Kardiyoembolik İnme
Arka Plan
Section titled “Arka Plan”Kardiyoembolik inme, kalpte oluşan bir kan pıhtısının (embolüs) beyne giderek bir serebral arteri tıkaması sonucu meydana gelen iskemik inmenin önemli bir alt tipidir.[1] Bu tıkanıklık, beyin dokusunu oksijen ve besinlerden mahrum bırakarak hücre ölümüne ve nörolojik eksikliklere yol açar. İskemik inme, tüm inmelerin yaklaşık %87’sini oluşturmakta ve bu durum onu önemli bir halk sağlığı sorunu haline getirmektedir.[2] Kardiyoembolik inme, büyük damar aterosklerotik inme ve küçük damar (laküner) inme gibi diğer iskemik inme alt tiplerinden kardiyak kökeni ile ayrılır.[3]Akut İnme Tedavisinde Org 10172 Denemesi (TOAST) kriterleri gibi sınıflandırma sistemleri, iskemik inme alt tiplerini kategorize etmek, tanı ve tedavi stratejilerine yardımcı olmak için yaygın olarak kullanılmaktadır.[3]
Biyolojik Temel
Section titled “Biyolojik Temel”Kardiyoembolik inmenin birincil biyolojik temeli, kalp içinde bir trombüsün oluşması ve bu trombüsün daha sonra yerinden ayrılarak kan dolaşımı yoluyla beyne ulaşmasıdır. Bu embolilerin en yaygın kardiyak kaynağı, kalbin atriyumlarında kan birikmesine ve pıhtı oluşumuna yol açabilen düzensiz ve genellikle hızlı bir kalp atış hızı olan atriyal fibrilasyondur (AF).[1] Diğer potansiyel kardiyak kaynaklar arasında kapak hastalığı, miyokard enfarktüsü ve bazı kardiyomiyopatiler bulunmaktadır.
Genetik araştırmalar, özellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), inmenin ve alt tiplerinin kalıtsal bileşenini aydınlatmıştır. Çalışmalar, atriyal fibrilasyonla ilişkili genetik faktörlerin kardiyoembolik inme ile önemli ölçüde bağlantılı olduğunu, ancak diğer inme alt tipleriyle zorunlu olarak bağlantılı olmadığını göstermiştir.[1] Örneğin, NOS3 genindeki rs1799983 gibi spesifik genetik varyantlar, kardiyoembolik inme ile güçlü bir ilişki göstermiştir.[4] Kromozom 1, 4, 5, 6, 8, 10, 11 ve 14 üzerindeki interjenik bölgeler de dahil olmak üzere diğer lokuslar, rs12646447 , rs72794386 ve rs11021485 gibi varyantların önemli ilişkiler gösterdiği kardiyoembolik iskemik inme için potansiyel duyarlılık lokusları olarak tanımlanmıştır.[5] Bu genetik bilgiler, kardiyoembolik inme için diğer iskemik inme etiyolojilerinden ayrılabilir, belirgin bir biyolojik yolak önermektedir.
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Kardiyoembolik inmenin anlaşılması, doğru tanı, etkili tedavi ve hedefe yönelik önleme için klinik olarak hayati öneme sahiptir. Kardiyoembolik inme geçiren hastalar, gelecekteki embolik olayları önlemek amacıyla, özellikle altta yatan neden atriyal fibrilasyon ise, antikoagülanlar gibi spesifik antitrombotik tedavilere genellikle ihtiyaç duyarlar.[2] Genetik risk faktörleri, kardiyoembolik inmeyi diğer alt tiplerden ayırmaya yardımcı olabilir ve potansiyel olarak daha kişiselleştirilmiş tedavi ve önleme stratejilerine rehberlik edebilir.[6] AF ile ilişkili kardiyoembolik inme için daha yüksek genetik riske sahip bireylerin belirlenmesi, ritim yönetimi veya profilaktik antikoagülasyon gibi daha erken müdahaleyi sağlayarak inme yükünü azaltabilir. Bu genetik farklılaşma, farklı inme alt tipleri için tedavi yaklaşımları önemli ölçüde farklılık gösterebileceğinden kritik öneme sahiptir.
Sosyal Önem
Section titled “Sosyal Önem”İnme, kardiyoembolik alt tipi de dahil olmak üzere, sakatlık, ölüm ve sağlık hizmetleri maliyetlerine önemli ölçüde katkıda bulunan, büyük bir küresel sağlık yükü oluşturmaktadır.[7] İnmenin fiziksel yetersizlik, bilişsel eksiklikler ve iletişim zorlukları gibi uzun vadeli sonuçları, bir bireyin yaşam kalitesini derinden etkileyebilir ve bakıcılara ve sağlık sistemlerine önemli yükler getirebilir. Kardiyoembolik inmenin genetik temellerine yönelik araştırmalar, geliştirilmiş risk tahmini, önleme ve tedavi geliştirme için yollar sunduğu için sosyal açıdan önemlidir. Biyolojik temeline ilişkin anlayışımızı geliştirerek, toplum daha etkili halk sağlığı müdahalelerine doğru ilerleyebilir ve bu yıpratıcı durumun genel toplumsal etkisini azaltabilir.
Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar
Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”Kardiyoembolik inme dahil olmak üzere inmenin genetik çalışmaları, sıklıkla, küçük etki boyutlarına sahip yaygın genetik varyantları tespit etmek için yetersiz örneklem boyutlarıyla kısıtlanmıştır. Bu kısıtlama, genom çapında ilişkilendirme çalışmalarının (GWAS) istatistiksel gücünü azaltabilir, potansiyel olarak keşfedilmemiş ilişkilere ve hastalığın tam genetik mimarisinin eksik tahmin edilmesine yol açabilir. Bu genetik yatkınlıkları anlamak, yüksek risk altındaki bireylerin belirlenmesine ve potansiyel olarak önleyici stratejilere rehberlik etmeye yardımcı olur.
_PITX2_, _LINC01438_ ve _ZFHX3_ gibi genlerdeki varyantlar, kardiyoembolik inmeye yol açan yaygın bir aritmi olan atriyal fibrilasyon ile güçlü bir şekilde ilişkilidir. _PITX2_ (Paired-like homeodomain 2), kardiyak gelişim ve sol-sağ asimetri için kritik bir transkripsiyon faktörüdür; rs17042098 , rs6847935 ve rs12646447 gibi yaygın varyantlar ekspresyonunu etkileyerek atriyal fibrilasyon ve buna bağlı inme riskini artırmaktadır. _LINC01438_ uzun intergenik kodlama yapmayan bir RNA’dır; rs13143308 de atriyal fibrilasyon ile ilişkili bir bölgede yer alarak kardiyak elektriksel yeniden yapılanmada rol oynadığını düşündürmektedir. _ZFHX3_ (Zinc Finger Homeobox 3), nöronal gelişimde rol oynayan bir transkripsiyon faktörünü kodlar ve potansiyel olarak kardiyak iletimi veya otonom sinir sistemi regülasyonunu etkileyerek, rs2106261 ve rs12932445 gibi varyantlar aracılığıyla atriyal fibrilasyon ve inme riskiyle ilişkilendirilmiştir.[8] Bu genetik değişiklikler, kardiyak aritmilere katkıda bulunan gelişimsel ve düzenleyici yolların karmaşık bir etkileşimine işaret etmektedir.
