Angina Pektoris
Angina pektoris, yaygın olarak anjina olarak adlandırılır, kalp kasına azalan kan akışının neden olduğu bir tür göğüs ağrısı veya rahatsızlığıdır. Bu, kendi başına bir hastalık değildir, daha ziyade altta yatan bir kalp rahatsızlığının, en sık olarak koroner arter hastalığının (CAD) bir belirtisidir.[1] Bu durum, tipik olarak fiziksel efor veya duygusal stres sırasında kalp kasının yeterli oksijen açısından zengin kan almaması durumunda ortaya çıkar.
Biyolojik Temel
Section titled “Biyolojik Temel”Angina pektorisin temel biyolojik temeli, kalp kasının oksijen arzı ve talebi arasında bir dengesizlik yaşadığı miyokardiyal iskemidir. Bu dengesizlik çoğunlukla aterosklerozdan kaynaklanır; bu süreçte koroner arterlerde yağlı plaklar birikir, bu arterleri daraltır ve miyokarda kan akışını kısıtlar. Kalbin oksijen ihtiyacı arttığında (örneğin, egzersiz sırasında), bu daralmış arterler yeterli kan sağlayamaz, bu da oksijen yetersizliğine ve anjinanın karakteristik ağrısına yol açar. Genetik faktörler, bir bireyin koroner arter hastalığına ve dolayısıyla anjinaya yatkınlığında önemli bir rol oynar. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, 9p21.3 kromozomu üzerinde bulunanlar gibi CAD ile ilişkili yaygın varyantları tanımlamıştır; bunlar arasındars7044859 , rs1292136 , rs7865618 ve rs1333049 bulunmaktadır.[2] Kalp yapısını ve işlevini veya F12, KNG1 ve HRGgibi pıhtılaşma faktörlerini etkileyen diğer genetik varyantlar da anjina olarak kendini gösteren kardiyovasküler durumların genel riskine katkıda bulunabilir.[3]
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Klinik olarak angina, göğüste sıkışma, basınç, ağırlık, gerginlik veya ağrı şeklinde kendini gösterir ve genellikle sol kola, boyna, çeneye, sırta veya omuza yayılır. Kalp kasının yeterli kan almadığının kritik bir uyarı işaretidir ve akut miyokard enfarktüsü (kalp krizi) veya iskemik inme dahil olmak üzere daha şiddetli kardiyovasküler olaylar için artmış bir riski gösterebilir.[4] Anginayı tanımak ve yönetmek, koroner arter hastalığının ilerlemesini önlemek ve hasta sonuçlarını iyileştirmek için çok önemlidir.
Sosyal Önemi
Section titled “Sosyal Önemi”Angina pektoris ve altında yatan nedeni olan koroner kalp hastalığı, küresel olarak önemli bir halk sağlığı sorununu temsil etmektedir. Koroner kalp hastalığı, önde gelen ölüm nedenlerinden biridir.[4]ve angina, milyonlarca insanın yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyerek fiziksel aktivitede kısıtlamalara, anksiyeteye ve sağlık sistemleri üzerinde önemli bir yüke yol açmaktadır. Anginaya katkıda bulunan genetik ve çevresel faktörleri anlamak, etkili önleme stratejileri, erken tanı araçları ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları geliştirmek için hayati öneme sahiptir ve nihayetinde kardiyovasküler hastalıkların yaygınlığını ve etkisini azaltmayı amaçlar.
Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar
Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”Angina pektoris gibi karmaşık özelliklere yönelik araştırmalar, sıklıkla bulguların yorumlanmasını ve genellenebilirliğini etkileyen doğal metodolojik ve istatistiksel zorluklarla karşılaşır. Çalışmalar, özellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında (GWAS) var olan kapsamlı çoklu testler göz önüne alındığında, fenotipik varyasyona yalnızca mütevazı bir şekilde katkıda bulunan genetik etkileri tespit etmek için yetersiz istatistiksel güce sahip olabilir.[5] Bazı çalışmalar daha büyük etki büyüklükleri için yüksek güç gösterse de, daha ince genetik etkileri belirleme yeteneği, örneklem büyüklüğü ve genotipleme platformları tarafından kapsanan genetik varyasyonun kapsamı ile sınırlı olabilir.[5] Bu kısıtlama, özelliğin değişkenliğinin daha küçük oranlarını açıklayan potansiyel olarak ilgili genetik faktörlerin kaçırılabileceği ve genetik mimarisinin eksik bir şekilde anlaşılmasına yol açabileceği anlamına gelir.
Ayrıca, tanımlanan ilişkilerin sağlamlığı, bulguları doğrulamak ve yanlış pozitiflerin raporlanmasını önlemek için genellikle bağımsız kohortlarda tekrarlamayı gerektiren titiz bir validasyonu gerektirir.[6] Bu tür bir tekrarlamanın olmaması, algılanan etki büyüklüklerini şişirebilir veya farklı popülasyonlarda veya çalışma tasarımlarında doğru olmayan ilişkilere yol açabilir.[5] Harici validasyon olmaksızın, risk tahmini veya terapötik hedefleme için tanımlanan genetik belirteçlerin klinik yararı belirsizliğini korur ve tekrarlanabilirliği artırmak için daha geniş işbirlikçi çabalara ve standart metodolojilere duyulan ihtiyacın altını çizer.
Fenotipik Tanım ve Tutarsızlıklar
Section titled “Fenotipik Tanım ve Tutarsızlıklar”Angina pektoris gibi durumların temelini oluşturan karmaşık kardiyak fenotiplerin kesin tanımı ve sınıflandırılması, çalışma sonuçlarını etkileyebilecek önemli zorluklar sunmaktadır. Geniş ölçekli biyobanka araştırmaları için pratik olsa da, tanı kodlarına güvenmek, çalışma sonuçları için yanlış sınıflandırma riski taşır.[6] Bu tür yanlış sınıflandırma, küratörlüğünü yapılmış sonuç kümelerinde bile, genetik varyantlar ve fenotip arasındaki gözlemlenen ilişkileri zayıflatabilir ve potansiyel olarak gerçek biyolojik ilişkileri gizleyebilir.
Ek olarak, sol ventrikül boyutu ve fonksiyonu gibi fizyolojik ölçümler için, cinsiyete özgü farklılıkları hesaba katmadan tek tip eşikler kullanılması, katılımcıların sınıflandırılmasında ince yanlışlıklara yol açabilir.[6]İstatistiksel modeller cinsiyet için kısmen ayarlama yapabilse de, genelleştirilmiş eşikler kullanıldığında ölçümleri cinsiyete özgü normal aralıkların hemen dışında kalan bireylerin başlangıçta dahil edilmesi, yanlılığa neden olabilir. Bu tutarsızlıklar, çalışma gruplarının homojenliğini ve angina pektoris ve ilgili kardiyak durumlar için genetik risk faktörlerini belirleme doğruluğunu etkileyebilir.
Genellenebilirlik ve Çevresel Karıştırıcı Faktörler
Section titled “Genellenebilirlik ve Çevresel Karıştırıcı Faktörler”Belirli kohortlardan elde edilen genetik bilgiler, farklı popülasyonlar arasında geniş ölçüde genellenemeyebilir ve bu da bunların daha geniş popülasyona uygulanabilirliğini sınırlar. Birçok genetik çalışma, özellikle GWAS, popülasyon alt yapısından kaynaklanan şişmeyi azaltmak için katılımcıları genellikle benzer atalara sahip bireylerin bir alt kümesiyle (örneğin, Avrupa kökenli) sınırlar.[6]Bu yaklaşım, karıştırıcı faktörleri kontrol etmek için istatistiksel olarak sağlam olsa da, diğer atalara sahip bireyler için daha az alakalı ve hatta yanlış olan bulgulara yol açabilir ve angina pektoris için eşitlikçi hassas tıp stratejilerinin geliştirilmesini engelleyebilir.
Dahası, genetik yatkınlık ve çevresel faktörler arasındaki etkileşim, karmaşık özelliklerin anlaşılması için çok önemlidir, ancak bu yön sıklıkla keşfedilmemektedir. Genetik varyantlar, fenotipleri bağlama özgü bir şekilde etkileyebilir ve etkileri, diyet alışkanlıkları veya yaşam tarzı faktörleri gibi çeşitli çevresel etkilerle düzenlenir.[5]Gen-çevre etkileşimlerine ilişkin kapsamlı araştırmaların ihmal edilmesi, önemli bir bilgi boşluğu bırakır, çünkü çevresel maruziyetlerin angina pektoris için genetik riski nasıl değiştirebileceğini hesaba katmaz, böylece ‘kayıp kalıtılabilirlik’ olgusuna katkıda bulunur ve hastalığın bütünsel bir şekilde anlaşılmasını sınırlar.
