İçeriğe geç

Alanin Aminotransferaz 1

Alanin aminotransferaz (ALT), serum glutamik-pirüvik transaminaz (SGPT) olarak da bilinen, amino asit metabolizmasında kritik bir rol oynayan bir enzimdir. Vücudun çeşitli dokularında bulunmasına rağmen,_ALT1_ (_GPT_ geni tarafından kodlanan) özellikle karaciğerde yoğunlaşmıştır. Kan dolaşımındaki varlığı, karaciğer sağlığının anahtar bir göstergesi olarak sıklıkla ölçülür.

_GPT_geni, sitoplazmik bir enzim olan alanine aminotransferaz 1’in yapılması için talimatlar sağlar. Bu enzim, bir amino grubunun L-alaninden α-ketoglutarat’a aktarıldığı tersinir bir reaksiyonu katalize eder ve bu da pirüvat ve L-glutamat oluşumuyla sonuçlanır. Bu süreç, amino asitlerin enerji kaynaklarına dönüştürülmesi ve özellikle açlık sırasında glikoz sentezi için hayati öneme sahiptir._ALT1_, amonyağı kaslardan karaciğere detoksifikasyon için taşımaya yardımcı olan bir yolak olan glikoz-alanin döngüsünün önemli bir bileşenidir.

Serum _ALT1_ düzeylerinin ölçülmesi, tıbbi pratikte yaygın bir tanı prosedürüdür. Başlıca karaciğer fonksiyonunu değerlendirmek ve potansiyel karaciğer hasarını veya hastalığını tespit etmek için kullanılır. Kandaki yüksek _ALT1_düzeyleri, viral hepatit, yağlı karaciğer hastalığı (hem alkolik hem de alkolsüz), advers ilaç reaksiyonları, siroz ve diğer karaciğer rahatsızlıkları gibi çeşitli durumlardan kaynaklanabilecek karaciğer hücre hasarını gösterebilir._ALT1_ düzeylerinin izlenmesi, sağlık profesyonellerine karaciğerle ilgili durumların tanısında, prognozunun değerlendirilmesinde ve yönetiminde yardımcı olur. Aynı zamanda sıklıkla rutin kan testlerine dahil edilir ve karaciğerin belirli ilaçlara verdiği yanıtı izlemek için kullanılabilir.

_ALT1_düzeylerinin rutin olarak test edilmesi, karaciğer hastalıklarının yaygın etkisi nedeniyle önemli bir sosyal öneme sahiptir. Karaciğer hastalıkları, hastalık ve ölüme önemli ölçüde katkıda bulunarak, büyük bir küresel halk sağlığı sorununu temsil etmektedir._ALT1_taraması yoluyla karaciğer hasarının erken saptanması, zamanında tıbbi müdahaleleri kolaylaştırabilir ve karaciğer yetmezliği veya karaciğer kanseri gibi daha ciddi sonuçlara ilerlemeyi potansiyel olarak önleyebilir. Bu tanı aracı, erken tanıya olanak tanıyarak, gerekli yaşam tarzı değişikliklerine rehberlik ederek ve etkili tedavi stratejilerini bilgilendirerek halk sağlığına katkıda bulunur; nihayetinde hasta refahını iyileştirir ve karaciğer hastalığının sağlık sistemleri üzerindeki genel yükünü azaltır.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Birçok genom çapında ilişkilendirme çalışması, geniş kohortlar içermesine rağmen, mütevazı etki büyüklüğüne sahip genetik ilişkilendirmeleri güvenilir bir şekilde tespit etmek için yetersiz istatistiksel güce sahip olabilir, bu da potansiyel olarak yanlış negatif bulgulara yol açabilir. Bu kısıtlama, özellikler üzerindeki önemli sayıda gerçek genetik etkinin, daha da büyük örneklem boyutları ve gen keşfi için geliştirilmiş istatistiksel yöntemler olmadan keşfedilememiş kalabileceğini düşündürmektedir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, plazma karaciğer enzim seviyeleriyle ilişkili birden fazla genetik lokus tanımlamış ve bu özelliklerin poligenik yapısını vurgulamıştır.[1]Bu çalışmalar genellikle metabolik profillerdeki ve hastalık yatkınlığındaki bireysel farklılıklara katkıda bulunan yaygın varyantları ortaya koymaktadır.

