İçeriğe geç

Antranilik Asit

Antranilik asit, insan vücudunda anahtar bir metabolit olarak tanımlanan organik bir bileşiktir. Serum gibi biyolojik sıvılardaki varlığı ve seviyeleri, bir bireyin fizyolojik durumunu anlamak için endojen metabolitleri kapsamlı bir şekilde ölçmeyi amaçlayan metabolomik araştırmaların konusudur.[1] Genetik varyasyonlar, antranilik asit de dahil olmak üzere çeşitli metabolitlerin homeostazını etkileyerek insan sağlığı ve hastalık yatkınlığı hakkında bilgiler sunabilir.[1]

Arka Plan

Metabolomik, hızla genişleyen bir alan olup, hücreler, dokular veya organizmalar içindeki küçük moleküllü metabolitlerin sistematik çalışmasına odaklanır. Metabolit profillerini analiz ederek, araştırmacılar vücudun fizyolojik durumu hakkında işlevsel bir gösterge elde edebilirler. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), insan serumundaki antranilik asit dahil olmak üzere metabolit seviyelerindeki değişikliklerle ilişkili genetik varyantları tanımlamak için kullanılmıştır.[1] Bu çalışmalar, bir bireyin genetik yapısının metabolik yapısını nasıl etkilediği konusunda daha derin bir anlayışa katkıda bulunmaktadır.

Biyolojik Temel

Antranilik asit, çeşitli metabolik yollarda, özellikle de esansiyel bir amino asit olan triptofanın biyosentezi ve yıkımında önemli bir ara üründür. Bir metabolit olarak, hücresel işlevi ve genel fizyolojik dengeyi sürdüren karmaşık biyokimyasal reaksiyonlar ağına katılır. Genetik varyantlar, bu yollarda yer alan enzimleri veya taşıyıcıları etkileyerek, antranilik asit gibi metabolitlerin üretimini, kullanımını veya atılımını etkileyebilir. Bu genetik etkileri anlamak, metabolit seviyelerini yöneten temel biyolojik mekanizmaları aydınlatmak için çok önemlidir.[1]

Klinik Önemi

Metabolit seviyelerindeki, antranilik asit seviyeleri de dahil olmak üzere, varyasyonlar fizyolojik durumlar için biyobelirteç olarak hizmet edebilir ve çeşitli hastalıkların riskiyle ilişkili olabilir. Araştırmalar, metabolit homeostazındaki değişimlerle ilişkili genetik varyantların karmaşık özellikler ve hastalıklar için önemli olabileceğini düşündürmektedir.[1] Antranilik asit seviyeleri için spesifik klinik çıkarımlar hala araştırılmakta olsa da, metabolomik alanının geneli, metabolit profillerini koroner arter hastalığı, Crohn hastalığı, hipertansiyon, romatoid artrit ve tip 1 ve tip 2 diabetes mellitus gibi durumlarla ilişkilendirmektedir.[1] Bu nedenle, antranilik asit seviyelerini etkileyen genetik faktörler, bu tür sağlık durumlarının yatkınlığında veya ilerlemesinde rol oynayabilir.

Sosyal Önem

Metabolitlerin ve genetik belirleyicilerinin incelenmesi, kişiselleştirilmiş tıp ve halk sağlığı üzerindeki potansiyel etkisi aracılığıyla önemli bir sosyal öneme sahiptir. Metabolit seviyelerini etkileyen genetik varyantları belirleyerek, araştırmacılar daha hassas tanı araçları geliştirebilir, hastalık riskini öngörebilir ve önleyici stratejileri veya terapötik müdahaleleri bir bireyin benzersiz genetik ve metabolik profiline göre uyarlayabilir. Bu bilgi, insan sağlığının daha incelikli bir şekilde anlaşılmasına katkıda bulunarak, tıbbi tedavilerin giderek daha kişiselleştirilmiş ve etkili olduğu bir geleceğe doğru ilerlememizi sağlar.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Genom çapında ilişkilendirme çalışmalarından elde edilen bulguların yorumlanabilirliği ve genellenebilirliği, genellikle doğuştan gelen metodolojik ve istatistiksel kısıtlamalarla sınırlıdır. Birçok çalışma, özellikle orta örneklem büyüklüğüne sahip olanlar, mütevazı etki büyüklüklerine sahip genetik varyantları güvenilir bir şekilde tespit etmek için yetersiz istatistiksel güce sahip olabilir, bu da potansiyel olarak yanlış negatif sonuçlara veya başlangıçta tanımlanan ilişkilendirmeler için etkilerin aşırı tahmin edilmesine yol açabilir.[2] Ayrıca, p-değerlerini hesaplamak için asimptotik varsayımlara güvenilmesi, son derece düşük p-değerlerinin tam olarak doğru olmayabileceği anlamına gelir; bu da onları kesin ilişki ölçütleri yerine göstergeler olarak dikkatli bir şekilde yorumlamayı gerektirir.[1] GWAS'ta doğasında var olan kapsamlı çoklu test, sıkı anlamlılık eşiklerini (örn. Bonferroni düzeltmesi) gerektirir; bu da yanlış pozitifleri azaltırken, gerçek ilişkilendirmeleri tespit etme gücünü daha da azaltabilir.

