Bruksizm
Giriş
Bruksizm, istemsiz diş sıkma veya gıcırdatma ya da mandibulayı kasma veya ileri itme ile karakterize edilen tekrarlayıcı bir çene kası aktivitesi olarak tanımlanır.[1] Bu durum, uyku sırasında uyku bruksizmi (UB) olarak bilinen veya uyanıklık sırasında uyanıklık bruksizmi (AB) olarak adlandırılan şekilde ortaya çıkabilir.[1] Sağlıklı bireylerde bir davranış olarak kabul edilmekle birlikte, bruksizm çeşitli klinik sonuçlar için önemli bir risk faktörü veya komorbidite olarak işlev görebilir.[1]
Arka Plan
Epidemiyolojik çalışmalar, uyku bruksizminin yetişkin popülasyonunun yaklaşık %6 ila %8'ini etkilediğini, uyanıklık bruksizminin ise yaklaşık %30'luk bir prevalansa sahip olduğunu göstermektedir.[1] SB ve AB, farklı varlıklar olmalarına rağmen, bireylerin %20'ye kadarında bir arada görülebilir, bu da potansiyel ortak temel etiyolojilere işaret etmektedir.[1] SB'nin gelişimi, memnuniyetsizlik, stres duyarlılığı ve anksiyete dahil olmak üzere bir dizi psikolojik faktörden etkilenmektedir.[2] Alkol, tütün ve kafein kullanımı gibi davranışsal özelliklerin yanı sıra, özellikle uyarıcılar ve psikoaktif ilaçlar gibi farmakolojik tedaviler de SB'yi tetiklemede veya şiddetlendirmede rol oynamaktadır.[3] Ayrıca, SB; uykuyla ilişkili solunum bozuklukları, uyku apnesi ve gastroözofageal reflü hastalığı gibi fizyolojik durumlarla yakından ilişkilidir.[4]
Biyolojik Temel
Araştırmalar, bruksizmin başlangıcına ve klinik görünümüne katkıda bulunan önemli bir genetik bileşen olduğunu vurgulamaktadır.[3] Bir genom çapında ilişkilendirme çalışması (GWAS), Myosin IIIB (MYO3B) geni içinde yer alan intronik bir varyant olan rs10193179 konumunda önemli bir ilişki saptamıştır.[1] rs10193179'in bu spesifik A-alleli, bir ekspresyon kantitatif özellik lokusu (eQTL) olarak işlev görür ve arter ile hipofiz dahil olmak üzere çeşitli dokularda Sp5 Transkripsiyon Faktörü (SP5)'nün daha yüksek ekspresyonuna yol açar.[1] SP5 nakavt fareleri üzerinde yapılan çalışmalar, artmış kavrama gücü ve hiperaktivite göstermiştir; bu da bruksizm patolojisinde gözlenen özelliklerle uyumludur.[1] Genetik analizler ayrıca, muhtemel SB ile uyku apnesi, ağrı, depresyon, klinik insomni ve üst solunum yolu hastalıkları gibi durumlar, ayrıca antidepresan ve hipnotik/sedatif ilaç kullanımı arasında korelasyonlar ortaya koymaktadır.[1]
Klinik Önemi
Bruksizmin karakteristik özelliği olan tekrarlayıcı ve sıklıkla zorlayıcı çene kası aktivitesi, önemli klinik sonuçlara yol açabilir. Bunlar arasında kronik ağrı, temporomandibular bozukluklar (TMD) ve şiddetli diş aşınması yer alır.[1] Özellikle uyku bruksizmi sırasında oluşan oklüzal kuvvetler, normal çiğneme sırasında tipik olarak üretilenlerden önemli ölçüde daha büyük olabilir.[1] Sonuç olarak, bruksizm, diş müdahalelerinin seçimi ve başarısı üzerindeki doğrudan etkisi nedeniyle, özellikle restoratif diş hekimleri ve prostodontistler için diş tedavi planlamasında kritik bir husustur.[1] Bruksizm aynı zamanda fizyolojik bir mekanizma olarak da işlev görebilir; potansiyel olarak hava yolu açıklığını korumaya veya gastrik asit reflüsünü önlemeye yardımcı olabilir, bu da uyku apnesi ve gastroözofageal asit reflüsü gibi durumlarla sık sık birlikte görülmesini açıklar.[4]
Sosyal Önem
Bruksizm, ilişkili baş ağrıları ve şiddetli ağrılar aracılığıyla günlük işlevselliği ve yaşam kalitesini etkileyerek küresel nüfusun önemli bir kısmını etkilemektedir.[1] Bruksizmin altta yatan mekanizmalarını ve klinik korelasyonlarını anlamak, hekimler ve diş hekimleri arasında klinik karar verme süreçlerinde yol göstermek için hayati öneme sahiptir.[1] Bu durumun kapsamlı bir şekilde anlaşılması, sadece bruksizmin kendisini değil, aynı zamanda çeşitli komorbiditelerini de ele alarak geliştirilmiş yönetim stratejilerini kolaylaştırır.[1] Bruksizmin bireyin genel sağlığının birden fazla yönünü etkileyen bir özellik olarak kabul edilmesi nedeniyle bu kapsamlı yaklaşım hayati öneme sahiptir.[1]
Fenotip Tanımı ve Ölçüm Zorlukları
Temel sınırlama, çalışmadaki olası uyku bruksizminin (SB) tanımı ve ölçümünden kaynaklanmaktadır; bu tanım ve ölçüm, yalnızca elektronik sağlık kayıtlarındaki Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD) F45.8 ve G47.8 kodlarına dayanmıştır.[1] Finlandiya'daki bu kod tabanlı tanı sistemi, uyku bruksizmi ile uyanıklık bruksizmi (AB) arasındaki ayrımı engellemiş, dolayısıyla analiz edilen fenotipin muhtemelen her ikisinin bir kombinasyonunu temsil ettiği anlamına gelmektedir.[1] Sonuç olarak, kas-iskelet semptomları ile olanlar gibi gözlemlenen ilişkiler, kısmen eşlik eden AB'ye atfedilebilir olabilir ve doğrudan nicelleştirilemeyen bir heterojeniteye yol açmıştır.[1] Önceki çalışmalar popülasyon tabanlı örneklemlerde SB için doğrulama analizleri sağlamış olsa da, bu çalışma çizelge verileriyle ayrı bir doğrulama yapmamış, bunun yerine bu önceki gözlemlere ve klinik önerilere dayanmıştır.[1] Bu yaklaşım, tanı kodları ile bruksizmin klinik gerçekliği arasındaki tam eşleşmeyi yorumlarken belirli bir dikkat gerektirmekte ve bulguların kesinliğini potansiyel olarak etkileyebilir.[1]