Diğer varyantlar, iyon kanalı fonksiyonunu, metabolik süreçleri ve vasküler bütünlüğü etkiler. _KCNN3_(Potassium Calcium-Activated Channel Subfamily N Member 3), aynı zamanda SK3 olarak da bilinir, kardiyak uyarılabilirliği ve nöronal ateşlemeyi düzenlemede rol oynayan küçük iletkenliğe sahip kalsiyumla aktive olan bir potasyum kanalını kodlar;rs11264280 ’nın potansiyel olarak aktivitesini etkileyerek aritmi riskine katkıda bulunmasıyla. _PMVK_ (Phosphomevalonate Kinase) kolesterol biyosentezi için hayati öneme sahip mevalonat yolundaki bir enzimdir ve varyantı rs114812453 , lipid metabolizmasını ve vasküler sağlığı etkileyerek inme riskini dolaylı olarak etkileyebilir. _NEURL1_ (Neuralized E3 Ubiquitin Protein Ligase 1) hücre farklılaşması ve gelişimi için önemli bir yolak olan Notch sinyalizasyonunda rol oynar ve rs11598047 , rs12415501 ve rs74154533 gibi varyantlar, inme patogenezi ile ilgili olan vasküler gelişimi veya nöronal korumayı etkileyebilir.[8] Bu çeşitli genetik etkiler, kardiyoembolik inme etiyolojisinin çok yönlü doğasını vurgulamaktadır.
Diğer genetik faktörler arasında _CAV1_, _GORAB_, _PRRX1_, _TBX5_, _FAM13B_ ve _AOPEP_ bulunmaktadır. _CAV1_ (Caveolin 1) hücre sinyalizasyonu, lipid metabolizması ve endotelyal fonksiyonda rol oynayan bir iskele proteinidir; rs3807989 ’nın potansiyel olarak vasküler bütünlüğü ve plak stabilitesini etkileyerek inme duyarlılığını artırmasıyla. _GORAB_ (GORAB, Golgi Reassembly Stacking Protein 2) ve _PRRX1_ (Paired Related Homeobox 1) genlerindeki rs680084 ve rs638704 varyantları, kardiyovasküler yapı ile ilgili hücresel süreçleri veya gelişimsel yolları etkileyebilir._TBX5_ (T-Box Transcription Factor 5) kalp ve uzuv gelişiminin anahtar bir düzenleyicisidir ve rs883079 , inmeye yatkınlık yaratan doğuştan kalp kusurlarıyla bağlantılı olabilir. _FAM13B_ (Family With Sequence Similarity 13 Member B) varyantı rs17171711 ve _AOPEP_ (Aminopeptidase O) varyantı rs4385527 da inme riskinde göz önünde bulundurulur; potansiyel olarak hücre sinyalizasyonu, protein yıkımı veya vasküler yeniden yapılanmadaki rolleri aracılığıyla, kardiyoembolik inmeye katkıda bulunan geniş genetik manzarayı daha da örneklendirmektedir.[8]
Kardiyoembolik İnmenin Tanımı ve Temel Özellikleri
Section titled “Kardiyoembolik İnmenin Tanımı ve Temel Özellikleri”Kardiyoembolik inme, ani başlangıçlı, vasküler kökenli olduğu varsayılan, en az 24 saat süren veya daha erken meydana gelirse ölüme kadar devam eden fokal nörolojik defisit olarak geniş çapta tanımlanan iskemik inmenin kendine özgü bir alt tipini temsil eder.[9] Bu spesifik alt tip, bir embolüsün, yani bir pıhtının veya başka bir materyalin kalpten kaynaklanıp serebral dolaşıma ilerlemesiyle ve ardından bir beyin arterini tıkamasıyla meydana gelir. Temel mekanizma, embolüsü oluşturan kardiyak bir kaynağı içerir ve bu durum onu diğer iskemik inme etiyolojilerinden ayırır.[10] İskemik inme içinde önemli bir kategori olarak, uygun ikincil önleme stratejileri için tanımlanması kritik öneme sahiptir.
Bu sınıflandırma, kardiyak patolojinin serebral iskemiye doğrudan katkıda bulunduğu bir patofizyolojik mekanizmayı vurgular. Kardiyoembolik inmenin şiddeti ve klinik prezentasyonu, embolüsün boyutuna ve tıkanan damarın konumuna göre geniş ölçüde değişebilir. Kesin tanımını ve mekanizmasını anlamak, hem klinik tanı hem de genetik yatkınlıklara yönelik araştırmalar için temeldir, çünkü farklı inme alt tipleri kendine özgü genetik etkenlere sahip olabilir.[1]
Sınıflandırma Sistemleri ve Alt Tipleri
Section titled “Sınıflandırma Sistemleri ve Alt Tipleri”Kardiyoembolik inme, öncelikli olarak altında yatan etiyolojisine göre iskemik inmeyi kategorize etmek üzere tasarlanmış sistemler içerisinde sınıflandırılır. Akut İnme Tedavisinde Org 10172 Denemesi (TOAST) sınıflandırma sistemi, çok merkezli klinik çalışmalarda ve epidemiyolojik çalışmalarda akut iskemik inmenin, kardiyoembolik inme dahil, alt tiplerini tanımlamak için yaygın olarak kullanılır.[3] Bu sistem, iskemik inmeleri büyük arter aterosklerozu, küçük damar tıkanıklığı, kardiyoembolizm, diğer belirlenmiş etiyolojili inme ve nedeni belirlenemeyen inme gibi başlıca alt tiplere ayırır.
Dikkat çekici diğer bir sistem ise, etiyolojik sınıflandırma için bilgisayarlı bir algoritma sunan ve uluslararası güvenilirlik ve optimizasyon çalışmalarından geçmiş olan İnmenin Nedenine Göre Sınıflandırılması (CCS) sistemidir.[11] Hem TOAST hem de CCS sistemleri, standartlaştırılmış kategorizasyon sağlamayı amaçlamaktadır, ancak aralarındaki uyum bir çalışma konusu olmuştur.[12] Bu sınıflandırma yaklaşımları araştırma için esastır; belirli inme alt tipleriyle ilişkili spesifik genetik varyantların incelenmesini sağlayarak, farklı genetik varyantların iskemik inmenin farklı alt tiplerine yatkınlık oluşturabileceğini düşündürmektedir.[1]
Tanı Kriterleri ve Terminoloji
Section titled “Tanı Kriterleri ve Terminoloji”Kardiyoembolik inme tanısı, hem iskemik beyin hasarını hem de muhtemel bir emboli kardiyak kaynağını tanımlamak amacıyla klinik değerlendirme, beyin görüntüleme ve vasküler görüntülemenin bir kombinasyonuna dayanır.[1]Amerikan Kalp Derneği/Amerikan İnme Derneği, sağlık profesyonelleri için inmenin güncel tanımlarını sunmakta ve kapsamlı tanı kriterlerini vurgulamaktadır.[13] Temel terminoloji, genel kategori olarak “iskemik inme”yi içerirken, “kardiyoembolik inme” belirli bir “alt tip” veya “etiyolojik mekanizma” olarak ele alınır.
Farklı çalışmalar, bu spesifik etiyolojiyi belirtmek için tutarlı bir şekilde “kardiyoembolik iskemik inme” veya sadece “kardiyoembolik inme” olarak bahsetmekte, bunu aterotrombotik veya küçük damar inmesi gibi diğer formlardan ayırmaktadır.[9]Bu süreç, diğer nedenleri dışlamak ve embolinin kardiyak kökenini doğrulamak için dikkatli bir değerlendirmeyi içerir ve sıklıkla özelleşmiş kardiyovasküler tanı yöntemleri gerektirir. Tanı kriterleri ve terminolojideki hassasiyet, doğru hasta yönetimi, klinik çalışma kaydı ve bu inme alt tipine özgü genetik risk faktörlerinin belirlenmesi için büyük önem taşır.