Tamamlayıcı faktörler ve bazal membran bileşenleri gibi bağışıklık sistemi ve doku bütünlüğü ile ilgili genlerdeki varyantlar, karaciğer sağlığını dolaylı olarak etkileyebilir. Örneğin, CFH genindeki (Tamamlayıcı Faktör H) *rs7539005 * ve C2 genindeki (Tamamlayıcı Bileşen 2) *rs609061 * doğuştan gelen bağışıklığın önemli bir parçası olan tamamlayıcı sistemin bileşenleriyle ilişkilidir. Tamamlayıcı sistemin aktivitesi, düzensizleştiğinde karaciğer hasarına ve yüksek ALT seviyelerine katkıda bulunan inflamatuar yanıtları etkileyebilir.[2] Benzer şekilde, NID1 genindeki (Nidogen 1) *rs61833496 *, karaciğer gibi dokuları destekleyen özelleşmiş bir hücre dışı matris olan bazal membranın yapısı ve bütünlüğü için temel bir proteinle ilişkilidir. Buradaki varyasyonlar, karaciğer mimarisini ve strese karşı direncini etkileyerek, potansiyel olarak ALT salınımını etkileyebilir.

Diğer varyantlar, gen transkripsiyonu ve metabolik düzenleme gibi temel hücresel süreçlerde yer alan genleri etkiler. MED16 genindeki (Mediator Kompleks Alt Birimi 16) *rs35267984 * varyantı, gen-spesifik düzenleyici proteinler ile RNA polimeraz II enzimi arasında bir köprü görevi görerek gen ifadesini kontrol eden Mediatör kompleksinin bir bileşeniyle bağlantılıdır.[3] MED16 işlevindeki değişiklikler, karaciğer metabolizması veya detoksifikasyon yolları için kritik olan genlerin ifadesini değiştirebilir, bu da ALT seviyelerini dolaylı olarak etkiler. Benzer şekilde, DEPTOR genindeki (DEP Alanı İçeren MTOR-Etkileşimli Protein) *rs140972619 *, hücre büyümesi, metabolizma ve otofaji için merkezi bir merkez olan mTOR yolunun negatif bir düzenleyicisiyle ilişkilidir. mTOR sinyalizasyonunun düzensizliği, metabolik bozukluklara ve karaciğer disfonksiyonuna yol açarak ALT’yi etkileyebilir.[4] YLPM1 genindeki (YLP Motifi İçeren 1) *rs149243713 * varyantı, daha az kapsamlı bir şekilde karakterize edilmiş olsa da, metabolik sağlığa ve dolayısıyla karaciğer enzim düzenlemesine katkıda bulunan hücresel süreçlerde de rol oynayabilir.

Hücre dışı matris dinamikleri ve kodlayıcı olmayan RNA işlevi rollerine sahip genlerdeki varyantlar da karaciğer enzimi düzenlemesinin genetik yapısına katkıda bulunur. Örneğin, HPSE2 genindeki (Heparanaz 2) *rs116913826 *, hücre dışı matrisin anahtar bir bileşeni olan heparan sülfatı modifiye eden enzimlerle ilişkili bir genle bağlantılıdır. Hücre dışı matris yeniden modellenmesindeki değişiklikler, karaciğer fibrozunu ve inflamasyonunu etkileyebilir; bunların her ikisi de ALT seviyelerini etkiler.[5] Ek olarak, RPL29P19 (bir ribozomal protein psödojeni) ve LINC02947 (uzun intergenik kodlayıcı olmayan RNA) aralığını kapsayan *rs564871187 * lokusu, kodlayıcı olmayan bölgelerdeki varyasyonların düzenleyici mekanizmalar aracılığıyla gen ifadesini etkileyebileceğini düşündürmektedir. Bu tür düzenleyici değişiklikler, karaciğer hücresi işlevini ince bir şekilde değiştirebilir ve ALT konsantrasyonlarındaki varyasyonlara katkıda bulunabilir.[6] Son olarak, DNA replikasyonunu, hücre yapısını ve mitokondriyal işlevi etkileyen genetik varyasyonlar da karaciğer enzim seviyelerini modüle edebilir. *rs56205242 * lokusu, POLA2 (DNA Polimeraz Alfa 2, Yardımcı Alt Birim) ve CDC42EP2 (CDC42 Efektör Proteini 2) genlerini kapsar. POLA2, DNA replikasyonu ve onarımı için hayati öneme sahipken, karaciğer rejenerasyonu için de kritik öneme sahiptir; CDC42EP2 ise hücre iskeleti organizasyonunda rol oynar, hücre şeklini ve hareketliliğini etkiler.[7] Bu genlerdeki varyasyonlar, karaciğerin onarım kapasitesini veya hücresel bütünlüğünü etkileyerek, ALT’nin kan dolaşımına salınımını etkileyebilir. Benzer şekilde, RNU6-756P (küçük bir nükleer RNA psödojeni) ve TMEM65 (Transmembran Protein 65) bölgesindeki *rs140705291 * varyantı da önemlidir. TMEM65 mitokondriyal bir proteindir ve mitokondriyal disfonksiyon, çeşitli karaciğer hastalıklarına ve yüksek ALT’ye bilinen bir katkıda bulunucudur.[8] Bu genetik ilişkilendirmeler, ALT seviyelerinin ve karaciğer sağlığının altında yatan karmaşık ve çok yönlü genetik mimariyi vurgulamaktadır.

