İçeriğe geç

Kahvaltı Atlamak

Kahvaltı Atlamak

Breakfast skipping is a common dietary behavior, especially among adolescents and young adults. It is defined as not consuming any food or beverages, typically within 1-2 hours of waking up. This trait has been associated with several health outcomes, including obesity, type 2 diabetes, and cardiovascular diseaseCITATION_0.

The genetics of breakfast skipping are complex and not fully understood. Several studies have investigated the genetic basis of this trait using genome-wide association studies (GWAS) and other approaches. While no single gene has been definitively linked to breakfast skipping, several genetic variants have been identified that may play a role.

  • SNPs:Several SNPs have been associated with breakfast skipping in GWAS studies. For example, a SNP near theGENE_3 gene, RSID_2, has been associated with increased odds of breakfast skipping in a large meta-analysisCITATION_0. However, the effect sizes of these SNPs are generally small, suggesting that breakfast skipping is apolygenic trait influenced by many genes, each with a small effect.
  • Heritability:Studies suggest that breakfast skipping has a heritable component, with estimates ranging from 20% to 60%URL_1. This indicates that genetic factors play a significant role in determining an individual’s likelihood of skipping breakfast. However, environmental factors, such as socioeconomic status, cultural norms, and personal preferences, also contribute to this behavior.
  • Candidate Genes:Some candidate genes have been proposed based on their known roles in appetite regulation, circadian rhythms, and reward pathways. These genes include, but are not limited to, FTO, MC4R, and HDAC9. However, further research is needed to confirm the involvement of these genes in breakfast skipping.

Breakfast skipping is often correlated with other dietary and lifestyle traits, such as:

  • Dietary habits: Individuals who skip breakfast are more likely to have irregular eating patterns, consume more calories later in the day, and have lower intakes of essential nutrients.
  • Physical activity:Breakfast skipping has been associated with lower levels of physical activity in some studies.
  • Sleep patterns:There may be a link between breakfast skipping and disrupted sleep patterns.

Further research is needed to fully elucidate the genetic and environmental factors that contribute to breakfast skipping. Understanding the genetic basis of this trait may help to identify individuals who are at higher risk of adverse health outcomes associated with breakfast skipping and to develop targeted interventions to promote healthy eating behaviors. GWAS and other genetic studies can provide valuable insights into the biological pathways involved in breakfast skipping. These findings could inform the development of personalized nutrition strategies based on an individual’s genetic predisposition.

Kahvaltı atlama, günün ilk öğününün alışkanlık haline gelmiş bir şekilde atlanması anlamına gelir. Bu beslenme davranışı, dünya çapında çeşitli popülasyonlarda yaygındır ve oranlar yaş, sosyoekonomik durum ve kültürel faktörlere göre değişmektedir. Tarihsel olarak kahvaltı, sağlıklı bir beslenmenin temel taşı olarak kabul edilmiş ve genellikle gün boyunca enerji seviyeleri ve bilişsel fonksiyonlarla ilişkilendirilmiştir. Bununla birlikte, modern yaşam tarzları ve değişen beslenme alışkanlıkları, kahvaltı atlamada bir artışa yol açmış ve potansiyel sağlık etkileri hakkında bilimsel araştırmaları teşvik etmiştir.

İnsan vücudu, glikoz düzenlemesi, lipid metabolizması ve enerji harcaması gibi metabolik süreçleri etkileyen bir sirkadiyen ritim üzerinde çalışır. Kahvaltı yapmanın, günlük metabolik döngünün başlangıcını işaret ederek bu ritimleri senkronize etmeye yardımcı olduğu düşünülmektedir. Kahvaltı atlamak, bu senkronizasyonu bozarak insülin duyarlılığında ve glikoz toleransında değişikliklere yol açabilir. Bir gece aç kaldıktan sonra vücut, depolanmış enerjiye güvenir. Kahvaltının olmaması, bu açlık durumunu uzatır ve bu durum insülin, glukagon ve ghrelin dahil olmak üzere hormonal yanıtları etkileyebilir. Çalışmalar, kahvaltı tüketimi de dahil olmak üzere öğün zamanlamasının, metabolizmada rol oynayan genlerin ekspresyonunu etkileyebileceğini göstermiştir. Örneğin, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), vücudun besinleri nasıl işlediğini ve beslenme düzenlerine nasıl yanıt verdiğini anlamak için temel olan açlık plazma glikozu ve insülin duyarlılığı gibi çeşitli metabolik özelliklerle ilişkili çok sayıda genetik lokus tanımlamıştır.[1] Yağ asitleri ve amino asitler dahil olmak üzere metabolit profillerindeki değişiklikler de gözlemlenebilir ve bu da vücudun uzun süreli açlığa yanıt olarak değişen metabolik durumunu yansıtır.[2]