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Genetik varyasyonlar, bir bireyin anjina pektorise yatkınlığında önemli bir rol oynar. Anjina pektoris, kalbe giden kan akışının azalması nedeniyle göğüs ağrısı ile karakterize edilen bir durumdur. Birkaç gen ve bunların belirli varyantları, lipid metabolizması, vasküler fonksiyon ve inflamasyon dahil olmak üzere kardiyovasküler sağlığın çeşitli yönlerini etkiler. Örneğin,_LPA_ geni içindeki rs10455872 , rs55730499 ve rs140570886 gibi varyantlar, _LPA_’nın lipoprotein(a) üretmedeki rolü göz önüne alındığında önemlidir. Lipoprotein(a), LDL kolesterolüne yapısal olarak benzeyen, ancak apolipoprotein(a) adı verilen ek bir protein içeren bir lipid parçacığıdır. Yüksek lipoprotein(a) seviyeleri, ateroskleroz için bilinen bir risk faktörüdür ve arterlerde kan akışını kısıtlayabilen ve anjinaya yol açabilen plak birikimine katkıda bulunur. Benzer şekilde,rs56393506 ve rs10806735 dahil olmak üzere _LPA - PLG_lokusundaki varyantlar, lipoprotein(a) ve plazminojen (_PLG_) arasındaki etkileşimi etkileyebilir ve potansiyel olarak fibrinolizi, vücudun kan pıhtılarını çözmek için doğal sürecini engelleyebilir, böylece trombotik riski artırır ve anjinayı şiddetlendirebilir.
Lipid işleme ve inflamasyonda yer alan diğer kritik genler arasında _CELSR2_ ve _APOE - APOC1_ kümesi bulunur. _CELSR2_ geni, _PSRC1_ ve _SORT1_ ile birlikte, plazma lipid seviyeleriyle ilişkili bir lokus oluşturur. _CELSR2_ içindeki rs12740374 , rs660240 ve rs629301 ve _CELSR2 - PSRC1_ bölgesindeki rs646776 gibi varyantlar, aterosklerozun temel itici güçleri olan düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterol seviyelerindeki varyasyonlarla ilişkilendirilmiştir.[7] Özellikle, _CELSR2_, lipoproteinle ilişkili fosfolipaz A2 (Lp-PLA2) aktivitesi ile ilişkilendirilmiştir.[8] Bu enzim, arteriyel plaklar içindeki inflamasyonda rol oynar. _APOE - APOC1_ gen kümesi, lipid taşınması ve metabolizması için merkezi öneme sahiptir ve rs1065853 gibi varyantlar, lipoproteinlerin bileşimini ve işlevini ve bunların arter duvarlarıyla etkileşimini potansiyel olarak etkileyebilir. _APOE-APOC1_ kümesi ayrıca Lp-PLA2 aktivitesi ile önemli ilişkiler göstererek, anjinaya katkıda bulunan inflamatuar süreçlerdeki rolünü daha da vurgulamaktadır.[8] Lipid metabolizmasının ötesinde, hücre proliferasyonunu ve vasküler tonusu etkileyen genlerdeki genetik varyasyonlar anjina riskine katkıda bulunur. Bir antisens RNA olan _CDKN2B-AS1_geni, koroner arter hastalığı (CAD) ile güçlü bir şekilde ilişkili olan 9p21.3 kromozom bölgesinde bulunur ve bu durum anjinanın yaygın bir nedenidir.[2] Bu lokustaki rs1537371 , rs10757274 ve rs4007642 gibi varyantların, vasküler düz kas hücrelerinin büyümesini etkileyen ve plak oluşumuna katkıda bulunan hücre döngüsünü ve proliferasyonu düzenleyen genler olan_CDKN2A_ ve _CDKN2B_’nin ekspresyonunu etkilediği düşünülmektedir. _PHACTR1_’deki (rs9349379 , rs747206656 ) varyantlar, kan damarı büzülmesini ve genişlemesini etkileyebilecek vasküler stabiliteyi ve tonusu etkileyebilir; bu, kalbe yeterli kan akışını sağlamak için kritiktir. Benzer şekilde, rs149299884 , rs10305838 ve rs58721068 gibi varyantları içeren _PRMT5P1 - EDNRA_ lokusu, _EDNRA_’nın endotelin reseptörü olarak rolü nedeniyle önemlidir; endotelin, kan damarlarını daraltabilen ve anjinayı şiddetlendirebilen güçlü vazokonstriktif etkilere aracılık eden bir peptittir. Yaygın varyantı rs671 olan _ALDH2_ geni, alkolden üretilen toksik bir bileşik olan asetaldehiti metabolize etmede rol oynar. Azalmış _ALDH2_aktivitesi, yüz kızarmasına ve artan kardiyovasküler strese yol açabilir. Son olarak,rs11066132 varyantı ile temsil edilen _NAA25_geni, protein stabilitesini ve fonksiyonunu etkileyen temel bir hücresel süreç olan protein N-alfa-asetilasyonunda yer alır ve hücresel sağlık ve kardiyovasküler fonksiyon üzerindeki potansiyel dolaylı etkileri açısından geniş kapsamlı sonuçları vardır.
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”Fenotipik Heterojenite ve İlişkili Faktörler
Section titled “Fenotipik Heterojenite ve İlişkili Faktörler”Anjina pektoris dahil olmak üzere kardiyovasküler durumların klinik sunumu, bireyler arası varyasyona ve fenotipik çeşitliliğe katkıda bulunan çeşitli faktörlerden etkilenir. Araştırmalar, yaş, vücut kitle indeksi, güncel sigara kullanımı ve yaygın kardiyovasküler hastalığın varlığının, çeşitli fizyolojik fenotiplerin analizlerinde önemli kovaryatlar olduğunu göstermektedir.[9]Bu faktörler, diyabet, hipertansiyon ve dislipidemi (trigliseritler, toplam kolesterol ve toplam kolesterolün yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol oranının gösterdiği gibi) gibi durumlarla birlikte, genel kardiyovasküler risk profilini değiştirebilir ve ilgili durumların nasıl ortaya çıktığını etkileyebilir.[9]Cinsiyet ayrıca kardiyovasküler fenotiplerin aracılık edilmesinde çok önemli bir rol oynar ve çalışmalar, kardiyak morfogenezde potansiyel aracılık etkilerini ve hastalık gelişimi üzerindeki etkilerini araştırmaktadır.[10]Kadınlarda östrojen tedavisi, kardiyovasküler sağlık çalışmalarında dikkate alınan bir diğer faktördür ve fenotipik ifadeyi ve değişkenliği anlamada cinsiyete özgü hususları vurgulamaktadır.[9]Bu tür bir heterojenite, kardiyovasküler durumu değerlendirirken hastaya özgü faktörlerin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir.
Objektif Fizyolojik ve Morfolojik Değerlendirme
Section titled “Objektif Fizyolojik ve Morfolojik Değerlendirme”Objektif yaklaşımlar, kardiyovasküler sağlığı değerlendirmek ve altta yatan patolojileri belirlemek için ayrılmaz bir parçadır. Sistolik ve diastolik kan basıncı, hemodinamik durum hakkında bilgi sağlayan temel fizyolojik ölçümlerdir ve klinik ve araştırma ortamlarında sürekli olarak değerlendirilir.[9]Bu objektif metrikler, kardiyovasküler fenotipleri karakterize etmeye katkıda bulunur ve genellikle diğer klinik parametrelerle birlikte değerlendirilir.
Ayrıca, EKO kaynaklı sol ventrikül (LV) ölçümleri gibi gelişmiş tanı araçları, kardiyak morfoloji ve fonksiyon hakkında ayrıntılı bilgiler sunar; bu da kardiyovasküler hastalığın yapısal temelini ve anjina gibi semptomlara yol açabilecek durumlar dahil olmak üzere ilerlemesini anlamak için çok önemlidir.[10]Yapısal değerlendirmelerin ötesinde, trombosit agregasyonu (ADP-, kollajen- ve Epi ile indüklenen yöntemlerle ölçülür) gibi hematolojik fenotipler, kardiyovasküler sağlıkla ilgili kanın pıhtılaşabilirliğinin yönlerini yansıtan hemostatik fonksiyon hakkında objektif veriler sağlar.[9]
Klinik Önemi ve Risk Göstergeleri
Section titled “Klinik Önemi ve Risk Göstergeleri”Bahsedilen faktörler ve ölçümler, kardiyovasküler hastalıkların genel bağlamında önemli tanısal değere sahiptir ve hayati prognostik göstergeler olarak hizmet eder. Yaygın kardiyovasküler hastalık varlığı, hipertansiyon, diyabet, dislipidemi ve sigara içme öyküsü gibi risk faktörleriyle birleştiğinde, ayırıcı tanı ve risk sınıflandırmasına rehberlik eden güçlü klinik korelasyonlardır.[9]Bu göstergeler, iskemik olaylar için daha yüksek risk taşıyan bireyleri belirlemek ve altta yatan kardiyovasküler patolojinin şiddetini ve potansiyel ilerlemesini değerlendirmek için gereklidir.
