Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu
Tıkınırcasına yeme, genellikle iki saatten kısa bir süre içinde, olağandışı derecede fazla miktarda yiyecek tüketimi ve yeme davranışı üzerinde öznel bir kontrol kaybı hissi ile karakterizedir.[1]Bu davranış, çeşitli yeme bozukluklarının trans-diyagnostik bir özelliğidir ve bulimia nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğunun tanımlayıcı bir semptomu olarak hizmet eder ve potansiyel olarak anoreksiya nervozada da görülebilir.[1] Amerika Birleşik Devletleri genel nüfusunun tahmini olarak %4,5’ini etkilediği düşünüldüğünde önemli bir halk sağlığı sorunudur.[2]
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Tıkınırcasına yemenin klinik önemi, diğer psikiyatrik durumlarla sık sık birlikte görülmesiyle daha da vurgulanmaktadır. Örneğin, bipolar bozukluk (BB), tıkınırcasına yeme davranışı da dahil olmak üzere yeme düzensizliği özellikleriyle pozitif yönde ilişkilidir.[1] Çalışmalar, tıkınırcasına yemenin BB’si olan bireylerin %25’inden fazlasında meydana geldiğini ve bu oranın genel popülasyondakinden önemli ölçüde yüksek olduğunu göstermektedir.[2] Bu komorbidite, daha büyük bir psikiyatrik ve genel tıbbi yük ile ilişkilidir ve komorbid tıkınırcasına yeme ile birlikte BB’nin farklı ve önemli bir klinik alt tipi temsil edebileceğini düşündürmektedir.[1] Bu tür spesifik alt fenotiplerin genetik yapısını anlamak, BB gibi durumların karmaşık kalıtım örüntülerini ortaya çıkarmak için çok önemlidir.[1]
Biyolojik Temel
Section titled “Biyolojik Temel”Tıkınırcasına yeme ve bipolar bozukluk, her ikisi de yüksek oranda kalıtsal olan durumlardır. BD’nin kalıtılabilirliğinin %60 ile %85 arasında olduğu tahmin edilirken, geniş tanımlı tıkınırcasına yeme dahil olmak üzere tıkınırcasına yemenin kalıtılabilirliği %46 ile %74 arasında değişmektedir.[3] Ayrıca, ebeveynlerde BD’nin, çocuklarda tıkınırcasına yemeyi içeren yeme bozuklukları için bir risk faktörü olduğu tespit edilmiştir.[4] Genetik çalışmalar, bu durumların altında yatan ortak ve benzersiz genetik faktörleri araştırmaya başlamıştır. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), tıkınırcasına yemenin etiyolojisinde, özellikle BD komorbiditesi bağlamında, belirli genetik varyantları işaret etmiştir. Örneğin, PRR5-ARHGAP8gen bölgesindeki tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) ile BD vakalarında tıkınırcasına yeme arasında genom çapında anlamlı bir ilişki bulunmuş olup, dikkat çekici bir varyantrs726170 ’dir.[1] PRR5-ARHGAP8, mTORC2’nin (yemek alımının düzenlenmesinde rol oynayan bir kinaz) bir alt birimi olan PRR5 ve Rho GTPaz sinyal yollarını düzenleyen bir protein olan ARHGAP8’i içeren bir füzyon proteinidir.[1] Başka bir GWAS, komorbid tıkınırcasına yeme öyküsü olan BD vakalarını BD’si olmayan kontrollere kıyaslarken, PPP1R2P5 yakınındaki bir intergenik bölgede SNP rs111940429 ile genom çapında anlamlı bir ilişki tespit etmiştir.[1] Ek olarak, APOB geni, komorbid tıkınırcasına yeme öyküsü olan bipolar bozukluk ile ilişkilendirilmiştir.[1] Bazı aday gen çalışmaları, ergenlerde FTO, genç kadınlarda HTR2A ve kadın ikizlerde NT5C1B gibi genlerle tıkınırcasına yeme arasında ilişkiler olduğunu öne sürse de, bu bulgular daha geniş GWAS’lerde tutarlı bir şekilde tekrarlanmamıştır.[5] İlişkili SNP’lerin transkripsiyon faktörü bağlanma bölgeleri ve arttırıcı bölgelerle bağlantılı olan rs726170 ve rs8139558 gibi düzenleyici işlevleri de dahil olmak üzere, bu genetik ilişkilere yönelik daha fazla araştırma,[1] tıkınırcasına yemenin ve klinik belirtilerinin altında yatan biyolojik mekanizmaları anlamak için kritik öneme sahiptir.
Metodolojik ve Örneklem Büyüklüğü Kısıtlamaları
Section titled “Metodolojik ve Örneklem Büyüklüğü Kısıtlamaları”Tıkınırcasına yeme davranışının genetiği üzerine yapılan araştırmalar, özellikle sınırlı örneklem büyüklüklerinden kaynaklanan çeşitli metodolojik kısıtlamalara tabidir. Örneğin, bir keşif örneklemi, tıkınırcasına yeme davranışı olan yalnızca 206 bipolar bozukluk vakasını içermiştir; bu sayı, artan güç için fenotipik heterojenliği azaltma çabalarına rağmen, orta düzeyde etkilere sahip genetik varyantları tespit etme yeteneğini doğal olarak kısıtlamaktadır.[6] Bu tür sınırlamalar, tıkınırcasına yeme davranışına katkıda bulunan ek genetik risk faktörlerini kapsamlı bir şekilde belirlemek için çok daha büyük kohortlar gerektirmektedir.[1] Bipolar bozukluk gibi karmaşık bozukluklar için bilinen bir sorun olan genetik bulguları tekrarlama zorluğu, genellikle bu orta düzeydeki etki büyüklükleri ile daha da kötüleşmekte ve önemli örneklem gücü olmadan sağlam genetik ilişkiler kurmayı zorlaştırmaktadır.[1]
Fenotipik Tanım ve Tanısal Özgüllük
Section titled “Fenotipik Tanım ve Tanısal Özgüllük”Tıkınırcasına yeme genetiğini anlamadaki önemli bir sınırlama, farklı çalışmalar ve veri kümeleri arasında tanımındaki değişkenlikten kaynaklanmaktadır. Örneğin, tıkınırcasına yeme bir kohortta yaşam boyu gıda tıkınmaları öyküsü olarak tanımlanırken, bir diğeri son altı ay içinde kontrol kaybı hissiyle birlikte büyük miktarda yemek yeme gibi daha güncel bir kriter kullanmıştır.[1] Bu tutarsızlık, fenotipe heterojenite katabilir ve bulguların yorumlanmasını ve karşılaştırılabilirliğini zorlaştırabilir. Ayrıca, çeşitli analizlerde kontrol deneklerinde tıkınırcasına yeme öyküsü bilgisinin olmaması, araştırmacıların gözlemlenen genetik ilişkilerin tıkınırcasına yeme için genel bir riski mi yoksa bipolar bozukluğun bir komorbiditesi olarak tıkınırcasına yeme için spesifik bir risk faktörünü mü yansıttığını kesin olarak belirleyemeyeceği anlamına gelir.[1]Bu kontrol verisi eksikliği, tanımlanan tek nükleotid polimorfizmlerinin bipolar bozukluk, tıkınırcasına yeme veya iki durum arasındaki bir etkileşim ile ilişkili olup olmadığını ayırt etme yeteneğini engeller.[6]
Genellenebilirlik ve Kalan Bilgi Boşlukları
Section titled “Genellenebilirlik ve Kalan Bilgi Boşlukları”Bulguların genellenebilirliği, çalışma popülasyonlarının demografik özellikleri ile sınırlıdır. Potansiyel popülasyon tabakalaşmasını azaltmak için, bazı analizler yalnızca Avrupalı Amerikalı denekler üzerinde yapılmıştır, bu da sonuçların diğer atalara sahip bireylere uygulanabilirliğini sınırlar.[6] Dahası, çalışmalar, sırasıyla ergenlerde ve genç kadınlarda FTO ve HTR2Avaryantları ve bulimia nervoza spektrumu olan kadın ikizlerdeNT5C1B gibi, tıkınırcasına yeme veya ilgili yeme bozuklukları için daha önce önerilen aday gen ilişkilerini tekrarlamada zorluklarla karşılaşmıştır.[1] Bu, bu özelliklerin karmaşık genetik yapısını ve daha geniş replikasyon çabalarına duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır. Genetik ilişkiler tanımlanırken, bu varyantların özellikle bipolar bozukluk bağlamında tıkınırcasına yeme davranışını nasıl etkilediğine dair kesin nedensel yollar ve fonksiyonel mekanizmalar büyük ölçüde bilinmemektedir ve bu da gelecekteki uzunlamasına ve fonksiyonel araştırmaların gerekliliğini vurgulamaktadır.[6]
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Çeşitli genetik varyantlar, özellikle tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), bipolar bozukluk gibi eş zamanlı durumlar bağlamında sıklıkla aşırı yeme davranışı ile ilişkilendirilmiştir. Bu varyantlar, fonksiyonel proteinleri, uzun kodlayıcı olmayan RNA’ları ve intergenik bölgeleri kapsamakta ve iştah düzenlemesi ile dürtü kontrolünün altında yatan karmaşık bir genetik mimariye işaret etmektedir. Rollerini anlamak, aşırı yemeye katkıda bulunan biyolojik yollara ışık tutmaktadır.
