İçeriğe geç

Kemik

Kemik, kemik dokusunun yoğunluğu, yapısı ve geometrisi gibi çeşitli özelliklerinin kantitatif olarak değerlendirilmesini ifade eder. Bu değerlendirmeler, iskelet sağlığı hakkında önemli bilgiler sağlar ve insan iskeletini etkileyen durumları anlamak için temeldir. Kemiği değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan yöntemler arasında, femoral boyun, trokanter ve lomber omurga gibi bölgelerde kemik mineral yoğunluğunu (BMD) ölçmek için yaygın olarak kullanılan dual X-ışını absorbsiyometrisi (DXA) bulunur.[1] Kalkaneus’un kantitatif ultrasonu (QUS), geniş bantlı ultrason zayıflaması (BUA) ve ses hızı gibi ölçümler sağlayan başka bir tekniktir.[1] Ek olarak, femoral boyun uzunluğu, boyun genişliği ve boyun-şaft açısı dahil olmak üzere kalça geometrisinin ayrıntılı analizleri, kemiğe ilişkin daha fazla yapısal bilgi sunar.[1]

İnsan iskeleti, sürekli olarak yeniden şekillenen dinamik bir organdır; bu, kemik oluşumu ve rezorpsiyonunun dengeli bir sürecidir. Kemik ölçümleriyle elde edilen özellikler, genetik ve çevresel faktörlerin çok yönlü etkileşimiyle etkilenen bu karmaşık biyolojik aktivitelerin net sonucunu yansıtır. Araştırmalar, BMD ve kalça geometrisi gibi kemik fenotiplerinin, %30 ila %66 arasında değişen tahminlerle önemli kalıtılabilirliğe sahip olduğunu göstermektedir.[1]Bu, bir bireyin kemik özelliklerine önemli bir genetik katkıyı vurgulamaktadır.COL1A1, CYP19, ESR1, LRP5, MTHFR, VDR, PPARG ve ANKHdahil olmak üzere çok sayıda gen, kemik özelliklerine katkıda bulunanlar olarak tanımlanmıştır.[1]Bu genler, kemik metabolizmasını, mineral homeostazını ve yapısal bütünlüğün korunmasını düzenleyen çeşitli moleküler yollarda yer almaktadır. Çalışmalar ayrıca, kemik kütlesinin genetik düzenlemesinin cinsiyete ve belirli iskelet bölgelerine özgü olabileceğini de düşündürmektedir.[2]

Doğru kemik değerlendirmesi, başta osteoporoz olmak üzere iskelet sistemi bozukluklarının tanısı, risk sınıflandırması ve yönetimi için klinik olarak hayati öneme sahiptir. Osteoporoz, düşük kemik kütlesi ve mikro mimari bozulma ile karakterize, kırık riskini önemli ölçüde artıran bir durumdur.[3] KMY gibi ölçümler, kırık riskinin yerleşik belirteçleridir.[4] Yoğunluğun ötesinde, kemiklerin geometrik özellikleri, özellikle kalçada, bazen KMY’den bağımsız olarak kırık riskini öngörmede önemli bir rol oynar.[5]Farklı kemik parametreleriyle ilişkili genetik varyantların tanımlanması, erken risk değerlendirmesine yardımcı olabilir, kişiselleştirilmiş önleme stratejilerini kolaylaştırabilir ve çeşitli kemik hastalıkları için hedefe yönelik tedavilerin geliştirilmesine rehberlik edebilir.[1]

İskelet hastalıklarının, özellikle osteoporozun ve buna bağlı kırıkların küresel yükü, önemli sosyal ve ekonomik sonuçlar taşımaktadır. Kırıklar, özellikle kalça kırıkları, kronik ağrıya, uzun süreli sakatlığa, bağımsızlık kaybına ve artan mortaliteye yol açabilir ve bu da etkilenen bireylerin ve ailelerinin yaşam kalitesini derinden etkiler.[3]Dünya çapındaki halk sağlığı girişimleri ve klinik kılavuzlar, yaşam boyu optimal kemik sağlığının korunmasının önemini vurgulamaktadır. Kemik özelliklerinin genetik temellerinin daha iyi anlaşılması, hassas tıp yaklaşımlarına katkıda bulunur ve potansiyel olarak iyileştirilmiş tarama programlarına, daha etkili önleyici müdahalelere ve daha sağlıklı ve daha bağımsız yaşlanan bir popülasyonu destekleyen daha iyi yönetim stratejilerine yol açar.[6]

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Birçok çalışma, özellikle erken dönem genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) veya belirli popülasyon alt kümelerine odaklananlar, genellikle küçük ila orta büyüklükteki genetik etkileri güvenilir bir şekilde tespit etmek için yetersiz istatistiksel güçle mücadele etmektedir.[7]Bu sınırlama, kemik yoğunluğunu ve geometrisini etkileyen gerçek genetik yapınınUnderestimation’ına yol açabilir ve potansiyel olarak önemli genetik lokusları gözden kaçırabilir. İlk bulguları doğrulamak için daha büyük, bağımsız kohortlarda replikasyon gerekliliği, yeterli güce sahip keşif aşamalarına ulaşmanın sürekli zorluğunu vurgulamaktadır.[8] Ayrıca, ilk GWAS keşifleri, “kazananın laneti” olarak bilinen, etki büyüklüğü enflasyonuna yatkın olabilir; bu durumda keşif kohortlarındaki bildirilen etki büyüklükleri genellikle gerçek değerlerinden daha büyüktür ve sonraki replikasyon örneklerinde azalma eğilimindedir.[7] Genom çapında taramalarda gerçekleştirilen çok sayıda test, Bonferroni düzeltmesi gibi katı çoklu test düzeltmelerini gerektirir; bu düzeltmeler aşırı derecede muhafazakar olabilir, ancak bunu hesaba katmamak yüksek oranda yanlış pozitiflere yol açabilir.[7] İstatistiksel titizlik ve gerçek, ancak küçük, genetik etkilerin tespiti arasındaki bu gerilim, kemikle ilgili özelliklerin genetik mimarisinin tam olarak aydınlatılmasını zorlaştıran kalıcı bir zorluk olmaya devam etmektedir.

