İçeriğe geç

Deoksikolik Asit Glukuronid

Deoksikolik asit glukuronid, deoksikolik asidin, karaciğerde birincil olarak gerçekleşen önemli bir metabolik süreç olan glukuronidasyona uğramasıyla oluşan konjuge bir safra asididir. Bu modifikasyon, deoksikolik asidin suda çözünürlüğünü artırarak, vücuttan atılımını kolaylaştırır. Safra asitleri, vücutta, başlıca ince bağırsakta diyet yağlarının ve yağda çözünen vitaminlerin sindiriminde ve emiliminde temel bir rol oynar.

Glukuronidasyon, insanlarda, glukuronik asidin çeşitli endojen ve eksojen bileşiklere enzimatik olarak bağlanmasını içeren önemli bir detoksifikasyon yoludur. Bu süreç, lipofilik (yağda çözünür) maddeleri daha hidrofilik (suda çözünür) formlara dönüştürerek, onların safra veya idrar yoluyla etkili bir şekilde elimine edilmesini sağlaması açısından kritik öneme sahiptir. Deoksikolik asit glukuronidin oluşumu, sentez, konjugasyon, enterohepatik dolaşım ve atılımı içeren daha geniş, sıkı bir şekilde düzenlenen safra asidi metabolizması sisteminin bir parçasıdır. Genetik varyantlar, bu karmaşık yollarda yer alan enzimleri ve taşıyıcıları etkileyebilir, böylece çeşitli metabolitlerin dolaşımdaki seviyelerini etkileyebilirler.[1] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), vücut sıvılarındaki endojen metabolitleri kapsamlı bir şekilde ölçmek, bir bireyin fizyolojik durumu hakkında içgörüler sağlamak ve metabolit homeostazındaki değişikliklerle ilişkili genetik varyantları tanımlamak için kullanılır.[1]

Deoksikolik asit glukuronid gibi safra asidi konjugatlarının konsantrasyonlarındaki değişimler, çeşitli fizyolojik ve patolojik durumların göstergesi olabilir. Bu durumlar, detoksifikasyon ve atılım kapasitesinin bozulabileceği karaciğer disfonksiyonundan, lipid metabolizmasını ve besin emilimini etkileyen bozukluklara kadar değişebilir. Metabolitlerin geniş ölçekli incelenmesi olan metabolomik, genetik analizle birleştirildiğinde, insan vücudunun fizyolojik durumunun işlevsel bir çıktısını sunar. Bu yaklaşım, genellikle klinik olarak önemli olan anahtar lipidlerin, karbonhidratların veya amino asitlerin seviyelerini etkileyen genetik varyantları ortaya çıkarmaya yardımcı olur.[1]Örneğin, GWAS, düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterolü, yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) kolesterolü ve trigliseritler dahil olmak üzere çeşitli lipidlerin plazma seviyeleriyle ilişkili genetik lokusları başarılı bir şekilde tanımlamıştır.[2]

Deoksikolik asit glukuronid gibi bileşikleri etkileyen genetik ve metabolik faktörlerin araştırılması, kişiselleştirilmiş tıp ve halk sağlığını ilerletmek için önemli sosyal bir öneme sahiptir. Metabolit düzeylerini etkileyen genetik yatkınlıkları belirleyerek, araştırmacılar ilaç metabolizmasındaki bireysel farklılıklar, metabolik hastalıklara yatkınlık ve beslenme ile çevresel faktörlere verilen yanıtlar hakkında daha derin bir anlayış kazanabilirler. Bu bilgi, bir dizi metabolik, gastrointestinal ve karaciğerle ilişkili sağlık sorunu için geliştirilmiş tanı araçları, daha hedefe yönelik tedavi stratejileri ve etkili önleyici tedbirlerin geliştirilmesine katkıda bulunabilir. Metabolomiklerin genetikle entegrasyonu, nihayetinde insan sağlığı ve hastalığına dair temel anlayışımızı geliştirir.[1]

Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler”