Aşırı yemenin genetiğinde önemli bir odak noktası, _PRR5_ ve _ARHGAP8_’den öğeleri birleştiren bir füzyon proteini olan _PRR5-ARHGAP8_ okuma transkripti olmuştur. _PRR5_, gıda alımını düzenlemede yer alan önemli bir serin/treonin kinaz olan mTORC2’nin bir bileşenidir,_ARHGAP8_ ise hücresel süreçler için gerekli sinyal yollarını yöneten RhoGAP ailesine aittir. Bu bölgedeki rs726170 varyantı, bipolar bozukluğu olan bireylerde aşırı yeme ile genom çapında anlamlı bir ilişki göstermiştir ve bu karmaşık komorbiditeye katılımını düşündürmektedir.[1] Bu SNP, transkripsiyon faktörü STAT3 için bağlanma bölgelerinde bulunan diğer varyantlarla ve ayrıca adipoz dokularda H3K4me1 histon işaretleri ile işaretlenmiş bir güçlendirici bölge olan rs8139558 ile yüksek bağlantı dengesizliğindedir ve metabolik ve nöral fonksiyonlarla ilgili gen ekspresyonunda potansiyel bir düzenleyici rolü olduğunu göstermektedir.[1] Ayrıca _PRR5-ARHGAP8_ lokusu içinde veya yakınında bulunan başka bir varyant olan rs6006893 , bu bölgenin aşırı yeme ve ilgili psikiyatrik özelliklerin nörobiyolojik temellerini etkilemedeki önemini daha da vurgulamaktadır.
Aşırı yeme ile bağlantılı diğer varyantlar, kodlayıcı olmayan veya intergenik bölgelerde bulunur ve karmaşık düzenleyici mekanizmalara işaret eder. _LINC01789_ ve _LINC01885_ ile ilişkili bir intergenik bölgede bulunan rs111940429 varyantı, bipolar bozukluğu ve aşırı yeme olan bireylerin kontrollere kıyaslanmasıyla genom çapında anlamlı bir ilişki göstermiştir.[1] Benzer şekilde, _RPL17P25_ ve _RPSAP72_ ile ilişkili rs17810023 , tanımlanmış uzun kodlayıcı olmayan bir RNA (lncRNA) olan RP11–250B2.3’ün yakınında yer almaktadır.[1] rs73057489 ile ilişkili _RPL7P40_ ve _PSMC1P8_ gibi lncRNA’lar ve psödogenler, gen ekspresyonunu düzenlemede, nöral gelişimi, sinaptik plastisiteyi ve iştah kontrolü ve ödül işlemesi için merkezi olan metabolik yolları etkilemede kritik roller oynar. _MMADHC-DT_ yakınındaki rs182107583 de dahil olmak üzere bu bölgelerdeki varyantlar, nörogelişim veya metabolizma ile ilgili yakındaki genlerin ekspresyonunu etkileyerek düzenleyici yapıyı ince bir şekilde değiştirebilir ve böylece aşırı yeme davranışlarına yatkınlığa katkıda bulunabilir.[7]Diğer genetik ilişkiler, aşırı yemede metabolik ve nörolojik sistemler arasındaki etkileşimi vurgulamaktadır. Düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) olan apolipoprotein B’yi kodlayan_APOB_ geni, komorbid aşırı yeme öyküsü olan bipolar bozuklukta rol oynamıştır.[6] _LINC02850_ ve _APOB_’yi kapsayan bölgedeki rs10198175 gibi varyantlar, lipid metabolizmasını ve beyin fonksiyonunu etkileyebilir, doygunluk ve ödülle ilgili yolları etkileyebilir. Bir mitokondriyal taşıyıcı protein olan _SLC25A26_ ile ilişkili rs145763646 varyantı, hücresel enerji metabolizmasının aşırı yeme yatkınlığındaki rolüne işaret etmektedir.[1] Mitokondriyal fonksiyondaki değişiklikler, iştahı ve dürtü kontrolünü düzenlemek için çok önemli olan nöronal uyarılabilirliği ve nörotransmiter sentezini etkileyebilir. Nöronal iletişimde yer alan _NXPH1_ (Neurexophilin 1)‘deki rs13233490 , lncRNA _LINC01721_’deki rs76087671 ve psödogenler _ATP6V1G1P7_ ve _RPL7P45_ yakınındaki rs7337127 gibi varyantlar, toplu olarak, çeşitli fonksiyonel kategorilerdeki ince genetik varyasyonların, nöral devreleri, metabolik düzenlemeyi ve gen ekspresyonunu etkileyerek karmaşık yeme davranışlarını etkilemek için birleşebileceğini düşündürmektedir.[4]
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs13233490 | NXPH1 - GAPDHP68 | binge eating |
| rs17810023 | RPL17P25 - RPSAP72 | binge eating |
| rs111940429 | LINC01789 - LINC01885 | binge eating |
| rs182107583 | MMADHC-DT | binge eating |
| rs726170 rs6006893 | ARHGAP8, PRR5-ARHGAP8 | binge eating |
| rs145763646 | SLC25A26 | binge eating |
| rs76087671 | LINC01721 - GAPDHP53 | binge eating |
| rs10198175 | LINC02850 - APOB | binge eating polyunsaturated fatty acid |
| rs7337127 | ATP6V1G1P7 - RPL7P45 | binge eating |
| rs73057489 | RPL7P40 - PSMC1P8 | binge eating |
Tıkınırcasına Yemeği Tanımlama: Temel Kavramlar ve İşlevselleştirme
Section titled “Tıkınırcasına Yemeği Tanımlama: Temel Kavramlar ve İşlevselleştirme”Tıkınırcasına yeme (TY), öncelikle belirli bir süre içinde, tipik olarak iki saatten kısa bir sürede, olağandışı derecede büyük miktarda yiyecek tüketimi ve buna eşlik eden öznel bir yeme kontrolünü kaybetme hissi ile tanımlanır.[1] Bu temel tanım, hem yiyeceğin objektif miktarını hem de neyin veya ne kadar yendiğini durduramama veya kontrol edememe konusundaki önemli psikolojik deneyimi vurgular. Araştırma bağlamlarındaki işlevsel tanımlar, genellikle bu kriterleri, örneğin hızlı tüketim ve büyük miktarları içeren “yiyecek tıkınmaları” hakkındaki doğrudan sorular yoluyla belirtir.[1] Bununla birlikte, kesin tanım çalışmalar arasında değişebilir; bazıları daha geniş bir TY tanımı kullanırken, diğerleri daha katı kriterler kullanır ve bu da herhangi bir araştırmada belirli işlevselleştirmenin dikkatle değerlendirilmesini gerektirir.[1] Tıkınırcasına yemenin kavramsal çerçevesi, hem özellik benzeri yatkınlıkları hem de epizodik davranışları kapsar ve genellikle “yaşam boyu öyküsü” veya son altı ay gibi belirli bir zaman dilimi içindeki “mevcut” tezahürü için değerlendirilir.[1] “Kontrol kaybı” öznel deneyimi, tıkınırcasına yemeyi sadece aşırı yemekten ayıran kritik bir bileşendir ve tipik olarak bireylere bu tür epizodlar sırasında “yemek yemeyi bırakamadıklarını veya neyi veya ne kadar yediklerini kontrol edemediklerini” hissedip hissetmedikleri sorularak değerlendirilir.[6] Bu nüanslı anlayış, farklı zamansal pencereler ve klinik sunumlar arasında tıkınırcasına yeme davranışının değerlendirilmesine olanak tanır.