Sistolik ve diyastolik kan basıncı dahil olmak üzere bu faktörlerin izlenmesi ve ekokardiyografi gibi yöntemlerle kardiyak morfolojinin değerlendirilmesi, klinisyenlerin “kırmızı bayrakları” belirlemesine ve kapsamlı bir klinik tablo oluşturmasına yardımcı olur.[10]Hasta tarafından bildirilen deneyimleri ve objektif ölçümleri dikkate alan bu entegre yaklaşım, angina pektorisin çeşitli klinik fenotipleri de dahil olmak üzere kardiyovasküler durumların doğru teşhisi ve yönetimi için hayati öneme sahiptir.
Angina Pektoris Nedenleri
Section titled “Angina Pektoris Nedenleri”Angina pektoris, miyokardiyal iskemi belirtisi olup, öncelikle koroner arter hastalığına (CAD) yol açan genetik yatkınlıklar, çevresel maruziyetler ve diğer fizyolojik faktörlerin karmaşık etkileşiminden kaynaklanır. Altta yatan neden genellikle aterosklerozdur; bu durum, koroner arterlerde plak birikimi ile karakterize olup kalp kasına kan akışını kısıtlar.
Genetik Yatkınlık
Section titled “Genetik Yatkınlık”Genetik faktörler, bir bireyin anjinaya ve bunun altında yatan neden olan koroner arter hastalığına yatkınlığında önemli bir rol oynar. İkizler üzerinde yapılan çalışmalar, koroner kalp hastalığına karşı belirgin bir genetik yatkınlık olduğunu göstermiştir ve bu da riskin kalıtsal bir bileşeni olduğunu işaret etmektedir.[11] Bu yatkınlık genellikle poligeniktir ve insan genomu boyunca çok sayıda genetik belirteci analiz eden genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ile ortaya konduğu gibi, riski toplu olarak artıran birden fazla genetik varyantı içerir.[12] Bu tür çalışmalar, KAH gelişimine katkıda bulunan spesifik kalıtsal varyantları tanımlamayı amaçlamaktadır.
Ayrıca, spesifik gen polimorfizmleri, erken KAH ve komplikasyonları için artmış risk ile ilişkilendirilmiştir. Örneğin, yaygın bir X’e bağlı polimorfizm olan anjiyotensin II tip 2-reseptör (AGTR2) genindeki -1332 G/A varyantı, erken miyokard enfarktüsü ve revaskülarizasyon gerektiren stenotik ateroskleroz ile ilişkilendirilmiştir.[13] Erken koroner arter hastalığından etkilenen ailelerde yapılan genom çapında bağlantı analizleri gibi ailesel çalışmalar, anjinaya yol açan durumların gelişimi için bir bireyin risk gidişatını belirlemede kalıtsal faktörlerin önemini daha da vurgulamaktadır.[14]
Çevresel ve Yaşam Tarzı Faktörleri
Section titled “Çevresel ve Yaşam Tarzı Faktörleri”Genetiğin ötesinde, anjina riskinin önemli bir kısmı, aterosklerozu teşvik eden çevresel ve yaşam tarzı seçimlerine atfedilebilir. Potansiyel olarak değiştirilebilir risk faktörleri dünya çapında kapsamlı bir şekilde tanımlanmış olup, günlük alışkanlıklar ve kardiyovasküler sağlık arasında açık bir bağlantı olduğunu göstermektedir.[15]Bunlar arasında doymuş yağ oranı yüksek diyetler, fiziksel hareketsizlik ve tütün dumanına maruz kalma yer alır ve bunların tümü plak oluşumuna ve arterlerin daralmasına katkıda bulunur. 52 ülkede değiştirilebilir risk faktörlerini araştıran INTERHEART çalışması, bu yaşam tarzı unsurlarının, sıklıkla anjina ile müjdelenen bir durum olan miyokard enfarktüsünün ortaya çıkması üzerindeki önemli etkisini vurgulamıştır.[16]Sosyoekonomik faktörler ve coğrafi etkiler de sağlıklı diyetlere erişimi, fiziksel aktivite fırsatlarını ve çevresel stres faktörlerine maruz kalmayı şekillendirerek anjina yüküne katkıda bulunur. Bu daha geniş toplumsal belirleyiciler, özellikle diğer yatkınlaştırıcı faktörlerle birleştiğinde bireysel riski artırabilir. Toplu olarak, bu çevresel girdiler, koroner kan akışını nihayetinde kısıtlayan ve anjinal semptomları tetikleyen aterosklerotik süreci hızlandırarak sistemik inflamasyona, dislipidemiye ve endotel disfonksiyonuna katkıda bulunur.
Genetik ve Çevrenin Karmaşık Etkileşimi
Section titled “Genetik ve Çevrenin Karmaşık Etkileşimi”Angina pektoris, genellikle karmaşık gen-çevre etkileşimlerinin bir sonucudur; burada bireyin genetik yatkınlığı, çevresel maruziyetleri ve yaşam tarzı seçimleri tarafından önemli ölçüde düzenlenir. Örneğin, bazı genetik varyantlar bir bireyi daha yüksek kolesterol seviyelerine veya artmış inflamatuar yanıtlara yatkın hale getirebilirken, ateroskleroz ve anginanın gerçek klinik belirtisi genellikle beslenme alışkanlıkları, egzersiz rutinleri ve sigara içme durumu ile hızlandırılır veya hafifletilir. Koroner arter hastalığı (KAH) için poligenik riski olan bir kişi, sağlıksız bir yaşam tarzına da uyuyorsa, daha erken yaşta şiddetli angina geliştirebilirken, benzer bir genetik profil daha sağlıklı bir ortamda daha az şiddetli veya daha geç başlangıçlı bir hastalığa yol açabilir.
Bu etkileşim, genetik yatkınlıkların tek başına hareket etmediği, bunun yerine bir bireyin çevresel tetikleyicilere nasıl yanıt verdiğini etkilediği anlamına gelir. Birden fazla genetik varyantın, kirleticilere uzun süre maruz kalma veya sürekli psikolojik stres gibi kronik çevresel maruziyetlerle etkileşiminin kümülatif etkisi, kardiyovasküler sistemin telafi mekanizmalarını alt edebilir. Bu karmaşık etkileşimleri anlamak, en yüksek risk altındaki bireyleri belirlemek ve hem kalıtsal zayıflıkları hem de değiştirilebilir dış faktörleri ele alan kişiselleştirilmiş önleme stratejileri geliştirmek için çok önemlidir.
Diğer Katkıda Bulunan Faktörler
Section titled “Diğer Katkıda Bulunan Faktörler”Birkaç diğer faktör, anjina pektoris riskini ve klinik görünümünü değiştirir ve genellikle genetik ve çevresel etkileri bir araya getirir. Yaş, önemli bir değiştirilemeyen risk faktörüdür; koroner arter hastalığı ve buna bağlı anjina insidansı, kümülatif arter hasarı ve azalmış vasküler elastikiyet nedeniyle genellikle ilerleyen yaşla birlikte artar. Erken koroner arter hastalığı, güçlü genetik veya şiddetli çevresel faktörler nedeniyle ortaya çıkabilirken, anjinanın genel yükü yaşlı popülasyonlarda daha yüksektir.[14]Komorbiditeler de kritik bir rol oynar, çünkü hipertansiyon, diabetes mellitus ve hiperlipidemi gibi durumlar ateroskleroz ve dolayısıyla anjina için yerleşik risk faktörleridir. Bu durumların genellikle kendi genetik ve çevresel temelleri vardır ve vasküler hasarı hızlandıran sinerjik bir etki yaratır. Örneğin, kötü kontrol edilen diyabet endotel disfonksiyonunu ve plak oluşumunu hızlandırabilirken, kronik hipertansiyon arter duvarlarına artan stres uygular. Bu birlikte var olan hastalıkların varlığı, daha şiddetli veya sık anjina geliştirme ve yaşama riskini önemli ölçüde artırır.
