İçeriğe geç

Kardiyak Hipertrofi

Kardiyak hipertrofi, öncelikle kalbin ana pompalama odası olan sol ventrikülü etkileyen kalp kasının büyümesi ve kalınlaşması anlamına gelir. Bu durum, sporcularda (“atlet kalbi”) olduğu gibi fizyolojik bir adaptasyon veya yüksek tansiyon (hipertansiyon) veya belirli kalp kapakçığı rahatsızlıkları gibi kalbe sürekli stresin patolojik bir yanıtı olabilir. Patolojik kardiyak hipertrofi, kalp yetmezliği, aritmiler ve ani kardiyak ölüm dahil olmak üzere çeşitli kardiyovasküler hastalıklar için önemli bir risk faktörüdür.

Hücresel düzeyde, kardiyak hipertrofi, hücre sayısında artıştan ziyade, tek tek kalp kası hücrelerinin (kardiyomiyositler) boyutunda bir artışı içerir. Bu büyüme, kalbin artan dirence veya hacim yüklenmesine karşı kan pompalamak için daha fazla kuvvet üretmesini sağlar. Bununla birlikte, uzun süreli hipertrofi, kalbin verimli bir şekilde pompalama yeteneğini bozan yapısal ve fonksiyonel değişikliklere yol açabilir ve sonunda kalp yetmezliğine neden olabilir.

Kardiyak hipertrofinin gelişimi, çevresel faktörler ve genetik yatkınlıkların karmaşık bir etkileşimi ile etkilenir. Hipertansiyon ve aort stenozu gibi durumlar iyi bilinen nedenler olsa da, bir bireyin genetik yapısı, duyarlılığı ve ilerlemeyi belirlemede önemli bir rol oynar. Araştırmalar, kardiyak yapıyı ve fonksiyonu ölçen ekokardiyografik fenotiplerin kalıtsal olduğunu ve bunların değişkenliğinin belirli genetik lokuslara bağlanabileceğini göstermektedir.[1] Hem nadir hem de yaygın genetik varyantlar bu karmaşık özelliğe katkıda bulunur. Örneğin, ACE, PPARA, GNB3 ve CYP11B2gibi genlerdeki spesifik tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), sol ventrikül kütlesindeki varyasyonlara potansiyel katkıları açısından incelenmiştir.[1] KCNB1, MYRIP, TRAPPC11 ve SLC27A6 dahil olmak üzere diğer genler de sol ventrikül hipertrofisi için potansiyel olarak önemli olarak tanımlanmıştır.[2] Kardiyak miyozin bağlayıcı protein-C (MYBPC3) gibi sarkomerik protein genlerindeki mutasyonlar, kardiyak hipertrofinin monogenik bir formu olan ailesel hipertrofik kardiyomiyopatinin bilinen nedenleridir.[3] Ayrıca, çalışmalar, bazen zıt etkilerle birlikte, hipertrofik ve dilate kardiyomiyopatilerin riskine ortak genetik yolların katkıda bulunduğunu göstermektedir.[4]

Sol ventrikül hipertrofisi (LVH), olumsuz kardiyovasküler olayların güçlü ve bağımsız bir göstergesidir. Varlığı, kalp yetmezliği, iskemik kalp hastalığı, inme ve genel kardiyovasküler mortalite geliştirme riskini önemli ölçüde artırır.[5] Erken teşhis ve yönetim, hasta sonuçlarını iyileştirmek için çok önemlidir. Ekokardiyografi ve kardiyak manyetik rezonans görüntüleme (CMR) gibi tanı araçları, sol ventrikül kütlesini ve geometrisini değerlendirmek için kullanılır.[6] Elektrokardiyogram (ECG) da LVH belirtilerini belirleyebilir.[6]Terapötik stratejiler genellikle altta yatan nedenleri yönetmeye odaklanır; örneğin, anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörleri veya anjiyotensin II reseptör blokerleri gibi antihipertansif ilaçlarla kan basıncını kontrol etmek, bu da LVH’nin gerilemesine yol açabilir.[7] Kardiyak hipertrofinin genetik temellerini anlamak, risk sınıflandırmasına, kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarına ve yeni tedavilerin geliştirilmesine yardımcı olabilir.

Kardiyak hipertrofi, özellikle patolojik formlarında, yüksek prevalansı ve ciddi kardiyovasküler sonuçlarla ilişkisi nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorununu temsil etmektedir. Genetik bir form olan hipertrofik kardiyomiyopati, yaklaşık olarak 200 ila 500 kişiden 1’ini etkileyerek, en sık görülen kalıtsal kalp rahatsızlıklarından biri haline gelmektedir.[8] Genellikle hipertansiyona bağlı olarak gelişen LVH’nin daha geniş prevalansı daha da yüksektir ve dünya çapında milyonları etkilemektedir. Ekonomik ve sosyal yükü, tanı ve tedavi için sağlık hizmetleri maliyetlerini, iş gücü kaybını ve etkilenen bireylerin ve ailelerinin yaşam kalitesinin düşmesini içermektedir. Kardiyak hipertrofinin genetik temeline yönelik devam eden araştırmalar, daha iyi tarama yöntemleri, daha etkili önleme stratejileri ve hedefe yönelik tedaviler geliştirmek için hayati öneme sahiptir ve nihayetinde bu durumun küresel etkisini azaltmayı amaçlamaktadır.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Kardiyak hipertrofi üzerine yapılan araştırmalar, özellikle genetik ilişkilendirme çalışmalarında, bulguların sağlamlığını ve yorumlanabilirliğini etkileyen çeşitli metodolojik ve istatistiksel sınırlamalarla karşı karşıyadır. Yaygın bir zorluk, nispeten küçük kohortların daha küçük büyüklükteki genetik ilişkileri tespit etme gücünü sınırlayabilmesi, böylece yanlış negatif bulgular (Tip II hataları) riskini artırmasıdır.[2] Aksine, genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında (GWAS) var olan kapsamlı çoklu testler, yanlış pozitif sonuçlar potansiyelini artırır, ancak bu durum genellikle validasyon çalışma tasarımları ile ele alınır.[2]Ayrıca, bulguların farklı çalışmalar veya kohortlar arasında tekrarlanabilme yeteneği çok önemlidir, ancak bu, genetik varyasyon kapsamındaki farklılıklar veya rapor edilen en iyi ilişkili tek nükleotid polimorfizmlerindeki (SNP’ler) tutarsızlıklar nedeniyle engellenebilir.[2] Bulguları doğrulamak ve klinik yararlarını ve öngörü değerini sağlamak için ek, çeşitli kohortlarda replikasyon ihtiyacı esastır.[9]

Fenotipik Değerlendirme ve Genellenebilirlik

Section titled “Fenotipik Değerlendirme ve Genellenebilirlik”

Doğru ve tutarlı fenotipik değerlendirme kritiktir, ancak kardiyak hipertrofi üzerine yapılan çalışmalar metodolojiler ve bulguların genellenebilirliği ile ilgili sınırlamalarla karşılaşmaktadır. Çalışma sonuçlarını belirlemek için tanı kodlarına güvenilmesi, yanlış sınıflandırmaya yol açabilir ve bu da gözlemlenen ilişkileri zayıflatıp gerçek ilişkileri gizleyebilir.[9] Ek olarak, sol ventrikül (LV) boyutu ve fonksiyonu gibi kardiyak ölçümler için tek tip eşiklerin kullanılması ve cinsiyet farklılıkları gibi biyolojik değişkenlerin dikkate alınmaması, daha uygun cinsiyete özgü kriterler kullanıldığında ölçümleri normal aralığın hemen dışında kalan bireylerin dahil edilmesine neden olabilir.[9]Bu tutarsızlıklar, popülasyon altyapısını azaltmak için genetik çalışmaların öncelikle benzer Avrupa kökenli popülasyonlar içinde yapılması yaygın uygulamasıyla birlikte, bulguların daha geniş, daha çeşitli popülasyonlara genellenebilirliğini sınırlar ve potansiyel olarak kardiyak hipertrofi üzerindeki soya özgü genetik etkileri gözden kaçırır.[9]

Genetik yatkınlıklar ve çevresel faktörler arasındaki karmaşık etkileşim, kardiyak hipertrofinin anlaşılmasında mevcut bilgi boşluklarının önemli bir alanını temsil etmektedir. Genetik varyantların, fenotipleri bağlam-özgü bir şekilde etkilediği bilinmektedir, yani etkileri çeşitli çevresel etkilerle modüle edilebilir.[1] Örneğin, ACE ve AGTR2gibi genler ile sol ventrikül kütlesi arasındaki ilişkilerin, diyetle alınan tuz miktarına bağlı olarak değiştiği gözlemlenmiştir, bu da gen-çevre etkileşimlerini dikkate almanın önemini vurgulamaktadır.[1] Bununla birlikte, birçok çalışma bu karmaşık etkileşimlere yönelik araştırmalar yapmamaktadır, bu da çevresel karıştırıcılığın tam kapsamının ve kardiyak hipertrofinin gözlemlenen kalıtılabilirliğine katkısının genellikle keşfedilmemiş kalması anlamına gelir ve durumun etiyolojisinin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasında kritik bir boşluk bırakır.