Epidemiyolojik çalışmalar, düzenli kahvaltı atlamanın çeşitli olumsuz sağlık sonuçlarıyla ilişkili olduğunu göstermiştir. Bunlar arasında obezite, tip 2 diyabet ve metabolik sendrom riskinde artış bulunmaktadır. Kahvaltı atlamakla ilişkili metabolik ritimlerin bozulması ve değişen hormonal yanıtlar bu risklere katkıda bulunabilir. Örneğin, kahvaltı atlayan bireyler günün ilerleyen saatlerinde daha büyük öğün sonrası glikoz dalgalanmaları ve azalmış insülin duyarlılığı yaşayabilir. Ayrıca, kahvaltı atlama, daha yüksek trigliserit seviyeleri ve daha düşük yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) kolesterol seviyeleri dahil olmak üzere, kardiyovasküler hastalık için risk faktörleri olan daha az olumlu lipid profilleriyle ilişkilendirilmiştir.[3]Genetik yatkınlık, bir bireyin bu durumlara duyarlılığında önemli bir rol oynar. Örneğin, çoklu lokuslardaki yaygın varyantlar dislipidemiye katkıda bulunur ve genetik faktörler, metabolik sağlıkla da ilgili olan diyabetle ilişkili özellikler ve ürik asit konsantrasyonlarını etkiler.[3]

Kahvaltı atlama, sosyal, ekonomik ve davranışsal faktörlerin karmaşık bir etkileşimiyle etkilenen yaygın bir beslenme alışkanlığıdır. Zaman kısıtlamaları, yoğun programlar, yaşam tarzı seçimleri ve kültürel normlar genellikle kahvaltıdan vazgeçme kararına katkıda bulunur. Kahvaltı atlamanın yaygınlığını ve belirleyicilerini anlamak, daha sağlıklı yeme alışkanlıklarını teşvik etmeyi amaçlayan halk sağlığı girişimleri için çok önemlidir. Eğitim kampanyaları ve müdahaleler, enerji seviyelerini korumadaki, konsantrasyonu geliştirmedeki ve özellikle çocuklarda ve ergenlerde genel refahı desteklemedeki algılanan önemi nedeniyle genellikle kahvaltı tüketimini hedefler. Halk sağlığı etkileri, bireysel sağlığın ötesine geçerek sağlık hizmeti maliyetlerini ve toplumsal üretkenliği etkiler.

Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler”

Karmaşık özelliklere yönelik araştırmalar, bulguların yorumlanmasını etkileyebilecek doğal metodolojik ve istatistiksel sınırlamalarla sıklıkla karşılaşır. İlk çalışmalardaki küçük örneklem büyüklükleri, yeni genetik varyantları keşfetme gücünü önemli ölçüde kısıtlayabilir ve ek dizi varyasyonlarını belirlemek için daha büyük kohortlara ihtiyaç olduğunu gösterir. FGF21sinyalindeki değişiklikler, tokluk, yiyecek tercihleri veya besin kullanımının metabolik verimliliğini etkileyebilir ve böylece kahvaltı atlama eğilimi gibi diyet örüntülerini dolaylı olarak etkileyebilir. Bir diğer gen olanMLXIPL(MLX Interacting Protein Like), temel bir heliks-döngü-heliks lösin fermuar transkripsiyon faktörüdür ve plazma trigliserit seviyeleri ile ilişkili olduğu bilinmektedir.[4] Bu metabolik genler topluca, genetik yatkınlıkların vücudun yiyecek alım zamanlamasına ve bileşimine tepkisini nasıl etkileyebileceğini vurgulamaktadır.

LINC00470 ve AIDAP3 yakınındaki rs8097544 , UBL7-DT ve ARID3B yakınındaki rs35107470 , ZNF804A içindeki rs12693399 , RIMS4 ve PGBD4P2 yakınındaki rs6017427 ve IFITM8P ve RN7SKP135 yakınındaki rs6986473 gibi diğer varyantlar, çeşitli hücresel fonksiyonlara sahip genlerin içinde veya yakınında bulunur. LINC00470, gen ifadesini düzenleyebilen uzun intergenik kodlamayan bir RNA’dır, AIDAP3 ise apoptozda rol oynar. ARID3B, gelişim için önemli bir transkripsiyon faktörüdür ve UBL7-DT bir sözde gendir. ZNF804A, genellikle nörogelişimsel bozukluklar ve bilişsel fonksiyonlarla ilişkili bir çinko parmak proteinidir ve bu da öğün zamanlamasıyla ilgili karar almayı dolaylı olarak etkileyebilir.RIMS4, nöronlarda sinaptik vezikül salınımında rol oynar ve nöral iletişimde bir rol olduğunu düşündürür ve PGBD4P2 bir sözde gendir. IFITM8P ve RN7SKP135 her ikisi de sözde genlerdir ve fonksiyonel etkileri hala araştırılmaktadır, ancak düzenleyici rolleri olabilir. Bu spesifik varyantların kahvaltı atlama ile doğrudan bağlantıları daha fazla araştırma gerektirse de, nörolojik süreçleri, stres tepkisini veya genel hücresel düzenlemeyi etkileyen genlerdeki varyasyonlar, davranışsal örüntülerdeki ve metabolik sağlıktaki bireysel farklılıklara ince bir şekilde katkıda bulunabilir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, sıklıkla hemen belirgin olmasa da, diyabetle ilişkili özellikler veya lipid konsantrasyonları gibi karmaşık özelliklere katkıda bulunan bu tür varyantları tanımlar.[1]