Genellenebilirlik ve Köken-Spesifik Bulgular
Genetik analiz, büyük ölçüde Finlandiya kökenli bireylerden oluşan geniş bir kohortu içeren FinnGen R9 sürümünden alınan veriler kullanılarak yapılmıştır.[1] Bu durum, genetik keşif için güçlü bir örneklem büyüklüğü sağlasa da, bulguların, özellikle de tanımlanan genetik ilişkilendirmelerin, daha çeşitli popülasyonlara doğrudan genellenebilirliğini doğal olarak sınırlamaktadır.[1] Ayrıca, olası bruksizmi tanımlamak için kullanılan spesifik ICD-10 kodları (F45.8 ve G47.8), Finlandiya ulusal versiyonundan alınmıştır ve diğer ülkelere doğrudan aktarılamayacağı açıkça belirtilmiştir.[1] Bu durum, farklı uluslararası kohortlardaki replikasyon çalışmalarının, bruksizm fenotipinin karşılaştırılabilirliğini sağlamak amacıyla yerel tanısal kodlama uygulamalarının dikkatli bir şekilde değerlendirilmesini veya standardize anket verilerinin kullanılmasını gerektireceği anlamına gelmektedir.[1]
Metodolojik Kısıtlamalar ve Kalan Bilgi Eksiklikleri
Çalışmanın olası SB ile komorbiditeler arasındaki ilişkilerin analizi, öncelikli olarak lojistik regresyon kullanarak yaşam boyu riski tahmin etmiştir; bu ise zamansal veya nedensel ilişkilerin çıkarımına olanak tanımamaktadır.[1] Komorbiditelerin SB tanısından önce mi yoksa sonra mı geldiğini araştırmak amacıyla Cox orantısal tehlikeler analizi yapma girişimleri olmasına rağmen, veriler gerekli istatistiksel varsayımları karşılamadığı için zamansal bilgilerin dahil edilmesi mümkün olmamıştır.[1] Bu durum, semptom gelişimi ve tanıların kronolojik sırası hakkında önemli bir bilgi boşluğu bırakmaktadır.[1] Dahası, genetik analizin kapsamlı doğasına rağmen, bruksizm gibi karmaşık özellikler genellikle eksik kalıtım sergilemektedir; bu da genetik etkinin önemli bir kısmının hala yaygın varyantlarla açıklanamayabileceği veya tam olarak aydınlatılmamış karmaşık gen-çevre etkileşimlerini içerdiği anlamına gelmektedir.[1] Bu durum, bruksizme katkıda bulunan tam genetik mimariyi ve çevresel faktörleri tam olarak anlamak için daha fazla araştırmaya duyulan devam eden ihtiyacı vurgulamaktadır.[1]
Varyantlar
rs10193179 genetik varyantı, MYO3B geninin bir intronu içinde yer almakta olup, olası uyku bruksizmi ile önemli ölçüde ilişkilendirilmiştir.[1] MYO3B geni veya Miyozin IIIB, daha büyük miyozin süper ailesine ait olan Miyozin-IIIb proteinini kodlar. Miyozinler, aktin filamentleri ile etkileşime girerek ve mekanik kuvvet üretmek için ATP'yi hidrolize ederek kas kasılması, hücre bölünmesi ve hücre içi taşıma dahil olmak üzere çeşitli hücresel fonksiyonlar için elzem olan motor proteinlerdir.[1] Bu intronik varyantın varlığı, MYO3B geninin ekspresyon seviyelerini veya ekleme (splicing) paternlerini etkileyebileceğini, böylece Miyozin-IIIb proteininin miktarını veya işlevini değiştirebileceğini düşündürmektedir.
Miyozin-IIIb proteini, mekanosensoriyel süreçlerdeki rolüyle, özellikle işitme ve görme bağlamlarında iyi karakterize edilmiştir. Aktin filament dinamiklerinin hassas düzenlenmesine katkıda bulunur; bu da mekanik uyarılara hücresel yanıtlar için kritik öneme sahiptir.[1] Miyozinlerin kas aktivitesi için temel olduğu göz önüne alındığında, MYO3B'nin uyku bruksizminde rol alması, bu geni, durumu tanımlayan istemsiz çene kası kasılmalarına bağlayan potansiyel bir mekanizmaya işaret etmektedir. Bu miyozin sınıfı, doğrudan mekanik kuvvet üretiminin ötesinde sinyal yollarında daha geniş bir rol oynadığını gösteren bir amino-terminal kinaz alanı ile de ayırt edilir.[1] İleri araştırmalar, rs10193179'nin bir ekspresyon kantitatif özellik lokusu (eQTL) olarak işlev gördüğünü ortaya koymuştur.[1] Özellikle, rs10193179'nin A-alleli, arter ve hipofiz bezi dahil olmak üzere çeşitli dokularda SP5 Transkripsiyon Faktörü geninin artmış ekspresyonu ile ilişkilidir. SP5 geni, diğer genlerin transkripsiyonunu düzenleyen bir protein olan bir transkripsiyon faktörünü kodlar ve böylece geniş bir hücresel süreç yelpazesini etkiler. SP5 fare modellerinde yapılan çalışmalar, artmış kavrama gücü ve hiperaktivite gibi fenotipler göstermiştir; bu özellikler uyku bruksizminde gözlemlenen tekrarlayıcı ve zorlayıcı çene hareketleriyle uyumludur.[1] rs10193179'nin SP5 ekspresyonu üzerindeki bu dolaylı etkisi, SP5'in de MYO3B lokusunu çevreleyen genetik ortam içinde işlev görerek uyku bruksizminin temel patolojisine önemli bir katkıda bulunan faktör olabileceğini düşündürmektedir.