Angina Pectoris’in Biyolojik Arka Planı
Section titled “Angina Pectoris’in Biyolojik Arka Planı”Angina pectoris, yaygın olarak anjina olarak bilinir, tipik olarak miyokardiyal iskemi sonucu ortaya çıkan göğüs ağrısı veya rahatsızlığı ile karakterize bir semptomdur. Bu durum, kalp kasının yeterli oksijen açısından zengin kan almaması durumunda ortaya çıkar ve çoğu zaman altta yatan koroner arter hastalığından (CAD) kaynaklanır. KAH, kalbe kan sağlayan koroner arterlerin, öncelikle ateroskleroz adı verilen bir süreç yoluyla daralması veya tıkanmasını içerir. Angina’nın biyolojik temellerini anlamak, aterosklerozun ve ardından miyokardiyal iskeminin gelişimine ve ilerlemesine katkıda bulunan kardiyovasküler patofizyoloji, hücresel sinyalizasyon, genetik yatkınlıklar ve metabolik yolların karmaşık etkileşimini incelemeyi içerir.
Koroner Arter Hastalığı ve Miyokard İskemisinin Patofizyolojisi
Section titled “Koroner Arter Hastalığı ve Miyokard İskemisinin Patofizyolojisi”Angina pektoris, miyokard iskemisinin doğrudan bir belirtisidir; bu durum, kalp kasına oksijen arzının metabolik ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz olduğu bir durumu ifade eder. Bu dengesizlik, ağırlıklı olarak koroner arter hastalığından kaynaklanır; bu hastalık, kalbe kan sağlayan ana damarlar olan koroner arterlerin duvarlarında aterosklerotik plakların birikmesiyle karakterize edilir. Bu plaklar, arter lümenini giderek daraltır, kan akışını ve dolayısıyla miyokarda oksijen dağıtımını kısıtlar, özellikle fiziksel efor veya duygusal stres gibi artan talep dönemlerinde.[14] Azalan kan akışı veya iskemi, anjina ile ilişkili göğüs ağrısını tetikler. Zamanla, bu plaklar kararsız hale gelebilir, yırtılabilir ve trombüs oluşumuna yol açarak miyokard enfarktüsü gibi akut koroner sendromlara neden olabilir.[14]Aterosklerozun gelişimi, doku ve organ düzeyinde arter duvarını içeren karmaşık bir patofizyolojik süreçtir. Endotel disfonksiyonu ile başlar, ardından lipitlerin, özellikle düşük yoğunluklu lipoproteinlerin (LDL), arter intima’sına sızmasıyla devam eder. Bu, inflamatuar bir yanıtı tetikler, monositleri çeker; bu monositler makrofajlara farklılaşır, lipitleri yutarak köpük hücrelerine dönüşür ve plak oluşumuna katkıda bulunur. Vasküler düz kas hücreleri (VSMC’ler) de önemli bir rol oynar, mediadan intimaya göç eder, çoğalır ve plağın fibröz başlığına katkıda bulunan hücre dışı matriks bileşenleri üretir.[17] Bu plakların ilerlemesi, nihayetinde koroner arterlerin önemli ölçüde daralmasına yol açarak anjinal semptomlar için koşullar yaratır.
Aterosklerozun Hücresel ve Moleküler Mekanizmaları
Section titled “Aterosklerozun Hücresel ve Moleküler Mekanizmaları”Hücresel ve moleküler düzeyde ateroskleroz, arter duvarı içinde bir dizi olayı içerir. Vasküler düz kas hücreleri (VSMC’ler) bu sürecin merkezindedir ve bunların fenotipi plak stabilitesini ve ilerlemesini önemli ölçüde etkileyebilir. Örneğin, 9p21 kromozomu üzerindeki belirli genetik varyasyonlar, VSMC’lerde fonksiyonel olarak analiz edilmiştir ve koroner arter hastalığı ile ilişkilidir, bu da bu hücrelerin hastalıkta oynadığı rolü vurgulamaktadır.[18] Diğer bir önemli molekül olan ve hücre dışı matriksin yeniden modellenmesinde rol oynayan bir enzim olan ADAMTS7, koroner arter hastalığı ile ilişkili varyantlardan etkilenen bir süreç olan VSMC göçünü etkiler.[19] VSMC’lerin anormal göçü ve proliferasyonu, arter duvarının kalınlaşmasına ve aterosklerotik plakların fibröz başlığının oluşmasına katkıda bulunur.
Yapısal değişikliklerin ötesinde, kalsifikasyon gibi hücresel fonksiyonlar da aterosklerotik ilerlemede önemli bir rol oynar. Histon deasetilaz 9 (HDAC9), aterosklerotik aort kalsifikasyonunda rol oynar ve vasküler düz kas hücresi fenotipini etkiler.[20] HDAC9, histon asetilasyonu yoluyla kromatin yapısını değiştirerek gen ekspresyonunu düzenleyen ve vasküler sağlık için çok önemli olan hücresel süreçleri etkileyen bir enzim ailesine aittir.[21]Ek olarak, Notch sinyali, kardiyovasküler hastalık ve vasküler kalsifikasyonda yer alan bir yol olarak tanımlanmıştır ve bu da arter duvarında rol oynayan karmaşık düzenleyici ağları daha da göstermektedir.[22] Bu moleküler mekanizmalar, aterosklerozu tanımlayan kronik inflamasyona ve yapısal değişikliklere katkıda bulunur.
Vasküler Sağlık Üzerindeki Genetik ve Epigenetik Etkiler
Section titled “Vasküler Sağlık Üzerindeki Genetik ve Epigenetik Etkiler”Genetik mekanizmalar, bireyin koroner arter hastalığına ve dolayısıyla anjinaya yatkınlığına önemli ölçüde katkıda bulunur. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), koroner arter hastalığı riskiyle ilişkili çok sayıda genetik lokus tanımlamıştır.[23]Örneğin, 9p21 kromozomu üzerindeki varyasyonlar CAD ile güçlü bir şekilde bağlantılıdır ve bunların vasküler düz kas hücreleri üzerindeki fonksiyonel etkisi araştırılmıştır ve spesifik genetik değişikliklerin aterosklerozla ilgili hücresel davranışı nasıl değiştirebileceğini ortaya koymaktadır.[18] Başka bir gen olan ADAMTS7’nin vasküler düz kas hücre göçünde rol oynadığı bilinmektedir ve bazı varyantlar bu süreci etkileyerek koroner arter hastalığına yatkınlığa katkıda bulunmaktadır.[19] Bu genetik yatkınlıklar, vasküler hastalığın kalıtsal bileşenini vurgulamaktadır.
Histon asetilasyonu gibi epigenetik modifikasyonlar da vasküler sağlıkla ilgili gen ekspresyon modellerinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynar. Histon deasetilazlar (HDAC’ler), HDAC9 gibi, histonlardan asetil gruplarını uzaklaştıran, böylece kromatin yapısını değiştiren ve gen transkripsiyonunu etkileyen enzimlerdir.[21] HDAC9’un aterosklerotik aort kalsifikasyonundaki rolü ve vasküler düz kas hücresi fenotipi üzerindeki etkisi, epigenetik düzenlemenin aterosklerozun gelişimi ve ilerlemesini derinden etkileyebileceğini düşündürmektedir.[20] Genetik kodun üzerinde etkili olan bu düzenleyici ağlar, inflamasyon, lipid metabolizması ve hücresel farklılaşmada rol oynayan genlerin ekspresyonunu modüle ederek koroner arter hastalığının karmaşık etiyolojisine katkıda bulunur.
