İçeriğe geç

Dokosatetraenoik Asit

Dokosatetraenoik asit (DTA, C22:4), çeşitli biyolojik süreçlerde, özellikle hücre zarlarının bir bileşeni olarak önemli bir rol oynayan çoklu doymamış bir yağ asididir (PUFA). Bir omega-6 yağ asidi olarak, arakidonik asidin (C20:4) metabolik uzamasıyla elde edilir.

Dokosatetraenoik asit ile ilişkili olanlar da dahil olmak üzere uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitlerinin metabolizması, yağ asidi delta-5 desatüraz gibi enzimler tarafından kritik olarak düzenlenir. Bu enzim,FADS1 geni tarafından kodlanır.[1] FADS1içindeki tek nükleotid polimorfizmi (SNP)rs174548 gibi genetik varyasyonların, yağ asidi delta-5 desatüraz reaksiyonunun etkinliğini etkilediği gösterilmiştir.[1] Bu enzimin azalmış etkinliği, hücre zarlarının temel bileşenleri olup hücresel sinyalizasyonda rol oynayan çeşitli gliserofosfolipitlerin konsantrasyonlarının değişmesine yol açabilir.[1] Bu gliserofosfolipitler sıklıkla arakidonil-molekülleri (C20:4) ve diğer ilişkili PUFA’ları içerir.[1]

Yağ asidi metabolizmasını etkileyen FADS1 gibi genlerdeki varyasyonlar, genellikle “genetik olarak belirlenmiş metabotip” olarak adlandırılan bir bireyin benzersiz metabolik profiline katkıda bulunabilir.[1] PUFA seviyeleri üzerindeki bu genetik etkileri anlamak, bunların insan sağlığı ve hastalıklarındaki rolleri hakkında içgörü kazanmak için önemlidir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), bu genetik ilişkilendirmeleri belirlemede etkili olmuş, spesifik genetik belirteçleri insan serumundaki metabolit profillerindeki varyasyonlarla ilişkilendirmiştir.[1] Bu araştırma, genetik yatkınlıkların metabolik yolları nasıl etkilediğine dair daha geniş bir anlayışa katkıda bulunmakta, potansiyel olarak beslenme ve sağlığa yönelik kişiselleştirilmiş yaklaşımlara bilgi sağlamaktadır.

Dokosatetraenoik asidin genetik temellerine yönelik araştırmalar, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) kullanılarak yürütüldüğünde, dikkatli değerlendirme gerektiren çeşitli metodolojik ve yorumlayıcı sınırlamalara tabidir. Bu sınırlamalar, çalışma tasarımından, popülasyon özelliklerinden ve genetik ile çevresel etkileşimlerin doğasında var olan karmaşıklıklardan kaynaklanmaktadır.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Dokosa-tetraenoik asit gibi özellikler için genetik ilişkilendirmeleri tanımlamada önemli bir zorluk, istatistiksel güç ve genetik varyantların kapsamıdır. Birçok çalışma, orta düzey örneklem büyüklükleri nedeniyle sınırlılıkları kabul etmektedir; bu durum, fenotipik varyasyonun yalnızca küçük bir kısmını açıklayan genetik etkileri tespit etme yeteneğini kısıtlayabilir ve potansiyel olarak yanlış negatif bulgulara yol açabilir (.[2] ). Erken dönem GWAS çalışmaları genellikle 100K çipleri gibi daha düşük yoğunluklu SNP dizileri kullanmıştır; bu da bir gen bölgesindeki kapsamlı genetik varyasyonu yakalayamamış olabilir, böylece gerçek ilişkilendirmeleri kaçırmış veya daha önce bildirilen bulguların tekrarlanmasını engellemiş olabilir (.

