini vurgulamaktadır.

Mevcut GWAS çalışmaları, öncelikli olarak yaygın genetik varyantları, genellikle belirli bir eşiğin (örn. %1 veya %5) üzerinde minör allel frekansına (MAF) sahip olanları inceler.[5] Bu yaklaşım, düşük frekanslı veya nadir varyantlardan, ayrıca kopya sayısı polimorfizmleri gibi yapısal varyasyonlardan gelen etkileri tespit etme yeteneğini doğal olarak sınırlar; bunlar, kompleks özellikler için "eksik kalıtımın" önemli bir kısmını topluca açıklayabilir.[5] Çok sayıda küçük etkili varyantın, nadir olanlar da dahil olmak üzere, kümülatif etkisi genellikle yeterince araştırılmamıştır; bu durum, enerji harcamasına olan tam genetik katkıya dair anlayışımızda önemli bir boşluk oluşturmaktadır.[6]

Fenotipik Tanım ve Çevresel Karmaşıklık

Enerji harcaması gibi kompleks özelliklerin tanımı ve ölçümü, farklı araştırma kohortlarında önemli ölçüde farklılık gösterebilir ve bu da fenotipik heterojeniteye yol açar.[5] Değerlendirme yöntemleri, sınıflandırma kriterleri ve özelliği nicelendirmek için kullanılan spesifik araçlardaki farklılıklar değişkenlik yaratabilir ve çalışmalar arasında tutarlı genetik etkileri belirleme yeteneğini potansiyel olarak sınırlayabilir.[5] Bu heterojenite, doğrudan karşılaştırmaları ve meta-analizleri daha zor hale getirir, gerçek ilişkileri gizleyebilir veya diğerlerini abartabilir, bu da genetik bulguların sağlamlığını ve tekrarlanabilirliğini etkiler.

Enerji harcaması, diyet, fiziksel aktivite ve yaşam tarzı dahil olmak üzere genetik yatkınlıklar ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşiminden etkilenir.[4] Çoğu genetik çalışma, ana genetik etkileri analiz eder, ancak gen-çevre (GxE) etkileşimlerinin etkisi genellikle tam olarak araştırılmaz ve kritik bir bilgi boşluğunu temsil eder.[4] Genetik varyantların çevresel maruziyetleri nasıl değiştirdiğini veya onlardan nasıl etkilendiğini anlamak, özelliğin kapsamlı bir şekilde anlaşılması ve kişiselleştirilmiş sağlık stratejileri geliştirmek için çok önemlidir, zira doğrudan genetik etkiler spesifik çevresel bağlamlara bağlı olabilir.

Varyantlar

Genetik varyantlar, bir bireyin enerji harcamasını ve ilişkili metabolik özelliklerini etkilemede hayati bir rol oynamaktadır. Enerji dengesi, vücut kompozisyonu ve metabolik sağlığın karmaşık düzenlenmesine katkıda bulunan çeşitli tek nükleotid polimorfizmleri (SNP'ler) farklı genlerde tanımlanmıştır. Bu varyantlar, gen ekspresyonunu, protein fonksiyonunu ve besin metabolizmasında yer alan karmaşık yolları etkileyerek, nihayetinde vücudun enerjiyi nasıl kullandığını ve depoladığını etkileyebilir.[2] HMGA2 gibi genlerdeki varyantlar, antropometrik özellikler üzerindeki etkileri nedeniyle özellikle dikkat çekicidir. Kromatin yeniden şekillenmesi ve gen transkripsiyonunda görevli bir yüksek hareketlilik grubu AT-hook 2 proteini kodlayan HMGA2 geni içindeki rs7138102 varyantı, yetişkin ve çocukluk boyu ile ilişkilendirilmiştir.[7] Boy, vücut büyüklüğü ve genel metabolizma hızı arasındaki güçlü korelasyon göz önüne alındığında, bu tür varyantlar bazal metabolizma hızını ve vücut kompozisyonunu etkileyerek enerji harcamasını dolaylı olarak etkileyebilir. Benzer şekilde, nöronal uyarılabilirlik için önemli bir voltaj kapılı potasyum kanalı kodlayan KCNC1 (rs142343672) gibi genlerdeki varyantlar ve nöronal sinyalizasyonda yer alan bir kalsiyum bağlayıcı protein kodlayan VSNL1 (rs62131523) gibi genlerdeki varyantlar, merkezi sinir sisteminin iştah, tokluk ve metabolik düzenleme kontrolündeki rolleri aracılığıyla enerji dengesini etkileyebilir.

Diğer varyantlar metabolik süreçleri daha doğrudan etkiler. Örneğin, bir Krüppel benzeri faktör olan KLF12 geni, çeşitli hücresel süreçlerde yer alan bir transkripsiyonel düzenleyici olarak işlev görür ve varyantı rs61957289, glikoz ve lipid metabolizması için kritik olan genlerin ekspresyonunu modüle ederek enerji substrat kullanımını etkileyebilir.[8] Asilgliserol-3-fosfat açiltransferaz 4'ü kodlayan AGPAT4 geni, trigliserit sentezi için hayati öneme sahiptir ve varyantları rs73015431 ve rs7768457 lipid depolanmasını ve mobilizasyonunu değiştirerek, enerji harcamasını ve yağ birikimini doğrudan etkileyebilir.[2] rs55691047 ve rs6720647 varyantlarına sahip THSD7B geni, hücre dışı matris bileşenleri ve anjiyogenez ile ilişkilidir ve metabolik sağlık ve enerji homeostazı için kritik olan yağ dokusu gelişimini ve vaskülarizasyonunu potansiyel olarak etkileyebilir.