Anjinada Metabolik ve Enflamatuvar Yollar
Section titled “Anjinada Metabolik ve Enflamatuvar Yollar”Metabolik süreçler ve enflamatuvar yanıtlar, aterosklerozun gelişimi ve anjina belirtileri ile karmaşık bir şekilde bağlantılıdır. Özellikle dolaşımdaki sfingolipidler olmak üzere lipitler, koroner kalp hastalığı riskini etkileyen genetik belirleyiciler olarak tanımlanmıştır.[24]Araşidonik asit/linoleik asit oranı da dahil olmak üzere lipit metabolizmasının düzensizliği, inflamasyon ve koroner arter hastalığı ile ilişkilidir ve bu da yağ asidi desaturaz (FADS) genotiplerinin bu yolda kritik bir rol oynadığını düşündürmektedir.[25]Seramidleri içeren sfingolipidler, insülin direnci ve metabolik hastalıklarla da ilişkilidir ve metabolik bozuklukları kardiyovasküler patolojiye bağlamaktadır.[26] Enflamasyon, çeşitli bağışıklık düzenleyicilerini içeren karmaşık sinyal yolları tarafından yönlendirilen aterosklerozun bir özelliğidir. Adaptif bağışıklık sisteminin genetik yapısı, aterosklerotik plaklar içindeki enflamatuvar ortama katkıda bulunabilecek temel bağışıklık düzenleyicilerini tanımlar.[27] Örneğin, bir sfingolipid türü olan seramidin, miyokardiyal iskemi sırasında meydana gelen hasarla oldukça ilgili bir süreç olan iskemi ve reperfüzyon sırasında kardiyomiyosit apoptozunu (programlanmış hücre ölümü) tetiklediği bilinmektedir.[28] Bu birbirine bağlı metabolik ve enflamatuvar yollar, vaskülatürdeki homeostatik bozulmalara katkıda bulunarak plak oluşumunu şiddetlendirir ve anjinal atak riskini artırır.
Vasküler ve Miyokardiyal Fonksiyonda Moleküler Sinyalleşme
Section titled “Vasküler ve Miyokardiyal Fonksiyonda Moleküler Sinyalleşme”Angina pektoris, miyokardiyal iskeminin bir belirtisi olup, vasküler tonusu, kardiyak yeniden şekillenmeyi ve inflamatuvar yanıtları düzenleyen karmaşık moleküler sinyalleşme yollarını içerir. Renin-Anjiyotensin-Aldosteron Sistemi (RAAS) kritik bir rol oynar; buradaACE ve AGTgibi genlerdeki varyantlar, hipertansif hastalarda sol ventrikül kütlesi üzerinde epistatik etkilere sahip olarak kardiyak hipertrofiyi etkiler.[29]Temel bir RAAS efektörü olan Anjiyotensin II’nin, vasküler düz kas hücrelerinde fosfodiesteraz 5A (PDE5A) ekspresyonunu artırdığı ve böylece cGMP sinyalleşmesini antagonize ederek vazokonstriksiyona katkıda bulunduğu gösterilmiştir.[30] Ayrıca, aldosteron spesifik olarak kardiyomiyosit mineralokortikoid reseptörlerini aktive ederek kardiyak fonksiyonu etkiler ve potansiyel olarak patolojik yeniden şekillenmeye katkıda bulunur.[31]RAAS’ın ötesinde, Mitojenle Aktive Olan Protein Kinaz (MAPK) yolu gibi diğer önemli sinyalleşme kaskadları, yaş ve akut egzersiz dahil olmak üzere çeşitli uyaranlara yanıt olarak aktive olur ve iskelet kası gibi dokulardaki hücresel süreçleri ve dolayısıyla potansiyel olarak kalp kası ve vaskülatürü etkiler.[5]Yüksek glikoz gibi durumlarda, JAK2/STAT3 yolu,VEGF yukarı regülasyonuna aracılık eder; bu süreç, PEDF tarafından bir mitokondriyal ROS yolu aracılığıyla inhibe edilebilir ve metabolik stres, oksidatif stres ve pro-anjiyojenik sinyalleşme arasındaki etkileşimi vurgular.[32]Bu tür karmaşık sinyalleşme çapraz konuşmaları ve geri bildirim döngüleri, kardiyovasküler homeostazı korumak için temeldir, ancak bunların düzensizliği, anjinanın altında yatan patofizyolojiye önemli ölçüde katkıda bulunur.
Kardiyovasküler Sağlığın Epigenetik ve Transkripsiyonel Düzenlenmesi
Section titled “Kardiyovasküler Sağlığın Epigenetik ve Transkripsiyonel Düzenlenmesi”Gen regülasyonu ve epigenetik modifikasyonlar, kardiyovasküler sistemdeki hücresel fenotipleri ve yanıtları şekillendirmede merkezi bir rol oynar ve ateroskleroz ve miyokardiyal hipertrofi gibi durumların gelişimine katkıda bulunur. Histon deasetilazlar (HDAC’ler), temel düzenleyici enzimlerdir ve özellikleHDAC9, aterosklerotik aort kalsifikasyonunda rol oynar ve vasküler düz kas hücresi fenotipini etkiler.[20] HDAC5 ve HDAC9 ayrıca kalp gelişiminde yedekli roller oynar ve kalbin çeşitli stres sinyallerine duyarlılığını yönetir, bu da hem normal fizyolojide hem de hastalığa adaptasyonda kritik işlevlerini gösterir.[33] HDAC’ler tarafından düzenlenen histon asetilasyonunun daha geniş süreci, kromatin yapısını ve gen transkripsiyonunu doğrudan etkiler ve vasküler ve kardiyak hücre fonksiyonu için hayati olan çok sayıda genin ekspresyonunu etkiler.[21]Bu epigenetik mekanizmaların düzensizliği, aberan gen ekspresyonu paternlerine yol açabilir ve vasküler düz kas hücresi kalsifikasyonu ve olumsuz miyokardiyal yeniden şekillenme gibi patolojik değişiklikleri teşvik edebilir; bunlar kardiyovasküler hastalığın ilerlemesinde ve anjina alevlenmesinde temel mekanizmalardır. Örneğin,Nppa-Nppb küme lokusu, kalp gelişimi ve hastalığı sırasında tanımlı bir yapıya ve işleve sahiptir ve kardiyak sağlığın korunmasında kesin genetik düzenlemenin önemini vurgular.[34]
Metabolik Yeniden Programlama ve Enerji Metabolizması Düzensizliği
Section titled “Metabolik Yeniden Programlama ve Enerji Metabolizması Düzensizliği”Kalbin sürekli yüksek enerji ihtiyacı, sağlam ve uyarlanabilir metabolik yolları gerektirir ve bunların düzensizliği, anjina pektorisin temel bir mekanizmasıdır ve sıklıkla “yakıtı bitmiş bir motor gibi, başarısız kalp” olarak tanımlanır.[35]Metabolit profillemesi, insanlarda metabolik risk ile ilişkili yolların belirlenmesinde ve kardiyovasküler hastalığa eşlik eden veya ondan önce gelen metabolik değişimlere dair içgörüler sağlamada etkili olmuştur.[36]Örneğin, triptofan metabolizması, kronik böbrek hastalığı ile kardiyovasküler komplikasyonlarını birbirine bağlayan yeni bir mekanizma olan aril hidrokarbon reseptörünü aktive eden üremik toksinler üretebilir.[37]Bu metabolik akış kontrolü kritiktir; biyosentez ve katabolizma dahil olmak üzere enerji metabolizmasındaki dengesizlikler, yetersiz ATP üretimine veya toksik ara ürünlerin birikmesine yol açarak miyokardiyal kasılmayı ve endotel fonksiyonunu bozabilir. Triptofan metabolizmasının bir ürünü olan kinurenin, inflamasyon sırasında üretilen endotelden salınan gevşetici bir faktör olarak işlev görür ve metabolik ara maddelerin vasküler tonus üzerinde nasıl doğrudan düzenleyici etkilere sahip olabileceğini gösterir.[38] Bu nedenle, spesifik metabolik yolların ve bunların düzenleyici mekanizmalarının anlaşılması ve hedeflenmesi, miyokardiyal iskemi ve semptomatik belirtisi olan anjinayı ele almak için önemli bir terapötik potansiyel sunar.