Belirlenmemiş tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP'ler) imputasyonundan da zorluklar ortaya çıkar; bu durumda impute edilen genotiplerin doğruluğu kritik öneme sahiptir. Çalışmalar genellikle impute edilen SNP'ler için yüksek güven eşikleri (örn. R-kare > 0,3 veya posterior olasılık > 0,90) kullanıp hata oranlarını bildirse de, bu eksik genotip tahminleri bir belirsizlik derecesi getirir.[3] Dahası, çalışmalar arasında tutarlı replikasyon eksikliği, bazı meta-analizlerin ilişkilendirmelerin yalnızca yaklaşık üçte biri için replikasyon göstermesiyle, yanlış pozitif bulgular, kohorta özgü etkiler veya replikasyon kohortlarında yetersiz güç potansiyelini vurgulamaktadır.[2] SNP düzeyinde replikasyon olmaması, aynı gen içindeki farklı SNP'lerin gözlemlenmemiş bir nedensel varyantla güçlü bağlantı dengesizliği içinde olması veya bir gen içinde birden fazla nedensel varyantın bulunması durumunda da ortaya çıkabilir.

Genellenebilirlik ve Popülasyon Özgüllüğü

Çalışma kohortlarının demografik özellikleri, genetik bulguların genellenebilirliğini önemli ölçüde etkiler. Birçok büyük ölçekli GWAS kohortu, ağırlıklı olarak Avrupa kökenli bireylerden oluşmakta ve genellikle orta yaşlıdan yaşlıya kadar popülasyonları kapsamaktadır.[2] Bu demografik çarpıklık, bulguların, allel frekanslarının, bağlantı dengesizliği (linkage disequilibrium) modellerinin ve çevresel maruziyetlerin önemli ölçüde değişebileceği daha genç bireylere veya farklı etnik veya ırksal kökenlere sahip popülasyonlara doğrudan aktarılabilir veya genellenebilir olmayabileceği anlamına gelir.[2] Sonuç olarak, gözlemlenen genetik ilişkilendirmeler incelenen popülasyona özgü olabilir ve daha geniş geçerliliklerini doğrulamak için çeşitli popülasyonlarda doğrulamaya ihtiyaç duyabilir.

Popülasyon stratifikasyonu, görünüşte homojen gruplar içinde bile, yeterince ele alınmazsa sahte ilişkilendirmeler için risk oluşturur. Çalışmalar genellikle popülasyon alt yapısını hesaba katmak için genomik kontrol veya ana bileşen analizi gibi yöntemleri kullansa da, kalıntı etkiler devam edebilir ve özellikle genetik olarak izole veya kurucu popülasyonlarda sonuçları etkileyebilir.[4] Ek olarak, boylamsal çalışmalarda sonraki muayene döngülerindeki DNA ekstraksiyonu gibi biyolojik örnek toplama zamanlaması, bir sağkalım yanlılığına neden olabilir; bu durum, kohortun daha geniş popülasyonu temsil etme yeteneğini potansiyel olarak sınırlayarak ve ilişkilendirmelerin yorumlanmasını etkileyebilir.[2]