Akut Nörolojik Defisitler ve İlk Değerlendirme
Section titled “Akut Nörolojik Defisitler ve İlk Değerlendirme”Kardiyoembolik inme, iskemik inmenin tanımlayıcı bir özelliği olan ani başlangıçlı fokal nörolojik defisit şeklinde tipik olarak kendini gösterir. Bu defisitler, inme tanı kriterlerini karşılamak için en az 24 saat sürmeli veya bu süre içinde ölümle sonuçlanmalıdır.[5] Spesifik nörolojik belirtiler, etkilenen beyin bölgesini belirlemek ve ilk klinik yönetime rehberlik etmek için kritik öneme sahip olan motor güçsüzlük, duyu kaybı, konuşma bozuklukları veya görme alanı defektlerini kapsayacak şekilde değişebilir. Bu defisitlerin şiddeti geniş ölçüde değişebilir ve fonksiyonel sonuçları etkiler; bu sonuçlar, modifiye Rankin Ölçeği (mRS) gibi ölçekler kullanılarak yaygın olarak değerlendirilir; burada puanlar hafif engellilik (örn. mRS 0-2) ile daha şiddetli bozukluk (örn. mRS 3-6) arasında ayrım yapar.[14] İlk değerlendirme, spesifik nörolojik belirti ve semptomları belirlemek için kapsamlı bir klinik değerlendirmeyi içerir. Akut prezentasyon kardiyoembolik bir kökene hemen işaret etmeyebilirken, defisitlerin ani başlangıcı ve fokal niteliği, acil tanısal araştırma gerektiren kritik uyarı işaretleridir. Bu erken değerlendirme, zamana duyarlı müdahaleleri başlatmak ve inmenin diğer nörolojik durumlardan ayırt edilmesi için esastır; altta yatan etiyolojiyi belirlemek ve inme alt tipini kesin olarak sınıflandırmak için sonraki araştırmalara zemin hazırlar.
Tanısal Sınıflandırma ve Görüntüleme Modaliteleri
Section titled “Tanısal Sınıflandırma ve Görüntüleme Modaliteleri”Kardiyoembolik inmenin kesin tanısı ve sınıflandırılması, hem klinik hem de görüntüleme kriterlerini içeren kapsamlı bir değerlendirmeye dayanır.[5] Araştırma ortamlarında, inme tanıları ve sınıflandırmaları, doğruluk ve tutarlılığı sağlamak amacıyla genellikle uzman komiteler tarafından doğrulanır.[5]Trial of Org 10172 in Acute Stroke Treatment (TOAST) ve Causative Classification of Stroke (CCS) gibi standartlaştırılmış sınıflandırma sistemleri, kardiyoembolik alt tip dahil olmak üzere iskemik inmeleri alt tiplere ayırmak için yaygın olarak kullanılır.[5] Bu sistemler, varsayılan etiyolojiye göre inmeleri kategorize etmek için yapılandırılmış bir yaklaşım sunar; TOAST ve CCS sınıflandırmaları arasında iyi bir uyum gözlemlenmesi güvenilirliklerini teyit etmektedir.[15] Görüntüleme modaliteleri, iskemik bir lezyonun varlığını doğrulamada ve hemorajik inme olasılığını dışlamada, ayrıca potansiyel emboli kaynaklarını belirlemede önemli bir rol oynar. MRG taramaları, inme hastalarında beyaz cevher hiperintensitelerinin volumetrik analizi için fluid-attenuated inversion recovery (FLAIR) gibi sekanslarla sıkça kullanılır, ancak bu, kardiyoembolik vakalara özgü olmayan genel bir uygulamadır.[16] Kardiyoembolik kökeni belirlemek, emboli kaynağı olarak sıklıkla atriyal fibrilasyon gibi kardiyak patolojilere işaret ettiği için önemli tanısal değere sahiptir. Bu ayrım, antikoagülasyon dahil hedeflenmiş tedavi stratejilerini yönlendirmek ve tekrarlayan olayları önlemek için kritiktir.
Fenotipik Heterojenite ve Genetik Göstergeler
Section titled “Fenotipik Heterojenite ve Genetik Göstergeler”Kardiyoembolik inmenin akut prezentasyonu diğer iskemik inme alt tipleriyle genel özellikler paylaşsa da, klinik fenotipi bireyler arası varyasyon ve heterojenite sergileyebilir. Yaş ve cinsiyet gibi faktörler, inme çalışmalarında prezentasyon ve sonuçlar üzerindeki potansiyel etkileri kabul edilerek rutin olarak dikkate alınır.[14] Bu fenotipik çeşitlilik, özellikle sunulan araştırmada kardiyoembolik inme için açıkça belirtilmeyen atipik prezentasyonlara sahip vakalarda, geniş bir klinik ve paraklinik veri yelpazesini dikkate alan kapsamlı bir tanısal yaklaşımın önemini vurgulamaktadır.
Kardiyoembolik inmeyi diğer iskemik alt tiplerden ayırt etmeye yardımcı olan kritik bir tanısal gösterge, spesifik genetik risk faktörlerinin varlığıdır. Özellikle, atriyal fibrilasyonla ilişkili genetik riskin kardiyoembolik inmeyi diğer inme alt tiplerinden ayırdığı gösterilmiştir.[15] Bu genetik yatkınlık, ayırıcı tanıda yardımcı olan ve altta yatan patofizyolojik mekanizmalara dair içgörüler sağlayan değerli bir biyobelirteç görevi görür. Bu tür genetik belirteçlerin tanımlanması, konvansiyonel kardiyak incelemeler kesin bir kaynak belirleyemese bile, kardiyoembolik bir etiyolojinin tanısal kesinliğini güçlendirebilir, böylece prognostik değerlendirmeleri etkiler ve uzun vadeli yönetim stratejilerine rehberlik eder.
Genetik Yatkınlık ve Kardiyak Mekanizmalar
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Kardiyak Mekanizmalar”Kardiyoembolik inme, kalp fonksiyonunu ve vasküler bütünlüğü etkileyen genetik faktörlerin karmaşık bir etkileşiminden kaynaklanır. Bu inme alt tipine katkıda bulunan spesifik gen varyantları tanımlanmıştır. Örneğin, APEG-1 (aortik olarak tercihen eksprese edilen gen 1) genindeki yaygın varyasyonlar kardiyoembolik inme ile ilişkilidir. APEG-1ekspresyonu, farklılaşmış vasküler düz kas hücreleri için bir belirteçtir ve bu hücrelerdeki değişiklikler vasküler hastalıkların patogenezinde önemli bir rol oynayarakAPEG-1’i bir aday gen haline getirmektedir.[17] Benzer şekilde, NOS3 (nitrik oksit sentaz 3) genindeki bir varyant, özellikle rs1799983 , kardiyoembolik inme ile güçlü bir ilişki göstermekte ve nitrik oksit sinyal yollarının etiyolojisinde bir rol oynadığını düşündürmektedir.[4] Ayrıca, NKX2-5 geni de ilişkilendirilmiş olup, kardiyak gelişim ve fonksiyon üzerindeki genetik etkilerin kardiyoembolik olay riskine kritik katkıda bulunduğunu vurgulamaktadır.[4] Kardiyoembolik alt tipleri de dahil olmak üzere inmenin daha geniş genetik manzarası, diğer vasküler özelliklerle paylaşılan genetik bir katkı içermekte olup, daha küçük bireysel etkilere sahip çok sayıda varyanttan etkilenen poligenik bir riski işaret etmektedir.[4] COL4A1, DYRK1A, ARHGEF10 ve PRKCH gibi diğer genlerdeki varyantlar da çeşitli iskemik inme alt tipleriyle ilişkili olarak tanımlanmış olup, gen-gen etkileşimlerinin karmaşıklığını ve serebrovasküler hastalıklara genel genetik yatkınlığı vurgulamaktadır.[4]Bu genetik faktörler genellikle kardiyak yapı, vasküler düz kas hücresi fenotipi ve endotel fonksiyonu ile ilgili yolları etkiler; bunlar kalpten kaynaklanan embolik olayları önlemek için temeldir.
