İçeriğe geç

İyi Huylu Tiroid Neoplazisi

İyi huylu tiroid bezi neoplazmları, genellikle iyi huylu tiroid nodülleri veya adenomlar olarak adlandırılır, boynun tabanında bulunan kelebek şeklinde bir endokrin bezi olan tiroid bezi içindeki yaygın büyümelerdir. Tiroid bezi, tiroid hormonları üretimi yoluyla metabolizmayı düzenlemede önemli bir rol oynar. Tiroid nodülleri özellikle yaşın ilerlemesiyle ve kadınlarda son derece yaygın olsa da, büyük çoğunluğu iyi huyludur, yani kanserli değildir ve vücudun diğer bölgelerine yayılmaz.

Benign tiroid neoplazmlarının oluşumu, tiroid folikül hücrelerinin kontrolsüz proliferasyonundan kaynaklanır. Bu hücresel büyüme, genetik yatkınlıklar ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimiyle etkilenebilir. Genetik çalışmalar, tiroid adenomalarında, tiroid adenomu ile ilişkili genin (THADA) bir alanını etkileyenler gibi belirli kromozomal yeniden düzenlemeleri tanımlamıştır.[1] Bu genetik değişiklikler, normal hücresel büyüme ve farklılaşma yollarını bozabilir. Ayrıca, fosfodiesteraz 8B (PDE8B) gibi tiroid hormonu düzenlemesinde rol oynayan genlerdeki varyasyonlar, serum Tiroid Uyarıcı Hormon (TSH) seviyeleri ile ilişkilendirilmiştir.[2] TSH, tiroid hücre büyümesi ve fonksiyonunun önemli bir düzenleyicisidir ve seviyeleri, tiroid nodüllerinin gelişimini ve davranışını etkileyebilir. Araştırmalar ayrıca, 9q22.33 ve 14q13.3’tekiler gibi yaygın genetik varyantların, bireyleri tiroid kanserine yatkın hale getirebileceğini ve daha düşük TSH seviyeleriyle ilişkili olduğunu göstermiştir; bu da tiroid patolojisinin altında yatan karmaşık genetik yapıyı vurgulamaktadır.[3]

İyi huylu tiroid neoplazmları ile ilgili temel klinik zorluk, bunları kötü huylu (kanserojen) tiroid büyümelerinden doğru bir şekilde ayırt etmektir. Bu ayrım, iyi huylu lezyonlar için gereksiz invaziv prosedürlerden kaçınmak ve tiroid kanseri için zamanında tanı ve tedavi sağlamak açısından kritik öneme sahiptir. Tanı araçları arasında fiziksel muayene, tiroid fonksiyon testleri ve nodüllerin varlığını, yapısını, boyutunu ve vaskülarizasyonunu değerlendirmeye yardımcı olan ultrason ve renkli Doppler sonografi gibi görüntüleme teknikleri bulunur.[2] İnce iğne aspirasyonu (FNA) biyopsisi, patolojik inceleme için hücresel örnekler elde etmek için sıklıkla kullanılır ve çoğu durumda kesin bir tanı sağlar. İyi huylu olarak teşhis edildikten sonra, bu neoplazmlar tipik olarak zaman içinde izlenmeyi gerektirir, çünkü küçük bir yüzdesi büyüyebilir veya nadiren malign potansiyel taşıyabilir.

İyi huylu tiroid bezi neoplazmları, yüksek prevalansları ve kanser olasılığı ile ilişkili anksiyete nedeniyle önemli bir sosyal öneme sahiptir. Tiroid nodüllerinin yaygın görülmesi, çok sayıda bireyin tanısal değerlendirmelerden geçmesi anlamına gelir ve bu da önemli sağlık hizmeti kaynağı kullanımına yol açar. Bireyler için, bir tiroid nodülünün varlığı, iyi huylu olsa bile, ilk belirsizlik ve sürekli izleme ihtiyacı nedeniyle psikolojik sıkıntıya neden olabilir. Bu yaygın durumların genetik ve biyolojik temellerini anlamak, tanısal doğruluğu artırmaya, risk sınıflandırmasını iyileştirmeye ve gereksiz müdahalelerin yükünü azaltmaya yardımcı olarak hasta bakımını ve halk sağlığı sonuçlarını iyileştirir.

Benign tiroid bezi neoplazmının genetik temellerini anlamak, çalışma tasarımı, fenotipik tanımlama ve popülasyon özelliklerinden kaynaklanan çeşitli sınırlamalara tabidir. Mevcut araştırmalar, tiroid fonksiyonu ve ilgili durumlar hakkında bilgi verirken, genellikle dolaylı kanıtlar sunmakta veya benign tiroid bezi neoplazmı ile ilgili doğrudan çıkarımları kısıtlayan metodolojiler kullanmaktadır.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve meta-analizler dahil olmak üzere birçok genetik çalışma, büyük örneklem boyutlarını içerir ve bazıları tiroid ile ilgili özellikler için on binlerce kişiyi bir araya getirir.[4] Bununla birlikte, benign tiroid bezi neoplazmının spesifik ve potansiyel olarak daha nadir alt tipleri için, bu birleştirilmiş örneklem boyutları, küçük etki boyutlarına sahip varyantları tespit etmek veya ilişkileri sağlam bir şekilde belirlemek için hala yetersiz olabilir. Ayrıca, bazı araştırmalar aile temelli kohortlar kullanır.[2] Bu kohortlar, belirli genetik analizler için güçlü olmasına rağmen, belirli önyargılar getirebilir veya bulguların daha geniş, ilişkisiz popülasyona genellenebilirliğini sınırlayabilir. Genotip imputasyon stratejilerine güvenmek, maliyet açısından etkili olmasına rağmen, genotiplenmemiş varyantlarla ilgili bir dereceye kadar belirsizlik yaratır ve benign neoplazmlar gibi karmaşık durumlarla ilgili tüm genetik varyasyonları tam olarak yakalayamayabilir.[2] Genomik kontrol ve LD skor regresyonu gibi yöntemler, popülasyon katmanlaşması ve test istatistiklerinin şişmesi gibi sorunları azaltmak için uygulanırken,[5] ince genetik etkiler için kalıntı karışıklık veya etki boyutlarının aşırı tahmin edilmesi tamamen göz ardı edilemez.

Benign tiroid bezi neoplazmını anlamadaki önemli bir sınırlama, fenotipik tanımın değişkenliği ve birçok çalışmada vekil ölçütlere dayanılmasıdır. Araştırmalar sıklıkla serum TSH seviyeleri, [2] genel tiroid hacmi veya guatr varlığı[5] gibi daha geniş göstergelere odaklanmakta ve benign neoplastik süreçleri ayrıntılı patolojik doğrulama ile özel olarak karakterize etmekten kaçınmaktadır. Birçok çalışma ayrıca, “bilinen tiroid patolojileri” olan, “tiroid ameliyatı” geçiren veya “tiroid ilacı” kullanan bireyleri dışlayan katı dışlama kriterleri kullanmaktadır.[4]Bu dışlamalar, başlangıç ​​tiroid fonksiyonunu incelemek için çok önemli olmakla birlikte, etkilenen bireyler analizden hariç tutulduğu için, teşhis edilmiş benign tiroid bezi neoplazmlarına yatkınlığı olan veya bunların ilerlemesini etkileyen genetik faktörleri belirleme yeteneğini doğal olarak sınırlar. Dahası, kendi beyanına dayalı tiroid hastalığı durumunun kullanılması, benign tiroid bezi neoplazmı gibi karmaşık durumlar için fenotipik atamaların doğruluğunu potansiyel olarak tehlikeye atarak yanlış sınıflandırma yanlılığını ortaya çıkarabilir.[2]