Fenotipik İncelik ve Çevresel Etkileşim

Fenotiplerin hassas ve tutarlı ölçümü, sağlam genetik ilişkilendirme çalışmaları için çok önemlidir, ancak değişkenlik önemli ölçüde gürültüye neden olabilir. Popülasyonlar arasındaki demografik bileşim farklılıkları ve deneylerdeki metodolojik varyasyonlar, ortalama fenotip seviyelerinde farklılıklara yol açarak çalışmalar arası doğrudan karşılaştırmaları ve meta-analizleri karmaşıklaştırabilir.[5] Bazı çalışmalar, fenotip güvenilirliğini artırmak için birey başına birden fazla gözlemi ortalamakta veya monozigotik ikizlerden gelen verileri kullanmaktayken, fenotipik varyansı ele alma özel yöntemleri yine de tahmini etki büyüklüklerini ve genetik varyantlar tarafından açıklanan varyans oranını etkileyebilir.[4] Metabolit oranları gibi türetilmiş ölçümlerin kullanımı, genel varyansı azaltabilir ve istatistiksel gücü artırabilir, ancak aynı zamanda genetik etkilerin bireysel ham ölçümler üzerindeki doğrudan yorumlanmasına bir karmaşıklık katmanı ekler.[1] Karmaşık özelliklerin anlaşılmasında önemli bir sınırlama, gen-çevre etkileşimlerinin eksik incelenmesidir. Genetik varyantlar, fenotipleri genellikle bağlama özgü bir şekilde etkiler ve etkileri çeşitli çevresel faktörler tarafından modüle edilir.[6] Örneğin, ACE ve AGTR2 gibi genler ile sol ventrikül kütlesi arasındaki ilişkilerin, diyetle alınan tuz alımına göre değiştiği gösterilmiş olup, bu tür etkileşimlerin dikkate alınmasının önemini vurgulamaktadır.[6] Ancak birçok çalışma, bu karmaşık gen-çevre etkileşimlerini sistematik olarak incelememektedir; bu durum, toplam genetik etkinin eksik tahmin edilmesine yol açabilir ve karmaşık özelliklerin tam etiyolojisini anlamada önemli boşluklar bırakabilir.[3] Bu kapsamlı değerlendirme eksikliği, tanımlanan genetik varyantların gözlemlenen fenotipik varyansın yalnızca bir kısmını açıkladığı "kayıp kalıtım" fenomenine katkıda bulunur.

Varyantlar

Genetik varyantlar, gen ifadesini ve protein fonksiyonunu etkileyerek bireysel biyolojik özellikleri ve hastalıklara yatkınlığı şekillendirmede kritik bir rol oynar. Uzun intergenik kodlayıcı olmayan RNA'lar LINC01153 ve LINC01692, histon deasetilaz HDAC4 ile birlikte, bu süreçlerin anahtar düzenleyicilerini temsil eder. LINC01153 ve LINC01692, kromatin yeniden şekillenmesi veya transkripsiyonel girişim gibi çeşitli mekanizmalar aracılığıyla gen ifadesini modüle edebilen, böylece hücresel yolları etkileyen kodlayıcı olmayan RNA molekülleridir.[7] LINC01153'teki rs17101702 veya LINC01692'deki rs2829495 gibi bir varyant, bu lncRNA'ların düzenleyici kapasitesini değiştirebilir, potansiyel olarak gen aktivitesinde yaygın değişikliklere yol açabilir. Benzer şekilde, HDAC4 (Histon Deasetilaz 4), histonlardan asetil gruplarını uzaklaştıran, böylece kromatini sıkıştıran ve gen transkripsiyonunu baskılayan kritik bir enzimdir.[2] HDAC4'teki rs4852019 varyantı, enzimatik aktivitesini veya hücresel lokalizasyonunu etkileyebilir, bu da hücre farklılaşması, metabolizma ve nöronal fonksiyonda yer alan çok sayıda genin ekspresyonunda değişikliklere yol açabilir. lncRNA veya HDAC4 varyasyonlarından kaynaklanan bu tür geniş transkripsiyonel değişiklikler, hücresel ortamı veya sentezinde veya degradasyonunda rol alan enzimleri değiştirerek, immünomodülatör ve nöroaktif özellikleriyle bilinen bir triptofan metaboliti olan antranilik asidi içeren karmaşık metabolik yolları etkileyebilir.

