Deliryum
Delirium, mental durumda akut dalgalanmalarla karakterize edilen yaygın ve klinik olarak önemli bir sendromdur.[1] Hastane ortamlarında sıkça gözlemlenir ve genel hastane yatışlarının yaklaşık %20-30’unu ve yoğun bakım ünitelerindeki hastaların %80’ine kadarını etkiler.[1] Bu karmaşık ve çok faktörlü durum, hasta sonuçları için önemli etkilere sahiptir.[1]
Biyolojik Temel
Section titled “Biyolojik Temel”Deliryumun biyolojik temelleri karmaşıktır ve inflamatuvar, nöroendokrin ve nörodejeneratif süreçler dahil olmak üzere çeşitli mekanizmaları içerir.[1]Deliryum, açık bir beyin tutulumu olmasa bile, genellikle sistemik hastalık bağlamında ortaya çıkar ve dolaylı nedensel yolları düşündürür.[1]Son genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), deliryum riskine katkıda bulunan genetik faktörleri ortaya çıkarmaya başlamıştır. Bu çalışmalardan biri, sodyum/hidrojen değişim pompalarıSLC9A4 ve SLC9A2 ve interlökinle ilişkili IL1RL1, IL18R1 ve IL18RAP gibi çeşitli genleri kapsayan, kromozom 2 üzerinde yeni bir lokus tanımlamıştır.[1]Bu interlökin sinyal genlerinin dahil olması, bağırsak bağışıklık fonksiyonunun deliryum için bir risk faktörü olabileceğine işaret etmektedir.[1] Kalp ameliyatı sonrası komplikasyonlara odaklanan başka bir GWAS, LINC00871 (rs1886223516 ) yakınındaki bir varyant dahil olmak üzere, deliryumla ilişkili potansiyel lokusları tanımlamıştır.[2] Bu çalışmada tanımlanan diğer potansiyel lokuslar arasında PHLPP2, BBS9, RyR2, DUSP4 ve HSPA8 bulunmaktadır.[2] APOE, SLC6A3 ve GRIN3Agibi genleri deliryum ile ilişkileri açısından araştıran önceki aday gen çalışmaları, daha büyük ve daha kapsamlı genom çapında analizler tarafından tutarlı bir şekilde desteklenmemiştir.[1]
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Deliryum, hastanede kalış süresinin uzaması, mevcut tıbbi durumların kötüleşmesi ve hem hastanede yatış sırasında hem de sonrasında daha yüksek morbidite ve mortalite oranları dahil olmak üzere ciddi klinik sonuçlarla ilişkilidir.[1] Çeşitli periferik ve serebrospinal sıvı bazlı biyobelirteçler önerilmiş olmasına rağmen, henüz hiçbiri yaygın klinik kullanımda değildir.[1] Deliryumun klinik olarak tanımlanması, elektronik sağlık kayıtlarındaki tanı kodlarına dayanabilir, ancak bu yöntem geleneksel uzunlamasına kohort çalışmalarına kıyasla daha az kesinlik sunabilir.[1] Belirli klinik ortamlarda, Yoğun Bakım Ünitesi için Konfüzyon Değerlendirme Yöntemi (CAM-ICU) skoru gibi araçlar değerlendirme için kullanılır.[2]
Sosyal Önemi
Section titled “Sosyal Önemi”Hastanede yatış morbiditesi ve mortalitesi üzerindeki önemli etkisi göz önüne alındığında, deliryum önemli bir halk sağlığı sorununu temsil etmektedir.[1] Patofizyolojisine ilişkin mevcut anlayış sınırlı kalmaya devam etmekte ve bu da daha fazla araştırma için kritik bir ihtiyacın altını çizmektedir.[1]Deliryum ile ilişkili yaygın genetik varyasyonların belirlenmesi, altta yatan mekanizmalarına dair değerli bilgiler sunar ve bu da sonuç olarak iyileştirilmiş önleme, teşhis ve tedavi stratejilerine yol açabilir.[1] Biyobankaları ve kayıtları kullanan geniş ölçekli araştırmalar, yeni genetik lokusları doğrulamak ve bu önemli durumun anlaşılmasını ilerletmek için çok önemlidir.[1]
Fenotipik Tanım ve Ölçüm Hassasiyeti
Section titled “Fenotipik Tanım ve Ölçüm Hassasiyeti”Deliryum vakalarını ve kontrollerini tanımlamak için elektronik sağlık kayıtlarına (EHR’ler) güvenilmesi, geleneksel uzunlamasına kohort çalışmalarına kıyasla genellikle önemli ölçüde daha az hassasiyet sağladığından önemli bir sınırlama getirmektedir.[1]Bu kesinlik eksikliği, deliryumun farklı araştırma grupları arasında benzer ancak aynı olmayan tanı kodu tanımları kullanılarak nasıl işlevselleştirildiğindeki değişkenlik ile daha da artmaktadır; bu da vaka tespitinde heterojenliğe yol açabilmektedir. Ayrıca, çalışmanın ameliyat sonrası hastalar gibi deliryum açısından yüksek risk altında olduğu bilinen bireyler yerine, yaşa uygun kontrolleri kullanma yaklaşımı, bazı duyarlı bireyleri kontrol olarak yanlış sınıflandırarak istatistiksel gücü potansiyel olarak azaltmıştır ve spesifik, kod tabanlı olmayan deliryum değerlendirmelerini entegre eden gelecekteki çalışmaları gerektirmektedir.[1]
Genetik Çalışma Tasarımı ve İstatistiksel Kısıtlamalar
Section titled “Genetik Çalışma Tasarımı ve İstatistiksel Kısıtlamalar”Önceki araştırmalardan önemli ölçüde daha büyük bir kohortu analiz etmesine rağmen, çalışma muhtemelen genetik ilişkileri tespit etmek için yalnızca mütevazı bir istatistiksel güce sahiptir, özellikle de ince etki büyüklüklerine sahip tek lokuslar için.[1] Bu sınırlama, daha önce ilişkilendirilen aday genler olan APOE, SLC6A3 ve GRIN3A gibi genler için güçlü bir doğrulamanın olmamasında belirgindir ve bu da önceki bulguların yetersiz güçlü veya farklı kohortlara özgü olabileceğini düşündürmektedir.[1]Sonuç olarak, tanımlanan lokuslar en iyi hipotez üreten olarak kabul edilir ve diğer büyük biyobankalarda veya kayıtlarda bağımsız tekrarlama ve ardından deliryum riskindeki kesin rollerini belirlemek için in vivo veya in vitro mekanistik araştırmaların kritik önemini vurgular.[1]
Köken Özgüllüğü ve Biyolojik Karmaşıklık
Section titled “Köken Özgüllüğü ve Biyolojik Karmaşıklık”Önemli bir sınırlama, yalnızca Kuzey Avrupa kökenli bireylere odaklanılmasıdır; bu da genetik bulguların diğer çeşitli küresel popülasyonlara genellenebilirliğini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Ek olarak, delirium grubunda kontrollere kıyasla daha ileri yaş ve daha yüksek oranda erkek bulunması gibi gözlemlenen demografik farklılıklar, istatistiksel düzeltmelere rağmen genetik ilişkilerin yorumlanmasını hala etkileyebilecek potansiyel kohort yanlılıklarını ortaya koymaktadır.[1]Delirium, yaygın olarak karmaşık ve çok faktörlü bir sendrom olarak kabul edilir; genellikle sistemik hastalıklardan kaynaklanır ve karmaşık inflamatuar, nöroendokrin ve nörodejeneratif yolları içerir.[1] Bu doğal biyolojik karmaşıklık, tanımlanan genetik lokusların muhtemelen deliriuma katkıda bulunan toplam genetik ve çevresel faktörlerin yalnızca bir kısmını temsil ettiğini göstermektedir ve bu durum, bu durumdaki gen-çevre etkileşimleri ve eksik kalıtılabilirlik ile ilgili kapsamlı bilgi boşluklarını vurgulamaktadır.