Genellenebilirlik ve Fenotipik Heterojenite

Section titled “Genellenebilirlik ve Fenotipik Heterojenite”

Kemik genetiği araştırmalarındaki önemli bir sınırlama, bulguların farklı atalara sahip gruplar arasında genellenebilirliğidir. Birçok büyük ölçekli GWAS, ağırlıklı olarak Avrupa kökenli popülasyonlarda yürütülmektedir ve bu da, bağlantı dengesizliği örüntülerindeki, allel frekanslarındaki ve gen-çevre etkileşimlerindeki farklılıklar nedeniyle tanımlanan genetik varyantların diğer etnik gruplara uygulanabilirliğini sınırlayabilir.[9] Popülasyon katmanlaşmasından kaynaklanan hatalı ilişkileri azaltmak için genomik kontrol ve EIGENSTRAT gibi gelişmiş yöntemler kullanılsa da, artık karıştırıcı faktörler veya gerçek etnik gruba özgü genetik etkiler yorumları hala etkileyebilir.[8]Bu, küresel kemik sağlığını etkileyen genetik varyasyonun tüm spektrumunu yakalamak için çeşitli popülasyonları kapsayan daha kapsayıcı çalışmalara duyulan kritik ihtiyacı vurgulamaktadır. Ek olarak, kemik mineral yoğunluğu (BMD) veya iskelet geometrisi gibi kemikle ilgili fenotiplerin tanımı ve ölçümü, önemli ölçüde değişkenliğe neden olabilir ve genetik ilişkilerin doğruluğunu etkileyebilir. Protokollerdeki, enstrümantasyondaki (örn. dual X-ray absorptiometry cihazları) ve ölçülen belirli iskelet bölgelerindeki farklılıklar, çalışmalar arasında tutarsızlıklara yol açabilir.[10]Yaş, cinsiyet, boy ve kilo gibi kovaryatlar için ayarlamalar standart olsa da, eşit olarak dağıtılmamışsa, doğal hatalar genetik etki büyüklüklerini bozabilir ve yanlış çıkarımlara yol açarak kemik özellikleri üzerindeki genetik etkilerin kesin karakterizasyonunu zorlaştırabilir.[8]

Hesaplanmamış Genetik ve Çevresel Etkiler

Section titled “Hesaplanmamış Genetik ve Çevresel Etkiler”

Kemik özellikleri karmaşıktır ve çok sayıda genetik ve çevresel faktörden etkilenir. Mevcut genetik çalışmalar genellikle genler ve beslenme, fiziksel aktivite veya yaşam tarzı gibi çevresel maruziyetler arasındaki karmaşık etkileşimi tam olarak hesaba katmamaktadır; bu etkileşimlerin kemik sağlığını önemli ölçüde etkilediği bilinmektedir.[1] Gen-çevre ve gen-gen etkileşimlerini test eden kapsamlı analizlerin olmaması, önemli bir bilgi boşluğunu temsil etmektedir, çünkü bu etkileşimler muhtemelen “kayıp kalıtılabilirliğin” önemli bir bölümünü açıklamaktadır - ikiz/aile çalışmalarından elde edilen kalıtılabilirlik tahminleri ile şu anda tanımlanan genetik varyantlar tarafından açıklanan varyans arasındaki fark.[1]Bu karmaşık ilişkileri anlamak, kemik biyolojisinin eksiksiz bir resmini elde etmek ve kemik sağlığı için hedeflenmiş, kişiselleştirilmiş müdahaleler geliştirmek için çok önemlidir.

Genetik varyasyonlar veya tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), çeşitli genler ve kodlamayan bölgeler içinde ve yakınında bulunarak kemik sağlığı ve için kritik olanlar da dahil olmak üzere çok çeşitli biyolojik süreçleri etkileyebilir. Bu varyantlar genellikle gen ekspresyonunu, protein fonksiyonunu veya toplu olarak kemik oluşumuna, yeniden şekillenmesine ve korunmasına katkıda bulunan hücresel sinyal yollarını etkiler. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), hem vasküler hem de iskelet sistemleri ile ilgili kalsifikasyon süreçleri de dahil olmak üzere karmaşık özelliklere katkıda bulunan bu tür genetik lokusları tanımlamada etkilidir.[11] _LINC01016_ (rs138986597 ), _LINC01122_ (rs7592270 ), _LINC01252_ (rs117686994 ) ve _LINC02682_ (rs11023787 ) dahil olmak üzere çeşitli uzun intergenik kodlamayan RNA’lar (lncRNA’lar), gen ekspresyonunun düzenlenmesinde önemli roller oynar. Bu lncRNA’lar, kromatin yapısını modüle ederek, protein kompleksleri için iskele görevi görerek veya mikroRNA’ları sünger gibi emerek çeşitli hücresel süreçleri etkileyebilir ve böylece protein kodlayan genlerin transkripsiyonunu ve translasyonunu etkileyebilir. rs72748040 gibi bir varyant, diğer genlerin ekspresyonunu doğrudan düzenleyen bir transkripsiyon faktörü olarak işlev gören bir çinko parmak proteini olan _ZNF483_’ün yakınında bulunur. İster lncRNA’lar ister transkripsiyon faktörleri olsun, bu düzenleyici elementlerdeki değişiklikler, osteoblast (kemik oluşturan hücre) ve osteoklast (kemiği yeniden emen hücre) aktivitesinde yer alan genlerin ekspresyonunda ince ancak önemli değişikliklere yol açabilir ve sonuç olarak kemik mineral yoğunluğunu ve genel kemik yapısını etkileyebilir.[11]Diğer varyantlar, bağışıklık yanıtı, inflamasyon ve hücresel sinyalizasyon için çok önemli olan genleri etkiler; bu süreçler kemik biyolojisiyle yakından bağlantılıdır. Örneğin,rs35932350 ile ilişkili _HRH1_(Histamin Reseptörü H1), inflamatuar ve immün reaksiyonlarda yer alan histaminin etkilerini aracılık eder. Histamin reseptörleri kemik hücrelerinde bulunur ve bunların aktivasyonu osteoklast farklılaşmasını ve aktivitesini etkileyebilir, böylece kemik rezorpsiyonunu modüle edebilir. Benzer şekilde,rs742715 varyantı, _MEI4_ ve _IRAK1BP1_’i kapsayan bir bölgede bulunur. _IRAK1BP1_(Interlökin-1 Reseptörü İlişkili Kinaz 1 Bağlayıcı Protein 1), özellikle Toll benzeri reseptörlerin ve IL-1R’nin aşağı akışında bulunan doğuştan gelen bağışıklık sinyal yollarında önemli bir düzenleyicidir ve bunların inflamatuar yanıtları etkilediği bilinmektedir; bu da kemik döngüsünü önemli ölçüde etkileyebilir. Örneğin, kronik inflamasyon, kemik kaybı ve osteoporozun bilinen bir nedenidir. Ayrıca,rs2236705 varyantına sahip _TFF3_(Yonca Faktörü 3), mukozal koruma ve doku onarımında yer alan bir peptittir, ancak aynı zamanda anti-inflamatuar özellikler sergiler ve kemik iyileşmesi ve yeniden şekillenme süreçleriyle ilgili olan hücre proliferasyonunu ve göçünü teşvik edebilir. Bu nedenle, bu genlerdeki varyasyonlar inflamatuar profilleri ve sinyal kaskadlarını değiştirebilir, kemik sağlığını etkileyebilir ve potansiyel olarak kemik ölçümlerini etkileyebilir.[11] rs72748040 varyantı ayrıca prostaglandinlerin metabolizmasında yer alan bir enzim olan _PTGR1_(Prostaglandin Redüktaz 1) ile de ilişkilidir. Prostaglandinler, hem osteoblast farklılaşmasını hem de osteoklast aktivasyonunu etkileyerek kemik yeniden şekillenmesinde kritik roller oynayan güçlü lokal mediatörlerdir._PTGR1_’deki varyasyonlar gibi prostaglandin sentezini veya yıkımını etkileyen genetik varyasyonlar, bu sinyal moleküllerinin hassas dengesini değiştirebilir, böylece kemik yoğunluğunu ve gücünü etkileyebilir. Ek olarak,rs112098641 , öncelikle nöronal eklenmedeki rolüyle bilinen bir RNA bağlayıcı protein olan _NOVA1_ ile ilgili farklı bir transkript olan _NOVA1-DT_ ile bağlantılıdır. _NOVA1-DT_’nin kemikteki doğrudan işlevi hala araştırılırken, farklı transkriptler genellikle ilişkili protein kodlayan genlerini düzenler ve geniş düzenleyici değişiklikler, kemik metabolizmasını düzenleyen nöro-endokrin yollar aracılığıyla dolaylı olarak iskelet sağlığını etkileyebilecek sistemik etkilere sahip olabilir.rs164955 varyantı, varyasyonları lokal gen ekspresyonunu etkileyebilecek henüz karakterize edilmemiş bir geni veya düzenleyici bir bölgeyi temsil edebilecek _SSUH2_lokusunda bulunur. Bu çeşitli genetik varyantların ilgili biyolojik yolları üzerindeki etkisini anlamak, kemik ölçümlerinin ve ilgili durumların altında yatan karmaşık genetik yapıyı çözmek için çok önemlidir.[11]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs138986597 LINC01016bone
rs72748040 ZNF483, PTGR1bone
rs112098641 NOVA1-DTbone
bone mineral content
rs7592270 LINC01122fat pad mass
visceral adipose tissue quantity
bone
rs164955 SSUH2bone
rs2236705 TFF3lean body mass
bone
rs117686994 LINC01252fat pad mass
bone
rs35932350 HRH1bone
rs742715 MEI4 - IRAK1BP1bone
rs11023787 LINC02682bone