Ek düzenleyici mekanizmalar, protein stabilitesi ve hücresel stres yanıtlarında görevli bir deubiquitinazı kodlayan USP7 (rs146169233) ve nöronal gelişimde RNA işlenmesi için kritik olan kas körü benzeri bir ekleme düzenleyicisi olan MBNL2 (rs144506210) gibi genlerdeki varyantlarla vurgulanmaktadır. Bu genler, metabolik yollarda veya metabolizmanın nöral kontrolünde yer alan proteinlerin stabilitesini veya işlevini modüle ederek enerji harcamasını dolaylı olarak etkileyebilir.[1] Ek olarak, kodlama yapmayan bölgelerdeki veya ARNT2-DT (rs7162556) ve RN7SKP280 - INSIG1-DT (rs62471607) gibi okuma-geçiş transkriptlerindeki varyantlar, komşu veya ilişkili genler üzerinde düzenleyici etkiler göstererek, metabolik süreçlerdeki ekspresyonlarını ve işlevlerini etkileyebilir. Örneğin, INSIG1'in kolesterol homeostazında rol oynadığı bilinmektedir; bu da, okuma-geçiş transkriptini etkileyen varyantların lipid metabolizması ve enerji dengesi üzerinde etkileri olabileceğini düşündürmektedir.[2] Sağlanan bağlamda 'enerji harcaması özelliği' hakkında bilgi bulunmamaktadır.

Önemli Varyantlar

RS ID Gen İlişkili Özellikler
rs142343672 SERGEF, KCNC1 energy expenditure trait
rs61957289 KLF12 energy expenditure trait
rs55691047
rs6720647
THSD7B energy expenditure trait
executive function measurement
rs146169233 USP7 - HAPSTR1 energy expenditure trait
rs62131523 VSNL1 energy expenditure trait
rs7138102 HMGA2 BMI-adjusted hip circumference
energy expenditure trait
rs7162556 ARNT2-DT energy expenditure trait
rs144506210 MBNL2 energy expenditure trait
rs73015431
rs7768457
AGPAT4 energy expenditure trait
rs62471607 RN7SKP280 - INSIG1-DT energy expenditure trait

Enerji Harcamasının Genetik Mimarisi

Enerji harcamasının düzenlenmesi, bir bireyin genetik yapısından derinden etkilenir ve topluca poligenik bir risk profiline katkıda bulunan çok sayıda kalıtsal varyantı içerir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), vücut kitle indeksi (BMI), kan lipid seviyeleri ve glukoz homeostazı gibi temel metabolik göstergelerle ilişkili spesifik tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP'ler) tanımlamıştır; bunların hepsi enerji dengesiyle yakından ilişkilidir.[2] Örneğin, FTO geni içindeki yaygın varyantlar, BMI ve obeziteye karşı artan bir yatkınlıkla önemli ölçüde ilişkilidir ve çocukluktan yetişkinliğe kadar kendini gösterir.[9] Benzer şekilde, HMGA2 gibi genlerdeki varyantlar, bir bireyin bazal metabolizma hızını dolaylı olarak etkileyebilen bir faktör olan insan boyu ile bağlantılıdır.[7] Bireysel genlerin etkilerinin ötesinde, enerji harcamasının genetik temelleri, metabolik yollar içindeki karmaşık gen-gen etkileşimlerini içerir. LPL (lipoprotein lipaz) ve CETP (kolesteril ester transfer proteini) gibi genlerin, insülin regülasyonunda (INS) ve çeşitli apolipoproteinlerde (APOE, APOB, APOA1, APOA4, APOC3, APOC4) yer alanlar dahil olmak üzere diğer genlerin bir ağıyla geniş ölçüde etkileşime girdiği bilinmektedir.[2] Bu karmaşık etkileşim ağı, izole etkilerden ziyade birden fazla genin birleşik etkisinin metabolik dengeyi sürdürmek için kritik öneme sahip olduğunu ve metabolik bozuklukların kümelenmesine katkıda bulunduğunu öne sürmektedir. Ayrıca, tek bir gen varyantının HDL kolesterol, trigliseritler ve LDL partikül boyutu gibi birbiriyle ilişkili çeşitli metabolik özellikleri etkileyebildiği pleiotropik genetik etkiler gözlenmekte olup, bu fizyolojik sistemlerin derin birbiriyle bağlantısını vurgulamaktadır.[10]

Çevresel ve Yaşam Tarzı Belirleyicileri

Çevresel faktörler ve yaşam tarzı tercihleri, bir bireyin enerji harcamasını ve genel metabolik sağlığını modüle etmede önemli bir rol oynamaktadır. İçki ve sigara içme durumu gibi yaşam tarzı davranışları, çeşitli metabolik özellikleri etkileyen tanımlanmış kovaryatlardır.[11] Enerji harcaması üzerindeki doğrudan etki karmaşık olsa da, bu maruziyetlerin metabolik düzenlemeye katkıda bulunan fizyolojik işlevleri etkilediği bilinmektedir. Ek olarak, yüksek tansiyon gibi durumları yönetmek için kullanılan ilaçlar gibi tıbbi müdahaleler, metabolik parametreleri değiştirebilecek ve böylece enerji harcamasını etkileyebilecek dışsal etkileri temsil etmektedir.[2] Beslenme düzenleri, besin alımını ve vücudun sonraki enerji taleplerini doğrudan etkileyerek enerji dengesi için temeldir. Araştırmalar, obezite ile ilişkili genetik yatkınlıkların bir bireyin belirli besinlere olan tercihini etkileyebileceğini ve genetik ile beslenme tercihleri arasında bir geri bildirim döngüsü oluşturduğunu öne sürmektedir.[12] Ayrıca, yaş, metabolik hızlar ve fizyolojik süreçler bir bireyin yaşam süresi boyunca doğal olarak değiştiği için enerji harcamasının önemli bir belirleyicisidir.[11] Bu yaşa bağlı değişimler, vücudun zamanla enerjiyi nasıl işlediğini ve harcadığını önemli ölçüde etkilediği için metabolik çalışmalarda rutin olarak dikkate alınır.