Epigenetik ve Gelişimsel Etkiler
Section titled “Epigenetik ve Gelişimsel Etkiler”Gelişimsel ve epigenetik faktörler, bir bireyin yaşamı boyunca kardiyoembolik inmeye yatkınlığını önemli ölçüde şekillendirir. Erken yaşam etkileri, in utero ortam dahil olmak üzere, bir bireyin epigenomunda kalıcı etkilere sahip olabilir ve özellikle yenidoğan DNA metilomlarını etkileyebilir.[16] Bu erken programlama olayları, altta yatan DNA dizisini değiştirmeden gen ekspresyonu paternlerini modifiye ederek gelecekteki inme riskini potansiyel olarak artırabilir.
Temel epigenetik mekanizmalar arasında DNA metilasyonu, histon modifikasyonları ve metilasyon kantitatif özellik lokusları (meQTL’ler) bulunmaktadır. meQTL’ler, transkripsiyon faktörü bağlanması, histon modifikasyonları ve gen ekspresyonu seviyelerindeki koordineli değişikliklerle ilişkilidir ve kardiyovasküler sağlıkta rol oynayan genleri etkileyebilir.[16]İnme riski lokuslarının fonksiyonel açıklamaları ayrıca, kardiyomiyoit farklılaşması ve kas hücresi kaderi belirlenimi ile ilgili güçlendirici bölgelerde ve yollarda zenginleşme göstermektedir; bu da kalp gelişiminin epigenetik regülasyonunun inme riskine nasıl katkıda bulunabileceğini vurgulamaktadır.[4] Genetik yatkınlıklar ile epigenetik modifikasyonlar arasındaki bu etkileşim, kritik gelişimsel pencereler sırasındaki çevresel maruziyetlerle tetiklenebilir ve bir bireyin kardiyoembolik inme riskini önemli ölçüde modüle edebilir.
Yaşam Tarzı, Komorbiditeler ve Yaşa Bağlı Değişiklikler
Section titled “Yaşam Tarzı, Komorbiditeler ve Yaşa Bağlı Değişiklikler”Yaşam tarzı seçimleri, önceden var olan tıbbi durumlar ve yaşa bağlı fizyolojik değişikliklerin karmaşık bir etkileşimi, kardiyoembolik inme riskine önemli ölçüde katkıda bulunur. Sigara içme gibi değiştirilebilir çevresel faktörler bilinen risk faktörleridir.[18]Ancak, en önemli katkıda bulunanlar, kalp sağlığını ve kan damarı bütünlüğünü doğrudan etkileyen komorbiditelerdir. Bunlar arasında hipertansiyon, hiperkolesterolemi, diabetes mellitus ve özellikle kardiyak embolilerin ana kaynağı olan atriyal fibrilasyon yer almaktadır.[19]Miyokard enfarktüsü ve koroner arter hastalığı, yüksek düşük yoğunluklu lipoprotein seviyeleri ve tip 2 diyabet gibi diğer ilişkili vasküler özellikler de genel inme yatkınlığını artırır.[19]Yaşın ilerlemesi, kardiyovasküler sistemdeki fizyolojik değişiklikler duyarlılığı artırdığı için, kardiyoembolik alt tipleri de dahil olmak üzere inme için iyi bilinen, değiştirilemez bir risk faktörüdür.[18] Cinsiyet de bir rol oynamakta olup, inme riski analizlerinde çalışmalar genellikle cinsiyete göre ayarlama yapmaktadır.[18]Bu demografik faktörler, genetik yatkınlıklar ve çevresel maruziyetlerle etkileşime girerek kümülatif bir risk profili oluşturur. Örneğin, genetik varyantlar bir bireyin yaşına veya belirli komorbiditelerin varlığına bağlı olarak farklı riskler taşıyabilir; bu durum, yaşam tarzı ve sağlık durumunun genetik yatkınlığın ifadesini modüle edebildiği bir gen-çevre etkileşimini göstermektedir.
Kardiyoembolik İnmenin Biyolojik Arka Planı
Section titled “Kardiyoembolik İnmenin Biyolojik Arka Planı”Kardiyoembolik inme, kalpten kaynaklanan ve beyne ilerleyerek serebral kan akışını tıkayan bir embolusun neden olduğu bir iskemik inme türüdür. Bu karmaşık durum, kardiyak patolojilerin, sistemik vasküler disfonksiyonun ve altta yatan genetik yatkınlıkların birleşiminden kaynaklanır ve nörolojik hasarla sonuçlanan karmaşık moleküler ve hücresel yolları kapsar. Kardiyoembolik inmenin biyolojik temelini anlamak, kalp içindeki pıhtı oluşum mekanizmalarını, takiben gelişen vasküler taşınmayı ve hem kardiyak sağlığı hem de serebrovasküler bütünlüğü etkileyen sistemik faktörleri incelemeyi gerektirir.