Proteostaz ve Hücresel Stres Yanıtları
Section titled “Proteostaz ve Hücresel Stres Yanıtları”Protein homeostazının, yani proteostazın korunması, hücresel sağlık için çok önemlidir ve özellikle stres altında bozulması, kardiyovasküler hastalık patogenezine önemli ölçüde katkıda bulunur. Ubiquitin-Proteazom Sistemi (UPS), protein yıkımı ve kalite kontrolü için birincil hücresel mekanizmadır ve düzensizliği, insan karotis aterosklerozunda güçlü bir şekilde rol oynamaktadır.[39] Semptomatik karotis hastalığı olan hastalarda UPS’nin artan aktivitesi, artmış inflamasyon ile ilişkilidir ve aterosklerotik plakların dengesizleşmesine katkıda bulunabilir, bu da hastalığın ilerlemesindeki rolünü vurgulamaktadır.[40] Paralel olarak, yanlış katlanmış proteinler ER’de biriktiğinde meydana gelen endoplazmik retikulum (ER) stresi, bu hücresel bozukluğa yanıt olarak spesifik gen ekspresyon programlarını ve genetik varyasyonları tetikler.[41]ER stresi ve UPS disfonksiyonu arasındaki etkileşim, bozulmuş protein yıkımının ER stresini şiddetlendirdiği ve bunun tersinin de geçerli olduğu bir geri bildirim döngüsü yaratır ve bu da vaskülatür ve miyokardda hücresel hasar ve inflamasyona katkıda bulunur. Rosiglitazon tedavisi gibi terapötik müdahaleler, semptomatik karotis hastalığı bağlamında UPS aktivitesi üzerinde etkiler göstermiştir; bu da proteostaz yollarını modüle etmenin kardiyovasküler patolojiyi yönetmek için uygulanabilir bir strateji olabileceğini düşündürmektedir.[40]
Sistem Düzeyi Entegrasyonu ve Hastalık Mekanizmaları
Section titled “Sistem Düzeyi Entegrasyonu ve Hastalık Mekanizmaları”Kardiyovasküler hastalık, etkileşimli yolların ve hiyerarşik düzenlemenin karmaşık bir ağını içerir; burada yol etkileşimleri ve ortaya çıkan özellikler, hastalık ilerlemesini ve terapötik yanıtları belirler. Örneğin,CFTRklorür kanalının bozulması, fare aort düz kas hücrelerinin mekanik özelliklerini ve cAMP’ye bağımlı klorür taşınımını değiştirerek iyon kanal fonksiyonu ile vasküler mekanik arasındaki doğrudan bir bağlantıyı gösterir.[42] CFTR ekspresyonu ve klorür kanal aktivitesi ayrıca insan endotelinde de karakterize edilmiştir ve bunun vasküler fonksiyonla geniş kapsamlı ilgisini vurgulamaktadır.[43] Ayrıca, NTAK/neuregulin-2 izoformları, anjiyogenez üzerinde inhibitör aktiviteye sahip bir N-terminal bölgesine sahiptir ve belirli moleküler bileşenlerin, iskemik durumlarda hayati önem taşıyan yeni kan damarı oluşumu gibi karmaşık fizyolojik süreçleri nasıl düzenleyebileceğini gösterir.[44]Notch sinyali, kardiyovasküler hastalık ve kalsifikasyonda yer alan bir diğer kritik yoldur ve vasküler sağlık üzerindeki yaygın etkisini göstermektedir.[22]Bu ağ etkileşimlerini ve yol düzensizliğinin, sol ventrikül hipertrofisinde görülenler gibi telafi mekanizmalarına nasıl yol açtığını anlamak, yeni terapötik hedefleri belirlemek ve kardiyovasküler riski yeniden sınıflandırmak için entegre klinik ve moleküler biyobelirteçler geliştirmek açısından çok önemlidir.[45]
Angina Pektoris’in Klinik Önemi
Section titled “Angina Pektoris’in Klinik Önemi”Angina pektoris, öncelikle miyokardiyal iskemiye işaret eden bir semptom olarak, kardiyovasküler hastalıkların tanısında, risk sınıflandırmasında ve yönetiminde önemli klinik öneme sahiptir. Altta yatan mekanizmalarını ve ilişkili faktörleri anlamak, hasta sonuçlarını iyileştirmek için çok önemlidir.
Risk Değerlendirmesi ve Kişiselleştirilmiş Tıp
Section titled “Risk Değerlendirmesi ve Kişiselleştirilmiş Tıp”Angina pektoris, kapsamlı kardiyovasküler risk değerlendirmesini başlatmak ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarına rehberlik etmek için kritik bir gösterge görevi görür. Geleneksel risk faktörleri, gelişmiş tanı araçlarıyla birlikte, majör advers kardiyovasküler olaylar (MACE) ve hastalık progresyonu için yüksek risk taşıyan bireyleri belirlemek için kullanılır. Örneğin, sigara içme ve diyabet durumu gibi faktörleri içeren Framingham ATP-III risk skoru, risk sınıflandırmasında rutin olarak kullanılmaktadır. Serum seruloplazmin (Cp) gibi yeni biyobelirteçlerin dahil edilmesi, net yeniden sınıflandırma iyileştirmesi (NRI) ve alıcı işletim karakteristiği eğrisi altındaki alan (AUC) analizleri ile değerlendirildiği üzere MACE riski için öngörücü modelleri geliştirmek amacıyla araştırılmıştır.[46] Bu tür gelişmiş risk modelleri, hedeflenmiş tedavilerden en fazla fayda sağlayabilecek bireyleri hassas bir şekilde belirleyerek, erken müdahale stratejilerini ve kişiye özel önleyici tedbirleri kolaylaştırır ve daha kişiselleştirilmiş hasta bakımına doğru ilerlemeyi sağlar.
Prognostik Göstergeler ve Hastalık Yönetimi
Section titled “Prognostik Göstergeler ve Hastalık Yönetimi”Angina pektorisin varlığı ve özellikleri, prognozu değerlendirmede ve uzun dönemli hastalık yönetim stratejilerine rehberlik etmede çok önemlidir. Anginal semptomların şiddeti ve sıklığı, koroner arter hastalığının (CAD) boyutunu yansıtabilir ve gelecekteki kardiyovasküler olayları öngörebilir. Kararlı veya kararsız olsun, anginal paternlerdeki değişikliklerin izlenmesi, hastalığın ilerlemesini ve devam eden tedavilerin etkinliğini değerlendirmek için gereklidir. Ayrıca, kardiyovasküler hastalık sonuçları için genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) aracılığıyla tanımlanan genetik varyantlar, bireysel yatkınlık ve tedavilere potansiyel yanıt hakkında fikir vermektedir.[47]Bu genetik bilgiler, biyobelirteç takibiyle birlikte, anti-iskemik ilaçlar veya revaskülarizasyon prosedürleri gibi tedavi seçimlerini yönlendirebilir ve miyokardiyal iskeminin uzun vadeli etkilerini azaltmak ve miyokard enfarktüsü veya kalp yetmezliği gibi komplikasyonların olasılığını azaltmak için izleme stratejilerini uyarlamaya yardımcı olabilir.
Genetik Yatkınlık ve Komorbid İlişkiler
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Komorbid İlişkiler”Angina pektoris, sıklıkla bir dizi komorbidite ve örtüşen fenotip ile ilişkilidir ve kardiyovasküler hastalığın sistemik doğasını vurgular. Diabetes mellitus, hipertansiyon, dislipidemi (düşük ve yüksek yoğunluklu lipoprotein, trigliseritler) ve inflamasyon (örn., yüksek C-reaktif protein ve seruloplazmin) gibi durumlar, angina hastalarında yaygın olarak gözlemlenir.[48]Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, inflamasyon/oksidatif stres (örn., CD40 Ligand, Interleukin-6, Myeloperoxidase) ve natriüretik peptitler (N-terminal pro-atrial natriüretik peptit, B-tipi natriüretik peptit) ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere, bu ilişkili biyobelirteç özelliklerini etkileyen genetik varyantları araştırmıştır.[48]Bu genetik yatkınlıkları ve biyobelirteç profillerini anlamak, karmaşık sendromik sunumları olan hastaları tanımlamaya yardımcı olur ve sadece anjinayı değil, aynı zamanda daha geniş kardiyovasküler risk ortamını ve ilgili sistemik durumları ele alan entegre yönetim planlarına olanak tanır.
Anjina Pektoris Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Anjina Pektoris Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak anjina pektorisin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Ailemde kalp sorunları öyküsü var. Anjina olma olasılığım daha mı yüksek?
Section titled “1. Ailemde kalp sorunları öyküsü var. Anjina olma olasılığım daha mı yüksek?”Evet, kesinlikle. Genetik geçmişiniz, anjinanın ana nedeni olan koroner arter hastalığı (CAD) riskinizi önemli ölçüde etkiler. Çalışmalar, kromozom 9p21.3 üzerindekiler (örneğin,rs1333049 ) gibi duyarlılığı artıran belirli genetik varyantları tanımlamıştır. Genetik bir rol oynasa da, bunun kaçınılmaz olduğu anlamına gelmez; yaşam tarzı seçimleri hala büyük bir fark yaratabilir.