Kemik Kütlesinin ve İskelet Sağlığının Tanımlanması

Section titled “Kemik Kütlesinin ve İskelet Sağlığının Tanımlanması”

Kemik mineral yoğunluğu (BMD), osteoporoz riskini ölçmek için en yaygın kabul gören ölçüdür ve iskelet içindeki kemik kütlesi miktarını temsil eder.[7] Osteoporozun kendisi, aşırı iskelet kırılganlığı ve özellikle yaşlılar arasında düşük travmalı kırıklara karşı artan duyarlılık ile karakterize edilen önemli bir halk sağlığı sorunudur.[7] Kritik bir klinik belirti, osteoporozun en şiddetli ve ölümcül sonucu olarak kabul edilen kalça kırığıdır ve bu nedenle kalça KMY’sini özellikle önemli bir risk fenotipi haline getirir.[7]Bu nedenle kemik kütlesi kavramı, iskelet sisteminin yapısal bütünlüğü ve genel sağlığı ile içsel olarak bağlantılıdır.

Kemik değerlendirmesi, kemik sağlığını değerlendirmek için çeşitli teknikler içerir ve belirli iskelet bölgelerine odaklanır. Dual-energy X-ray Absorptiometry (DXA), femoral boyun (FNBMD), trokanter (TRBMD) ve lomber omurga (LSBMD) gibi kilit noktalardaki BMD’yi belirlemek için yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir.[1] Yoğunluğun ötesinde, kantitatif ultrason (QUS) ölçümleri, örneğin kalkaneusun broadband ultrason zayıflaması (BUA), kemik özelliklerine dair bilgiler sağlar.[1] Ayrıca, dar boyun kesit modülü (NeckZr), dar boyun genişliği (NeckWr), femoral şaft kesit modülü (ShaftZr), femoral şaft genişliği (ShaftW), femoral boyun-şaft açısı (NSA) ve femoral boyun uzunluğu (NeckLeng) dahil olmak üzere ayrıntılı femoral geometri ölçümleri değerlendirilir ve bu ölçümler iskelet mimarisinin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasına katkıda bulunur.[1]

Kemik sağlığının sınıflandırılması genellikle osteoporoz gibi durumların tanımlanmasını ve bunların diğer iskelet bozukluklarından ayırt edilmesini içerir. Genetik çalışmalarda, denek seçiminde titiz bir yaklaşım, ciddi metabolik bozukluklar (örn., diyabet, hiperparatiroidizm, hipertiroidizm), diğer iskelet hastalıkları (örn., Paget hastalığı, osteogenezis imperfekta, romatoid artrit), kemiği etkileyen ilaçların kronik kullanımı (örn., hormon replasmanı, kortikosteroidler, anti-konvülsanlar) veya yetersiz beslenme durumları (örn., ülseratif kolit) gibi kemik kütlesini, yapısını veya metabolizmasını etkileyebilecek hastalıkları veya durumları olan bireylerin dışlanmasını içerir.[7]Bifosfonatlar gibi anti-kemik rezorptif veya kemik anabolik ajanları kullanan denekler de tipik olarak çevresel ve terapötik karıştırıcı faktörleri en aza indirmek için dışlanır.[7] BMD verileri, analitik kesinliği artırmak için genellikle yaş, cinsiyet, boy ve kilo dahil olmak üzere önemli kovaryatlar için ayarlanır.[10]Araştırmalar ayrıca kemik kütlesinin cinsiyet ve bölgeye özgü düzenlenmesini göstermektedir;CDH9 ve DCC gibi bazı genetik ilişkiler cinsiyete özgü kalıplar göstermektedir.[2]