Açlık Halinin Operasyonel Tanımı ve Ölçümü

Section titled “Açlık Halinin Operasyonel Tanımı ve Ölçümü”

Metabolik özellikleri araştıran çalışmalarda, “açlık”, genellikle bir gece boyunca olmak üzere, belirli bir süre boyunca kalori alımından kaçınma durumu olarak operasyonel olarak tanımlanır. Bu standartlaştırılmış durum, doğru fizyolojik ölçümler için kritiktir. Örneğin, insülin (INS), glukoz (GLU), trigliseritler (TG), yüksek yoğunluklu lipoproteinler (HDL) ve düşük yoğunluklu lipoproteinler (LDL) konsantrasyonlarını belirlemek için kullanılan kan örnekleri, tutarlı bir şekilde bir gece açlığından sonra, özellikle sabah 08:00 ile 11:00 arasında alınır.[5] Bir gece açlığını takiben, kan alımı için bu kesin zaman aralığı, çalışma katılımcıları arasında tutarlı bir fizyolojik durum sağlamak için birincil ölçüm yaklaşımı olarak hizmet eder. Bu protokole uyum, son yiyecek alımına atfedilebilen biyobelirteç seviyelerindeki değişkenliği en aza indirmek için temel bir operasyonel tanımdır.

Açlıkla İlgili Sınıflandırma ve Dışlama Kriterleri

Section titled “Açlıkla İlgili Sınıflandırma ve Dışlama Kriterleri”

Denekler, gece boyunca açlık protokolüne uyumlarına göre genel olarak “aç” ve “aç olmayan” kategorilerine ayrılır. Bu kategorik yaklaşım, özellikle genetik ilişkilendirme çalışmalarında, araştırma bulgularının bütünlüğünü korumak için temeldir. Aç olmama durumu, belirli metabolik özelliklerin analizi için önemli bir dışlama kriteri olarak hizmet eder.[5]Örneğin, kan alımından önce aç kalmayan bireyler, lipid özelliklerinin (TG, HDL, LDL), ayrıca glikoz ve insülin seviyelerinin analizlerinden sistematik olarak çıkarılmıştır.[5]Bu katı sınıflandırma ve araştırma kriterlerinin uygulanması, diyet faktörlerinin karıştırıcı etkisini önlemek ve gözlemlenen ilişkilerin geçici metabolik tepkilerden ziyade altta yatan biyolojik veya genetik etkileri yansıtmasını sağlamak için önemlidir.

Açlığın Terminolojisi ve Bilimsel Önemi

Section titled “Açlığın Terminolojisi ve Bilimsel Önemi”

Metabolik özellik ölçümü bağlamında kullanılan temel terimler, kan örneği alımından önce deneklerin hazırlık durumunu belirten “gece boyunca açlık” ve “açlık olmaması”dır.[5]Bu metodolojik titizlik, önemli bir bilimsel öneme sahiptir. Açlık durumunun standartlaştırılması, glikoz, insülin ve çeşitli lipidler gibi önemli metabolik göstergelerin dolaşımdaki seviyelerindeki bireyler arası değişkenliği en aza indirir; bu göstergeler yakın zamanda gıda tüketimine karşı oldukça hassastır.[5]Bu standartlaştırma, kardiyovasküler hastalık ve tip 2 diyabet gibi durumlarla ilişkili olan bu kalıtsal risk faktörlerinin doğru ölçümü ve ardından genetik ilişkilendirme analizi için vazgeçilmezdir.[5] Araştırmacılar, açlık durumunu kontrol ederek, bu kritik metabolik parametrelerin genetik belirleyicilerini daha güvenilir bir şekilde araştırabilirler.