2. Arkadaşım sağlıklı, ama bazen göğsüm ağrıyor. Neden bu fark var?
Section titled “2. Arkadaşım sağlıklı, ama bazen göğsüm ağrıyor. Neden bu fark var?”Benzer sağlıklı yaşam tarzlarına sahip olsanız bile, genetik farklılıklar sizin neden göğüs ağrısı yaşadığınızı ve arkadaşınızın neden yaşamadığını açıklayabilir. Bazı bireyler, belirgin risk faktörleri olmasa bile, atardamarlarda plak oluşumuna karşı onları daha duyarlı hale getiren genetik yatkınlıklara sahiptir.F12 veya KNG1 gibi kardiyak fonksiyonu veya koagülasyon faktörlerini etkileyen varyantlar, bu gizli riske katkıda bulunarak anjina semptomlarına yol açabilir.
3. Egzersiz yaparken, hatta çok az bile olsa, neden göğsüm ağrıyor?
Section titled “3. Egzersiz yaparken, hatta çok az bile olsa, neden göğsüm ağrıyor?”Bu, tipik bir anjina belirtisidir ve kalp kasınızın efor sırasında yeterli oksijen açısından zengin kan almadığını gösterir. Genetik olarak, yağlı plakların biriktiği ve koroner arterlerinizi daralttığı ateroskleroza daha yatkın olabilirsiniz. Kalbiniz egzersiz sırasında daha çok çalıştığında, bu daralmış arterler yeterli kan sağlayamaz ve bu da karakteristik ağrıya yol açar.
4. Stres gerçekten göğüs ağrımı tetikleyebilir mi, yoksa sadece zihnimin bir oyunu mu?
Section titled “4. Stres gerçekten göğüs ağrımı tetikleyebilir mi, yoksa sadece zihnimin bir oyunu mu?”Stres kesinlikle göğüs ağrısını tetikleyebilir. Angina, kalpteki oksijen arzı ve talebi arasındaki dengesizlikten kaynaklanır ve duygusal stres kalbinizin oksijen talebini artırır. Genetik bir bileşeni olabilen altta yatan koroner arter hastalığınız varsa, daralmış arterleriniz bu artan talebi karşılamakta zorlanabilir ve bu da gerçek fiziksel ağrıya yol açabilir.
5. Ailemde kalp sorunları varsa, yine de anjinayı önleyebilir miyim?
Section titled “5. Ailemde kalp sorunları varsa, yine de anjinayı önleyebilir miyim?”Evet, güçlü bir aile öykünüz olsa bile, anjinayı önlemek için kesinlikle adımlar atabilirsiniz. Genetik faktörler koroner arter hastalığı gibi durumlara yatkınlığınızı önemli ölçüde artırsa da, kaderinizi tamamen belirlemezler. Sağlıklı bir diyet, düzenli egzersiz ve stresi yönetmek gibi yaşam tarzı seçimleri, plak oluşumunu azaltarak ve kalp sağlığını iyileştirerek genetik riskinizi azaltmanıza yardımcı olabilir.
6. Bir DNA testi kişisel anjina riskimi söyleyebilir mi?
Section titled “6. Bir DNA testi kişisel anjina riskimi söyleyebilir mi?”Evet, bir DNA testi, anjinaya neden olan koroner arter hastalığı gibi durumlar için genetik yatkınlığınız hakkında bilgi sağlayabilir. Bu testler, artmış riskle ilişkili olduğu bilinen 9p21.3 kromozomu üzerindekiler gibi belirli genetik varyantları tanımlayabilir. Ancak, genetik riskin bulmacanın sadece bir parçası olduğunu ve çevresel faktörlerin de büyük bir rol oynadığını unutmayın.
7. Ailemin kökeni anjina riskimi etkiler mi?
Section titled “7. Ailemin kökeni anjina riskimi etkiler mi?”Evet, kökeniniz anjina riskinizi etkileyebilir. Birçok genetik çalışma, özellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, tarihsel olarak Avrupa kökenli popülasyonlara odaklanmıştır. Bu, genetik bulguların diğer kökenlerden gelen bireyler için aynı derecede alakalı veya doğru olmayabileceği anlamına gelir, çünkü farklı popülasyonların benzersiz genetik risk faktörleri veya yaygın varyantların değişen frekansları olabilir.
8. Bazen kendimi yormadığım halde neden göğüs ağrısı çekiyorum?
Section titled “8. Bazen kendimi yormadığım halde neden göğüs ağrısı çekiyorum?”Angina tipik olarak fiziksel efor veya duygusal stres tarafından tetiklenirken, özellikle altta yatan koroner arter hastalığınız daha şiddetliyse, bazen daha az belirgin tetikleyicilerle de ortaya çıkabilir. Bu ağrı hala kalp kasınızın yeterince oksijen almadığını gösterir. Genetik faktörler, aterosklerozun şiddetine katkıda bulunarak, atardamarlarınızın istirahat halindeyken bile kan akışını kısıtlamaya daha yatkın hale gelmesine neden olabilir.
9. Anjina geçirirsem, bu bende kalp krizi olacağı anlamına mı gelir?
Section titled “9. Anjina geçirirsem, bu bende kalp krizi olacağı anlamına mı gelir?”Anjina, kalp kasınızın yeterli kan almadığının kritik bir uyarı işaretidir ve kalp krizi veya inme gibi daha ciddi kardiyovasküler olaylar için artan bir riske işaret eder. Bu, kalp krizininhemen olacağı veya kaçınılmaz olduğu anlamına gelmez, ancak koroner arter hastalığının ilerlemesini önlemek ve sonuçlarınızı iyileştirmek için acil tıbbi müdahale ve yönetim ihtiyacını gösterir.
10. Genlerim bana karşıysa anjina için diyetimin bir önemi var mı?
Section titled “10. Genlerim bana karşıysa anjina için diyetimin bir önemi var mı?”Kesinlikle, anjinaya genetik bir yatkınlığınız olsa bile diyetiniz büyük önem taşır. Genetik varyantlar duyarlılığınızı etkiler, ancak diyet ve yaşam tarzı gibi çevresel faktörler bu genlerin kendilerini nasıl ifade ettiğini önemli ölçüde etkiler. Sağlıklı bir diyet, yüksek kolesterol ve kan basıncı gibi risk faktörlerini yönetmeye, aterosklerozun ilerlemesini yavaşlatmaya ve genel anjina riskinizi azaltmaya yardımcı olabilir.
_Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayalı olarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler geldikçe güncellenebilir.
Feragatname: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiyenin yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık hizmeti sağlayıcısına danışın.
References
Section titled “References”[1] Dichgans, M. “Shared genetic susceptibility to ischemic stroke and coronary artery disease: a genome-wide analysis of common variants.”Stroke, 2013.
[2] Samani NJ. “Genomewide association analysis of coronary artery disease.”N Engl J Med.
[3] Houlihan, LM. “Common variants of large effect in F12, KNG1, and HRG are associated with activated partial thromboplastin time.” Am J Hum Genet, 2010.
[4] Centers for Disease Control and Prevention (CDC). “Mortality from coronary heart disease and acute myocardial infarction—United Wkly. Rep. 50, 90–93.” 2001.
[5] Vasan, R. S., et al. “Genome-wide association of echocardiographic dimensions, brachial artery endothelial function and treadmill exercise responses in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, vol. 8, 2007, p. 64.
[6] Vukadinovic, Milan, et al. “Deep learning-enabled analysis of medical images identifies cardiac sphericity as an early marker of cardiomyopathy and related outcomes.”Med, 2023.
[7] Ferrucci, L. et al. “Common variation in the beta-carotene 15,15’-monooxygenase 1 gene affects circulating levels of carotenoids: a genome-wide association study.” Am J Hum Genet, vol. 84, no. 2, 2009, pp. 123-133.
[8] Grallert, H. et al. “Eight genetic loci associated with variation in lipoprotein-associated phospholipase A2 mass and activity and coronary heart disease: meta-analysis of genome-wide association studies from five community-based studies.”Eur Heart J, vol. 33, no. 1, 2012, pp. 23-33.
[9] Yang, Q. et al. “Genome-wide association and linkage analyses of hemostatic factors and hematological phenotypes in the Framingham Heart Study.”BMC Med Genet, 2007.
[10] Aung, N. et al. “Genome-Wide Analysis of Left Ventricular Image-Derived Phenotypes Identifies Fourteen Loci Associated with Cardiac Morphogenesis and Heart Failure Development.”Circulation, 2019.
[11] Marenberg ME, Risch N, Berkman LF, Floderus B, de Faire U. “Genetic susceptibility to death from coronary heart disease in a study of twins.”N Engl J Med. 1994; 330:1041–6.
[12] Christensen K, Murray JC. “What genome-wide association studies can do for medicine.” N Engl J Med. 2007; 356:1094–7.