Gelişimsel Kökenler ve Gen-Çevre Etkileşimleri

Bir bireyin enerji harcaması seyri, yaşamın erken dönemlerinde belirlenen gelişimsel faktörlerden önemli ölçüde etkilenebilir; genetik yatkınlıklar genellikle çocukluk döneminde ortaya çıkar ve yetişkinliğe kadar devam eder. Örneğin, FTO genindeki genetik varyantlar, hem pediatrik hem de yetişkin popülasyonlarda vücut kitle indeksi ve obezite gelişimi ile ilişkilidir; bu da bu genetik etkilerin vücut kompozisyonunu ve enerji düzenlemesini genç yaşlardan itibaren şekillendirmeye başladığını göstermektedir.[9] Benzer şekilde, HMGA2 geni içindekiler gibi, boy ile bağlantılı genetik varyantlar da çocukluk ve yetişkinlik dönemleri boyunca ilişki göstermektedir.[7] Bu bulgular, bir bireyin genetik taslağı tarafından yönlendirilen erken yaşam faktörlerinin, uzun vadeli metabolik profillerin oluşturulmasındaki önemini vurgulamaktadır.

Genetik yatkınlıklar ve çevresel faktörler arasındaki etkileşim, enerji harcaması özelliklerinin nihai ifadesini belirlemede kritik öneme sahiptir. Adipozite ile ilişkili genetik varyantlar, bir bireyin belirli besin tercihlerine olan eğilimini etkileyebilir, böylece diyet alımını ve genel enerji dengesini etkiler.[12] Bu dinamik etkileşim, doğuştan gelen bir genetik eğilimin bireyleri belirli çevresel maruziyetlere nasıl yönlendirebileceğini ve bunun da enerji harcaması özelliklerinin ortaya çıkışını nasıl modüle ettiğini göstermektedir. Metabolik sendromda gözlemlenenler gibi metabolik bozuklukların kümelenmesi, gelişim boyunca genetik yollar ve çevresel tetikleyiciler arasındaki bu tür karmaşık çapraz konuşmalardan kaynaklanabilir.[2]

Enerji Harcamasının Genetik Mimarisi

Enerji harcamasının düzenlenmesi, bireyin genetik yapısıyla karmaşık bir şekilde bağlantılı olup, belirli genler ve varyantları metabolik özellikleri etkilemede önemli bir rol oynamaktadır. Araştırmalar, genom boyunca metabolik sağlığın bileşenleriyle ilişkili çok sayıda tek nükleotid polimorfizmi (SNP) tanımlayarak, enerji dengesinin poligenik yapısını vurgulamıştır. Örneğin, küçük nükleer ribonükleoprotein polipeptid G'ye benzer olan LOC100128354 ve MTNR1B (melatonin reseptörü 1B) yakınındaki varyantlar, kan basıncı ve glikoz, yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol ve glikoz, ve trigliseritler ve glikoz kombinasyonlarıyla anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur.[2] Bu durum, genetik varyasyonların birden fazla fizyolojik parametreyi eş zamanlı olarak etkileyebildiği karmaşık bir etkileşimi düşündürmektedir.

İleri genetik çalışmalar göstermektedir ki, GCKR (glukokinaz regülatörü), LIPC (lipaz, hepatik), ABCB11 (ATP-bağlayıcı kaset, alt aile B, üye 11) ve TRIB1 (tribbles homolog 1) içindeki varyantlar, bel çevresi, trigliseritler, yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol ve glikoz gibi çeşitli metabolik belirteçlerle ilişkilidir.[2] Özellikle FTO geni, vücut kitle indeksi ile güçlü bir şekilde ilişkili ve çocukluk ve yetişkin obezitesine yatkınlık sağlayan yaygın bir varyanta sahiptir; bu da onun enerji dengesi ve kilo düzenlemesindeki kritik rolünü vurgulamaktadır.[3], [9] Bu genetik ilişkilendirmeler, DNA'daki küçük değişikliklerin bireyin metabolik profili üzerinde geniş etkilere sahip olabileceğini, enerjinin nasıl depolandığını ve kullanıldığını etkileyebileceğini göstermektedir.

Moleküler Yollar ve Metabolik Kontrol

Moleküler düzeyde, enerji harcaması, besin metabolizmasını düzenleyen kritik proteinler, enzimler ve reseptörleri içeren karmaşık yollar tarafından yönetilir. Örneğin, GCKR geni, glikoz ve trigliserit metabolizmasında rol oynar; burada spesifik genetik aditif etkiler, trigliserit ve glikoz seviyeleri arasında ters bir ilişki göstermiştir.[2] Bu durum, GCKR'nin vücudun yakıt mevcudiyetine verdiği yanıtı koordine etmedeki rolünü vurgular; glikozun nasıl işlendiğini ve yağların nasıl depolandığını etkiler.