Genetik varyantlar, temel hücresel süreçleri etkileyerek bireyleri kardiyak hipertrofiye yatkın hale getirmede önemli bir rol oynar. Örneğin, rs35510369 varyantı, endozomal taşınım, lipid metabolizması ve otofaji ile ilgili bir gen olan SNX14 (Sorting Nexin 14) ile ilişkilidir ve bu süreçler kardiyomiyositlerde hücresel homeostazın korunması için hayati öneme sahiptir. Bu yollardaki düzensizlikler, potansiyel olarak rs35510369 tarafından etkilenerek, yanlış katlanmış proteinlerin veya anormal lipidlerin birikmesine yol açabilir ve bu da hücresel strese ve hipertrofinin karakteristik patolojik yeniden şekillenmesine katkıda bulunur. Benzer şekilde, rs1320448 varyantı, hücre adezyonu ve yapısal bütünlük için önemli bir gen olan COL17A1 (Collagen Type XVII Alpha 1 Chain) ve DNA onarımında yer alan SFR1 (SWI5-dependent Recombination Repair Protein 1 homolog) ile bağlantılıdır. COL17A1 öncelikle ciltteki rolüyle bilinse de, doku mimarisini korumadaki daha geniş işlevi, varyantların kalpteki hücre dışı matrisi dolaylı olarak etkileyebileceğini ve kardiyak sertliği ve hipertrofiyi etkileyebileceğini düşündürmektedir; bu özellik genellikle büyük ölçekli genetik çalışmalarda araştırılır.[1] Ayrıca, PCDH15 (Protocadherin-related 15) ve GAPDHP21 yakınındaki rs1916521 varyantı, normal miyokardiyal fonksiyon için kritik olan ve kardiyak hipertrofide gözlemlenen anormal büyüme ve yeniden şekillenmeye katkıda bulunabilen hücre-hücre adezyonunu ve mekanotransdüksiyonu etkileyebilir.[10]Bu yapısal ve taşınım yollarındaki bozukluklar, kardiyomiyosit fonksiyonunu bozarak hipertrofi olarak kendini gösteren telafi edici büyüme yanıtlarına yol açabilir.

Diğer varyantlar, kardiyak hücre büyümesini ve enerji üretimini yöneten kritik sinyal ve metabolik yolları etkiler. rs12757165 varyantı, kalbin yüksek enerji ihtiyaçları için gerekli olan mitokondriyal biyogenezi ve oksidatif metabolizmayı düzenlemede önemli bir rol oynayan bir nükleer reseptör olan ESRRG(Estrogen Related Receptor Gamma) ile ilişkilidir. Potansiyel olarak bu varyant aracılığıyla aracılık edilenESRRG aktivitesindeki değişiklikler, kardiyak enerji homeostazını bozabilir, mitokondriyal disfonksiyona ve kalp kasının kalınlaştığı bir durum olan patolojik kardiyak yeniden şekillenme ve hipertrofiye yatkınlığa yol açabilir.[1] Benzer şekilde, rs3729931 varyantı, hücre büyümesi, proliferasyon ve farklılaşmasında yaygın olarak yer alan bir yol olan MAPK/ERK sinyal kaskadının önemli bir bileşeni olan RAF1(Proto-oncogene Serine/Threonine-Protein KinaseRAF1)‘i etkiler. RAF1aktivitesinin düzensizleşmesi, hipertrofik kardiyomiyopatinin bir özelliği olan kontrolsüz kardiyomiyosit büyümesini tetikleyebilir ve bu da varyantın kardiyak boyut ve fonksiyonu etkileme potansiyelini vurgular. Ek olarak,FGF1 (Fibroblast Growth Factor 1) ve SPRY4-AS1 yakınındaki rs152528 varyantı, büyüme faktörü sinyalini etkileyebilir. FGF1, hücre büyümesi ve onarımının güçlü bir düzenleyicisidir ve değişen ekspresyonu veya aktivitesi, hipertrofiye sıklıkla eşlik eden fibrotik süreçler de dahil olmak üzere hem adaptif hem de maladaptif kardiyak yeniden şekillenmeye katkıda bulunabilir.[10] Bu genetik etkiler, kardiyak adaptasyon ve hastalığın altında yatan karmaşık moleküler mekanizmaları vurgulamaktadır.

Kardiyak hipertrofiye ilişkin daha fazla genetik bilgi, protein kalite kontrolünü, hücresel taşınmayı ve yapısal bileşenleri etkileyen varyantları içerir. rs16830359 varyantı, sillerin düzgün bir şekilde bir araya getirilmesi ve işlevi için çok önemli bir gen olan CFAP144 (Cilia And Flagella Associated Protein 144) ile bağlantılıdır. Öncelikli olarak hareketli sillerle ilişkili olsa da, siliyer fonksiyondaki kusurlar, çeşitli hücre tiplerinde mekanosensasyonu ve hücre içi sinyal yollarını bozabilir, potansiyel olarak kardiyak gelişimi veya strese yanıtı etkileyebilir ve böylece değişen kardiyak yapı ve fonksiyona katkıda bulunabilir.[1] Benzer şekilde, ATP10A (ATPase Phospholipid Transporting 10A) ile ilişkili rs17636733 varyantı, hücresel zarlar boyunca fosfolipid taşınımını etkileyebilir. Kardiyomiyosit fonksiyonunda lipid metabolizmasının ve membran bütünlüğünün kritik rolü göz önüne alındığında, bu varyanttan kaynaklanan düzensizlik hücresel strese, bozulmuş kasılmaya ve ardından hipertrofik yanıtlara katkıda bulunabilir. rs10947055 varyantı, protein yıkımı ve kalite kontrolünde önemli oyuncular olan E3 ubikitin ligazlarının TRIM ailesinin bir üyesi olan TRIM40 (Tripartite Motif Containing 40) ile ilişkilidir. Bozulmuş protein yıkım yolları, kardiyak disfonksiyon ve hipertrofiye bilinen bir katkıda bulunan yanlış katlanmış veya hasar görmüş proteinlerin birikmesine yol açabilir. Son olarak, FARSBP1 (Phenylalanyl-tRNA Synthetase Beta Subunit) yakınındaki rs1484170 varyantı, düzenlenmesi kardiyak büyüme ve yeniden şekillenme için kritik olan temel bir süreç olan protein sentezi ile ilgilidir. Potansiyel olarak rs1484170 tarafından etkilenen protein sentezi verimliliğindeki veya doğruluğundaki değişiklikler, kardiyak hipertrofide gözlemlenen protein kütlesindeki adaptif veya maladaptif değişikliklere katkıda bulunabilir.[10]Birlikte, bu varyantlar genetik faktörlerin kardiyak hipertrofi riskini ve ilerlemesini modüle edebileceği çeşitli moleküler mekanizmaları vurgulamaktadır.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs35510369 SNX14cardiac hypertrophy
rs1320448 COL17A1 - SFR1cardiac hypertrophy
rs16830359 U6 - CFAP144cardiac hypertrophy
rs12757165 ESRRGcardiac hypertrophy
rs17636733 LINC02250 - ATP10Acardiac hypertrophy
rs10947055 TRIM31-AS1 - TRIM40cardiac hypertrophy
rs1916521 PCDH15 - GAPDHP21cardiac hypertrophy
rs3729931 RAF1, MKRN2cardiac hypertrophy
apolipoprotein B
total cholesterol
BMI-adjusted hip circumference
systolic blood pressure
rs152528 FGF1, SPRY4-AS1cardiac hypertrophy
rs1484170 FARSBP1 - WARS2P1cardiac hypertrophy

Kardiyak Hipertrofinin Tanımı ve Temel Terminolojisi

Section titled “Kardiyak Hipertrofinin Tanımı ve Temel Terminolojisi”

Kardiyak hipertrofi, genellikle artan iş yüküne veya diğer patolojik uyaranlara yanıt olarak kalp kasının, özellikle miyokardın kütlesindeki artışı ifade eder. Bu durum, öncelikle kardiyomiyositlerin, yani kalbin kas hücrelerinin büyümesiyle karakterizedir ve bu da ventrikül duvarı kalınlığında ve/veya oda boyutunda genel bir artışa yol açar. Kardiyak hipertrofi için, özellikle sol ventrikül hipertrofisi için temel bir operasyonel tanım ve yaklaşım, Sol Ventrikül (SV) kütlesinin değerlendirilmesidir.[11] SV kütlesi, miyokardiyal yeniden şekillenmenin derecesini yansıtan, araştırma çalışmalarında önemli bir kantitatif özellik ve biyobelirteç görevi görür.[11]

Kardiyak Hipertrofinin Sınıflandırılması ve Alt Tipleri

Section titled “Kardiyak Hipertrofinin Sınıflandırılması ve Alt Tipleri”

Kardiyak hipertrofi, geniş anlamda morfolojik özelliklerine ve altta yatan etiyolojisine göre sınıflandırılır. Sunulan çalışmalar belirli morfolojik alt tipleri detaylandırmasa da, sol ventrikül kütlesine (LV mass) odaklanılması, yaygın ve klinik olarak önemli bir form olan sol ventrikül hipertrofisine (LVH) vurgu yapıldığını göstermektedir. LVH, ventrikül duvarlarının oda büyüklüğünde önemli bir değişiklik olmaksızın simetrik olarak kalınlaştığı konsantrik hipertrofi ve duvar kalınlaşmasının yanı sıra ventrikül dilatasyonu ile karakterize edilen eksantrik hipertrofi olarak daha da kategorize edilebilir. Bu sınıflandırmalar, kalbin çeşitli stres faktörlerine verdiği farklı adaptif ve maladaptif yanıtları anlamak, prognozu ve tedavi stratejilerini etkilemek açısından kritiktir.