Kahvaltı atlamak, gece boyunca uzayan ve sabaha kadar devam eden uzun süreli açlıkla karakterize olup, vücudun karmaşık metabolik ve homeostatik düzenleme sistemlerini önemli ölçüde etkiler. Bu beslenme davranışı, düzenli besin alımının ritmini bozarak, vücudu uzun süreli enerji yoksunluğu ve ardından kalorik takviye dönemlerine uyum sağlamaya zorlar. Bu tür değişimler, moleküler sinyallemeyi, gen ekspresyonunu ve genel fizyolojik dengeyi etkileyebilir ve bireyleri çeşitli metabolik düzensizliklere yatkın hale getirebilir.

Metabolik Düzenleme ve Enerji Homeostazı

Section titled “Metabolik Düzenleme ve Enerji Homeostazı”

İnsan vücudu, özellikle açlık ve tokluk dönemlerinde homeostazı sürdürmek için karmaşık moleküler ve hücresel yollara dayanarak glikoz ve enerji dengesini sıkı bir şekilde düzenler. Kahvaltı atlamak, açlık süresini uzatarak başlangıçta depolanmış glikojene ve ardından enerji için yağa bağımlılığa yol açar. Glikozu fosforile eden hegzokinaz 1 (HK1) gibi temel enzimler, glikoz metabolizması için ayrılmaz bir öneme sahiptir ve aktivitesi, uzun dönemli glikoz kontrolünü gösteren glikozillenmiş hemoglobin seviyelerini etkileyebilir.[6]Benzer şekilde, bir glikoz-6-fosfataz katalitik alt birimini kodlayanG6PC2genindeki varyasyonlar, açlık glikoz seviyeleriyle ilişkilidir ve temel glikoz düzenlemesine genetik katkıları vurgular.[7]Glukokinaz geni de kritik bir rol oynar ve yaygın haplotip grupları açlık glikozunu ve doğum ağırlığını değiştirerek erken metabolik programlamadaki önemini vurgular.[8]Uzun süreli bir açlıktan sonra yeniden beslenme üzerine, vücudun besin alımına tepkisi değişebilir ve potansiyel olarak abartılı glikoz ve insülin yükselmelerine yol açarak sistemi zorlayabilir ve enerji depolama ve kullanımında yer alan metabolik yolları etkileyebilir.

Metabolik Özelliklere Genetik Yatkınlık

Section titled “Metabolik Özelliklere Genetik Yatkınlık”

Genetik mekanizmalar, bir bireyin kahvaltı atlamanın şiddetlendirdiği metabolik bozukluklara yatkınlığını önemli ölçüde etkiler. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), temel metabolik özelliklerle ilişkili çok sayıda lokus tanımlamıştır. Örneğin, 30 lokustaki yaygın varyantlar, genellikle diyet düzenleriyle bağlantılı bir durum olan poligenik dislipidemiye katkıda bulunur.[9] FTO(yağ kütlesi ve obezite ile ilişkili gen) gibi genlerin, vücut kitle indeksi üzerindeki etkileri yoluyla diyabetle ilişkili metabolik özellikleri değiştirerek adipoziteyi, insülin duyarlılığını, leptin seviyelerini ve istirahat metabolizma hızını etkilediği bulunmuştur.[10] Bir diğer önemli gen olan MC4R (melanokortin 4 reseptörü), bel çevresi ve insülin direnci ile ilişkilidir ve iştah düzenlemesinde ve enerji harcamasındaki rolünü gösterir.[11] Ayrıca, GCKR(glukokinaz düzenleyici protein) geni,rs780094 polimorfizmi yoluyla, yüksek açlık serum triasilgliserolü, azalmış açlık ve oral glukoz tolerans testi ile ilişkili insulinemi ve azalmış tip 2 diyabet riski ile ilişkilidir ve karbonhidrat ve lipid metabolizmasındaki kritik rolünü gösterir.[12] Bu genetik yatkınlıklar, sağlık sonuçlarını etkilemek için öğün zamanlaması gibi çevresel faktörlerle etkileşime girebilen bir başlangıç metabolik profili oluşturur.