Sınıflandırma ve Tanısal Çerçeveler
Section titled “Sınıflandırma ve Tanısal Çerçeveler”Tıkınırcasına yeme, çeşitli yeme bozukluklarında transdiagnostik bir özellik olarak kabul edilir ve hem Bulimia Nervoza hem de Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu için tanımlayıcı bir semptomdur ve potansiyel olarak Anoreksiya Nervoza’da da görülebilir.[6] DSM-IV kriterleri tarafından yönlendirilenler gibi daha geniş nosolojik sistemler içinde, tıkınırcasına yeme diğer psikiyatrik durumların önemli klinik alt tiplerini de belirleyebilir. Örneğin, Bipolar Bozukluğu (BB) olan bireylerde tıkınırcasına yeme davranışının varlığı, daha büyük bir psikiyatrik ve genel tıbbi yük ile ilişkilidir ve bu da bunun farklı ve önemli bir BB alt tipi olarak önerilmesine yol açar.[1] Tıkınırcasına yemenin sınıflandırılması, davranışın basit bir “evet/hayır” varlığını belirleyen kategorik yaklaşımları veya şiddeti ve sıklığı yakalayan boyutsal değerlendirmeleri içerebilir. Genetik Çalışmalar için Tanısal Görüşmeler (DIGS) ve DSM-IV için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID) gibi tanısal görüşmeler, tıkınırcasına yemenin varlığını yerleşik klinik kriterlere göre belirlemek için kullanılan standart araçlardır.[6] Tıkınırcasına yeme gibi komorbid semptomlara dayalı bu alt sınıflandırma, genetik araştırmalarda fenotipik heterojeniteyi azaltmak ve klinik uygulamayı uyarlamak için çok önemlidir.[6]
ve Araştırma Kriterleri
Section titled “ve Araştırma Kriterleri”Araştırmalarda tıkınırcasına yeme için yaklaşımlar tipik olarak belirli kriterleri yakalamak için tasarlanmış yapılandırılmış anketleri ve tanı ölçeklerini içerir. BE’nin yaşam boyu öyküsü için yaygın bir araştırma kriteri, “Hayatınızda hiç yemek atakları geçirdiğiniz (yani, ayrık bir zaman diliminde, genellikle iki saatten kısa sürede, büyük miktarda yiyeceğin hızlı tüketimi) bir zaman oldu mu?” gibi doğrudan bir soruyu içerir.[1]Mevcut BE’yi değerlendirmek için, Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu Tanı Ölçeği (EDDS) gibi araçlar kullanılır; bunlar hem tüketilen yiyecek miktarını (örneğin, “alışılmadık derecede fazla miktarda yiyecek”) hem de tipik olarak son altı aylık dönemde öznel kontrol kaybını işlevselleştiren soruları içerir.[1] Bu araçlar, tıkınırcasına yemenin varlığını tanımlamak için eşikler ve kesme değerleri oluşturur, ancak belirli ifade ve hatırlama süresi, farklı çalışmalar arasında tanımlarda farklılıklara yol açabilir. BE’yi yaşam boyu yiyecek atakları öyküsü olarak tanımlayan bir örneklem ve son altı ayda kontrol kaybıyla birlikte büyük miktarda yeme olarak tanımlayan başka bir örneklem gibi bu farklılıklara rağmen, araştırmalar BE davranış oranlarının örneklemler arasında karşılaştırılabilir kalabileceğini göstermiştir.[6] Bu kriterlerin tutarlı bir şekilde uygulanması, tekrarlanabilir araştırma ve tıkınırcasına yeme üzerindeki genetik ve çevresel etkileri anlamak için hayati öneme sahiptir.