Dikkate değer bir varyant olan *rs174547 *, _FADS_ gen kümesi içinde yer almaktadır ve değişmiş desatüraz aktivitesi ile ilişkilendirilmiştir, özellikle de yağ asidi delta-5 desatüraz reaksiyonunun verimliliğini etkilemektedir. Çalışmalar, *rs174547 * gibi varyantlardan etkilenebilen _FADS1_genotipinin, çoklu doymamış yağ asidi yan zincirlerinde üç veya daha az çift bağ bulunan birkaç fosfatidilkolin ve fosfatidiletanolamin konsantrasyonları ile pozitif korelasyon gösterdiğini göstermektedir.[1] Bunlar arasında PC aa C34:2, PC aa C36:2, PC ae C34:2 ve PC ae C36:2 gibi spesifik fosfatidilkolinler ile PE aa C34:2 ve PE aa C36:2 gibi fosfatidiletanolaminler ve fosfatidilinozitol PI aa C36:2 bulunmaktadır. Bu ilişkilendirmelerin yönü, genetik varyasyonların temel lipid türlerinin mevcudiyetini ve birbirine dönüşümünü nasıl modüle edebileceğini vurgulamaktadır.

Ayrıca, _FADS1_ genotipi ve desatüraz verimliliği üzerindeki etkisi, lipid homeostazisi üzerindeki daha geniş bir etkiyle bağlantılıdır. SM C22:2, SM C24:2 ve SM C28:4 dahil olmak üzere sfingomyelin konsantrasyonları ile negatif bir ilişki gözlemlenmiştir.[1] Bu durum, _FADS_aktivitesi tarafından yönlendirilen fosfatidilkolin seviyelerindeki değişikliklerin, daha sonra sfingomyelin üretimini etkileyebileceğini düşündürmektedir, çünkü sfingomyelin fosfatidilkolinden sentezlenebilir. Benzer şekilde, lizofosfatidiletanolamin PE a C10:0 ile negatif bir ilişki, bu metabolitin diğer fosfatidiletanolaminlerden üretildiği gliserofosfolipid metabolizmasındaki değişmiş dengenin bir sonucu olarak kabul edilir.*rs174547 * gibi varyantlar tarafından modüle edilen bu birbirine bağlı metabolik değişimler, topluca dokosa-tetraenoik asit gibi LC-PUFA’ların sentezini ve mevcudiyetini etkiler, bireysel metabolik profilleri etkileyerek ve bu esansiyel yağ asitlerine bağımlı çeşitli fizyolojik işlevleri potansiyel olarak etkiler.[1]

Dokosatetraenoik asit, kimyasal yapısı ile bir yağ asidi olarak kesin olarak tanımlanır. Standartlaştırılmış lipid nomenklatüründe, bu molekül, ‘C’ karbonu belirtirken, ‘22’ yan zincirdeki toplam karbon atomu sayısını temsil eden ve ‘4’ dört çift bağın varlığını gösteren C22:4 şeklinde sistematik olarak kısaltılır.[1] Bu Cx:ygösterimi, lipid yan zincirlerinin bileşimi için açık ve özlü bir tanımlayıcı sağlayarak operasyonel bir tanım görevi görür. Bu nedenle, dokosatetraenoik asit, çoklu çift bağları nedeniyle bir çoklu doymamış yağ asidi (PUFA) olarak sınıflandırılır.[1]

Biyolojik Sınıflandırma ve Metabolik Bağlam

Section titled “Biyolojik Sınıflandırma ve Metabolik Bağlam”

Dokosatetraenoik asit, biyolojik olarak daha geniş bir kategori olan çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA’lar) içinde sınıflandırılır ve sıklıkla gliserofosfolipidlerin yapısal bir bileşeni olarak bulunur. Araştırmalar, dokosatetraenoik asidin, çoklu doymamış yağ asidi yan zincirlerinde dört veya daha fazla çift bağ içeren fosfatidilkolinler (PC aa) ve plazmalojen/plazmenojen fosfatidilkolinler (PC ae) gibi kompleks lipidlerin bileşiminde rol aldığını göstermektedir.[1]Bu gliserofosfolipidlerin, potansiyel olarak dokosatetraenoik asit içerenler de dahil olmak üzere, konsantrasyonlarının belirli bir minör alleli taşıyan bireylerde en düşük seviyelerde olduğu gözlemlenmiştir; bu durum, metabolik seviyeleri üzerinde genetik bir etki olduğunu düşündürmektedir.[1] Bu ilişki, metabolik yollarda, özellikle de FADS1 geni tarafından kodlanan ve yağ asidi desatürasyon reaksiyonlarının verimliliğini etkileyen yağ asidi delta-5 desatüraz enzimi tarafından modüle edilenlerde bir role işaret etmektedir.[1]