Kardiyak Patofizyoloji ve Emboli Oluşumu
Section titled “Kardiyak Patofizyoloji ve Emboli Oluşumu”Kardiyoembolik inme, sıklıkla atriyal fibrilasyon (AF), miyokard enfarktüsü (ME) ve koroner arter hastalığı (CAD) gibi trombüs oluşumunu teşvik eden primer kardiyak durumlardan kaynaklanır. Örneğin, AF ve ME dahil kardiyak cerrahi sonrası komplikasyonlar, inme riskini önemli ölçüde artırır.[20] Kardiyak cerrahi sırasında, iskemiyi takiben reperfüzyon dönemleri, derin hücresel organ hasarına neden olabilir. Bu iskemi-reperfüzyon hasarı, endotel hücrelerinin aktivasyonu ile karakterizedir; bu hücreler daha sonra aşırı reaktif oksijen türleri (ROS) üretirken aynı anda nitrik oksit üretimini azaltır.[20] Bu dengesizlik, inflamatuar medyatör salınımı kaskadına, mitokondriyal disfonksiyona ve yaygın oksidatif strese yol açarak, nihayetinde hücresel hasara katkıda bulunur ve kalp içinde pıhtı oluşumuna elverişli bir ortam yaratır.[20]Koroner kalp hastalığının kendisi, hastalık, engellilik ve ölümlerin önde gelen bir nedenidir ve bireyleri kardiyak emboli kaynaklarına yatkın hale getirebilecek iyi düzenlenmiş bir dizi olayla kendini gösterir.[21]
Vasküler ve Sistemik Sonuçlar
Section titled “Vasküler ve Sistemik Sonuçlar”Oluştuktan sonra, kardiyak emboliler yerinden ayrılıp kan dolaşımında seyahat edebilir, nihayetinde serebral vaskülatüre ulaşarak burada kan damarlarını tıkar ve iskemik inmeye neden olurlar. Kardiyak disfonksiyonun sistemik etkisi, kalbin kendisinin ötesine uzanır ve vasküler sistemin bütünlüğünü etkiler. Mikrovasküler disfonksiyon, reperfüzyon hasarıyla ilişkili yaygın bir sonuç olup, inme riskini daha da kötüleştirir.[20] Damar iç yüzeyinin merkezinde yer alan aktive endotel hücreleri, enflamasyona ve oksidatif strese katkıda bulunarak bu süreçte kritik bir rol oynar; bu durum beyin de dahil olmak üzere vücudun tamamındaki normal vasküler fonksiyonu bozabilir.[20]Ayrıca, kan basıncı regülasyonu gibi sistemik faktörler kardiyovasküler hastalık riskiyle yakından ilişkilidir; kan basıncı yollarını etkileyen genetik varyantlar genel kardiyovasküler sağlığı ve inme yatkınlığını da etkiler.[22]Genellikle kardiyovasküler hastalıktan etkilenen böbrek fonksiyonu, böbrek sağlığını etkileyebilen genetik lokuslarla da ilişkilidir ve inme patogenezindeki çeşitli organ sistemleri arasındaki sistemik karşılıklı bağlantıları vurgular.[23]
Kardiyovasküler ve Serebrovasküler Riskin Genetik Mimarisi
Section titled “Kardiyovasküler ve Serebrovasküler Riskin Genetik Mimarisi”Genetik mekanizmalar, bireyleri kardiyoembolik inmeye yol açan kardiyak durumlara yatkınlaştırmada ve inme riskini doğrudan etkilemede çok önemli bir rol oynamaktadır. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), kardiyak yapı ve fonksiyonla ilişkili çok sayıda genetik varyant tanımlamış, kalp hastalığına kalıtsal yatkınlığa dair bilgiler sağlamıştır.[24] Örneğin, PHACTR1, koroner arter stenozunun önemli bir belirleyicisi olarak doğrulanmış, belirli gen fonksiyonlarının koroner arter hastalığının gelişimini doğrudan nasıl etkileyebileceğini göstermiştir.[21] Diğer genler, örneğin RTN4 ve FBXL17gibi, koroner kalp hastalığı ile de ilişkilendirilmiş, kardiyak sağlıkta yer alan karmaşık düzenleyici ağları vurgulamıştır.[25] Kardiyak faktörlerin ötesinde, büyük ölçekli genetik analizler, inme ve alt tipleriyle özel olarak ilişkili birden fazla lokus tanımlamış, serebrovasküler olaylara doğrudan genetik bir yatkınlık olduğunu göstermiştir.[4] Bu genetik bilgiler, gen fonksiyonlarının, düzenleyici elementlerin ve gen ekspresyonu paternlerinin, bir bireyin hem kardiyak patolojiler hem de sonraki embolik inme için genel riskini modüle etmedeki etkileşimini vurgulamaktadır.
Hematolojik ve Enflamatuar Modülatörler
Section titled “Hematolojik ve Enflamatuar Modülatörler”Kardiyak ve vasküler bütünlüğün ötesinde, kan bileşenlerinin kompozisyonu ve işlevi hem inme riskini hem de sonucunu önemli ölçüde etkiler. Kırmızı hücre dağılım genişliği (RDW), hemoglobin ve hematokrit seviyeleri dahil olmak üzere eritrosit özellikleri, genetik mekanizmalar tarafından etkilenir ve serebral oksijen taşınımı ile genel inme prognozu için derin çıkarımlara sahiptir.[26]Örneğin, iskemik bir inme sonrası azalan hemoglobin ve hematokrit seviyeleri, daha kötü sonuçları ve artan mortaliteyi öngörür.[26]Bu hematolojik faktörler, sistemik homeostatik bozulmaları yansıtır ve embolik bir olayın etkilerini şiddetlendirebilir. Dahası, iskemi-reperfüzyon hasarı gibi kardiyak olaylarla başlatılan kalıcı enflamatuar durum ve oksidatif stres, sistemik sonuçlara sahiptir; protrombotik bir ortama ve daha fazla endotel disfonksiyonuna katkıda bulunur.[20]Enflamatuar medyatörleri ve reaktif oksijen türlerini içeren bu moleküler ve hücresel yollar, kardiyovasküler strese karşı genel sistemik yanıtı kritik şekilde modüle eder ve kardiyoembolik inmenin ilerlemesini ve şiddetini etkiler.
Kardiyak Elektrofizyoloji ve Yapısal Bütünlük
Section titled “Kardiyak Elektrofizyoloji ve Yapısal Bütünlük”Kardiyoembolik inme, sıklıkla pıhtı oluşumunu teşvik eden işlev bozukluğu gösteren kalp durumlarından kaynaklanır. Örneğin, AMPK’nın (AMP ile aktive olan protein kinaz) gama-2 alt birimindeki mutasyonların, kalp hücrelerindeki enerji yetersizliğinin hastalığın patogenezinde merkezi bir rol oynadığı bir durum olan ailesel hipertrofik kardiyomiyopatiye neden olduğu bilinmektedir.[23] Bu metabolik disregülasyon, kalpte yapısal değişikliklere yol açarak anormal kan akışı ve trombus oluşumu için elverişli bir ortam yaratabilir. Ayrıca, SCN5A-SCN10A ve HEY2genlerindekiler gibi kardiyak elektriksel aktiviteyi etkileyen genetik varyantlar, ani kardiyak ölüm riski yüksek olan nadir bir hastalık olan Brugada sendromu ile ilişkilidir.[27] Bu tür ciddi kardiyak elektriksel ve yapısal anormallikler, aritmilere veya bozulmuş pompalama fonksiyonuna yol açabildikleri için önemli hastalıkla ilişkili mekanizmaları temsil eder; zira bunların her ikisi de kardiyak embolilerin başlıca kaynaklarıdır.
Endotel Aktivasyonu, Enflamasyon ve Tromboembolik Risk
Section titled “Endotel Aktivasyonu, Enflamasyon ve Tromboembolik Risk”Vasküler endotelin bütünlüğü ve vücudun enflamatuar yanıtları, kardiyoembolik inmeye yol açabilecek trombüs oluşumunu önlemede kritik öneme sahiptir. İnme için bir risk faktörü olabilen kardiyak cerrahi sonrası, mikrovasküler disfonksiyonu içeren reperfüzyon hasarı sıklıkla meydana gelir.[20] Bu süreçte, aktive endotel hücreleri aşırı reaktif oksijen türleri (ROS) üretirken, aynı zamanda nitrik oksit üretimini azaltır; bu durum, enflamatuar medyatörlerin salınımı, mitokondriyal disfonksiyon ve yaygın oksidatif stres dahil olmak üzere bir olaylar zincirine yol açar.[20] Bu birbiriyle bağlantılı sinyal yolları ve düzenleyici mekanizmalar, kalp ve kan damarlarında pro-enflamatuar ve pro-trombotik bir durum yaratarak, pıhtı oluşumu ve ardından beyne embolizasyon olasılığını önemli ölçüde artırır. Bu tür yolak düzensizliği, enflamasyonu ve oksidatif stresi modüle etmeyi amaçlayan kritik terapötik hedefleri vurgulamaktadır.