LPL (lipoprotein lipaz), lipid metabolizmasında ve ateroskleroz gelişiminde kritik bir rol oynayan bir diğer önemli enzimdir.[13] Bu enzim, INS (insülin) ve APOE, APOB, APOA1, APOA4, APOC3 ve APOC4 gibi çeşitli apolipoproteinlerin yanı sıra LRP1 ve NETO1 dahil olmak üzere çok çeşitli diğer biyomoleküllerle etkileşime girer.[2] Bu kapsamlı etkileşimler, LPL'nin dolaşımdaki lipidleri işleme, enerji veya depolama için dokulara alınmalarını etkilemedeki merkezi konumunu vurgular. CETP (kolesteril ester transfer proteini) gibi moleküllerin en az 35 bilinen etkileşime sahip geniş etkileşim ağı, genel metabolik homeostaziye ve enerji harcamasına katkıda bulunan düzenleyici mekanizmaların karmaşık ağını daha da açıklığa kavuşturmaktadır.[2]

Sistemik Metabolik İlişkiler ve Patofizyoloji

Enerji harcaması, düzensizliğinin Metabolik Sendrom (MetS) gibi kompleks patofizyolojik durumlara yol açtığı sistemik bir özelliktir. MetS, artmış bel çevresi, anormal yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterolü, yüksek trigliseritler, yüksek glikoz seviyeleri ve hipertansiyon dahil olmak üzere çeşitli metabolik risk faktörlerinin kümelenmesiyle karakterizedir.[2] Bu sendrom, tek bir yolak bozukluğunun bir sonucu olmayıp, birden fazla farklı yolak arasındaki etkileşimlerden kaynaklanmakta ve karmaşıklığını anlamak için bir sistem biyolojisi bakış açısının gerekli olduğunu düşündürmektedir.[2] Enerji harcamasının temel bir bileşeni olan yağ asidi metabolizmasının düzensizliği, tip 2 diyabetin etiyolojisine önemli bir katkıda bulunmaktadır.[14] Metabolik özelliklerin birbirine bağlılığı, bir yolaktaki bir bozulmanın birden fazla organ sisteminde zincirleme etkilere sahip olabileceği anlamına gelir. Örneğin, aterosklerozda LPL'nin kilit rolü, lipid metabolizmasının MetS'in temel bir bileşeni olan kardiyovasküler sağlığı doğrudan nasıl etkilediğini göstermektedir.[13] Bu bozuklukların MetS içinde kümelenmesi, ara aktivatör ve baskılayıcı moleküller aracılığıyla çeşitli yolaklar arasındaki çapraz konuşmanın, bozulmuş enerji harcamasının sistemik sonuçlarını yönlendirdiğini düşündürmektedir.[2]

Anahtar Düzenleyici Proteinler ve Fonksiyonları

Birçok anahtar biyomolekül, enerji harcamasıyla ilgili çeşitli hücresel fonksiyonlar üzerinde kontrol sağlayarak düzenleyici proteinler, enzimler veya transkripsiyon faktörleri olarak görev yapar. LIPC (hepatik lipaz), karaciğerde birincil olarak ifade edilen bir enzimdir ve yüksek yoğunluklu lipoproteinlerin ve trigliseritlerin metabolizmasında kritik bir rol oynayarak lipid profillerini etkiler.[2] Benzer şekilde, ABCB11 (ATP-bağlayıcı kaset, alt aile B, üye 11) bir taşıyıcı proteindir; yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol ve glikoz seviyeleri ile ilişkisi, metabolik substratların taşınmasında veya dışarı atılmasında rol oynadığını düşündürmektedir.[2] TFAP2B (transkripsiyon faktörü AP-2 beta) gibi transkripsiyon faktörleri, gen ekspresyonunun düzenlenmesi için kritik öneme sahiptir ve enerji dengesini etkileyen metabolik enzimleri veya sinyal moleküllerinin üretimini potansiyel olarak etkiler.[2] TRIB1 (tribbles homolog 1) gibi diğer proteinler ve APOA5, ZNF259 (çinko parmak proteini 259) ve BUD13 (BUD13 homolog) gibi apolipoproteinler de lipid metabolizmasında rol oynamakta, trigliserit ve yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol seviyelerini etkilemektedir.[2] Bu düzenleyici proteinlerin koordineli eylemi, vücut içinde enerji homeostazını sürdürmek için temel olan besinlerin uygun şekilde işlenmesini, taşınmasını ve depolanmasını sağlar.

