İçeriğe geç

Camp Bağımlı Protein Kinaz Katalitik Alt Birim Alfa

Siklik AMP (cAMP) bağımlı protein kinaz, sıklıkla Protein Kinaz A (PKA) olarak anılan, çok sayıda hücresel süreçte merkezi bir rol oynayan önemli bir enzimdir. Hücre içi cAMP seviyelerindeki değişikliklere yanıt vererek sinyal iletim yollarında anahtar bir aracı olarak işlev görür. Enzim tipik olarak düzenleyici ve katalitik alt birimlerden oluşur. PRKACAgeni tarafından kodlanan ‘cAMP bağımlı protein kinaz katalitik alt birim alfa’, kinazın enzimatik işlevini yerine getirmekten sorumlu birincil katalitik alt birimlerden biridir.

PKA, cAMP’nin düzenleyici alt birimlerine bağlanmasıyla aktive edilir; bu da katalitik alt birimlerin ayrışmasına ve aktivasyonuna yol açar. Serbest kalan PRKACAkatalitik alt birimi daha sonra çeşitli hedef proteinler üzerindeki belirli serin ve treonin kalıntılarını fosforile eder. Bu fosforilasyon olayı, bu proteinlerin aktivitesini, lokalizasyonunu veya stabilitesini değiştirebilir ve böylece çok çeşitli hücresel fonksiyonları düzenler. Bu fonksiyonlar arasında metabolizma (örn. glikojen yıkımı, yağ sentezi), gen ifadesi, hücre proliferasyonu, farklılaşma ve iyon kanalı aktivitesi bulunur.

PKA sinyalizasyonunun düzensizliği, sıklıkla PRKACA alt birimini içererek, çeşitli insan hastalıklarında rol oynamaktadır. Örneğin, PRKACAaktivitesindeki mutasyonların veya değişikliklerin, aşırı kortizol üretimi ile karakterize bir durum olan Cushing sendromu ve birden fazla endokrin bezi etkileyen ve çeşitli tümörlere yol açan nadir bir genetik bozukluk olan Carney kompleksi gibi çeşitli endokrin bozukluklara katkıda bulunduğu bilinmektedir. Dahası, PKA sinyalizasyonu kardiyovasküler fizyolojide hayati öneme sahiptir ve düzensizliği kalp fonksiyonunu ve ritmini etkileyebilir. Yaygın rolleri göz önüne alındığında,PRKACA alt birimi, diğer metabolik ve nörolojik durumlardaki potansiyel rolü açısından devam eden araştırmaların konusudur.

PRKACA alt biriminin işlevini ve düzenlenmesini anlamak, insan sağlığı üzerindeki geniş etkisi nedeniyle önemli sosyal öneme sahiptir. PRKACA üzerine yapılan araştırmalar, metabolik bozukluklardan belirli kanserlere ve kalp hastalıklarına kadar uzanan durumlar için yeni tanı araçları ve tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. PKA tarafından yönetilen karmaşık sinyal yollarını aydınlatarak, bilim insanları ilaç geliştirme için spesifik hedefler belirlemeyi amaçlamakta, bu da potansiyel olarak daha etkili ve kişiselleştirilmiş tedavilere yol açabilmektedir. Bu bilgi, aynı zamanda temel biyolojik süreçlerin daha geniş anlaşılmasını da artırmaktadır; bu da tıp bilimini ilerletmek ve halk sağlığı sonuçlarını iyileştirmek için hayati öneme sahiptir.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Birçok genetik ilişkilendirme çalışması, orta düzeyde örneklem büyüklükleri ile kısıtlıdır; bu durum, istatistiksel gücü ve dolayısıyla fenotipik varyasyonun küçük bir kısmını açıklayan genetik etkileri saptama yeteneğini sınırlayarak potansiyel olarak çok sayıda gözden kaçan ilişkilendirmeye yol açabilir.[1] Ayrıca, daha eski veya daha az yoğun SNP dizilerinin ya da mevcut HapMap SNP’lerinin alt kümelerinin kullanılması, eksik genomik kapsama ile sonuçlanabilir; bu da yetersiz genotipleme veya nedensel varyantların ya da onların vekillerinin güvenilmez imputasyonu nedeniyle gerçek ilişkilendirmelerin gözden kaçırılabileceği anlamına gelir.[2] Bu sınırlı kapsama, aday genlerin kapsamlı bir şekilde incelenmesini de engeller ve çalışmalar arası bulguların tutarlı bir şekilde tekrarlanabilme yeteneğini etkiler.