Genellenebilirlik, Köken ve Çevresel Etkileşimler

Section titled “Genellenebilirlik, Köken ve Çevresel Etkileşimler”

Bulguların genellenebilirliği genellikle çalışma popülasyonlarının demografik özellikleri ile sınırlıdır. Çalışmaların büyük bir kısmı öncelikle “Avrupa kökenli” kohortlarda yürütülmektedir.[5]Bu durum, tanımlanan genetik ilişkilerin diğer etnik veya atalara ait gruplara uygulanabilirliğini kısıtlamaktadır. Bu popülasyonlar farklı allel frekansları, bağlantı dengesizliği örüntüleri ve hastalık prevalansları gösterebilir, bu da daha fazla transetnik araştırmayı gerektirmektedir. İyi huylu tiroid bezi neoplazmının gelişimi, iyot durumu ve sigara içme alışkanlıkları dahil olmak üzere çeşitli çevresel faktörlerden de etkilenir.[5] Bazı çalışmalar yaş, cinsiyet ve sigara gibi önemli karıştırıcı faktörleri hesaba katarken,[5]karmaşık gen-çevre etkileşimlerini tam olarak aydınlatmak önemli bir zorluk olmaya devam etmektedir. Ölçülmemiş çevresel maruziyetler veya belirli yaşam tarzı faktörleri, genetik yatkınlıkları modüle edebilir, kalıtılabilirliğin açıklanamayan kısmına katkıda bulunabilir ve hastalık riskinin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını engelleyebilir. Tiroid ile ilgili özelliklere ilişkin önemli bir genetik bileşenin olduğuna dair kanıtlar bulunmasına rağmen, tiroid hacmi için kalıtılabilirlik tahminleri %61 ila %78 arasında değişmektedir.[5] İyi huylu tiroid bezi neoplazmı ve alt tipleri için genetik varyansın önemli bir kısmı hala tanımlanmamıştır, bu da henüz keşfedilmemiş genetik varyantlara, nadir allellere veya karmaşık epigenetik mekanizmalara işaret etmektedir.

Genetik varyasyonlar, benign tiroid bezi neoplazmları da dahil olmak üzere, bireyin çeşitli durumlara yatkınlığını etkilemede önemli bir rol oynar. Büyüme, proliferasyon ve sinyalizasyon yolları gibi temel hücresel süreçlerde yer alan genlerdeki varyantlar özellikle ilgi çekicidir. Örneğin, rs73252941 , hücre proliferasyonu, sağkalımı ve farklılaşması için hayati öneme sahip bir reseptör tirozin kinazı kodlayan PDGFRA geninde bulunur; aktivitesindeki değişiklikler tiroidde anormal hücre büyümesine katkıda bulunabilir. Benzer şekilde, rs567136875 , hücre büyümesini ve gelişimini kontrol etmedeki rolü evrensel olarak kabul edilen bir yol olan Ras ile ilişkili sinyal iletiminde yer alan bir gen olan RGL1 ile ilişkilidir. Bu tür sinyalizasyon yollarının tiroid sağlığındaki önemi, hücre-hücre etkileşimleri için çok önemli bir sinyal proteini olan NRG1’in daha düşük ekspresyonu ve tiroid kanseri riski ile güçlü bir şekilde ilişkili olanNRG1 genindeki rs2439302 gibi yaygın varyantları tanımlayan çalışmalarla vurgulanmaktadır.[3] Tiroid Adenomu ile İlişkili gen olan THADA geni de, benign tiroid büyümelerinin genetik temelini vurgulamaktadır, çünkü korunmuş alanı tiroid adenomlarında gözlemlenen kromozomal yeniden düzenlemelerle bozulabilir.[1] Diğer varyantlar, transkripsiyonel düzenleme, hücre döngüsü kontrolü ve hatta sirkadiyen ritimler için kritik olan ve dolaylı olarak tiroid hücresi davranışını etkileyebilen genleri etkiler. rs573372786 , vücudun sirkadiyen saatinin ayrılmaz bir parçası olan ve bozulması hücre döngüsü ilerlemesini ve metabolik dengeyi etkileyebilen, potansiyel olarak kontrolsüz hücre bölünmesine katkıda bulunan bir transkripsiyon faktörü olan NPAS2’de bulunur. rs564462645 ve rs72811672 ile ilişkili uzun intergenik kodlayıcı olmayan RNA’lar (lncRNA’lar) olan LINC02265 ve LINC02978’in gen ekspresyonunu karmaşık şekillerde düzenlediği bilinmektedir; bu lncRNA’ların değişen fonksiyonu, tiroid içindeki düzensiz hücresel proliferasyona ve farklılaşmaya yol açabilir. Örneğin, lincRNA PTCSC3, papiller tiroid karsinomunda bir tümör baskılayıcı görevi görür ve bu kodlayıcı olmayan bölgelerin anormal hücre büyümesini önlemede oynadığı önemli rolü gösterir.[4] Tiroid koşullarına genetik yatkınlığa dair daha fazla kanıt, bireyleri tiroid kanserine yatkın hale getirdiği bulunan 9q22.33 kromozomu üzerindeki rs965513 gibi varyantların tanımlanmasından gelmektedir.[6] Doğrudan büyüme düzenlemesinin ötesinde, hücre yapısını, yapışmasını ve bağışıklık tepkilerini etkileyen genlerdeki varyantlar da benign tiroid neoplazmlarının gelişiminde rol oynayabilir. Örneğin, RHOH (küçük bir GTPaz) ile bağlantılı rs564462645 ve LRCH1 ile ilişkili rs571860225 , doku mimarisini korumak ve hücre göçünü kontrol etmek için temel olan süreçler olan hücre iskeleti organizasyonu ve hücre yapışması ile ilgilidir; buradaki bozulmalar anormal doku gelişimini kolaylaştırabilir. Benzer şekilde, rs193101356 , bağışıklık tepkileri ve hücre farklılaşması için hayati öneme sahip olan JAK/STAT sinyalizasyon yoluyla bağlantılı bir gen olan JAKMIP1’i içerirken, rs117913733 , her ikisi de bağışıklık hücresi fonksiyonu ve yapışmasında yer alan CD7 ve SECTM1ile ilişkilidir. Tiroid ile ilgili özelliklerin daha geniş genetik yapısı, mutasyonların konjenital hipotiroidizme yol açabileceği ve normal tiroid fonksiyonu için gereken hassas genetik dengeyi vurgulayan tiroid gelişiminde yer alan nükleer bir protein olanGLIS3 gibi genleri içerir.[4] Bu çeşitli genetik faktörlerin etkileşimi, benign tiroid bezi neoplazmının altında yatan karmaşık etiyolojiyi vurgulamaktadır.[3]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs567136875 RGL1benign thyroid gland neoplasm
rs573372786 NPAS2benign thyroid gland neoplasm
rs564462645 RHOH - LINC02265benign thyroid gland neoplasm
rs185328616 PPP1R12B, SYT2benign thyroid gland neoplasm
rs571860225 LRCH1benign thyroid gland neoplasm
rs193101356 JAKMIP1, C4orf50benign thyroid gland neoplasm
rs73252941 PDGFRAbenign thyroid gland neoplasm
rs558445452 PALM2AKAP2benign thyroid gland neoplasm
rs72811672 ADAP2 - LINC02978benign thyroid gland neoplasm
rs117913733 CD7 - SECTM1benign thyroid gland neoplasm