Önemli Varyantlar
| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs10193179 | MYO3B | bruxism |
Bruksizmi Tanımlamak: Temel Kavramlar ve Belirtiler
Bruksizm, diş sıkma veya gıcırdatma ya da mandibulayı sabitleme veya itme gibi eylemlerle karakterize, tekrarlayıcı bir çene kası aktivitesi olarak kesin bir şekilde tanımlanır.[3] Bu aktivite iki farklı şekilde ortaya çıkabilir: uyku sırasında meydana gelen uyku bruksizmi (SB) ve uyanıklık sırasında meydana gelen uyanıklık bruksizmi (AB).[1] Ayrı varlıklar olarak kabul edilseler de, araştırmalar vakaların %20'ye kadarında birlikte görüldüğünü ve potansiyel ortak etiyolojik yolların varlığını düşündürmektedir.[1] Sağlıklı bireylerde bruksizm genellikle bir bozukluktan ziyade bir davranış olarak kabul edilir; ancak, diş hasarı, baş ağrıları, günlük işleyişi ve uykuyu etkileyen şiddetli ağrı ve temporomandibular bozukluklar dahil olmak üzere çeşitli klinik sonuçlar için önemli bir risk faktörü veya komorbidite olarak işlev görebilir.[1] Örneğin, SB sırasında üretilen kuvvetler, normal çiğneme oklüzal kuvvetlerini önemli ölçüde aşabilir ve bu durumun diş sağlığı ve tedavi planlaması üzerindeki önemli klinik etkilerini vurgular.[5]
Sınıflandırma Sistemleri ve Klinik Bağlam
Bruksizmin birincil sınıflandırması, uyku (SB) ve uyanıklık (AB) sırasında ortaya çıkışları arasında ayrım yapmakta, bunları farklı ancak potansiyel olarak örtüşen fenomenler olarak kabul etmektedir.[1] Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD) gibi daha geniş tıbbi sınıflandırma sistemlerinde, 10. revizyonda, bruksizm F45.8 altında, "Diğer Somatoform Bozukluklar" olarak sınıflandırılmıştır.[6] Bu ICD-10 kodu, G47.8 ile birlikte, klinik ve araştırma ortamlarında, özellikle diş hekimlerinin bu kodları sıklıkla kullandığı Finlandiya'da "olası uyku bruksizmi" tanısı için sıklıkla kullanılmaktadır.[1] Ancak, mevcut tanı sistemleri, özellikle elektronik sağlık kaydı kodlarına dayalı olanlar, AB ve SB arasında kesin olarak ayrım yapmakta sıklıkla sınırlamalarla karşılaşmakta, bu da miyofasiyal ağrı gibi komorbiditelerin kapsamlı anlaşılmasını etkileyebilmektedir.[1] Bruksizmin gelişen anlayışı, aynı zamanda, tamamen kategorik bir bakış açısından, iyi huylu bir davranıştan önemli bir klinik endişeye kadar uzanan spektrumunu kabul ederek, boyutsal yaklaşımları içerebilecek bir yaklaşıma geçişi de önermektedir.
İsimlendirme ve Tanı Yaklaşımları
Bruksizmle ilgili terminoloji, zamansal ortaya çıkışını belirtmek üzere "uyku bruksizmi" (SB) ve "uyanıklık bruksizmi" (AB) için özel niteleyicilerle "bruksizm"i kapsayıcı terim olarak kullanarak büyük ölçüde standartlaştırılmıştır.[1] İlişkili temel kavramlar arasında, karakteristik fiziksel belirtileri tanımlayan "tekrarlayıcı çene kası aktivitesi", "sıkma", "gıcırdatma", "kenetleme" ve "alt çenenin itilmesi" yer almaktadır.[3] Bruksizm için tanı ve ölçüm kriterleri, büyük epidemiyolojik çalışmalarda yaygın olan hasta öz bildirimlerinden daha objektif ölçümlere kadar çeşitlilik göstermektedir.[1] Anket tabanlı değerlendirmeler önemli semptomatik bilgiler sağlarken, "olası SB" için elektronik sağlık kayıtlarındaki F45.8 ve G47.8 gibi ICD kodlarına güvenilmesi, tanısal doğruluğu sağlamak amacıyla bir doğrulama ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır.[1] Araştırmacılar ayrıca, uyku sırasındaki ısırma kuvvetinin nicel çalışmalarını ve diş aşınmasının değerlendirmesini potansiyel ayırıcılar ve objektif ölçüm yaklaşımları olarak incelemekte, böylece durumun daha kesin bir klinik ve araştırma anlayışına katkıda bulunmaktadır.[5]
Fenotipik Sunum ve Klinik Etki
Bruksizm, diş sıkma veya gıcırdatma ya da mandibulayı destekleme ve ileri itme şeklinde ortaya çıkabilen tekrarlayıcı çene kası aktivitesi ile karakterizedir. Bu aktivite, uyku sırasında uyku bruksizmi (SB) olarak bilinen veya uyanıkken uyanık bruksizmi (AB) olarak adlandırılan şekilde ortaya çıkabilir.[1] SB ve AB farklı varlıklar olsa da, yüzde 20'ye varan bir birlikte görülme oranı gözlemlenmiş olup, potansiyel olarak paylaşılan altyatan etiyolojileri düşündürmektedir.[1] Bruksizmin klinik etkisi, diş hasarından baş ağrıları ve şiddetli ağrı gelişimine kadar değişebilen önemli boyutlarda olabilir ve hem uykuyu hem de günlük işleyişi bozabilir.[1] Uyku bruksizmi sırasında oluşan kuvvetler, normal çiğnemede oluşanlardan önemli ölçüde daha büyük olabilir ve bu durum, olumsuz etkilere neden olma potansiyelini vurgulamaktadır.[1] Diğer açılardan sağlıklı bireylerde, bruksizm bir bozukluktan ziyade bir davranış olarak kabul edilebilir. Ancak, varlığı diğer klinik sonuçlar için bir risk faktörü veya komorbidite olarak hizmet edebilir ve tedavi planlamasında dikkatli değerlendirmeyi gerektirir.[1] Bruksizmin şiddeti ve ilişkili semptomları bireyler arasında geniş ölçüde değişebilir ve çeşitli klinik fenotiplere katkıda bulunur. Bu örüntüleri anlamak, bruksizmin iyi huylu bir davranıştan müdahale gerektiren bir duruma ne zaman dönüştüğünü tanımak için çok önemlidir.[1]
Tanı Yaklaşımları ve Ölçüm Hususları