Temel Klinik Sunum
Section titled “Temel Klinik Sunum”Tıkınırcasına yeme, öncelikle belirli bir süre içinde, tipik olarak iki saatten kısa bir sürede, alışılmadık derecede büyük miktarda yiyecek tüketmekle karakterizedir.[1] Bu atakların tanımlayıcı bir özelliği, yeme üzerinde derin bir kontrol kaybı duygusudur; bireyler durduramadıklarını veya tüketilen miktarı düzenleyemediklerini hissederler.[1]Bu davranış, trans-diagnostik bir özellik olarak kabul edilir; yani, özellikle bulimia nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu için tanımlayıcı bir kriter olarak çeşitli yeme bozukluklarında bulunan temel bir semptomdur ve anoreksiya nervozası olan bireylerde de görülebilir.[1] Yiyecek miktarı genellikle, koşullar göz önüne alındığında, diğer insanların alışılmadık derecede büyük olarak kabul edeceği, örneğin bir litre dondurma olarak tanımlanır.[1]
Değerlendirme ve Tanı Yöntemleri
Section titled “Değerlendirme ve Tanı Yöntemleri”Tıkınırcasına yeme davranışının değerlendirilmesi, hem yapılandırılmış klinik görüşmelere hem de öznel ve nesnel bileşenlerini yakalamak için kullanılan öz bildirim ölçütlerine dayanır. DSM-IV için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID) ve Genetik Çalışmalar için Tanı Görüşmesi (DIGS) gibi tanı araçları, tıkınırcasına yeme davranışının yaşam boyu öyküsünü belirlemek için kullanılır.[1], [6] Bu görüşmeler genellikle, genellikle iki saatten kısa bir süre içinde hızlı, büyük tüketim ile tanımlanan “yemek tıkanmaları” ile ilgili geçmiş deneyimler hakkında soru sormak gibi özel sorular içerir.[1]Yeme Bozukluğu Tanı Ölçeği (EDDS) gibi öz bildirim araçları, tipik olarak son altı ay içinde olmak üzere, mevcut veya son zamanlardaki tıkınırcasına yeme örüntülerini değerlendirmede daha fazla yardımcı olur.[1], [8] EDDS özellikle bireylerin olağandışı miktarda yemek yiyip yemediklerini ve bu tür bölümler sırasında kontrol kaybı yaşayıp yaşamadıklarını değerlendirir.[1] Bu yöntemler öncelikle öznel deneyimleri ve öz bildirim davranışlarını yakalarken, farklı değerlendirme tanımlarında (örneğin, yaşam boyu öyküsü ve son davranış) gözlemlenen oranlardaki tutarlılık, tanısal faydalarını düşündürmektedir.[1]
Fenotipik Çeşitlilik ve Değişkenlik
Section titled “Fenotipik Çeşitlilik ve Değişkenlik”Tıkınırcasına yeme, genetik ve çevresel faktörlerden etkilenen, %46 ile %74 arasında tahmin edilen kalıtılabilirliğe sahip önemli fenotipik çeşitlilik ve bireyler arası değişkenlik gösterir.[1], [3] Tıkınırcasına yeme tanımları, yaşam boyu yiyecek tıkınma öyküsü ile son altı ay içinde meydana gelen epizotlar gibi çalışmalar arasında farklılık gösterebilir, ancak bu farklı yaklaşımlar karşılaştırılabilir davranış oranları sağlayabilir.[1]
Tanısal ve Klinik Önemi
Section titled “Tanısal ve Klinik Önemi”Tıkınırcasına yeme davranışı, çeşitli tanınmış yeme bozukluklarında temel bir semptom olduğu için önemli tanısal değere sahiptir ve ayırıcı tanıya yardımcı olur.[1]Tıkınırcasına yeme davranışı, bipolar bozukluk gibi durumlarla şanstan beklenenden daha sık birlikte görülür ve genel popülasyondaki %4,5’e kıyasla bipolar bozukluğu olan bireylerin %25’inden fazlasında bildirilmiştir.[1], [2]Klinik olarak, tıkınırcasına yeme davranışı genellikle daha büyük psikiyatrik ve genel tıbbi yük ile ilişkilidir, özellikle bipolar bozukluk gibi durumlarla birlikte görüldüğünde.[1]Bu komorbidite, tıkınırcasına yemenin genel hastalık şiddetini ve prognozunu etkileyen önemli bir klinik alt tipi temsil edebileceğini düşündürmektedir.[1] Tıkınırcasına yemeyi farklı bir klinik fenotip olarak tanımak, hem klinik uygulama hem de genetik araştırma için çok önemlidir. Bu tür fenotiplere dayalı alt sınıflandırma, heterojenliği azaltarak, nispeten daha küçük örneklemlerde genom çapında anlamlı bulgularla gösterildiği gibi, genetik çalışmaların belirli risk faktörlerini belirleme gücünü artırabilir.[1] Bununla birlikte, komorbid sunumlarda genetik ilişkilerin yorumlanması dikkatli bir değerlendirme gerektirir, çünkü bu durum genel olarak tıkınırcasına yeme veya komorbid durumun belirli bir alt tipi için riski yansıtabilir.[1]
Nedenler
Section titled “Nedenler”Tıkınırcasına yeme, genetik, çevresel ve gelişimsel faktörlerin bir kombinasyonu tarafından etkilenen karmaşık bir özelliktir ve bu faktörler genellikle birbirleriyle etkileşir. Araştırmalar, tıkınırcasına yeme davranışının yüksek oranda kalıtsal olduğunu ve genetik faktörlerin gelişiminde önemli bir rol oynadığını göstermektedir.
Genetik Yatkınlık ve Moleküler Yollar
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Moleküler Yollar”Tıkınırcasına yeme davranışının önemli bir genetik bileşeni vardır ve kalıtım tahminleri %46 ile %74 arasında değişmektedir.[1] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), özellikle diğer psikiyatrik durumlarla birlikte ortaya çıktığında, tıkınırcasına yeme ile ilişkili belirli genetik bölgeleri ve varyantları tanımlamaya başlamıştır. Örneğin, PRR5-ARHGAP8bölgesindeki tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), örneğinrs726170 , bipolar bozukluğu olan bireylerde tıkınırcasına yeme ile anlamlı bir ilişki göstermiştir.[1] PRR5-ARHGAP8 geni, PRR5’in mTORC2’nin bir alt birimi olduğu bir füzyon proteini üretir; mTORC2, gıda alımını düzenlemede rol oynayan bir kinazdır ve ARHGAP8, hücresel sinyal yollarını düzenleyen RhoGAP ailesinin bir üyesidir.[1] Daha ileri genetik araştırmalar, özellikle komorbid bipolar bozukluk bağlamında, APOB gibi diğer genleri de tıkınırcasına yeme yatkınlığında rol oynayan faktörler olarak göstermiştir.[6] Bir diğer önemli bulgu, PPP1R2P5 yakınındaki intergenik bir bölgede bulunan SNP rs111940429 ile genom çapında anlamlı bir ilişkiyi içermektedir.[1] Bazı aday gen çalışmaları, ergenlerde FTO, genç kadınlarda HTR2A ve kadın ikizlerde NT5C1B gibi genler ile tıkınırcasına yeme arasında ilişkiler olduğunu öne sürmüş olsa da, bu spesifik bulgular farklı çalışmalarda her zaman tutarlı bir şekilde tekrarlanmamıştır.[5] Bu genetik keşifler, iştah, ödül ve dürtü kontrolü ile ilgili sinir devrelerini içeren potansiyel biyolojik mekanizmaları vurgulamaktadır.
Psikiyatrik Komorbiditelerle Ortak Genetik Yapı
Section titled “Psikiyatrik Komorbiditelerle Ortak Genetik Yapı”Tıkınırcasına yeme, diğer psikiyatrik durumlarla, özellikle bipolar bozuklukla, şanstan beklenenden önemli ölçüde daha yüksek oranlarda sıklıkla birlikte görülür.[1] Bipolar bozukluğu olan bireylerin yaklaşık %25’i tıkınırcasına yeme deneyimlemektedir ve bu komorbidite, daha büyük bir genel psikiyatrik ve genel tıbbi yük ile ilişkilidir.[1]Bu güçlü ilişki, ortak bir genetik yapıyı düşündürmektedir; burada ortak genetik faktörler, hem duygu durum bozukluğu hem de yeme bozukluğu davranışları için hassasiyete katkıda bulunabilir.[6] Tıkınırcasına yemeyi, bipolar bozukluğun bir alt tipi gibi komorbiditeler bağlamında incelemek, aksi takdirde tanımlanması zor olabilecek spesifik genetik risk faktörlerini ortaya çıkarmaya yardımcı olabilir.[6] Ebeveynlerde bipolar bozukluğun, çocuklarda tıkınırcasına yemeyi içerenler de dahil olmak üzere yeme bozuklukları riskini artırması gözlemi, nesiller arası ortak genetik etkiler potansiyelinin altını çizmektedir.[1] Duygu durum bozuklukları ve yeme davranışları için genetik yatkınlıklar arasındaki bu etkileşim, spesifik nedensel yolların çözülmesinin karmaşıklığını vurgulamakta ve genellikle genetik yatkınlığın belirli koşullar altında ifade edildiği gen-çevre etkileşimlerini önermektedir.