Tiroid Bezi Büyümesi ve Nodüllerinin Karakterizasyonu

Section titled “Tiroid Bezi Büyümesi ve Nodüllerinin Karakterizasyonu”

Benign tiroid bezi neoplazmları, öncelikle fiziksel muayene ve görüntüleme teknikleri ile tanımlanan, tiroid bezinin bir dizi kanserli olmayan büyümesini veya genişlemesini kapsar. Önemli bir belirti, belirli hacimsel eşiklerin ötesinde tiroid bezinin büyümesi olarak kesin olarak tanımlanan guatr’dır. Klinik olarak, toplam tiroid hacmi kadınlarda 18 ml ve erkeklerde 25 ml’yi aştığında guatr olarak puanlanır.[5] Alternatif olarak, toplam tiroid hacmi belirli bir popülasyon için ortalama tiroid hacminin üzerindeyse guatr teşhis edilebilir.[2] Diğer yaygın bir benign bulgu olan tiroid nodülleri, bez içindeki ayrı lezyonları ifade eder ve bunların varlığı, yapısı, boyutu ve vaskülarizasyonu, tanısal değerlendirme sırasında belirlenen önemli hususlardır.[2]

Tiroid bezi durumlarını, guatr ve nodüller gibi potansiyel benign neoplazmları karakterize etmek için kullanılan birincil tanı yaklaşımı, ultrason görüntülemeyi içerir. Bu yöntem, tiroid bezini görüntülemek için Diasonics veya Siemens Medical’dan 5 MHz lineer dizi transdüserler veya 7,5 MHz lineer transdüserler gibi yüksek frekanslı transdüserler kullanır.[5] Muayene sırasında, denekler tipik olarak sırtüstü pozisyonda ve boyunları hiperekstansiyonda tutulur; bu, genel tiroid boyutunu, ekotekstürünü ve tespit edilen nodüllerin spesifik özelliklerini değerlendirmek için kapsamlı enine ve boyuna taramaları kolaylaştırır.[2] Tiroid hacmi, her bir lob için uzunluk × genişlik × derinlik × 0,479 ml.[5] veya uzunluk × en × genişlik × 0,523.[2] gibi bir elipsoid formülü kullanılarak hassas bir şekilde hesaplanır ve normal aralıklar tipik olarak 10,7 ± 4,6 ml ile 11,5 ± 3 ml arasında değişir.[2] Bu ölçümlerin güvenilirliği, düzenli intra- ve interobserver değerlendirmeleri yoluyla titizlikle korunur ve Bland ve Altman analizleri kullanılarak değerlendirildiğinde yüksek Spearman korelasyon katsayıları (> 0,85) ve minimal ortalama farklılıklar (< %5 veya < %25) gösterir.[5]

Tiroid bezi durumlarının sınıflandırılması genellikle iyi huylu bulguları kötü huylu olanlardan ayırmayı içerir ve “tiroid kanseri” ayrı bir kategoridir.[2] Ailesel multinodüler guatr, çoklu nodüllerin varlığı ile karakterize tiroid büyümesinin spesifik bir alt tipini temsil eder ve DICER1 mutasyonları gibi genetik faktörlerle ilişkili olabilir.[7]Araştırma çalışmalarında, otoimmün tiroidit, tiroid kanseri veya hormon replasman veya antitroid tedavisi görenler dahil olmak üzere bilinen tiroid hastalıkları olan bireyler, çalışma popülasyonunun genel tiroid özelliklerini temsil etmesini sağlamak veya karıştırıcı faktörlerden kaçınmak için sıklıkla dışlanır.[5]Neoplazinin doğrudan bir ölçüsü olmamasına rağmen, serum Tiroid Uyarıcı Hormon (TSH) seviyeleri, tiroid fonksiyonu için kritik bir biyobelirteçtir ve spesifik tespit aralıklarına (örn. 0,004 mIU/ml ila 75 mIU/ml) sahip üçüncü nesil testler kullanılarak ölçülür ve tiroid bezinin fizyolojik durumu için temel bağlamı sağlar.[2]

Benign tiroid bezi neoplazmları, genellikle tiroid nodülleri olarak ortaya çıkar ve öncelikle fiziksel özellikleri ve görüntülemede nasıl göründükleri ile karakterizedir. Bu nodüllerin varlığı, iç yapısı, kesin boyutu ve vaskülarizasyonu, ultrason ve renkli Doppler sonografi kullanılarak objektif olarak değerlendirilir.[2] Bu görüntüleme, genel tiroid boyutunun ve ekotekstürünün değerlendirilmesine olanak tanır; tiroid hacmi tipik olarak her bir lob için elipsoid formülü (uzunluk × genişlik × yükseklik × 0,523) kullanılarak hesaplanır.[2] Ortalama tiroid hacmini aşan toplam tiroid hacmi olarak tanımlanan guatr, ultrason ile tespit edilebilen bir diğer önemli fiziksel bulgudur; bunun yanı sıra kronik tiroid durumlarını gösteren ekotekstürdeki diffüz değişiklikler de tespit edilebilir.[2]

Genellikle asemptomatik olmasına rağmen, benign tiroid neoplazmları bazen tiroid hormon üretimini etkileyebilir ve tiroid fonksiyonundaki değişikliklerle ilişkili sistemik semptomlara yol açabilir. Serum Tiroid-Uyarıcı Hormon (TSH) seviyeleri, tiroid aktivitesini değerlendirmek için yüksek duyarlıklı üçüncü nesil testler kullanılarak ölçülen önemli bir objektif biyobelirteçtir.[2]Tiroid fonksiyonundaki düzensizlik, normal aralıkta veya subklinik olarak bile, çeşitli klinik sonuçlarla ilişkilidir; örneğin, düşük tiroid fonksiyonu (hipotiroidizm) kilo alımı, yüksek kolesterol, bilişsel bozukluk, depresyon ve soğuk intoleransı olarak kendini gösterebilir.[4] Tersine, bazı benign otonom nodüllerde ortaya çıkabilen hipertiroidizm, kilo kaybı, taşikardi, atriyal fibrilasyon ve osteoporoza yol açabilir.[4]

Sunumdaki Değişkenlik ve Tanısal Değerlendirmeler

Section titled “Sunumdaki Değişkenlik ve Tanısal Değerlendirmeler”

Benign tiroid neoplazmlarının klinik sunumu, yaş ve cinsiyet gibi faktörlerden etkilenen önemli değişkenlik gösterir. TSH seviyeleri ve tiroid hacmi gibi objektif ölçümler bireyler arasında farklılık gösterebilir ve referans sınırlarının genellikle yaşa, cinsiyete ve etnik kökene özgü olması gerekir.[8]Otoimmün tiroidit veya tiroid kanseri ön tanısı ve mevcut hormon replasman tedavisi dahil olmak üzere, bireyin kendi bildirdiği tiroid hastalığı durumu, bireyin fenotipik çeşitliliğini anlamaya katkıda bulunan önemli sübjektif ölçümlerdir.[2] Benign lezyonları malign lezyonlardan ayırmak kritik bir tanısal zorluktur; burada nodül yapısının, boyutunun ve vaskülarizasyonunun ultrason yoluyla ayrıntılı değerlendirilmesi, “kırmızı bayrakları” belirlemede ve daha ileri tanısal adımlara rehberlik etmede önemli bir rol oynar, ancak benignite için spesifik prognostik göstergeler genellikle malignite ile ilişkili özelliklerin yokluğu ile ilgilidir.