Dokosatetraenoik asidin tanımlanması ve miktarının belirlenmesi, genellikle endojen organik bileşiklerin serum konsantrasyonlarını ölçen gelişmiş analitik tekniklerle, çoğu zaman kapsamlı metabolit profillemesinin bir parçası olarak gerçekleştirilir.[1] Bu yöntemler, Cx:y kısaltmasını kullanarak lipid yan zincir bileşimi hakkında detaylı bilgiler sağlarken, ince stereokimyasal farklılıkları ayırt etme veya izobarik fragmanlar arasında ayrım yapma konusunda zorluklarla karşılaşabilirler.[1] Bu tür analitik belirsizlikler, metabolit adlarını kendi kütle spektrumlarına eşleştirirken olası alternatif atamaların belirtilmesini gerektirebilir.[1]Trigliseritler (TG), yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) ve toplam kolesterol (TC) gibi genel lipid özellikleri için, klinik kimya analizörleri kullanan enzimatik yöntemler, bir gece açlıktan sonra kan örnekleri toplanarak yaygın olarak kullanılır.[3]

Dokosatetraenoik asit (DTA), çeşitli fizyolojik süreçlerde rol oynayan uzun zincirli bir çoklu doymamış yağ asididir. Endojen sentezi ve metabolizması, öncü yağ asitlerinin desatürasyonu ve uzaması başta olmak üzere, enzimler ve genetik faktörlerden oluşan karmaşık bir ağ ile yakından ilişkilidir. Vücuttaki bu tür yağ asitlerinin seviyeleri, dokosatetraenoik asidin türetildiği havuza katkıda bulunanlar da dahil olmak üzere, genetik varyasyonlar ve diyet alımından etkilenir.

Dokosatetraenoik asit dahil olmak üzere uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitlerinin biyosentezi, bir dizi doyumsuzlaştırma ve uzama adımını içeren kritik bir metabolik yoldur. Bu sürecin merkezinde, özellikleFADS1 ve FADS2 genleri tarafından kodlanan ve insan genomunda birlikte kümelenmiş olan yağ asidi desatüraz enzimleri yer almaktadır.[4] FADS1 geni, yağ asitlerinin karboksil ucundan beşinci karbon konumuna bir çift bağ eklemekten sorumlu bir enzim olan delta-5 desatürazı kodlar.[1] Örneğin, delta-5 desatüraz, eikosatrienoil-CoA (C20:3)‘yı birçok biyolojik olarak aktif lipid için önemli bir öncü olan araşidonil-CoA (C20:4)‘ya dönüşümünü katalize eder.[1] Benzer şekilde, FADS2 geni, besinsel esansiyel yağ asitlerini daha uzun, daha doymamış türevlerine dönüştürmede başlangıçtaki hız sınırlayıcı bir adım olan, altıncı karbon konumuna bir çift bağ ekleyerek benzer bir işlevi yerine getiren delta-6 desatürazı kodlar.[4] Bu enzimatik aktiviteler, hücresel yapı ve fonksiyon için hayati öneme sahip olan n-3 ve n-6 yağ asitlerinin dengesini korumak için temeldir.

Genetik varyasyonlar, özellikle FADSgen kümesi içindeki tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), bu desatüraz enzimlerinin verimliliğini ve sonuç olarak çeşitli yağ asitlerinin dolaşımdaki seviyelerini önemli ölçüde etkiler.[5] Bu SNP’ler, delta-5 ve delta-6 desatürazların katalitik aktivitesini etkileyerek, substrat ve ürün yağ asitlerinin oranlarında değişikliklere yol açabilir.[1] Örneğin, FADS1 genindeki polimorfizmlerin, delta-5 desatüraz reaksiyonunun verimliliğini önemli ölçüde etkilediği, belirli genetik varyantların eikosatrienoil-KoA (C20:3) ve araşidonil-KoA (C20:4) gibi metabolitlerin konsantrasyonlarında önemli farklılıklara yol açtığı gösterilmiştir.[1] Yapısal varyasyonların ötesinde, bu genlerin ekspresyonu da sıkı bir şekilde düzenlenmektedir; örneğin, insan FADS1 geninin transkripsiyonunun işlevsel bir doğrudan tekrar-1 elementi içerdiği bilinmekte, bu da yağ asidi metabolizmasını yöneten karmaşık düzenleyici ağları vurgulamaktadır.[6] Bu tür genetik etkiler, yağ asidi profillerindeki bireysel değişkenliği ve bunların potansiyel sağlık sonuçlarını vurgulamaktadır.

