Çocukluk Çağı Akut Lenfoblastik Lösemi
Giriş
Çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisi (ALL), çocuklarda teşhis edilen en yaygın kanser ve pediyatrik popülasyonlarda hastalığa bağlı mortalitenin önemli bir nedenidir.[1] Tarihsel zorluklarına rağmen, tedavideki gelişmeler kür oranlarını 1960'larda %10'un altından bugün %80'in üzerine çıkararak önemli ölçüde artırmıştır.[2] Çocukluk çağı ALL insidansı etnisiteye göre değişebilir, bu da genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık etkileşimini vurgulamaktadır.[1]
Biyolojik Temel
ALL, kemik iliği ve kanda bir tür beyaz kan hücresi olan immatür lenfositlerin kontrolsüz proliferasyonu ile karakterize bir kanser türüdür. Bu malignite, bu hücrelerdeki edinilmiş genetik anormalliklerden kaynaklanır.[3] Araştırmalar, ebeveynlerden miras alınan germ hattı genetik varyasyonlarının, bir bireyin çocukluk çağı ALL geliştirme yatkınlığında da kritik bir rol oynadığını göstermektedir.[3] Bu yatkınlığa katkıda bulunan birkaç spesifik genetik lokus ve gen tanımlanmıştır. Örneğin, 10q21.2 konumunda bulunan ARID5B genindeki varyantlar, artan risk ile güçlü bir şekilde ilişkilendirilmiştir. ARID5B, embriyonik gelişim ve B-hücresi olgunlaşması için hayati öneme sahip bir transkripsiyon faktörüdür.[4] ARID5B'deki iki önemli tek nükleotid polimorfizmi (SNP), rs10821936 ve rs10994982, ALL riski ile anlamlı bir ilişki göstermiştir.[5] Diğer bir kritik gen, 7p12.2 konumunda bulunan IKZF1 (Ikaros)'tir. IKZF1, hemato-lenfopoetik sistemle sınırlı bir transkripsiyon faktörünü kodlar ve kromatin yeniden modellenmesi yoluyla lenfosit farklılaşmasının önemli bir düzenleyicisidir.[4] rs1110701, rs10272724 ve rs17133807 gibi spesifik IKZF1 SNP'leri, yatkınlık varyantları olarak tanımlanmıştır.[4] IKZF1'deki delesyonlar, çocukluk çağı ALL'nin agresif formlarına katkıda bulunabilir.[5] Çocukluk çağı ALL riskinde rol oynayan diğer genetik bölgeler ve genler arasında 14q11.2'deki CEBPE [3], 9p21.3'teki CDKN2A [6] ve 10p12.31-12.2'deki yeni yatkınlık varyantları bulunmaktadır.[1] ETV6-RUNX1 gen yeniden düzenlenmesi, çocukluk çağı ALL vakalarının bir alt kümesinde gözlemlenen önemli bir genetik değişikliktir.[7] Bunların ötesinde, MTHFR ve GST genleri gibi genlerdeki polimorfizmler de ALL riski üzerindeki potansiyel etkileri açısından araştırılmıştır.[8]
Klinik Önemi
Çocukluk çağı ALL sonuçlarındaki önemli gelişmeler, büyük ölçüde riske göre uyarlanmış tedavinin geliştirilmesi ve uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Bu yaklaşım, hastanın yaşı ve lökosit sayısı gibi başvuru anındaki klinik özelliklere ve löseminin spesifik moleküler alt tipine göre tedavi stratejilerini uyarlar.[2] Tedavi tipik olarak yoğun kombinasyon kemoterapisini içerir.[3] Tedavi etkinliğini izlemenin ve nüksü tahmin etmenin önemli bir yönü, başlangıç tedavisinden sonra vücutta kalabilecek az sayıdaki lösemik hücreyi ifade eden minimal rezidüel hastalığın (MRD) saptanmasıdır.[9] Germline genetik varyasyonlar, hem MRD eradikasyonunu hem de antilösemik ilaçların vücuttaki farmakokinetiğini etkileyerek bir çocuğun tedaviye yanıtını etkileyebilir.[2]
Sosyal Önem
Çocukluk çağı ALL, en sık görülen pediatrik kanser olmasıyla birlikte önemli bir halk sağlığı sorununu temsil etmektedir. Sağkalım oranlarındaki çarpıcı artış, binlerce çocuğun prognozunu değiştirmiş ve sağlıklı bir yaşam sürmelerine olanak tanımıştır.[10] Ancak, hastalık hala önemli bir yük taşımaktadır ve sonuçları daha da iyileştirmek, tedaviye bağlı toksisiteleri azaltmak ve ALL'nin nedenlerini anlamak için devam eden araştırmalar hayati önem taşımaktadır.
Anne folat takviyesi ve doğum öncesi sigara içimi gibi genetik yatkınlıklar ile çevresel maruziyetler arasındaki etkileşimleri inceleyen çalışmalar, ALL etiyolojisinin çok faktörlü doğasını vurgulamaktadır.[4] ALL insidansı değişkenlik gösterdiğinden ve kişiye özel önleme ve tedavi stratejileri gerekli olabileceğinden, farklı etnik popülasyonlarda genetik ve çevresel risk faktörlerini anlamak kritik öneme sahiptir.[1] ALL duyarlılığı ve tedavi yanıtının altında yatan moleküler mekanizmaların araştırılmasına devam edilmesi bir öncelik olmaya devam etmektedir.
Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar
Çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemi (ALL) araştırmaları, bulguların yorumlanmasını etkileyebilecek çalışma tasarımı ve istatistiksel faktörler tarafından sıklıkla kısıtlanmaktadır. Keşif ve replikasyon kohortlarındaki sınırlı örneklem büyüklükleri, hasta grupları arasında anlamlı genetik ilişkilendirmeleri veya klinik farklılıkları tespit etme yeteneğini kısıtlayabilir ve potansiyel olarak ALL'nin tam genetik peyzajının eksik tahmin edilmesine yol açabilir.[11] Örneğin, bazı çalışmalar, örneklem büyüklüklerinin daha büyük meta-analizlerde daha önce doğrulanmış ilişkilendirmeleri tanımlamak için yetersiz olduğunu belirtmiş, bu da ilgili tüm genetik faktörleri kapsamlı bir şekilde belirlemek için daha kapsamlı çalışmalara duyulan ihtiyacı işaret etmiştir.[4] Dahası, başlangıç bulgularını doğrulamak için kritik olan replikasyon analizleri, çalışma kohortları arasındaki içsel farklılıklar nedeniyle karmaşık hale gelebilir. Keşif ve replikasyon aşamaları arasında kümülatif antrasiklin dozu gibi hasta özelliklerindeki varyanslar, tekrarlanan ilişkilendirmelerin ihtiyatlı bir şekilde yorumlanmasını gerektirmektedir.[11] Bazı çalışmalar, sistematik yanlılıkları azaltmak için popülasyon stratifikasyonu ve genomik enflasyon faktörleri kontrolleri de dahil olmak üzere titiz kalite kontrol önlemleri uygulasa da, genetik ilişkilendirme çalışmalarında ince yanlılıkların veya tespit edilmemiş karıştırıcı faktörlerin potansiyeli genel bir husus olarak kalmaktadır.[4]
Genellenebilirlik ve Soy Çeşitliliği
Çocukluk çağı ALL duyarlılığını anlamadaki önemli bir sınırlama, genetik çalışmalardaki, özellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) içindeki popülasyon çeşitliliğinin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Tarihsel olarak, GWAS'taki deneklerin büyük çoğunluğu Avrupa kökenli bireyler olmuştur; bu da bu bulguların diğer popülasyonlara aktarılabilirliği hakkında kritik soruları gündeme getirmektedir.[1] Az sayıda etnik gruba özel odaklanma, hastalık etiyolojisi ve ALL insidansı etnisiteye göre önemli ölçüde değişebildiğinden, çeşitli popülasyonlarda daha yaygın veya etkili olabilecek farklı genetik risk faktörlerini gölgeleyebilir.[1] Bu sınırlı çeşitlilik, ALL'nin genetik temelini ve prevalansındaki etnik farklılıkların kökenlerini kapsamlı bir şekilde anlamayı engellemektedir. Gelecekteki araştırmalar, yeni genetik varyantları daha etkili bir şekilde karakterize etmek ve farklı soylardan ALL'nin genetik temellerini tam olarak aydınlatmak için Avrupa dışı popülasyonlardan daha büyük örneklemler ve çok etnisiteli GWAS yaklaşımlarının benimsenmesini gerektirmektedir.[1] Bu tür çabalar, nedensel varyantların ince haritalanması ve belirli etnik bağlamlarda ALL etiyolojisine katkılarını anlamak için çok önemlidir.[1]
Açıklanamayan Kalıtsallık ve Fonksiyonel Boşluklar
Çocukluk çağı ALL riski ile ilişkili çeşitli genetik lokusların tanımlanmasına rağmen, hastalığın kalıtsallığının önemli bir kısmı açıklanamamış durumdadır. Bilinen genetik varyantlar, ALL riskindeki genetik varyasyonun sadece küçük bir yüzdesini kümülatif olarak oluşturmakta olup, bu da birçok ek duyarlılık varyantının henüz keşfedilmeyi beklediğini düşündürmektedir.[1] Bu "eksik kalıtsallık", genetik katkıların tüm yelpazesini ortaya çıkarmak için devam eden araştırmaların gerekliliğini vurgulamaktadır.