İyi Huylu Tiroid Bezi Neoplazmının Nedenleri

Section titled “İyi Huylu Tiroid Bezi Neoplazmının Nedenleri”

İyi huylu tiroid bezi neoplazmlarının gelişimi, genetik yatkınlıklar, çevresel maruziyetler, gelişimsel yollar ve diğer fizyolojik faktörlerin bir kombinasyonundan etkilenen karmaşık bir süreçtir. Bu faktörler genellikle etkileşime girerek tiroid hücrelerinin çoğalmasına ve nodüllerin veya guatrların oluşmasına yol açar.

Kalıtımsal genetik varyantlar, iyi huylu tiroid bezi neoplazmları riskine önemli ölçüde katkıda bulunur. Tek yumurta ikizleri üzerinde yapılan çalışmalar, genetik faktörlerin guatr gelişimi için önemli bir gösterge olan tiroid hacmindeki bireyler arası varyasyonun yaklaşık %61-78’ini oluşturduğunu ortaya koymuştur.[5] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), tiroid hacmi ve guatr riski ile ilişkili çok sayıda genetik lokusu daha tanımlamıştır.[5] Örneğin, PDE8Bgenindeki varyantlar, tiroid büyümesini ve nodül oluşumunu etkileyebilen serum TSH seviyeleri ve tiroid fonksiyonu ile ilişkilidir.[2] Poligenik riskin ötesinde, ailesel multinodüler guatr gibi iyi huylu tiroid neoplazmının spesifik Mendel formları mevcuttur ve bu durum DICER1 gibi genlerdeki mutasyonlarla bağlantılıdır.[7] Büyüme faktörlerini içeren moleküler yollar da önemli bir rol oynar; örneğin, IGF-II ve insülin reseptör izoformu-A’yı içeren bir otokrin döngünün, tiroid hücrelerinin büyümesini uyardığı ve guatr ve adenom gibi durumlara katkıda bulunduğu gösterilmiştir. Ek olarak, IGFBP-5’in farklı ekspresyonu, guatr ve adenom gibi iyi huylu durumları olan tiroid bezlerinde gözlemlenir.[9]

Çevresel faktörler, benign tiroid bezi neoplazmlarının prevalansı ve gelişimi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. İyot eksikliği, guatrın iyi bilinen bir nedenidir ve prevalansı özellikle iyot eksikliği olan coğrafi bölgelerde yüksektir.[5]Bu beslenme eksikliği, tiroid hücre proliferasyonunu ve hipertrofisini teşvik eden ve sonuç olarak guatr ve potansiyel olarak benign nodüllerin oluşumuna katkıda bulunan tiroid uyarıcı hormon (TSH) seviyelerinin artmasına yol açar.

Yaşam tarzı seçimleri de riske katkıda bulunur. Sigara içimi, özellikle iyot eksikliği olan bölgelerde yaşayan popülasyonlarda guatr riskini artıran ek bir çevresel faktör olarak tanımlanmıştır.[5] Bununla birlikte, bu ilişki, optimal iyot alımının olduğu bölgelerde daha az belirgindir veya yoktur ve faktörlerin karmaşık bir etkileşimini vurgulamaktadır.[5]

Gen-Çevre Etkileşimleri ve Gelişimsel Yönler

Section titled “Gen-Çevre Etkileşimleri ve Gelişimsel Yönler”

Benign tiroid bezi neoplazmlarının gelişimi genellikle bir bireyin genetik yapısı ve çevresi arasındaki karmaşık etkileşimlerin bir sonucudur. Önemli bir örnek, guatr için genetik yatkınlık ve çevresel iyot durumu arasındaki etkileşimdir; burada genetik varyantlar, değişen iyot mevcudiyetinde bir bireyin tiroid büyümesine duyarlılığını modüle edebilir. Ayrıca, sigara içmenin guatr riski üzerindeki şiddetlendirici etkisi öncelikle iyot eksikliği olan ortamlarda gözlemlenir; bu da genetik bir yatkınlığın belirli çevresel maruziyetler tarafından ortaya çıkarılabileceğini veya güçlendirilebileceğini düşündürmektedir.[5] Erken yaşam ve gelişimsel süreçler de tiroid sağlığını ve benign neoplazmlara duyarlılığı şekillendirmede çok önemlidir. Tiroid bezinin düzgün gelişimi, karmaşık mezenşimal-epitel sinyal yollarına dayanır ve FGF10 gibi büyüme faktörleri, organogenezde FGF receptor 2 IIIb için önemli bir ligand görevi görür.[10] Potansiyel olarak genetik faktörlerden etkilenen bu gelişimsel yollardaki bozulmalar veya varyasyonlar, bireyleri yaşamın ilerleyen dönemlerinde artmış tiroid hacmi ve guatr riski gibi anormal tiroid büyümesine yatkın hale getirebilir.

Birkaç demografik ve klinik faktör, benign tiroid bezi neoplazmlarının artmış riski ile ilişkilidir. Yaş, önemli bir faktördür ve risk genellikle ilerleyen yaşlarla birlikte artar.[5] Cinsiyet de kritik bir rol oynar, çünkü kadınlar benign neoplazmlar dahil olmak üzere tiroid rahatsızlıklarından orantısız bir şekilde etkilenir ve çalışmalar genellikle kadınlarda daha yüksek bir prevalans bildirmektedir.[3] Vücut kitle indeksi (BMI) de tiroid sağlığını etkileyen ek bir faktör olarak tanımlanmıştır.[5] Ayrıca, otoimmün tiroidit gibi komorbiditeler, nodüllerin gelişimini destekleyebilecek değişmiş bir tiroid ortamıyla bağlantılıdır.[2] Doğrudan bir neden olmasa da, bu tür durumlar tiroid bezi içinde benign proliferatif değişikliklere elverişli bir ortam yaratabilir.

İyi Huylu Tiroid Bezi Neoplazmlarının Biyolojik Arka Planı

Section titled “İyi Huylu Tiroid Bezi Neoplazmlarının Biyolojik Arka Planı”

Adenomlar ve multinodüler guatrlar gibi iyi huylu tiroid bezi neoplazmları, çevre dokularaInvazyon yapmayan veya metastaz yapmayan anormal tiroid dokusu büyümelerini temsil eder. Biyolojik temellerini anlamak, tiroid gelişimi, fonksiyonu ve büyümesini yöneten genetik faktörler, hücresel sinyalizasyon yolları ve doku düzeyindeki düzenlemenin karmaşık etkileşimini incelemeyi içerir. Bu iyi huylu durumlar, tiroid homeostazını koruyan sıkı bir şekilde kontrol edilen mekanizmalardaki bozulmalardan kaynaklanır ve aşırı hücre proliferasyonuna veya doku genişlemesine yol açar.