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Genetik varyasyonlar, dikkat ve bilişte akut bozukluklarla karakterize multifaktöriyel bir sendrom olan deliryum gibi karmaşık durumlara bireyin yatkınlığında önemli bir rol oynar. Nörolojik ve sistemik sağlık üzerindeki etkileri araştırılan genler arasında,APOE(Apolipoprotein E), özellikle beyin içindeki lipid metabolizması ve kolesterol taşınmasındaki kritik rolü nedeniyle öne çıkmaktadır. Bu gen, polimorfik allelleri ile iyi bilinir ve ε4 alleli, genelliklers429358 varyantı ile işaretlenir ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklar için önemli bir genetik risk faktörüdür. APOE, deliryum için aday gen çalışmalarında bir odak noktası olmasına rağmen, daha büyük genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), deliryum riski ile ilişkili sağlam kanıtları tutarlı bir şekilde bulamamıştır.[1] Buna rağmen, APOE’nin nöroinflamasyon ve nöronal onarım yollarındaki rolü, beyin dayanıklılığı ve akut nörolojik disfonksiyona karşı savunmasızlık üzerinde potansiyel, ancak karmaşık bir etkiye sahip olduğunu ve bunun da deliryum patogenezine katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir.[2] Başka bir varyant olan rs889945293 , uzun kodlama yapmayan bir RNA (lncRNA) türü olan LINC01500 (Long Intergenic Non-Protein Coding RNA 01500) ile ilişkilidir. LncRNA’lar proteinleri kodlamaz, ancak kromatin yeniden şekillenmesinden transkripsiyonel ve post-transkripsiyonel kontrole kadar süreçleri etkileyerek gen ekspresyonunun önemli düzenleyicileridir. rs889945293 gibi lncRNA genlerindeki varyantlar, lncRNA’nın stabilitesini, lokalizasyonunu veya diğer moleküler ortaklarla etkileşim yeteneğini etkileyebilir, böylece gen düzenleyici ağlarını değiştirebilir. Bu tür değişiklikler, stres, inflamasyon veya nöronal sinyallemeye karşı hücresel yanıtları potansiyel olarak etkileyebilir ve bunların hepsi deliryum gelişiminde kritik faktörlerdir.[1]Spesifik lncRNA varyantlarının bu yolları nasıl modüle ettiğini anlamak, sistemik hastalık ve inflamasyon bağlamında ortaya çıkan deliryum gibi durumların altında yatan karmaşık genetik mimariye dair içgörüler sunan, gelişmekte olan bir araştırma alanıdır.[2] APOE gibi genler ile LINC01500gibi düzenleyici elementler arasındaki karmaşık etkileşim, deliryumun karmaşık genetik temellerini vurgulamaktadır. Deliryum, inflamatuvar, nöroendokrin ve nörodejeneratif süreçler dahil olmak üzere katkıda bulunan mekanizmalara sahip karmaşık ve multifaktöriyel bir sendrom olarak kabul edilmektedir.[1] Bu temel biyolojik yolları etkileyen genetik varyantlar, bireyleri artan savunmasızlığa yatkın hale getirebilir. Örneğin, lipid metabolizmasındaki veya gen düzenlemesindeki bozukluklar, beynin akut fizyolojik stres faktörleriyle başa çıkma yeteneğini bozabilir ve bu da deliryumun klinik belirtilerine yol açabilir.[2]Kalıtsal varyasyonların deliryum riskini etkilediği kesin mekanizmaları çözmek ve hedefe yönelik önleyici veya tedavi stratejileri geliştirmek için bu ve diğer genetik faktörler üzerine daha fazla araştırma yapılması esastır.