Keşfedilen genetik ilişkilendirmelerin nihai doğrulaması bağımsız kohortlarda replikasyon gerektirir ve bu tür harici replikasyonun yokluğu, ilk bulguların keşif niteliğinde kabul edilmesi gerektiği anlamına gelir.[3] Çok aşamalı tasarımlar ve meta-analizler, gücü artırmak ve replikasyonu kolaylaştırmak için sıklıkla kullanılsa da, farklı çalışmaların birbirleriyle zayıf bağlantı dengesizliği içinde olan SNP’leri tanımlaması veya aynı gen bölgesinde birden fazla nedensel varyantın bulunması durumunda belirli SNP düzeyinde replikasyon olmaması yine de ortaya çıkabilir.[4] Ek olarak, monozigotik ikiz çiftlerinin ortalamalarından türetilenler gibi belirli çalışma tasarımlarından tahmin edilen etki büyüklükleri, daha geniş popülasyonda açıklanan varyans oranını doğru bir şekilde temsil etmek için dikkatli ayarlamalar gerektirebilir.[5]

Popülasyon Özgüllüğü ve Fenotipik Değişkenlik

Section titled “Popülasyon Özgüllüğü ve Fenotipik Değişkenlik”

Birçok genetik ilişkilendirme çalışmasında gözlemlenen önemli bir sınırlama, bu çalışmaların Avrupa veya Kafkas kökenli popülasyonlara ağırlıklı olarak odaklanmalarıdır.[6] Genomik kontrol veya temel bileşen analizi gibi önlemler, bu kohortlardaki popülasyon tabakalaşmasının etkilerini hafifletmek için sıkça kullanılsa da, allel frekansları, bağlantı dengesizliği paternleri veya altında yatan genetik mimarideki farklılıklar nedeniyle bulguların diğer etnik gruplara genellenebilirliği sınırlı olabilir.[7] Kurucu popülasyonlarda yürütülen çalışmalar, belli analitik avantajlar sunsa da, sonuçlarının geniş çapta genellenebilirliği açısından zorluklar da sunmaktadır.[4] Farklı çalışmalar ve popülasyonlar arasındaki fenotipik ölçümlerdeki değişkenlik, sıklıkla demografik farklılıklardan veya testlerdeki metodolojik tutarsızlıklardan kaynaklanan, meta-analizleri ve çalışmalar arası karşılaştırmaları karmaşık hale getiren heterojeniteye yol açabilir.[8] Ayrıca, birçok analiz, çoklu test yükünü yönetmek için cinsiyetler arası verileri birleştirerek yürütülmektedir; bu da fenotiplerle cinsiyete özgü ilişkiler sergileyen genetik varyantların tespit edilemeyebileceği anlamına gelmektedir.[2] Gözlemlenmeyen bu cinsiyete özgü etkiler, açıklanamayan fenotipik varyasyonun önemli bir kısmına katkıda bulunabilir ve önemli biyolojik içgörüleri maskeleyebilir.

Mevcut araştırmalar, genetik varyantların diyet alımı veya yaşam tarzı gibi çevresel faktörler tarafından düzenlenerek bağlama özgü şekillerde fenotipleri etkileyebileceğine dair kanıtlar olmasına rağmen, gen-çevre etkileşimlerini sıklıkla kapsamlı bir şekilde incelememektedir.[1] Bu eksiklik, karmaşık özelliklerin tipik olarak genetik yatkınlıklar ve çevresel maruziyetler arasındaki karmaşık etkileşimle şekillenmesi ve tanımlanmış yaygın varyantlar tarafından açıklanamayan “eksik kalıtım”a potansiyel olarak katkıda bulunması nedeniyle, anlayışta kritik bir boşluğu temsil etmektedir.[1]Bu etkileşimlerin ele alınması, hastalık etiyolojisi ve özellik değişkenliğinin daha eksiksiz bir resmini elde etmek için hayati öneme sahiptir.