Kemik Değerlendirmesinde Temel Terminoloji

Section titled “Kemik Değerlendirmesinde Temel Terminoloji”

Kemik değerlendirmesi ve araştırmalarında açık iletişim için standartlaştırılmış terminoloji çok önemlidir. Temel terimler arasında kemik mineral yoğunluğu (BMD), kemik kütlesinin doğrudan bir ölçüsü ve kantitatif bir ultrason ölçüsü olan geniş bant ultrason zayıflaması (BUA) yer almaktadır.[7] KMY değerlendirmesi için spesifik anatomik bölgeler genellikle kısaltılır, örneğin femoral boyun KMY (FNBMD), trokanter KMY (TRBMD) ve lomber omurga KMY (LSBMD).[1]Yoğunluğun ötesinde, kemik geometrisini tanımlayan terimler arasında dar boyun kesit modülü (NeckZr), dar boyun genişliği (NeckWr), femoral şaft kesit modülü (ShaftZr), femoral şaft genişliği (ShaftW), femoral boyun-şaft açısı (NSA) ve femoral boyun uzunluğu (NeckLeng) bulunur.[1] Ek olarak, iskelet çerçeve boyutu, genel boy ile güçlü bir şekilde ilişkili olan vücut uzunluğu, omurga uzunluğu ve femoral uzunluk gibi ölçümlerle değerlendirilebilir.[8]

Kemik Değerlendirmesinin ve Bilimsel Anlayışın Evrimi

Section titled “Kemik Değerlendirmesinin ve Bilimsel Anlayışın Evrimi”

Kemik özelliklerinin bilimsel anlayışı ve değerlendirilmesi, temel antropometriden gelişmiş görüntüleme ve genetik analizlere doğru önemli ölçüde evrimleşmiştir. İskelet çerçevesi boyutunu ölçmeye yönelik ilk yaklaşımlar, vücut uzunluğunu, omurga uzunluğunu ve femur uzunluğunu belirlemek için statiometre ve çelik cetveller kullanmak gibi hassas antropometrik teknikler içeriyordu.[8]Bu temel çalışma, insan iskeletinin fiziksel boyutlarını anlamak için zemin hazırladı. Önemli bir ilerleme, kemik mineral yoğunluğunu (BMD) ölçmek için daha sonra çift enerjili X-ışını absorpsiyometrisine (DXA) dönüşen foton absorpsiyometrisinin tanıtılmasıyla geldi.[1]Kalkaneus kemiğinin kantitatif ultrasonu (QUS) gibi tamamlayıcı teknikler de ortaya çıkarak kemik sağlığı hakkında ek bilgiler sağladı.[1]20. yüzyılın sonları ve 21. yüzyılın başları, kemik özelliklerini etkileyen genetik ve çevresel faktörleri çözmeye yönelik önemli bir değişime işaret etti. Daha geniş Framingham Kalp Çalışması’na ek olarak Framingham Osteoporoz Çalışması gibi dönüm noktası niteliğindeki çalışmalar, DXA ve QUS kullanılarak kemik densitometri verilerini ve kalça geometrisi ölçümleri de dahil olmak üzere kemikle ilgili diğer kantitatif fenotipleri sistematik olarak toplamaya başladı.[1]Araştırma çabaları, genom çapında bağlantı analizlerini ve ilişkilendirme çalışmalarını içerecek şekilde genişleyerek, femoral yapı, kemik kütlesi ve geometrisindeki normal varyasyonla ilişkili kantitatif özellik lokuslarını (QTL’ler) ve spesifik genetik varyantları tanımladı.[12]Bu dönem, kalıtım ve yaşam tarzının karmaşık etkileşimini vurguladı; Chingford Çalışması gibi çalışmalar, temsili bir popülasyon kohortunda kemik sağlığına uzunlamasına bir bakış açısı sağladı.[8]

Küresel Araştırma Ortamı ve Demografik Etkiler

Section titled “Küresel Araştırma Ortamı ve Demografik Etkiler”

Küresel epidemiyolojik araştırmalar, coğrafya ve demografik faktörlerden etkilenen kemik özelliklerinde çeşitli örüntüler ortaya koymuştur. Kuzey Londra (Chingford Çalışması), Rusya Federasyonu (Çuvaşistan popülasyonu) ve ABD (örneğin, Framingham, Health ABC) ve Avrupa’daki (örneğin, Twins UK, Rotterdam Çalışması, CaMos) çeşitli kohortlar dahil olmak üzere çeşitli popülasyonlarda çalışmalar yapılmıştır.[8]Bu yaygın araştırma çabası, kemik sağlığını anlamaya yönelik küresel bir taahhüdün altını çizmektedir, ancak kemik rahatsızlıkları için belirli küresel yaygınlık ve insidans oranları genellikle küresel toplamlar yerine bu bölgesel çalışmalardan elde edilmektedir.

Yaş, cinsiyet ve atalar gibi demografik faktörler, kemik özelliklerinde kritik bir rol oynamaktadır. Yaş, birincil belirleyicidir ve uzunlamasına kemik kaybı, yaşlı erkekler ve kadınlarda iyi belgelenmiş bir olgudur.[13]Kemik yapısı ve yoğunluğundaki cinsiyete özgü farklılıklar belirgindir; çalışmalar, femoral yapıda normal varyasyona katkıda bulunan cinsiyete özgü QTL’leri tanımlamakta ve meta-analizler, kemik kütlesinin cinsiyet ve bölgeye özgü düzenlenmesini doğrulamaktadır.[14]Atalar da kemik özelliklerini önemli ölçüde etkiler; araştırmalar, Kafkas ve Çin popülasyonları arasında kemik kütlesi aday genlerinde ve osteoporozla ilişkili fenotiplerde etnik farklılıkları vurgulamış ve boy ve kemik sağlığı için etnik kökene özgü genetik lokusları düşündürmektedir.[9]Sosyoekonomik durum, daha geniş çalışmalarda sağlık göstergelerini etkileyen bir faktör olarak kabul edilse de, kemik özellikleri üzerindeki doğrudan epidemiyolojik etkisi genellikle daha büyük sağlık ve yaşlanma kohortları bağlamında araştırılmaktadır.[15]

Kemik Sağlığında Boylamsal Eğilimler ve Gelecek Yönelimler

Section titled “Kemik Sağlığında Boylamsal Eğilimler ve Gelecek Yönelimler”

Boylamsal çalışmalar, kemik sağlığındaki zamansal eğilimleri ve kohort etkilerini anlamak için çok önemlidir. Framingham Osteoporoz Çalışması ve Chingford Çalışması gibi kohortlar, katılımcıları uzun yıllar boyunca takip ederek, ilerleyici kemik kaybı risk faktörleri ve kemik mineral yoğunluğu ve geometrisindeki zaman içindeki değişiklikler hakkında paha biçilmez veriler sağlamıştır.[13]Bu uzun vadeli gözlemler, araştırmacıların kemik değişikliklerinin doğal seyrini izlemesini, kemik kazanımı ve kaybının kritik dönemlerini belirlemesini ve çeşitli müdahalelerin veya yaşam tarzı faktörlerinin iskelet bütünlüğü üzerindeki etkisini değerlendirmesini sağlar.