Enerji Homeostazında Nöroendokrin Sinyalleşme

Vücudun enerji harcaması düzenlemesi, karmaşık nöroendokrin sinyal yolları tarafından karmaşık bir şekilde kontrol edilir. Önemli bir bileşen olan melanosortin sistemi, melanosortin-4 reseptörünü (MC4R) ve onun öncüsü pro-opiomelanokortini (POMC) içerir. MC4R haploinsüfisiyansı "tutumlu genotip" ile ilişkilendirilmişken, POMC'deki spesifik mis-sense mutasyonları erken başlangıçlı obeziteye yatkınlığı artırabilir; bu durum, metabolik dengeyi korumada bu reseptör aktivasyonu ve hücre içi sinyal kaskatlarının kritik rolünü vurgulamaktadır.[15] Bunların ötesinde, nöronal ağlar, vücut kitle indeksi (BMI) ile ilişkili ve beynin genel enerji harcamasını yönetmedeki rolüne işaret eden spesifik genetik lokuslarla kanıtlandığı üzere, vücut ağırlığı düzenlemesi üzerinde önemli bir etki gösterir.[16] Bu karmaşık ağa daha fazla katkıda bulunan, varyantları açlık glikoz seviyelerini etkileyen ve kan basıncı, HDL-C ve trigliserit seviyeleriyle ilişkiler gösteren melatonin reseptörü 1B (MTNR1B)'dir; bu durum daha geniş metabolik düzenleyici rollere işaret etmektedir.[2] Metabolik fonksiyonla ilgili nöronal aktivitelerin daha derinlemesine anlaşılması, transmembran reseptörleri, G-protein kenetli reseptörleri, iyon kanallarını, peptidazları, transkripsiyon düzenleyicilerini, taşıyıcıları, enzimleri ve kinazları içeren çeşitli bileşenlerin katılımını göstermektedir; bunların hepsi enerji harcamasını modüle etmek için karmaşık geri bildirim döngüleri içinde etkileşime girer.[5]

Lipid ve Glikoz Akışının Temel Metabolik Yolları

Enerji harcaması, katabolizma, biyosentez ve metabolik regülasyon süreçlerini içeren, lipid ve glikoz akışını yöneten metabolik yolların hassas orkestrasyonuyla temelde yönlendirilir. Lipoprotein lipaz (LPL), yağ asidi metabolizmasında merkezi bir enzimdir, aterosklerozda kritik bir rol oynar ve lipid işlenmesini düzenlemek için INS, APOE, APOB, APOA1, APOA4, APOC3, APOC4, LRP1 ve NETO1 dahil olmak üzere kapsamlı bir gen ağı ile etkileşime girer.[2] Bu yoğun etkileşim ağı, lipitlerin koordineli yıkımını ve taşınmasını vurgulamakta, genel enerji substratı mevcudiyetini etkilemektedir. Benzer şekilde, kolesteril ester transfer proteini (CETP) lipid metabolizmasında derinden yer almakta ve bu metabolik ağlar içinde çok sayıda etkileşim sergilemektedir.[2] Glikoz metabolizması da glukokinaz düzenleyici proteini (GCKR) ile örneklenen sıkı bir düzenlemeye tabidir. GCKR'deki P446L varyantı gibi spesifik varyantlar, karaciğerdeki glukokinaz aktivitesini artırarak açlık plazma glikoz ve trigliserit seviyelerini etkiler, böylece glikoz akışını ve kullanımını doğrudan kontrol eder.[17] GCKR'deki rs780094 polimorfizmi, yüksek açlık serum triaçilgliserolü ve azalmış açlık ve oral glikoz tolerans testi ile ilişkili insülin duyarlılığı ile ilişkili olduğundan, bu hassas ayarlı metabolik düzenlemeyi daha da örneklendirmektedir.[18] Bu mekanizmalar, vücudun enerji substratlarının akışını ihtiyaçlarını karşılamak üzere nasıl kontrol ettiğini vurgulamaktadır.

Gen İfadesi ve Protein Fonksiyonunun Moleküler Düzenlemesi

Enerji harcamasının hassas kontrolü, gen ifadesini, protein modifikasyonunu ve allosterik kontrolü kapsayan moleküler düzenleyici mekanizmalar tarafından derinden etkilenmektedir. FTO geni, yaygın varyantları vücut kitle indeksi ile güçlü bir şekilde ilişkili olan ve bireyleri çocukluk ve yetişkin obezitesine yatkın hale getiren önemli bir düzenleyici olarak öne çıkmakta, transkripsiyonel düzeyde enerji dengesinin kontrolünde kritik bir rol oynadığını göstermektedir.[9] Yağlanma üzerindeki bu genetik etki, transkripsiyonel düzenlemenin enerji depolama ile harcama kapasitesi arasındaki dengeyi nasıl belirlediğinin altını çizmektedir.

Transkripsiyonel kontrolün ötesinde, metabolik düzenleme aynı zamanda karmaşık translasyon sonrası modifikasyonları ve protein fonksiyonunun allosterik kontrolünü içermektedir. Örneğin, GCKR'deki P446L varyantı, karaciğerdeki glukokinaz aktivitesini doğrudan modüle ederek, spesifik protein değişikliklerinin metabolik akışı ve enerji substrat kullanımını dramatik bir şekilde nasıl etkileyebileceğini göstermektedir.[17] Bu çok katmanlı düzenleyici mekanizmalar, metabolik yolların fizyolojik taleplere yanıt olarak dinamik olarak ayarlanmasını sağlayarak, nihayetinde bir bireyin genel enerji harcamasını şekillendirir.