Birçok genom çapında ilişkilendirme çalışması (GWAS), doğal istatistiksel güç sınırlamaları veya imputasyonlarındaki zorluklar nedeniyle nadir varyantları rutin olarak hariç tutmakta, böylece fenotipik varyasyona potansiyel katkılarını göz ardı etmektedir.[9] Çalışmalar benzer biyolojik alanlardaki ilişkileri inceleyerek pleiotropiyi araştırsa da, düzenleyici varyantların kesin rolü ve bunların fonksiyonel sonuçları dahil olmak üzere biyolojik mekanizmaların tüm yelpazesi, çoğu zaman başlangıçtaki istatistiksel ilişki sinyallerinin ötesinde daha fazla derinlemesine fonksiyonel doğrulama gerektirmektedir.[3] Karmaşık özelliklerin kapsamlı bir şekilde anlaşılması, nihayetinde bu çeşitli ve karmaşık biyolojik katmanları entegre etmeyi gerektirecektir.

  1. kromozomda yer alan _NLRP12_ geni, çeşitli hücresel tehlikeleri ve patojenleri algılayan bir örüntü tanıma reseptörü olarak işlev görerek doğuştan gelen bağışıklık sisteminde kritik bir rol oynar. NOD benzeri reseptör (NLR) ailesinin bir üyesi olarak _NLRP12_, pro-inflamatuar kaspazları ve sitokin olgunlaşmasını aktive eden çoklu protein kompleksleri olan inflamazomlar oluşturarak inflamatuar yanıtları düzenlemede rol oynar._NLRP12_ gibi genlerdeki genetik varyasyonlar, immün sinyal yollarının verimliliğini etkileyebilir, potansiyel olarak bir bireyin inflamatuar hastalıklara yatkınlığını veya enfeksiyona yanıtını değiştirebilir.[3], [10] Bu tür varyasyonlar, _NLRP12_ proteininin ekspresyon seviyelerini veya fonksiyonel aktivitesini etkileyerek düzensiz inflamasyona yol açabilir.

_MYADM-AS1_ (Myeloid Associated Differentiation Marker Antisense RNA 1), _NLRP12_'ye yakın konumda yer alan uzun kodlamayan bir RNA (lncRNA) genidir. _MYADM-AS1_ gibi lncRNA'lar, transkripsiyonel girişim, kromatin yeniden modellenmesi ve mRNA stabilitesinin veya translasyonunun transkripsiyon sonrası kontrolü dahil olmak üzere çeşitli mekanizmalar aracılığıyla gen ekspresyonunu düzenlediği bilinmektedir. Bu nedenle lncRNA genlerindeki varyantlar, _NLRP12_ gibi komşu protein kodlayan genlerin ekspresyonunu dolaylı olarak etkileyebilir veya daha geniş hücresel yolları etkileyebilir. _MYADM-AS1_ ve _NLRP12_ arasındaki etkileşim, inflamatuar yanıtları hassas bir şekilde ayarlayabilecek potansiyel bir düzenleyici eksen önermektedir; burada genetik bir varyant bu hassas dengeyi bozabilir.<sup>[11], [12]</sup> Tek nükleotid polimorfizmi (SNP) rs10418046 , NLRP12, MYADM-AS1veya her ikisinin aktivitesini modüle etmede rol oynayabilecek belirli bir genetik değişikliği temsil eder.rs10418046 ’in kesin fonksiyonel sonuçları hala araştırılmakta olsa da, bu tür varyantlar gen transkripsiyonunu, mRNA eklenmesini veya protein yapısını ve stabilitesini etkileyebilir, nihayetinde hücresel süreçleri etkileyebilir. Örneğin, *rs10418046 * düzenleyici proteinler veya mikroRNA’lar için bağlanma bölgelerini değiştirebilir, böylece _NLRP12_ veya _MYADM-AS1_'in ekspresyon seviyelerini etkileyebilir. Bu etkiler, hedef proteinleri fosforlayarak çeşitli hormonlara ve nörotransmiterlere yanıtları aracılık eden, hücresel düzenlemede anahtar bir enzim olan camp dependent protein kinase catalytic subunit alpha(PKA-Cα) içeren sinyal yolları için çıkarımlara sahip olabilir. PKA-Cα, metabolik düzenleme, immün hücre fonksiyonu ve inflamatuar süreçler için kritik öneme sahiptir; bu daNLRP12veyaMYADM-AS1` aracılığıyla bu yolları dolaylı olarak etkileyen herhangi bir genetik değişikliğin, sonuç olarak PKA-Cα aracılı sinyalizasyonu etkileyebileceğini düşündürmektedir.[8], [13]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs10418046 NLRP12 - MYADM-AS1monocyte count
prefoldin subunit 5 measurement
proteasome activator complex subunit 1 amount
protein deglycase DJ-1 measurement
protein fam107a measurement