Bruksizmin değerlendirilmesi genellikle subjektif ve objektif ölçütlerin bir kombinasyonunu içerir. Tarihsel olarak, geniş epidemiyolojik çalışmalar hem uyku hem de uyanıklık bruksizminin prevalansını tahmin etmek ve vakalarını belirlemek için sıklıkla öz bildirimlere dayanmıştır.[1] Daha objektif tanı araçları arasında, çene hareketlerinin yoğunluğu ve sıklığı hakkında nicel veriler sağlayabilen evde kaydedilen uyku sırasındaki çiğneme kası aktivitesi yer almaktadır.[2] Uyku bruksizmi için polisomnografi, özellikle obstrüktif uyku apnesi gibi diğer uyku bozukluklarıyla ilişkisi değerlendirilirken kullanılmaktadır.[7] Klinik pratikte bruksizm, Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD-10) altında F45.8 ("Diğer Somatoform Bozukluklar") veya G47.8 gibi kodlarla sınıflandırılmaktadır.[1] Ancak, tanı için elektronik sağlık kaydı (EHR) verilerinin kullanılması, bu kodların bruksizmin klinik tanısını doğru bir şekilde yansıttığından emin olmak için doğrulama gerektirir.[1] Özellikle mevcut ICD kodlama sistemlerine dayanıldığında önemli bir tanısal zorluk, uyku bruksizmi ile uyanıklık bruksizmini ayırt edememe durumudur ve bu durum popülasyon düzeyindeki analizlerde heterojeniteye yol açabilir.[1]
Epidemiyolojik Kalıplar ve İlişkili Durumlar
Bruksizm, farklı demografik gruplar arasında önemli değişkenlik gösterir ve sıklıkla bir dizi komorbidite ile ilişkilidir. Uyku bruksizminin prevalansının %6 ila %8 arasında olduğu tahmin edilirken, uyanıklık bruksizminin yetişkin popülasyonlarında yaklaşık %30'luk bir prevalansa sahip olduğu bildirilmiştir.[1] Olası uyku bruksizmi vakalarının analizi, dikkat çekici demografik kalıpları göstermektedir: etkilenen bireylerin, bruksizmi olmayanlara kıyasla (ortalama yaş 60,5-60,9 yıl) daha genç, ortalama 51,0-51,1 yaş aralığında olma eğiliminde olduğu görülmektedir.[1] Ayrıca, olası uyku bruksizmi tanısı konan bireylerde belirgin bir cinsiyet farkı bulunmaktadır; erkeklere (%20,1-20,5) kıyasla kadınların (%79,5-79,9) oranı daha yüksektir.[1] Bruksizm, ağrı, migren, uyku apnesi ve uykusuzluk dahil olmak üzere çeşitli sağlık durumları ile güçlü bir şekilde ilişkilidir.[1] Depresyon gibi psikiyatrik komorbiditeler de sıklıkla gözlenmektedir.[1] Diğer ilişkili durumlar arasında gastroözofageal asit reflüsü, üst solunum yolu hastalıkları ve temporomandibular bozukluklar (TMD) bulunmaktadır.[1] Memnuniyetsizlik, stres duyarlılığı ve anksiyete gibi psikolojik faktörlerin, genetik varyasyonun etkisiyle birlikte, uyku bruksizmine katkıda bulunan temel etkenler olduğu öne sürülmektedir.[1] Ek olarak, SSRI'lar gibi bazı yasal psikoaktif maddeler ve ilaçlar potansiyel risk faktörleri olarak tanımlanmıştır.[3]
Genetik ve Moleküler Yatkınlık
Bruksizm, özellikle uyku bruksizmi (SB), önemli bir genetik bileşene sahiptir; çalışmalar, altta yatan genetik varyasyonun hastalığın başlangıcına ve klinik seyrine katkıda bulunduğunu göstermektedir. Araştırmalar, genç yetişkinlerde uykuyla ilişkili bruksizme yatkınlıktaki fenotipik varyansın yaklaşık yarısından genetik faktörlerin sorumlu olduğunu tahmin etmektedir.[3] Büyük ölçekli bir genom çapında ilişkilendirme çalışması, Myosin IIIB (MYO3B) geninin intronik bölgesinde yer alan rs10193179 konumunda anlamlı bir ilişki tespit etmiştir. Bu spesifik rs10193179 A-alleli, bir ekspresyon kantitatif özellik lokusu (eQTL) olarak işlev görerek, arter ve hipofiz dahil olmak üzere çeşitli dokularda Sp5 Transcription Factor (SP5) geninin daha yüksek ekspresyonuna yol açmaktadır; bu da bruksizm patolojisinde gen ekspresyonu regülasyonunu içeren potansiyel bir biyolojik mekanizmaya işaret etmektedir.[1]
Psikososyal ve Yaşam Tarzı Faktörleri
Psikolojik ve davranışsal faktörler, uyku bruksizminin etiyolojisinde güçlü bir şekilde rol oynamaktadır. Memnuniyetsizlik, stres duyarlılığı ve anksiyete, tanınmış psikolojik etkenlerdir; yetişkinlerde kendi bildirdiği bruksizm sıklıkla anksiyete ve stres düzeylerini yansıtmaktadır.[2] Psikolojik durumların ötesinde, belirli davranışsal özellikler ve yaşam tarzı seçimleri de SB riskinin artmasıyla ilişkilidir. Bunlar arasında alkol, tütün ve kafein gibi yasal psikoaktif maddelerin kullanımı yer almaktadır; bu maddeler nörolojik yolları ve uyku mimarisini etkileyerek bruksizm aktivitesini potansiyel olarak şiddetlendirebilir veya tetikleyebilir.[8]
İlişkili Tıbbi Durumlar ve İlaçlar
Uyku bruksizmi, çeşitli tıbbi durumlarla birlikte sıklıkla gözlenir ve farmakolojik tedavilerden etkilenebilir. Obstrüktif uyku apnesi de dahil olmak üzere uykuyla ilişkili solunum bozuklukları ve gastroözofageal reflü hastalığı gibi fizyolojik özelliklerle yakından ilişkilidir.[1] Bu durumlarda, bruksizm havayolu açıklığını korumak veya havayollarına asit reflüsünü önlemek için bir kompanzatuvar mekanizma olarak işlev görebilir. Ayrıca, depresyon ve klinik insomni gibi psikiyatrik durumlar, olası uyku bruksizmi ile genetik korelasyonlar göstermekte ve paylaşılan temel biyolojik yollara işaret etmektedir.[1] Bazı ilaçların, özellikle stimülanların, psikoaktif ilaçların, antidepresanların ve hipnotik/sedatiflerin, mevcut SB'yi indüklediği veya kötüleştirdiği bilinmektedir; bu da farmakolojik müdahalelerin potansiyel katkıda bulunan faktörler olarak rolünü vurgulamaktadır.[9]
Komorbiditeler ve Sistemik İlişkiler