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs429358 | APOE | cerebral amyloid deposition measurement Lewy body dementia, Lewy body dementia measurement high density lipoprotein cholesterol measurement platelet count neuroimaging measurement |
| rs889945293 | LINC01500 | delirium |
Temel Tanım ve Klinik Önemi
Section titled “Temel Tanım ve Klinik Önemi”Deliryum, öncelikle mental durumda akut dalgalanmalarla karakterize edilen yaygın ve önemli bir klinik sendromdur.[1] Sağlık hizmetlerinde önemli bir sorundur ve genel hastane yatışlarında %20-30’dan yoğun bakım yatışlarında %80’e kadar varan oranlarda bildirilmektedir.[3] Bu karmaşık ve çok faktörlü sendrom, inflamatuvar, nöroendokrin ve nörodejeneratif süreçler dahil olmak üzere çeşitli altta yatan mekanizmalarla ilişkilidir.[4]Deliryumun varlığı, hastanede kalış süresinin uzaması, diğer mevcut bozuklukların alevlenmesi ve hem hastane içi hem de hastane sonrası morbidite ve mortalite oranlarının daha yüksek olması gibi olumsuz hasta sonuçlarıyla bağlantılıdır.[5]
Tanı Kriterleri ve Sınıflandırma Sistemleri
Section titled “Tanı Kriterleri ve Sınıflandırma Sistemleri”Deliryum tanısı, klinik uygulama ve araştırma ortamları arasında farklılık gösteren belirli kriterlere ve değerlendirme yöntemlerine dayanır. Klinik olarak, Yoğun Bakım Ünitesi için Konfüzyon Değerlendirme Yöntemi (CAM-ICU) skoru gibi araçlar, özellikle kritik bakım ortamlarında sistematik değerlendirme için yaygın olarak kullanılmaktadır.[2]Araştırma için, operasyonel tanımlar genellikle Uluslararası Hastalık Sınıflandırması, Dokuzuncu Revizyon (ICD9) tanı kodları gibi idari verileri kullanır; bu kodlar, madde kaynaklı deliryum için dışlamalarla birlikte (örneğin, ICD9 291.0, 291.3, 292.81), sıklıkla 290.11, 290.3, 290.41, 293.0, 293.1, 293.9 veya 780.09 gibi belirli kodları içerir.[1]Elektronik sağlık kayıtları büyük ölçekli çalışmalar için değerli veriler sağlarken, bu yaklaşım geleneksel uzunlamasına kohort çalışmalarından daha az tanısal kesinlik sunabilir ve farklı araştırma grupları, deliryum için benzer, ancak her zaman aynı olmayan, kod tanımlarını benimsemiştir.[1]
Ölçüm Yaklaşımları ve Biyobelirteçler
Section titled “Ölçüm Yaklaşımları ve Biyobelirteçler”Yerleşik klinik tanı kriterleri ve kod tabanlı tanımların ötesinde, araştırmalar deliryum için daha gelişmiş ölçüm yaklaşımlarını keşfetmeye devam etmektedir. Deliryum patogenezinin çeşitli hipotezlerine dayanarak çok sayıda periferik ve beyin omurilik sıvısı bazlı biyobelirteç önerilmiş olmasına rağmen, hiçbiri yaygın klinik kabul görmemiştir.[6]Gelecekteki araştırmalar, tanısal fenotiplemenin doğruluğunu ve sağlamlığını artırmayı amaçlayan, kod dışı veri öğelerinden yararlanan deliryum için spesifik değerlendirmeleri entegre etmeye teşvik edilmektedir.[7] Bu tür çabalar, deliryumun patofizyolojisinin kapsamlı bir şekilde anlaşılması ve tanısal ve terapötik stratejilerin geliştirilmesi için çok önemlidir.
Temel Klinik Özellikler ve Sunum Şekilleri
Section titled “Temel Klinik Özellikler ve Sunum Şekilleri”Deliryum, öncelikle mental durumda akut dalgalanmalarla karakterize karmaşık ve çok faktörlü bir klinik sendromdur.[1]Bu, tipik olarak saatler ila günler içinde gelişen ve gün boyunca şiddeti değişen dikkat, farkındalık ve bilişteki bozuklukları içerir. Deliryum sıklıkla sistemik hastalık bağlamında ortaya çıkar ve açık beyin tutulumu olmaksızın ortaya çıkabileceği için bir nedensel dolaylılık düzeyini ima eder.[1] Spesifik klinik fenotipler değişebilse de, temel özellik başlangıçtaki mental işlevden bir değişiklik olarak kalır.
Tanısal Değerlendirme ve Ölçüm
Section titled “Tanısal Değerlendirme ve Ölçüm”Deliryum tanısı, klinik gözlemden standart tanı araçlarına kadar çeşitli değerlendirme yöntemlerine dayanır. Yoğun bakım ortamlarında, Yoğun Bakım Ünitesi için Konfüzyon Değerlendirme Yöntemi (CAM-ICU), sistematik değerlendirme için kullanılan yaygın bir araçtır.[2]Geniş ölçekli çalışmalar ve popülasyon düzeyindeki analizler için, deliryum genellikle elektronik sağlık kayıtlarından alınan tanı kodları kullanılarak operasyonel hale getirilir; örneğin, belirli ICD9 kodları (örn., 290.11, 293.0 veya 780.09).[1] Bununla birlikte, fenotipleme için elektronik sağlık kayıtlarına güvenmek, geleneksel uzunlamasına kohort çalışmalarına göre daha az kesinlik sunabilir ve farklı araştırma grupları benzer ancak aynı olmayan kod tanımları kullanabilir, bu da bildirilen oranlardaki heterojenliğe katkıda bulunur.[1] Yaygın klinik kullanımda olan hiçbir biyobelirteç olmamasına rağmen, araştırmalar çok çeşitli periferik ve beyin omurilik sıvısı bazlı biyobelirteçler tanımlamıştır ve genetik çalışmalar IL1RL1, IL18R1 ve IL18RAP gibi genlerin önemine işaret ederek, bağırsak bağışıklık fonksiyonunun bir risk faktörü olarak potansiyel bir rolü olduğunu düşündürmektedir.[1]
Demografik Değişkenlik ve Prognostik Göstergeler
Section titled “Demografik Değişkenlik ve Prognostik Göstergeler”Deliryum, farklı demografik gruplar arasında sunumu ve yaygınlığı açısından önemli değişkenlik gösterir. Çalışmalar, deliryum teşhisi konan bireylerin, kontrol popülasyonlarına kıyasla ortalama olarak daha yaşlı ve daha sık erkek olduğunu göstermiştir.[1]Deliryumun tanısal önemi büyüktür, çünkü ortaya çıkışı, artan hastanede kalış süresi, eşlik eden bozuklukların alevlenmesi ve hem hastane içi hem de hastane sonrası morbidite ve mortalite oranlarının daha yüksek olması dahil olmak üzere olumsuz klinik sonuçlarla güçlü bir şekilde ilişkilidir.[1] Bu nedenle, kesin fenotipleme konusundaki zorluklara rağmen, deliryumun erken ve doğru bir şekilde belirlenmesi, hasta sonuçları için önemli bir prognostik gösterge olarak hizmet eder.
Deliryumun Nedenleri
Section titled “Deliryumun Nedenleri”Deliryum, mental durumda dalgalanmalarla karakterize, karmaşık ve çok faktörlü bir klinik sendromdur. Gelişimi, genetik yatkınlıkların, altta yatan fizyolojik mekanizmaların ve çeşitli klinik risk faktörlerinin bir kombinasyonundan etkilenir.