İyon kanallarını ve hücresel taşıma proteinlerini kodlayan genlerdeki varyasyonlar, hücre sinyalizasyonunu ve fizyolojik fonksiyonları derinden etkileyebilir. KCNQ1 geni, kalp ve pankreas gibi dokularda hücre uyarılabilirliği için kritik olan voltaj kapılı bir potasyum kanal alt birimini kodlar; KCNQ1OT1 ise genomik damgalama yoluyla ekspresyonunu düzenler.[5] Bu lokustaki rs7130232 varyantı, iyon kanalı fonksiyonunu veya düzenlenmesini etkileyerek kardiyak ritmi veya glikoz homeostazını etkileyebilir. Benzer şekilde, KIF1B ve MYO3B, hücre içi taşıma için gerekli motor proteinlerdir: KIF1B nöronlardaki vezikülleri ve mitokondrileri taşır ve MYO3B iç kulak stereosilyalarının korunmasına katkıda bulunur. KIF1B'deki rs17402390 veya MYO3B'deki rs13035033 gibi bir varyant, bu taşıma mekanizmalarını bozarak hücresel organizasyonu bozabilir. Ayrıca, LNX1 (Numb Protein X 1 Ligandı), protein degradasyonunu ve hücre sinyalizasyonunu düzenleyen bir E3 ubikuitin ligazıdır ve rs6848923 varyantı protein döngüsünü potansiyel olarak değiştirebilir.[7] Temel hücresel dinamiklerdeki bu bozulmalar, immünomodülatör ve nöroaktif özelliklere sahip bir triptofan metaboliti olan antranilik asidin fizyolojik bağlamını etkileyebilir, sentezini, metabolizmasını veya biyolojik etkisini etkileyebilir.

DNA bakımından protein modifikasyonuna kadar hücresel süreçlerin bütünlüğü, genel sağlık için hayati öneme sahiptir. NSMCE2 (Non-SMC Element 2), DNA onarımında ve genom stabilitesini korumada, özellikle DNA replikasyonu sırasında ve DNA hasarına yanıt olarak kritik bir rol oynayan SMC5/SMC6 kompleksinin bir alt birimidir.[2] NSMCE2'deki rs4871580 gibi bir varyant, bu DNA onarım mekanizmalarını tehlikeye atabilir, hücresel hasara duyarlılığı artırabilir ve potansiyel olarak hücre sağkalımını veya proliferasyonunu etkileyebilir. Eş zamanlı olarak, COG5 (Oligomerik Golgi Kompleksinin Bileşeni 5), protein glikozilasyonu, sıralanması ve taşınması için kritik bir hücresel organel olan Golgi aygıtının uygun yapısı ve işlevi için vazgeçilmez olan korunmuş oligomerik Golgi kompleksinin temel bir alt birimidir.[5] COG5'teki rs1859294 ve rs2023685 gibi varyantlar, bozulmuş glikozilasyona yol açabilir, bu da hücreden hücreye iletişim, bağışıklık yanıtı ve metabolizmada yer alan çok çeşitli proteinleri etkileyebilir. NSMCE2 aracılığıyla genomik bütünlükte veya COG5 aracılığıyla protein işlenmesindeki bozulmalar, hücresel homeostazı önemli ölçüde değiştirebilir, böylece vücudun iltihaplanma ve nörolojik yollarda tanınmış rolleri olan biyoaktif bir triptofan türevi olan antranilik aside yanıtını veya metabolizmasını modüle edebilir.

Önemli Varyantlar

RS ID Gen İlişkili Özellikler
rs17101702 LINC01153 - RN7SKP167 anthranilic acid measurement
rs7130232 KCNQ1OT1, KCNQ1 anthranilic acid measurement
rs17402390 KIF1B anthranilic acid measurement
rs13035033 MYO3B anthranilic acid measurement
BMI-adjusted hip circumference
rs4852019 HDAC4 anthranilic acid measurement
rs2829495 LINC01692 anthranilic acid measurement
rs4871580 NSMCE2 anthranilic acid measurement
rs6848923 LNX1 - RPL21P44 anthranilic acid measurement
rs1859294 COG5 anthranilic acid measurement
aspartate measurement
glutamate measurement
carnosine measurement
rs2023685 COG5 anthranilic acid measurement