Kemik özelliklerinin, özellikle genetik araştırmalar yoluyla gelişen anlayışı, kişiselleştirilmiş önleme ve yönetim stratejilerine odaklanan gelecekteki epidemiyolojik eğilimlere işaret etmektedir. Genetik belirteçlerin tanımlanması ve kompozit genetik risk skorlarının geliştirilmesi, osteoporoz gibi durumlara yatkınlığı öngörmek için umut vaat etmektedir.[1]Bu tür ilerlemeler, moleküler profillerin ve genetik tarama dizilerinin oluşturulmasına yol açabilir ve belirli popülasyonlarda kemik sağlığını korumak ve kırıkları önlemek için erken müdahale ve kişiye özel terapötik yaklaşımlar için güçlü araçlar sunarak, kemikle ilişkili hastalıkların yükünü azaltmaya yönelik gelecekteki projeksiyonları şekillendirebilir.[1]

Kemik Homeostazı ve Hücresel Mekanizmalar

Section titled “Kemik Homeostazı ve Hücresel Mekanizmalar”

Kemik, dinamik ve metabolik olarak aktif bir dokudur ve yapısal bütünlüğünü korumak, mekanik strese uyum sağlamak ve mineral dengesini düzenlemek için sürekli olarak yeniden şekillenme sürecinden geçer.

Kırık Önleme için Tanı ve Risk Katmanlaması

Section titled “Kırık Önleme için Tanı ve Risk Katmanlaması”

Osteoporozu teşhis etmek ve bireyleri kırık risklerine göre katmanlamak için doğru kemik değerlendirmesi önemlidir. Kemik mineral yoğunluğu (BMD) için çift enerjili X-ışını absorbsiyometrisi (DXA), şu anda kırık riskini değerlendirmek için altın standart olarak kabul edilmektedir.[16]Bununla birlikte, klinik çalışmalar, kalkaneus’un kantitatif ultrasonu (QUS) ve belirli kemik geometrisi parametreleri gibi diğer ölçümlerin de genellikle BMD’den bağımsız olarak kırıkları tahmin etmek için çok önemli olduğunu göstermektedir.[5]Örneğin, femoral şaft kesit modülü ve genişliği, femoral boyun-şaft açısı ve femoral boyun uzunluğu gibi ölçümler, kemik gücü ve kırık duyarlılığının kapsamlı bir şekilde anlaşılmasına önemli ölçüde katkıda bulunur ve klinisyenlerin erken önleyici müdahalelerden faydalanabilecek yüksek riskli bireyleri tanımlamasını sağlar.[1]Amerika Birleşik Devletleri’nde yılda 1,5 milyondan fazla kırık meydana geldiği göz önüne alındığında, kalça ve omurga kırıklarının önemli bir kısmı da dahil olmak üzere, ayrıntılı kemik değerlendirmesi yoluyla etkili risk katmanlaması, morbidite ve mortaliteyi azaltmak için önemli bir halk sağlığı sorunudur.[6]

Prognostik Göstergeler ve Tedavi Yanıtı İzlemi

Section titled “Prognostik Göstergeler ve Tedavi Yanıtı İzlemi”

Kemik ölçümleri, ilk tanılamanın ötesinde, uzun vadeli sonuçları öngören ve hastalığın ilerlemesini ve terapötik müdahalelere yanıtı izleyen hayati prognostik göstergeler olarak hizmet eder. BMD, QUS ve kemik geometrisindeki uzunlamasına değişiklikler, osteoporoz tedavilerinin etkinliğini veya hasta yönetiminde ayarlamalar yapılması gerektiğini işaret edebilir. Örneğin, çalışmalar hormon replasmanı, alendronat, raloksifen ve teriparatid dahil olmak üzere çeşitli tedavilerin kalça yapısal geometrisi üzerindeki yapısal etkilerini değerlendirmiştir.[17]Bu ayrıntılı geometrik ölçümler, tedavilerin kemik mimarisini nasıl etkilediğine dair daha nüanslı bir anlayış sağlar ve bu da kırık riskini azaltmakla doğrudan ilgilidir. Bu parametrelerin izlenmesi, klinisyenlerin seçilen tedavilerin etkinliğini değerlendirmesine, gelecekteki kırık olaylarını tahmin etmesine ve hasta sonuçlarını optimize etmek için devam eden bakımı uyarlamasına olanak tanır.

Genetik Katkılar ve Kişiselleştirilmiş Kemik Sağlığı Yönetimi

Section titled “Genetik Katkılar ve Kişiselleştirilmiş Kemik Sağlığı Yönetimi”

Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) dahil olmak üzere genetik araştırmalar, kemik kütlesini ve geometrisini etkileyen altta yatan biyolojik mekanizmalara dair derin bilgiler sunarak, kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarının önünü açmaktadır. Femur şaftı kesit modülü ile bağlantılı 15 ve 22 numaralı kromozomlardaki SNP’ler gibi çeşitli kemik fenotipleriyle ilişkili spesifik genetik lokusların tanımlanması, fenotipik düzeyde belirgin olmayan biyolojik yolların ortaya çıkarılmasına yardımcı olabilir.[1]Bu genetik bilgi, çoklu lokusların etkilerini birleştiren kompozit genetik risk skorları geliştirmek için potansiyel taşımaktadır ve tek gen ilişkilerine kıyasla osteoporoz riskini tahmin etmek ve önleme stratejilerine rehberlik etmek için daha pratik bir fayda sunmaktadır.[1]Ayrıca, genetik çalışmalar, kemik fenotipleri ile komorbiditeler arasında, örneğin erkeklerde hem obeziteyi hem de osteoporoz fenotiplerini etkileyenSOX6geni gibi ilişkiler tanımlamıştır; bu da örtüşen genetik etkileri ve karmaşık hastalık etkileşimlerini vurgulamaktadır.[7]Bu tür moleküler profiller ve genetik tarama dizileri, hedeflenmiş önleme ve kemik hastalıklarının yönetimi için paha biçilmez araçlar haline gelebilir ve daha bireyselleştirilmiş hasta bakımına olanak tanır.