Birçok genetik çalışma, genom çapında ilişkilendirme yaklaşımları kullanmasına rağmen, örneklem büyüklüğü sınırlamalarıyla karşılaştı ve bu da ılımlı etki büyüklüğüne sahip ilişkilendirmeleri tespit etmek için yetersiz istatistiksel güce yol açtı.[3] Meta-analizler binlerce katılımcıdan elde edilen verileri birleştirmiş olsa da,[4] bu analizlerdeki bireysel kohortlar veya daha küçük, bağımsız çalışmalar yanlış negatif bulgulara duyarlı olabilirdi. Bu güç eksikliği, deoksikolik asit glukuronidi için gerçek genetik ilişkilendirmeleri gizleyebilir ve genetik mimarisinin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını sınırlayabilir. Ayrıca, genotip imputasyonuna bağımlılık, farklı işaretleyici setlerine sahip çalışmalar arasında karşılaştırma yapmayı mümkün kılsa da, düşük olduğu tahmin edilse bile bir hata potansiyeli ortaya çıkarır.[4] Analitik süreçlerdeki tutarsızlıklar, örneğin farklı kovaryat ayarlamaları (yaşın karesinin dahil edilmesi veya belirli aykırı değerlerin hariç tutulması gibi) veya kohortlar arasında çeşitli istatistiksel yazılım paketlerinin kullanılması, ince yanlılıklar da ortaya çıkarabilir veya sonuçların karşılaştırılabilirliğini azaltabilir. Bu metodolojik farklılıklar, deoksikolik asit glukuronidi için genetik bulguların farklı çalışmalar arasında yorumlanmasını ve sentezlenmesini zorlaştırabilir.

Genellenebilirlik ve Fenotip Heterojenitesi

Section titled “Genellenebilirlik ve Fenotip Heterojenitesi”

Genetik araştırmalarda önemli bir sınırlılık, birçok keşif ve replikasyon kohortunda Avrupa kökenli popülasyonlara ağırlıklı olarak odaklanılmasıdır.[3]Bu durum, deoksikolik asit glukuronid bulgularının diğer etnik veya ırksal gruplara genellenebilirliğini kısıtlamaktadır, zira genetik mimariler ve allel frekansları popülasyonlar arasında önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Ek olarak, kohortlar genellikle orta yaşlı ve yaşlı bireylerden oluşmaktaydı ve ilerleyen muayenelerde DNA toplanması, bir sağkalım yanlılığına yol açarak bu belirli yaş demografilerinde gözlemlenen ilişkileri potansiyel olarak çarpıtabilir.[3] Fenotiplerin farklı çalışmalarda nasıl ölçüldüğü ve ayarlandığındaki değişkenlik de bir zorluk teşkil etmektedir. Örneğin, belirli biyobelirteçlerin ortalama seviyeleri, demografik farklılıklar ve metodolojik tahlil tutarsızlıkları nedeniyle popülasyonlar arasında değişiklik göstermiştir.[5] Yaş, cinsiyet ve ilaç durumu gibi değişkenlere yönelik ayarlamaları standartlaştırmak için çaba gösterilmiş olsa da, ilaç durumunun farklı ele alınması veya soy bilgisi veren temel bileşenler gibi belirli kovaryatların dahil edilmesi gibi küçük tutarsızlıklar devam etmiştir ,.[6]Fenotip tanımı ve ölçümündeki bu tür bir heterojenite, gürültüye neden olabilir ve deoksikolik asit glukuronid için doğrudan karşılaştırmaları veya meta-analizleri daha az sağlam hale getirebilir.

Dikkate Alınmayan Faktörler ve Nedensel Karmaşıklık

Section titled “Dikkate Alınmayan Faktörler ve Nedensel Karmaşıklık”

Çalışmalar çeşitli demografik ve klinik faktörlere göre düzeltme yapmış olsa da, ölçülmemiş çevresel veya yaşam tarzı karıştırıcı faktörlerin etkisi potansiyel bir sınırlılık olmaya devam etmektedir. Beslenme, fiziksel aktivite, sigara kullanımı ve diğer ilaçlar gibi faktörler, metabolik özellikler üzerinde önemli ölçüde etki edebilir ve genetik yatkınlıklarla mevcut modeller tarafından tam olarak yakalanamayan şekillerde etkileşime girebilir. Bu ele alınmamış gen-çevre etkileşimleri, fenotip-genotip ilişkilerini değiştirebilir[3], bu da deoksikolik asit glukuronid seviyelerinin karmaşık etiyolojisinin eksik anlaşılmasına yol açar. Gözlenen ilişkilendirmelerin temelindeki kesin nedensel varyantları tanımlamak önemli bir zorluk olmaya devam etmektedir, çünkü ilişkiliSNPler, fonksiyonel varyantın kendisi olmasa da, onunla bağlantı dengesizliği içinde olabilir. Belirli SNP ilişkilendirmelerinin farklı çalışmalarda, hatta aynı gen içinde bile tekrarlanamaması, farklı SNPler bilinmeyen bir nedensel varyantla güçlü bağlantı dengesizliği içinde ise veya bir gen içinde birden fazla nedensel varyant mevcutsa meydana gelebilir.[7]Bu karmaşıklık, istatistiksel ilişkilendirmeden biyolojik mekanizmaya geçişteki devam eden bilgi boşluğunu vurgulamakta, deoksikolik asit glukuronid için genetik keşifleri doğrulamak ve iyileştirmek amacıyla çeşitli kohortlarda daha fazla fonksiyonel doğrulama ve replikasyon ihtiyacının altını çizmektedir.[1], [3]