Dahası, tanımlanmış birçok genetik varyantın çocukları ALL'ye nasıl yatkın hale getirdiğine dair kesin biyolojik mekanizmalar konusunda önemli bir bilgi boşluğu devam etmektedir. Örneğin, bazı varyantlar güçlendirici bağlanma bölgelerine işaretleyebilir veya ekspresyon kantitatif özellik lokusları (eQTLs) olarak işlev görebilirken, ARID5B gibi diğerlerinin fonksiyonel sonuçları hala büyük ölçüde bilinmemektedir.[4] Bu varyantları lökomogeneze bağlayan moleküler yolları belirlemek ve kalıtsal genetik faktörler ile ALL riskini etkileyebilen ebeveyn yaşam tarzı faktörleri de dahil olmak üzere çevresel maruziyetler arasındaki karmaşık etkileşimi anlamak için daha fazla fonksiyonel çalışma gereklidir.[4]
Varyantlar
ARID5B geni içindeki rs7090445 gibi varyantlar, çocuklarda en sık görülen kanser olan çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisi (ALL) riskinin artmasıyla önemli ölçüde ilişkilidir. ARID5B geni, embriyonik gelişim, hücre tipine özgü gen ifadesi ve hücre büyümesinin doğru düzenlenmesi için kritik bir transkripsiyon faktörü olarak işlev gören, AT zengini bir etkileşim alanı içeren bir protein kodlar.[5] B hücresi gelişiminde özellikle önemli bir rol oynar ve germ hattı varyasyonlarına bağlı işlevindeki değişiklikler, B soyu lösemisine yatkınlığı etkileyebilir.[5] rs7090445'in ALL riskini etkilediği kesin mekanizma hala araştırılıyor olsa da, ilişkisi, genin lenfoid gelişim ve lösemi patogenezindeki kritik rolünü vurgulamaktadır.
rs10821936 ve rs10994982 dahil olmak üzere diğer önemli ARID5B varyantları, çocukluk çağı ALL ile güçlü ilişkiler de göstermiştir; özellikle B-hiperdiploid ALL'yi diğer alt tiplerden ve ALL dışı kontrollerden ayırmada.[5] Bu intronik tek nükleotid polimorfizmleri (SNP'ler), ARID5B geninin intron 3'ünde yer almaktadır. Hastalık riskini artırmanın yanı sıra, bu varyantlar, B-hiperdiploid ALL hücrelerinde daha fazla hücre içi metotreksat poliglutamat birikimi gibi klinik fenotiplerle de ilişkilidir ve bu da tedavi yanıtını etkileyebilir.[5] Bu ARID5B SNP'leri tipik olarak ekspresyon kantitatif özellik lokusları (eQTL'ler) veya çakışan güçlendirici bağlanma bölgeleri olarak tanımlanmasa da, etkilerinin, protein dizisini doğrudan değiştirmek yerine, gen ifadesini etkileyen diğer dizi değişiklikleri ile bağlantı dengesizliği aracılığıyla olduğu düşünülmektedir.[4] Çocukluk çağı ALL'ye genetik yatkınlık karmaşıktır ve genellikle poligeniktir; ARID5B dışındaki birden fazla gendeki varyantları içerir. Örneğin, Ikaros transkripsiyon faktörünü kodlayan IKZF1 genindeki varyantlar, ALL riskiyle de güçlü bir şekilde ilişkilidir.[4] IKZF1, lenfoid gelişim ve farklılaşma için hayati öneme sahiptir ve silinmesi, çocukluk çağı ALL'nin agresif formlarına katkıda bulunabilir.[5] IKZF1 içindeki rs1110701, rs10272724 ve rs17133807 gibi SNP'ler, B-lenfosit hücre hatlarında cis etki eden ve güçlendirici bağlanma bölgelerine işaret eden eQTL'ler olarak tanımlanmıştır, bu da gen düzenlemesi üzerinde doğrudan bir etki olduğunu düşündürmektedir.[4] ARID5B, IKZF1, CEBPE ve PIP4K2A gibi genlerden gelen risk allellerinin birleşik etkisi, ALL yatkınlığını önemli ölçüde artırır; birden fazla risk alleli taşıyan çocuklar, daha az allel taşıyanlara kıyasla önemli ölçüde daha yüksek bir riskle karşılaşır.[1]
Önemli Varyantlar
| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs7090445 | ARID5B | B-cell acute lymphoblastic leukemia childhood acute lymphoblastic leukemia Fc receptor-like protein 1 measurement lymphocyte percentage of leukocytes neutrophil percentage of leukocytes |
Tanım ve Temel Tanı Kriterleri
Çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemi (ALL), lenfoblast olarak bilinen immatür lenfoid hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla karakterize, kemik iliğinin malign bir bozukluğudur. Bu durum, normal lenfosit gelişimini bozan genetik değişikliklerden kaynaklanan en sık görülen çocukluk çağı kanseridir.[12] ALL'nin kesin tanımı, sitomorfoloji ve sitokimya aracılığıyla değerlendirilen, kemik iliğinde en az %25 lenfoblastik hücre varlığını içeren tanı kriterlerine dayanır.[7] İlk tanı genellikle, ayrıntılı mikroskopik inceleme ve hastalığı doğrulamak ile tedaviyi yönlendirmek amacıyla ileri moleküler ve immünolojik çalışmalar için kemik iliği örneklerinin alınmasını içerir.[10]
Immünofenotipik ve Moleküler Sınıflandırma
İlk tanının ötesinde, çocukluk çağı ALL'si, prognostik değerlendirme ve tedavi stratifikasyonu için kritik olan immünofenotipik ve moleküler özelliklere dayalı olarak ayrı alt tiplere kapsamlı bir şekilde sınıflandırılır.[13] Avrupa Lösemilerin İmmünolojik Karakterizasyonu Grubu gibi konsensüs protokollerine göre akış sitometrisi ile gerçekleştirilen immünofenotipleme, B-lineage ALL veya prekürsör-B-hücre ALL gibi lösemik hücrelerin soyunu ve olgunlaşma evresini tanımlar.[7] Moleküler sınıflandırma, ETV6-RUNX1, BCR-ABL ve MLL-AF4 dahil olmak üzere spesifik füzyon geni transkriptlerinin saptanması yoluyla bu alt tipleri daha da rafine eder; bu transkriptler tipik olarak multipleks PCR deneyleri kullanılarak tanımlanır ve interfaz floresan in situ hibridizasyon (FISH) ile doğrulanır.[7] Bu moleküler belirteçler, tedaviye farklı yanıtlar ve uzun vadeli sonuçlar gösteren farklı ALL alt gruplarını tanımlar.[14]
Risk Stratifikasyonu ve Prognostik Terminoloji
Çocukluk çağı ALL yönetiminin kritik bir yönü, nüksü öngörmek ve tedavi yoğunluğunu yönlendirmek amacıyla minimal rezidüel hastalık (MRD) değerlendirmesini sıklıkla barındıran risk stratifikasyonudur.[15] MRD, başlangıç tedavisinden sonra vücutta kalan, geleneksel mikroskopi ile saptanamayan, ancak yüksek hassasiyetli tekniklerle ölçülebilen az sayıdaki lösemi hücrelerini ifade eder. MRD'nin kantitatif analizi, sıklıkla immünoglobulin ve T-hücre reseptör gen yeniden düzenlenmeleri için gerçek zamanlı kantitatif PCR ile yapılan, B-hücre ALL'li çocuklarda nüksü öngören güçlü bir prognostik faktördür.[9] MRD'nin varlığı ve düzeyi, AIEOP-BFM ALL protokolleri gibi klinik çalışmalarda kullanılan risk ve yanıta dayalı sınıflandırma sistemlerinin ayrılmaz bir parçası olup, ALL'li çocuklar için bireyselleştirilmiş kemoterapi yaklaşımlarını ve iyileştirilmiş sonuçları mümkün kılmaktadır.[16]
Genetik Duyarlılık ve Etiyolojik Faktörler