Kahvaltı atlamak, lipid metabolizmasını derinden etkileyerek dislipidemi ve kardiyovasküler hastalık riskinin artmasına katkıda bulunabilir. Trigliseritler (TG), yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) kolesterolü ve düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterolü dahil olmak üzere vücudun yağları işleme şekli, kritik proteinler, enzimler ve reseptörlerden oluşan bir ağ tarafından sıkı bir şekilde düzenlenir. Örneğin, bir genom çapında tarama, kardiyovasküler sağlığın önemli bir belirteci olan plazma trigliseritleri ile ilişkiliMLXIPL (MLX etkileşimli protein benzeri) varyasyonunu tanımlamıştır.[4] Benzer şekilde, kolesterol sentezinde hız kısıtlayıcı enzim olan HMGCR’deki (3-hidroksi-3-metilglutaril-CoA redüktaz) yaygın tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), alternatif uçbirleştirmeyi etkileyebilir, böylece hücresel kolesterol homeostazını ve plazma kolesterol seviyelerini etkileyebilir.[13] LCAT (lesitin-kolesterol açiltransferaz) eksikliği sendromlarının moleküler patolojisi, sağlıklı lipid profillerinin korunmasında belirli enzimlerin önemini daha da vurgulamaktadır.[14]Kahvaltı atlamak gibi düzensiz yeme alışkanlıkları, bu biyomoleküllerin ve yolların ritmik düzenlenmesini bozabilir ve potansiyel olarak koroner arter hastalığı için bilinen risk faktörleri olan yüksek trigliseritlere ve olumsuz kolesterol profillerine yol açabilir.[15]

Sistemik Metabolik Bozukluklar ve Patofizyolojik Süreçler

Section titled “Sistemik Metabolik Bozukluklar ve Patofizyolojik Süreçler”

Kahvaltı atlamanın neden olduğu bozulmuş metabolik ritimlerin kümülatif etkisi, çeşitli doku ve organlarda sistemik patofizyolojik süreçlere yol açabilir. Glikoz ve lipid homeostazındaki kronik değişiklikler, hücrelerin insülinin sinyallerine karşı daha az duyarlı hale geldiği insülin direncine katkıda bulunabilir ve bu da pankreası daha fazla insülin üretmeye zorlayarak zamanla pankreas beta hücrelerinin tükenmesine yol açabilir. Bu, genom çapında ilişkilendirme analizlerinin belirli lokusları tanımladığı tip 2 diyabete ilerleyebilir.[16] Diyabetin ötesinde, uzun süreli metabolik stres, C-reaktif protein (CRP) gibi belirteçlerle ölçülen kronik düşük dereceli inflamasyona neden olabilir.[17]Bu tür bir inflamasyon, dislipidemi ile birleştiğinde, kardiyovasküler olayların öncüsü olan subklinik aterosklerozun gelişimini hızlandırır.[18]Bu bozukluklar izole değildir, ancak karmaşık doku etkileşimlerini içerir; burada yağ dokusu, karaciğer ve kas, değişen besin sinyallerine yanıt verir ve zamanla homeostatik mekanizmaları alt edebilen ve bir dizi metabolik bozuklukla sonuçlanabilen telafi edici tepkilere yol açar.

Vücut, karmaşık metabolik yollar ve sinyal kaskadları aracılığıyla glikoz ve enerji dengesini korur. Glikoliz ve eritrosit enerji metabolizmasının merkezinde yer alanHK1(hekzokinaz 1) gibi temel enzimlerdeki genetik varyasyonlar, diyabetik olmayan bireylerde gliklenmiş hemoglobin düzeylerini etkileyebilir.[19] Benzer şekilde, GCKR(glukokinaz düzenleyici protein), glukokinaz aktivitesini düzenlemede çok önemli bir rol oynar ve spesifik polimorfizmler, yükselmiş açlık serum triaçilgliserolü, değişmiş insulinemi ve tip 2 diyabet riskinde bir modifikasyon ile ilişkilidir.[20]Bu mekanizmalar, glikoz fosforilasyonu ve düzenlemesindeki ince değişikliklerin genel metabolik sağlığı nasıl önemli ölçüde etkileyebileceğini vurgulamaktadır.

Daha ileri düzenleyici mekanizmalar, bu genomik bölgedeki varyasyonların açlık glikoz seviyeleriyle bağlantılı olduğuG6PC2/ABCB11 ve insan adacıklarında eksprese edilen ve insülin salgısını inhibe ettiğine inanılan MTNR1B (melatonin reseptör 1B) gibi genleri içerir.[7] MTNR1B’deki varyantlar da glikoz seviyeleri ile ilişkilendirilmiştir. Koenzim A sentezi için gerekli olanPANK1(pantotenat kinaz 1) enzimi, genetik varyantları insülin seviyeleriyle bağlantılı olan ve fare knockout çalışmaları hipoglisemik bir fenotip gösteren başka bir kritik bileşendir.[5]Toplu olarak, bu yollar, glikoz homeostazını ve enerji mevcudiyetini korumak için gereken hassas kontrolü göstermektedir.