Alanin aminotransferaz 1, yaygın olarak ALT olarak kısaltılan, başlıca karaciğerde bulunan ve amino asit metabolizmasında merkezi bir rol oynayan kritik bir enzimdir. Bir plazma karaciğer enzimi olarak ALT, alaninden α-ketoglutarata bir amino grubunun transferini kolaylaştırarak pirüvat ve glutamat üretir.[1]Bu enzimatik aktivite, glukoneogenez dahil olmak üzere çeşitli metabolik yollar için esastır. Kandaki ALT seviyelerinin yükselmesi; karaciğer hastalıkları olan hastaları belirlemek, hastalık ilerlemesini ve şiddetini izlemek ve ilaca bağlı karaciğer hasarını tespit etmek için önemli bir gösterge olarak yaygın şekilde kabul edilmektedir.[1]Karaciğer sağlığındaki rolünün ötesinde, ALT seviyeleri ayrıca tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalık ve genel mortalite gibi durumlar için prospektif risk faktörleri olarak hizmet ederek önemli epidemiyolojik öneme sahiptir.[1]

Alanin aminotransferaz 1 seviyelerinin ölçümü, karaciğer fonksiyonunu ve sağlığını değerlendirmek için rutin olarak yapılan klinik karaciğer-enzim testlerinin standart bir bileşenidir. Bu testler, doğru bazal ölçümleri sağlamak amacıyla, genellikle bir gece açlığı sonrası kan örnekleri alınmasını içerir.[5] ALT ölçümüne yönelik spesifik metodolojiler detaylandırılmamış olsa da, gamma-glutamil transferaz (GGT) gibi ilişkili karaciğer enzimleri spektrofotometri kullanılarak ölçülmektedir, bu da ALT için benzer enzimatik analiz tekniklerinin kullanıldığını düşündürmektedir.[7] Yüksek ALT için tanı kriterleri genellikle normalin üst sınırları ile tanımlanır ve bunlar demografik faktörlere göre değişebilir; örneğin, bazı çalışmalarda kadınlarda 36 U/L ve erkeklerde 60 U/L üzerindeki seviyeler eşik olarak kullanılmıştır.[1] Genellikle klinik biyokimya birimleri tarafından belirlenen bu normal aralıklardan sapmalar, potansiyel karaciğer disfonksiyonu veya diğer ilişkili sağlık riskleri hakkında daha fazla araştırma yapılmasını gerektirir.[2]

ALT Düzeyleri Üzerine Genetik ve Çevresel Etkiler

Section titled “ALT Düzeyleri Üzerine Genetik ve Çevresel Etkiler”

Alanin aminotransferaz 1’in plazma düzeyleri, hem çevresel hem de genetik faktörlerin karmaşık bir etkileşimiyle etkilenmektedir. Araştırmalar, ALT için yaklaşık %33 olarak tahmin edilen dikkate değer bir kalıtım olduğunu, bu durumun bir bireyin enzim düzeylerini belirlemede önemli bir genetik bileşeni vurguladığını göstermektedir.[1] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, ALT düzeylerindeki varyasyonlarla ilişkili spesifik genetik lokusları tanımlamıştır; bunlar arasında kromozom 10 üzerindeki bölgeler ( CPN1, ERLIN1 ve CHUK gibi genleri içeren) ve kromozom 22 ( PNPLA3 ve SAMM50 genlerini içeren) bulunmaktadır.[1] Özellikle, PNPLA3 geni içindeki varyantlar, örneğin rs738409 (Ile148Met) ve rs2294918 (Lys434Glu) gibi, değişmiş ALT düzeyleriyle ilişkilendirilmiştir; rs2281135 için homozigot GG gibi spesifik genotiplere sahip taşıyıcıların yüksek ALT riskinin arttığı gösterilmiştir.[1] Bu genetik ilişkilendirmeler, cis- veya trans-transkripsiyonel etkiler ya da değişmiş protein fonksiyonu gibi mekanizmaların gözlemlenen varyasyonlara katkıda bulunduğunu, karaciğer enzim testlerini yorumlamak ve çeşitli karaciğer hastalıkları için aday genleri belirlemek üzere değerli bilgiler sağladığını düşündürmektedir.[1]