Tiroid Bezi Gelişimi ve Büyüme Regülasyonu

Section titled “Tiroid Bezi Gelişimi ve Büyüme Regülasyonu”

Tiroid bezinin gelişimi ve normal büyümesi, karmaşık mezenkimal-epitel sinyal süreçleri tarafından yönetilir. Fibroblast Büyüme Faktörleri (FGFs) gibi önemli biyomoleküller, bu gelişimsel yollarda önemli roller oynar. Örneğin, FGF10, tiroid de dahil olmak üzere birçok organ sisteminin düzgün gelişimi için gerekli olan FGF reseptör 2 IIIb’nin önemli bir ligandı olarak işlev görür.[10] Bir diğer önemli büyüme faktörü olan FGF7 (KGF olarak da bilinir), tiroid folikül epitel hücreleri tarafından üretilir ve otokrin bir şekilde, yani onu üreten aynı hücreler üzerinde etkilerini gösterebilir. Bu lokalize sinyalleşme, tiroid hücresi proliferasyonuna ve doku genişlemesine katkıda bulunur ve bu durumun düzensizleşmesi guatr gibi durumlara yol açabilir.[5] Ek olarak, NEU/ERBB2reseptör tirozin kinazı ile etkileşime giren glikoproteinNeuregulin 1 (NRG1), organ büyümesi ve gelişimi için hayati öneme sahip hücre-hücre etkileşimlerine aracılık eder ve düzensizleşmesi anormal hücresel büyüme ile ilişkilendirilmiştir.[4]

Hormonal Kontrol ve Hücre İçi Sinyalizasyon Yolları

Section titled “Hormonal Kontrol ve Hücre İçi Sinyalizasyon Yolları”

Tiroid bezinin fonksiyonu ve büyümesi öncelikle Tiroid Uyarıcı Hormon (TSH) tarafından düzenlenir; bu, tiroid hücrelerindeki reseptörüne bağlanan kritik bir hormondur. TSH sinyalizasyonu kısmen inositol fosfatları/Ca2+ kaskadı tarafından yönetilir ve bu, tiroid hormonlarının sentezi için önemli bir yoldur.[11] Bu hassas hormonal dengedeki ve bunun aşağı akış sinyalizasyonundaki bozulmalar, benign tiroid neoplazmlarına yol açabilir. Örneğin, otonom tiroid adenomları sıklıkla önemli bir hücre içi sinyalizasyon kaskadı olan cAMP yolunun konstitütif aktivasyonunu sergiler.[12] Bu sürekli aktivasyon, siklik AMP’yi parçalamaktan sorumlu enzimler olan PDE8B ve PDE4D3 gibi spesifik fosfodiesteraz (PDE) izoformlarının indüklenmesine yol açar. PDE8Bgenindeki varyantlar, serum TSH seviyeleri ve genel tiroid fonksiyonu ile doğrudan ilişkilendirilmiştir ve bu da bu düzenleyici enzimlerin tiroid homeostazının korunmasındaki rolünü vurgulamaktadır.[13]

Genetik Faktörler ve Moleküler Aberasyonlar

Section titled “Genetik Faktörler ve Moleküler Aberasyonlar”

Genetik yatkınlık, benign tiroid neoplazmlarının gelişme riskini önemli ölçüde etkiler. Tiroid adenomlarında, tiroid adenomu ile ilişkili gen (THADA) içindeki korunmuş bir alanın tahribatına yol açan 2p21 aberasyonları gibi spesifik kromozomal yeniden düzenlemeler gözlemlenmiştir.[14] Ayrıca, mikroRNA’ların işlenmesi için çok önemli bir enzim olan DICER1 gibi genlerdeki mutasyonlar, bazen ovaryan Sertoli-Leydig hücreli tümörleri ile birlikte görülen ailesel multinodüler guatr ile bağlantılıdır.[7]Tek gen mutasyonlarının ötesinde, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, bireyleri tiroid büyümesine ve neoplaziye yatkın hale getiren çeşitli tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) tanımlamıştır. Bunlar arasında birMAP3K düzenleyicisi olan MBIP geni yakınındaki lokuslardaki varyantlar ve PTCSC3 (Papillary Thyroid Carcinoma Susceptibility Candidate 3) adlı uzun intergenik kodlamayan bir RNA geni bulunur; bu gen bir tümör baskılayıcı olarak işlev görür.[4] Bu genetik değişiklikler, gen ekspresyon modellerini ve düzenleyici ağları etkileyerek anormal hücre proliferasyonuna katkıda bulunabilir.

Hücresel Proliferasyon, Metabolizma ve Doku Yeniden Şekillenmesi

Section titled “Hücresel Proliferasyon, Metabolizma ve Doku Yeniden Şekillenmesi”

Benign tiroid neoplazmlarında görülen anormal büyüme, hücresel proliferasyon ve metabolik süreçlerin düzenlenmesindeki bozuklukları içerir. İnsülin benzeri büyüme faktörü II’nin (IGF-II) insülin reseptörü izoformu-A ile etkileşime girerek tiroid hücre büyümesini uyardığı tanımlanmış bir otokrin döngü, benign tümör genişlemesini yönlendiren önemli bir mekanizmayı örneklemektedir.[15] IGFBP-5(İnsülin Benzeri Büyüme Faktörü Bağlayıcı Protein 5) gibi proteinlerin farklı ekspresyonu da guatr ve adenomlardan etkilenen tiroid bezlerinde gözlemlenir ve bu daIGF ekseninin büyüme düzenlemesindeki rolünü daha da gösterir.[9] Eş zamanlı olarak, vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), tiroid bezi içinde doku yeniden şekillenmesinde ve anjiyogenezde, yani yeni kan damarlarının oluşumunda kritik bir rol oynar.[16] Kültüre edilmiş insan tiroid hücrelerinde ekspresyonu iyot tarafından belirgin şekilde inhibe edilir ve bu da iyot mevcudiyeti ile vaskülarizasyon arasında bir bağlantı olduğunu düşündürmektedir.[17] İlginç bir şekilde, iyot eksikliği tiroidde TSH’dan bağımsız bir erken mikrovasküler yeniden şekillenme evresini tetikleyebilir ve çevresel faktörlerin doku düzeyindeki biyoloji üzerinde nasıl derin bir etkiye sahip olabileceğini ve guatr gibi benign durumların gelişimine nasıl katkıda bulunabileceğini göstermektedir.[18]

Hormonal Sinyalleşme ve Büyüme Faktörü Yolları

Section titled “Hormonal Sinyalleşme ve Büyüme Faktörü Yolları”

Benign tiroid bezi neoplazmlarının gelişimi genellikle temel hormonal ve büyüme faktörü sinyalleşme yollarının düzensizliğini içerir. Tirotropin (TSH) reseptörü merkezi bir rol oynar ve aktivasyonu, inositol fosfatlar/Ca2+ kaskadı yoluyla tiroid hormonu sentezini sağlar.[11] TSH reseptöründeki mutasyonlar, konstitütif aktivasyona veya değişmiş sinyalleşmeye yol açarak hücre proliferasyonunu tetikleyebilir ve benign büyümeye katkıda bulunabilir. Ayrıca, mitojenle aktive olan protein kinaz (MAPK) yolu, kritik bir hücre içi sinyalleşme kaskadı, hücresel büyüme ve farklılaşmada rol oynar ve düzensizliği, potansiyel olarak değişmiş geri bildirim döngüleri veya MUK-bağlayıcı inhibitör protein gibi negatif düzenleyiciler aracılığıyla, anormal tiroid hücre genişlemesini teşvik edebilir.[19]Büyüme faktörü sinyalleşmesi de tiroid gelişimi ve neoplazm oluşumuna önemli ölçüde katkıda bulunur. Örneğin,FGF10, FGF receptor 2 IIIb için önemli bir ligand görevi görür ve organogenez sırasında mezenkimal-epitel sinyalleşmesi için gereklidir.[10] Bu FGF yolunun anormal veya sürekli aktivasyonu, kontrolsüz hücresel proliferasyona ve guatr ve diğer benign tiroid büyümelerinin karakteristik bir özelliği olan tiroid hacminde artışa yol açabilir.[5] Bu karmaşık sinyalleşme kaskadları ve bunların kesin düzenlenmesi, tiroid homeostazını korumak için çok önemlidir ve bunların düzensizliği, benign tiroid neoplazmlarının patogenezinde temel bir mekanizmayı temsil etmektedir.