Çevresel ve Gelişimsel Faktörler
Section titled “Çevresel ve Gelişimsel Faktörler”Genetiğin ötesinde, çevresel faktörler de tıkınırcasına yeme davranışının gelişimine katkıda bulunur. Diyet, yaşam tarzı veya sosyoekonomik faktörler gibi belirli çevresel etkiler tüm genetik çalışmalarda ayrıntılı olarak açıklanmamış olsa da, genetik belirleyicilerle birlikte genel katkıları kabul edilmektedir.[1] Bu dış faktörler, tıkınırcasına yeme davranışlarını tetiklemek veya şiddetlendirmek için bir bireyin genetik yatkınlığı ile etkileşime girebilir.
Gelişimsel deneyimler, özellikle erken yaşam döneminde, de rol oynayabilir. Ebeveynlerdeki akıl hastalığının çocuklarda yeme bozuklukları için bir risk faktörü olduğu bulgusu, hem genetik geçişi hem de erken yaşam maruziyetlerini potansiyel olarak içeren aile ortamının, kırılganlığı etkilediğini göstermektedir.[1]Bu, kalıtsal yatkınlıkların ve bir bireyin büyüdüğü gelişimsel bağlamın kombinasyonunun, tıkınırcasına yeme davranışı için risk profilini şekillendirebileceğini gösterir.
Genetik Yatkınlık ve Gen Regülasyonu
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Gen Regülasyonu”Tıkanırcasına yeme (TY), kalıtsal bir özelliktir ve tahminler, genetik faktörlerin gelişimine %46 ile %74 arasında katkıda bulunduğunu göstermektedir. Benzer şekilde, sıklıkla TY ile birlikte görülen bipolar bozukluk (BB), %60-85 olarak tahmin edilen kalıtılabilirliği ile güçlü bir genetik bileşen sergiler.[1] Bu, her iki durumu da etkileyen önemli bir altta yatan genetik mimari olduğunu düşündürmektedir. Ebeveynlerde BB olması, yavrularında TY içerenler de dahil olmak üzere yeme bozuklukları için bir risk faktörü olarak da tanımlanmıştır.[6] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), özellikle BB komorbiditesi bağlamında, TY ile ilişkili spesifik genetik lokusları ortaya çıkarmaya başlamıştır. Dikkate değer bir bulgu, PRR5-ARHGAP8bölgesindeki tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) işaret etmektedir;rs726170 , BB vakalarında TY ile genom çapında anlamlı bir ilişki göstermektedir.[6] Başka bir GWAS, TY öyküsü olan BB hastaları için APOB ile bir ilişki tanımlamıştır.[6] Aday gen çalışmaları daha önce ergenlerde FTO veya genç kadınlarda HTR2Agibi genler ile bulimia nervoza spektrumuylaNT5C1B ile TY arasında ilişkiler olduğunu öne sürmüş olsa da, bu spesifik bulgular daha sonraki, daha büyük GWAS’larda tutarlı bir şekilde tekrarlanmamıştır.[6]
Moleküler Sinyalizasyon ve Metabolik Yollar
Section titled “Moleküler Sinyalizasyon ve Metabolik Yollar”Yeme nöbeti (BE) ile ilişkili olarak tanımlanan PRR5-ARHGAP8 geni, bir füzyon proteini üreten bir okuma transkriptidir.[6] Bu füzyon proteinin PRR5bileşeni, besin alımını düzenlemede rol oynayan önemli bir serin/treonin kinaz olan mTORC2’nin bir alt birimini kodlar.[6] ARHGAP8 bileşeni, Rho GTPazları ve diğer hayati hücresel sinyalizasyon yolları arasında karmaşık çapraz konuşmayı düzenlediği bilinen RhoGAP protein ailesinin bir üyesidir.[6] Bu birbirine bağlı moleküler yollar, genetik varyasyonların iştah kontrolünü ve yeme davranışlarıyla ilgili hücresel iletişimi nasıl etkileyebileceğine dair potansiyel mekanizmaları vurgulamaktadır.
BE ile bağlantılı moleküler yollarla ilgili daha fazla araştırma, BD vakalarını BE olan ve olmayan vakalarla karşılaştıran gen kümesi analizlerinde kanonik Wnt sinyal yolunu en üst sıralarda yer alan bir yol olarak ortaya çıkarmıştır.[6] Bu yol, nörojenez ve nörogelişim gibi süreçler için temeldir, duygu durum dengeleyici etkisinde rol oynar ve enerji dengesini etkiler.[6] Kanonik Wnt sinyal yolunun efektörü olan TCF7L2, bir ağ merkezi olarak tanımlanmıştır ve komorbid obezitesi olan BD’nin genetik riskinde rol oynamaktadır.[6] Bu yollar, hem nörolojik işleve hem de metabolik kontrole katkıda bulunan hücresel fonksiyonların ve düzenleyici ağların karmaşık etkileşiminin altını çizmektedir.
Nörogelişimsel ve Homeostatik Bozukluklar
Section titled “Nörogelişimsel ve Homeostatik Bozukluklar”Bipolar bozukluk ve tıkınırcasına yeme davranışının birlikte görülmesi, şansa göre beklenenden daha sık olup, altta yatan ortak patofizyolojik süreçleri düşündürmektedir.[6] Bu komorbidite, tıkınırcasına yeme (TY) olmayan bipolar bozukluğa (BB) kıyasla daha büyük bir genel psikiyatrik ve tıbbi yük ile ilişkilidir. PRR5-ARHGAP8 ve APOB ile olanlar gibi gözlemlenen genetik ilişkiler, TY için genel bir risk faktörünü, BB’si olan bireylerde TY için spesifik bir riski ve hatta TY ile karakterize edilen farklı bir BB alt tipini tanımlayabilir.[1] Bu, hem ruh halini hem de yemeyi düzenleyen normal homeostatik mekanizmalarda bir bozulmaya işaret etmektedir.
Kanonik Wnt sinyal yolu gibi yolların dahil olması, TY ve BB’ye yatkın bireylerde etkilenebilecek potansiyel nörogelişimsel süreçlere işaret etmektedir.[6] Bu yollardaki bozulmalar, ödül, dürtü kontrolü ve duygusal düzenlemede rol oynayan değişmiş sinir devrelerine yol açarak, kontrolsüz yeme ataklarına katkıda bulunabilir. Belirlenen genetik risk faktörlerinin bu fenotipler üzerindeki spesifik etki mekanizması daha fazla inceleme gerektirse de, kanıtlar hem duygu durum bozukluklarından hem de yeme davranışlarından sorumlu altta yatan bir yapıya işaret etmektedir.[6]
Nörotransmitter ve Enflamatuar Sistemler
Section titled “Nörotransmitter ve Enflamatuar Sistemler”Doğrudan metabolik düzenlemenin ötesinde, diğer sistemik biyolojik süreçler tıkınırcasına yemede rol oynamaktadır. BD vakalarını BE ile kontrol gruplarıyla karşılaştıran gen seti analizi, sitokin-sitokin reseptör etkileşim yolunu en üst sıradaki yol olarak ortaya koydu.[6]Bağışıklık sisteminde kritik sinyal proteinleri olan sitokinlerin, genellikle iştahı baskılayan ve anhedoniye neden olan hastalık yanıtlarında rol oynadığı bilinmektedir.[6] Bu yoldaki düzensizlik bu nedenle iştah kontrolünde ve ruh hallerinde değişikliklere katkıda bulunabilir, potansiyel olarak tıkınırcasına yeme ataklarını şiddetlendirebilir veya tetikleyebilir.