Metabolik Sendromda Sistem Düzeyinde Entegrasyon ve Yolaklar Arası Etkileşim

Enerji harcaması, izole edilmiş yollar tarafından değil, yolaklar arası çapraz etkileşim ve ağ etkileşimlerinin hayati önem taşıdığı, etkileşimli moleküler bileşenlerden oluşan yüksek düzeyde entegre bir ağ tarafından yönetilir. Lipid ve glikoz metabolizması anormallikleri, santral obezite ve yüksek kan basıncı gibi bozuklukların kümelenmesiyle karakterize edilen metabolik sendrom (MetS), düzensizleşmiş yolak etkileşimlerinden kaynaklanan ortaya çıkan özelliklerin önemli bir örneğini teşkil eder.[2] Araştırmalar, MetS'in herhangi tek bir yolak veya faktörün bir sonucu olmadığını, aksine genellikle ara aktivatör ve baskılayıcı moleküller aracılığıyla farklı yolaklar arasındaki karmaşık etkileşimlerden kaynaklandığını göstermektedir.[2] MetS ile ilişkili genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında tanımlanan genler, LPL ve CETP gibi kilit oyuncuların çok sayıda başka genle etkileşime girdiği varsayımsal etkileşim ağları oluşturur. Bu durum, çeşitli metabolik ve sinyal girdilerini entegre eden, hiyerarşik düzenleme ve birbirine bağlı kontrol noktalarından oluşan karmaşık bir ağı ifade eder.[2] Bu nedenle, MetS gibi durumlarda enerji harcamasını ve onun düzensizliğini anlamak, bireysel bileşenler yerine geniş ağ etkileşimlerini ve birden fazla yolun toplu etkisini göz önünde bulunduran bir sistem biyolojisi yaklaşımını gerektirir.

Metabolik Sağlık ve Riskine Genetik İçgörüler

Metabolik sendromun bileşenleriyle ilişkili genetik varyantlar, risk değerlendirmesi ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları için kritik içgörüler sağlar. Örneğin, LOC100128354 ve MTNR1B arasında yer alan rs1387153 gibi tek nükleotid polimorfizmleri (SNP'ler), kan basıncı-glukoz (KB-GLUC), HDL kolesterol-glukoz (HDLC-GLUC) ve trigliserit-glukoz (TG-GLUC) seviyeleri gibi iki değişkenli özelliklerle önemli ölçüde ilişkilendirilmiştir.[2] Benzer şekilde, LOC100129500'ün rs439401'i ve LOC100129150 (LP5624)'nin rs9987289'si sırasıyla HDLC-TG ve HDLC-WC ile ilişkilidir.[2] Bu varyantları taşıyan bireylerin belirlenmesi, metabolik düzensizlik için erken risk sınıflandırmasını kolaylaştırabilir; metabolik sendromun tam olarak ortaya çıkmasından önce hedeflenmiş tarama ve önleyici müdahalelere rehberlik edebilir.

Bu genetik belirteçler, anahtar metabolik bozukluklara daha yüksek yatkınlığı olan bireyleri belirleyerek tanısal araçlar olarak hizmet edebilir. Örneğin, LPL varyantı rs13702, artmış trigliserit seviyeleri ve diyabet ile ilişkilidir ve bu durumlar için risk altındaki bireyleri belirlemedeki potansiyel rolünü vurgulamaktadır.[2] Bu tür genetik bilgiler, hasta bakımına daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım sağlar; burada tedavi seçimi ve izleme stratejileri, bireyin spesifik genetik profiline göre uyarlanabilir ve metabolik dengesizliklere karşı altta yatan genetik yatkınlıkları ele alarak sonuçları potansiyel olarak iyileştirebilir.

Kardiyometabolik Sonuçlar İçin Prognostik Göstergeler

Tanımlanan genetik ilişkilendirmeler, özellikle kardiyometabolik bozukluklar açısından, hastalık ilerlemesini ve uzun vadeli sağlık sonuçlarını tahmin etmede prognostik değer taşımaktadır. Metabolik sendromun karakteristik bozukluklarının kümelenmesi, kardiyovasküler ölüm riskinin artmasıyla ilişkilidir.[19] Bel çevresi, glukoz ve lipid profilleri gibi bileşenleri etkileyen genetik varyantlar bu nedenle, tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalık gibi durumların gelişimi için erken göstergeler olarak hizmet eder. Bir bireyin genetik yatkınlığını anlamak, klinisyenleri metabolik sağlıklarının potansiyel seyri hakkında bilgilendirerek, olumsuz sonuçları hafifletmek için daha agresif veya erken müdahalelere olanak tanıyabilir.

Ayrıca, bu genetik faktörlerin etkisi, miyokard enfarktüsü, kalp yetmezliği, inme ve bazı kanserler gibi majör hastalıklardan arınmış sağkalımı inceleyen çalışmaların da gösterdiği gibi, daha geniş sağlık sonuçlarına uzanır.[5] Bu çalışmalar genellikle yaşlanmaya odaklansa da, temel metabolik sağlık bu uzun vadeli hastalık risklerini önemli ölçüde etkiler. Bu nedenle, metabolik düzenlemeye ilişkin genetik bilgiler, dolaylı olarak bile olsa, hastalığın uzun vadeli yükünü tahmin etmek ve karmaşık metabolik müdahaleler bağlamında tedavi yanıtlarını değerlendirmek için bir temel sağlar.

Birbiriyle İlişkili Metabolik Yollar ve Komorbiditeler

Metabolik özelliklerin altında yatan genetik mimari, klinik pratikte sıkça görülen komorbiditelerin kümelenmesine katkıda bulunan karmaşık bir etkileşim ağı ortaya koymaktadır. Örneğin, LPL geni, INS, APOE, APOB, APOA1, APOA4, APOC3, APOC4, LRP1 ve NETO1 dahil olmak üzere çok sayıda başka genle etkileşime girerek, lipid ve insülin metabolizma yollarındaki merkezi rolünü düşündürmektedir.[2] Benzer şekilde, CETP'nin kapsamlı etkileşimlere sahip olduğu bilinmekte, bu da metabolik sağlık üzerindeki geniş etkisini ima etmektedir.[2] Yollar arasındaki bu karmaşık çapraz konuşma, potansiyel olarak ara aktivatör veya baskılayıcı moleküller aracılığıyla, metabolik bozuklukların neden genellikle izole durumlar yerine örtüşen fenotipler veya sendromik tablolar olarak ortaya çıktığını vurgulamaktadır.