Genetik Temeller
Section titled “Genetik Temeller”Genetik faktörler, bir bireyin deliryuma yatkınlığında önemli bir rol oynar. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), bu durum için artmış bir riskle bağlantılı belirli genetik lokusları tanımlamıştır. Kuzey Avrupa kökenli bireylerde 2. kromozom üzerinde bulunan önemli bir lokus, sodyum/hidrojen değişim pompaları olanSLC9A4 ve SLC9A2 ile birlikte interlökinle ilgili genler IL1RL1, IL18R1 ve IL18RAP’yi içeren çeşitli genleri kapsar.[1]Bu gen kümesi, bağırsak bağışıklık fonksiyonu ile bir bireyin deliryum geliştirme duyarlılığı arasında potansiyel bir bağlantı olduğunu düşündürmektedir.[1]Daha ileri genetik araştırmalar ayrıca, kalp ameliyatını takiben deliryum riski ile ilişkili olanrs13008718 ve LINC00871 geni içindeki bir varyant (rs1886223516 ) gibi diğer potansiyel lokusları da tanımlamıştır.[2] Daha önceki, daha küçük aday gen çalışmaları APOE, SLC6A3 (dopamin taşıyıcısı) ve GRIN3A(glutamat reseptörü) gibi genlerle ilişkiler olduğunu öne sürmüş olsa da, daha kapsamlı araştırmalar bu spesifik bağlantılar için tutarlı bir şekilde güçlü kanıtlar sunmamıştır.[1]
Enflamatuvar ve Sistemik Mekanizmalar
Section titled “Enflamatuvar ve Sistemik Mekanizmalar”Deliryumun patofizyolojisi, doğrudan genetik varyantların ötesine geçerek bir dizi biyolojik süreci kapsar ve enflamatuvar mekanizmalar özellikle belirgindir. İnterlökin ile ilişkili genlerin, örneğin IL1RL1, IL18R1 ve IL18RAP’nin dahil olması, bağışıklık yanıtının deliryum patogenezindeki kritik rolünün altını çizmektedir; örneğin, çalışmalarIL1RL1null farelerin polimikrobiyal sepse karşı artan duyarlılık ve proenflamatuvar sitokin üretme kapasitesinde azalma gösterdiğini belirtmektedir.[1]Bu kanıt, sistemik inflamasyon ile deliryumda gözlemlenen nörolojik disfonksiyon arasında daha geniş bir bağlantıya işaret etmekte, hatta deliryumun belirgin bir beyin tutulumu olmaksızın sistemik hastalık bağlamında ortaya çıktığında nedensel bir dolaylılık düzeyini ima etmektedir.[1] Enflamasyonun ötesinde, deliryuma katkıda bulunan diğer ilişkili mekanizmalar arasında nöroendokrin disregülasyon ve kaba anatomik veya nörodejeneratif değişiklikler bulunmaktadır.[1]
Klinik ve Demografik Risk Faktörleri
Section titled “Klinik ve Demografik Risk Faktörleri”Deliryum riski, çeşitli klinik ve demografik faktörler tarafından önemli ölçüde modüle edilir ve bu faktörler genellikle bireyin altta yatan genetik yatkınlıkları ile etkileşime girer. Yaş, birincil belirleyicidir; yaşlı bireylerde deliryum insidansı belirgin şekilde daha yüksektir; araştırmalar, deliryumu olan bireylerin ortalama olarak kontrol gruplarından daha yaşlı olduğunu göstermiştir.[1] Cinsiyet de riski etkiliyor gibi görünmektedir, çünkü erkeklerin bu durumu geliştirmeye daha yatkın olduğu gözlemlenmiştir.[1]Ayrıca, komorbiditeler ve tıbbi müdahaleler kritik katkıda bulunan faktörlerdir. Bunlar arasında diabetes mellitus gibi önceden var olan durumlar, bir hastanın geçirdiği ameliyatın türü (örn., kalp ameliyatı) ve başlangıç kreatinin seviyeleri bulunur.[2] Deliryuma özgü ilaçların kullanımı, kolesterol düşürücü ilaçlar, yeniden torakotomi öyküsü veya sigara kullanımı gibi faktörler için klinik çalışmalarda yapılan ayarlamalar, bu unsurların deliryumun klinik belirtisinde önemli değiştirici faktörler olarak da işlev gördüğünü göstermektedir.[2]
Biyolojik Arka Plan
Section titled “Biyolojik Arka Plan”Deliryum, belirgin bir beyin tutulumu olmaksızın, genellikle akut hastalık bağlamında ortaya çıkan, mental durumda önemli dalgalanmalarla karakterize, yaygın ve ciddi bir klinik sendromdur.[8]Bu karmaşık ve çok faktörlü durum, artan hastanede kalış süreleri ve daha yüksek morbidite ve mortalite oranları dahil olmak üzere önemli olumsuz sonuçlarla ilişkilidir.[5] Altta yatan biyolojik mekanizmaları anlamak çok önemlidir, özellikle hastane ortamlarında yüksek görülme sıklığı göz önüne alındığında; genel yatışların %20-30’unu ve yoğun bakım hastalarının %80’ine kadarını etkilemektedir.[3]
Nörolojik ve Sistemik Düzensizlik
Section titled “Nörolojik ve Sistemik Düzensizlik”Deliryum, çok çeşitli sistemik stres faktörleri tarafından tetiklenebilen ve genel fizyolojik homeostazi ile karmaşık bağlantısını vurgulayan, beyin fonksiyonunun derin bir bozulmasını temsil eder. Deliryuma katkıda bulunan patofizyolojik süreçler, nöroendokrin düzensizliğin doğrudan ve dolaylı etkilerini içerir; bu da nörotransmitter dengesini ve nöronal uyarılabilirliği değiştirebilir.[8] Ayrıca, altta yatan nörodejeneratif süreçler veya beyindeki kaba anatomik değişiklikler, bir bireyin deliryuma karşı savunmasızlığını artırabilir ve önceden var olan nörolojik durumlar ile akut sistemik hasarlar arasındaki etkileşimi vurgular.[8] Deliryumun hastaların sonuçları üzerindeki yaygın etkisi, uzayan hastanede kalış süresinden artan mortaliteye kadar, bilişsel bozukluğun ötesinde sistemik sonuçlarını vurgulamaktadır.