Lipid Metabolizması ve Dislipidemi Yolları

Section titled “Lipid Metabolizması ve Dislipidemi Yolları”

Lipid metabolizması, biyosentez, katabolizma ve taşımayı içeren, yüksek oranda düzenlenmiş bir süreçtir ve düzensizlik dislipidemi gibi durumlara katkıda bulunur. FADS1-FADS2 (yağ asidi desatürazları) yakınındakiler de dahil olmak üzere genetik lokuslar, yağ asitlerinin metabolizmasında rol oynar ve serum metabolit profillerini etkiler.[21] Lesitin:kolesterol açiltransferaz (LCAT) enzimi, kolesterol esterifikasyonu için temeldir ve eksiklik sendromları, lipid patolojisinin kritik yönlerini ortaya koymaktadır.[14]Bu yollar, sağlıklı lipid konsantrasyonlarını korumak için çok önemlidir ve dengesizlik durumunda kardiyovasküler hastalık riskini artırabilir.

Kapsamlı genetik çalışmalar, düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-C), yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol (HDL-C) ve trigliseritler dahil olmak üzere lipid konsantrasyonlarını etkileyen çok sayıda lokus tanımlamıştır.[3] 30 farklı lokusta yaygın varyantların kolektif etkisi, poligenik dislipidemiye katkıda bulunarak, lipid bozukluklarının altında yatan karmaşık genetik yapıyı göstermektedir.[3] Bu bulgular, metabolik sağlığı yönetmek için lipid düzenlemesinin genetik ve mekanik temelini anlamanın önemini vurgulamaktadır.

Hormonal sinyalleşme, besin mevcudiyetini algılamada ve metabolik yanıtları düzenlemede, genellikle reseptör aktivasyonu ve hücre içi kaskadlar aracılığıyla merkezi bir rol oynar. Örneğin, LEPR(leptin reseptörü), enerji dengesi ve tokluk için kritiktir ve lokusundaki genetik değişkenlik plazma fibrinojen seviyelerini etkiler.[22] Benzer şekilde, HNF1A (hepatik nükleer faktör 1 alfa), C-reaktif protein promotörünün trans-aktivasyonunda yer alan bir transkripsiyon faktörüdür ve pankreas beta hücresi fonksiyonunda ve gençlerde başlayan erişkin tipi diyabette (maturity-onset diabetes of the young) (MODY2) tanınmış bir rol oynar.[23] Bu unsurlar, besin algılamanın hücresel ve sistemik metabolik ayarlamalara nasıl dönüştüğünü vurgulamaktadır.

IL6R (interlökin-6 reseptörü) ayrıca plazma C-reaktif proteini ile de ilişkilidir ve inflamatuvar yolları metabolik düzenlemeye bağlar.[22] Dahası, PPARγ (peroksizom proliferatör ile aktive olan reseptör gama), polimorfizmi aracılığıyla tip 2 diyabet riskinin azalmasıyla ilişkilendirilmiş bir nükleer reseptördür.[24] PPARγ, lipid ve glukoz metabolizması, adipogenez ve inflamatuvar yanıtlar ile ilgili genlerin ekspresyonunu düzenler ve sinyal yollarının çevresel ipuçlarını genetik yatkınlıkla nasıl bütünleştirerek metabolik sağlığı modüle ettiğini örneklendirir.

Metabolik düzenleme, çeşitli yolların homeostazı korumak için hiyerarşik olarak etkileşime girdiği ve çapraz konuştuğu karmaşık sistem düzeyinde bir entegrasyonu içerir. LEPR, HNF1A, IL6R ve GCKR’deki genetik varyantların etkileşimi, farklı metabolik ve inflamatuvar yolların nasıl birleştiğini göstererek plazma C-reaktif protein seviyelerini toplu olarak etkiler.[22] Bu yolak çapraz konuşması, çoklu genetik yatkınlıkların ve çevresel faktörlerin birleşik etkisinin karmaşık metabolik fenotipler olarak tezahür ettiği ortaya çıkan özelliklere yol açabilir.

Bu entegre ağlardaki düzensizlik, metabolik hastalıkların bir özelliğidir. Örneğin, FTOgenindeki genetik varyantlar, adipoziteyi, insülin duyarlılığını, leptin seviyelerini ve istirahat metabolizma hızını etkileyerek BMI yoluyla diyabetle ilişkili özellikleri etkileyebilecek geniş metabolik düzensizliği gösterir.[10] Diyabetik olmayan glukoz toleransı spektrumunda metabolik risk faktörlerinin sürekli kötüleşmesi, metabolik disfonksiyonun sistemik doğasının altını daha da çizmektedir.[1] Pankreas β-hücresi KATP kanal alt birimlerindeki (KCNJ11 ve ABCC8) varyantlar, tip 2 diyabetle doğrudan ilişkilidir ve bu karmaşık metabolik ağlar içinde kritik terapötik hedefleri temsil etmektedir.[25]

Tanı ve İzleme Stratejileri İçin Etkileri

Section titled “Tanı ve İzleme Stratejileri İçin Etkileri”