Metabolik sendromu ve onun ilişkili yapısını incelemek için, birçok genin bağımsız olarak değil, kendi ilgili yollarının bağlamında hareket edebileceği kabul edilerek bir sistem biyolojisi yaklaşımı önerilmektedir.[2] Bu bakış açısı, metabolik disregülasyonla ilişkili komplikasyonların tüm yelpazesini, örneğin kronik böbrek hastalığı riskinin artması ve karaciğer enzim seviyelerindeki değişiklikler gibi durumları anlamak için hayati önem taşımaktadır.[20] Bu genetik bağlantıların tanımlanması, klinisyenlerin ilişkili durumları öngörmesine ve çeşitli fizyolojik sistemlerin birbirine bağlılığını göz önünde bulundurarak hastaları bütünsel olarak yönetmelerine yardımcı olur.

Enerji Harcaması Özelliği Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayalı olarak enerji harcaması özelliğinin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Arkadaşım benden daha çok yediği halde neden kilo veremiyorum?

Bu durum genellikle vücudunuzun enerjiyi nasıl kullandığına dair bireysel genetik farklılıklardan kaynaklanır. Genleriniz bazal metabolizma hızınızı, yağı ne kadar verimli yaktığınızı ve hatta vücudunuzun ne kadar ısı ürettiğini etkileyebilir. Örneğin, mitokondriyal fonksiyonda veya ayrıştırıcı proteinlerde rol oynayan genlerdeki varyasyonlar, arkadaşınızın dinlenirken doğal olarak daha fazla enerji harcaması anlamına gelebilir, bu da onlar için kilo yönetimini kolaylaştırır.

2. Bazı insanlar ne yerse yesin neden hiç kilo almaz?

Bazı bireyler, doğal olarak daha yüksek bir enerji harcamasına yol açan genetik varyantlara sahiptir. Vücutları, enerjiyi ısı olarak dağıtmada daha verimli olabilir veya dinlenirken bile daha hızlı bir metabolizma hızına sahip olabilir. Bu durum, gün boyunca daha fazla kalori yaktıkları ve bu sayede daha yüksek kalori alımına rağmen kilo alımına karşı daha az duyarlı oldukları anlamına gelir.

3. Kardeşim zayıf ama ben değilim - fark neden?

Aile içinde bile, metabolik verimliliği etkileyen kalıtsal genetik yatkınlıklarda farklılıklar vardır. Siz ve kardeşiniz, vücudunuzun enerjiyi nasıl işlediğini ve kullandığını etkileyen, FTO genindeki gibi farklı genetik varyant kombinasyonları miras almış olabilirsiniz. Bu farklılıklar, benzer yaşam tarzlarına sahip olunsa bile kilo alımına karşı değişen yatkınlıklara yol açabilir.

4. Hispanik'im - kökenim kilo riskimi etkiler mi?

Evet, etkileyebilir. Birçok genetik çalışma ağırlıklı olarak Avrupa kökenli popülasyonlara odaklanmıştır ve allel frekanslarındaki farklılıklar nedeniyle genetik ilişkilendirmeler atalara ait gruplar arasında farklılık gösterebilir. Bu da enerji harcaması ve kilo için belirli genetik risk faktörlerinin sizin kökeninizde benzersiz veya daha yaygın olabileceği anlamına gelmekte olup, daha çeşitli araştırmalara olan ihtiyacı vurgulamaktadır.

5. Kilo sorunları için DNA testi gerçekten değer mi?

Bir DNA testi, metabolizma hızı veya kilo almaya yatkınlık ile ilgili genetik yatkınlıklarınıza, örneğin FTO genindeki varyasyonlara dair bilgi sağlayabilir. Genetik riskleri ve etkileri vurgulasa da, çevresel ve yaşam tarzı faktörlerinin önemli bir rol oynadığını unutmayın. Bu testler, enerji harcamanızın tam bir resmini değil, yapbozun yalnızca bir parçasını sunar.

6. Egzersiz kötü aile öyküsünün üstesinden gerçekten gelebilir mi?

Kesinlikle! Ailenizden gelen genetik faktörler, yağ oksidasyonunu etkileyen genlerdeki varyasyonlar gibi, metabolik verimliliğinizi ve kilo alımına yatkınlığınızı etkileyebilse de, düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı faktörleri güçlü araçlardır. Kişiye özel egzersiz, enerji dengenizi optimize edebilir ve genetik riskleri önemli ölçüde azaltarak, aile öykünüzden bağımsız olarak daha iyi metabolik sağlığı destekleyebilir.

7. Yaşlandıkça metabolizmamın yavaşladığı doğru mu?

Makale, yaşa bağlı metabolizma yavaşlamasını açıkça detaylandırmasa da, enerji harcaması yaş dahil olmak üzere fizyolojik faktörlerden etkilenir. Mitokondriyal fonksiyon veya tiroid hormonu yollarında yer alan genler metabolizma hızınızı etkiler ve bu süreçler zamanla doğal olarak değişerek vücudunuzun enerjiyi ne kadar verimli kullandığında yaşa bağlı bir değişime katkıda bulunabilir.