Enflamatuvar ve Bağışıklık Sistemi Yolları
Section titled “Enflamatuvar ve Bağışıklık Sistemi Yolları”Deliryum patogenezinin kritik bir yönü, doğrudan beyin enfeksiyonu olmasa bile, enflamatuvar ve bağışıklık sistemi yollarının aktivasyonunu içerir. Sistemik hastalıklar, aktifleşmiş bağışıklık hücrelerinin kan-beyin bariyerini geçerek nöronal fonksiyonu etkileyen ve nöroenflamasyona katkıda bulunan çeşitli enflamatuvar medyatörleri salgıladığı bir periferik enflamatuvar yanıta yol açabilir.[8] İnterlökinler gibi önemli biyomoleküller bu süreçte merkezi bir rol oynar; örneğin, IL1RL1, IL18R1 ve IL18RAPgibi interlökinle ilişkili genlerdeki genetik varyantlar deliryum riski ile ilişkilendirilmiştir.[1] Özellikle IL1RL1 (interlökin 1 reseptör benzeri 1), bağışıklık yanıtı için çok önemlidir; null fareler polimikrobiyal sepsise karşı artan duyarlılık ve proenflamatuvar sitokinlerin bozulmuş üretimi sergiler.[9] Bu durum, bu bağışıklık sinyal yollarındaki düzensizliğin bireyleri deliryuma yatkın hale getirebileceğini düşündürmektedir.
Hücresel ve Metabolik Bozukluklar
Section titled “Hücresel ve Metabolik Bozukluklar”Hücresel düzeyde, delirium, genellikle kardiyak cerrahi gibi olaylar sırasında meydana gelebilen iskemi-reperfüzyon hasarı gibi durumlar tarafından başlatılan önemli metabolik ve fonksiyonel bozukluklarla ilişkilidir.[2] Bu süreç, mikrovasküler disfonksiyona ve endotel hücrelerinin aktivasyonuna yol açar; bu da aynı anda nitrik oksit kullanılabilirliğini azaltırken aşırı miktarda reaktif oksijen türü (ROS) üretir.[2]Ortaya çıkan oksidatif stres ve mitokondriyal disfonksiyon, hücresel fonksiyonları bozarak enerji üretimini engeller ve nöron hasarına yol açar. Ek olarak, delirium riskiyle ilişkili bir lokus içinde bulunan sodyum/hidrojen değişim pompalarını kodlayanSLC9A4 ve SLC9A2 genleri, hücresel iyon homeostazı ve pH düzenlemesinin de bu sendromun patofizyolojisinde yer alan kritik moleküler yollar olabileceğini düşündürmektedir.[1]
Deliryum Riskinin Genetik Mimarisi
Section titled “Deliryum Riskinin Genetik Mimarisi”Genetik mekanizmalar, bir bireyin deliryuma yatkınlığında önemli bir rol oynar ve genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), artan riskle bağlantılı belirli lokusları tanımlamıştır. Kromozom 2 üzerinde tanımlanan önemli bir lokus, yukarıda bahsedilen interlökin ile ilgili genler (IL1RL1, IL18R1 ve IL18RAP) ile birlikte sodyum/hidrojen değişim pompalarıSLC9A4 ve SLC9A2 dahil olmak üzere çeşitli genleri kapsar.[1]Bu bulgular, inflamatuar yanıtları ve hücresel iyon taşınımını yöneten genlerdeki varyasyonların deliryum duyarlılığına katkıda bulunduğunu göstermektedir.RN7SK ve LINC00871yakınındaki lokuslar gibi diğer genetik lokuslar da deliryum riski ile ilişkilendirilmiştir.[2] Önceki aday gen çalışmaları APOE, SLC6A3 (dopamin taşıyıcısı) ve GRIN3A(glutamat reseptörü) gibi genlerle ilişkileri araştırırken, daha büyük ölçekli araştırmalar bu bulguları tutarlı bir şekilde tekrarlamamıştır.[10] Bu durum, deliryumun karmaşık genetik mimarisini vurgulamaktadır.
Nöroinflamasyon ve Bağışıklık Yanıtı Yolları
Section titled “Nöroinflamasyon ve Bağışıklık Yanıtı Yolları”Deliryum patogenezi sıklıkla nöroinflamatuvar ve bağışıklık yanıtı yollarının düzensizliğini içerir. Bir genom çapında ilişkilendirme çalışması, özellikleIL1RL1, IL18R1 ve IL18RAPolmak üzere çeşitli interlökinle ilişkili genleri içeren yeni bir lokusu, deliryum için risk faktörleri olarak tanımlamıştır.[1] Bu genler, sitokinler tarafından reseptör aktivasyonunun, bağışıklık yanıtlarını düzenleyen hücre içi sinyal kaskadlarını tetiklediği interlökin sinyalleşmesinin kritik bileşenleridir. Genel bağışıklık yanıtı, deliryumda sıklıkla yer alan bir mekanizma olarak kabul edilir ve sendromun gelişimine önemli katkısını gösterir.
Bu yolların fonksiyonel önemi, sistemik bağışıklık fonksiyonuna kadar uzanır ve tanımlanan lokus, bağırsak bağışıklık fonksiyonunu deliryum için potansiyel bir risk faktörü olarak işaret etmektedir.[1] Bu, muhtemelen bağırsaktan kaynaklanan periferik bağışıklık aktivasyonunun, karmaşık yol etkileşimi yoluyla merkezi sinir sistemi işlev bozukluğuna katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir. Gen regülasyonu ve protein modifikasyonu dahil olmak üzere bu inflamatuvar yolların düzenleyici mekanizmalarını anlamak, deliryumda hastalığa özgü mekanizmaları ve potansiyel terapötik hedefleri belirlemek için çok önemlidir.
İyon Taşınımı ve Hücresel Homeostaz
Section titled “İyon Taşınımı ve Hücresel Homeostaz”Hücresel iyon homeostazı ve metabolik düzenleme, nöronal fonksiyon için kritiktir ve bunların bozulması deliryum patofizyolojisine katkıda bulunabilir. Deliryum riskiyle ilişkili genomik lokus, sodyum/hidrojen değişim pompalarını kodlayanSLC9A4 ve SLC9A2 genlerini de içerir.[1] Bu proteinler, hücre içi pH dengesini korumak ve hücre zarlarındaki iyon akışını düzenlemek için gereklidir; bu da hücresel enerji metabolizmasının ve membran potansiyelinin temel unsurlarıdır. Bu pompaların düzgün çalışması, nöronlar içinde enzimatik aktivite ve sinyal iletimi için optimal ortamı sağlar.