Metabolizma ve taşınmada rol oynayan genlerdeki genetik varyantlar, konjuge bir safra asidi olan deoksikolik asit glukuronidin seviyelerini ve işlenmesini önemli ölçüde etkileyebilir. Başlıca UDP-glukuronoziltransferaz (UGT) ve Solüt Taşıyıcı Organik Anyon Taşıyıcı (SLCO) ailelerinden olmak üzere birçok gen, bu süreçlerde kritik roller oynar. Tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) gibi bu genlerdeki polimorfizmler, protein fonksiyonunu değiştirerek, glukuronidasyon veya hücresel alımın etkinliğini etkileyebilir ve böylece deoksikolik asit glukuronidin genel dağılımını etkileyebilir.[8] UGT2B gen kümesi, safra asitleri de dahil olmak üzere çeşitli endojen ve eksojen bileşikleri glukuronik asit ile konjuge etmekten sorumlu olan faz II metabolizmasındaki anahtar enzimler olan UDP-glukuronoziltransferazları kodlar. UGT2B17 ve UGT2B15 arasındaki intergenik bölgede yer alan rs13121671 gibi varyantlar ve UGT2B15 ile UGT2B10 arasında bulunan rs17368459 , bu glukuronidleyici enzimlerin ekspresyonunu veya aktivitesini etkileyebilir. Benzer şekilde, UGT2B7’deki rs28712409 , safra asitlerini ve diğer steroidleri glukuronidlediği bilinen bir enzim olan UGT2B7’nin enzimatik kapasitesini etkileyebilir. Bu UGT enzimlerinin değişen aktivitesi, deoksikolik asit glukuronidin oluşum hızında değişikliklere yol açabilir, potansiyel olarak eliminasyonunu etkileyebilir ve genel safra asidi havuzu homeostazını etkileyebilir.[1] SLCO gen ailesi, özellikle SLCO1B1 ve SLCO1B3, safra asitleri ve konjugatları da dahil olmak üzere geniş bir madde yelpazesinin, hücrelere, ağırlıklı olarak karaciğerdeki hepatositlere alımı için kritik öneme sahip organik anyon taşıyıcı polipeptitleri (OATP’ler) kodlar. SLCO1B1 içindeki rs4149056 , rs11519274 ve rs73079476 gibi varyantlar, OATP1B1’in taşıma aktivitesini etkilemesiyle iyi bilinir. Bu varyasyonlar, deoksikolik asit glukuronidin kan dolaşımından karaciğer hücrelerine daha fazla işlenmek veya atılmak üzere ne kadar verimli taşındığını etkileyebilir. Benzer şekilde, SLCO1B3 geninde yer alan rs4149118 varyantı, başka bir önemli karaciğer alım taşıyıcısı olan OATP1B3’ın işlevini etkileyebilir. Bu taşıyıcıların aktivitesindeki değişiklikler, deoksikolik asit glukuronide sistemik maruziyeti değiştirebilir, potansiyel olarak enterohepatik dolaşımını etkileyebilir ve bireyler arasındaki safra asidi profillerindeki varyasyonlara katkıda bulunabilir.[3] TMPRSS11Egeni, protein parçalanmasında rol oynayan bir enzim türü olan transmembran bir serin proteazı kodlar.TMPRSS11E’nin deoksikolik asit glukuronid metabolizmasındaki doğrudan rolüUGT veya SLCO genlerindeki kadar net tanımlanmamış olsa da, proteazlar hücresel düzenlemede, metabolik yollarda veya taşıma süreçlerinde yer alan diğer proteinlerin aktivasyonu veya degradasyonu dahil olmak üzere çeşitli roller oynayabilir. TMPRSS11E’deki rs2708696 ve rs62317882 gibi varyantlar, bu proteazın aktivitesini veya stabilitesini ince bir şekilde etkileyebilir; bu da deoksikolik asit glukuronid işlenmesinden sorumlu mekanizmayı dolaylı olarak etkileyebilir. Bu tür dolaylı etkiler, değişen sinyal yolları veya safra asidi homeostazında doğrudan rol oynayan diğer enzim veya taşıyıcıların proteolitik modifikasyonu yoluyla ortaya çıkabilir.[9]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs2708696
rs62317882
TMPRSS11Edeoxycholic acid glucuronide measurement
rs13121671 UGT2B17 - UGT2B15triglyceride measurement
metabolite measurement
phospholipids:totallipids ratio, high density lipoprotein cholesterol measurement
cholesterol:totallipids ratio, high density lipoprotein cholesterol measurement
X-25937 measurement
rs4149056
rs11519274
rs73079476
SLCO1B1bilirubin measurement
heel bone mineral density
thyroxine amount
response to statin
sex hormone-binding globulin measurement
rs28712409 UGT2B7deoxycholic acid glucuronide measurement
eicosanoids measurement
rs4149118 SLCO1B3-SLCO1B7, SLCO1B3deoxycholic acid glucuronide measurement
rs17368459 UGT2B15 - UGT2B10deoxycholic acid glucuronide measurement