Kardiyak hipertrofinin tanısı ve ölçümü, sol ventrikül (SV) kütlesinin birincil kriter olduğu hassas yaklaşımlara dayanır.[11] Klinik ve araştırma ortamlarında, SV kütlesi tipik olarak ekokardiyografi, kardiyak manyetik rezonans görüntüleme (CMR) veya bilgisayarlı tomografi (BT) gibi görüntüleme yöntemleri kullanılarak değerlendirilir. Bu yöntemler, ventrikül boyutları hakkında kantitatif veriler sağlar ve bunlardan SV kütlesi, yerleşik formüller kullanılarak hesaplanabilir. SV kütlesinin sürekliliği, hem kategorik tanıya (örneğin, hipertrofinin varlığı veya yokluğu) hem de şiddeti ve ilerlemeyi değerlendirmek için boyutsal bir yaklaşıma olanak tanır.[11]Yüksek SV kütlesi, olumsuz kardiyovasküler olaylar için bağımsız bir risk faktörü olarak kabul edilir ve bir biyobelirteç olarak klinik önemini vurgular.[11]

Kardiyak hipertrofi genellikle asemptomatik olarak ilerler, özellikle erken evrelerinde; bu, bireylerin altta yatan kalp değişikliklerine rağmen fark edilebilir semptomlar yaşamayabileceği anlamına gelir. Bununla birlikte, kardiyak hipertrofinin varlığı kritik bir prognostik göstergedir ve koroner kalp hastalığı, konjestif kalp yetmezliği (CHF), inme ve genel kardiyovasküler hastalık gibi ciddi kardiyovasküler komplikasyonlar geliştirme riskinin artması ve ayrıca tüm nedenlere bağlı mortalite riskinin artmasıyla güçlü bir şekilde ilişkilidir.[1]Spesifik ekokardiyografik bulgular, bu prognostik tahminleri daha da hassaslaştırır; örneğin, artmış sol ventrikül (LV) duvar kalınlığı, LV dilatasyonu ve asemptomatik LV sistolik disfonksiyonu, gelecekteki kardiyovasküler olaylarla ve CHF ile bağlantılıdır. Dahası, genişlemiş bir sol atriyum boyutu, atriyal fibrilasyon, inme ve ölüm insidansının artmasıyla ilişkilidir; artmış aort kökü boyutu ise, özellikle 65 yaş ve üstü kişilerde KKY, inme ve mortalite riskleriyle ilişkilidir.[12] Atipik sunumlar, kardiyak miyozin bağlayıcı protein-C geni veya alfa-aktin geni gibi genlerdeki mutasyonlar nedeniyle miyokardiyal nonkompaksiyon ile kendini gösterebilen ailesel hipertrofik kardiyomiyopatiyi içerebilir ve bu durum, durumun çeşitli klinik fenotiplerini göstermektedir.[3]

Kardiyak hipertrofinin tanısı ve değerlendirilmesi, öncelikle kalpteki yapısal değişiklikleri ölçen objektif tekniklere dayanır. Ekokardiyografi, sol ventrikül kütlesinin (LVM), sol ventrikül iç diyastolik boyutunun (LVIDD) ve göreceli duvar kalınlığının (RWT) ayrıntılı olarak değerlendirilmesini sağlayan temel bir tanı aracıdır.[13] Standartlaştırılmış M-mod ekokardiyografik ölçümler, bu değerlendirmelerin tekrarlanabilirliğine ve güvenilirliğine katkıda bulunur ve ekokardiyografi okuma merkezleri, LVM okumalarının iyi tekrarlanabilirliğini bildirir.[2] Sol ventrikül hipertrofisi (LVH), tipik olarak kadınlar için 47 g/m2,7’den ve erkekler için 50 g/m2,7’den büyük bir LVMI gibi belirli sol ventrikül kütle indeksi (LVMI) kriterleri kullanılarak tanımlanır.[2]Elektrokardiyografi (ECG) de LVH’yi saptamak için kullanılır ve genellikle anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri gibi terapötik müdahalelere yanıt olarak gözlemlenen hipertrofinin EKG belirteçlerinin regresyonu, olumlu bir prognostik gösterge olarak hizmet eder.[14]Bunların ötesinde, Kardiyak Manyetik Rezonans (CMR) ve Bilgisayarlı Tomografi (BT) gibi gelişmiş görüntüleme yöntemleri, trabeküller gibi kardiyak yapıların fraktal boyut analizi de dahil olmak üzere karmaşık analizlere olanak tanır ve hipertrofide kardiyak morfogenezin daha kapsamlı bir şekilde anlaşılmasına katkıda bulunur.[15]

Değişkenlik, Genetik Etkiler ve İlişkili Faktörler

Section titled “Değişkenlik, Genetik Etkiler ve İlişkili Faktörler”

Kardiyak hipertrofinin klinik görünümü ve şiddeti, genetik yatkınlıklar, demografik faktörler ve çevresel etkilerin karmaşık etkileşimiyle şekillenen önemli bireyler arası değişkenlik göstermektedir. Yaş ve cinsiyet, erkeklerde ve kadınlarda sol ventrikül hipertrofisini (SVH) teşhis etmek için kullanılan farklı sol ventrikül kütle indeksi (SVKI) eşiklerinde ve yaşlı popülasyonlarda aort kökü boyutunun artan prognostik öneminde yansıyan önemli değiştiricilerdir.[12] Genetik faktörler önemli bir rol oynamaktadır; genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, çeşitli sol ventrikül özellikleri ile ilişkili MYRIP, TRAPPC11, SLC27A6 ve KCNB1 dahil olmak üzere çok sayıda lokus ve spesifik gen tanımlamıştır.[16] Ayrıca, araştırmalar poligenik bir zeminin monogenik varyantların penetransını önemli ölçüde değiştirebileceğini ve gözlemlenen çeşitli fenotipik ifadeye katkıda bulunduğunu göstermektedir.[17]Hipertansiyon durumu, sistolik kan basıncı, vücut ağırlığı, diyabet ve glisemik özellikler gibi değiştirilebilir faktörler, sol ventrikül yapısı ve fonksiyonundaki değişikliklerle sürekli olarak ilişkilidir ve hipertrofinin gelişimi ve ilerlemesindeki önemlerini vurgulamaktadır.[16]Antihipertansif ilaçların kardiyak hipertrofi regresyonunu etkilemedeki etkinliği, bu ilişkili faktörlerin etkisini daha da vurgulamaktadır.[18]

Kalp kası kütlesinde artış ile karakterize edilen kardiyak hipertrofi, genetik yatkınlıklar, çevresel faktörler ve çeşitli komorbiditelerin varlığının karmaşık bir etkileşiminin sonucudur. Başlangıçta kompanzatuvar olan bu adaptif yanıt, sonuç olarak olumsuz kardiyovasküler sonuçlara yol açabilir. Multifaktöriyel etiyolojisini anlamak, hem önleme hem de tedavi için çok önemlidir.