Bruksizm, özellikle uyku bruksizmi (UB), yalnızca izole bir dental sorun olmayıp, bir dizi sistemik sağlık durumu ve davranışsal özellik ile geniş çapta ilişkilidir. Araştırmalar, depresyon gibi psikiyatrik komorbiditelerle güçlü ilişkiler olduğunu ve anlamlı derecede artmış bir odds oranı (OR ~6,68-6,75) gösterdiğini belirtmektedir.[1] Bu durum, bruksizm şikayetiyle başvuran bireylerde ruh sağlığını göz önünde bulunduran bütüncül bir hasta değerlendirmesinin önemini vurgulamaktadır.[2] Ayrıca, UB sıklıkla diğer uyku ilişkili bozukluklar ve üst solunum yolu rahatsızlıkları ile birlikte gözlenir. Çalışmalar, uyku apnesi (OR ~1,85-1,88) ve üst solunum yolu hastalıkları (OR ~2,05-2,09) ile dikkat çekici bir ilişki ortaya koymaktadır.[1] Bu durum, hava yolu açıklığını sürdürme veya gastrik asit reflüsünü önleme mekanizmaları gibi potansiyel ortak patofizyolojik yolları düşündürmektedir.[1] Çene kasları ve eklemlerindeki ağrı ile karakterize temporomandibular bozukluklar (TMB), olası UB ile de yakından ilişkilidir ve TMB şikayeti olan birçok bireyin altta yatan UB'ye sahip olabileceğini göstermektedir.[1] Tıbbi durumların ötesinde, alkol, tütün ve kafein kullanımı gibi davranışsal faktörler ile belirli farmakolojik tedaviler (örn., uyarıcılar, psikoaktif ilaçlar) UB'yi tetiklediği veya şiddetlendirdiği bilinmektedir.[3]
Tanısal Fayda ve Tedavi Çıkarımları
Bruksizmin klinik önemi, özellikle diş hekimliğinde, doğru tanı ve etkili tedavi planlaması için hayati öneme sahiptir. Bruksizm, tekrarlayıcı çene-kas aktivitesi ile tanımlansa da, klinik pratikteki tanısı, genellikle F45.8 veya G47.8 gibi ICD-10 kodlarına dayanmasına rağmen, uyku bruksizmi (SB) ile uyanıklık bruksizmi (AB) arasında ayrım yapmada zorluklarla karşılaşmaktadır.[1] Bu tanısal sınırlama, müdahaleleri uygun şekilde uyarlamak için daha rafine değerlendirme araçlarına duyulan gerekliliği vurgulamaktadır, çünkü AB'nin prevalansı ve potansiyel eşlik eden doğası kas-iskelet ağrısı gibi semptomları şiddetlendirebilir.[1] Bruksizmin doğrudan klinik çıkarımları, sıkma veya gıcırdatma sırasında oluşan önemli kuvvetlerin ciddi diş aşınmasına yol açabildiği ve dental tedavilerin başarısını ve seçimini etkileyebildiği ağız boşluğunda en belirgindir.[1] Bu nedenle, dental hasarı önlemek ve uzun vadeli tedavi sonuçlarını sağlamak için bir hastanın bruksizm durumunun kapsamlı bir şekilde anlaşılması restoratif diş hekimleri ve protetik diş hekimleri için kritik öneme sahiptir.[2] Sağlık üzerindeki geniş etkisi göz önüne alındığında, bireysel düzeydeki sonuçları hafifletmek için mümkün olduğunda olası SB'nin yönetilmesi tavsiye edilir.[1]
Genetik Risk Faktörleri ve Kişiselleştirilmiş Tıp
Genetik faktörler, uyku bruksizminin yatkınlığında ve klinik sunumunda önemli bir rol oynamakta, risk sınıflandırması ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarının geliştirilmesi için yollar sunmaktadır. Geniş ölçekli genetik analizler, MYO3B geninin intronik bölgesinde yer alan rs10193179 gibi spesifik genetik lokusların, olası SB ile anlamlı derecede ilişkili olduğunu tanımlamıştır (OR = 1.08, P = 1.68 x 10^-8).[1] A-allel'in daha yüksek SP5 ekspresyonu için bir ekspresyon kantitatif özellik lokusu (eQTL) olduğu bu genetik belirteç, kas fonksiyonu ve aktivitesini içeren potansiyel biyolojik mekanizmaları düşündürmektedir.[1] Bu genetik temelleri anlamak, SB geliştirme riski daha yüksek olan veya durumun daha şiddetli formlarını deneyimleyen bireyleri tanımlamak için değerli bir çerçeve sunmaktadır.[1] Hala gelişmekte olan bir alan olmasına rağmen, genetik bilgileri klinik pratiğe entegre etmek, sonunda daha kesin risk değerlendirmesi sağlayabilir, erken önleme stratejilerine rehberlik edebilir ve bir bireyin genetik profiline ve belirli komorbiditelere yatkınlığına dayalı kişiselleştirilmiş tedavi seçimlerini bilgilendirebilir; bu da bruksizm ve ilişkili durumların varlığında kapsamlı yönetimi nihayetinde iyileştirebilir.[1]
Genetik ve Mekanosensoriyel Yollar
Genetik faktörler, kas aktivitesini ve mekanosensoriyel işlenmeyi etkileyerek bruksizmin temel biyolojik mekanizmalarına katkıda bulunur. Önemli bir genetik ilişki, intronik varyant rs10193179'ın muhtemel uyku bruksizmi ile ilişkili olduğu MYO3B lokusunda tanımlanmıştır.[1] MYO3B geni, işitme ve görmede rol oynayan ve mekanosensoriyel girdiye yanıt vermek için kritik öneme sahip bir protein olan Myosin-IIIb'yi kodlar.[1] Myosin-IIIb, diğer miyozinler gibi, aktin filamentleri tarafından aktive edilen bir ATPaz'dır ve kas fonksiyonunda önemli bir rol oynar.[10] Bu durum, Myosin-IIIb'nin amino-terminal kinaz alanı aracılığıyla potansiyel olarak aracılık eden aktin filament dinamiklerindeki veya kas kasılması yollarındaki bir düzensizliğin, bruksizme özgü tekrarlayıcı çene kası aktivitesine katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir.[11]
MYO3B bölgesi üzerinde yapılan ileri araştırmalar, rs10193179'in A-allel'inin, arter ve hipofiz dahil olmak üzere çeşitli dokularda SP5 Transkripsiyon Faktörünün daha yüksek ekspresyonu için bir ekspresyon kantitatif özellik lokusu (eQTL) olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır.[1] Farelerde yapılan SP5 nakavt çalışmaları, artmış kavrama gücü ve hiperaktivite ile ilişkiler göstermiştir.[1] Bu durum, değişmiş SP5 transkripsiyon faktörü regülasyonunun, motor aktiviteyi veya kas gücünü kontrol eden nöral yolları etkileyerek, potansiyel olarak bruksizmde gözlenen zorlayıcı sıkma ve gıcırdatmaya katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir. MYO3B ve SP5 arasındaki etkileşim, genetik varyantların gen ekspresyonunu etkileyerek potansiyel olarak anormal mekanosensoriyel yanıtlara ve kas kontrolüne yol açtığı karmaşık bir düzenleyici mekanizmayı vurgulamaktadır.