Metabolik Homeostazi ve Kardiyovasküler Risk Faktörleri
Section titled “Metabolik Homeostazi ve Kardiyovasküler Risk Faktörleri”Sistemik metabolik yollar, kardiyovasküler sağlıkta ve buna bağlı olarak kardiyoembolik inme riskinde temel bir rol oynar. Enerji metabolizması ve biyosentez yollarındaki düzensizlik, önde gelen bir hastalık ve ölüm nedeni olan koroner arter hastalığı (CAD)[21]ve vücut kitle indeksiyle ilişkili genetik lokuslarla belirtildiği üzere obezite gibi durumlara katkıda bulunabilir.[28]Bu metabolik dengesizlikler, yaygın emboli kaynakları olan ateroskleroz veya atriyal fibrilasyon gibi kardiyak durumların gelişimine yol açabilir. Vücuttaki genel metabolik düzenleme ve akı kontrolü, kan basıncı gibi faktörlerden etkilenerek[22]kardiyovasküler sistemin sağlığını belirler; dengesizlikler ise kardiyak patolojiyi teşvik eden ve inme riskini artıran sistemik bir ortam yaratır.
Genetik Regülasyon ve Sistem Düzeyinde Kardiyovasküler Ağlar
Section titled “Genetik Regülasyon ve Sistem Düzeyinde Kardiyovasküler Ağlar”Genetik faktörler, karmaşık kardiyovasküler ağlar üzerinde hiyerarşik bir regülasyon uygulayarak, kardiyoembolik inmeye yatkınlık oluşturan durumlara karşı duyarlılığı etkiler. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), koroner arter hastalığı (CAD) ile ilişkili çok sayıda genetik varyantı (önemli bir belirleyici olarakPHACTR1 dahil) [21]ve kan basıncını ve genel kardiyovasküler hastalık riskini etkileyen diğer yeni yolları tanımlamıştır.[22]Bu genetik yatkınlıklar, gen regülasyonunu ve transkripsiyon faktörü aktivitesini etkileyerek, kalp yapısı, vasküler sağlık ve metabolik süreçlerde görev alan proteinlerin ekspresyonunu ve işlevini değiştirir. Bu yolak çapraz etkileşimlerinin ve ağ etkileşimlerinin ortaya çıkan özellikleri, bir bireyin genel kardiyovasküler direncini belirler; bu entegre sistemlerdeki disregülasyon ise anahtar hastalıkla ilişkili mekanizmaları ve kardiyoembolik olayları önlemek için potansiyel terapötik hedefleri temsil etmektedir.
Risk Stratifikasyonu ve Önleme Stratejileri
Section titled “Risk Stratifikasyonu ve Önleme Stratejileri”Kardiyoembolik inme, iskemik inmenin belirgin bir alt tipidir ve özgül risk değerlendirmesi ile önleme stratejileri gerektirir. TOAST (Trial of Org 10172 in Acute Stroke Treatment) ve CCS (Causative Classification of Stroke) gibi sınıflandırma sistemleri, iskemik inmeleri kategorize etmek için kullanılır; kardiyoembolik inme, popülasyon tabanlı çalışmalarda iskemik inme vakalarının yaklaşık %20’sini oluşturan başlıca bir alt tip olarak tanımlanmıştır.[16], [18], [29] Genetik risk faktörleri, özellikle atriyal fibrilasyon ile ilişkili olanlar, kardiyoembolik inmenin diğer inme alt tiplerinden ayırt edilmesinde etkili olduğu gösterilmiştir ve yüksek riskli bireyleri belirlemek için potansiyel bir yol sunmaktadır.[30]İnme ile koroner arter hastalığı, atriyal fibrilasyon ve diğer kardiyovasküler biyobelirteçler gibi ilişkili vasküler özellikler arasındaki ortak genetik duyarlılığın genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) aracılığıyla belirlenmesi, risk stratifikasyonunu iyileştirebilir.[4], [31] Bu yaklaşım, kardiyoembolik inmeye daha yüksek genetik yatkınlığı olan bireyleri belirleyerek kişiselleştirilmiş tıbbı mümkün kılar ve potansiyel olarak hedeflenmiş birincil veya ikincil önleme stratejilerine yol açabilir. Bu tür stratejiler, altta yatan kardiyak durumların daha erken veya daha agresif yönetimi ya da bir bireyin genetik profiline dayalı spesifik farmakoterapileri içerebilir.[4]
Tanısal Fayda ve Tedavi Çıkarımları
Section titled “Tanısal Fayda ve Tedavi Çıkarımları”İskemik inmenin doğru tanısı ve alt tiplemesi, kardiyoembolik inmenin belirlenmesi dahil olmak üzere, akut ve uzun vadeli tedavi kararlarına rehberlik etmek için kritik öneme sahiptir. Klinik ve görüntüleme kriterleri inme tanısı için temel olsa da, genetik bilgiler etiyolojinin daha incelikli anlaşılmasına katkıda bulunur.[5], [9] Örneğin, NOS3’teki rs1799983 gibi belirli genetik varyantlar, özellikle kardiyoembolik inme ile güçlü ilişkiler göstermiş ve onu küçük damar ve büyük arter inme alt tiplerinden ayırmıştır.[4] Bu genetik farklılaşma, özellikle embolik kaynağın hemen belirgin olmadığı durumlarda tanısal hassasiyeti artırabilir. Dahası, kardiyoembolik inmenin genetik görünümünü, çeşitli kardiyak yollarla genetik örtüşmesi de dahil olmak üzere anlamak, antitrombotik rejimler gibi uygun tedavilerin seçimine rehberlik edebilir.[4] Kardiyoembolik inme hastaları için izleme stratejileri de, genetik yatkınlıkların daha derinlemesine anlaşılmasından fayda sağlayabilir; bu da tekrarlayan olayları veya altta yatan kardiyak durumların ilerlemesini tespit etmek ve yönetmek için kişiye özel takibe olanak tanıyabilir.[18]
Genetik Yatkınlık ve Prognostik İçgörüler
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Prognostik İçgörüler”Kardiyoembolik inmenin genetik mimarisi, prognozu ve uzun vadeli sonuçları hakkında değerli içgörüler sunmaktadır. İskemik inme ve vasküler ilişkili biyobelirteçler arasındaki paylaşılan genetik yatkınlık, METASTROKE gibi çalışmalarla tanımlanmış olup, hastalık ilerlemesini ve sonuçlarını etkileyen genetik faktörlerin karmaşık bir etkileşimini düşündürmektedir.[4], [18]Genom çapında meta-analizler, genel inme ve alt tipleriyle ilişkili genetik lokusları aydınlatmış, kardiyak fonksiyon ve kas hücresi kader tayininde rol oynayan ve kardiyoembolik patolojiyle ilgili olan yolları ortaya koymuştur.[4] Modifiye Rankin Ölçeği gibi skalalarla değerlendirilen iskemik inme sonrası fonksiyonel sonuçlara yönelik araştırmalar, akut tedaviler ve inme şiddeti gibi faktörlerin etkisini vurgularken, genetik risk bilgisinin entegrasyonu prognostik tahminleri iyileştirebilir.[14] Örneğin, atriyal fibrilasyonla ilişkili inme için daha yüksek genetik yüke sahip bireyler, nüks veya spesifik uzun vadeli komplikasyonlar için artmış risk altında olabilir, bu da daha yoğun izleme ve ikincil önleme çabalarına rehberlik edebilir. Ancak, inme sonuçlarına ilişkin birçok genetik çalışmanın ağırlıklı olarak Avrupa kökenli popülasyonlarda yürütüldüğünü ve diğer popülasyonlara genellenebilirliğin daha fazla araştırma gerektirdiğini belirtmek önemlidir.[9], [14]
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs17042098 rs6847935 rs12646447 | PITX2 - LINC01438 | atrial fibrillation Beta blocking agent use measurement cardioembolic stroke |
| rs2106261 rs12932445 | ZFHX3 | atrial fibrillation cardioembolic stroke prothrombin time measurement encounter with health service cardiac arrhythmia |
| rs11264280 rs114812453 | KCNN3 - PMVK | atrial fibrillation cardioembolic stroke |
| rs11598047 rs12415501 rs74154533 | NEURL1 | atrial fibrillation cardioembolic stroke cardiac arrhythmia |
| rs3807989 | CAV1 | PR segment atrial fibrillation PR interval QRS duration QT interval |
| rs13143308 | LINC01438 | cardioembolic stroke electrocardiography stroke Ischemic stroke cerebrovascular disorder, stroke |
| rs680084 rs638704 | GORAB - PRRX1 | cardioembolic stroke atrial fibrillation |
| rs883079 | TBX5 | QRS duration atrial fibrillation heart function attribute electrocardiography QRS amplitude, QRS complex |
| rs17171711 | FAM13B | atrial fibrillation cardioembolic stroke JT interval heart rate cardiac arrhythmia |
| rs4385527 | AOPEP | atrial fibrillation cardioembolic stroke |
Kardiyoembolik İnme Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Kardiyoembolik İnme Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, güncel genetik araştırmaları temel alarak kardiyoembolik inmenin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Ailemde kalp sorunları geçmişi var; bu, felç geçirme olasılığımın daha yüksek olduğu anlamına mı geliyor?