Genetik ve Epigenetik Düzenleyici Mekanizmalar

Section titled “Genetik ve Epigenetik Düzenleyici Mekanizmalar”

Benign tiroid bezi neoplazmları, hücre çoğalmasını ve farklılaşmasını kontrol eden genetik ve epigenetik düzenleyici mekanizmalardan önemli ölçüde etkilenir. Tiroid adenomlarında gözlemlenen önemli bir genetik değişiklik, tiroid adenomu ile ilişkili gen olan THADA’nın korunmuş bir alanını yok eden kromozomal yeniden düzenlemeleri içerir.[20] Bu, THADA’nın normalde anormal büyümenin bir baskılayıcısı olarak işlev gördüğünü ve bozulmasının benign tümör oluşumuna katkıda bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca, DICER1 genindeki mutasyonlar, benign tiroid büyümesinin bir şekli olan ailesel multinodüler guatr ile bağlantılıdır.[7] DICER1, mikro-RNA’ların (miRNA’lar) işlenmesi için gerekli olduğundan, bu mutasyonlar değişmiş gen ekspresyon paternlerine yol açarak kontrolsüz hücre çoğalmasını ve nodül oluşumunu destekler.

Gen mutasyonlarının ötesinde, kodlamayan RNA’lar da dahil olmak üzere, gen regülasyonunun daha geniş kapsamı kritik bir rol oynar. rs944289 gibi polimorfizmler, tümör baskılayıcı fonksiyonlara sahip büyük intergenik kodlamayan RNA genlerini (lncRNA’lar) etkileyerek bireyleri tiroid rahatsızlıklarına yatkın hale getirebilir.[21] Bu spesifik örnek papiller tiroid karsinomu ile bağlantılı olsa da, lncRNA disregülasyonunun hücre büyümesini kontrol etmedeki altta yatan mekanizması, benign tiroid neoplazmlarının başlaması ve ilerlemesi için geniş ölçüde geçerlidir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, tiroid hacmini ve guatr riskini etkileyen çeşitli genetik lokusları ve yaygın varyantları da tanımlamıştır ve benign tiroid büyümesine poligenik bir bileşenin altını çizmektedir.[5] Bu düzenleyici mekanizmalar toplu olarak, benign tiroid bezi neoplazmlarının gelişimine katkıda bulunan genetik yatkınlığı ve moleküler yolları tanımlar.

Tiroid bezi homeostazının korunması, özellikle tiroid hormon biyosentezi ve enerji metabolizmasında rol oynayan sıkı bir şekilde düzenlenmiş metabolik yollara dayanır. T3 ve T4 gibi tiroid hormonlarının hassas sentezi temeldir ve bu süreçteki bozulmalar, bezin kompanzatuar büyümesini tetikleyebilir. Örneğin,Kcne2geni tiroid hormon biyosentezinde önemli bir rol oynar ve bunun silinmesi bu süreci önemli ölçüde bozabilir.[22] Bu tür bozukluklar, tiroid hormonuna olan talebin artmasına, TSH üretimini uyarmasına ve ardından bezin fonksiyonel kapasitesini artırmak için iyi huylu hücresel proliferasyonu teşvik etmesine yol açabilir.

Ayrıca, TSH etkisini aracılık etmek için hayati önem taşıyan inositol fosfatlar/Ca2+ kaskadı, metabolik düzenleme ile yakından bağlantılıdır veITPK1(inositol 1,3,4-trisfosfat 5/6-kinaz) gibi enzimler bu sinyal moleküllerinin işlenmesinde rol oynar.[23]Bu metabolik ara maddelerin akışındaki değişiklikler, TSH sinyallemesinin ve tiroid hormon sentezinin verimliliğini etkileyebilir ve tiroid hücre büyümesinin düzensizliğine daha fazla katkıda bulunabilir. Daha geniş tiroid hormon yolu genlerindeki genetik varyasyonların ayrıca serum TSH ve serbest T4 seviyelerini etkilediği gösterilmiştir ve bu da bireyleri iyi huylu tiroid anormalliklerine yatkın hale getirebilecek metabolik düzenlemedeki genetik bileşenin altını çizmektedir.[24]

Yolak Çapraz Konuşması ve Bütünleşik Düzensizlik

Section titled “Yolak Çapraz Konuşması ve Bütünleşik Düzensizlik”

Benign tiroid bezi neoplazmlarının patogenezi tipik olarak tek bir yolak defektine atfedilemez, bunun yerine çeşitli moleküler mekanizmalar arasındaki karmaşık sistem düzeyindeki entegrasyon ve çapraz konuşmadan kaynaklanır. TSH tarafından başlatılanlar gibi hormonal sinyaller, sıklıkla FGF10-FGFR2 ekseni gibi büyüme faktörü yollarıyla etkileşime girer; burada birinin sürekli aktivasyonu diğerinin etkilerini güçlendirerek tiroid hücresi proliferasyonunun sinerjik uyarılmasına yol açabilir.[10] Bu karmaşık ağ, THADA’nın tümör baskılayıcı fonksiyonu ve DICER1’in mikro-RNA işleme aktivitesi dahil olmak üzere genetik düzenleyici mekanizmalar tarafından daha da modüle edilir.[20] Bu düzenleyici düğümlerdeki bozulmalar, ağ boyunca basamaklanarak hücre büyümesi ve apoptozda bir dengesizliğe yol açabilir.

Hastalıkla ilgili mekanizmalar genellikle yolak düzensizliği ve telafi edici yanıtların bir kombinasyonunu içerir. Örneğin, Kcne2 varyasyonları gibi genetik faktörlerden kaynaklanabilecek bozulmuş tiroid hormonu biyosentezi, telafi edici bir geri bildirim mekanizması olarak yükselmiş TSH seviyelerini tetikleyebilir.[22] Başlangıçta adaptif olsa da, kronik TSH stimülasyonu sürekli tiroid hücresi proliferasyonunu tetikleyebilir ve sonuçta benign nodüllerin veya guatrın oluşumuna katkıda bulunabilir. Bu, hiyerarşik düzenleme ve ağ etkileşimlerinin, dengesiz olduğunda, anormal doku büyümesinin ortaya çıkan özelliklerine nasıl yol açabileceğini vurgulamaktadır; burada çoklu ince genetik yatkınlıklar ve yolak değişiklikleri kümülatif olarak benign neoplastik fenotipe katkıda bulunur.[5]

Genetik Yatkınlık ve Risk Sınıflandırması

Section titled “Genetik Yatkınlık ve Risk Sınıflandırması”