Genetik varyasyonlar, çok sayıda germ hattı polimorfizminin risk lokusları olarak tanımlanmasıyla, bir bireyin çocukluk çağı ALL'sına duyarlılığında önemli bir rol oynamaktadır.[5] Örneğin, ARID5B ve IKZF1 gibi genlerdeki varyantların, çocukluk çağı B-hücreli ALL'sinin riskini etkilediği doğrulanmıştır; burada ARID5B embriyogenez ve B-hücre gelişimi için önemliyken, IKZF1 lenfosit farklılaşmasını düzenlemektedir.[4] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, 7p12.2, 10q21.2, 14q11.2, 10q26.13 ve 12q23.1 dahil olmak üzere kromozomal bölgelerde duyarlılık lokusları tanımlayarak hastalığın temelinde yatan karmaşık bir genetik mimariyi vurgulamıştır.[3] Kalıtsal genetik yatkınlıkların ötesinde, ebeveynlerin doğum öncesi sigara kullanımı ve gebelik sırasında annenin folat takviyesi gibi çevresel faktörler de çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisinin daha geniş etiyoloji ve risk değerlendirmesinde dikkate alınmaktadır.[17]
İlk Klinik Tablo ve Erken Göstergeler
Çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemi (ALL), erken tanı ve sonraki tedavi planlaması için hayati öneme sahip çeşitli klinik bulgularla kendini gösterir.[2] Sağlanan çalışmalarda spesifik tipik semptomlar detaylandırılmamış olsa da, genel klinik tablo hasta riskini değerlendirmede ve terapötik yaklaşımları kişiselleştirmede dikkate alınır.[2] Örneğin, yüksek interlökin-15 (IL15) ekspresyonu, merkezi sinir sistemi tutulumu olan çocukluk çağı ALL vakalarında karakteristik bir özellik olarak tanımlanmıştır (CNS).[18] Şiddeti ve spesifik bulguları önemli ölçüde farklılık gösterebilir, bu da hastalığın heterojen yapısına katkıda bulunur.[3]
Tanısal Değerlendirme ve Moleküler Karakterizasyon
Çocukluk çağı ALL tanısı ve prognozu, tamamen sübjektif semptomların ötesine geçerek objektif ölçütlere dayanan değerlendirme yöntemlerinin bir kombinasyonuna dayanır. Başlıca tanı araçları arasında, sunumda tedavi sonucunu öngören klinik bir özellik olarak kabul edilen lökosit sayımının değerlendirilmesi yer almaktadır.[2] Lösemik lenfoblastların immünofenotiplemesi ve genotiplemesi, spesifik ALL alt tiplerini karakterize etmek için kullanılır.[5] Ayrıca, gen ekspresyon profillemesi, hastalığı sınıflandırmak, alt tipleri keşfetmek ve hasta sonuçlarını tahmin etmek için sofistike bir yöntem olarak hizmet eder.[13]
Genetik Yatkınlık ve Fenotipik Çeşitlilik
Çocukluk çağı ALL, hem genetik hem de demografik faktörlerden etkilenen önemli değişkenlik ve heterojenite sergiler. ALL'nin görülme sıklığı farklı etnik kökenler arasında değişir[1] ve sağkalım oranları ırk ve etnik kökene göre farklılık gösterebilir.[19] ARID5B (örn., rs10821936, rs10994982) ve IKZF1 (örn., rs1110701, rs10272724, rs17133807) genlerindeki tek nükleotid polimorfizmleri (SNP'ler) gibi spesifik germ hattı genetik varyantları, çocukluk çağı ALL geliştirme riskinin artması ve spesifik fenotipleri ile ilişkilidir.[4], [5] Örneğin, ARID5B risk ilişkisi, hiperdiploidili B-hücre öncülü ALL için belirgin şekilde seçicidir[3] ve altta yatan genetik mimarinin bu karmaşık pediatrik kanserin çeşitli klinik sunumlarına ve tanısal sınıflandırmalarına nasıl katkıda bulunduğunu vurgulamaktadır.
Prognostik Göstergeler ve Tedavi Yanıtı
Çeşitli klinik ve moleküler faktörlerin tanısal önemi, tedavi yanıtını ve hasta prognozunu tahmin etmeye dek uzanmaktadır. İmmünoglobulin ve T-hücre reseptörü gen yeniden düzenlenmelerinin kantitatif PCR analizi yoluyla tipik olarak gerçekleştirilen minimal rezidüel hastalık (MRD) saptanması, kritik bir prognostik göstergedir.[16] MRD'in varlığı ve düzeyi klinik olarak önemlidir ve ALL'li çocuklarda nüks olasılığını güçlü bir şekilde öngörür.[15], [20] MRD'nin ötesinde, yaş ve moleküler alt tip gibi başvuru anındaki klinik özellikler de tedavi sonucu için öngörücü faktörler olarak kabul edilir ve riske uyarlanmış tedavi stratejilerine rehberlik eder.[2]
Nedenler
Çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisinin (ALL) gelişimi, genetik yatkınlıklar, çevresel maruziyetler ve bunların erken yaşam boyunca süren karmaşık etkileşimlerinin bir kombinasyonundan etkilenen karmaşık bir süreçtir. Araştırmalar, etiyolojisinin multifaktöriyel olduğunu ve çeşitli biyolojik ve dış faktörlerin karşılıklı etkileşimini içerdiğini göstermektedir.[7] Bu katkıda bulunan unsurları anlamak, bu yaygın pediyatrik malignitenin altında yatan mekanizmaları aydınlatmak için çok önemlidir.
Genetik Yatkınlık ve Kalıtsal Varyantlar
Çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemi (ALL), genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşiminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu riskin önemli bir bileşeni, hastalığın gelişimine topluca katkıda bulunan yaygın, düşük penetranslı yatkınlık allelleri de dahil olmak üzere kalıtsal genetik varyasyonlardan kaynaklanmaktadır.[3] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), ALL riskinin artmasıyla tutarlı bir şekilde ilişkili spesifik germ hattı tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP'ler) tanımlamıştır. Dikkat çekici örnekler arasında 7p12.2 üzerindeki IKZF1'de yer alan rs6986236, 10q21.2 üzerindeki ARID5B içindeki rs10821936 ve rs10994982, ve 14q11.2 üzerindeki CEBPE'deki rs2239633 bulunmaktadır.[3] Bu risk varyantları, genellikle embriyogenez ve B-hücresi gelişimi için önemli olan ARID5B ve lenfosit farklılaşmasının anahtar bir düzenleyicisi olan IKZF1 gibi, transkripsiyonel düzenleme ve B-hücresi progenitörlerinin farklılaşması için kritik genlerde bulunur.[4] Çocukluk çağı ALL'sinin etiyolojisi ayrıca, birden fazla düşük riskli varyantın birlikte kalıtımının kümülatif olarak yatkınlığı artırdığı poligenik riski de içerir. Örneğin, ARID5B, IKZF1, CEBPE ve BMI1-PIP4K2A'daki varyantlar genelinde altı ila sekiz kopya risk alleli taşıyan çocuklar, daha az risk alleli olanlara kıyasla ALL için dokuz kat daha yüksek riske sahip olabilir.[1] Bu yaygın varyantların ötesinde, Down sendromu, Bloom sendromu, nörofibromatozis ve ataksi telanjiektazi dahil olmak üzere, ALL riskinin önemli ölçüde artmasıyla ilişkili spesifik Mendelyen sendromlarda güçlü bir kalıtsal genetik yatkınlık gözlenmektedir.[3] Dahası, GSTM1, GSTT1 ve CYP1A1 gibi karsinojen metabolizmasında yer alan genlerdeki polimorfizmler ve CDKN1B, MTHFR ve NQO1 gibi hücre döngüsü düzenlemesindeki polimorfizmler, çocukluk çağı lösemisinin farklı moleküler alt tipleriyle ilişkilendirilmiştir.[5]
Çevresel Maruziyetler ve Yaşam Tarzı Faktörleri