Çene Kas Aktivitesinin Nörofizyolojik Düzenlenmesi
Bruksizm, mandibulanın kenetlenmesi, gıcırdatılması, sıkılması veya ileri itilmesi dahil olmak üzere tekrarlayıcı çene kası aktivitesi ile tanımlanır.[1] Bu motor aktivite, çiğneme kaslarının karmaşık nörofizyolojik kontrolü tarafından yönlendirilir. Myosin-IIIb gibi miyozin proteinleri, kas kasılmasının temel bileşenleridir ve aktin tarafından aktive edildiğinde ATP'yi hidrolize ederek güç üreten ATPazlar olarak işlev görürler.[10] Bruksizm sırasındaki sürekli, güçlü kas kasılmaları için gereken enerji metabolizması, ATP üreten metabolik yollar boyunca yüksek bir akış içerir. Bu yolların düzenlenmesindeki veya miyozin işlevinin verimliliğindeki değişiklikler, bruksizm olaylarının yoğunluğuna ve süresine katkıda bulunabilir.
Ayrıca, uyku bruksizminin ortaya çıkışı, bu durumun değiştirebileceği uyku mimarisi ile iç içedir.[12] Bu durum, merkezi sinir sisteminin uyku sırasındaki motor paternler üzerindeki kontrolünün düzensiz olduğunu ve çene kas aktivitesinin ortaya çıkan özelliklerine yol açtığını düşündürmektedir. Uyku-uyanıklık döngülerini ve motor kontrol yollarını yöneten sinir ağları muhtemelen çapraz etkileşim gösterir; öyle ki bir sistemdeki bozukluklar diğerini etkileyebilir. Örneğin, tekrarlayıcı çene hareketleri, çiğnemeden sorumlu beyin sapı motor çekirdekleri içindeki uyarıcı ve engelleyici sinir sinyallerindeki bir dengesizliği yansıtabilir; bu da uyku sırasında bu tür aktiviteyi normalde baskılayan hiyerarşik düzenlemede bir bozulmayı işaret eder.
Nörokimyasal ve Psikolojik Modülatörler
Bruksizmin etiyolojisinde psikolojik faktörler önemli bir rol oynamakta olup, memnuniyetsizlik, stres hassasiyeti ve anksiyete ile ilişkiler kaydedilmiştir.[2] Bu psikolojik durumlar, ruh hali düzenlemesi, stres yanıtı ve motor kontrolü için kritik olan serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmiter sistemlerini etkileyebilir. Bu sinyal yollarındaki düzensizlik, potansiyel olarak belirli beyin bölgelerinde değişmiş reseptör aktivasyonu veya hücre içi sinyal kaskatlarını içerebilir ve çene kası aktivitesi eşiğini düşürebilir. Ayrıca, alkol, tütün ve kafein kullanımı gibi davranışsal özelliklerin yanı sıra uyarıcılar ve psikoaktif ilaçlar (SSRI'lar dahil) gibi farmakolojik tedaviler de bruksizmi tetikleme veya şiddetlendirme ile ilişkilendirilmiştir.[3] Bu maddeler ve ilaçlar genellikle nörotransmiter aktivitesini modüle eder; bu da sinyal yolları üzerindeki etkilerinin gözlenen çene kası aktivitesine katkıda bulunduğunu düşündürmektedir. Psikolojik stres ve nörokimyasal dengesizliklerin etkileşimi, bruksizmin ortaya çıkması için izin verici bir ortam yaratmaktadır.
Sistemik Etkileşimler ve Komorbidite Mekanizmaları
Bruksizm izole bir durum olarak var olmakla kalmaz, aynı zamanda çeşitli fizyolojik ve klinik özelliklerle önemli sistem düzeyinde entegrasyon gösterir ve sıklıkla bir komorbidite olarak ortaya çıkar. Obstrüktif uyku apnesi dahil olmak üzere uykuyla ilişkili solunum bozuklukları ve gastroözofageal reflü hastalığı ile yakından ilişkilidir.[4] Bazı durumlarda, bruksizm hatta bir telafi mekanizması olarak işlev görebilir, potansiyel olarak hava yollarını açık tutmaya veya mide asidinin hava yollarına girmesini önlemeye yardımcı olabilir.[1] Bu durum, vücudun değişmiş bir motor davranış aracılığıyla bir fizyolojik stres faktörünü hafifletmeye çalıştığı karmaşık yolak çapraz konuşmasını düşündürmektedir. Bruksizmin neden olduğu çene kasları üzerindeki artan iş yükü, aynı zamanda ağrıya ve temporomandibular bozukluklara (TMDs) yol açabilir, ayrıca aşırı diş aşınmasına neden olabilir.[1] Bu durum, bruksizmin birincil belirtisinin doğrudan ikincil durumlara neden olduğu, hastalığa ilişkin bir mekanizmayı vurgulamaktadır; olası uyku bruksizmi ile ağrı teşhisleri, TMD, migren ve uykusuzluk arasında önemli genetik korelasyonlar gözlemlenmiştir.[1] Bu entegre ağ etkileşimleri, bruksizmin multifaktöriyel yapısını ve sağlık üzerindeki geniş etkisini vurgulamaktadır.