Hücresel Sinyalizasyon ve Düzenlemedeki Rolü

Section titled “Hücresel Sinyalizasyon ve Düzenlemedeki Rolü”

cAMP’ye bağımlı protein kinazın katalitik alt birimi alfa, temel olarak siklik adenozin monofosfatın (cAMP) aşağı yönlü etkilerine aracılık ederek hücresel sinyalizasyonda kilit bir enzimdir. Bu kinaz, geniş bir yelpazede hedef proteinleri fosforiller ve böylece geniş bir hücresel fonksiyon yelpazesini düzenler.[14] cAMP sinyal yolu, metabolizma, gen ekspresyonu ve çeşitli iyon kanallarının aktivitesi gibi kritik biyolojik süreçleri etkileyen temel bir düzenleyici ağ görevi görür. Hassas ve dinamik kontrolü, hücresel homeostazın korunması ve hem iç hem de dış uyaranlara uygun hücresel yanıtların sağlanması için gereklidir.

İyon Transportu ve Vasküler Fonksiyonun Modülasyonu

Section titled “İyon Transportu ve Vasküler Fonksiyonun Modülasyonu”

cAMP’a bağımlı protein kinaz, iyon transportunun modülasyonunda kritik bir rol oynar; bu işlev, fare aort düz kas hücreleri gibi belirli hücre tiplerindeki cAMP’a bağımlı klor transportuna katılımıyla örneklendirilmektedir.[14] Bu düzenleyici aktivite, CFTR(Kistik Fibroz Transmembran İletkenlik Regülatörü) klor kanalı dahil olmak üzere klor kanallarının düzgün çalışması için önemlidir ve bu da sırasıyla bu kas hücrelerinin mekanik özelliklerini etkiler.[14]Bu mekanizmalar, genel vasküler fizyolojinin ayrılmaz bir parçasıdır; kan damarı tonusunun ve dolayısıyla kardiyovasküler sağlığın temel belirleyicileri olan düz kas kasılması ve gevşemesi gibi süreçleri etkiler.

cAMP’ye bağımlı protein kinazın aktivitesi, siklik nükleotidlerin, özellikle de seviyeleri fosfodiesterazlar (PDE’ler) tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilen cAMP’nin hücre içi konsantrasyonları ile yakından bağlantılıdır. Bu enzimler, siklik nükleotidlerin hidrolizinden sorumludur ve böylece sinyal etkilerini sonlandırır veya zayıflatır.[15] Örneğin, fosfodiesteraz 5A (PDE5A) ekspresyonu, Anjiyotensin II gibi faktörler tarafından yukarı regüle edilebilir; bu süreç, cGMP sinyallemesini antagonize eder ve cAMP ile cGMP yolları arasındaki hassas dengeyi dolaylı olarak etkileyebilir.[16]Bu karmaşık düzenleyici ağ, siklik nükleotid bağımlı kinazlar tarafından aracılık edilen hücresel yanıtlar üzerinde hassas ve uyarlanabilir bir kontrol sağlar.