Section titled “1. Ailemde kalp sorunları geçmişi var; bu, felç geçirme olasılığımın daha yüksek olduğu anlamına mı geliyor?”Evet, ailede kalp sorunları geçmişi, özellikle atriyal fibrilasyon (AF) gibi düzensiz kalp ritimleri, bu tip felç riskinizi artırabilir. AF ile bağlantılı genetik faktörler, kardiyoembolik felç ile güçlü bir şekilde ilişkilidir ve kalıtsal bir bileşen olduğunu düşündürmektedir. Bunu anlamak, sizin ve doktorunuzun erken tarama ve önleyici tedbirleri tartışmasına yardımcı olabilir.
2. Genel olarak sağlıklıysam, yine de bu tür bir inme geçirebilir miyim?
Section titled “2. Genel olarak sağlıklıysam, yine de bu tür bir inme geçirebilir miyim?”Maalesef, evet. Sağlıklı bir yaşam tarzı çok önemli olsa da, genetik yatkınlıklar yine de bir rol oynayabilir. Görünüşte sağlıklı bireylerde bile, belirli genetik varyantlar atriyal fibrilasyon gibi durumların riskini artırabilir; ki bu, kardiyoembolik inmenin önemli bir nedenidir. Bu durum, kişiselleştirilmiş risk değerlendirmesi için genetik bilgilerin neden önemli olduğunu vurgulamaktadır.
3. Bir DNA testi, bu tür inme riski taşıyıp taşımadığımı söyleyebilir mi?
Section titled “3. Bir DNA testi, bu tür inme riski taşıyıp taşımadığımı söyleyebilir mi?”Evet, bir DNA testi, kardiyoembolik inme için genetik riskinize dair bilgi sağlayabilir. Çalışmalar, bu inme alt tipiyle güçlü bir şekilde ilişkili olan, NOS3 genindeki rs1799983 gibi spesifik genetik varyantları belirlemiştir. Bu bilgi, daha kişiselleştirilmiş önleme stratejilerine rehberlik etmeye yardımcı olabilir.
4. Günlük alışkanlıklarım, aile öyküm olsa bile bu inmeyi gerçekten önleyebilir mi?
Section titled “4. Günlük alışkanlıklarım, aile öyküm olsa bile bu inmeyi gerçekten önleyebilir mi?”Günlük alışkanlıklarınız çok önemlidir, ancak genetik de önemli bir rol oynar. Yüksek tansiyon veya diyabet gibi durumları yaşam tarzı ile yönetmek genel inme riskini azaltabilirken, atriyal fibrilasyon gibi durumların temelindeki genetik faktörler yine de yatkınlığı artırabilir. Genetik riskinizi bilmek, sağlıklı alışkanlıklarınızı tamamlamak amacıyla, belirli ilaçlar gibi, önlemeyi kişiselleştirmeye yardımcı olabilir.
5. Bu inmeyi geçirirsem, genlerim doktorların tedavi yöntemini etkiler mi?
Section titled “5. Bu inmeyi geçirirsem, genlerim doktorların tedavi yöntemini etkiler mi?”Muhtemelen, evet. Genetik profilinizi anlamak, doktorların kardiyoembolik inmeyi diğer türlerden ayırt etmesine yardımcı olabilir; ki bu çok önemlidir çünkü tedavi yaklaşımları önemli ölçüde farklılık gösterir. Örneğin, eğer genleriniz AF ile ilişkili bir kardiyoembolik inme olduğunu gösteriyorsa, gelecekteki olayları önlemek için belirli antikoagülanlar önceliklendirilebilir.
6. Kalp atışlarım düzensiz; bu inme riskimi artırır mı?
Section titled “6. Kalp atışlarım düzensiz; bu inme riskimi artırır mı?”Evet, kesinlikle. Düzensiz kalp atışı, özellikle atriyal fibrilasyon (AF), kardiyoembolik inmeye neden olan kan pıhtılarının en yaygın kardiyak kaynağıdır. AF ile ilişkili genetik faktörler, bu spesifik inme alt tipiyle önemli ölçüde ilişkilidir. İnme riskinizi azaltmak için AF’nizi yönetmek hayati önem taşır.
7. Doktorlar bu inme riskimi olmadan önce tahmin edebilir mi?
Section titled “7. Doktorlar bu inme riskimi olmadan önce tahmin edebilir mi?”Genetik araştırmalar, daha iyi öngörüye doğru ilerlemektedir. Atriyal fibrilasyon veya kardiyoembolik inme için belirli genetik risk faktörlerine sahip bireyleri belirleyerek, doktorlar sizi potansiyel olarak daha yüksek risk altında olan biri olarak tanımlayabilir. Bu durum, izleme veya önleyici ilaçlar gibi daha erken müdahalelere yol açarak, inme geçirme olasılığınızı azaltabilir.
8. Bu inme türü, benzer görünseler bile diğer türlerden farklı mı?
Section titled “8. Bu inme türü, benzer görünseler bile diğer türlerden farklı mı?”Evet, belirgin şekilde farklıdır. Kardiyoembolik inme, boyun arterlerindeki plaktan veya küçük damar hastalığından kaynaklanabilecek diğer iskemik inmelerin aksine, kalpteki bir kan pıhtısından kaynaklanır. Genetik çalışmalar, özellikle kardiyoembolik inmeye özgü benzersiz genetik faktörler göstermiş, bu durum onun kendine özgü biyolojik yollarını vurgulamıştır.