Çevresel faktörler tek başına genel hastalık riskine nispeten küçük bir katkıda bulunsa da, özellikle ebeveynlerin gebelik öncesi ve hamilelik dönemlerindeki spesifik maruziyetler ve yaşam tarzı faktörleri, çocukluk çağı ALL'nin etiyolojisinde rol oynamaktadır.[4] Çalışmalar, döllenme dönemindeki babalık sigara kullanımının çocukluk çağı ALL olasılığını artırabileceğini göstermektedir.[4] Tersine, hamilelik sırasında annenin folat takviyesinin yavruda ALL'ye karşı koruyucu bir etkiye sahip olduğu gösterilmiştir.[4] Hamilelik öncesi veya sırasındaki anne alkol tüketimi de araştırılmış olup, doğrudan bir ilişki tutarlı bir şekilde ortaya konmamış olsa da, tüketim miktarının riski etkileyebileceğini düşündüren kanıtlar bulunmaktadır.[4] Ebeveyn yaşam tarzının ötesinde, diğer çevresel tetikleyiciler de dikkate alınmaktadır. Epidemiyolojik veriler, transplasental karsinojen maruziyetinin MLL gen füzyonuyla ilişkili bebek lösemilerinde rol oynadığına dair bir uyumluluk düşündürmektedir.[3] İç mekan böcek ilaçlarına maruziyet de çocukluk çağı ALL riski ile ilişkili olarak incelenmiştir.[21] Ayrıca, yaygın enfeksiyonlara karşı düzensiz bir bağışıklık yanıtı, çocukluk çağı ALL için aday bir etiyolojik faktör olarak önerilmektedir.[3] Çocukluk çağı ALL insidansı coğrafi ve etnik farklılıklar da göstermekte olup, bu durum farklı popülasyonlarda çevresel maruziyetler, genetik yatkınlıklar veya her ikisinin birleşimindeki altta yatan farklılıkları yansıtabilir.[12]
Gen-Çevre Etkileşimleri
Çocukluk çağı ALL gelişimi, yalnızca genetik yatkınlık veya çevresel maruziyetlerle tek başına belirlenmez, ancak karmaşık gen-çevre etkileşimlerini kritik bir şekilde içerir. Araştırmalar, ARID5B ve IKZF1 genlerindekiler gibi özgül çocukluk çağı ALL risk varyantları ile çeşitli ebeveyn çevresel maruziyetleri arasındaki etkileşimleri açıkça doğrulamaktadır.[4] Bu durum, bir bireyin genetik yapısının çevresel tetikleyicilere karşı duyarlılığını nasıl değiştirebileceğini ve hastalık riskini nasıl etkilediğini vurgulamaktadır.[3] Böyle bir etkileşimin somut bir örneği, çocukluk çağı ALL riskiyle ilişkili olarak iç mekan insektisit maruziyeti ile birlikte incelenmiş olan MDR1 genindeki polimorfizmleri içerir.[21] Bu etkileşim, ksenobiyotik metabolizmasını veya hücresel koruma yollarını etkileyen genetik varyantların çevresel karsinojenlerin veya toksinlerin etkisini nasıl değiştirebileceğini vurgulamaktadır. Genetik yatkınlık ve çevresel tetikleyiciler arasındaki etkileşim, bu etkilerin farklı gelişimsel aşamalarda etki gösterebileceği ve çocukluk çağı ALL için genel risk profilini şekillendirebileceği anlayışıyla daha da vurgulanmaktadır.[4]
Gelişimsel ve Epigenetik Etkiler
Erken yaşam gelişimsel süreçleri, özellikle bağışıklık sisteminin olgunlaşması yoluyla çocukluk çağı ALL etiyolojisinde kritik bir rol oynamaktadır. Çocuklarda bağışıklık sisteminin gelişimsel olgunlaşmamışlığı, yetişkinlere kıyasla daha yüksek ALL riskine katkıda bulunan bir faktör olarak kabul edilir.[5] ARID5B ve IKZF1 gibi ALL yatkınlığında rol oynayan temel genler, bu gelişimsel yolların ayrılmaz bir parçasıdır. ARID5B, normal embriyogenez ve B hücrelerinin gelişimi için hayati öneme sahip bir transkripsiyon faktörüdür; IKZF1 ise hemato-lenfopoetik sistemle sınırlıdır ve lenfosit farklılaşmasının kritik bir düzenleyicisi olarak işlev görür.[4] Genetik varyantlardan etkilenen bu temel gelişimsel süreçlerdeki bozukluklar, bireyleri lökomogeneze yatkın hale getirebilir.
Altta yatan DNA dizisini değiştirmeden gen ifadesinde kalıtsal değişiklikleri içeren epigenetik mekanizmalar da ALL riskine katkıda bulunur. Örneğin, IKZF1 transkripsiyon faktörü, gen erişilebilirliğini ve ifadesini düzenleyen önemli bir epigenetik süreç olan kromatin yeniden şekillenmesi yoluyla işlev görür.[4] IKZF1'deki ifade kantitatif özellik lokusları (eQTL'ler) olarak işlev gören ve güçlendirici bağlanma bölgelerine eklenen varyantlar, ALL yatkınlığını etkiledikleri epigenetik bir mekanizma önermektedir.[4] Ayrıca, yaşa bağlı değişiklikler önemlidir; ARID5B için risk alleli, beş yaşından küçük çocuklarda en yüksek olasılığı gösterirken, 10 yaşından büyüklerde olasılığın azalması, gelişimsel yatkınlık pencerelerinin kritik olduğunu düşündürmektedir.[4]
Çocukluk Çağı Akut Lenfoblastik Lösemisinin Biyolojik Arka Planı
Çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisi (ALL), kemik iliği ve kanda olgunlaşmamış lenfositlerin kontrolsüz çoğalmasıyla karakterize edilen, çocuklarda en sık görülen kanserdir.[3] Hastalık oldukça heterojendir; çeşitli temel hücresel ve moleküler biyoloji, edinilmiş genetik anormallikler ve kemoterapiye farklı klinik yanıtlar sergiler.[3] İnsidansı etnik popülasyonlar arasında farklılık gösterir ve çocuklarda yetişkinlere kıyasla gözlenen daha yüksek risk, bağışıklık sisteminin gelişimsel olgunlaşmamışlığı ve çevresel toksinlere farklı maruziyet gibi faktörlerle ilişkilendirilmiştir.[1], [5] Bu durum, çocukların mutajenlere daha kısa kümülatif maruziyeti göz önüne alındığında, genetik yatkınlığın çocukluk çağı ALL'sinde daha önemli bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir.[5]
Genetik Yatkınlık ve Onkojenik Mekanizmalar
Çocukluk çağı ALL'sinin gelişimi, germ hattı genetik varyasyonları ile edinilmiş somatik mutasyonların karmaşık bir etkileşimiyle şekillenir. Hastalığın gelişme riskinin artmasıyla ilişkili olan 7p12.2, 10q21.2 ve 14q11.2 kromozomlarındaki lokuslar da dahil olmak üzere, çeşitli germ hattı yatkınlık lokusları tanımlanmıştır.[3] Özellikle, 10q21.2 üzerindeki _ARID5B_ genindeki *rs10821936* ve *rs10994982* gibi genetik varyantlar ve 14q11.2 üzerindeki _CEBPE_ genindeki *rs2239633* varyantı, ALL riskiyle ilişkilendirilmiştir.[3], [5] 7p12.2'deki bir diğer önemli lokus, B-lenfosit hücre hatlarındaki güçlendirici bağlanma bölgelerinde yer alan *rs1110701*, *rs10272724* ve *rs17133807* gibi varyantlarla _IKZF1_ genini içerir ve gen ekspresyonunu etkileyen ekspresyon kantitatif özellik lokusları (eQTL'ler) olarak işlev görür.[4] Bu genler, _ARID5B_, _IKZF1_ ve _CEBPE_, B-hücresi progenitörlerinin transkripsiyonel regülasyonu ve farklılaşmasında görev alan kritik transkripsiyon faktörleridir ve lökomogenezdeki merkezi rollerini vurgular.[3] _ETV6-RUNX1_ yeniden düzenlenmesi, çocukluk çağı ALL'sinin bir alt kümesinde bilinen bir genetik değişikliktir.