Son GWAS’larda tekrarlanmamış olsa da, önceki aday gen çalışmaları, HTR2A gibi genler aracılığıyla serotonin gibi spesifik nörotransmitter sistemlerinin rolünü araştırmıştır.[6] HTR2A, beyin fonksiyonu, ruh hali düzenlemesi ve iştahla ilgili önemli bir biyomolekül olan bir serotonin 2A reseptörünü kodlar. BD ile ilişkili yeme bozukluğu özelliklerinin daha geniş bağlamı, ruh hali bozukluklarını ve yeme davranışlarını etkileyen ortak genetik faktörlerin potansiyeli ile birlikte, tıkınırcasına yemenin patofizyolojisinde nörolojik, endokrin ve bağışıklık sistemleri arasındaki karmaşık ilişkiyi vurgulamaktadır.[6]
Nörotransmitter ve Hücre İçi Sinyalizasyon Yolları
Section titled “Nörotransmitter ve Hücre İçi Sinyalizasyon Yolları”Tıkınırcasına yeme davranışı, özelliklePRR5-ARHGAP8transkripti aracılığıyla karmaşık hücre içi sinyal ağlarındaki düzensizlikle bağlantılıdır. Bu füzyon proteini, besin alımının düzenlenmesi için çok önemli olan bir serin/treonin kinaz olan mTORC2’nin bir alt birimini kodlayanPRR5’i, ARHGAP8 ile birleştirir.[1] ARHGAP8 ise, Rho GTPazlar ve diğer çeşitli sinyal yolları arasındaki karmaşık etkileşimi aracılık etmede etkili olan RhoGAP protein ailesinin bir üyesini kodlar ve böylece nöronal fonksiyon ve iştahla ilgili hücresel süreçleri etkiler.[1] Ayrıca, aday gen çalışmaları, genç kadınlarda tıkınırcasına yeme durumunda serotonin reseptörü HTR2A’yı ilişkilendirerek, bu karmaşık davranışta nörotransmitter sinyalizasyonunun rolünü düşündürmektedir.[1]
Metabolik ve Enerji Dengesi Regülasyonu
Section titled “Metabolik ve Enerji Dengesi Regülasyonu”Tıkınırcasına yeme bağlamında metabolik ve enerji dengesi regülasyonunun merkezinde, alt birimi PRR5 tarafından kodlanan ve PRR5-ARHGAP8 füzyon proteininin bir bileşeni olan mTORC2 kompleksi yer almaktadır. Bu kinaz, gıda alımını düzenlemede doğrudan rol oynar ve bu da onun düzensizliğini yeme davranışlarında kritik bir faktör haline getirir.[1] Doğrudan gıda alımının ötesinde, kanonik Wnt sinyal yolu, nörojenez, nörogelişim, duygu durumu dengeleyici etkisi ve daha geniş enerji dengesi düzenlemesinde temel olarak yer alan, en üst sırada yer alan bir yol olarak ortaya çıkmıştır.[1] Temel efektörü TCF7L2, önemli bir ağ merkezi olarak işlev görür ve komorbid obezite ile birlikte bipolar bozukluğun genetik riski ile ilişkilidir ve metabolik ve nörolojik yolların sistemik entegrasyonunun altını çizer.[1]Ek olarak, obezite ile güçlü ilişkisiyle bilinenFTOgeni, ergenlerde tıkınırcasına yeme için aday bir gen olarak da önerilmiştir ve metabolik özellikler için genetik yatkınlıklar ile yeme bozukluğu arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu göstermektedir.[1]
İmmün ve Enflamatuvar Sinyalizasyon Etkileşimi
Section titled “İmmün ve Enflamatuvar Sinyalizasyon Etkileşimi”Sitokin-sitokin reseptör etkileşim yolu, özellikle komorbid bipolar bozukluğu olan bireylerde, tıkınırcasına yeme ile ilişkili bir diğer önemli mekanizmayı temsil etmektedir. Bu yol, karşılaştırmalı genomik analizlerde en üst sırada yer alan bir yol olarak tanımlanmıştır ve durumun etiyolojisinde belirgin bir rol oynadığını düşündürmektedir.[1]Sitokinler, bağışıklık yanıtının önemli aracılarıdır ve bunların düzensizliği, derin fizyolojik ve davranışsal değişikliklerle karakterize edilen bir ‘hastalık yanıtına’ yol açabilir. Özellikle, değişmiş sitokin sinyalizasyonu iştahın baskılanmasına ve anhedoniye neden olabilir; bunların her ikisi de paradoksal olarak yeme bozukluğu örüntülerine veya telafi edici davranışlara katkıda bulunabilir.[1]
Genetik Yatkınlık ve Yolak Disregülasyonu
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Yolak Disregülasyonu”Genetik çalışmalar, tıkınırcasına yeme davranışına katkıda bulunan altta yatan yatkınlık ve yolak disregülasyonuna dair önemli bilgiler sağlamaktadır. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, bipolar bozukluğu olan bireylerde rs726170 gibi PRR5-ARHGAP8bölgesindeki tek nükleotid polimorfizmleri ile tıkınırcasına yeme arasında anlamlı ilişkiler tanımlamıştır.[1]Bipolar bozukluğu ve tıkınırcasına yeme bozukluğu olan vakaları, bipolar bozukluğu olmayan kontrollerle karşılaştırırken,PPP1R2P5’e yakın intergenik bir bölgede rs111940429 ’da başka bir anlamlı ilişki gözlemlenmiştir.[1] Bu genetik varyantlar, ilişkili proteinlerin aktivitesini modüle ederek, gıda alımı düzenlemesi ve hücre içi sinyalizasyon etkileşimindeki rollerini etkilemektedir.[1] Ayrıca, APOB, HTR2A, FTO ve NT5C1Bgibi diğer aday genler, tıkınırcasına yeme veya ilgili yeme bozukluğu spektrumlarında rol oynamış olup, çeşitli metabolik, nörogelişimsel ve sinyalizasyon yollarını bozarak tıkınırcasına yemenin multifaktöriyel doğasına çeşitli genetik faktörlerin katkıda bulunduğunu düşündürmektedir.[6]
Yaygınlık, Komorbidite ve Kalıtılabilirlik
Section titled “Yaygınlık, Komorbidite ve Kalıtılabilirlik”Tıkınırcasına yeme (TY), tipik olarak iki saatten kısa bir süre içinde alışılmadık derecede büyük miktarda yiyeceğin hızla tüketilmesi ve buna öznel bir kontrol kaybı hissinin eşlik etmesiyle karakterize edilen ve çeşitli yeme bozukluklarında gözlemlenen transdiagnostik bir özelliktir.[1] Epidemiyolojik çalışmalar, yaygınlığının Amerika Birleşik Devletleri genel popülasyonunda yaklaşık %4,5 olduğunu tahmin etmektedir.[6] Bununla birlikte, TY, bipolar bozukluğu (BB) olan bireyler arasında önemli ölçüde daha yaygındır ve bu popülasyonun %25’inden fazlasını etkilemektedir.[6] BB ile bu komorbidite, TY’siz BB’ye kıyasla daha büyük bir genel psikiyatrik ve genel tıbbi yük ile ilişkilidir.[9] Hem BB hem de TY önemli kalıtılabilirlik sergilemektedir ve bu da etiyolojilerinde önemli bir genetik bileşenin altını çizmektedir. Bipolar bozukluğun kalıtılabilirliğinin %60 ila %85 arasında olduğu tahmin edilmektedir.[1] TY’nin kendisi ise %46 ila %74 arasında bir kalıtılabilirliğe sahiptir.[1] Araştırmalar, bipolar bozukluk dahil olmak üzere ebeveyn ruhsal hastalığının, çocuklarda özellikle TY içeren yeme bozukluklarının gelişimi için bir risk faktörü olduğunu göstermektedir.[1] Bu epidemiyolojik ilişkiler, BB ve TY’nin birlikte ortaya çıkmasının altında yatan ortak genetik mimarilerin araştırılmasının önemini vurgulamaktadır.