Geniş Ölçekli Kohort Çalışmaları ve Kemik Sağlığına İlişkin Boylamsal İçgörüler

Section titled “Geniş Ölçekli Kohort Çalışmaları ve Kemik Sağlığına İlişkin Boylamsal İçgörüler”

Popülasyon çalışmaları, genetik yatkınlıklardan çevresel etkilere ve hastalık ilerlemesine kadar kemik sağlığının karmaşık belirleyicilerini anlamada çok önemli bir rol oynamaktadır. Framingham Osteoporoz Çalışması (Framingham Kalp Çalışması’na ek bir çalışma) gibi geniş ölçekli kohort çalışmaları, kemik mineral yoğunluğu (BMD) ve kalça geometrisi hakkında kapsamlı boylamsal veriler sağlamıştır. Bu çalışma, DXA ve kalkaneal kantitatif ultrason (QUS) yoluyla KMY ölçülen, hem orijinal hem de yavru kohortları içeren 1141 fenotiplendirilmiş bireyi kapsıyordu.[1]Benzer şekilde, Kuzey Londra’daki prospektif popülasyon tabanlı boylamsal bir kohort olan Chingford Çalışması, 1987-1989’dan itibaren yıllık radyografiler ve klinik muayenelerle 1.003 kadını takip ederek, İngiltere genel popülasyonu için kemik ölçüleri ve ilgili özellikler hakkında temsili veriler sağlamıştır.[8]Bu kohortlar, 4.000 sağlıklı kan bağışçısı olan Cambridge BioResource gibi biyo-banka girişimlerinin yanı sıra, kemik kaybının zamansal örüntülerinin araştırılmasını ve zaman içindeki risk faktörlerinin belirlenmesini sağlamaktadır.[8]Bu kapsamlı veri kümelerinden elde edilen boylamsal analizler, yaşlı erkeklerde ve kadınlarda kemik kaybı için kritik risk faktörlerini belirlemiş ve osteoporozun ilerlemesine ilişkin anlayışımıza önemli ölçüde katkıda bulunmuştur.[13]Örneğin, Framingham çalışması, çeşitli kalça geometrisi ölçüleri de dahil olmak üzere çok sayıda kemikle ilgili kantitatif fenotipi değerlendirmiş ve tüm kemik fenotipleri için kalıtılabilirlik tahminleri %30 ila %66 arasında değişmiştir.[1]Bu tür çalışmalar genellikle, diyabet veya hiperparatiroidizm gibi bilinen kemik hastalıkları veya artmış kemik kaybı risk faktörleri olan ve hormon replasman tedavisi gibi yaygın ilaçlar kullanan bireyleri dışlamak için titiz tarama protokolleri içermekte ve normal varyasyon ve erken hastalık göstergelerine odaklanılmasını sağlamaktadır.[8]

Genetik epidemiyoloji, kemik özelliklerinin genetik temellerini ortaya çıkarmak için geniş popülasyon örneklerinden yararlanır ve genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve bağlantı analizleri gibi gelişmiş metodolojiler kullanır. Örneğin, Framingham Kalp Çalışması, BMD, kalkaneal ultrason ve kalçanın çeşitli geometrik indeksleri dahil olmak üzere kemikle ilgili on birincil kantitatif özellikle genetik ilişkileri incelemek için Affymetrix 100K SNP GeneChip’i kullanmıştır.[1] Bu çalışma, önemli genetik lokusları tanımlamış, femoral şaft kesit modülü için 15 ve 22 numaralı kromozomlarda 3,0 veya daha yüksek LOD skorları bulunmuş ve GEE modellerinde 12 ve FBAT modellerinde 2 olmak üzere 100K SNP ile yüksek önem düzeylerinde 12 ilişki saptanmıştır.[1]Önemli olarak, BMD fenotipleri ile genetik ilişkiler genellikle geometrik fenotiplerle örtüşmemiştir, bu da kemik yapısının farklı yönleri için farklı genetik düzenlemeler olduğunu düşündürmektedir.[1]Kemik sağlığının genetik yapısına dair daha fazla bilgi, meta-analizlerden ve daha geniş GWAS çalışmalarından gelmektedir. Çalışmalar, topuk kemiği mineral yoğunluğu ile ilişkili yüzlerce yeni lokus tanımlamış ve BMD, osteoporoz ve kırık için poligenik risk skorlarının geliştirilmesine katkıda bulunmuştur.[18] Bivariant genom çapında ilişkilendirme analizleri ayrıca, SOX6geni gibi görünüşte farklı durumlar arasında paylaşılan genetik etkileri ortaya çıkarmıştır; bu genin erkeklerde hem obezite hem de osteoporoz fenotiplerini etkilediği düşünülmektedir.[7] Bu çalışmalar, aile yapısını ve diğer karıştırıcı faktörleri hesaba katmak ve genetik ilişkileri saptama gücünü artırmak için genelleştirilmiş tahmin denklemleri (GEE) ve aile tabanlı ilişkilendirme testleri (FBAT) gibi karmaşık istatistiksel modeller kullanır.[1]

Popülasyonlar Arası Karşılaştırmalar ve Epidemiyolojik Örüntüler

Section titled “Popülasyonlar Arası Karşılaştırmalar ve Epidemiyolojik Örüntüler”

Popülasyon çalışmaları, kemik özelliklerinde ve kemikle ilişkili durumların yaygınlığında sıklıkla önemli popülasyonlar arası farklılıkları vurgulamaktadır. Araştırmalar, kemik kütlesi aday genlerinde Kafkas ve Çin popülasyonları arasında farklılaşma olduğunu ve bunun kemik kütlesinde ve genetik yapısında doğuştan gelen etnik farklılıkları ima ettiğini göstermiştir.[9] Çin popülasyonlarında boy için yapılan genom çapında ilişkilendirme taramaları, iskelet çerçeve boyutunu etkileyen etnik kökene özgü genetik lokuslar için daha fazla kanıt sağlamış ve genetik araştırmalarda çeşitli popülasyon temsillerinin önemini vurgulamıştır.[19] Bu karşılaştırmalar, ağırlıklı olarak Avrupa kökenli kohortlardan elde edilen bulguların genellenebilirliğini anlamak ve popülasyona özgü önleme ve tedavi stratejileri geliştirmek için çok önemlidir.