Genetik faktörler, tiroid neoplazmlarına bireysel duyarlılıkta önemli bir rol oynar ve risk sınıflandırması ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarını bilgilendirir. Çalışmalar, Avrupa kökenli bireyleri tiroid kanserine yatkın hale getiren 9q22.33 ve 14q13.3’te bulunanlar gibi yaygın genetik varyantları tanımlamıştır.[6]Bu bulgular öncelikle malign hastalıklarla ilgili olsa da, malign transformasyon potansiyeli olan iyi huylu lezyonlar da dahil olmak üzere, tiroid patolojisi için yüksek bir başlangıç riskine sahip olabilecek bireyleri tanımlayarak iyi huylu tiroid neoplazmları için klinik olarak önemlidirler. Ayrıca araştırmalar, yaygın genetik varyantları düşük serum tiroid uyarıcı hormon (TSH) seviyeleriyle ilişkilendirmiştir ve bu varyantlardan bazıları tiroid kanseri riskinin artmasıyla da ilişkilidir.[3] Bu genetik anlayış, daha yoğun gözetimden veya erken müdahale stratejilerinden fayda sağlayabilecek yüksek riskli bireylerin tanımlanmasına olanak tanıyarak, iyi huylu tiroid nodülleri olan hastalar için klinik kararlara rehberlik eder.

Benign tiroid bezi neoplazmlarının değerlendirilmesi, prognozu belirlemek ve yönetime rehberlik etmek için biyokimyasal ve görüntüleme tanı yöntemlerinin bir kombinasyonuna büyük ölçüde dayanır. Serum TSH düzeyleri kritik bir tanısal belirteçtir ve PDE8B genindeki gibi bazı genetik varyantlar TSH düzeylerini etkileyerek genel tiroid fonksiyonuyla ilişkilidir.[2]TSH’yi etkileyen tüm varyantlar doğrudan kanser riskiyle bağlantılı olmasa da, sürekli düşük TSH düzeyleri tiroid neoplazmı ilerlemesi açısından daha yakından takip gerektiren bir gösterge olabilir.[3]7,5 MHz’lik lineer transdüser ve renkli Doppler sonografi kullanan yüksek çözünürlüklü tiroid ultrasonu, tiroid hacmi, ekotekstür ve boyut, yapı ve vaskülarizasyon dahil olmak üzere ayrıntılı nodül özellikleri hakkında önemli bilgiler sağlar. Bu görüntüleme parametreleri, benign lezyonları potansiyel olarak malign lezyonlardan ayırmak, ilerleme riskini değerlendirmek ve daha ileri tanısal prosedürlere veya terapötik müdahalelere duyulan ihtiyacı belirlemek için çok önemlidir.

Benign tiroid neoplazmlarının etkin uzun dönem yönetimi, özellikle ilişkili tiroid durumları bağlamında, yapılandırılmış izleme stratejilerini içerir. Düzenli tiroid ultrasonu muayeneleri, nodül morfolojisindeki, boyutundaki ve vaskülaritesindeki değişiklikleri zaman içinde izlemek için çok önemlidir; bu da ilerlemeyi veya yeniden değerlendirme ihtiyacını gösterebilir. Benign tiroid neoplazmlarının klinik tablosu, otoimmün tiroidit gibi diğer tiroid patolojileriyle veya daha önce geçirilmiş tiroid kanseri veya tiroidektomi öyküsü ile örtüşen fenotipler nedeniyle karmaşık olabilir.[2]Bu komorbiditelere sahip veya hormon replasman tedavisi gören hastalar, altta yatan durumları benign nodüllerin doğal seyrini ve klinik önemini etkileyebileceğinden, bireyselleştirilmiş izleme protokolleri gerektirir. Bu ilişkileri anlamak, kapsamlı hasta bakımı için hayati öneme sahiptir ve klinisyenlerin sürveyans ve yönetim planlarını uyarlamalarını ve belirli önleyici tedbirlerden veya özel takipten fayda sağlayabilecek bireyleri belirlemelerini sağlar.

İyi Huylu Tiroid Bezi Neoplazmı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “İyi Huylu Tiroid Bezi Neoplazmı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, mevcut genetik araştırmalara dayanarak iyi huylu tiroid bezi neoplazmının en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


Evet, tiroid nodüllerinde genellikle genetik bir bileşen vardır. Riskleriniz, kalıtsal yatkınlıklardan etkilenebilir, çünkü tiroid adenomlarında spesifik kromozomal değişiklikler tanımlanmıştır. Tiroid hormonu düzenlemesini etkileyen genlerdeki varyasyonlar da ailelerde görülebilir.

2. Neden benzer olmamıza rağmen arkadaşlarımda nodül yokken bende var?

Section titled “2. Neden benzer olmamıza rağmen arkadaşlarımda nodül yokken bende var?”

Benzer yaşam tarzlarına sahip olsanız bile, bireysel genetik yatkınlıklar önemli bir rol oynar. THADA geninin bir alanını etkileyenler gibi spesifik genetik değişiklikler, normal tiroid hücre büyüme yollarını bozarak diğerlerine kıyasla kişisel duyarlılığınızı artırabilir.

3. TSH kan testinin nodülüm hakkında bana gerçekte ne anlatıyor?

Section titled “3. TSH kan testinin nodülüm hakkında bana gerçekte ne anlatıyor?”

TSH seviyeleriniz çok önemlidir çünkü TSH, tiroid hücre büyümesi ve fonksiyonunun temel bir düzenleyicisidir. PDE8B gibi genlerdeki varyasyonlar serum TSH seviyeleriyle ilişkilidir ve bu seviyeler doğrudan tiroid nodüllerinin gelişimini ve davranışını etkileyerek tanıya rehberlik etmeye yardımcı olur.

İyi huylu nodüller, tiroid foliküler hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasından kaynaklanır. Bu hücresel büyüme, tiroid bezinizdeki normal hücre büyüme ve farklılaşma yollarını bozabilen belirli kromozomal yeniden düzenlemeler de dahil olmak üzere genetik yatkınlıklardan etkilenir.

5. Doktorum nodülümün iyi huylu olduğunu söylerse, daha sonra kansere dönüşebilir mi?

Section titled “5. Doktorum nodülümün iyi huylu olduğunu söylerse, daha sonra kansere dönüşebilir mi?”

Çoğu iyi huylu nodül zararsız kalmasına rağmen, küçük bir yüzdesi büyüyebilir veya nadiren malign potansiyel geliştirebilir. Bu kısmen, 9q22.33 ve 14q13.3 üzerindekiler gibi yaygın varyantların daha düşük TSH ile ilişkili olduğu ve tiroid kanserine yatkınlığı artırabildiği karmaşık genetik yapıdan kaynaklanmaktadır.

6. Ailemin etnik kökeni tiroid nodülleri riskimi değiştirir mi?

Section titled “6. Ailemin etnik kökeni tiroid nodülleri riskimi değiştirir mi?”

Evet, genetik bulguların genellenebilirliği genellikle soy ile sınırlıdır. Birçok çalışma öncelikle Avrupa kökenli popülasyonları içermektedir, bu da farklı genetik risk faktörlerinin, allel frekanslarının veya hastalık prevalanslarının diğer etnik veya atasal gruplarda mevcut olabileceği anlamına gelir.