FADS yoluyla üretilen, dokosatetraenoik asitle ilişkili olanlar da dahil olmak üzere yağ asitleri, sistemik olarak dağılır ve vücut genelindeki çeşitli lipid havuzlarına entegre olur. Bunlar arasında, dolaşımdaki bir rezervuar ve diyetle alınan ve endojen yağ asidi durumunun bir göstergesi olarak hizmet eden plazma fosfolipidler bulunur.[4] Dahası, bu enzimlerin metabolik çıktısı, insan sütü gibi belirli fizyolojik sıvılar için hayati öneme sahiptir; burada FADS1 ve FADS2gen varyantları, dokosaheksaenoik asit oranlarını değiştirebilir, bu da onların anne ve bebek beslenmesindeki önemini yansıtır.[7]Diyet alımı, bu genetik mekanizmalarla derinlemesine etkileşime girer; örneğin, linoleik asidin alfa-linolenik aside diyet oranını manipüle etmek, eikosapentaenoik asidin plazma fosfolipid seviyelerini değiştirebilir, bu da diyet ve genetiğin bir bireyin yağ asidi profilini ve genel lipid homeostazını nasıl birlikte şekillendirdiğini gösterir.[8]

Serbest formlarının ötesinde, FADS yoluyla sentezlenen yağ asitleri, hücresel zarların temel bileşenleri olan fosfolipitler gibi daha karmaşık lipit yapılarına hızla entegre edilir. Bunun başlıca bir örneği, eikosatrienoyil-CoA (C20:3) ve araşidonil-CoA (C20:4) gibi yağ açil-CoA’ların ardışık olarak dahil edildiği fosfatidilkolinlerin biyosentezidir.[1]Bu süreç, bir gliserol 3-fosfat iskeletinin eklenmesini, ardından bir palmitoil-mofetinin (C16:0) eklenmesini, defosforilasyonu ve son olarak, PC aa C36:3 ve PC aa C36:4 gibi spesifik fosfatidilkolinleri oluşturmak üzere bir fosfokolin mofetinin eklenmesini içerir.[1] Desatüraz reaksiyonlarının modifiye ürünleri olarak kabul edilebilecek bu karmaşık lipitler, membran bütünlüğü, hücre sinyalizasyonu ve vücut içindeki yağ asitlerinin taşınması için kritik öneme sahiptir.[1]

Dokosatetraenoik asit dahil olmak üzere uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA’lar), esansiyel diyet yağ asitlerinden köken alarak hücre içinde karmaşık bir dizi desatürasyon ve uzama reaksiyonu yoluyla sentezlenir. Özellikle, linoleik asit (C18:2) omega-6 yolunu başlatırken, alfa-linolenik asit (C18:3) omega-3 yolunu başlatır ve çeşitli PUFA’ların üretimine yol açar. Bu metabolik kaskadın temel enzimlerinden biri,FADS1geni tarafından kodlanan ve spesifik yağ asil-KoA’ların delta-5 pozisyonuna çift bağ eklemekten sorumlu olan yağ asidi delta-5 desatürazdır. Bu enzimatik adım, eikosatrienoil-KoA (C20:3)‘yı araşidonil-KoA (C20:4)‘ya dönüştürmek için kritik öneme sahiptir; bu, daha sonra dokosatetraenoik asit (C22:4) ve diğer uzun zincirli omega-6 PUFA’ları oluşturmak üzere uzatılabilen anahtar bir öncüdür.[1] Bu desatürasyon ve uzama yollarındaki genel akış titizlikle kontrol edilir ve membran bütünlüğünden sinyal molekülü sentezine kadar çeşitli hücresel fonksiyonlar için gerekli olan farklı yağ asitlerinin dengeli bir şekilde sağlanmasını güvence altına alır.