Genetik faktörler, bir bireyin kardiyak hipertrofiye yatkınlığını belirlemede önemli bir rol oynar ve yüksek penetranslı monogenik hastalıklardan poligenik etkilere kadar uzanır. Ailesel hipertrofik kardiyomiyopati (HCM), önemli bir Mendel formudur ve genellikle kromozom 11 üzerinde bulunankardiyak miyozin bağlayıcı protein-C geni gibi sarkomerik protein genlerindeki kalıtsal varyantlardan kaynaklanır.[19] Bu tek genli hastalıkların ötesinde, çok sayıda yaygın genetik varyantı içeren daha geniş bir poligenik zemin, hem monogenik durumların penetransını ve ekspresyonunu değiştirebilir hem de sağlıklı bireylerde bile sol ventrikül kütlesine katkıda bulunabilir.[20] Son bütün ekzom sekanslama çalışmaları, özellikle belirli popülasyonlarda, MYRIP, TRAPPC11 ve SLC27A6 gibi genlerin sol ventrikül hipertrofisinin gelişiminde potansiyel olarak önemli olduğunu belirlemiştir.[16]Ayrıca, spesifik genetik polimorfizmler, kardiyak yapıyı ve fonksiyonu etkileyerek hipertrofi riskine katkıda bulunur. Örneğin,CYP11B2 (aldosteron sentaz) genindeki varyantlar, sol ventrikül boyutu ve kütlesindeki varyasyonlarla ilişkilendirilmiştir.[21] Benzer şekilde, G-Protein beta.[2] alt birimi genindeki bir polimorfizm, sol ventrikül hipertrofisi ile ilişkilendirilmiştir ve bu da ince genetik farklılıkların kardiyak yeniden şekillenme yollarını nasıl etkileyebileceğini vurgulamaktadır.[22] Sol ventrikül hipertrofisine ailesel yatkınlık iyi bilinmektedir ve bu da bir bireyin temel kardiyak morfolojisinin ve stres faktörlerine yanıtının altında yatan güçlü bir kalıtsal bileşeni göstermektedir.[23]

Çevresel ve yaşam tarzı faktörleri, genellikle kalp üzerinde doğrudan stres faktörleri olarak hareket ederek kardiyak hipertrofinin kritik itici güçleridir. Yüksek sistolik kan basıncı, birincil çevresel belirleyicidir ve sol ventrikül üzerine kronik basınç yüklemesi yaparak, bu durum kalp debisini korumak için kas kütlesini artırarak yanıt verir.[24] Hipertansiyonun ötesinde, metabolik faktörler, özellikle glisemik özellikler de sol ventrikülün yapısını ve işlevini etkilediği gösterilmiştir; bu da diyabet gibi durumların kardiyak yeniden şekillenmeye bağımsız olarak katkıda bulunabileceğini göstermektedir.[25]Kronik egzersiz gibi faktörler, özellikle hipertansiyon gibi önceden var olan durumlarla kombinasyon halinde, sol ventrikülün adaptif büyümesini etkileyebilir ve fiziksel talepler ile kardiyak yeniden şekillenme arasında dinamik bir ilişki olduğunu düşündürmektedir.[26] Bu dış etkiler, sürdürüldüğünde, kardiyak hücrelerde maladaptif değişiklikleri tetikleyerek patolojik hipertrofiye yol açabilir.

Kardiyak hipertrofinin gelişimi, sıklıkla karmaşık gen-çevre etkileşimlerinin bir sonucudur; burada bireyin genetik yapısı, kalbin çevresel tetikleyicilere verdiği yanıtı değiştirir. Örneğin, Peroxisome proliferator–activated receptor alphageni, sol ventrikül büyümesini düzenlediği bilinmektedir ve aktivitesi egzersiz ve hipertansiyon gibi faktörlerden önemli ölçüde etkilenmektedir.[26] Bu, belirli bir genetik yolun, kalbin fizyolojik taleplere karşı hipertrofik yanıtına nasıl aracılık edebileceğini göstermektedir.

Benzer şekilde, G-Protein beta.[2] subunitgenindeki bir varyant ile sol ventrikül hipertrofisi arasındaki ilişki, özellikle esansiyel hipertansiyon bağlamında belirgindir ve bu genetik varyantın, kalbin yüksek kan basıncına verdiği yanıtı değiştirdiğini düşündürmektedir.[22]Bir bireyin egzersize karşı kan basıncı yanıtının genetik temeli ve bunun adipozite ile etkileşimi, bu karmaşık ilişkiyi daha da göstermektedir; burada kalıtsal özellikler, kardiyovasküler sistemin fiziksel aktiviteye ve metabolik duruma nasıl adapte olduğunu etkiler.[27] Bu etkileşimler, belirli genetik varyantların varlığının, çevresel stres faktörlerinin kardiyak morfoloji üzerindeki etkisini artırabileceğini veya azaltabileceğini vurgulamaktadır.

Komorbiditeler, İlaçlar ve Yaşa Bağlı Değişiklikler

Section titled “Komorbiditeler, İlaçlar ve Yaşa Bağlı Değişiklikler”

Kardiyak hipertrofi, sıklıkla çeşitli komorbiditeler, ilaçların etkileri ve yaşlanmanın doğal süreci tarafından şiddetlenir veya doğrudan bunlardan kaynaklanır. Önemli bir komorbidite olan hipertansiyon, sürekli olarak sol ventrikül kütlesinde artışa yol açar ve varlığı kalp yetmezliği ve inme gibi olumsuz kardiyovasküler olayların güçlü bir göstergesidir.[12]Kalp kapak hastalıkları veya kronik böbrek hastalığı gibi kalbe kronik yük bindiren diğer durumlar da, kalbin artan iş yükünü telafi etmeye çalışmasıyla hipertrofi gelişimine katkıda bulunur.

Farmakolojik müdahaleler, kardiyak hipertrofinin hem ilerlemesini hem de gerilemesini etkileyebilir. Ramipril gibi anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörlerinin, elektrokardiyografik belirteçlerle kanıtlandığı gibi, sol ventrikül hipertrofisinin gerilemesini teşvik ederek kardiyovasküler riski azalttığı gösterilmiştir.[7] Benzer şekilde, anjiyotensin II reseptör blokerlerini diüretikler veya kalsiyum kanal blokerleri ile içeren kombinasyon tedavileri, hipertansiyonu olan hastalarda kardiyak hipertrofiyi etkili bir şekilde yönetebilir.[28]Ek olarak, yaşlı bireylerde aort kökü boyutundaki artış gibi yaşa bağlı değişiklikler, daha yüksek kalp yetmezliği ve kardiyovasküler mortalite riski ile ilişkilidir ve bu da yaşlanma sürecinin kendisinin yapısal kardiyak yeniden şekillenmeye ve hipertrofiye karşı artan duyarlılığa katkıda bulunduğunu göstermektedir.[12]

Kardiyak Hipertrofinin Biyolojik Arka Planı

Section titled “Kardiyak Hipertrofinin Biyolojik Arka Planı”

Kardiyak hipertrofi, çeşitli stres faktörlerine yanıt olarak öncelikle sol ventrikül olmak üzere kalp kasının anormal büyümesiyle karakterize karmaşık bir biyolojik süreçtir. Sıklıkla sol ventrikül hipertrofisi (LVH) olarak adlandırılan bu durum, kalbin ana pompalama odacığının kütlesinde ve duvar kalınlığında bir artışı içerir. Başlangıçta artan iş yükü altında kardiyak çıktıyı korumak için bir kompanzasyon yanıtı olsa da, uzun süren hipertrofi maladaptif hale gelebilir ve kalp yetmezliği, inme ve kardiyovasküler mortalite gibi olumsuz kardiyovasküler olayların önemli ölçüde artmış riskiyle birlikte kalp fonksiyonunun bozulmasına yol açabilir.[12], [27], [29]

Kardiyak hipertrofi, kardiyovasküler sistem içinde kritik bir patofizyolojik yanıtı temsil eder ve genellikle hipertansiyon gibi kronik durumlar tarafından tetiklenir. Kalp, özellikle sol ventrikül, artan basınca veya hacim yüklenmesine, sayısını artırmak yerine, bireysel kas hücrelerinin veya kardiyomiyositlerin boyutunu artırarak yanıt verir. Bu yeniden şekillenme başlangıçta, duvar gerilimini normalleştirmeyi ve kalbin pompalama verimliliğini korumayı amaçlayan telafi edici bir mekanizmadır. Bununla birlikte, bu adaptasyon sonunda zararlı hale gelebilir ve diyastolik ve sistolik fonksiyonu bozan ve sonuçta belirgin kalp yetmezliğine ilerleyen yapısal ve fonksiyonel değişikliklere yol açabilir.[30]Sol ventrikül hipertrofisinin klinik önemi büyüktür, çünkü akut miyokard enfarktüsü ve inme dahil olmak üzere bir dizi kardiyovasküler morbid olayın bağımsız bir öngörücüsü olarak hizmet eder. Sol ventrikül kütlesi, duvar kalınlığı ve sol ventrikül iç diyastolik boyutu gibi ölçümler, bu durumu teşhis etmek ve izlemek için rutin olarak ekokardiyografi veya kardiyak manyetik rezonans görüntüleme kullanılarak değerlendirilir. Anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörleri gibi terapötik müdahaleler yoluyla sıklıkla elde edilen sol ventrikül hipertrofisinin gerilemesinin, kardiyovasküler riski azalttığı gösterilmiştir ve bu durumun anlaşılmasının ve yönetilmesinin önemini vurgulamaktadır.[12], [29]