Lipit ve Yağ Asidi Metabolizmasının Genetik Düzenlenmesi

Section titled “Lipit ve Yağ Asidi Metabolizmasının Genetik Düzenlenmesi”

Genetik varyasyonlar, özellikle lipitler ve yağ asitleri açısından, bir bireyin metabolik profilini şekillendirmede kritik bir rol oynar. Örneğin, HMGCR(3-hidroksi-3-metilglutaril koenzim A redüktaz) gibi genlerdeki yaygın tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), LDL-kolesterolün değişen seviyeleriyle ilişkilendirilmiş olup, vücudun kolesterol dengesini etkilemektedir.[2] Benzer şekilde, FADS1 (yağ asidi desatüraz 1) gen kümesindeki genetik varyantlar, yağ asidi desatürasyonunun verimliliğini etkileyerek serumda çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA’lar) ve fosfolipitlerin konsantrasyonlarının değişmesine yol açar.[1] Bu genetik etkiler, kalıtsal farklılıkların lipit sentezi ve modifikasyonunun karmaşık mekanizmasını nasıl hassas bir şekilde ayarlayabildiğinin altını çizmektedir.

Genetik varyantların düzenleyici etkisi, tek bir genden farklı protein izoformları üretebilen alternatif ekleme (alternative splicing) gibi moleküler mekanizmalara kadar uzanır. Örneğin, HMGCR’deki spesifik SNP’lerin, ekzon 13’ünün alternatif eklenmesini etkilediği, potansiyel olarak redüktaz enziminin yapısını veya işlevini değiştirdiği ve böylece kolesterol sentezini etkilediği gösterilmiştir.[2] Bu karmaşık genetik kontrol, FADS1 tarafından katalize edilen delta-5 desatüraz reaksiyonunun substratları ve ürünleri olan eikosatrienoyl-CoA (C20:3) ve araşidonil-CoA (C20:4) gibi spesifik yağ asitlerinin mevcudiyetini de etkiler, böylece gliserofosfolipitlerin bileşimini etkiler.[1] Bu moleküler ayarlamalar, metabolik yolların genetik mimariye olan duyarlılığını vurgulamaktadır.

Lipid Sentezinin Moleküler ve Hücresel Yolları

Section titled “Lipid Sentezinin Moleküler ve Hücresel Yolları”

Hücresel düzeyde, mevalonat yolu, kolesterol biyosentezi için merkezi bir metabolik yol oluşturur ve HMGCR bu yolun hız sınırlayıcı enzimi olarak görev yapar.[10] HMGCR’nin aktivitesi sıkı bir şekilde düzenlenir ve uygun işlevi, hücresel zar bütünlüğünü ve steroid hormon üretimini sürdürmek için hayati öneme sahiptir. Eş zamanlı olarak, delta-5 desatüraz olanFADS1 enzimi, linoleik asit gibi esansiyel yağ asidi öncüllerinden uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitlerinin sentezi için kritiktir.[1] Bu enzimatik dönüşüm, daha sonra hücre zarlarının ve lipoproteinlerin temel bileşenleri olan fosfatidilkolinler gibi kompleks lipidlere dahil edilen belirli yağ asitlerinin üretilmesi için hayati öneme sahiptir.[1] Fosfatidilkolinler (PC), fosfatidiletanolaminler (PE) ve fosfatidilinozitol (PI) dahil olmak üzere çeşitli gliserofosfolipidlerin sentezi, yağ asitlerinin mevcudiyetine ve FADS1 gibi enzimler tarafından modifikasyonuna bağlıdır.[1] FADS1 etkinliğindeki değişiklikler, örneğin, daha az çift bağa sahip fosfolipidlerin (örn., PC aa C36:3) konsantrasyonlarını artırarak ve daha fazla çift bağa sahip olanları (örn., PC aa C36:4) azaltarak bu lipid türlerinin dengesini değiştirebilir.[1]Ayrıca, fosfatidilkolin homeostazındaki değişikliklerin sfingomiyelin üretimini etkileyebilmesi, gliserofosfolipid metabolizmasında daha geniş bir bozulmayı yansıttığı için farklı lipid sınıfları arasındaki etkileşim belirgindir.[1]