Daha Geniş Fizyolojik Bağlam ve Düzenleyici Ağlar

Section titled “Daha Geniş Fizyolojik Bağlam ve Düzenleyici Ağlar”

İyon taşınmasındaki spesifik rollerinin ötesinde, cAMP’ye bağımlı sinyalizasyon, doku ve organ düzeyindeki biyoloji için hayati önem taşıyan daha geniş düzenleyici ağların ayrılmaz bir bileşenidir. Bu yolak, kendisi de siklik nükleotidler ve çeşitli kinazlar tarafından modüle edilenler de dahil olmak üzere çeşitli hücresel süreçleri etkileyen mitogenle aktive olan protein kinaz (MAPK) yolağı gibi diğer kritik sinyal kaskatları ile etkileşime girer.[17] Bu birbirine bağlı sinyal yollarındaki hassas dengeyi ve koordineli aktiviteyi sürdürmek, iskelet kasının akut egzersize adaptif yanıtlarından genel sistemik homeostazın sürdürülmesine kadar uzanan çok çeşitli fizyolojik fonksiyonlar için hayati öneme sahiptir. Bu karmaşık ağlardaki bozukluklar, hücresel ve organ fonksiyonunu etkileyen yaygın sonuçlara yol açabilir.

cAMP bağımlı protein kinaz katalitik alt birim alfa, başlıca siklik AMP (cAMP) seviyelerindeki artışlarla aktive olan önemli bir hücre içi sinyal şelalesini başlatır. Reseptör aktivasyonu, genellikle hormonlar veya nörotransmiterler (katekolaminler gibi) tarafından, adenilil siklazı cAMP sentezlemesi için uyarır. Bu yükselmiş cAMP daha sonra protein kinaz A (PKA)‘nın düzenleyici alt birimlerine allosterik olarak bağlanır, bu da onların ayrışmasına ve aktif katalitik alt birim alfanın serbest kalmasına yol açar. Bu aktive edilmiş alt birim daha sonra hedef proteinler üzerindeki spesifik serin ve treonin kalıntılarını fosforile eder, böylece aktivitelerini modüle eder ve aşağı akış hücresel yanıtları yönlendirir.[18]

İyon Taşınımının ve Kas Kasılabilirliğinin Düzenlenmesi

Section titled “İyon Taşınımının ve Kas Kasılabilirliğinin Düzenlenmesi”

cAMP’ye bağımlı protein kinazın katalitik alfa alt birimi, iyon kanalı fonksiyonunun ve kas kasılabilirliğinin düzenlenmesinde hayati bir rol oynar. Örneğin, kistik fibroz transmembran iletkenlik regülatörü (CFTR) klor kanalının PKA fosforilasyonu, aktivitesini ve hücrelerdeki cAMP’ye bağımlı klor taşınımını değiştiren, fare aort düz kas hücreleri de dahil olmak üzere hücrelerin mekanik özelliklerini etkileyen önemli bir mekanizmadır.[14] Kalp dokusunda, ryanodin reseptörü tip 2 (hRyR2)‘nin PKA fosforilasyonu, kalsiyum yönetimi ve uyarım-kasılma eşleşmesi için kritiktir ve disregülasyonu, katekolaminerjik polimorfik ventriküler taşikardi gibi durumlarda rol oynar.[18]