Yaygınlık, Demografi ve Geniş Ölçekli Kohort Bulguları
Popülasyon çalışmaları, diş sıkma veya gıcırdatma gibi tekrarlayıcı çene kası aktivitesi ile karakterize bir durum olan bruksizmin yaygınlık ve demografik modellerini aydınlatmıştır.[1] Uyku bruksizmi (SB) yetişkinlerin %6 ila %8'ini etkilediği tahmin edilirken, uyanık bruksizm (AB) ise geniş epidemiyolojik çalışmalarda, öncelikle öz bildirimlere dayanarak, yaklaşık %30'luk daha yüksek bir bildirilmiş yaygınlık göstermektedir.[1] SB ve AB'nin eş zamanlı görülme oranı %20'ye kadar çıkabilir, bu da potansiyel ortak altta yatan etiyolojileri düşündürmektedir.[1] Bağlantılı hastane ve birinci basamak sağlık kayıtlarına sahip 377.277 bireyi kapsayan, FinnGen R9 sürümünden alınan verileri kullanan kapsamlı bir Fin çalışması, 12.297 katılımcıda olası SB'yi tanımlamıştır.[1] Bu geniş ölçekli kohort, olası SB'li bireylerin bruksizmi olmayanlara kıyasla (ortalama yaş 60,9 yıl) genellikle daha genç (ortalama yaş 51,0 yıl) olduğunu ve daha düşük bir kadın oranına sahip olduğunu (SB grubunda %20,1'e karşılık bruksizm olmayan grupta %44,9) ortaya koymuştur.[1] Çalışma, Fin Kızılhaçı Kan Hizmetleri Biyobankası, Helsinki Biyobankası ve Auria Biyobankası dahil olmak üzere Finlandiya genelindeki kapsamlı biyobankacılık kaynaklarını, duruma ilişkin sağlam popülasyon düzeyinde bilgiler sağlamak için kullanmıştır.[1]
Komorbidite Örüntüleri ve Klinik İlişkiler
Geniş popülasyon kohortları, bruksizmin çeşitli sağlık durumlarıyla ilişkilerine dair anlayışı önemli ölçüde ilerletmiştir. Finlandiya FinnGen çalışması, olası SB ile çeşitli komorbiditeler arasında güçlü epidemiyolojik bağlantılar ortaya koymuştur.[1] Özellikle, olası SB, temporomandibular bozukluklar (TMD) ile yüksek oranda ilişkiliydi ve 6,75'lik bir odds oranı (OR) göstererek, birlikte görülme olasılığının önemli ölçüde arttığını işaret etmektedir.[1] Uyku apnesi (OR = 1,88) ve üst solunum yolu hastalıkları (OR = 2,05) ile de önemli ilişkiler bulunmuştur; bu da bruksizmin hava yolu açıklığını sürdürmek veya gastrik asit reflüsünü önlemek için bir mekanizma olabileceğini düşündürmektedir.[1] Ayrıca, çalışma, olası SB'yi ağrı ve migren, uykusuzluk ve depresyon ve anksiyete gibi psikiyatrik komorbiditelerle, antidepresanlar ve uyku yardımcıları gibi ilgili ilaçların kullanımıyla birlikte ilişkilendiren önceki gözlemleri pekiştirmiştir.[1] Birleştirilmiş kayıt verileri ve klinik epidemiyolojiden elde edilen bu bulgular, olası SB'nin sağlığın birden fazla yönünü etkileyen bir özellik olduğunun ve kapsamlı hasta yönetimi için çıkarımları bulunduğunun altını çizmektedir.[1]
Metodolojik Hususlar ve Popülasyona Özgü Etkiler
FinnGen analizi gibi büyük ölçekli popülasyon çalışmalarından elde edilen sağlam bulgular, gelişmiş metodolojilere dayanmakla birlikte kritik sınırlamaları da vurgulamaktadır. Bu özel çalışma, kapsamlı genetik verilere bağlı ICD-10 kodları (F45.8 veya G47.8) aracılığıyla olası SB'yi tanımlayan, elektronik sağlık kaydı (EHR)-tabanlı bir yaklaşım kullanmıştır.[1] Bu tasarım, Finlandiya kökenli bireylerden oluşan eşi benzeri görülmemiş bir örneklem büyüklüğüne olanak tanırken, mevcut Finlandiya tanı kodlama sistemi içinde uyku bruksizmi ile uyanıklık bruksizmi arasında ayrım yapamama gibi zorlukları da beraberinde getirmiştir.[1] Çalışmada, daha önceki gözlemlere dayanmasına rağmen, ayrı bir kayıt doğrulama olmaksızın kod tabanlı teşhislere güvenilmesi, heterojenliğe katkıda bulunabilir.[1] Dahası, çalışma, kullanılan spesifik ICD kodlarının diğer ülkelere doğrudan aktarılabilir olmadığını, bu durumun popülasyonlar arası karşılaştırmalar ve tekrarlama çabaları için dikkatli bir değerlendirme gerektirdiğini belirtmiştir.[1] Çalışma ayrıca, lojistik regresyon kullanarak yaşam boyu riski tahmin etse de, Cox orantılı tehlikeler analizi için veri sınırlamaları nedeniyle olası SB ile komorbiditeleri arasında zamansal ilişkiler kuramadığını kabul etmiştir.[1]
Bruksizm Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Bu sorular, güncel genetik araştırmalarına dayanarak bruksizmin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Babam dişlerini gıcırdatıyor; ben de gıcırdatır mıyım?
Bruksizmin önemli bir genetik bileşeni bulunmaktadır, bu nedenle babanız dişlerini gıcırdatıyorsa, artmış bir yatkınlığınız olabilir. Araştırmalar, riskinizi etkileyen, örneğin MYO3B genindeki gibi belirli genetik varyantları tanımlamıştır. Ancak, stres ve yaşam tarzı gibi pek çok başka faktör de rol oynamaktadır, bu yüzden bu bir garanti değildir.
2. Stres çenemi sıkmama neden olur mu?
Evet, stres çene sıkma ve diş gıcırdatmanın önemli bir etkenidir. Anksiyete ve stres hassasiyeti gibi psikolojik faktörler, bruksizm ile güçlü bir şekilde ilişkilidir. Stres onu tetikleyebilir veya kötüleştirebilirken, altta yatan genetik yapınız strese yanıt olarak bruksizm geliştirmenize daha yatkın hale getirebilir.
3. Ben neden dişlerimi gıcırdatıyorum da arkadaşım gıcırdatmıyor?
Genetik farklılıklar, bazı insanların neden bruksizm yaşadığını, diğerlerinin ise yaşamadığını açıklayabilir. Belirli bir genetik varyant olan rs10193179, SP5 geninin daha yüksek ekspresyonu ile ilişkilendirilmiştir; bu durum, bruksizmde gözlemlenen artmış kavrama gücü gibi özelliklerle bağlantılıdır. Bu, genetik profilinizin sizi arkadaşınızdan daha yatkın kılabileceği anlamına gelir.