9. Bazı insanlar benzer sağlık durumlarına sahip olsalar bile neden bu inme türünü geçirirken diğerleri geçirmez?
Section titled “9. Bazı insanlar benzer sağlık durumlarına sahip olsalar bile neden bu inme türünü geçirirken diğerleri geçirmez?”Bu farkın önemli bir nedeni, altta yatan genetik yatkınlıklar olabilir. Bazı bireyler, genel sağlık durumları karşılaştırılabilir görünse bile, kardiyoembolik inmenin birincil nedeni olan atriyal fibrilasyon gibi durumlara yatkınlıklarını artıran genetik varyantlar taşır. Bu genetik farklılıklar, inme riski için belirgin biyolojik yollar oluşturabilir.
10. Bu inme konusunda endişeliysem, doktorumla ne konuşmalıyım?
Section titled “10. Bu inme konusunda endişeliysem, doktorumla ne konuşmalıyım?”Kalp sorunları, düzensiz kalp atışları veya inme gibi aile öykünüzü kesinlikle konuşmalısınız. Bu endişeleri belirtmek, özellikle atriyal fibrilasyon veya bu tür inmeye özgü iseler, doktorunuzu genetik risk faktörlerini değerlendirmeye ve riskinizi yönetmek için belirli ilaçlar gibi kişiselleştirilmiş tarama veya önleyici stratejileri tartışmaya yönlendirebilir.
Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.
Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.
References
Section titled “References”[1] Bellenguez, C., et al. “Genome-wide association study identifies a variant in HDAC9associated with large vessel ischemic stroke.”Nat Genet, vol. 44, no. 3, 2012, pp. 328-333.
[2] Benjamin, Emelia J., et al. “Heart disease and stroke statistics-2017 update: a report from the american heart association.”Circulation, vol. 135, 2017, pp. e146–603.
[3] Adams, H. P., Jr., et al. “Classification of subtype of acute ischemic stroke. Definitions for use in a multicenter clinical trial. TOAST. Trial of Org 10172 in Acute Stroke Treatment.”Stroke, vol. 24, no. 1, 1993, pp. 35-41.
[4] Malik, R et al. “Multiancestry genome-wide association study of 520,000 subjects identifies 32 loci associated with stroke and stroke subtypes.”Nat Genet, vol. 50, no. 4, 2018, pp. 524-537.
[5] Chauhan, G., et al. “Identification of additional risk loci for stroke and small vessel disease: a meta-analysis of genome-wide association studies.”Lancet Neurol, vol. 15, no. 7, 2016, pp. 695-707.
[6] Pulit, Sara L., et al. “Atrial fibrillation genetic risk differentiates cardioembolic stroke from other stroke subtypes.”Neurol Genet, vol. 4, 2018, pp. e293.
[7] Benjamin, Emelia J., et al. “Heart disease and stroke statistics—2018 update: A report from the American Heart Association.”Circulation, vol. 137, 2018, pp. e67-e492.
[8] Reiner AP et al. “Polymorphisms of the HNF1A gene encoding hepatocyte nuclear factor-1 alpha are associated with C-reactive protein.” Am J Hum Genet. PMID: 18439552
[9] Ikram, M. A., et al. “Genomewide association studies of stroke.”N Engl J Med, vol. 360, no. 17, 2009, pp. 1718-1728.
[10] Keene, K. L., et al. “Genetic Associations with Plasma B12, B6, and Folate Levels in an Ischemic Stroke Population from the Vitamin Intervention for Stroke Prevention (VISP) Trial.”Front Public Health, vol. 2, 2014, p. 149.
[11] Ay, H., et al. “A computerized algorithm for etiologic classification of ischemic stroke: The causative classification of stroke system.”Stroke, vol. 38, no. 11, 2007, pp. 2979-2984.
[12] McArdle, P. F., et al. “Agreement between TOAST and CCS ischemic stroke classification: the NINDS SiGN study.”Neurology, vol. 83, no. 14, 2014, pp. 1239-1246.
[13] American Heart Association/American Stroke Association. “An updated definition of stroke for the 21st century: A statement for healthcare professionals from the American Heart Association/American Stroke Association.”Stroke, vol. 44, no. 7, 2013, pp. 2064-2089.
[14] Soderholm, M. “Genome-wide association meta-analysis of functional outcome after ischemic stroke.”Neurology, 2019.
[15] von Berg, J. “Alternate approach to stroke phenotyping identifies a genetic risk locus for small vessel stroke.”Eur J Hum Genet, 2020.
[16] Traylor, M. “Genome-wide meta-analysis of cerebral white matter hyperintensities in patients with stroke.”Neurology, 2015.
[17] Matarin, M., et al. “A genome-wide genotyping study in patients with ischaemic stroke: initial analysis and data release.”The Lancet Neurology, vol. 6, no. 5, 2007, pp. 414-422.
[18] Williams, S.R. “Shared genetic susceptibility of vascular-related biomarkers with ischemic and recurrent stroke.”Neurology, 2016.
[19] Holliday, E. G., et al. “Common variants at 6p21.1 are associated with large artery atherosclerotic stroke.”Nature Genetics, vol. 44, no. 10, 2012, pp. 1142-1146. PMID: 22941190.
[20] Westphal S, et al. “Genome-wide association study of myocardial infarction, atrial fibrillation, acute stroke, acute kidney injury and delirium after cardiac surgery - a sub-analysis of the RIPHeart-Study.”BMC Cardiovasc Disord, vol. 19, no. 1, 2019, p. 25.
[21] Hager J, et al. “Genome-wide association study in a Lebanese cohort confirms PHACTR1 as a major determinant of coronary artery stenosis.” PLoS One, vol. 7, no. 6, 2012, e38345.
[22] Ehret GB, et al. “Genetic variants in novel pathways influence blood pressure and cardiovascular disease risk.”Nature, vol. 478, no. 7367, 2011, pp. 103-109.
[23] Kottgen A, et al. “New loci associated with kidney function and chronic kidney disease.”Nat Genet, vol. 42, no. 5, 2010, pp. 376-384.
[24] Vasan, RS et al. “Genetic variants associated with cardiac structure and function: a meta-analysis and replication of genome-wide association data.” JAMA, vol. 302, no. 2, 2009, pp. 168-178.
[25] Domarkiene, I et al. “RTN4 and FBXL17 Genes are Associated with Coronary Heart Disease in Genome-Wide Association Analysis of Lithuanian Families.”Balkan J Med Genet, vol. 17, no. 1, 2014, pp. 29-37.
[26] Hodonsky, CJ et al. “Ancestry-specific associations identified in genome-wide combined-phenotype study of red blood cell traits emphasize benefits of diversity in genomics.” BMC Genomics, vol. 21, no. 1, 2020, p. 237.
[27] Bezzina CR, et al. “Common variants at SCN5A-SCN10A and HEY2 are associated with Brugada syndrome, a rare disease with high risk of sudden cardiac death.”Nat Genet, vol. 45, no. 9, 2013, pp. 1044-1049.
[28] Speliotes EK, et al. “Association analyses of 249,796 individuals reveal 18 new loci associated with body mass index.”Nat Genet, vol. 42, no. 11, 2010, pp. 937-948.
[29] Arsava, E. M., et al. “The Causative Classification of Stroke system: an international reliability and optimization study.”Neurology, vol. 75, no. 14, 2010, pp. 1277-1284.
[30] BD et al. “Atrial fibrillation genetic risk differentiates cardioembolic stroke from other stroke subtypes.”Neurology: Genetics, vol. 4, no. 6, 2018, p. e293.
[31] Dichgans, Martin, et al. “Shared genetic susceptibility to ischemic stroke and coronary artery disease: a genome-wide analysis of common variants.”Stroke, vol. 45, no. 1, 2014, pp. 24-30. PMID: 24262325.