Diğer Sinyal Kaskatları ve Düzenleyici Mekanizmalarla Çapraz Etkileşim

Section titled “Diğer Sinyal Kaskatları ve Düzenleyici Mekanizmalarla Çapraz Etkileşim”

cAMP’ye bağımlı protein kinaz yolunun aktivitesi, karmaşık bir şekilde düzenlenir ve diğer sinyal ağlarıyla entegredir. Fosfodiesterazlar (PDE’ler), cAMP ve cGMP dahil olmak üzere siklik nükleotidleri hidrolize eden, böylece hücre içi konsantrasyonlarını ve sonuç olarak PKA aktivitesini kontrol eden anahtar enzimlerdir.[15]Örneğin, Anjiyotensin II, vasküler düz kas hücrelerinde fosfodiesteraz 5A (PDE5A) ekspresyonunu artırabilir; bu durum cGMP sinyalini antagonize eder ve paylaşılan düzenleyici mekanizmalar veya rekabetçi substrat yıkımı yoluyla cAMP aracılı yolları dolaylı olarak etkileyebilir.[16]Ayrıca, PKA yolları, yaşa ve akut egzersize yanıt olarak insan iskelet kasında aktive olduğu bilinen Mitogen-Aktive Protein Kinaz (MAPK) yolu gibi diğer önemli kaskatlarla etkileşebilir.[17]

Transkripsiyonel Düzenleme ve Patofizyolojik Etkiler

Section titled “Transkripsiyonel Düzenleme ve Patofizyolojik Etkiler”

Doğrudan protein fosforilasyonunun ötesinde, cAMP’ye bağımlı protein kinazın katalitik alfa alt birimi, çeşitli transkripsiyon faktörlerinin aktivitesini modüle ederek gen ekspresyonunu etkileyebilir. Bu transkripsiyonel düzenleme, kardiyak morfogenez ve miyogenez gibi hücresel süreçler için temeldir; burada miyosit güçlendirici faktörler 2A (MEF2A) ve 2C (MEF2C) gibi transkripsiyon faktörleri gelişim için kritik öneme sahiptir ve düzensiz çalıştığında dilate kardiyomiyopati gibi durumlara neden olabilir.[19] PKA aracılı fosforilasyonun düzensizliği, özellikle hRyR2 gibi hedefleri etkileyerek, kardiyak aritmilere katkıda bulunan hastalıkla ilişkili bir mekanizmayı temsil etmektedir; bu durum, fizyolojik fonksiyonu sürdürmek için kesin PKA aktivitesinin önemini vurgulamakta ve bu yolakta potansiyel terapötik hedefler önermektedir.[18]

HNF1A ile ilişkili olanlar gibi enflamatuar yollarla bağlantılı genlerdeki varyasyonların, enflamasyonun temel bir belirteci olan dolaşımdaki C-reaktif protein (CRP) seviyelerini önemli ölçüde etkilediği bulunmuştur.[12] HNF1Agen bölgesi içindeki spesifik tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), ilk intronun 3’ yarısında yer alan beş tiplenmemiş SNP’den oluşan bir küme (örn.rs7310409 , rs2393775 ) dahil olmak üzere, CRP fenotipi ile güçlü bir ilişkilendirme kanıtı göstermektedir.[12]Bu genetik ilişkilendirmeler, ‘camp dependent protein kinase catalytic subunit alpha’nın sistemik enflamatuar yanıtları modüle etmede bir rol oynayabileceğini ve bir bireyin değişmiş enflamatuar durumlara doğuştan gelen yatkınlığına dair içgörüler sağladığını düşündürmektedir. Bu genetik etkileri anlamak, kronik enflamasyonla ilişkili durumlar için daha yüksek risk taşıyan bireylerin belirlenmesine yardımcı olabilir.

İleri genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, LEPR, IL6R ve GCKR gibi metabolik sendrom yolları ile ilişkili olanlar da dahil olmak üzere, plazma CRP seviyeleriyle de ilişkilendirilen başka loküsler tanımlamıştır.[20]Bu bulgular, enflamatuar belirteçlerin altında yatan karmaşık bir genetik mimariyi vurgulamakta ve ‘camp dependent protein kinase catalytic subunit alpha’nın kapsamlı risk değerlendirme modellerine entegre edilebileceğini ima etmektedir. CRP seviyelerini etkileyen spesifik genetik varyantların tanımlanması, tanısal fayda için bir temel sunmakta, potansiyel olarak enflamatuar yatkınlıkların daha erken tespitini veya enflamatuar durumların daha hassas takibini mümkün kılmaktadır.