Kardiyak hipertrofinin gelişimi, genetik mekanizmalardan derinden etkilenir; hem nadir hem de yaygın genetik varyantlar bireysel yatkınlığa ve hastalık ifadesine katkıda bulunur. Kardiyak miyozin bağlayıcı protein-C (MYBPC3) gibi sarkomerik protein genlerindeki mutasyonlar, hastalığın monogenik bir formu olan ailesel hipertrofik kardiyomiyopatinin iyi bilinen nedenleridir. Bu doğrudan nedenlerin ötesinde, çok sayıda gen ve bunların etkileşimlerini içeren poligenik bir zemin, hem monogenik hem de multifaktöriyel hipertrofi formlarının penetransını ve ekspresivitesini önemli ölçüde değiştirir.[3], [23] Birkaç gen ve bunların düzenleyici elementleri, kardiyak hipertrofiye genetik yatkınlıkta rol oynamaktadır. Örneğin, G-Protein beta.[2] alt birimi ve aldosteron sentaz (CYP11B2) gibi genlerdeki polimorfizmler, sol ventrikül kütlesi ve fonksiyonundaki varyasyonlarla ilişkilendirilmiştir. Anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) geni kapsamlı bir şekilde incelenmiş olsa da, esansiyel hipertansiyonda sol ventrikül hipertrofisi ile ilişkisi farklı popülasyonlarda tutarsız bulgular göstermiştir. Gelişen araştırmalar, MYRIP, TRAPPC11 ve SLC27A6 gibi genleri sol ventrikül hipertrofisinde potansiyel olarak önemli oyuncular olarak vurgulamaktadır ve varyantları kalp yapısı ve fonksiyonundaki değişikliklere katkıda bulunmaktadır.[22], [31]

Moleküler Sinyalleşme ve Metabolik Yeniden Programlama

Section titled “Moleküler Sinyalleşme ve Metabolik Yeniden Programlama”

Kardiyak hipertrofi, kardiyomiyositler içinde moleküler sinyalleşme yollarının ve metabolik yeniden programlamanın karmaşık bir etkileşimiyle yönlendirilir. Katılan temel yollar arasında, hipertrofik süreçte sıklıkla yukarı regüle edilen “Kardiyak hipertrofi sinyalleşmesi” ve “Kardiyak hipertrofide NFAT’ın Rolü” bulunmaktadır. Mineralokortikoid reseptörüNR3C2 ve protein kinaz C epsilon (PRKCE) ve Na+/H+ antiporter SLC9A1 gibi aşağı akış efektörlerini içeren bir yol olan Aldosteron sinyalleşmesinin de önemli ölçüde aktive olduğu ve hipertrofik yanıtlara katkıda bulunduğu tahmin edilmektedir.[16]Metabolik kaymalar, hipertrofik kalbin bir özelliğidir ve sıklıkla kardiyomiyopatiyi gösterebilen yağ asidi (YA) metabolizmasından glikoz metabolizmasına geçişi içerir. Yağ asidi taşınması ve metabolizmasıyla ilişkili genler, örneğinSLC27A6 (bir kalp uzun zincirli YA taşıyıcısı) ve peroksizom proliferatör ile aktive olan reseptör alfa (PPARA), sol ventrikül büyümesini düzenlemede önemli roller oynar. MYRIP yıkımlarında gözlemlendiği gibi, oksidatif fosforilasyonda azalma dahil olmak üzere bu metabolik yollardaki bozulmalar, hipertrofiye uğrayan miyokard içinde enerji verimsizliğine ve hücresel strese katkıda bulunur.[16]

Hücresel Dinamikler ve Yapısal Bileşenler

Section titled “Hücresel Dinamikler ve Yapısal Bileşenler”

Kardiyomiyositlerin hücresel dinamikleri ve yapısal bileşenlerinin bütünlüğü, kardiyak fonksiyon ve hipertrofinin gelişimi için merkezi öneme sahiptir. Kritik proteinler ve enzimler, kasılma mekanizmasını, kalsiyum dengesini ve genel hücresel mimariyi düzenler. Örneğin, sarkomerik proteinlerdeki mutasyonların yapısal anormalliklere neden olduğu bilinirken, sarkoplazmik retikulum Ca2+-ATPaz (SERCA), kardiyak kasılma ve gevşemeyi düzenlemek için hayati öneme sahiptir. Sarkoplazmik retikulum fonksiyonundaki değişiklikler, bazı hipertrofik kardiyomiyopatilerin ilerlemesini önleyebilir.[32] MYRIP (miyozin VIIA ve Rab etkileşimli protein) gibi spesifik biyomoleküller, salgı granüllerini aktin sitoskeletonuna bağlamada rol oynar, hücresel hareketi etkiler ve potansiyel olarak hipertrofik yeniden şekillenmeye katkıda bulunur. Membran organizasyonu ve sinyallemede rol oynayan bir protein olan Caveolin-3 (CAV3), koruyucu bir rol oynar; aşırı ekspresyonu hipertrofiyi azaltır ve natriüretik peptid ekspresyonunu artırır, eksikliği ise kardiyomiyopatiye yol açabilir. Atriyal natriüretik faktör (NPPA) ve beyin natriüretik peptid (NPPB) gibi natriüretik peptidlerin ekspresyonundaki değişiklikler de kardiyak stres ve hipertrofinin önemli göstergeleridir ve genellikle MYRIP baskılanması gibi durumlarda azalır.[29], [31]

Nörohormonal ve Reseptör Aracılı Sinyalizasyon

Section titled “Nörohormonal ve Reseptör Aracılı Sinyalizasyon”

Kardiyak hipertrofi, nörohormonal faktörler ve büyüme faktörleri tarafından başlatılan çeşitli sinyalizasyon yollarının aktivasyonuyla büyük ölçüde tetiklenir. Önemli bir yol, protein kinaz C (PRKCE, PRKD3) genlerinin ve mineralokortikoid reseptörünün (NR3C2) artan ekspresyonuyla ilişkili olan ve hipertrofik koşullarda önemli ölçüde yukarı regüle edildiği tahmin edilen Aldosteron sinyalizasyonunu içerir.[16] Bu kaskad ayrıca Na+/H+ antiporter SLC9A1’i de içerir ve hücresel yeniden şekillenmede iyon transportunun rolünü vurgular.[16]Ayrıca, “Kardiyak hipertrofi sinyalizasyonu” ve “NFAT’ın kardiyak hipertrofideki rolü” yolları belirgin şekilde aktive edilir ve aktive edilmiş T-hücrelerinin (NFAT) nükleer faktörünün, çekirdeğe translokasyonu ve ardından transkripsiyonel düzenleme yoluyla hipertrofik gen ekspresyonunu teşvik etmede merkezi rolünü gösterir.GRK5, G proteinine bağlı reseptör düzenlemesi ve hücresel büyüme yolları arasında kritik bir etkileşimi vurgulayarak, mTOR (rapamisinin mekanistik hedefi) sinyalini sınırlayarak kalp gelişimini de kontrol ettiği bilinmektedir.[33] Kardiyak hipertrofiyi zayıflatan ve p42/44 MAPK (mitojenle aktive edilen protein kinaz) kaskadını etkileyen bir protein olan Caveolin-3’ün aktivitesi gibi diğer reseptör aracılı olaylar, kardiyak hücre boyutunu ve fonksiyonunu belirleyen karmaşık sinyalizasyon ağını daha da göstermektedir.[34]Renin-Anjiyotensin Sistemi de katkıda bulunur ve anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri ve anjiyotensin II reseptör blokerleri hipertrofiyi geriletmede etkinlik göstermiştir.[7]

Metabolik Yeniden Programlama ve Enerji Dinamikleri

Section titled “Metabolik Yeniden Programlama ve Enerji Dinamikleri”

Kardiyak hipertrofinin ve sonraki kalp yetmezliğinin bir özelliği, miyokardiyal enerji metabolizmasında temel bir değişikliktir ve yağ asidi (YA) oksidasyonundan glikoz kullanımına geçiş ile karakterizedir.[16] Bu metabolik yeniden programlama, kalbin yüksek enerji taleplerini karşılama yeteneğini etkilediği için kritiktir. Lipid metabolizması için merkezi olan YA beta-oksidasyonu ve PPARA/RXRA (Peroksizom Proliferatörle Aktive Edilen Reseptör Alfa/Retinoid X Reseptör Alfa) aktivasyonu gibi yollar, hipertrofik durumlarda önemli ölçüde değişir.[16] Örneğin, sol ventrikül hipertrofisinde potansiyel olarak önemli olduğu belirlenen bir gen olan SLC27A6(Yağ Asidi Taşıma Proteini 6), yağ asidi taşınmasında rol oynar ve bunun baskılanması kardiyak hipertrofi sinyallerini yukarı regüle eder.[16]ATP üretimi için oksidatif fosforilasyona olan bağımlılık da derinden etkilenir. Çalışmalar, hipertrofik modellerde oksidatif fosforilasyonda önemli bir azalma olduğunu ve bu kanonik yolda yer alan genlerin büyük çoğunluğunun ekspresyonunda azalma yaşadığını göstermektedir.[16] Birincil enerji üretim yolunun bu aşağı regülasyonu, kalbin enerjik verimliliğini bozar ve kardiyak disfonksiyona katkıda bulunur. Ayrıca, insüline duyarlı yağ asidi taşıyıcısı FATP1 de ilişkilidir; burada bunun kalpte transgenik ekspresyonu kardiyomiyopatiye yol açabilir ve bu da kardiyak sağlığı korumada lipid işlemenin hassas dengesinin altını çizer.[31]Bu metabolik değişiklikler, nihayetinde miyokardiyal fonksiyonu tehlikeye atan ve kardiyomiyopati belirtisi olabilen uyumsuz bir yanıtı temsil eder.