Bunlara ek olarak, 9p21.3'teki _CDKN2A_ genindeki varyasyon da çocukluk çağı ALL riskini etkiler; bu gen hücre döngüsü kontrolünde görev alır.[6] Ayrıca, 10p12.31-12.2'de yeni yatkınlık varyantları da tanımlanmıştır.[1] _ARID5B_ delesyon mutasyonları lösemik hücrelerde meydana gelse de, _ARID5B_ varyantlarının ALL'ye yatkınlık oluşturduğu spesifik mekanizmalar araştırılmaya devam etmektedir; zira bu lokusta tanımlanan SNP'ler tutarlı bir şekilde eQTL değildir veya açıklanmış güçlendirici bağlanma bölgeleriyle örtüşmemektedir.[4]
Lenfoid Gelişimin ve Hücre Homeostazının Regülasyon Bozukluğu
Çocukluk çağı ALL'nin temelinde normal lenfoid gelişimin ve hücresel homeostazın bozulması yatar. _ARID5B_ transkripsiyon faktörü, embriyogenez ve B hücrelerinin doğru gelişimi için hayati öneme sahiptir.[4] İşlevi genetik varyantlar veya delesyonlar tarafından bozulduğunda, anormal B hücresi gelişimine yol açarak lösemik fenotipe katkıda bulunabilir. Hemolenfopoetik sistemle sınırlı olan _IKZF1_ (Ikaros) transkripsiyon faktörü, lenfosit farklılaşmasının başka bir kritik düzenleyicisidir.[4] Kromatin yeniden şekillenmesindeki rolü, lenfosit olgunlaşması için gerekli genlerin doğru ekspresyonunu sağlar. _IKZF1_ işlev bozukluğu, ilişkili SNP'lerin gösterdiği gibi, farklılaşmada blokajlara ve olgunlaşmamış, malign hücrelerin birikimine yol açabilir. _CEBPE_ geni, B hücresi progenitörlerinin farklılaşmasında da rol oynar ve bozulması hastalığa katkıda bulunur.[3] Bu regülasyon bozukluğu, hücre döngüsü gibi temel hücresel süreçlere kadar uzanır. Hücre döngüsü kontrol noktaları olarak işlev gören _CDKN2A_ ve _CDKN1B_ gibi genler, ALL'de rol oynamaktadır.[5], [6] Bu genlerdeki polimorfizmler, hasara yanıt olarak hücrenin bölünmeyi durdurma yeteneğini bozarak, kanser için karakteristik olan kontrolsüz proliferasyona yol açabilir. _ARID5B_ risk ilişkisi, özellikle hiperdiploidi ile karakterize edilen B hücresi öncüsü ALL alt tipi için seçici görünmektedir; bu da genetik varyantların hastalığın farklı moleküler alt tiplerine nasıl yatkınlık sağlayabileceğini vurgulamaktadır.[3]
Metabolik Yollar ve Hücresel Sinyalleşme
Birçok metabolik yol ve sinyal molekülü, çocukluk çağı ALL'nin patogenezi ve ilerlemesi için kritik öneme sahiptir. Folat metabolizması için gerekli olan metilentetrahidrofolat redüktaz (_MTHFR_) enzimi, moleküler olarak tanımlanmış çocukluk çağı akut lösemi alt tiplerinin riskiyle ilişkili polimorfizmlere sahiptir.[5], [22], [23] Bu durum, folat işlenmesindeki varyasyonların hastalığa yatkınlığı etkileyebileceğini düşündürmektedir. Benzer şekilde, _GSTM1_, _GSTT1_, _CYP1A1_ ve _NQO1_ gibi karsinojen metabolizmasında rol oynayan genler, çocukluk çağı ALL riskiyle ilişkilendirilmiş polimorfizmlere sahiptir; bu da vücudun çevresel etkenleri detoksifiye etme yeteneğinin hastalık gelişimini etkileyebileceğini göstermektedir.[5], [8] Tiyopürin metiltransferaz (_TPMT_) enzimi de önemlidir, çünkü genotipi, ALL'de kullanılan yaygın bir kemoterapi ilacı olan merkaptopürine erken tedavi yanıtıyla ilişkilidir.[8] Bu enzimin aktivitesi, ilacın metabolizmasını ve etkinliğini etkileyerek hasta sonuçlarını belirler. Hücresel sinyalleşme açısından, interlökin-15 (_IL-15_)'in yüksek ekspresyonunun, merkezi sinir sistemi (CNS) tutulumu olan çocukluk çağı ALL'yi karakterize ettiği bulunmuştur.[18] _IL-15_ ve reseptörü tümör yayılımında rol oynar; bu da bu sitokin sinyal yolunun lösemik hücre sağkalımına ve proliferasyonuna, özellikle de MSS gibi ekstramedüller bölgelerde katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir.[24], [25], [26]
Patofizyoloji ve Sistemik Sonuçlar
Çocukluk çağı ALL, normal hematopoetik süreçlerin bozulmasını temsil eder ve bu durum, başta kemik iliği olmak üzere malign lenfoblastların birikimine yol açar. Bu birikim, normal kan hücrelerinin üretimini aksatarak anemi, trombositopeni ve immün yetmezlik gibi semptomlara neden olur. Hastalık yönetimi ve prognozunun kritik bir yönü, başlangıç tedavisinden sonra kalıcı lösemik hücrelerin varlığını ifade eden minimal rezidüel hastalığın (MRD) saptanmasıdır.[9], [15], [16], [20], [27] MRD düzeyi, nüksün güçlü bir öngörücüsü olup tedavi protokollerinde risk sınıflandırmasına rehberlik eder ve her bir lösemik hücrenin tamamen ortadan kaldırılmasının önemini vurgular.[9], [15], [16], [20], [27] Kemik iliğinin ötesinde, çocukluk çağı ALL çeşitli organ ve dokuları etkileyen sistemik sonuçlara yol açabilir. Önemli bir örnek, lösemik hücrelerin beyin ve omuriliği infiltre ettiği merkezi sinir sistemi (CNS) tutulumudur. Hastalığın bu spesifik görünümü, yüksek _IL-15_ ekspresyonu ile karakterizedir ve bu durum, lösemik hücre sağkalımını ve proliferasyonunu MSS mikroçevresinde kolaylaştıran moleküler bir mekanizmayı düşündürmektedir.[18] Çocuklardaki immün sistemin gelişimsel olgunlaşmamışlığının, bu popülasyonda ALL riskinin artmasına katkıda bulunduğu ve erken onkojenik olaylara karşı potansiyel olarak daha az güçlü bir savunma sunduğu hipotezi öne sürülmektedir.[5] Transplasental karsinojen maruziyeti, ebeveynin prenatal sigara kullanımı, iç mekan insektisit maruziyeti ve gebelikte anne folat veya vitamin takviyesi gibi çevresel faktörler de, genetik yatkınlıklarla etkileşime girerek hastalık etiyolojisine potansiyel katkıda bulunanlar olarak değerlendirilmektedir.[3], [21], [28]
Genetik Yatkınlık ve Transkripsiyonel Kontrol
Çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisinin gelişimi, genellikle lenfosit gelişimini yöneten hayati transkripsiyonel programları bozan kalıtsal genetik varyantlarla ilişkilidir. Germline yatkınlık lokusları, 7p12.2, 10q21.2 ve 14q11.2 gibi bölgelerde tanımlanmıştır; bu lokuslardan son ikisi, B-hücresi progenitörlerinin transkripsiyonel regülasyonunda ve farklılaşmasında rol oynayan genlere haritalanmaktadır.[3] ARID5B ve IKZF1 (Ikaros) dahil olmak üzere anahtar transkripsiyon faktörleri, embriyogenez ve B-hücresi gelişiminde hayati roller oynar; bunların düzensizliği lösemogeneze katkıda bulunur.[4] Örneğin, IKZF1 lenfosit farklılaşmasının kritik bir regülatörüdür ve etkilerini kromatin yeniden şekillenmesi yoluyla aracılık eder; rs1110701 gibi spesifik IKZF1 tek nükleotid polimorfizmleri (SNP'ler), cis etki gösteren ve B-lenfosit hücre hatlarındaki güçlendirici bağlanma bölgelerine ek açıklama getiren ekspresyon kantitatif özellik lokusları (eQTL'ler) olarak tanımlanmıştır.[4] Benzer şekilde, aynı zamanda bir transkripsiyon faktörü olan CEBPE geni, çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisi riskiyle ilişkilidir ve hastalık etiyolojisinde transkripsiyonel kontrolün önemini daha da vurgulamaktadır.[3] ETV6-RUNX1 yeniden düzenlenmesi gibi spesifik genetik değişiklikler, çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisinin belirli alt tiplerinde ayırıcı özelliklerdir ve normal gen regülasyonunda ve hücresel fonksiyonda önemli bir bozulmayı temsil etmektedir.[7] Ayrıca, ARID5B'deki varyantlar, lösemik hücrelerde hiperdiploidi gibi kaba sitogenetik anormalliklerle ilişkilidir ve kalıtsal genetik arka plan ile kazanılmış genomik instabilite arasında mekanistik bir bağlantı önermektedir.[1] 9p21.3 üzerindeki CDKN2A geni de çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisi riskini etkiler ve hücre döngüsü kontrol noktası düzenleyicilerinin işlevleri bozulduğunda hastalık yatkınlığına nasıl katkıda bulunabileceğini vurgulamaktadır.[6] Bu bulgular toplu olarak, kalıtsal genetik varyasyonların transkripsiyonel regülasyonun karmaşık ağını nasıl bozduğunu ve çocukları akut lenfoblastik lösemisi gelişimine yatkın hale getirdiğini göstermektedir.