Binlerce bireyi analiz eden çalışmalarda gözlemlendiği üzere, enflamatuar biyobelirteçleri etkileyen genetik varyantlar, çeşitli sağlık sonuçları için önemli prognostik değere sahiptir. Örneğin, rs2794520 ve rs2808629 gibi C-reaktif protein düzeyleriyle ilişkili SNP’ler, Framingham Kalp Çalışması gibi büyük kohortlarda tanımlanmıştır.[3]Bu ilişkilendirmeler, ‘camp dependent protein kinase catalytic subunit alpha’ ile ilişkili genetik profillerin, özellikle enflamasyonun katkıda bulunan bir faktör olduğu durumlar için, hastalık seyrini ve uzun vadeli sonuçları tahmin etmek amacıyla kullanılabileceğini düşündürmektedir. Bireylerin genetik yapılarına göre yüksek riskli kişileri belirleme yeteneği, önleme stratejilerinin bireyin spesifik genetik riskine göre uyarlanabileceği kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarına olanak tanır.

Dahası, Bayes Faktörleri ile nicelendirilen bu genetik ilişkilendirmelere dair kanıtın gücü, spesifik SNP’ler ile CRP düzeyleri arasında, çalışma boyutundan veya minör allel frekansından bağımsız olarak sağlam bir ilişki olduğunu göstermektedir.[12]Bu sağlam kanıt, ‘camp dependent protein kinase catalytic subunit alpha’ ile ilişkili genetik belirteçlerin risk stratifikasyonundaki faydasını desteklemekte, klinisyenlerin enflamatuar hastalıklara karşı farklı duyarlılık düzeylerine sahip bireyleri ayırt etmesini sağlamaktadır. Bu tür bilgiler, daha hedefli müdahalelere ve izleme stratejilerine rehberlik edebilir, kaynakları erken veya agresif yönetimden en çok fayda görmesi muhtemel kişilere odaklayarak potansiyel olarak hasta bakımını iyileştirebilir.

Terapötik İçgörüler ve Komorbidite Yönetimi

Section titled “Terapötik İçgörüler ve Komorbidite Yönetimi”

İnflamatuar belirteçleri etkileyen genetik lokusların belirlenmesi, tedavi seçimi ve komorbiditeleri anlama konusunda kritik içgörüler sunmaktadır. Örneğin, HNF1Agibi genlerin CRP düzeyleri ile ilişkisi, ‘camp dependent protein kinase catalytic subunit alpha’nın daha geniş bir metabolik ve inflamatuar yolaklar ağı içinde yer alabileceğini düşündürmektedir.[12]Enflamasyona olan bu genetik bağlantı, değişmiş inflamatuar yanıtların hastalık yüküne katkıda bulunduğu durumlarda örtüşen fenotipleri ve sendromik sunumları aydınlatmaya yardımcı olabilir. Bu ilişkileri anlamak, ‘camp dependent protein kinase catalytic subunit alpha’nın veya ilgili yolaklarının aktivitesini modüle eden hedefe yönelik tedavilerin geliştirilmesine yol gösterebilir.

Ayrıca, metabolik sendrom, kardiyovasküler hastalık ve diğer kronik durumlarda sıklıkla yüksek seyreden bir belirteç olan CRP üzerindeki genetik etkiler, ‘camp dependent protein kinase catalytic subunit alpha’nın terapötik bir hedef olma potansiyelini vurgulamaktadır.[20] Enflamasyonu düzenleyen genetik bileşenleri karakterize ederek, belirli genetik yatkınlıklara sahip bireyler için en etkili olma olasılığı yüksek olan tedavileri seçmek mümkün hale gelir. Bir bireyin genetik profiline dayalı tıbba yönelik bu kişiselleştirilmiş yaklaşım, komplikasyonların daha etkili yönetimine ve çeşitli inflamatuar ve metabolik komorbiditelerde iyileştirilmiş hasta sonuçlarına yol açabilir.