Metabolik Düzenleme ve Lipid Homeostazı

Lipid metabolizmasının düzenlenmesi, HMGCR'nin kolesterol biyosentezinde kritik bir rol oynadığı mevalonat yolağı ile örneklendirilen birkaç karmaşık yolak içerir.[8] HMGCR'deki yaygın tek nükleotid polimorfizmleri (SNP'ler) gibi genetik varyasyonlar, ekson13'ün alternatif splicing'ini etkileyebilir, böylece HMGCR aktivitesini ve nihayetinde LDL-kolesterol düzeylerini etkileyebilir.[9] Ayrıca, HMGCR'nin yıkım hızı, oligomerizasyon durumundan etkilenebilir; bu da bu anahtar enzimin mevcudiyetini belirleyen karmaşık bir düzenleyici katmanı vurgulamaktadır.[10] Kolesterolün ötesinde, yağ asidi metabolizması da genetik etkileşime tabidir; varyasyonlar metabolik sonuçları ve orta zincirli açil-CoA dehidrogenaz eksikliği (ACADM) gibi durumları etkilemektedir.[11] Metabolik düzenlemenin bir diğer kritik yönü, esas olarak spesifik taşıyıcılar tarafından aracılık edilen ürat homeostazıdır. GLUT9 (SLC2A9) geni, serum ürat düzeyleri ile önemli ölçüde ilişkilidir ve kan ürat konsantrasyonlarını hassas bir şekilde kontrol eden bir renal ürat anyon değiştiricisi olarak işlev görür.[12] Bunu tamamlayıcı olarak, SLC22A12 geni de bir renal ürat anyon değiştiricisi kodlar, ürat taşınımının genel düzenlenmesine katkıda bulunur ve metabolik dengeyi korur.[13] Lipid metabolizmasında yer alan Adiponutrin geni, ekspresyonu insan yağ dokusunda hem insülin hem de glikozdan etkilendiği için metabolik düzenlemeyi gösterir ve bu gendeki genetik varyasyonlar obezite ile ilişkilendirilmiştir.[14]

Genetik ve Post-Translasyonel Düzenleyici Mekanizmalar

Gen ekspresyonu ve protein fonksiyonu, alternatif ekleme (splicing) ve post-translasyonel modifikasyonlar dahil olmak üzere çeşitli düzenleyici mekanizmalar aracılığıyla kapsamlı bir şekilde kontrol edilir. Alternatif ekleme (splicing), tek bir genden çeşitli protein izoformları üreten temel bir süreçtir; yaygın SNP'ler, HMGCR ve LDL-kolesterol üzerindeki etkisiyle görüldüğü gibi, ekleme (splicing) paternlerini değiştirebilir.[9] Bu mekanizma, biyolojik karmaşıklık için hayati öneme sahiptir ve insan hastalıklarında sıklıkla rol oynar.[15] Örneğin, APOB mRNA'sı, yeni izoformlar üretmek için antisens oligonükleotit kaynaklı alternatif eklemeye (splicing) uğrayabilir ve protein çıktısı üzerindeki hassas kontrolü gösterir.[16] Eklemenin (splicing) ötesinde, protein fonksiyonu post-translasyonel modifikasyonlarla hassas bir şekilde ayarlanır. Buna bir örnek, tiroid hücrelerinde Tiroid Uyarıcı Hormon (TSH) tarafından Isı Şok Proteini-90 (HSP90)'ın fosforilasyonudur.[17] Bu modifikasyon, HSP90'ın aktivitesini veya etkileşimlerini değiştirebilir, böylece protein katlanması ve hücresel stres yanıtlarındaki rolünü modüle eder. Transkripsiyonel kontrolden dinamik protein modifikasyonlarına kadar uzanan bu düzenleyici katmanlar, hücresel süreçleri yöneten ve fizyolojik bütünlüğü sürdüren sofistike mekanizmaların altını çizer.

Hücresel Sinyalleşme ve Reseptör Aktivasyonu

Hücresel işlevler, reseptör aktivasyonu ve aşağı akış kaskatlarını içeren karmaşık sinyal yolları tarafından düzenlenir. Mitojenle Aktive Olan Protein Kinaz (MAPK) yolu, yaş ve akut egzersiz dahil olmak üzere çeşitli uyaranlara yanıt olarak aktive olabilen, insan iskelet kasındaki hücresel yanıtları etkileyen, yaygın olarak tanınan bir hücre içi sinyal kaskadını temsil eder.[6] Bu yol tipik olarak, sinyalleri hücre yüzeyinden çekirdeğe ileten, gen ekspresyonunu ve hücresel aktiviteleri düzenleyen bir dizi fosforilasyonu içerir.