Düzensiz Hücresel Sinyalleşme
Çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisinin patogenezi, hücre büyümesini, sağkalımını ve farklılaşmasını yöneten çeşitli hücre içi sinyal kaskatlarının düzensizliğini içerir. PIP4K2A ve PIP5K gibi enzimler, B hücresi reseptör aktivasyonu ve aşağı akış sinyal yolları için kritik öneme sahip olan fosfatidilinozitol metabolizmasının ayrılmaz bir parçasıdır.[1] B hücresi reseptörünün bağlanması üzerine, PIP4K2A doğrudan BTK tarafından plazma zarına alınır ve önemli ikincil haberci moleküllerinin bir öncüsü olan fosfatidilinozitol-4,5-bisfosfat (PIP2) lokal sentezini uyarır.[1] Benzer şekilde, PIP5K enzimleri, membran PIP2 sentezini düzenlemek ve B hücrelerinde PI3K ve PLC sinyalleşmesini etkilemek için Rac1 gibi Rho-ailesi küçük GTP bağlayıcı proteinleri ile etkileşime girer ve lösemide ele geçirilebilecek karmaşık yolak çapraz konuşmasını göstermektedir.[1] Çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisinde rol oynayan bir diğer kritik sinyal bileşeni Interleukin-15 (IL-15) olup, yüksek IL-15 ekspresyonu genellikle merkezi sinir sistemi tutulumu olan vakaları karakterize eder.[18] IL-15'in otokrin üretimi ve fonksiyonel reseptörünün ekspresyonu, kontrolsüz hücre çoğalmasını ve sağkalımını teşvik ederek tümör yayılımı için mekanizmalar olarak hizmet edebilir.[25] Bu düzensiz sinyal yolları, lösemik hücrelerin anormal büyüme ve sağkalım özelliklerine katkıda bulunur ve hastalık ilerlemesini anlamak ve terapötik müdahaleler geliştirmek için önemli hedefleri temsil etmektedir. Bu sinyal molekülleri arasındaki karmaşık etkileşimler, lösemik fenotipi yönlendiren hücresel iletişimde sistem düzeyinde bir bozulmayı vurgulamaktadır.
Metabolik Hassasiyetler ve İlaç Farmakogenomiği
Metabolik yollar, çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisinde derinlemesine değişime uğrar ve hem hastalığın ilerleyişini hem de kemoterapiye yanıtı etkiler. Örneğin, MTHFR (Methylenetetrahydrofolate reductase) genindeki polimorfizmler, enzimin folat metabolizması ve DNA sentez yollarındaki kritik rolünü yansıtarak, çocukluk çağı akut lösemisinin farklı moleküler alt tipleriyle ilişkilidir.[22] Benzer şekilde, NQO1 genindeki varyantlar, MLL yeniden düzenlemeleri olan lösemilerle ilişkilendirilmiştir ve bu, redoks metabolizmasının belirli hastalık bağlamlarındaki rolünü göstermektedir.[5] Bu metabolik genler, temel hücresel süreçlerdeki kalıtsal farklılıkların hastalık duyarlılığını ve özelliklerini nasıl etkileyebileceğini vurgulamaktadır.
Hastalığın başlangıcının ötesinde, metabolik düzenleme özellikle farmakogenomi alanında tedavi etkinliğini önemli ölçüde etkiler. Karsinojen metabolizması ve detoksifikasyonunda rol oynayan glutatyon S-transferaz genlerindeki (GSTM1, GSTT1, GSTP1) ve CYP1A1 genindeki polimorfizmler, hem çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisi riski hem de hastalarda nüks olasılığı ile ilişkilendirilmiştir.[5], [8] Önemli bir örnek, bir köşe taşı kemoterapi ilacı olan merkaptopürini metabolize etme yeteneğini güçlü bir şekilde etkileyen TPMT (tiyopürin metiltransferaz) genotipidir.[29] TPMT'deki genetik varyasyonlar, erken tedavi yanıtını öngörerek, metabolik yollara dayalı kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarının çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisinde ilaç etkinliğini nasıl optimize edebileceğini ve toksisiteyi nasıl en aza indirebileceğini göstermektedir.[29]
Lösemogenezde Birbirine Bağlı Moleküler Ağlar
Çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemi, germline yatkınlığın edinilmiş somatik mutasyonlarla birleşerek hastalık gelişimini yönlendirdiği, genetik ve moleküler mekanizmaların karmaşık bir etkileşiminden kaynaklanır. Bu sistem düzeyinde entegrasyon, hiyerarşik olarak düzenlenmiş yolaklar arası çapraz konuşmayı ve ağ etkileşimlerini içererek, lösemik hücrelere özgü ortaya çıkan özelliklere yol açar.[1] Örneğin, ARID5B genindeki kalıtsal yatkınlık varyantları, sadece hastalık riskiyle bağlantılı olmakla kalmaz, aynı zamanda lösemik blastlarda hiperdiploidi gibi büyük sitogenetik anormalliklerle de ilişkilidir; bu durum, germline genetiği ile genomik instabilite arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu düşündürmektedir.[1] IKZF1 gibi, kromatin yeniden şekillenmesini değiştiren transkripsiyon faktörlerinin disregülasyonu, temel düzenleyici mekanizmaların nasıl bozulduğunu daha iyi gösterir, lenfosit farklılaşmasını etkiler ve lösemik fenotipe katkıda bulunur.[4] Çocukluk çağı akut lenfoblastik löseminin klinik seyri, bu altta yatan moleküler ağlardan derinden etkilenir ve minimal rezidüel hastalık (MRD) kritik bir prognostik faktör görevi görür.[9], [15] MRD, başlangıç tedavisinden sonra az sayıda lösemik hücrenin, yüksek hassasiyetli moleküler yöntemlerle tespit edilen kalıcılığını ifade eder.[16] Varlığı, eksik yolak eradikasyonunu yansıtır ve lösemik hücre popülasyonlarının direncini vurgular, bu da genellikle nüksü önlemek için tedavi yoğunlaştırmasını gerektirir.[9] Bu nedenle, kalıtsal ve edinilmiş genetik varyasyonlar arasındaki etkileşimi ve ortaya çıkan yolak disregülasyonunu içeren entegre moleküler manzarayı anlamak, hastalık ilerlemesini tahmin etmek ve çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemi için hedefe yönelik tedavi stratejileri geliştirmek açısından çok önemlidir.
İlaç Metabolizması ve Farmakokinetiğinin Genetik Düzenleyicileri
Bireyler arası ilaç metabolizması ve taşınmasındaki değişkenlik, çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisinde (ALL) kullanılan kemoterapi ajanlarının farmakokinetiğini ve tedavi sonuçlarını önemli ölçüde etkiler. Buna önemli bir örnek, aktivitesi monogenik bir farmakogenomik özellik ve tiyopürin ilaç dispozisyonunun kritik bir belirleyicisi olan tiyopürin metiltransferaz (TPMT) enzimidir.[30] TPMT genindeki, rs1142345 (719A>G olarak da bilinir) gibi genetik varyantlar, TPMT enzim aktivitesinin azalmasıyla güçlü bir şekilde ilişkilidir ve bu da 6-merkaptopürin gibi tiyopürinlerin metabolizmasında bozulmaya yol açar.[30] TPMT aktivitesi yetersiz olan hastalar, şiddetli, dozu sınırlayıcı miyelosüpresyon riskinde önemli ölçüde artışla karşı karşıyadır; bu durum, tedavi etkinliğini korurken toksisiteyi önlemek için önemli doz azaltımları gerektirir.[31] 6-merkaptopürin doz yoğunluğunun prognostik önemi, TPMT genotipi veya fenotipine dayalı bireyselleştirilmiş tiyopürin tedavisine olan ihtiyacın altını çizmektedir.[32] Tiyopürinlerin ötesinde, ilaç taşıyıcılarındaki genetik varyasyonlar da, özellikle ALL tedavisinin temel taşlarından biri olan metotreksat için kritik bir rol oynamaktadır. Yapılan bir genom çapında ilişkilendirme çalışması, organik anyon taşıyıcı polipeptit 1B1 geni (SLCO1B1) içindeki bir germ hattı varyantı olan rs4149056'in metotreksat farmakokinetiği ile önemli ölçüde ilişkili olduğunu tanımlamıştır.[5] Bu varyant, daha yüksek sistemik metotreksat plazma seviyelerine ve değişmiş klerense yol açar; bu da hem etkinliği hem de toksisiteyi etkileyebilir.[5] Ayrıca, genom çapında yapılan taramalar, metotreksat ve etoposid dahil olmak üzere çeşitli antineoplastik ilaçların konakçı dispozisyonunu, lösemik hücrelerdeki klerenslerini veya birikimlerini etkileyerek değiştiren çok sayıda başka germ hattı tek nükleotid polimorfizmi (SNP) ortaya çıkarmıştır.[2] Örneğin, belirli SNP'ler metotreksat klerensi ve lösemik hücrelerde metotreksat poliglümatlarının azalmış birikimi ile ilişkilendirilmiştir; bu da konakçı genetik varyasyonunun ilaç maruziyetini nasıl değiştirebileceğini ve potansiyel olarak farklı tedavi yanıtlarına nasıl katkıda bulunabileceğini vurgulamaktadır.[2]