Epidemiyolojik veriler, osteoporoz gibi durumların önemli halk sağlığı yükünün altını çizmektedir. ABD’de yaklaşık 10 milyon kişi osteoporozdan muzdarip olup, ek olarak 34 milyon kişi yüksek risk altındadır ve bu durum yılda 1,5 milyondan fazla osteoporotik kırığa yol açmaktadır.[7] Bu tür kırıklar, 1995’te yaklaşık 13,8 milyar dolar olarak tahmin edilen önemli doğrudan maliyetlere neden olmaktadır.[7]Çalışmalar ayrıca demografik faktörleri, yaşı, cinsiyeti ve vücut kitle indeksinin (BMI) kemik mineral yoğunluğu ve genetik belirleyicileri üzerindeki etkilerini araştırmakta ve bu faktörlerin popülasyonlar genelinde kemik sağlığını etkilemek için genetik yatkınlıklarla nasıl etkileşime girdiğini göstermektedir.[20]Kalça KMY gibi fenotipler, osteoporozun en şiddetli sonuçlarından birini temsil eden kalça kırığı riskiyle doğrudan ilişkili olmaları nedeniyle özellikle vurgulanmaktadır.[7]

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak kemiğin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Annemin kemikleri zayıftı. Bu benim de olacağım anlamına mı geliyor?

Section titled “1. Annemin kemikleri zayıftı. Bu benim de olacağım anlamına mı geliyor?”

Evet, önemli bir olasılık var. Yoğunluk ve yapı gibi kemik özellikleri oldukça kalıtsaldır, yani paylaşılan genetik faktörler nedeniyle ailelerde görülürler. Çalışmalar, kemik özelliklerinin %30 ila %66 oranında ebeveynlerinizden kalıtılabileceğini veLRP5 ve VDR gibi genlerden etkilendiğini göstermektedir.

2. Bazı insanlar neden küçük düşmelerde bile kolayca kemik kırıyor gibi görünür?

Section titled “2. Bazı insanlar neden küçük düşmelerde bile kolayca kemik kırıyor gibi görünür?”

Bu genellikle faktörlerin bir kombinasyonudur, ancak genetik büyük bir rol oynar. Bazı bireyler, kemik mineral yoğunluğunu ve kemiklerinin yapısal bütünlüğünü etkileyen ve onları doğal olarak daha kırılgan hale getirenCOL1A1 gibi genleri miras alırlar. Bu, daha az darbe ile bile daha yüksek kırık riskine yol açabilir.

3. Ailemde kemikler zayıf olsa bile, egzersiz yaparak kemiklerimi gerçekten güçlendirebilir miyim?

Section titled “3. Ailemde kemikler zayıf olsa bile, egzersiz yaparak kemiklerimi gerçekten güçlendirebilir miyim?”

Kesinlikle! ESR1gibi genleri içeren genetik yapınız kemik özelliklerine önemli ölçüde katkıda bulunsa da, egzersiz gibi çevresel faktörler çok önemlidir. Düzenli fiziksel aktivite kemik oluşumunu uyarır ve kemik yoğunluğunu oluşturmaya ve korumaya yardımcı olarak kalıtsal risklerinizin bir kısmını potansiyel olarak azaltabilir.

4. Yediklerim kemik gücümü gerçekten etkiler mi, yoksa bu daha çok genlerimle mi ilgili?

Section titled “4. Yediklerim kemik gücümü gerçekten etkiler mi, yoksa bu daha çok genlerimle mi ilgili?”

İkisi de! Genleriniz, örneğin VDR(D vitamini işlenmesinde rol oynar), vücudunuzun kemik sağlığı için hayati öneme sahip mineralleri nasıl işlediğini etkiler. Ancak diyetiniz doğrudan bu yapı taşlarını sağlar. Kalsiyum ve D vitamini açısından zengin dengeli bir diyet, güçlü kemikleri ve mineral homeostazını desteklemek için genetik yapınızla birlikte çalışır.

5. Yaşlandıkça kemiklerim ne yaparsam yapayım zayıflar mı?

Section titled “5. Yaşlandıkça kemiklerim ne yaparsam yapayım zayıflar mı?”

Kemik yeniden yapımı yaşla birlikte doğal olarak daha fazla rezorpsiyona doğru kayarken, birçok genin etkisiyle belirlenen genetik yatkınlığınız, bu değişimin hızını ve kapsamını etkiler. Ancak, diyet ve egzersiz gibi yaşam tarzı seçimleri, yaşa bağlı kemik kaybını önemli ölçüde yavaşlatabilir ve yapısal bütünlüğü koruyabilir.

6. Erkekler ve kadınlar yaşlandıkça farklı kemik sorunlarıyla mı karşılaşır?

Section titled “6. Erkekler ve kadınlar yaşlandıkça farklı kemik sorunlarıyla mı karşılaşır?”

Evet, karşılaşabilirler. Araştırmalar, kemik kütlesinin genetik düzenlenmesinin cinsiyete özgü olabileceğini veCYP19 ve ESR1gibi genleri içerebileceğini göstermektedir; bu da zamanla erkekler ve kadınlar arasında farklı kemik yoğunluğu ve yapısı örüntülerine yol açar. Bu, osteoporoz gibi durumlar için değişen risklere katkıda bulunur.

7. Avrupalı kökenli değilim. Benim atalarımın kemik riskim üzerinde farklı bir etkisi var mı?

Section titled “7. Avrupalı kökenli değilim. Benim atalarımın kemik riskim üzerinde farklı bir etkisi var mı?”

Bu mümkün. Birçok büyük genetik çalışma, Avrupa kökenli popülasyonlara odaklanmıştır; bu da tanımlanan genetik varyantların, allel frekanslarındaki farklılıklar nedeniyle diğer etnik gruplara aynı şekilde uygulanamayabileceği anlamına gelir. Ataya özgü kemik risklerini tam olarak anlamak için daha kapsayıcı araştırmalar gereklidir.

8. Aynı kişide bile bazı kemiklerimin diğerlerinden daha zayıf olma olasılığı daha yüksek mi?

Section titled “8. Aynı kişide bile bazı kemiklerimin diğerlerinden daha zayıf olma olasılığı daha yüksek mi?”

Evet, kesinlikle. Kemik kütlesinin genetik düzenlenmesi, belirli iskelet bölgelerine özgü olabilir; bu da farklı genlerin veya genetik varyantların kalçanızda omurganıza kıyasla daha güçlü etkilere sahip olabileceği anlamına gelir. Bu, bir bölgede güçlü kemikleriniz olabileceği, ancak başka bir bölgede potansiyel olarak daha zayıf kemikleriniz olabileceği anlamına gelir.