Başka bir önemli sinyal ekseni, fosfodiesterazların siklik nükleotid seviyelerini modüle etmede kritik bir rol oynadığı cGMP düzenlemesini içerir. Güçlü bir vazokonstriktör olan Anjiyotensin II, vasküler düz kas hücrelerinde fosfodiesteraz 5A (PDE5A) ekspresyonunu artırabilir, böylece cGMP sinyalleşmesini antagonize eder ve vasküler tonusu etkiler.[18] PDE5 enziminin kendisi, vasküler fonksiyon dahil olmak üzere çeşitli fizyolojik süreçleri etkileyen cGMP düzenlemesinde merkezidir.[19] Ayrıca, insan endotel ve düz kas hücrelerinde eksprese edilen CFTR klorür kanalı, cAMP'ye bağımlı Cl-taşınımına aracılık eder ve bozulması mekanik özellikleri ve iyon akışını değiştirebilir, bu da hücresel sinyalleşme ve fonksiyondaki rolünü vurgular.[20]

Sistem Düzeyinde Yolak Entegrasyonu ve Çapraz Konuşma

Biyolojik sistemler, bireysel yolakların izole çalışmadığı, ancak ortaya çıkan özellikleri elde etmek için hiyerarşik olarak düzenlendiği kapsamlı yolak çapraz konuşmaları ve ağ etkileşimleri ile karakterize edilir. Metabolomik, endojen metabolitleri kapsamlı bir şekilde ölçerek, fizyolojik durumun fonksiyonel bir çıktısını sağlar, genetik varyantların anahtar lipitlerin, karbonhidratların veya amino asitlerin homeostazisini nasıl etkileyebileceğini ortaya koyar ve böylece etkilenen yolakları ve bunların birbirleriyle olan bağlantılarını belirler.[1] Bu bütüncül bakış açısı, insanlardaki farklı metabolik fenotipleri anlamaya yardımcı olur ve genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimini işaret eder.[21] Farklı fizyolojik sistemler arasındaki çapraz konuşma, kardiyovasküler düzenlemede de belirgindir. Örneğin, kardiyak hipertrofi sırasında IL-6 ve BNP'nin paralel gen ekspresyonu, entegre bir inflamatuar ve kardiyak stres yanıtını düşündürmektedir.[22] Dahası, nöronal kemorepelent Slit2'nin, Rac1 aktivasyonunu baskılayarak vasküler düz kas hücresi göçünü inhibe ettiği gösterilmiş olup, nöronal rehberlik sinyalleri ile vasküler yeniden şekillenme süreçleri arasında doğrudan bir etkileşimi ortaya koymaktadır.[23] Bu örnekler, farklı görünen yolakların karmaşık biyolojik sonuçları düzenlemek için nasıl yakınsadığını ve etkileşime girdiğini vurgulamaktadır.

Hastalıkla İlişkili Mekanizmalar ve Terapötik Çıkarımlar

Belirli yolların düzensizliği, sıklıkla çeşitli hastalıkların temelini oluşturur ve terapötik müdahale için fırsatlar sunar. Anormal lipid seviyeleriyle karakterize dislipidemi, LDL-kolesterolü etkileyen HMGCR gibi genlerdeki genetik varyantlardan etkilenir ve subklinik ateroskleroz gibi durumlara katkıda bulunur.[9] Dislipideminin, birden fazla lokustaki yaygın varyantları içeren poligenik yapısı, temelindeki mekanizmaların karmaşıklığını daha da vurgulamaktadır.[7] Benzer şekilde, hiperürisemi veya yüksek serum ürik asit, metabolik sendrom ve böbrek hastalığına yol açabilen GLUT9 (SLC2A9) ve SLC22A12 gibi ürat taşıyıcılarının düzensizliğiyle ilişkilidir.[12] Bu taşıma mekanizmalarını anlamak, ürik asit seviyelerinin yönetimi için potansiyel hedefler sunar. Kardiyak patolojide, kardiyak riyanodin reseptörü geni (hRyR2) içindeki mutasyonların katekolaminerjik poliventriküler taşikardiye neden olduğu bilinmektedir; bu da kanalopatilerin kardiyak disfonksiyonun kritik bir mekanizması olduğunu vurgulamaktadır.[24] Hastalıkla ilişkili mekanizmalara dair bu tür içgörüler, hedeflenmiş tanısal ve terapötik stratejiler geliştirmek için çok önemlidir.