Bu iyon taşıma mekanizmalarının düzenlenmesindeki bozukluklar, değişmiş hücresel uyarılabilirliğe, bozulmuş nörotransmitter salınımına ve tehlikeye atılmış enerji üretimine yol açabilir ve bunlar toplu olarak genel sinir ağı kararlılığını etkiler. Bu tür rahatsızlıklar, iyon gradyanlarında veya pH’da meydana gelen küçük değişikliklerin nöronal sinyali ciddi şekilde bozabileceği ve deliryumun karakteristik özelliği olan akut beyin disfonksiyonuna katkıda bulunabileceği, hastalıkla ilgili doğrudan bir mekanizmayı temsil eder. Bu yolların karmaşık kontrolü, normal beyin fonksiyonu için gerekli olan metabolik akıyı sürdürmek için esastır ve hücresel süreçlerin sistem düzeyinde entegrasyonundaki rollerini vurgular.
Nöral Sinyalleşme ve Nörotransmitter Sistemleri
Section titled “Nöral Sinyalleşme ve Nörotransmitter Sistemleri”Temel nöral sinyalleşme ve nörotransmitter sistemlerindeki düzensizliklerin deliryuma katkıda bulunduğu hipotezi öne sürülmüştür. Önceki aday gen çalışmaları, dopaminerjik sinyalleşmenin rolünü araştırmış ve dopamin taşıyıcısı SLC6A3 ve D2 dopamin reseptörü DRD2 gibi genlere odaklanmıştır. Bu yollar, dopamin tarafından reseptör aktivasyonunu içerir ve nöronal uyarılabilirliği ve sinaptik plastisiteyi modüle eden hücre içi sinyal kaskadlarını tetikler; bu da dikkat ve biliş için çok önemlidir.
Benzer şekilde, glutamaterjik nörotransmisyonun bilişsel işlevlerdeki önemini yansıtan glutamat reseptörüGRIN3A’nın potansiyel rolü araştırılmıştır. Bununla birlikte, geniş bir genom çapında ilişkilendirme çalışması, önceden tanımlanmış aday genlerin herhangi biri için güçlü bir ilişki kanıtı tespit etmedi ve bunların birincil genetik risk faktörleri olarak doğrudan katılımının önceden düşünülenden daha az önemli olabileceğini düşündürmektedir.[1] Buna rağmen, bu nörotransmitter sistemleri, stres altında karmaşık geri bildirim döngüleri veya ince yol etkileşimleri yoluyla potansiyel olarak deliryumda görülen akut bilişsel işlev bozukluğunu anlamanın merkezinde yer almaya devam etmektedir.
Sistem Düzeyinde Düzensizlik ve Genetik Risk Faktörleri
Section titled “Sistem Düzeyinde Düzensizlik ve Genetik Risk Faktörleri”Deliryum, tek bir yolak kusurundan ziyade, çeşitli fizyolojik düzensizliklerin sistem düzeyinde entegrasyonundan kaynaklanan karmaşık, multifaktöriyel bir sendromdur. Bu karmaşıklık, inflamatuvar, nöroendokrin ve sinir sistemleri arasında önemli yolak etkileşimleri ve ağ etkileşimleri olduğunu ima eder; bu düzensiz ağların ortaya çıkan özellikleri klinik sendrom olarak kendini gösterir. İnterlökin sinyallemesinde rol oynayan genleri (IL1RL1, IL18R1, IL18RAP) ve iyon taşınmasını (SLC9A4, SLC9A2) içeren yeni bir genetik lokusun tanımlanması, deliryuma yatkınlığın kısmen, çok sayıda birbirine bağlı biyolojik süreci etkileyen genetik yatkınlık tarafından sağlandığını vurgulamaktadır.[1] APOE gibi diğer genetik risk faktörleri de araştırılmıştır, ancak yakın zamanda yapılan bir genom çapında ilişkilendirme çalışması da dahil olmak üzere büyük ölçekli araştırmalar, bunun deliryumla olan güçlü ilişkisini tutarlı bir şekilde desteklememiştir.[1] Ayrıca, LINC00871 yakınındaki varyantlar (rs13008718 , rs1886223516 ) gibi, diğer çalışmalarda deliryumla ilişkili ek potansiyel lokuslar tanımlanmıştır.[2] Bu genetik bulgular, deliryumun genellikle sistem düzeyinde entegre edildiğinde, kompanzasyon mekanizmalarının üstesinden gelen ve gözlemlenen derin bilişsel ve davranışsal değişikliklere yol açan çok sayıda ince yolak düzensizliğini içerdiğinin altını çizmektedir.
Genetik Bilgilere ve Kişisel Özerkliğe Yön Verme
Section titled “Genetik Bilgilere ve Kişisel Özerkliğe Yön Verme”IL1RL1, IL18R1 ve IL18RAPgibi interlökinle ilişkili genleri içerenler gibi, deliryum riskiyle ilişkili genetik lokusların tanımlanması.[1], genetik testlerle ilgili önemli etik tartışmaları beraberinde getirmektedir. Bu tür keşifler, hastalık mekanizmalarını anlama konusunda umut vadetmekle birlikte, deliryum gibi karmaşık ve multifaktöriyel bir durum için yaygın genetik taramanın etiği hakkında da soruları gündeme getirmektedir. Bireyler, test yaptırıp yaptırmama, gizlilikleri üzerindeki etkileri ve sigorta veya istihdam gibi alanlarda genetik ayrımcılık potansiyeli ile ilgili zor seçimlerle karşı karşıya kalabilirler. Bu durum, bu tür bilgilerin faydalarını, risklerini ve sınırlamalarını açıkça özetleyen sağlam bilgilendirilmiş onam süreçlerini gerektirmektedir. Kurumsal inceleme kurulları tarafından onaylanmış olmasına rağmen, biyobankalardan elde edilen anonimleştirilmiş verilerin kullanılması.[1] hala tetikte olunması gereken veri koruma ihtiyacının ve genetik bilginin ikincil kullanımını yöneten açık politikaların önemini vurgulamaktadır.