Sitoskeletal ve Sarkomerik Yeniden Şekillenme

Section titled “Sitoskeletal ve Sarkomerik Yeniden Şekillenme”

Kardiyomiyositlerin yapısal bütünlüğü ve kasılma fonksiyonu, hipertrofi sırasında önemli ölçüde yeniden şekillenen karmaşık sitoskeletal ve sarkomerik protein ağına içsel olarak bağlıdır.MYBPC3 (kardiyak miyozin bağlayıcı protein-C) ve kardiyak aktin (ACTC) gibi sarkomerik proteinleri kodlayan genler kritiktir ve bu genlerdeki mutasyonlar sıklıkla ailesel hipertrofik kardiyomiyopatiye neden olur.[19] Birincil kasılma elemanlarının ötesinde, TRIM63(kas RING parmak proteini 1) gibi yardımcı proteinler, insan hipertrofik kardiyomiyopatisi için yeni genler olarak tanımlanmıştır ve sarkomer içinde protein döngüsü ve kalite kontrolündeki rolleri düşündürmektedir.[35] Sitoskeletal dinamikler ayrıca, sekretuar granülleri F-aktine bağlayan ve hareketlerini kontrol eden MYRIP (Miyozin VIIA ve Rab etkileşimli protein) gibi proteinler tarafından düzenlenir ve hücresel trafiğe ve yapısal organizasyona katılımını gösterir.[29] Hspb7 ve Hspb12 dahil olmak üzere küçük ısı şoku proteinleri, aktin filaman montajını modüle ederek ve kardiyak morfogenezin erken adımlarını düzenleyerek kalp gelişimi için vazgeçilmezdir.[36] Bu proteinlerin ve sitoskeletal dinamiklerin dokuya özgü bir düzenleyicisi olan MIM (Fare MIM) gibi diğerlerinin düzensizliği, hipertrofik kalbin karakteristik özelliği olan değişmiş hücresel mimariye ve mekanik özelliklere katkıda bulunur.[37] Bu yapısal ve düzenleyici proteinlerin koordineli işlevi ve düzenlenmesi, kardiyak fonksiyonun korunması için esastır ve bunların düzensizliği, hipertrofide görülen patolojik yeniden şekillenmenin temelini oluşturur.

Entegre Gen Regülasyonu ve Terapötik Etkileri

Section titled “Entegre Gen Regülasyonu ve Terapötik Etkileri”

Kardiyak hipertrofi, çoklu yolların birleştiği ve patolojik yeniden şekillenme sürecini düzenlemek için etkileşimde bulunduğu gen regülasyonu ve post-translasyonel modifikasyonların karmaşık bir etkileşimini içerir.TRAPPC11 (Taşıma proteini partikül kompleks alt birimi 11) ve SLC27A6 gibi temel düzenleyici genler, sol ventrikül hipertrofisinde potansiyel olarak önemli olarak tanımlanmıştır ve birincil bilinen işlevlerinin ötesinde daha geniş hücresel süreçlere katılımlarını göstermektedir.[16] Örneğin, mineralokortikoid reseptörü (NR3C2), hipertrofik modellerde artmış ekspresyon göstererek, aldosteron sinyallemesinden etkilenen gen regülasyonundaki rolünü vurgulamaktadır.[16] PRKCE ve PRKD3 gibi protein kinazlar tarafından aracılık edilen fosforilasyon gibi post-translasyonel modifikasyonlar, sinyal moleküllerinin ve transkripsiyon faktörlerinin aktivitesini modüle etmede ve böylece hipertrofik yanıtı ince ayar yapmada merkezi öneme sahiptir. Dahası, Histon deasetilaz (HDAC) inhibisyonu gibi ortaya çıkan stratejiler, önceden var olan diyastolik disfonksiyonu tersine çevirmede ve hücre dışı matriksin yeniden şekillenmesini engellemede umut vadettiğini göstermiştir ve epigenetik düzenlemeyi terapötik bir yol olarak önermektedir.[38] GRK5 ve mTOR sinyalleşmesi veya Caveolin-3 ve MAPK kaskadları arasındaki etkileşim gibi yol etkileşiminin karmaşık ağı, kardiyak hipertrofik ağ içindeki hiyerarşik düzenlemeyi ortaya koymaktadır.[33] Bu sistem düzeyindeki etkileşimler, müdahale için hedeflenebilen başarısız bir kalpteki metabolik kayma gibi hastalığın ortaya çıkan özelliklerine yol açar.[16]

Kardiyak hipertrofi, özellikle sol ventrikül (SV) hipertrofisi ve artmış SV kütlesi, genel popülasyonda olumsuz kardiyovasküler sonuçların güçlü bir belirteci olarak hareket ederek önemli prognostik öneme sahiptir. Araştırmalar, varlığının koroner kalp hastalığı, konjestif kalp yetmezliği, inme, genel kardiyovasküler hastalık ve tüm nedenlere bağlı mortalite gelişimini önceden haber verdiğini göstermektedir.[1]SV hipertrofisinin artmış morbidite ve mortalite üzerindeki prognostik etkileri iyi bir şekilde belirlenmiştir ve hasta riskini değerlendirmedeki kritik rolünün altını çizmektedir.[1], [39]Kardiyak hipertrofisi olan bireylerin belirlenmesi, hedeflenmiş risk stratifikasyonuna ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları potansiyeline olanak tanır. Genetik çalışmalar, kalp yetmezliği riski ve mortaliteye katkıda bulunan hipertrofi ile ilişkili polimorfizmleri ortaya çıkarmıştır.[40] Ayrıca, MYRIP, TRAPPC11 ve SLC27A6 gibi genlerdeki varyantlar da dahil olmak üzere nadir ve yaygın genetik varyantların kombine etkisine yönelik araştırmalar, özellikle Afrika kökenli olanlar gibi belirli popülasyonlarda sol ventrikül hipertrofisinde önemini ortaya koymaktadır.[16] Genetik yatkınlıkların bu gelişen anlayışı, yüksek riskli bireyleri belirlemek için yollar sunarak, daha erken önleyici stratejilere ve daha kişiye özel klinik yönetime olanak tanır.

Tanısal Yarar ve Terapötik Yanıtın İzlenmesi

Section titled “Tanısal Yarar ve Terapötik Yanıtın İzlenmesi”

Ekokardiyografi, sol ventrikül kütlesi, duvar kalınlığı ve iç boyutlarının kantitatif ölçümlerini sağlayarak kardiyak hipertrofinin tanısal değerlendirmesinde bir köşe taşı görevi görür.[41]Bu ölçümler, doğru tanı için ve sıklıkla Avrupa Kardiyovasküler Görüntüleme Birliği (EACVI) ve Amerikan Ekokardiyografi Derneği (ASE) gibi profesyonel kuruluşların oluşturduğu yerleşik kılavuzlara uygun olarak kardiyak yapısal değişiklikleri sınıflandırmak için gereklidir.[42]Görüntülemenin ötesinde, tüm ekzom dizilemesi gibi gelişmiş tanı araçları, insan kaynaklı pluripotent kök hücre (hiPSK) kardiyomiyosit modelleri ile birleştirildiğinde, hipertrofi ile ilişkili olan ve böylece altta yatan mekanizmalara ve potansiyel tanısal belirteçlere dair daha derin bilgiler sunanMYRIP, TRAPPC11 ve SLC27A6 gibi yeni genleri ve NFAT ve aldosteron sinyallemesi gibi yolları tanımlayabilir.[16]Kardiyak hipertrofinin ilerlemesini veya gerilemesini izlemek, hasta bakımının hayati bir bileşenidir ve terapötik müdahalelerin etkinliğini doğrudan bildirir. Elektrokardiyografik belirteçler veya doğrudan ekokardiyografik ölçümler yoluyla tespit edilebilen sol ventrikül hipertrofisinin gerilemesi, genel kardiyovasküler riskte önemli bir azalma ile tutarlı bir şekilde bağlantılıdır.[1], [7]Ayrıca, hipertrofik kardiyomiyopati ve miyokardiyal nonkompaksiyon dahil olmak üzere hipertrofinin spesifik fenotipik ifadeleri, sıklıkla belirli genetik temellerle bağlantılı olan ve benzersiz prognostik etkileri olan farklı klinik varlıkları temsil eder.[16] Yaygın genetik varyantlar ve değiştirilebilir risk faktörleri de hipertrofik kardiyomiyopatinin duyarlılığında ve ekspresivitesinde rol oynar.[43] Komorbiditelerin kümülatif yükünün anormal kardiyak mekaniklerle korele olduğu gösterilmiştir ve bu da birincil hipertrofinin ötesinde kardiyak sağlığı etkileyen karmaşık bir sistemik faktörler etkileşimini düşündürmektedir.[44] Sarkoplazmik retikulum Ca2+-ATPaz aktivitesi gibi fonksiyonel yönler, kardiyak kasılma ve gevşemeyi modüle etmede çok önemlidir.[45]Sarkoplazmik retikulum fonksiyonundaki değişikliklerin, miyofilament kalsiyum yanıtının artması durumunda bile, sarkomer bağlantılı hipertrofik kardiyomiyopatinin ilerlemesini önlediği gösterilmiştir; bu da potansiyel terapötik hedefleri göstermekte ve hipertrofi ile daha geniş fizyolojik sistemler arasındaki karmaşık ilişkiyi vurgulamaktadır.[46]

Kardiyak Hipertrofi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Kardiyak Hipertrofi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak kardiyak hipertrofinin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Kalbim spordan dolayı güçlü; bu büyük kalp kötü mü?