9. Özel bir test, sorun yaşamadan önce kemiklerimin zayıf olma riski taşıyıp taşımadığımı söyleyebilir mi?

Section titled “9. Özel bir test, sorun yaşamadan önce kemiklerimin zayıf olma riski taşıyıp taşımadığımı söyleyebilir mi?”

Evet, gelişmiş değerlendirmeler ve genetik bilgiler yardımcı olabilir. Kemik parametreleri ile ilişkili spesifik genetik varyantların belirlenmesi, erken risk değerlendirmesine yardımcı olabilir. Bu, kişiselleştirilmiş önleme stratejilerine olanak tanır ve potansiyel olarak osteoporoz gibi sorunlar ortaya çıkmadan önce hedefe yönelik tedavilere rehberlik eder.

10. Doktorum kemik yoğunluğumun iyi olduğunu söylüyor, ancak yine de kemik kırılması konusunda endişeleniyorum. Endişelenmeli miyim?

Section titled “10. Doktorum kemik yoğunluğumun iyi olduğunu söylüyor, ancak yine de kemik kırılması konusunda endişeleniyorum. Endişelenmeli miyim?”

Başka faktörleri de göz önünde bulundurmak mantıklı. Kemik mineral yoğunluğu (BMD) güçlü bir belirleyici olsa da, kemiklerinizin geometrik özellikleri, özellikle kalçada, kırık riskini tahmin etmede BMD ölçümlerinden bağımsız olarak da önemli bir rol oynar.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler elde edildikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Kiel DP, et al. “Genome-wide association with bone mass and geometry in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet 2007, 8(Suppl 1):S14.

[2] Ioannidis JP, Ng MY, Sham PC, Zintzaras E, Lewis CM, Deng HW, Econs MJ, Karasik D, Devoto M, Kammerer CM, Spector T, Andrew T, Cupples LA, Duncan EL, Foroud T, Kiel DP, Koller D, Langdahl B, Mitchell BD, Peacock M, Recker R, Shen H, Sol-Church K, Spotila LD, Uitterlinden AG, Wilson SG, Kung AW, Ralston SH. “Meta-analysis of genome-wide scans provides evidence for sex- and site-specific regulation of bone mass.”J Bone Miner Res 2007, 22(2):173-183.

[3] Cummings SR, Melton LJ. “Epidemiology and outcomes of osteoporotic fractures.” Lancet 2002, 359(9319):1761-1767.

[4] Marshall D, Johnell O, Wedel H. “Meta-analysis of how well measures of bone mineral density predict occurrence of osteoporotic fractures.”BMJ 2002, 312(7041):1254-1259.

[5] Faulkner KG, Cummings SR, Black D, Palermo L, Gluer CC, Genant HK. “Simple of femoral geometry predicts hip fracture: the study of osteoporotic fractures.”J Bone Miner Res 1993, 8(10):1211-1217.

[6] U. S. Department of Health and Human Services. “Bone Health and Osteoporosis: A Report of the Surgeon General.” 2004. U.S. Department of Health and Human Services, Office of the Surgeon General; Rockville, MD.

[7] Liu, Y. Z., et al. “Powerful bivariate genome-wide association analyses suggest the SOX6gene influencing both obesity and osteoporosis phenotypes in males.”PLoS ONE, vol. 4, no. 8, 2009, p. e6730.

[8] Soranzo, N., et al. “Meta-analysis of genome-wide scans for human adult stature identifies novel Loci and associations with measures of skeletal frame size.”PLoS Genet, vol. 5, no. 4, 2009, p. e1000445.

[9] Dvornyk, V., et al. “Contribution of genotype and ethnicity to bone mineral density variation in Caucasians and Chinese: a test for five candidate genes for bone mass.”Chin Med J (Engl), vol. 118, 2005, pp. 1235–1244.

[10] Xiong, D. H., et al. “Genome-wide association and follow-up replication studies identified ADAMTS18 and TGFBR3as bone mass candidate genes in different ethnic groups.”American Journal of Human Genetics, vol. 84, no. 3, 2009, pp. 370–381, PMID: 19249006.

[11] O’Donnell CJ et al. Genome-wide association study for subclinical atherosclerosis in major arterial territories in the NHLBI’s Framingham Heart Study. BMC Med Genet. 2007;8 Suppl 1:S4.

[12] Koller, D. L., et al. “Genome screen for quantitative trait loci underlying normal variation in femoral structure.” Journal of Bone and Mineral Research, vol. 16, no. 6, 2001, pp. 985-991.

[13] Hannan, M. T., et al. “Risk factors for longitudinal bone loss in elderly men and women: the Framingham Osteoporosis Study.”Journal of Bone and Mineral Research, vol. 15, no. 4, 2000, pp. 710-720.

[14] Peacock, M., et al. “Sex-specific quantitative trait loci contribute to normal variation in bone structure at the proximal femur in men.”Bone, vol. 37, no. 4, 2005, pp. 467-473.

[15] Rooks, R. N., et al. “The association of race and socioeconomic status with cardiovascular disease indicators among older adults in the health, aging, and body composition study.”The Journals of Gerontology Series B: Psychological Sciences and Social Sciences, vol. 57, no. 5, 2002, pp. S247-S256.

[16] Klibanski A, Adams-Campbell L, Bassford T, Blair S, Boden S, Dickersin K, Gifford D, Glasse L, Goldring S, Hruska K, Johnson S, McCauley L, Russell W. “Osteoporosis prevention, diagnosis, and therapy.”JAMA 2001, 285(6):785-795.

[17] Greenspan, S. L., Beck, T. J., Resnick, N. M., Bhattacharya, R., & Parker, R. A. “Effect of hormone replacement, alendronate, or combination therapy on hip structural geometry: a 3-year, double-blind, placebo-controlled clinical trial.”J Bone Miner Res, vol. 20, no. 9, 2005, pp. 1525-1532.

[18] Kim, S.K. “Identification of 613 new loci associated with heel bone mineral density and a polygenic risk score for bone mineral density, osteoporosis and fracture.”Hum Mol Genet, 2018.

[19] Lei, S.F., et al. “Genome-wide association scan for stature in Chinese: evidence for ethnic specific loci.” Hum Genet, vol. 19030899, 2009.

[20] Karasik, D., et al. “Age, gender, and body mass effects on quantitative trait loci for bone mineral density: the Framingham study.”Bone, vol. 33, no. 3, 2003, pp. 308-316.