Genetik yatkınlıkları belirleme potansiyeli, özellikle deliryum için güçlü bir ailesel bağlantı kurulması durumunda üreme seçimlerini de etkilemektedir; bu, mevcut araştırmalar tarafından doğrudan desteklenmemektedir, ancak genetik bulgularda genel bir endişedir. Aileler, genetik risk faktörlerine dayalı olarak aile planlaması hakkında karmaşık kararlarla boğuşabilirler, bu faktörler yaşamın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıksa veya çok sayıda çevresel faktörden etkilenmiş olsa bile. Bireylerin ve ailelerin bu kişisel ve genellikle hassas konulara yön vermelerine yardımcı olmak, genetik risk bilgileriyle ilişkili gereksiz kaygıyı veya damgalanmayı önlemek için genetik danışmanlık ve destek hizmetlerine eşit erişimin sağlanması çok önemlidir. Mevcut araştırma, bu bulguların klinik uygulamada dikkatli olunması gerektiğini belirterek “hipotezleri doğrulamaktan ziyade önermeye yönelik” olduğunu vurgulamaktadır.[1]
Sosyal Eşitsizliklerin ve Damgalanmanın Ele Alınması
Section titled “Sosyal Eşitsizliklerin ve Damgalanmanın Ele Alınması”Deliryum, artan hastanede kalış süreleri ve daha yüksek morbidite ve mortalite ile ilişkili yaygın ve ciddi bir klinik sendromdur.[1] Ancak genetik temelleri hala ağırlıklı olarak Kuzey Avrupa kökenli popülasyonlarda araştırılmaktadır.[1]Genetik çalışmalardaki bu dar demografik odaklanma, bulguların farklı popülasyonlara genellenebilirliğini sınırlayarak mevcut sağlık eşitsizliklerini daha da kötüleştirebilir ve potansiyel olarak gelecekteki tanı araçlarında veya önleyici stratejilerde eşitsizliklere yol açabilir. Dahası, zaten karmaşık ve genellikle yanlış anlaşılan bir durum olan deliryum için genetik bir etiket, ne yazık ki sosyal damgalanmaya katkıda bulunabilir ve bireylerin sağlık hizmetlerinde ve daha geniş toplumda nasıl algılandığını ve tedavi edildiğini etkileyebilir.
Etkili müdahaleler ve bakıma eşit erişim, özellikle halihazırda sağlık hizmetlerine erişimde engellerle karşılaşabilen savunmasız popülasyonlar için çok önemlidir. Sosyoekonomik faktörler, hem deliryum geliştirme riskini hem de alınan bakımın kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir ve bu da genetik bilgilerin bu mevcut eşitsizliklerle nasıl etkileşime girebileceğini dikkate almayı zorunlu kılar. Hastalık, genetik bilgi ve sağlık hizmetlerine ilişkin algılar büyük ölçüde farklılık gösterdiğinden, kültürel hususlar da hayati bir rol oynamakta ve eğitim, danışmanlık ve politika geliştirmede kültürel açıdan hassas yaklaşımlar gerektirmektedir.
Politika, Düzenleme ve Araştırma Dürüstlüğü
Section titled “Politika, Düzenleme ve Araştırma Dürüstlüğü”Genom çapında ilişkilendirme çalışmalarının ilerlemesi, etik davranış ve veri güvenliğini sağlamak için sağlam politika ve düzenleyici çerçevelere büyük ölçüde dayanmaktadır. Deliryum lokuslarını tanımlayan çalışmalarda görüldüğü gibi, genetik araştırma için büyük biyo-bankaların ve elektronik sağlık kayıtlarının kullanılması, sıkı veri koruma önlemleri ve veri paylaşımı ve kullanımı için açık yönergeler gerektirmektedir.[1] Kurumsal İnceleme Kurulları, çalışma protokollerini onaylamada ve katılımcı haklarını korumada kritik bir rol oynamakta, kimliği gizlenmiş verilerin sorumlu bir şekilde ve yerleşik etik ilkelere uygun olarak ele alınmasını sağlamaktadır.
Araştırmalar genetik ilişkileri tanımlamaya devam ettikçe, deliryum gibi durumlar için genetik test ve risk değerlendirmesi için klinik kılavuzların geliştirilmesi giderek daha önemli hale gelecektir. Bu kılavuzlar, “hipotezleri doğrulamaktan ziyade öneren”[1] gibi ön bulguların erken klinik uygulamasından kaçınmak için dikkatlice hazırlanmalıdır. Ayrıca, araştırma etiği, çalışma popülasyonlarında daha fazla çeşitlilik ihtiyacı ve fenotipleme için elektronik sağlık kayıtlarını kullanmayla ilişkili kesinlik sorunları gibi sınırlamaların şeffaf bir şekilde raporlanması da dahil olmak üzere ortaya çıkan zorlukları ele almak için sürekli olarak gelişmelidir.[1]
Deliryum Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Deliryum Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak deliryumun en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Bazı insanlar hastanede neden bu kadar kafası karışık oluyor?
Section titled “1. Bazı insanlar hastanede neden bu kadar kafası karışık oluyor?”Hastanede konfüzyon veya delirium, özellikle yoğun bakımda oldukça yaygındır. Beyniniz doğrudan etkilenmese bile, genellikle ciddi hastalıklar tarafından tetiklenen karmaşık bir durumdur. Enflamasyon ve vücudunuzun hormon ve sinir sistemlerindeki değişiklikler de dahil olmak üzere birçok faktör katkıda bulunur ve genetik de en savunmasız olanın kim olduğunda rol oynar.
2. Büyükannem/büyükbabam ameliyat sonrası kafası karıştıysa, benim riskim daha mı yüksek?
Section titled “2. Büyükannem/büyükbabam ameliyat sonrası kafası karıştıysa, benim riskim daha mı yüksek?”Riskinde genetik bir bileşen olabilir. Çalışmalar, kardiyak cerrahi gibi işlemlerden sonra deliryum geliştirme olasılığı daha yüksek olanLINC00871, PHLPP2 ve RyR2gibi belirli genleri tanımlamaya başlamıştır. Bu nedenle, ailede deliryum öyküsü olması, yatkınlığınız olabileceğini düşündürebilir.
3. Beynim sadece yaşlandığım için daha mı fazla kafa karışıklığına yatkın hale gelir?
Section titled “3. Beynim sadece yaşlandığım için daha mı fazla kafa karışıklığına yatkın hale gelir?”Evet, maalesef, ileri yaş deliryum için önemli bir risk faktörüdür. Araştırmalar sürekli olarak yaşlı bireylerin bu akut mental durum değişikliklerine daha yatkın olduğunu göstermektedir. Bu kısmen, hastalıklarda beyni daha savunmasız hale getirebilen nöroendokrin ve nörodejeneratif yollardaki yaşa bağlı değişikliklerden kaynaklanmaktadır.