Section titled “1. Kalbim spordan dolayı güçlü; bu büyük kalp kötü mü?”

Mutlaka değil! Atletlerde görülen ve “atlet kalbi” olarak bilinen “büyük kalp” genellikle sağlıklı bir adaptasyondur. Ancak, genleriniz kalbinizin egzersize nasıl tepki vereceğini etkileyebilir ve bazen altta yatan genetik bir yatkınlık sağlıksız değişikliklere yol açabilir. Düzenli tıbbi kontroller, sağlıklı bir atlet kalbi ile patolojik bir kalbi ayırt etmeye yardımcı olabilir.

2. Babamın kalp kası kalın; bu bende de olacağı anlamına mı geliyor?

Section titled “2. Babamın kalp kası kalın; bu bende de olacağı anlamına mı geliyor?”

Bunun ailenizde görülme olasılığı yüksek. Ailesel hipertrofik kardiyomiyopati gibi durumlar genellikleMYBPC3 gibi belirli genlerdeki mutasyonlardan doğrudan kaynaklanır. Bu spesifik durum olmasa bile, genetik yapınız kardiyak hipertrofiye yatkınlığınızda önemli bir rol oynar, bu nedenle sizin için taramalar önerilebilir.

3. Yüksek tansiyonumun olması kalbimin kesinlikle büyüyeceği anlamına mı gelir?

Section titled “3. Yüksek tansiyonumun olması kalbimin kesinlikle büyüyeceği anlamına mı gelir?”

“Kesinlikle” değil, ancak yüksek tansiyon, kalp kasınızın kalınlaşması için önemli bir risk faktörüdür. Genleriniz, kalbinizin bu sürekli strese nasıl tepki vereceğini etkiler. Örneğin, ACE veya CYP11B2 gibi genlerdeki varyasyonlar, kalbinizin sol ventrikülünün hipertansiyona yanıt olarak ne kadar büyüyeceğini etkileyebilir. Kan basıncınızı etkili bir şekilde yönetmek genellikle bu büyümenin tersine çevrilmesine yardımcı olabilir.

4. Kalp kasımın kalınlaştığını nasıl anlarım?

Section titled “4. Kalp kasımın kalınlaştığını nasıl anlarım?”

Kardiyak hipertrofi sessizce gelişebileceğinden, erken belirtileri fark etmeyebilirsiniz. Ancak doktorlar, elektrokardiyogram (ECG), ekokardiyografi veya kardiyak manyetik rezonans görüntüleme (CMR) gibi tanı araçlarını kullanarak bunu tespit edebilirler. Bu testler, kalbinizin yapısını ve işlevini değerlendirir; bu da genetikten etkilenir ve erken teşhise olanak tanır.

5. Ailemde varsa kalbimin kalınlaşmasını önleyebilir miyim?

Section titled “5. Ailemde varsa kalbimin kalınlaşmasını önleyebilir miyim?”

Kalıtsal genlerinizi değiştiremezsiniz, ancak kalbinizin sağlığını önemli ölçüde etkileyebilirsiniz. Kan basıncı gibi çevresel faktörleri yönetmek, sağlıklı bir kiloyu korumak ve düzenli egzersiz yapmak çok önemlidir. Genetik yatkınlığınızı anlamak, doktorunuzun, hipertrofiyi yönetmeye ve hatta tersine çevirmeye yardımcı olabilecek ACE inhibitörleri gibi belirli yaşam tarzı değişiklikleri veya ilaçlar dahil olmak üzere önleme stratejilerini uyarlamasına yardımcı olabilir.

6. Kalp riskimi anlamak için genetik test faydalı mı?

Section titled “6. Kalp riskimi anlamak için genetik test faydalı mı?”

Evet, bazı kardiyak hipertrofi türleri için, özellikle ailesel formlar için, genetik test çok değerli olabilir.MYBPC3 gibi genlerdeki spesifik mutasyonları tanımlayabilir; bu da tanı koymaya, riski değerlendirmeye ve diğer aile üyeleri için taramaya rehberlik etmeye yardımcı olur. Daha yaygın formlar için, genel genetik yatkınlığınızı anlamak, kişiselleştirilmiş önleme ve tedavi planlarına katkıda bulunabilir.

7. Egzersiz yapmak ve iyi beslenmek ailemin kalp geçmişinin üstesinden gelebilir mi?

Section titled “7. Egzersiz yapmak ve iyi beslenmek ailemin kalp geçmişinin üstesinden gelebilir mi?”

Yaşam tarzı seçimleri inanılmaz derecede güçlüdür ve genetik riskleri önemli ölçüde azaltabilir, ancak “üstesinden gelmek” bazı durumlar için çok güçlü bir kelime olabilir. Genleriniz yatkınlığınızı etkiler, ancak sağlıklı bir yaşam tarzı patolojik hipertrofinin başlamasını kesinlikle önlemeye veya geciktirmeye yardımcı olabilir. Örneğin, diyet ve egzersiz yoluyla kan basıncını ve kolesterolü kontrol etmek, genetik bir yatkınlığınız olsa bile kalbiniz üzerindeki stresi büyük ölçüde azaltabilir.

8. Kardeşimin kalbi kalın, ama benim değil; neden bu fark var?

Section titled “8. Kardeşimin kalbi kalın, ama benim değil; neden bu fark var?”

Aynı aile içinde bile, paylaşılan genlerin ve bireysel çevresel faktörlerin karmaşık etkileşimi nedeniyle farklılıklar olabilir. Birçok geni paylaşsanız da, belirli kalıtsal varyantlar kardeşler arasında farklılık gösterebilir veya diyet, stres veya diğer sağlık durumları gibi yaşam tarzı faktörleri birini diğerinden daha fazla etkileyebilir. Bu değişkenlik, her insanın sağlık yolculuğunun ne kadar benzersiz olabileceğini vurgulamaktadır.

9. Günlük stres zamanla kalp kasımın kalınlaşmasına neden olabilir mi?

Section titled “9. Günlük stres zamanla kalp kasımın kalınlaşmasına neden olabilir mi?”

Makale doğrudan “günlük stresi” kardiyak hipertrofiye bağlamasa da, kronik stres yüksek tansiyona katkıda bulunabilir ve bu da önemli bir risk faktörüdür. Genetik altyapınız ayrıca kalbinizin sürekli strese nasıl tepki vereceğini de etkiler. Stresi yönetmek, kalbiniz üzerindeki yükü azaltmaya yardımcı olabilecek genel sağlıklı bir yaşam tarzının önemli bir parçasıdır.

10. Etnik kökenim kalınlaşmış bir kalp riskimi etkiler mi?

Section titled “10. Etnik kökenim kalınlaşmış bir kalp riskimi etkiler mi?”

Evet, araştırmalar etnik kökenin riskte rol oynayabileceğini göstermektedir. Çalışmalar, özellikle Afrika kökenli olanlar gibi belirli popülasyonlarda sol ventrikül hipertrofisi için potansiyel olarak önemli olan genetik faktörleri tanımlamıştır. Bu, belirli genetik varyasyonların çeşitli etnik gruplar arasında daha yaygın olabileceğini veya farklı etkilere sahip olabileceğini ve bireysel riski etkileyebileceğini göstermektedir.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler geldikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Vasan RS. “Genetic variants associated with cardiac structure and function: a meta-analysis and replication of genome-wide association data.” JAMA, vol. 301, no. 18, 2009, pp. 1893-902.

[2] Arnett, D. K. et al. “Genome-wide association study identifies single-nucleotide polymorphism in KCNB1 associated with left ventricular mass in humans: the HyperGEN Study.”BMC Medical Genetics, vol. 10, no. 1, 2009, p. 43.

[3] Khurshid S, et al. “Clinical and genetic associations of deep learning-derived cardiac magnetic resonance-based left ventricular mass.”Nat Commun, vol. 14, 2023, pp. 1729.