Sabah saatlerinde açlık dışı bir duruma yol açan kahvaltı atlama alışkanlığı, çeşitli temel metabolik biyobelirteç değerlendirmelerinin doğruluğunu ve kullanışlılığını önemli ölçüde etkiler. Özellikle, çalışmalar trigliseritler (TG), yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL), düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterol, glikoz (GLU) ve insülin (INS) seviyeleri dahil olmak üzere lipid özelliklerinin, bireyin açlık durumuna karşı oldukça duyarlı olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, araştırmacılar genellikle kan alımından önce aç kalmamış bireyleri, verilerin güvenilirliğini sağlamak için bu özelliklerin analizlerinden çıkarır ve bu da klinik tanıda ve metabolik sağlığın sürekli izlenmesinde standart açlık protokollerinin kritik önemini vurgular.[5] Bu, bir hastanın açlık yönergelerine uyumunun (sıklıkla kahvaltı alışkanlıklarından etkilenir), laboratuvar sonuçlarının yorumlanabilirliğini ve sonraki klinik yönetim kararlarını doğrudan etkilediğini vurgulamaktadır.

Tanısal doğrulukla ilgili hususların ötesinde, kahvaltı atlamanın neden olduğu açlık dışı durum, kardiyovasküler ve daha geniş metabolik sağlık sonuçları için önemli bir prognostik değer taşır. Araştırmalar, özellikle açlık dışı trigliserit düzeylerinin miyokard enfarktüsü, iskemik kalp hastalığı ve genel mortalite dahil olmak üzere olumsuz kardiyovasküler olayların önemli bir bağımsız öngörücüsü olduğunu göstermektedir.[15]Bu, sadece gıda alımının olmaması yerine, açlık dışı bir duruma fizyolojik yanıtların farklı ve yüksek bir risk profiline katkıda bulunduğunu düşündürmektedir. Bu nedenle, klinisyenler açlık dışı lipid profillerini, özellikle dislipidemi ve ilişkili kardiyovasküler durumlar söz konusu olduğunda, uzun vadeli hastalık progresyonunu değerlendirmek ve hastalarda potansiyel komplikasyonları tahmin etmek için önemli bir gösterge olarak düşünebilirler.

Kişiselleştirilmiş Önleme ve Risk Stratifikasyonuna Rehberlik Etme

Section titled “Kişiselleştirilmiş Önleme ve Risk Stratifikasyonuna Rehberlik Etme”

Kahvaltı atlamanın klinik önemini anlamak, özellikle açlık dışı metabolik belirteçler üzerindeki etkisi aracılığıyla, kişiselleştirilmiş önleme stratejilerine rehberlik etmek ve risk stratifikasyonunu iyileştirmek için çok önemlidir. Düzensiz öğün düzenleriyle bağlantılı olabilecek sürekli yüksek açlık dışı trigliseritleri olan bireylerin belirlenmesi, koroner arter hastalığı ve tip 2 diyabet gibi durumlar için daha kesin bir risk değerlendirmesine olanak tanır.[15]Bu yaklaşım, geleneksel risk faktörlerinin ötesine geçerek, diyet davranışlarını da dahil ederek klinisyenlerin düzenli, dengeli kahvaltı tüketimini teşvik etmek gibi hedefe yönelik yaşam tarzı değişiklikleri uygulamasına olanak tanır. Bu tür kişiselleştirilmiş müdahaleler, metabolik profilleri iyileştirmeyi ve kardiyovasküler ve ilgili komorbiditelerin uzun vadeli yükünü hafifletmeyi amaçlayan birincil bir önleme stratejisi olarak hizmet edebilir.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs8097544 LINC00470 - AIDAP3breakfast skipping measurement
type 2 diabetes mellitus
body weight
rs35107470 UBL7-DT - ARID3Bcaffeine metabolite measurement
breakfast skipping measurement
pain measurement
rs12693399 ZNF804Abreakfast skipping measurement
rs637174 FGF21 - RNU6-317Pbreakfast skipping measurement
saturated fatty acids to total fatty acids percentage
polyunsaturated fatty acids to total fatty acids percentage
fatty acid amount
rs6017427 RIMS4 - PGBD4P2breakfast skipping measurement
rs6986473 IFITM8P - RN7SKP135breakfast skipping measurement

[1] Meigs JB, et al. “Genome-wide association with diabetes-related traits in the Framingham Heart Study.” BMC Med Genet, 2007.

[2] Gieger C, et al. “Genetics meets metabolomics: a genome-wide association study of metabolite profiles in human serum.”PLoS Genet, 2008.

[3] Kathiresan S, et al. “Common variants at 30 loci contribute to polygenic dyslipidemia.” Nat Genet, 2008.