7. Bazı insanların doğal olarak neden diğerlerinden daha düşük TSH seviyeleri vardır?

Section titled “7. Bazı insanların doğal olarak neden diğerlerinden daha düşük TSH seviyeleri vardır?”

TSH seviyelerindeki farklılıklar, yaygın genetik varyantlardan etkilenebilir. Örneğin, PDE8B gibi genlerdeki varyasyonlar, serum TSH seviyeleriyle doğrudan ilişkilendirilmiştir ve tiroidinizin nasıl çalıştığını etkileyerek potansiyel olarak nodül gelişimini etkileyebilir.

8. Genel genetik yapım bir nodül geliştirme olasılığımı etkileyebilir mi?

Section titled “8. Genel genetik yapım bir nodül geliştirme olasılığımı etkileyebilir mi?”

Kesinlikle. Genel genetik yapınız, iyi huylu tiroid nodülleri de dahil olmak üzere birçok sağlık durumu için bir yatkınlık oluşturur. Çeşitli genlerin karmaşık etkileşimi, tiroid hücre büyümesini ve hormon düzenlemesini etkileyerek bireysel riskinizi etkiler.

9. İyi huylu tiroid nodülüm hakkında neden bu kadar endişe duyuyorum?

Section titled “9. İyi huylu tiroid nodülüm hakkında neden bu kadar endişe duyuyorum?”

Endişeli hissetmek çok yaygındır. Bir nodülün iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğuna dair ilk belirsizlik, devam eden izleme ihtiyacıyla birleştiğinde önemli psikolojik sıkıntıya neden olabilir. Bu, doktorların lezyonları ayırt etmede karşılaştığı kritik zorluğu yansıtır ve bu da onların genetik temelini anlamayı içerir.

10. Genler hakkında bilgi sahibi olmak doktorumun nodülümü daha iyi tedavi etmesine nasıl yardımcı olur?

Section titled “10. Genler hakkında bilgi sahibi olmak doktorumun nodülümü daha iyi tedavi etmesine nasıl yardımcı olur?”

Bu durumların genetik ve biyolojik temellerini anlamak, tanısal doğruluğu artırmaya ve risk sınıflandırmasını iyileştirmeye yardımcı olur. Bu bilgi, gereksiz invaziv işlemlerin yükünü azaltabilir ve nodülünüz için en uygun ve etkili bakımı almanızı sağlayabilir.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler elde edildikçe güncellenebilir.

Feragatname: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Eeles, R. A., et al. “Identification of seven new prostate cancer susceptibility loci through a genome-wide association study.”Nat Genet, vol. 41, no. 10, 2009, pp. 1116-21.

[2] Arnaud-Lopez, L. et al. “Phosphodiesterase 8B gene variants are associated with serum TSH levels and thyroid function.”Am J Hum Genet, vol. 82, no. 1, 2008, pp. 185-192.

[3] Gudmundsson, J. “Discovery of common variants associated with low TSH levels and thyroid cancer risk.”Nat Genet, vol. 44, no. 4, 2012, pp. 379-381.

[4] Porcu E. et al. “A meta-analysis of thyroid-related traits reveals novel loci and gender-specific differences in the regulation of thyroid function.”PLoS Genet 9 (2013): e1003266.

[5] Teumer A. et al. “Genome-wide association study identifies four genetic loci associated with thyroid volume and goiter risk.” Am J Hum Genet 88 (2011): 59–69.

[6] Gudmundsson, J. et al. “Common variants on 9q22.33 and 14q13.3 predispose to thyroid cancer in European populations.”Nat Genet, 2009.

[7] Rio F.T. et al. “DICER1 mutations in familial multinodular goiter with and without ovarian Sertoli-Leydig cell tumors.” JAMA 305 (2011): 68–77.

[8] Boucai, L., et al. “An approach for development of age-, gender-, and ethnicity-specific thyrotropin reference limits.” Thyroid, vol. 21, no. 1, 2011, pp. 5-11.

[9] Stolf B.S. et al. “Differential expression of IGFBP-5 and two human ESTs in thyroid glands with goiter, adenoma and papillary or follicular carcinomas.” Cancer Lett 191 (2003): 193–199.

[10] Ohuchi H. et al. “FGF10 acts as a major ligand for FGF receptor 2 IIIb in mouse multi-organ development.” Biochem Biophys Res Commun 277 (2000): 643–649.

[11] Grasberger H. et al. “A familial thyrotropin (TSH) receptor mutation provides in vivo evidence that the inositol phosphates/Ca2+ cascade mediates TSH action on thyroid hormone synthesis.”J Clin Endocrinol Metab 92 (2007): 2816–2823.

[12] Persani L. et al. “Induction of specific phosphodiesterase isoforms by constitutive activation of the cAMP pathway in autonomous thyroid adenomas.” J Clin Endocrinol Metab 85 (2000): 2872–2878.

[13] Arnaud-Lopez L. et al. “Phosphodiesterase 8B gene variants are associated with serum TSH levels and thyroid function.”Am J Hum Genet 83 (2000): 15–20.

[14] Rippe V. et al. “Identification of a gene rearranged by 2p21 aberrations in thyroid adenomas.” Oncogene 22 (2003): 6111–6114.

[15] Vella V. et al. “A novel autocrine loop involving IGF-II and the insulin receptor isoform-A stimulates growth of thyroid cancer.”J Clin Endocrinol Metab 87 (2002): 245–254.

[16] Klein M., and Catargi B. “VEGF in physiological process and thyroid disease.”Ann Endocrinol (Paris) 68 (2007): 438–448.

[17] Yamada E. et al. “Iodide inhibits vascular endothelial growth factor-A expression in cultured human thyroid cells.” Endocr J 53 (2006): 569–574.

[18] Gerard A.C. et al. “Iodine deficiency induces a thyroid stimulating hormone-independent early phase of microvascular reshaping in the thyroid.”Am J Pathol 172 (2008): 748–760.

[19] Fukuyama, Kazunori, et al. “MAPK upstream kinase (MUK)-binding inhibitory protein, a negative regulator of MUK/dual leucine zipper-bearing kinase/leucine zipper protein kinase.”Journal of Biological Chemistry, vol. 275, no. 28, 2000, pp. 21247-21254.

[20] Rippe, Volker, et al. “A domain of the thyroid adenoma associated gene (THADA) conserved in vertebrates becomes destroyed by chromosomal rearrangements observed in thyroid adenomas.” Gene, vol. 403, no. 1-2, 2007, pp. 110-117.

[21] Jendrzejewski J. et al. “The polymorphism rs944289 predisposes to papillary thyroid carcinoma through a large intergenic noncoding RNA gene of tumor suppressor type.” Proc Natl Acad Sci U S A 109 (2012): 8646–8651.

[22] Roepke, Timothy K., et al. “Kcne2deletion uncovers its crucial role in thyroid hormone biosynthesis.”Nature Medicine, vol. 15, no. 10, 2009, pp. 1186-1194.

[23] Majerus, Philip W., et al. “Expression of inositol 1,3,4-trisphosphate 5/6-kinase (ITPK1) and its role in neural tube defects.” Advances in Enzyme Regulation, vol. 50, no. 1, 2010, pp. 365-372.

[24] Medici, Marco, et al. “A large-scale association analysis of 68 thyroid hormone pathway genes with serum TSH and FT4 levels.”European Journal of Endocrinology, vol. 164, no. 5, 2011, pp. 781-788.