4. Bir DNA testi bruksizm riskimi öngörebilir mi?
Genetik çalışmalar, MYO3B genindeki rs10193179'ın A-alleli gibi, daha yüksek bruksizm riskiyle ilişkili spesifik belirteçler tanımlamıştır. Bu varyant, bir eQTL görevi görerek SP5 geninin ekspresyonunu etkiler. Bu tür varyantları taşıyıp taşımadığınızı bilmek, genetik bir yatkınlığa işaret edebilir.
5. Yorgunluk hissim diş gıcırdatmayla bağlantılı mı?
Evet, diş gıcırdatmanız, özellikle uykuda, sıklıkla diğer uyku bozuklukları ve durumlarıyla ilişkilidir. Olası uyku bruksizmi ile klinik insomni ve uyku apnesi gibi durumlar arasında genetik bağlantılar bulunmaktadır ve bu durumlar yorgunluk hissine kesinlikle katkıda bulunabilir. Bruksizm, hatta uyku sırasında hava yolu açıklığını sürdürmek için fizyolojik bir yanıt bile olabilir.
6. Diş sıkmaya yönelik genetik yatkınlığımı yenebilir miyim?
Genetik önemli ölçüde katkıda bulunsa da, tek belirleyici değildir. Stres yönetimi, uyarıcılardan (kafein, alkol) kaçınma ve bazı ilaçlar gibi çevresel ve davranışsal faktörler de büyük rol oynar. Genetik yatkınlığınızı anlamak, semptomlarınızı azaltmak için bu diğer faktörleri daha etkili bir şekilde yönetmeye odaklanmanıza yardımcı olabilir.
7. Kahvem veya şarabım bruksizmimi kötüleştirir mi?
Evet, kafein ve alkol tüketimi gibi davranışsal özelliklerin bruksizmi tetiklediği veya şiddetlendirdiği bilinmektedir. Genetik yapınız, sizi bu maddelere karşı daha hassas hale getirerek çene sıkma veya gıcırdatma üzerindeki etkilerini artırabilir. Bunları sınırlamak, semptomlarınızı yönetmenize sıklıkla yardımcı olabilir.
8. Çenem ağrıyor; anksiyetem mi sebep oluyor?
Anksiyete ve memnuniyetsizlik ile stres duyarlılığı gibi diğer psikolojik faktörler, çene ağrısına neden olabilen bruksizm ile güçlü bir şekilde ilişkilidir. Ayrıca, olası uyku bruksizmi ile depresyon gibi durumlar arasında genetik bir korelasyon da bulunmaktadır. Dolayısıyla, anksiyetenizin bruksizm aracılığıyla çene ağrınıza katkıda bulunması çok muhtemeldir.
9. Diş gıcırdatma benim için hiç iyi bir şey midir?
Şaşırtıcı bir şekilde, bruksizm bazen fizyolojik bir amaca hizmet edebilir. Genellikle uyku apnesi ve gastroözofageal reflü hastalığı gibi durumlarla ilişkilidir ve bazı teoriler, uyku sırasında açık bir hava yolunu korumaya veya asit reflüsünü önlemeye yardımcı olabileceğini öne sürmektedir. Genetik analizler, bruksizm ile bu durumlar arasında korelasyonlar göstermiştir.
10. Çocuklarım diş gıcırdatmamı miras alır mı?
Bruksizmin önemli bir genetik bileşeni olduğu düşünüldüğünde, çocuklarınızın bu duruma karşı bir yatkınlık miras alma ihtimali vardır. Araştırmalar, genetik faktörlerin bruksizmin değişkenliğinin önemli bir kısmından sorumlu olduğunu göstermektedir. Ancak, çevresel etkilerin ve yaşam tarzı seçimlerinin de bu durumu geliştirip geliştirmemelerinde rol oynayacağını unutmayın.
Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.
Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.
References
[1] Strausz, T., et al. "Genetic analysis of probable sleep bruxism and its associations with clinical and behavioral traits." Sleep, 2023. PMID: 37140068.
[2] Manfredini, D., Ahlberg, J., Lobbezoo, F. "Bruxism definition: past, present, and future - What should a prosthodontist know?" J Prosthet Dent, vol. 128, no. 5, 2022, pp. 905–912.
[3] Rintakoski, K., Hublin, C., Lobbezoo, F., Rose, R. J., Kaprio, J. "Genetic factors account for half of the phenotypic variance in liability to sleep-related bruxism in young adults: a nationwide Finnish study."
[4] Hesselbacher, S., et al. "Self-reported sleep bruxism and nocturnal gastroesophageal reflux disease in patients with obstructive sleep apnea: relationship." J Oral Rehabil, 2014.
[5] Nishigawa, K., Bando, E., Nakano, M. "Quantitative study of bite force during sleep associated bruxism." J Oral Rehabil, vol. 28, no. 5, 2001, pp. 485–.
[6] Whitfield, W. "The Icd-10 classification of mental and behavioral-disorders - clinical descriptions and diagnostic guidelines." J R Soc Health, vol. 113, no. 2, 1993, pp. 103–103.
[7] Hosoya, H., Kitaura, H., Hashimoto, T., et al. "Relationship between sleep bruxism and sleep respiratory events in patients with obstructive sleep apnea syndrome." Sleep Breath, vol. 18, no. 4, 2014, pp. 837–842.
[8] Rintakoski, K., and J. Kaprio. "Legal psychoactive substances as risk factors for sleep-related bruxism: a nationwide finnish twin cohort study." Alcohol Alcohol, vol. 48, no. 4, 2013, pp. 487–494.
[9] de Baat, C., Verhoeff, M., Ahlberg, J., et al. "Medications and addictive substances potentially inducing or attenuating sleep bruxism."
[10] Pette, D., and R. S. Staron. "Myosin isoforms, muscle fiber types, and transitions." Microsc Res Techniq, vol. 50, no. 6, 2000, pp. 500–509.
[11] Dose, A. C., and B. Burnside. "A class III myosin expressed in the retina is a potential candidate for Bardet-Biedl syndrome." Genomics, vol. 64, no. 2, 2000, pp. 183-191.
[12] Palinkas, M., Semprini, M., Espir, J., et al. "Nocturnal sleep architecture is altered by sleep bruxism." Arch Oral Biol, vol. 81, 2017, pp. 56–60.