Geniş Ölçekli Kohort ve Biyobanka Girişimleri
Section titled “Geniş Ölçekli Kohort ve Biyobanka Girişimleri”Tıkınırcasına yeme üzerine yapılan popülasyon çalışmaları, genetik ve klinik ilişkileri araştırmak için sıklıkla geniş ölçekli kohortları ve biyobanka kaynaklarını kullanır. Örneğin, BD’nin Genetik İlişkilendirme Bilgi Ağı (GAIN) çalışması, Avrupa kökenli Amerikalı (N=2035) ve Afrika kökenli Amerikalı (N=1015) deneklerden oluşan önemli sayıda katılımcıyı içermiştir.[6] Bu kohort içinde, BE, yaşam boyu süren yemek tıkınma öyküsüne dayalı olarak belirlenmiştir, ancak bu bilgi kontrol denekleri için tutarlı bir şekilde toplanmamıştır, bu da bazı analizler için bir sınırlama oluşturmuştur.[6] Daha fazla bilgi, Mayo Clinic Bireyselleştirilmiş Tıp Bipolar Biyobankası ve Mayo Clinic Toplum Biyobankası’nı içeren Mayo Clinic Biyobankalarından gelmektedir.[6]Birden fazla merkezde işbirliğiyle yürütülen Bipolar Biyobankası, DSM-IV-TR kriterlerine göre doğrulanmış BD tanısı almış 855 kişiyi kaydetmiştir; burada BE, yapılandırılmış klinik görüşme ile belirlenen yaşam boyu tıkınırcasına yeme bozukluğu öyküsü olarak tanımlanmıştır.[10]Genom çapında ilişkilendirme çalışması (GWAS) için Mayo Clinic Bipolar Bozukluk Biyobankası ve Mayo Clinic Biyobankası kontrollerini kullanan ayrı bir analiz, mevcut BE’yi Yeme Bozukluğu Tanı Ölçeği (EDDS) kullanılarak tanımlamış ve EDDS verisi mevcut olan 700 BD denek arasında 192 BE vakası belirlemiştir.[6] Bu biyobanka tabanlı çalışmalar, spesifik genetik risk faktörlerini belirlemek ve BD ile BE arasındaki karmaşık etkileşimi anlamak için çok önemlidir.
Metodolojik Yaklaşımlar ve Popülasyonlar Arası Bulgular
Section titled “Metodolojik Yaklaşımlar ve Popülasyonlar Arası Bulgular”Yeme nöbetlerini popülasyon düzeyinde araştırmak, karıştırıcı faktörleri hesaba katmak ve genellenebilirliği sağlamak için sağlam metodolojik yaklaşımlar gerektirir. Genetik çalışmalarda potansiyel popülasyon tabakalaşmasını ele almak için, araştırmacılar genellikle analizleri GAIN çalışmasından yalnızca Avrupalı Amerikalı deneklere odaklanmak gibi belirli soy gruplarıyla sınırlar ve temel bileşenler analizi gibi istatistiksel yöntemler kullanır.[11] Kontrol grupları, yanlış ilişkilendirmeleri en aza indirmek için tipik olarak cinsiyet ve etnik köken gibi temel demografik faktörler için eşleştirilir.[12] Yeme nöbetlerinin popülasyon çalışmalarında önemli bir metodolojik husus, tanımındaki farklı veri kümeleri arasındaki değişkenliktir. Örneğin, bazı çalışmalar yeme nöbetlerini yaşam boyu süren yiyecek nöbetleri öyküsü olarak tanımlar.[1] diğerleri ise tanı ölçekleri ve kontrol kaybı hissi gibi kriterleri kullanarak belirli bir zaman dilimi (örneğin, son altı ay) içinde mevcut yeme nöbetlerini değerlendirir.[6] Bu tanımlayıcı farklılıklara rağmen, yeme nöbeti davranışının gözlemlenen oranları çeşitli örneklemlerde benzer olmuştur.[6] Bu çalışmaların çoğundaki yaygın bir sınırlama, zihinsel olarak sağlıklı kontrol denekleri için yeme nöbeti bilgisinin olmamasıdır; bu da tanımlanan genetik ilişkilerin yeme nöbetleri için genel bir risk faktörünü mü yansıttığını yoksa yeme nöbetleri olan bir BD alt tipine mi özgü olduğunu belirleme yeteneğini kısıtlar.[1] Ayrıca, ilk çalışmalar genom çapında anlamlı bulgular elde etmiş olsa da, bazı analizlerdeki nispeten küçük örneklem büyüklükleri, yeme nöbetlerinin ve komorbiditelerinin genetik yapısını tam olarak aydınlatmak için çok daha büyük kohortlara ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.[6]
Tıkınırcasına Yeme Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Tıkınırcasına Yeme Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak tıkınırcasına yemenin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Bazı insanlar ne yerlerse yesinler neden asla aşırı yeme nöbeti geçirmiyor gibi görünüyor?
Section titled “1. Bazı insanlar ne yerlerse yesinler neden asla aşırı yeme nöbeti geçirmiyor gibi görünüyor?”Genetiğiniz, yatkınlıkta büyük rol oynar. Aşırı yeme davranışı yüksek oranda kalıtsaldır, yani bazı bireyler, onları bu duruma daha yatkın hale getiren genetik yatkınlıklara sahiptir. Diğerleri ise, zorlu durumlarda bile yemek konusunda kontrol kaybı yaşamalarını daha az olası hale getiren koruyucu genetik varyasyonlara sahip olabilir.
2. Annemin bipolar bozukluğu var; tıkınırcasına yeme olasılığım daha mı yüksek?
Section titled “2. Annemin bipolar bozukluğu var; tıkınırcasına yeme olasılığım daha mı yüksek?”Evet, eğer bir ebeveynin bipolar bozukluğu varsa, tıkınırcasına yemeyi içerenler de dahil olmak üzere, yeme bozuklukları geliştirme riskiniz artar. Her iki durum da oldukça kalıtsaldır ve duyarlılığınızı artırabilecek ortak genetik faktörler vardır. Bu aile öyküsünün farkında olmak önemlidir.
3. Arkadaşımın yaşadığı tıkınırcasına yeme durumundan farklı olduğunu hissediyorum. Neden?
Section titled “3. Arkadaşımın yaşadığı tıkınırcasına yeme durumundan farklı olduğunu hissediyorum. Neden?”Tıkınırcasına yemenin farklı altta yatan biyolojik kökenleri olabilir. Örneğin, tıkınırcasına yeme durumunuz bipolar bozukluk gibi durumlarla bağlantılıysa, PRR5-ARHGAP8 gibi bölgelerdeki veya PPP1R2P5 yakınındaki belirli genetik varyantlar işin içinde olabilir ve bu da sizin deneyiminizi, bu özel genetik etkileri olmayan birine kıyasla benzersiz kılabilir.