[4] Kooner, J. S., et al. “Genome-wide scan identifies variation in MLXIPL associated with plasma triglycerides.” Nat Genet, vol. 40, no. 2, Feb. 2008, pp. 149-50.

[5] Sabatti C, et al. “Genome-wide association analysis of metabolic traits in a birth cohort from a founder population.”Nat Genet, 2008.

[6] Pare G, et al. “Novel association of HK1 with glycated hemoglobin in a non-diabetic population: a genome-wide evaluation of 14,618 participants in the Women’s Genome Health Study.”PLoS Genet, 2008.

[7] Chen, Wei-Min, et al. “Variations in the G6PC2/ABCB11 Genomic Region Are Associated with Fasting Glucose Levels.”J Clin Invest, vol. 118, no. 7, 2008, pp. 2610-2618.

[8] Weedon, Michael N., et al. “A Common Haplotype of the Glucokinase Gene Alters Fasting Glucose and Birth Weight: Association in Six Studies and Population-Genetics Analyses.”Am J Hum Genet, vol. 79, no. 6, 2006, pp. 991-1001.

[9] Kathiresan, S, et al. “Common variants at 30 loci contribute to polygenic dyslipidemia.” Nat Genet, vol. 41, no. 1, Jan. 2009, pp. 56-65.

[10] Do R, Bailey SD, Desbiens K, Belisle A, Montpetit A, et al. “Genetic variants of FTO influence adiposity, insulin sensitivity, leptin levels, and resting metabolic rate in the Quebec Family Study.”Diabetes, 2008.

[11] Chambers, John C., et al. “Common Genetic Variation Near MC4R Is Associated with Waist Circumference and Insulin Resistance.”Nat Genet, vol. 40, no. 6, 2008, pp. 716-718.

[12] Sparso T, Andersen G, Nielsen T, Burgdorf KS, Gjesing AP, et al. “The GCKR rs780094 polymorphism is associated with elevated fasting serum triacylglycerol, reduced fasting and OGTT-related insulinaemia, and reduced risk of type 2 diabetes.” Diabetologia, 2008.

[13] Burkhardt, Ralph, et al. “Common SNPs in HMGCR in Micronesians and Whites Associated with LDL-Cholesterol Levels Affect Alternative Splicing of Exon13.” Arterioscler Thromb Vasc Biol, vol. 28, no. 11, 2008, pp. 2078-2085.

[14] Kuivenhoven JA, et al. “The molecular pathology of lecithin:cholesterol acyltransferase (LCAT) deficiency syndromes.” J Lipid Res, 1997.

[15] Willer CJ, et al. “Newly identified loci that influence lipid concentrations and risk of coronary artery disease.”Nat Genet, 2008.

[16] Saxena, Richa, et al. “Genome-Wide Association Analysis Identifies Loci for Type 2 Diabetes and Triglyceride Levels.”Science, vol. 316, no. 5829, 2007, pp. 1331-1336.

[17] Sabatti, C, et al. “Genome-wide association analysis of metabolic traits in a birth cohort from a founder population.”Nat Genet, vol. 41, no. 1, Jan. 2009, pp. 35-46.

[18] O’Donnell, Christopher J., et al. “Genome-Wide Association Study for Subclinical Atherosclerosis in Major Arterial Territories in the NHLBI’s Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S4.

[19] Murakami K, Piomelli S. “Identification of the cDNA for human red blood cell-specific hexokinase isozyme.” Blood, 1997.

[20] Garcia-Herrero CM, et al. “Functional analysis of human glucokinase gene mutations causing MODY2: exploring the regulatory mechanisms of glucokinase activity.”Diabetologia, 2007.

[21] Caspi A, Williams B, Kim-Cohen J, Craig IW, Milne BJ, et al. “Moderation of breastfeeding effects on the IQ by genetic variation in fatty acid metabolism.” Proc Natl Acad Sci U S A, 2007.

[22] Ridker PM, et al. “Loci related to metabolic-syndrome pathways including LEPR,HNF1A, IL6R, and GCKR associate with plasma C-reactive protein: the Women’s Genome Health Study.”Am J Hum Genet, 2008.

[23] Fajans SS, Bell GI, Polonsky KS. “Molecular mechanisms and clinical pathophysiology of maturity-onset diabetes of the young.” N Engl J Med, 2001.

[24] Altshuler D, et al. “The common PPARγ polymorphism associated decreased risk of type 2 diabetes.” Nat Genet, 2000.

[25] Gloyn AL, et al. “Large-scale association studies of variants in genes encoding the pancreatic b-cell KATP channel subunits Kir6.2 (KCNJ11) and SUR1 (ABCC8) confirm that the KCNJ11 E23K variant is associated with type 2 diabetes.” Diabetes, 2003.