[13] Alfakih K, Brown B, Lawrance RA, et al. “Effect of a common X-linked angiotensin II type 2-receptor gene polymorphism (-1332 G/A) on the occurrence of premature myocardial infarction and stenotic atherosclerosis requiring revascularization.”Atherosclerosis.
[14] Samani, N.J. et al. “Genomewide association analysis of coronary artery disease.”N Engl J Med, vol. 357, no. 5, 2007, pp. 443-453.
[15] Lopez AD, Mathers CD, Ezzati M, Jamison DT, Murray CJ. “Global and regional burden of disease and risk factors, 2001: systematic analysis of population health data.”Lancet. 2006; 367:1747–57.
[16] Yusuf S, Hawken S, Ounpuu S, et al. “Effect of potentially modifiable risk factors associated with myocardial infarction in 52 countries (the INTERHEART study): case-control study.” Lancet. 2004; 364:937–52.
[17] Aherrahrou, Redouane, et al. “Genetic Regulation of Atherosclerosis-Relevant Phenotypes in Human Vascular Smooth Muscle Cells.”Circulation Research, 2020.
[18] Motterle, Alisa, et al. “Functional Analyses of Coronary Artery Disease Associated Variation on Chromosome 9p21 in Vascular Smooth Muscle Cells.”Human Molecular Genetics, vol. 21, no. 18, 2012, pp. 4021–4029.
[19] Pu, Xiaohong, et al. “ADAMTS7Cleavage and Vascular Smooth Muscle Cell Migration Is Affected by a Coronary-Artery-Disease-Associated Variant.”American Journal of Human Genetics, vol. 92, no. 3, 2013, pp. 366–374.
[20] Malhotra, R., et al. “HDAC9is Implicated in Atherosclerotic Aortic Calcification and Affects Vascular Smooth Muscle Cell Phenotype.”Nature Genetics, 2019.
[21] Grunstein, M. “Histone acetylation in chromatin structure and transcription.” Nature, vol. 389, 1997, pp. 349–52.
[22] Rusanescu, G., et al. “Notch Signaling in Cardiovascular Disease and Calcification.”Current Cardiology Reviews, vol. 4, no. 2, 2008, pp. 148–156.
[23] Erdmann, Jeanette, et al. “New Susceptibility Locus for Coronary Artery Disease on Chromosome 3q22.3.”Nature Genetics, vol. 41, no. 3, 2009, pp. 280–282.
[24] Hicks, Andrew A., et al. “Genetic Determinants of Circulating Sphingolipid Concentrations in European Populations.” PLoS Genetics, vol. 5, no. 9, 2009, e1000672.
[25] Martinelli, Nicola, et al. “FADSGenotypes and Desaturase Activity Estimated by the Ratio of Arachidonic Acid to Linoleic Acid Are Associated with Inflammation and Coronary Artery Disease.”American Journal of Clinical Nutrition, vol. 88, no. 4, 2008, pp. 941–949.
[26] Holland, William L., and Scott A. Summers. “Sphingolipids, Insulin Resistance, and Metabolic Disease: New Insights from In Vivo Manipulation of Sphingolipid Metabolism.”Endocrine Reviews, vol. 29, no. 4, 2008, pp. 381–402.
[27] Lagou, Vasiliki, et al. “Genetic Architecture of Adaptive Immune System Identifies Key Immune Regulators.” Cell Reports, vol. 25, no. 3, 2018, pp. 798–810.e6.
[28] Bielawska, Anna E., et al. “Ceramide is Involved in Triggering of Cardiomyocyte Apoptosis Induced by Ischemia and Reperfusion.” American Journal of Pathology, vol. 151, no. 5, 1997, pp. 1257-1263.
[29] Ma, J., Guo, L., Fiene, S. J., Anson, B. D., Thomson, J. A., Kamp, T. J., et al. “Epistatic effects of ACE I/D and AGTgene variants on left ventricular mass in hypertensive patients: the HyperGEN study.”J. Hum. Hypertens., vol. 26, 2012.
[30] Kim, D., Aizawa, T., Wei, H., Pi, X., Rybalkin, S. D., Berk, B. C., Yan, C. “Angiotensin II increases phosphodiesterase 5A expression in vascular smooth muscle cells: a mechanism by which angiotensin II antagonizes cGMP signaling.”J Mol Cell Cardiol, vol. 38, 2005, pp. 175-184.
[31] Messaoudi, S., Gravez, B., Tarjus, A., Pelloux, V., Ouvrard-Pascaud, A., Delcayre, C., et al. “Aldosterone-specific activation of cardiomyocyte mineralocorticoid.”
[32] Zheng, Z., Chen, H., Zhao, H., et al. “Inhibition of JAK2/STAT3-mediated VEGF upregulation under high glucose conditions by PEDF through a mitochondrial ROS pathway in vitro.”Invest Ophthalmol Vis Sci, vol. 51, 2010, pp. 64–71.
[33] Chang, S., et al. “Histone deacetylases 5 and 9 govern responsiveness of the heart to a subset of stress signals and play redundant roles in heart development.” Mol Cell Biol, vol. 24, 2004, pp. 8467–76.
[34] Man, J., Barnett, P., and Christoffels, V. M. “Structure and function of the Nppa-Nppbcluster locus during heart development and disease.”Cell, 2018.
[35] Neubauer, S. “The failing heart—an engine out of fuel.” N. Engl. J. Med., 2007.
[36] Cheng, S., Rhee, E. P., Larson, M. G., et al. “Metabolite profiling identifies pathways associated with metabolic risk in humans.” Circulation, vol. 125, 2012, pp. 2222–31.
[37] Sallée, M., Dou, L., Cerini, C., et al. “The aryl hydrocarbon receptor-activating effect of uremic toxins from tryptophan metabolism: a new concept to understand cardiovascular complications of chronic kidney disease.”Toxins, vol. 6, 2014, pp. 934–49.
[38] Wang, Y., Liu, H., McKenzie, G., et al. “Kynurenine is an endothelium-derived relaxing factor produced during inflammation.”Nat Med, vol. 16, 2010, pp. 279–85.
[39] Versari, D., Herrmann, J., Gossl, M., Mannheim, D., Sattler, K., Meyer, F. B., et al. “Dysregulation of the ubiquitin-proteasome system in human carotid atherosclerosis.”Arteriosclerosis, thrombosis, and vascular biol-.
[40] Marfella, R., D’Amico, M., Di Filippo, C., Baldi, A., Siniscalchi, M., Sasso, F. C., et al. “Increased activity of the ubiquitin-proteasome system in patients with symptomatic carotid disease is associated with enhanced inflammation and may destabilize the atherosclerotic plaque: effects of rosiglitazone treatment.”Journal.
[41] Dombroski, B. A., Nayak, R. R., Ewens, K. G., Ankener, W., Cheung, V. G., Spielman, S. R. “Gene expression and genetic variation in response to endoplasmic reticulum stress in human cells.” American journal of.
[42] Robert, R., Norez, C., Becq, F. “Disruption of CFTRchloride channel alters mechanical properties and cAMP-dependent Cl- transport of mouse aortic smooth muscle cells.”J Physiol (Lond), vol. 568, 2005, pp. 483-495.
[43] Tousson, A., Van Tine, B. A., Naren, A. P., Shaw, G. M., Schwiebert, L. M. “Characterization of CFTR expression and chloride channel activity in human endothelia.” Am J Physiol Cell Physiol, vol. 275, 1998, pp. C1555-C1564.
[44] Nakano, N., Higashiyama, S., Ohmoto, H., Ishiguro, H., Taniguchi, N., Wada, Y. “The N-terminal region of NTAK/neuregulin-2 isoforms has an inhibitory activity on angiogenesis.” J Biol Chem, vol. 279, 2004, pp. 11465-11470.
[45] Irvin, M. R., et al. “Whole-Exome Sequencing and hiPSC Cardiomyocyte Models Identify MYRIP, TRAPPC11, and SLC27A6of Potential Importance to Left Ventricular Hypertrophy in an African Ancestry Population.”Front Genet, vol. 12, 2021, p. 646927.
[46] Tang, W. H., et al. “Clinical and genetic association of serum ceruloplasmin with cardiovascular risk.”Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology, vol. 31, no. 12, 2011, pp. 2955-2962.
[47] Larson, Martin G., et al. “Framingham Heart Study 100K project: genome-wide associations for cardiovascular disease outcomes.”BMC Medical Genetics, vol. 8, 2007.
[48] Benjamin, Emelia J., et al. “Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study.” BMC Medical Genetics, vol. 8, 2007.