Homeostatik Bozukluklar ve Sistemik Sonuçlar

Section titled “Homeostatik Bozukluklar ve Sistemik Sonuçlar”

Lipid metabolizmasındaki bozulmalar, genetik yatkınlıklardan veya çevresel faktörlerden kaynaklansın, genel fizyolojik homeostazı etkileyerek yaygın sistemik sonuçlara yol açabilir. Örneğin, değişmiş HMGCRaktivitesi, kanda anormal lipid seviyeleri ile karakterize olan dislipidemiye yol açabilir; bu da koroner arter hastalığı gibi durumlar için önemli bir risk faktörüdür.[4] Karaciğer, kolesterol sentezi ve lipid metabolizması için birincil yerleşim yeri olmasıyla bu süreçlerde merkezi bir rol oynar ve enzimatik aktivitesi sistemik lipid dengesini korumak için hayati öneme sahiptir.[11] Gliserofosfolipidler ve sfingomiyelinler dahil olmak üzere çeşitli lipid metabolitlerinin hassas dengesi, normal hücresel fonksiyon ve genel sağlık için esastır.[1] FADS1 veya HMGCR gibi anahtar enzimleri etkileyen genetik varyantlar, sadece belirli lipid türlerinin konsantrasyonlarını değil, aynı zamanda metabolik verimliliğin göstergesi olarak hizmet edebilecek oranlarını da etkileyerek değişmiş bir homeostatik duruma yol açabilir.[1] Bu sistemik etkiler, metabolik yolların birbirine bağlılığını ve hatta ince genetik varyasyonların karmaşık fizyolojik özellikler üzerindeki derin etkisini vurgulamaktadır.

[1] Gieger C, et al. “Genetics meets metabolomics: a genome-wide association study of metabolite profiles in human serum.” PLoS Genet, vol. 4, no. 11, 2008, p. e1000282. PMID: 19043545.

[2] Burkhardt, R. et al. “Common SNPs in HMGCR in micronesians and whites associated with LDL-cholesterol levels affect alternative splicing of exon13.” Arterioscler Thromb Vasc Biol, 2008.

[3] Benjamin EJ, et al. “Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study.” BMC Med Genet, vol. 8, no. Suppl 1, 2007, p. S11. PMID: 17903293.

[4] Willer, C.J. et al. “Newly identified loci that influence lipid concentrations and risk of coronary artery disease.”Nat Genet, vol. 40, 2008, pp. 18193043.

[5] Yuan, X. et al. “Population-based genome-wide association studies reveal six loci influencing plasma levels of liver enzymes.” Am J Hum Genet, vol. 83, 2008, pp. 520–528.

[6] Kathiresan, S. et al. “Common variants at 30 loci contribute to polygenic dyslipidemia.” Nat Genet, 2008.

[7] Sabatti, Chiara, et al. “Genome-Wide Association Analysis of Metabolic Traits in a Birth Cohort from a Founder Population.”Nature Genetics, vol. 41, no. 1, Jan. 2009, pp. 35–46.

[8] Doring A, Gieger C, Mehta D, Gohlke H, Prokisch H, et al. “SLC2A9 influences uric acid concentrations with pronounced sex-specific effects.” Nat Genet, vol. 40, no. 4, 2008, pp. 430-436. PMID: 18327256.

[9] Wallace C, et al. “Genome-wide association study identifies genes for biomarkers of cardiovascular disease: serum urate and dyslipidemia.” Am J Hum Genet, vol. 82, no. 1, 2008, pp. 131-138. PMID: 18179892.

[10] Goldstein, J.L. and Brown, M.S. “Regulation of the mevalonate pathway.” Nature, vol. 343, 1990, pp. 425–430.

[11] Edwards, P.A. et al. “Improved methods for the solubilization and assay of hepatic 3-hydroxy-3-methylglutaryl coenzyme A reductase.” J Lipid Res, vol. 20, 1979, pp. 40–46.