[4] Tadros, R. “Shared genetic pathways contribute to risk of hypertrophic and dilated cardiomyopathies with opposite directions of effect.” Nat Genet, vol. 53, no. 3, 2021, pp. 297-304.

[5] Havranek EP, et al. “Left ventricular hypertrophy and cardiovascular events in patients with chronic kidney disease.”Am J Med, vol. 121, no. 12, 2008, pp. 1047-53.

[6] Aung, N., et al. “Genome-Wide Analysis of Left Ventricular Image-Derived Phenotypes Identifies Fourteen Loci Associated with Cardiac Morphogenesis and Heart Failure Development.”Circulation, vol. 140, no. 17, 2019, pp. 1319–1330.

[7] Mathew J, et al. “Reduction of cardiovascular risk by regression of electrocardiographic markers of left ventricular hypertrophy by the angiotensin-converting enzyme inhibitor Ramipril.”Circulation, vol. 104, no. 14, 2001, pp. 1615-21.

[8] Semsarian, Christopher, et al. “New perspectives on the prevalence of hypertrophic cardiomyopathy.”J Am Coll Cardiol, vol. 65, no. 12, 2015, pp. 1249–1254.

[9] Vukadinovic, M. et al. “Deep learning-enabled analysis of medical images identifies cardiac sphericity as an early marker of cardiomyopathy and related outcomes.”Med, 2023.

[10] Wild, Philipp S., et al. “Large-scale genome-wide analysis identifies genetic variants associated with cardiac structure and function.” Journal of Clinical Investigation, vol. 127, no. 5, 2017, pp. 1751-62.

[11] Benjamin, Emelia J et al. “Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study.” BMC Medical Genetics, vol. 8, 2007, p. 57.

[12] Gardin JM, et al. “Usefulness of aortic root dimension in persons > or = 65 years of age in predicting heart failure, stroke, cardiovascular mortality, all-cause mortality and acute myocardial infarction (from the cardiovascular health study).”Am J Cardiol, vol. 97, no. 6, 2006, pp. 917-23.

[13] Sahn, David J., et al. “Recommendations regarding quantitation in M-mode echocardiography: results of a survey of echocardiographic measurements.” Circulation, vol. 58, no. 6, 1978, pp. 1072-1083.

[14] Devereux, R. B., et al. “Left ventricular hypertrophy: an independent risk factor for cardiovascular disease.”Am J Cardiol, vol. 53, 1984, pp. 2-5.

[15] Meyer, H. V., et al. “Genetic and functional insights into the fractal structure of the heart.” Nature, vol. 585, no. 7825, 2020, pp. 424–429.

[16] Irvin MR. “Whole-Exome Sequencing and hiPSC Cardiomyocyte Models Identify MYRIP, TRAPPC11, and SLC27A6of Potential Importance to Left Ventricular Hypertrophy in an African Ancestry Population.”Front Genet, vol. 12, 2021.

[17] Fahed AC, et al. “Polygenic background modifies penetrance of monogenic variants for tier 1 genomic conditions.” Nat Commun, vol. 11, 2020, pp. 3635.

[18] Do AN, et al. “Genome-wide meta-analysis of SNP and antihypertensive medication interactions on left ventricular traits in African Americans.” Mol Genet Genomic Med, vol. 7, no. 9, 2019, e863.

[19] Watkins H, et al. “Mutations in the cardiac myosin binding protein-C gene on chromosome 11 cause familial hypertrophic cardiomyopathy.”Nat Genet, vol. 11, no. 4, 1995, pp. 434-37.

[20] Swan L, et al. “The genetic determination of left ventricular mass in healthy adults.”Eur Heart J, vol. 24, no. 6, 2003, pp. 577-82.

[21] Kupari M, et al. “Associations between human aldosterone synthase (CYP11B2) gene polymorphisms and left ventricular size, mass, and function.”Circulation, vol. 97, no. 6, 1998, pp. 569-75.

[22] Poch E, et al. “G-Protein beta(3) subunit gene variant and left ventricular hypertrophy in essential hypertension.”Hypertension, vol. 35, no. 1 Pt 2, 2000, pp. 214-18.

[23] Schunkert H, et al. “Familial predisposition of left ventricular hypertrophy.”J Am Coll Cardiol, vol. 33, no. 6, 1999, pp. 1685-91.

[24] Hendriks T, et al. “Effect of systolic blood pressure on left ventricular structure and function: a Mendelian randomization study.”Hypertension, vol. 74, no. 4, 2019, pp. 826-32.

[25] Ai S, et al. “Effects of glycemic traits on left ventricular structure and function: a Mendelian randomization study.” Cardiovasc Diabetol, vol. 21, 2022, pp. 109.

[26] Drexler HC, et al. “Peroxisome proliferator-activated receptor alpha gene regulates left ventricular growth in response to exercise and hypertension.”Circulation, vol. 105, no. 8, 2002, pp. 950-55.

[27] Rankinen T, Bouchard C. “Genetics and blood pressure response to exercise, and its interactions with adiposity.”Prev Cardiol, vol. 5, no. 3, 2002, pp. 138-44.

[28] Okura T, et al. “Comparison of the effect of combination therapy with an angiotensin II receptor blocker and either a low-dose diuretic or calcium channel blocker on cardiac hypertrophy in patients with hypertension.”Clin Exp Hypertens, vol. 35, no. 8, 2013, pp. 563-69.

[29] Desnos, C., et al. “Rab27A and its effector MyRIP link secretory granules to F-actin and control their motion towards release sites.” J Cell Biol, vol. 163, 2003.

[30] Gaasch, W. H., and Zile, M. R. “Left ventricular structural remodeling in health and disease: with special emphasis on volume, mass, and geometry.”J Am Coll Cardiol, vol. 58, 2011, pp. 1733-1740.

[31] Chiu, H. C., et al. “Transgenic expression of fatty acid transport protein 1 in the heart results in cardiomyopathy.”J Clin Invest, 2005.

[32] Thanaj, M., et al. “Genetic and environmental determinants of diastolic heart function.” Nat Cardiovasc Res, vol. 1, 2022, pp. 35479509.

[33] Burkhalter, M. D., et al. “Grk5l controls heart development by limiting mTOR signaling during symmetry.”

[34] Horikawa, Y. T., et al. “Cardiac-specific overexpression of caveolin-3 attenuates cardiac hypertrophy and increases natriuretic peptide expression.”J Am Heart Assoc, 2011.

[35] Chen, S. N., et al. “Human molecular genetic and functional studies identify TRIM63, encoding muscle RING finger protein 1, as a novel gene for human hypertrophic cardiomyopathy.”J Am Coll Cardiol, 2012.

[36] Rosenfeld, G. E., et al. “Small heat shock proteins Hspb7 and Hspb12 regulate early steps of cardiac morphogenesis.” Dev Biol, 2007.

[37] Mattila, P. K., et al. “Mouse MIM, a tissue-specific regulator of cytoskeletal dynamics, interacts with ATP-actin monomers through its C-terminal WH2 domain.”J Biol Chem, 2003, pp. 8452–.

[38] Travers, J. G., et al. “HDAC inhibition reverses preexisting diastolic dysfunction and blocks covert extracellular matrix remodeling.” Circulation, 2021.

[39] Benjamin, E. J., and D. Levy. “Why is left ventricular hypertrophy so predictive of morbidity and mortality?”The American Journal of the Medical Sciences, vol. 317, 1999, pp. 168–175.

[40] Parsa, A., et al. “Hypertrophy-associated polymorphisms ascertained in a founder cohort applied to heart failure risk and mortality.”Clinical and Translational Science, vol. 4, no. 1, 2011, pp. 17–23.

[41] Devereux, R. B., et al. “Echocardiographic assessment of left ventricular hypertrophy: comparison to necropsy findings.”American Journal of Cardiology, vol. 57, no. 6, 1986, pp. 450–458.

[42] European Association of Cardiovascular Imaging (EACVI) and American Society of Echocardiography (ASE).Journal of the American Society of Echocardiography, vol. 28, 2015, pp. 727–754.

[43] Harper, A. R., et al. “Common genetic variants and modifiable risk factors underpin hypertrophic cardiomyopathy susceptibility and expressivity.”Nature Genetics, 2021, pp. 1–8.

[44] Selvaraj, S., et al. “Association of comorbidity burden with abnormal cardiac mechanics: Findings from the HyperGEN study.” Journal of the American Heart Association, vol. 3, 2014, e000631.

[45] Frank, K. F., et al. “Sarcoplasmic reticulum Ca2+-ATPase modulates cardiac contraction and relaxation.” Cardiovasc Res, vol. 57, 2003, pp. 20–27.

[46] Chowdhury, S. A., et al. “Modifications of sarcoplasmic reticulum function prevent progression of sarcomere-linked hypertrophic cardiomyopathy despite a persistent increase in myofilament calcium response.”Front Physiol, vol. 11, 2020, p. 107.