Tedavi Etkinliği ve Advers Reaksiyonların Genetik Belirleyicileri
Genetik varyasyonlar, aynı zamanda kemoterapiye bağlı toksisitelere yatkınlığı belirler ve çocukluk ALL'sinde tedavi etkinliğini etkiler. Antimitotik bir ajan olan vinkristin, yaygın olarak periferik nöropatiye neden olur ve bu advers reaksiyon için temel bir genetik belirleyici, CEP72 geninin yukarısında yer alan bir germ hattı varyantı olan rs924607'dır.[33] Bu varyantı taşıyan hastalar, zayıflatıcı bir yan etki olan vinkristinle ilişkili periferik nöropati geliştirme riskine sahiptir.[33] Fonksiyonel çalışmalar, potansiyel olarak bu varyantla bağlantılı olan azalmış CEP72 ekspresyonunun, mikrotübül dinamiklerini bozduğunu ve hücrelerin vinkristine karşı duyarlılığını artırdığını, böylece gözlemlenen klinik toksisite için mekanik bir temel sağladığını öne sürmektedir.[33] Bir diğer önemli toksisite olan antrasiklin kaynaklı kardiyotoksisite, çocukluk ALL'sinden uzun süreli sağ kalanlar için önemli bir endişe kaynağıdır. Araştırmalar, retinoid asit reseptörü gama geni (RARG) içinde, bu şiddetli advers etkiye yatkınlık sağlayan bir kodlayıcı varyant tanımlamıştır.[11] Bu bulgu, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış olup, tedaviyle ilişkili komplikasyonlar için bireysel riski öngörmede germ hattı genetik varyasyonunun rolünü vurgulamaktadır.[11] Toksisitenin ötesinde, germ hattı genetik varyasyonlar tedavi etkinliğini de etkilemektedir; bunun kanıtı, indüksiyon tedavisinin sonunda minimal rezidüel hastalık (MRD) durumunu öngören IL15 genindeki SNP'lerdir.[2] Bu IL15 SNP'leri, ALL lösemik blastlarında IL15 gen ekspresyonunu ve işlevini etkileyebilir, böylece çocukluk ALL'sinde MRD'nin iyi bilinen prognostik değeri göz önüne alındığında, tedavi yanıtını ve prognozu etkileyebilir.[9]
Klinik Uygulama ve Kişiselleştirilmiş Reçeteleme
Çocukluk çağı ALL'sinde farmakogenomik hakkındaki artan anlayış, klinik uygulama için önemli çıkarımlara sahiptir ve daha kişiselleştirilmiş terapötik stratejilere doğru ilerlemektedir. TPMT genotipi ile tiyopürin toksisitesi arasındaki iyi bilinen ilişki, tiyopürin tedavisine başlamadan önce TPMT testi yapılmasını öneren klinik kılavuzlara yol açmıştır.[32] Bu, genotip rehberliğinde doz ayarlamalarına olanak tanır; burada TPMT aktivitesi azalmış hastalar, şiddetli miyelosüpresyon riskini azaltırken anti-lösemik etkinliği sürdürmek için daha düşük başlangıç dozları alırlar.[32] Bu tür kişiselleştirilmiş reçeteleme, tedavi yoğunluğunu optimize etmeye ve önlenebilir advers ilaç reaksiyonlarını azaltmaya yardımcı olur.
Benzer şekilde, vinkristin kaynaklı nöropati (CEP72) ve antrasiklin kaynaklı kardiyotoksisite (RARG) için genetik belirteçlerin tanımlanması, risk sınıflandırması için fırsatlar sunmaktadır.[11] Bu varyantlar için genotipleme, bu toksisiteleri geliştirme riski daha yüksek olan hastaları belirleyebilir, klinisyenlerin alternatif ilaç seçimlerini, profilaktik önlemleri veya risk altındaki bireyler için daha yoğun izlemeyi değerlendirmelerini sağlayabilir.[11] Genom çapında farmakogenetik çalışmalar hala gelişmekte olsa da, doğrulanan ilaç-gen ilişkilerinin artan sayısı, farmakogenomik bilgiyi klinik karar verme süreçlerine entegre etmek için bir temel sağlamaktadır. Bu yaklaşım, her hastanın benzersiz genetik profiline göre tedaviyi uyarlayarak, ilaç etkinliğini artırmayı, advers olayları minimize etmeyi ve nihayetinde ALL'li çocuklarda sonuçları iyileştirmeyi amaçlamaktadır.
Çocukluk Çağı Akut Lenfoblastik Lösemisi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayalı olarak çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisinin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Çocuklarım bu kanser için daha yüksek bir risk miras alacak mı?
Evet, germline varyantları olarak bilinen kalıtsal genetik varyantlar, bir çocuğun ALL'ye yakalanma yatkınlığını artırabilir. ARID5B ve IKZF1 gibi genler, belirli kalıtsal değişikliklerin daha yüksek bir riskle ilişkilendirildiği örneklerdir. Ancak, bu varyantlara sahip olmak bir çocuğun kesinlikle ALL'ye yakalanacağı anlamına gelmez; bu bir yatkınlıktır.
2. Etnik kökenim çocuğumun riskini değiştirir mi?
Evet, çocukluk çağı ALL insidansı farklı etnik gruplar arasında farklılık gösterir. Bu durum sıklıkla, belirli popülasyonlarda daha yaygın olan genetik risk faktörlerindeki varyasyonlardan kaynaklanmaktadır. Bu farklılıkları anlamak, araştırmacılara önleme ve tedavi stratejilerini uyarlamalarında yardımcı olmaktadır.
3. Hamilelik sırasında yediklerim çocuğumun riskini etkiler mi?
Araştırmalar, hamilelik sırasında anneye folat takviyesinin ALL riski üzerindeki potansiyel etkisi açısından incelendiğini göstermektedir. Bu durum, diyet gibi çevresel faktörlerin bir çocuğun genetik yatkınlıklarıyla nasıl etkileşime girebileceğini vurgulamaktadır. Bu nedenle, dengeli beslenme ve uygun takviye, doğum öncesi sağlığın önemli yönleridir.
4. Gebelikte sigara içmem bebeğimin riskini artırabilir mi?
Evet, çalışmalar, gebelik sırasında sigara içimini, çocuğun genetik yatkınlıklarıyla etkileşime girebilen çevresel bir maruziyet olarak incelemiştir. Bu, annenin gebelik sırasında sigara içiminin çocukluk çağı ALL riskini potansiyel olarak etkileyebileceğini düşündürmektedir. Gebelikte sigara içmekten kaçınmak, çocuğun genel sağlığı için genellikle tavsiye edilmektedir.
5. Bazı çocuklar neden diğerlerinden daha iyi tedaviye yanıt verirler?
Ebeveynlerden miras alınan germ hattı genetik varyasyonları, bir çocuğun ALL tedavisine nasıl yanıt verdiğini önemli ölçüde etkileyebilir. Bu varyasyonlar, vücudun antileukemik ilaçları nasıl işlediğini ve tedavinin, minimal rezidüel hastalık olarak bilinen kalan kanser hücrelerini ne kadar etkili bir şekilde yok ettiğini etkileyebilir. Bu nedenle, tedavi planları genellikle bir çocuğun kendine özgü biyolojik profiline göre kişiselleştirilir.
6. Neden bazı çocuklar bu kansere yakalanırken, diğerleri yakalanmaz?
Bu, hem kalıtsal genetik yatkınlıkların hem de çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimidir. Bazı çocuklar, örneğin ARID5B veya IKZF1 gibi genlerdeki genetik varyasyonlarla doğarlar; bu varyasyonlar onları ALL geliştirmeye daha yatkın hale getirir. Bu genetik faktörler daha sonra erken yaşamları boyunca çeşitli çevresel maruziyetlerle etkileşime girer.
7. Sağlıklı bir yaşam tarzı ailemin genetik riskini yenebilir mi?
Genler yatkınlıkta önemli bir rol oynasa da, çocukluk çağı ALL multifaktöriyel olarak kabul edilir; yani genetik yatkınlıklar ve çevresel maruziyetlerin birleşiminden kaynaklanır. Prenatal sigara kullanımı gibi bilinen çevresel risklerden kaçınmak ve yeterli beslenmeyi sağlamak dahil olmak üzere sağlıklı bir yaşam tarzı her zaman faydalıdır. Bu eylemler, genlerinizin çevrenizle nasıl etkileşime girdiğini etkileyerek bazı riskleri potansiyel olarak azaltabilir.
8. Neden bazı çocukluk çağı lösemileri daha agresif veya tedavisi daha zordur?
Çocukluk çağı ALL'nin şiddeti ve agresifliği, lösemi hücrelerinde bulunan spesifik genetik alterasyonlardan etkilenebilir. Örneğin, IKZF1 genindeki delesyonların hastalığın daha agresif formlarına katkıda bulunduğu bilinmektedir. Bu nedenle doktorlar, tedaviyi löseminin spesifik genetik yapısına göre uyarlamak amacıyla moleküler alt tipleme kullanmaktadır.