8. Başkaları için işe yarayan kilo verme diyetleri bende neden işe yaramıyor?

Genetik yapınız, metabolik verimliliğinizi etkileyebilir; yani vücudunuz enerjiyi diğerlerinden farklı bir şekilde kullanabilir veya harcayabilir. Yağ oksidasyonu veya termogenez ile ilgili genlerdeki varyasyonlar, vücudunuzun diyet değişikliklerine nasıl tepki verdiğini etkileyerek, farklı bir genetik profile sahip birine kıyasla bazı diyetleri sizin için daha az etkili hale getirebilir.

9. Geç saatlere kadar ayakta kalmak kilo almama neden olur mu?

Geç saatlere kadar ayakta kalmak bir yaşam tarzı seçimi olsa da, vücudunuzun doğal ritimlerini bozabilir ve enerji harcamasını etkileyen fizyolojik faktörleri etkileyebilir. Eğer metabolizma hızınızı veya vücudunuzun enerji dengesini nasıl yönettiğini etkileyen, metabolik yollarla ilgili genlerdeki varyasyonlar gibi genetik yatkınlıklarınız varsa, kronik uyku bozukluğu bu eğilimleri kötüleştirerek potansiyel olarak kilo alımını daha olası hale getirebilir.

10. Ailem yüzünden fazla kilolu olmaya mı mahkumum?

Kesinlikle hayır! Her ne kadar ailenizden gelen, FTO gibi genlerdeki varyasyonlar gibi genetik faktörler, metabolik verimliliğinizi etkileyerek kilo almaya yatkınlığınızı etkileyebilse de, bunlar tek belirleyici değildir. Beslenme ve fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı seçimleri hayati bir rol oynar ve enerji dengenizi önemli ölçüde etkileyerek genetik yatkınlıklara rağmen kilonuzu yönetmenize yardımcı olabilir.


Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler elde edildikçe güncellenebilir.

Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.

References

[1] Naitza, S., et al. "A genome-wide association scan on the levels of markers of inflammation in Sardinians reveals associations that underpin its complex regulation." PLoS Genet, vol. 8, no. 1, Jan. 2012, e1002480.

[2] Kraja AT, et al. "A bivariate genome-wide approach to metabolic syndrome: STAMPEED consortium." Diabetes, 2011.

[3] Terracciano, A, et al. "Genome-wide association scan for five major dimensions of personality." Mol Psychiatry, 2008.

[4] Newman, A. B., et al. "A meta-analysis of four genome-wide association studies of survival to age 90 years or older: the Cohorts for Heart and Aging Research in Genomic Epidemiology Consortium." J Gerontol A Biol Sci Med Sci, vol. 65, no. 4, 2010, pp. 367–374.

[5] Walter S, et al. "A genome-wide association study of aging." Neurobiol Aging.

[6] Yashin, A. I., et al. "Joint influence of small-effect genetic variants on human longevity." Aging (Albany NY), vol. 2, no. 9, 2010, pp. 622-634.

[7] Weedon, M. N., et al. "A common variant of HMGA2 is associated with adult and childhood height in the general population." Nat Genet, vol. 39, no. 10, 2007, pp. 1245–1250.

[8] Melzer, D., et al. "A genome-wide association study identifies protein quantitative trait loci (pQTLs)." PLoS Genet, vol. 4, no. 5, May 2008, e1000072.

[9] Frayling, T. M., et al. "A common variant in the FTO gene is associated with body mass index and predisposes to childhood and adult obesity." Science, vol. 316, 2007, pp. 889-894.

[10] Kullo, I. J., et al. "Pleiotropic genetic effects contribute to the correlation between HDL cholesterol, triglycerides, and LDL particle size in hypertensive sibships." Am J Hypertens, vol. 18, no. 1, 2005, pp. 99–103.

[11] Okada Y, et al. "Meta-analysis identifies multiple loci associated with kidney function-related traits in east Asian populations." Nat Genet.

[12] Bauer, F., et al. "Obesity genes identified in genome-wide association studies are associated with adiposity measures and potentially with nutrient-specific food preference." Obesity, vol. 17, no. S2, 2009.

[13] Mead, J. R., and D. P. Ramji. "The pivotal role of lipoprotein lipase in atherosclerosis." Cardiovascular Research, vol. 55, no. 2, 2002, pp. 261-269.

[14] McGarry, JD. "Banting lecture 2001: dysregulation of fatty acid metabolism in the etiology of type 2 diabetes." Diabetes, 2002.

[15] Cone, R. D. "Haploinsufficiency of the melanocortin-4 receptor: part of a thrifty genotype?" Journal of Clinical Investigation, vol. 106, no. 2, 2000, pp. 185-187.

[16] Willer, C. J., et al. "Six new loci associated with body mass index highlight a neuronal influence on body weight regulation." Nature Genetics, vol. 41, 2009, pp. 25-34.

[17] Beer, N. L., et al. "The P446L variant in GCKR associated with fasting plasma glucose and triglyceride levels exerts its effect through increased glucokinase activity in liver." Human Molecular Genetics, vol. 18, 2009, pp. 4081-4088.

[18] Sparsø, T., et al. "The GCKR rs780094 polymorphism is associated with elevated fasting serum triacylglycerol, reduced fasting and OGTT-related insulinaemia, and reduced risk of type 2 diabetes." Diabetologia, vol. 51, 2008, pp. 70-75.

[19] Martins D, et al. "The relative risk of cardiovascular death among racial and ethnic minorities with metabolic syndrome: data from the NHANES-II mortality follow-up." J Natl Med Assoc, 2008.

[20] Kottgen A, et al. "Multiple loci associated with indices of renal function and chronic kidney disease." Nat Genet.