Lipid Metabolizmasında Genetik ve Transkripsiyonel Regülasyon

Section titled “Lipid Metabolizmasında Genetik ve Transkripsiyonel Regülasyon”

Uzun zincirli PUFA sentezinin ve genel lipid metabolizmasının verimliliği, genetik faktörler ve transkripsiyonel ile post-translasyonel düzeydeki düzenleyici mekanizmalar tarafından derinden etkilenir. FADS1gibi genler içindeki tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), enzim aktivitesini önemli ölçüde etkileyerek metabolik akışı doğrudan modüle edebilir. Örneğin,FADS1 geni içinde yer alan rs174548 SNP’si, gliserofosfolipidlerin değişen konsantrasyonları ile güçlü bir şekilde ilişkilidir ve bu genetik varyantın delta-5 desatüraz reaksiyonunun verimliliğini azalttığını göstermektedir.[1] Bu genetik regülasyon, belirli yağ açil-KoA’ların mevcudiyetini doğrudan belirler ve böylece tüm omega-3 ve omega-6 yağ asidi metabolik ağını etkiler.

Desatürazların ötesinde, lipid metabolizmasındaki 3-hidroksi-3-metilglutaril koenzim A redüktaz (HMGCR) gibi diğer anahtar enzimler de işlevlerini ve aşağı akış metabolik etkilerini etkileyen karmaşık düzenleyici mekanizmalar sergiler. HMGCRgenindeki yaygın SNP’lerin, ekson 13’ün alternatif eklenmesini (splicing) değiştirerek düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL)-kolesterol seviyelerini etkilediği gösterilmiştir.[9] Bu post-transkripsiyonel düzenleme biçimi, farklı protein izoformlarının üretimine veya protein stabilitesinde değişikliklere yol açabilir; bu da ince genetik varyasyonların enzim işlevi ve dolayısıyla daha geniş lipid profilleri üzerinde nasıl önemli bir kontrol sağlayabileceğini vurgulamaktadır. Bu tür hiyerarşik düzenleme, hücresel lipid homeostazisinin koordineli genetik ve moleküler etkileşimler aracılığıyla korunmasını sağlar.

Çoklu doymamış yağ asitleri, sentezlendikten veya elde edildikten sonra sadece metabolik ara ürünler olmakla kalmaz, aynı zamanda kritik bir şekilde karmaşık lipit yapılarına dahil edilerek daha geniş hücresel lipit ağlarına entegre olurlar. Kennedy yolu gibi yollar aracılığıyla, dokosatetraenoik asit de dahil olmak üzere bu yağ asitleri, gliserol-fosfatidilkolinlere (PC) ve diğer gliserofosfolipitlere esterlenerek hücresel zarların temel yapı taşlarını oluştururlar.[1] Bu zar lipitlerinin hassas bileşimi, özellikle yağ asidi yan zincirlerinin tipleri ve oranları, belirli yağ açil-CoA’ların mevcudiyetinden doğrudan etkilenir; bu da sırasıyla FADS1 gibi enzimlerin etkinliği tarafından modüle edilir. Örneğin, azalmış delta-5 desatüraz aktivitesi, PC aa C36:4’ün PC aa C36:3’e oranını değiştirebilir, bu da bu fosfolipitlerin yağ asidi bileşimindeki değişiklikleri yansıtır.

Lipit metabolik ağı, bir lipit sınıfındaki değişikliklerin diğerleri üzerinde basamaklı etkilere sahip olabileceği önemli yolak çapraz konuşması da gösterir. Buna bir örnek, fosfatidilkolinden üretilebilen önemli bir zar lipiti olan sfingomiyelin biyosentezidir.[1] Bu doğrudan metabolik bağlantı, modifiye delta-5 desatüraz aktivitesinden kaynaklananlar gibi gliserofosfolipit metabolizmasındaki değişikliklerin, gliserofosfolipitler ve sfingolipitlerin genel dengesinde yaygın kaymalara nasıl yol açabileceğini göstermektedir. Bu tür bir birbirine bağlılık, lipit mevcudiyetindeki dalgalanmalara yanıt veren telafi edici mekanizmalara izin verdiği için hücresel homeostazın sürdürülmesi için hayati öneme sahiptir.