9. Genetik, bazı çocukların kanserinin neden nüksettiğini açıklayabilir mi?
Evet, kalıtsal genetik varyasyonlar, bir çocuğun vücudunun başlangıç tedavisinden sonra tüm lösemik hücreleri ne kadar iyi temizlediğini etkileyebilir; bu da nüksü önlemek için çok önemlidir. GST (glutatyon S-transferaz) gibi genler, tedavi yanıtındaki ve kanserin geri dönme riskindeki potansiyel rolleri açısından incelenmiştir. Bu genetik faktörleri anlamak, nüks riskini tahmin etmeye ve yönetmeye yardımcı olur.
10. Çocuğumun daha yüksek riske sahip olup olmadığını gösteren bir test var mı?
Evet, genetik testler, çocukluk çağı ALL'ye karşı artmış duyarlılık ile ilişkili belirli kalıtsal genetik varyasyonları tanımlayabilir. Örneğin, ARID5B ve IKZF1 gibi genlerdeki varyantlar tanımlanabilir. Bu testler daha yüksek bir yatkınlığı gösterebilse de, kimin hastalığı geliştireceğini kesin olarak tahmin etmezler.
Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.
Feragatname: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.
References
[1] Xu, H et al. "Novel susceptibility variants at 10p12.31-12.2 for childhood acute lymphoblastic leukemia in ethnically diverse populations." J Natl Cancer Inst, vol. 105, no. 10, 2013, pp. 733-742.
[2] Yang, J. J., et al. "Genome-wide interrogation of germline genetic variation associated with treatment response in childhood acute lymphoblastic leukemia." JAMA, vol. 301, no. 4, 2009, pp. 393–403.
[3] Papaemmanuil, E et al. "Loci on 7p12.2, 10q21.2 and 14q11.2 are associated with risk of childhood acute lymphoblastic leukemia." Nat Genet, vol. 41, no. 9, 2009, pp. 1006-1010.
[4] Evans, T-J et al. "Confirmation of childhood acute lymphoblastic leukemia variants, ARID5B and IKZF1, and interaction with parental environmental exposures." PLoS One, vol. 9, no. 10, 2014, e109063.
[5] Trevino, L. R. et al. "Germline genomic variants associated with childhood acute lymphoblastic leukemia." Nat Genet, vol. 41, no. 9, 2009, pp. 1001–1005.
[6] Sherborne, A. L. et al. "Variation in CDKN2A at 9p21.3 influences childhood acute lymphoblastic leukemia risk." Nat Genet, vol. 42, no. 6, 2010, pp. 492–494.
[7] Ellinghaus, E. et al. "Identification of germline susceptibility loci in ETV6-RUNX1-rearranged childhood acute lymphoblastic leukemia." Leukemia, vol. 25, 2011, pp. 1317-1323.
[8] Stanulla, M. et al. "Polymorphisms within glutathione S-transferase genes (GSTM1, GSTT1, GSTP1) and risk of relapse in childhood B-cell precursor acute lymphoblastic leukemia: a case-control study." Blood, vol. 95, no. 4, 2000, pp. 1222–1228.
[9] Borowitz, M. J. et al. "Clinical significance of minimal residual disease in childhood acute lymphoblastic leukemia and its relationship to other prognostic factors: A Children’s Oncology Group study." Blood, vol. 111, no. 12, 2008, pp. 5477-5485.
[10] Pui, C. H., and W. E. Evans. "Treatment of acute lymphoblastic leukemia." New England Journal of Medicine, vol. 354, no. 2, 2006, pp. 166–178.
[11] Aminkeng, F., et al. "A coding variant in RARG confers susceptibility to anthracycline-induced cardiotoxicity in childhood cancer." Nat Genet, vol. 47, no. 10, 2015, pp. 1079-84.
[12] Howard, S. C., et al. "Childhood cancer epidemiology in low-income countries." Cancer, vol. 112, no. 4, 2008, pp. 461-472.
[13] Yeoh, E. J., et al. "Classification, subtype discovery, and prediction of outcome in pediatric acute lymphoblastic leukemia by gene expression profiling." Cancer Cell, vol. 1, no. 2, 2002, pp. 133–143.
[14] Carroll, W. L., et al. "Childhood acute lymphoblastic leukemia in the age of genomics." Pediatric Blood & Cancer, vol. 46, no. 5, 2006, pp. 570–578.
[15] Coustan-Smith, E. et al. "Clinical importance of minimal residual disease in childhood acute lymphoblastic leukemia." Blood, vol. 96, no. 8, 2000, pp. 2691–2696.
[16] Flohr, T. et al. "Minimal residual disease-directed risk stratification using real-time quantitative PCR analysis of immunoglobulin and T-cell receptor gene rearrangements in the international multicenter trial AIEOP-BFM ALL 2000 for childhood acute lymphoblastic leukemia." Leukemia, vol. 22, no. 4, 2008, pp. 771-782.
[17] Belson, M., et al. "Risk Factors for Acute Leukemia in Children: A Review." Environmental Health Perspectives, vol. 115, 2007, pp. 138–145.
[18] Cario, G. et al. "High interleukin-15 expression characterizes childhood acute lymphoblastic leukemia with involvement of the CNS." J Clin Oncol, vol. 25, no. 30, 2007, pp. 4813–4820.
[19] Kadan-Lottick, N. S., et al. "Survival variability by race and ethnicity in childhood acute lymphoblastic leukemia." JAMA, vol. 290, no. 15, 2003, pp. 2008–2014.
[20] Zhou, J., et al. "Quantitative analysis of minimal residual disease predicts relapse in children with B-lineage acute lymphoblastic leukemia in DFCI ALL Consortium Protocol 95-01." Blood, vol. 110, no. 5, 2007, pp. 1607–1611.
[21] Urayama, K. Y., et al. "MDR1 gene variants, indoor insecticide exposure, and the risk of childhood acute lymphoblastic leukemia." Cancer Epidemiology, Biomarkers & Prevention, vol. 16, 2007, pp. 1172–1177.
[22] Wiemels, J. L. et al. "Methylenetetrahydrofolate reductase (MTHFR) polymorphisms and risk of molecularly defined subtypes of childhood acute leukemia." Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America, vol. 98, no. 7, 2001, pp. 4004–4009.
[23] Schnakenberg, E. et al. "Polymorphisms of methylenetetrahydrofolate reductase (MTHFR) and susceptibility to pediatric acute lymphoblastic leukemia in a German study population." BMC Med Genet, vol. 6, 2005, p. 23.
[24] Budagian, V., et al. "IL-15/IL-15 receptor biology: a guided tour through an expanding universe." Cytokine Growth Factor Reviews, vol. 17, no. 4, 2006, pp. 259–280.
[25] Tinhofer, I. et al. "Expression of functional interleukin-15 receptor and autocrine production of interleukin-15 as mechanisms of tumor propagation in multiple myeloma." Blood, vol. 95, no. 2, 2000, pp. 610–618.
[26] Fehniger, T. A., and M. A. Caligiuri. "Interleukin 15: biology and relevance to human disease." Blood, vol. 97, no. 1, 2001, pp. 14–32.
[27] van Dongen, J. J. et al. "Prognostic value of minimal residual disease in acute lymphoblastic leukaemia in childhood." Lancet, vol. 352, no. 9142, 1998, pp. 1731–1738.
[28] Milne, E. et al. "Maternal folate and other vitamin supplementation during pregnancy and risk of acute lymphoblastic leukemia in the offspring." Int J Cancer, vol. 126, no. 11, 2010, pp. 2690–2699.
[29] Stanulla, M. et al. "Thiopurine methyltransferase (TPMT) genotype and early treatment response to mercaptopurine in childhood acute lymphoblastic leukemia." JAMA, vol. 293, no. 12, 2005, pp. 1485–1489.
[30] Liu, C., et al. "Genomewide Approach Validates Thiopurine Methyltransferase Activity Is a Monogenic Pharmacogenomic Trait." Clin Pharmacol Ther, vol. 100, no. 5, 2016, pp. 547-553.
[31] Relling, M. V., et al. "Prognostic importance of 6-mercaptopurine dose intensity in acute lymphoblastic leukemia." Blood, vol. 93, no. 9, 1999, pp. 2817-2823.
[32] Karas-Kuzelicki, N., and I. Mlinaric-Rascan. "Individualization of thiopurine therapy: thiopurine S-methyltransferase and beyond." Pharmacogenomics, vol. 10, no. 8, 2009, pp. 1309-1322.
[33] Diouf, B., et al. "Association of an inherited genetic variant with vincristine-related peripheral neuropathy in children with acute lymphoblastic leukemia." JAMA, vol. 313, no. 8, 2015, pp. 815-823.