[1] Vasan, R.S., et al. “Genome-wide association of echocardiographic dimensions, brachial artery endothelial function and treadmill exercise responses in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet. 2007;8:S2.

[2] Yang, Q., et al. “Genome-wide association and linkage analyses of hemostatic factors and hematological phenotypes in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet. 2007;8:55.

[3] Benjamin, E.J., et al. “Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study.” BMC Med Genet. 2007;8:S9.

[4] Sabatti, C., et al. “Genome-wide association analysis of metabolic traits in a birth cohort from a founder population.”Nat Genet. 2008;40(12):1394-402.

[5] Benyamin, B., et al. “Variants in TF and HFEexplain approximately 40% of genetic variation in serum-transferrin levels.”Am J Hum Genet. 2009;84(1):60-5.

[6] Aulchenko, Y.S., et al. “Loci influencing lipid levels and coronary heart disease risk in 16 European population cohorts.”Nat Genet. 2008;40(12):1403-11.

[7] Pare, G., et al. “Novel association of ABO histo-blood group antigen with soluble ICAM-1: results of a genome-wide association study of 6,578 women.” PLoS Genet. 2008;4(7):e1000118.

[8] Yuan, X., et al. “Population-based genome-wide association studies reveal six loci influencing plasma levels of liver enzymes.” Am J Hum Genet. 2008;83(5):520-8.

[9] Dehghan, A., et al. “Association of three genetic loci with uric acid concentration and risk of gout: a genome-wide association study.”Lancet. 2008;372(9654):1959-65.

[10] Melzer, David, et al. “A genome-wide association study identifies protein quantitative trait loci (pQTLs).” PLoS Genetics, vol. 4, no. 5, 2008, p. e1000072.

[11] Wilk, J. B., et al. “Framingham Heart Study genome-wide association: results for pulmonary function measures.” BMC Medical Genetics, vol. 8, no. Suppl 1, 2007, p. S8.

[12] Reiner, Alexander P., et al. “Polymorphisms of the HNF1Agene encoding hepatocyte nuclear factor-1 alpha are associated with C-reactive protein.”American Journal of Human Genetics, vol. 82, no. 5, May 2008, pp. 1193-1201. PMID: 18439552.

[13] Sabatti, Chiara, et al. “Genome-wide association analysis of metabolic traits in a birth cohort from a founder population.”Nature Genetics, vol. 41, no. 1, 2009, pp. 35-46.

[14] Robert, R. et al. “Disruption of CFTR chloride channel alters mechanical properties and cAMP-dependent Cl- transport of mouse aortic smooth muscle cells.”Journal of Physiology (London), vol. 568, 2005, pp. 483-495.

[15] Lin, C. S. et al. “Expression, distribution and regulation of phosphodiesterase 5.” Current Pharmaceutical Design, vol. 12, 2006, pp. 3439-3457.

[16] Kim, D. et al. “Angiotensin II increases phosphodiesterase 5A expression in vascular smooth muscle cells: a mechanism by which angiotensin II antagonizes cGMP signaling.”Journal of Molecular and Cellular Cardiology, vol. 38, 2005, pp. 175-184.

[17] Williamson, D. et al. “Mitogen-activated protein kinase (MAPK) pathway activation: effects of age and acute exercise on human skeletal muscle.”Journal of Physiology, vol. 547, 2003, pp. 977-987.

[18] Priori, S.G., et al. “Receptor Gene (hRyR2) Underlie Catecholaminergic Poly-Ventricular Tachycardia.” Circulation, vol. 103, 2001, pp. 196-200.

[19] Lin, Q., et al. “Control of mouse cardiac morphogenesis and myogenesis by transcription factor MEF2C.” Science, vol. 276, 1997, pp. 1404-1407.

[20] Ridker, Paul M., et al. “Loci related to metabolic-syndrome pathways including LEPR, HNF1A, IL6R, and GCKRassociate with plasma C-reactive protein: the Women’s Genome Health Study.”American Journal of Human Genetics, vol. 82, no. 5, May 2008. PMID: 18439548.