Sistem Düzeyinde Metabolik Etkileşim ve Klinik Önemi

Section titled “Sistem Düzeyinde Metabolik Etkileşim ve Klinik Önemi”

Yağ asidi ve lipit metabolik yollarının karmaşık etkileşimi, genetik varyasyonların belirgin metabolik fenotiplere yol açabildiği sofistike bir sistem düzeyinde entegrasyonu ortaya koymaktadır. FADS1 gibi genlerdeki polimorfizmler, çeşitli fosfatidilkolinler ve diğer gliserofosfolipitler dahil olmak üzere dolaşımdaki lipit konsantrasyonları ile güçlü bir şekilde ilişkilidir ve bu sayede poligenik dislipideminin karmaşık etiyolojisine katkıda bulunur.[1] Enzim etkinliği üzerindeki bu genetik etkiler, gliserofosfolipit metabolizmasında genel olarak değişmiş bir dengeye yol açar ve bir bireyin benzersiz metabolik profilini etkileyen etkileşen yolların ortaya çıkan özelliklerini temsil eder.

Bu lipit metabolik yollarındaki disregülasyon, genetik yatkınlıklardan veya çevresel faktörlerden kaynaklansa da, özellikle kardiyovasküler hastalık bağlamında önemli klinik öneme sahiptir. Docosatetraenoik asit metabolizmasını etkileyenFADS1varyantları ile ilişkili olanlar gibi değişmiş lipit profilleri, koroner arter hastalığı gibi durumlar için bilinen risk faktörleridir.[10]Genetik varyasyonlardan spesifik metabolit değişikliklerine ve nihayetinde klinik sonuçlara kadar bu mekanistik bağlantıların kapsamlı bir şekilde anlaşılması, yol disregülasyonunu düzeltmeyi ve hastalık riskini azaltmayı amaçlayan etkili tedavi hedeflerini belirlemek için esastır.

Sağlanan bağlama dayanarak ‘dokosatetraenoik asit’ için bir “Klinik Önemi” bölümü sağlayamıyorum, çünkü bu spesifik bileşik araştırma materyallerinde belirtilmemiştir.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs174547 FADS1, FADS2metabolite measurement
high density lipoprotein cholesterol measurement
triglyceride measurement
comprehensive strength index, muscle measurement
heart rate

[1] Gieger, C., et al. “Genetics meets metabolomics: a genome-wide association study of metabolite profiles in human serum.”PLoS Genet, 2008.

[2] Vasan, R. S. et al. “Genome-wide association of echocardiographic dimensions, brachial artery endothelial function and treadmill exercise responses in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, vol. 8 Suppl 1, 2007, p. S2.

[3] Sabatti, Chiara, et al. “Genome-wide association analysis of metabolic traits in a birth cohort from a founder population.”Nature Genetics, vol. 41, no. 1, 2009, pp. 35-46.

[4] Lemaitre, R.N. “Genetic loci associated with plasma phospholipid n-3 fatty acids: a meta-analysis of genome-wide association studies from the CHARGE Consortium.” PLoS Genet.

[5] Bokor, S., Dumont, J., Spinneker, A., Gonzalez-Gross, M., Nova, E., et al. “Single nucleotide polymorphisms in the FADS gene cluster are associated with delta-5 and delta-6 desaturase activities estimated by serum fatty acid ratios.”J Lipid Res.

[6] Tang, C., Cho, H.P., Nakamura, M.T., Clarke, S.D. “Regulation of human delta-6 desaturase gene transcription: identification of a functional direct repeat-1 element.” J Lipid Res.

[7] Molto-Puigmarti, C., Plat, J., Mensink, R.P., Muller, A., Jansen, E., et al. “FADS1 FADS2 gene variants modify the association between fish intake and the docosahexaenoic acid proportions in human milk.”Am J Clin Nutr.

[8] Liou, Y.A., King, D.J., Zibrik, D., Innis, S.M. “Decreasing linoleic acid with constant alpha-linolenic acid in dietary fats increases (n-3) eicosapentaenoic acid in plasma phospholipids in healthy men.”J Nutr.

[9] Burkhardt, R. et al. “Common SNPs in HMGCR in micronesians and whites associated with LDL-cholesterol levels affect alternative splicing of exon13.” Arterioscler Thromb Vasc Biol, vol. 28, no. 10, 2008, pp. 1821-1827.

[10] Willer, C. J. et al. “Newly identified loci that influence lipid concentrations and risk of coronary artery disease.”Nat Genet, vol. 40, no. 2, 2008, pp. 161-169.