4. Gerçekten hasta olmak, kafa travması olmasa bile, kafamın karışmasına neden olabilir mi?
Section titled “4. Gerçekten hasta olmak, kafa travması olmasa bile, kafamın karışmasına neden olabilir mi?”Kesinlikle. Deliryum, beyninizde doğrudan bir sorun olmasa bile, tüm vücudunuzu etkileyen sistemik hastalıklardan sıklıkla kaynaklanır. Bu, yaygın inflamasyon veya vücudunuzun stres hormonlarındaki değişiklikler gibi dolaylı yolların beyin fonksiyonunu önemli ölçüde etkileyebileceğini ve kafa karışıklığına yol açabileceğini göstermektedir.
5. Bağırsak sağlığım hastayken düşüncelerimin ne kadar net olduğunu etkileyebilir mi?
Section titled “5. Bağırsak sağlığım hastayken düşüncelerimin ne kadar net olduğunu etkileyebilir mi?”Bu büyüleyici bir araştırma alanı! Son genetik çalışmalar, bağışıklık yanıtları için çok önemli olan IL1RL1 ve IL18R1gibi interlökin sinyallemesiyle ilgili genleri tanımlamıştır. Bu genlerin katılımı, bağırsak bağışıklık fonksiyonunuzun gerçekten de deliryum gelişimi için potansiyel bir risk faktörü olabileceğini düşündürmektedir.
6. Hastane kaynaklı kafa karışıklığından beynimi korumak için yapabileceğim bir şey var mı?
Section titled “6. Hastane kaynaklı kafa karışıklığından beynimi korumak için yapabileceğim bir şey var mı?”Genetik yatkınlıklar mevcut olsa da, bunları anlamak gelecekte daha iyi önleme stratejilerine yol açabilir. Şimdilik, genel sağlığınızı iyi durumda tutmak, mevcut tıbbi durumları yönetmek ve özellikle hastaneye yatış veya ameliyat öncesinde riskleriniz hakkında doktorlarınızla açık tartışmalar yapmak önemli adımlardır.
7. Ailemin geçmişi kafamın karışma olasılığını artırır mı, azaltır mı?
Section titled “7. Ailemin geçmişi kafamın karışma olasılığını artırır mı, azaltır mı?”Evet, atalarınız genetik riskinizi etkileyebilir. Deliryum için mevcut genetik bulguların çoğu, Kuzey Avrupa kökenli bireylerin çalışmaları temel alınarak yapılmıştır. Bu, farklı küresel popülasyonların henüz tam olarak anlaşılmayan veya tanımlanmayan benzersiz genetik risk faktörlerine sahip olabileceği anlamına gelir.
8. Bu kafa karışıklığı, Alzheimer’ın veya hafıza sorunlarının erken bir belirtisi gibi mi?
Section titled “8. Bu kafa karışıklığı, Alzheimer’ın veya hafıza sorunlarının erken bir belirtisi gibi mi?”Deliryum, Alzheimer hastalığında görülen kronik, ilerleyici gerilemeden farklı olan akut, dalgalanan bir bilinç bulanıklığı durumudur. Alzheimer için bilinen bir risk faktörü olanAPOEgibi genler deliryum açısından incelenmiş olsa da, daha büyük çalışmalar tutarlı bir şekilde güçlü bir bağlantı bulamamıştır, bu da bunların farklı durumlar olduğunu düşündürmektedir.
9. Hastane kaynaklı konfüzyon (deliryum) için yüksek risk taşıyıp taşımadığımı bir doktor önceden test edebilir mi?
Section titled “9. Hastane kaynaklı konfüzyon (deliryum) için yüksek risk taşıyıp taşımadığımı bir doktor önceden test edebilir mi?”Şu anda, hastalanmadan veya ameliyat olmadan önce deliryum için bireysel riskinizi tahmin etmek için yaygın olarak kullanılan bir klinik test bulunmamaktadır. Araştırmacılar aktif olarak biyobelirteçler ararken, henüz hiçbiri rutin kullanımda değildir. Doktorlar öncelikle bir hasta semptomlar gösterdiğinde klinik değerlendirmelere güvenirler.
10. Hastanede kafam karışırsa, bu benim için uzun vadeli sorunlar anlamına mı gelir?
Section titled “10. Hastanede kafam karışırsa, bu benim için uzun vadeli sorunlar anlamına mı gelir?”Deliryum, hastanede kalış süresinin ötesinde ciddi sonuçlarla ilişkilidir. Hastanede kalış süresinin uzamasına, mevcut tıbbi durumların kötüleşmesine yol açabilir ve hem hastanede kaldığınız süre boyunca hem de sonrasında daha yüksek hastalık ve hatta ölüm oranlarıyla bağlantılıdır.
Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler elde edildikçe güncellenebilir.
Sorumluluk reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.
References
Section titled “References”[1] McCoy, T. H. Jr., et al. “Genome-wide association identifies a novel locus for delirium risk.”Neurobiol Aging 78 (2019): 185.e1-185.e7.
[2] Westphal, S. et al. “Genome-wide association study of myocardial infarction, atrial fibrillation, acute stroke, acute kidney injury and delirium after cardiac surgery - a sub-analysis of the RIPHeart-Study.”BMC Cardiovasc Disord, vol. 19, no. 1, 2019, p. 26.
[3] Francis, J., et al. “The Confusion Assessment Method: a new method for the diagnosis of delirium.”Ann Intern Med 113.12 (1990): 944-8.
[4] Maldonado, J. R. “Delirium in the intensive care unit: a review of the current evidence regarding pathogenesis, etiology, and risk factors.”J Intensive Care Med 28.4 (2013): 217-38.
[5] Bellelli, G., et al. “Predictors of delirium in elderly patients submitted to elective orthopedic surgery: a prospective study.”Aging Clin Exp Res 19.3 (2007): 193-9.
[6] Chu, C. S., et al. “Inflammation and delirium in older medical inpatients: a prospective cohort study.”J Am Geriatr Soc 60.12 (2012): 2296-302.
[7] Inouye, S. K., et al. “The Confusion Assessment Method (CAM): development and validation of a new instrument for the diagnosis of delirium. 1990.”J Am Geriatr Soc 53.12 (2005): 2225-7.
[8] Maclullich, A. M., et al. “Delirium: the clinical interface between brain and body.”Lancet 371.9609 (2008): 90-102.
[9] Sims, John E. et al. “The IL-1 receptor family: signaling through IL1RAP and IL1RL1.” Trends in Pharmacological Sciences, vol. 16, no. 6, 1995, pp. 201-205.
[10] Adamis, D., et al. “Apolipoprotein E epsilon4 allele and delirium: a systematic review and meta-analysis.”J Am Geriatr Soc 64.1 (2016): 199-204.