4. Genlerim stres altındayken yemeğimi kontrol etmemi zorlaştırabilir mi?
Section titled “4. Genlerim stres altındayken yemeğimi kontrol etmemi zorlaştırabilir mi?”Genetik yapınız kesinlikle vücudunuzun strese ve yiyecek alımına tepkisini etkileyebilir. PRR5-ARHGAP8 bölgesindekiler gibi tıkınırcasına yeme ile bağlantılı genler, iştahı ve kontrolü düzenleyen yollarda rol oynar. Bu genetik yatkınlıklara sahip bireyler için stres, bu yolları daha kolay bozabilir ve tıkınırcasına yemeye karşı koymayı zorlaştırabilir.
5. Tıkınırcasına yeme davranışım, diğer sağlık sorunları açısından risk altında olduğum anlamına mı geliyor?
Section titled “5. Tıkınırcasına yeme davranışım, diğer sağlık sorunları açısından risk altında olduğum anlamına mı geliyor?”Evet, tıkınırcasına yeme davranışı sıklıkla diğer psikiyatrik durumlarla, özellikle bipolar bozuklukla birlikte görülür. Bu komorbidite, daha büyük bir genel psikiyatrik ve genel tıbbi yük ile ilişkilidir. GenellikleAPOB geni gibi ortak genetik temellere sahip olan bu bağlantıları anlamak, sağlığınız için çok önemlidir.
6. Tıkanırcasına yerken neden kontrolümü tamamen kaybediyormuşum gibi hissediyorum?
Section titled “6. Tıkanırcasına yerken neden kontrolümü tamamen kaybediyormuşum gibi hissediyorum?”Tıkanırcasına yeme sırasında kontrolü kaybetme hissinin, kısmen genetiğinizden etkilenen biyolojik bir temeli vardır. PRR5-ARHGAP8 gibi genler, beyindeki besin alımını ve sinyalizasyon yollarını düzenlemede rol oynar. Bu genlerdeki varyasyonlar, beyninizin tokluk sinyali verme ve dürtüleri kontrol etme yeteneğini etkileyebilir ve bu da öznel kontrol kaybına yol açar.
7. Ailede tıkınırcasına yeme öyküsü varsa, çocuklarım kesinlikle bunu miras alacak mı?
Section titled “7. Ailede tıkınırcasına yeme öyküsü varsa, çocuklarım kesinlikle bunu miras alacak mı?”“Kesinlikle” demek doğru olmaz, ancak genetik yatkınlıkları artacaktır. Tıkınırcasına yeme davranışı yüksek oranda kalıtsaldır (%46-74), yani genler önemli bir rol oynar. Çocuklarınız sizin genlerinizin bir karışımını miras alacaktır, bu nedenle risk daha yüksek olsa da, çevresel faktörler ve diğer genler de bu davranışı geliştirip geliştirmeyeceklerini etkileyecektir.
8. Tıkınırcasına yeme alışkanlığım sadece kötü bir alışkanlık mı, yoksa durduramamamın daha derin bir nedeni mi var?
Section titled “8. Tıkınırcasına yeme alışkanlığım sadece kötü bir alışkanlık mı, yoksa durduramamamın daha derin bir nedeni mi var?”Genellikle sadece bir alışkanlıktan çok daha derindir; güçlü bir biyolojik ve genetik bileşeni vardır. Tıkınırcasına yeme, yüksek oranda kalıtsal bir durumdur ve besin alımı düzenlemesi ve dürtü kontrolü ile ilgili beyin yollarını etkileyen belirli genetik varyantlar tanımlanmıştır. Bu, irade gücünün ötesinde işleyen biyolojik mekanizmalar olduğu anlamına gelir.
9. Neden bazı diyetler başkaları için işe yararken benim tıkınırcasına yeme sorunum için yaramıyor?
Section titled “9. Neden bazı diyetler başkaları için işe yararken benim tıkınırcasına yeme sorunum için yaramıyor?”Genetik yapınız, vücudunuzun yiyeceklere ve diyet müdahalelerine nasıl tepki vereceğini etkileyebilir. Genetik faktörler, tıkınırcasına yeme ve diğer durumlarla olan komorbiditesine önemli ölçüde katkıda bulunur. Bu, “herkese uyan tek bir beden” yaklaşımının işe yaramayabileceği anlamına gelir, çünkü benzersiz genetik profiliniz, altta yatan biyolojik dürtüleri ele almak için daha özel bir strateji gerektirebilir.
10. Düzenli egzersiz yapmak, aşırı yemeğe genetik yatkınlığımın üstesinden gelmeme yardımcı olabilir mi?
Section titled “10. Düzenli egzersiz yapmak, aşırı yemeğe genetik yatkınlığımın üstesinden gelmeme yardımcı olabilir mi?”Egzersiz genel sağlık için faydalı olsa da, sadece egzersiz yapmak aşırı yemeğe karşı güçlü bir genetik yatkınlığın tamamen “üstesinden” gelmeyebilir. Genetik faktörler, durumun kalıtılabilirliğine (%46-74) önemli ölçüde katkıda bulunur ve iştah ve kontrolle ilgili beyin yollarını etkiler. Bununla birlikte, egzersiz dahil sağlıklı bir yaşam tarzı, kapsamlı bir yönetim planının değerli bir parçası olabilir.
Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler elde edildikçe güncellenebilir.
Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.
References
Section titled “References”[1] McElroy, S. L. et al. “Bipolar disorder with binge eating behavior: a genome-wide association study implicates PRR5-ARHGAP8.”Translational Psychiatry, vol. 8, no. 1, 2018, p. 40.
[2] Hudson, J. I. et al. The prevalence and correlates of eating disorders in the National Comorbidity Survey Replication. Biol. Psychiatry 61, 348–358 (2007).
[3] Lichtenstein, P. et al. “Common genetic determinants of schizophrenia and bipolar disorder in Swedish families: a population-based study.”Lancet, vol. 373, no. 9659, 2009, pp. 234–239.
[4] Bould, H. et al. “Parental mental illness and eating disorders in offspring.” International Journal of Eating Disorders, vol. 48, no. 3, 2015, pp. 383–391.
[5] Micali, N. et al. Are obesity risk genes associated with binge eating in adolescence? Obesity 23, 1729–1736 (2015).
[6] Winham, S. J. et al. “Bipolar disorder with comorbid binge eating history: A genome-wide association study implicatesAPOB.” Journal of Affective Disorders, vol. 165, 2014, pp. 151–158. PMID: 24882193.
[7] “Genetic Landscape of Bipolar Disorder and Comorbidities: A Comprehensive Review.” Biological Psychiatry.
[8] Krabbenborg, M. A. et al. “The eating disorder diagnostic scale: psychometric features within a clinical population and a cut-off point to differentiate clinical patients from healthy controls.”European Eating Disorders Review, vol. 20, no. 4, 2012, pp. 315–320.
[9] McElroy, S. L. et al. “Clinical features of bipolar spectrum with binge eating behaviour.”Journal of Affective Disorders, vol. 201, 2016, pp. 95–98.
[10] McElroy, S. L. et al. Bipolar disorder with comorbid binge eating: a review of the literature. J. Affect. Disord. 147, 1-13 (2013).
[11] Price, A. L. et al. Principal components analysis corrects for stratification in genome-wide association studies. Nat. Genet. 38, 904–909 (2006).
[12] Smith, E. N. et al. Genome-wide association study of bipolar disorder in European American and African American individuals. Mol. Psychiatry 14, 755–763 (2009).