References

[1] Gieger, C. et al. "Genetics meets metabolomics: a genome-wide association study of metabolite profiles in human serum." PLoS Genet, 2008.

[2] Benjamin, Emelia J., et al. "Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study." BMC Medical Genetics, vol. 8, 2007.

[3] Dehghan, Abbas, et al. "Association of three genetic loci with uric acid concentration and risk of gout: a genome-wide association study." Lancet, vol. 372, no. 9654, 2008, pp. 1823-1831.

[4] Benyamin, Beben, et al. "Variants in TF and HFE explain approximately 40% of genetic variation in serum-transferrin levels." American Journal of Human Genetics, vol. 84, no. 1, 2009, pp. 60-65.

[5] Yuan, Xin, et al. "Population-based genome-wide association studies reveal six loci influencing plasma levels of liver enzymes." American Journal of Human Genetics, vol. 83, no. 5, 2008, pp. 520-528.

[6] Vasan, R.S. et al. "Genome-wide association of echocardiographic dimensions, brachial artery endothelial function and treadmill exercise responses in the Framingham Heart Study." BMC Med Genet, 2007.

[7] Kathiresan, S. et al. "Common variants at 30 loci contribute to polygenic dyslipidemia." Nat Genet, 2006.

[8] Goldstein, J.L. and Brown, M.S. "Regulation of the mevalonate pathway." Nature, 1990.

[9] Burkhardt, R. et al. "Common SNPs in HMGCR in micronesians and whites associated with LDL-cholesterol levels affect alternative splicing of exon13." Arterioscler Thromb Vasc Biol, 2009.

[10] Istvan, E.S. et al. "Crystal structure of the catalytic portion of human HMG-CoA reductase: insights into regulation of activity and catalysis." Embo J, 2000.

[11] Caspi, A. et al. "Moderation of breastfeeding effects on the IQ by genetic variation in fatty acid metabolism." Proc Natl Acad Sci U S A, 2007.

[12] Li, S. et al. "The GLUT9 gene is associated with serum uric acid levels in Sardinia and Chianti cohorts." PLoS Genet, 2007.

[13] Enomoto, A. et al. "Molecular identification of a renal urate anion exchanger that regulates blood urate levels." Nature, 2002.

[14] Moldes, M. et al. "Adiponutrin gene is regulated by insulin and glucose in human adipose tissue." Eur J Endocrinol, 2006.

[15] Matlin, A.J. et al. "Understanding alternative splicing: towards a cellular code." Nat Rev Mol Cell Biol, 2005.

[16] Khoo, B. et al. "Antisense oligonucleotide-induced alternative splicing of the APOB mRNA generates a novel isoform of APOB." BMC Mol Biol, 2007.

[17] Ginsberg, J. et al. "Phosphorylation of Heat Shock Protein-90 by TSH in FRTL-5 Thyroid Cells." Thyroid, 2006.

[18] Kim, D. et al. "Angiotensin II increases phosphodiesterase 5A expression in vascular smooth muscle cells: a mechanism by which angiotensin II antagonizes cGMP signaling." J Mol Cell Cardiol, 2005.

[19] Lin, C.S. et al. "Expression, distribution and regulation of phosphodiesterase 5." Curr Pharm Des, 2006.

[20] Robert, R. et al. "Disruption of CFTR chloride channel alters mechanical properties and cAMP-dependent Cl-transport of mouse aortic smooth muscle cells." J Physiol (Lond), 2005.

[21] Assfalg, M. et al. "Evidence of different metabolic phenotypes in humans." Proc Natl Acad Sci U S A, 2008.

[22] Haugen, E. et al. "Parallel gene expressions of IL-6 and BNP during cardiac hypertrophy complicated with diastolic dysfunction in spontaneously hypertensive rats." Int J Cardiol, 2006.

[23] Liu, D. et al. "Neuronal chemorepellent Slit2 inhibits vascular smooth muscle cell migration by suppressing small GTPase Rac1 activation." Circ Res, 2006.

[24] Benkusky, N.A. et al. "Ryanodine receptor channelopathies." Biochem Biophys Res Commun, 2004.