Klinik ve Epidemiyolojik Anlayışın Evrimi

Section titled “Klinik ve Epidemiyolojik Anlayışın Evrimi”

Alanin aminotransferaz (ALT) düzeyleri, uzun süredir klinik tanının temel bir göstergesi olmuştur; karaciğer hastalıkları olan bireyleri tanımlamak, hastalık ilerlemesini ve tedavi etkinliğini izlemek ve ilaca bağlı karaciğer hasarını tespit etmek için yaygın olarak kullanılmıştır.[1]Karaciğer sağlığını değerlendirmedeki doğrudan rolünün ötesinde, araştırmalar plazma ALT düzeylerini kritik sağlık sonuçları için potansiyel risk faktörleri olarak tanımladığından, bu düzeylerin epidemiyolojik önemi önemli ölçüde artmaktadır. Çalışmalar, yüksek ALT düzeylerinin çeşitli geniş kohortlarda tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalık ve tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin artmasıyla ilişkili olduğunu göstermiştir.[1] Bu tanıma, ALT’nin basit bir karaciğer enzimi belirtecinden daha geniş metabolik ve sistemik sağlığın önemli bir göstergesine dönüşen anlayışını genişletmiş, bu testlerin daha geniş bir epidemiyolojik bağlamda nasıl yorumlandığını etkilemiştir.

Genetik Etkiler ve Popülasyon Bazlı Keşifler

Section titled “Genetik Etkiler ve Popülasyon Bazlı Keşifler”

ALT düzeylerine ilişkin anlayış, genetik varyasyonun önemli rolünü içerecek şekilde evrilmiş olup, çalışmalar plazma ALT’nin kalıtımının yaklaşık %33 olduğunu tahmin etmektedir.[1] Dönüm noktası niteliğindeki genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), farklı popülasyonlarda bu düzeyleri etkileyen belirli genetik lokusların ortaya çıkarılmasında önemli rol oynamıştır. Örneğin, üç popülasyondan 7.715 bireyi içeren ve ek üç kohortta replikasyon yapılan kapsamlı bir çalışma, plazma ALT düzeyleriyle ilişkili iki anahtar lokus tanımlamıştır: biri 10. kromozomda CPN1-ERLIN1-CHUK’u kapsayan ve diğeri 22. kromozomda PNPLA3-SAMM50’yi içeren lokus.[1] Bu keşifler, ALT regülasyonunun altında yatan genetik mimariye değerli içgörüler sunmakta, viral, metabolik, otoimmün veya toksik kökenli çeşitli karaciğer hastalıkları için aday genler sağlamakta ve hem klinik hem de epidemiyolojik ortamlarda karaciğer enzim testlerinin yorumlanmasını geliştirmektedir.[1]

Alanin aminotransferaz (ALT), amino asit metabolizmasındaki kritik rolü ve klinik ortamlardaki tanısal faydasıyla yaygın olarak tanınan bir enzimdir. ALT’nin plazma seviyeleri, karaciğer enzim testlerinin bir parçası olarak rutin olarak değerlendirilir; bu testler, karaciğer hastalıklarını tanımlamak ve izlemek, ayrıca ilaç kaynaklı karaciğer hasarını tespit etmek için birincil gösterge görevi görür.[1]Karaciğer sağlığıyla doğrudan ilişkisinin ötesinde, ALT seviyeleri aynı zamanda önemli epidemiyolojik öneme sahiptir; tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalık ve tüm nedenlere bağlı mortalite gibi daha geniş sağlık sonuçlarıyla korelasyonlar göstermektedir.[1] Bu enzimin plazmadaki seviyeleri, çevresel faktörler ve genetik yatkınlıkların bir kombinasyonundan etkilenir; genetik faktörler, dolaşımdaki ALT seviyelerine tahmini %33’lük bir kalıtsallıkla katkıda bulunur.[1]

Genetik Düzenleme ve Moleküler Mekanizmalar

Section titled “Genetik Düzenleme ve Moleküler Mekanizmalar”

Genetik çalışmalar, plazma ALT seviyelerini etkileyen belirli genomik bölgelere ışık tutarak, ilgili karmaşık düzenleyici ağları vurgulamıştır. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), ALT seviyeleriyle ilişkili iki öne çıkan lokus tanımlamıştır: biri 10. kromozomdaki CPN1-ERLIN1-CHUK bölgesini kapsayan, diğeri ise 22. kromozomdaki PNPLA3-SAMM50 bölgesini içeren lokuslardır.[1] Bu genetik ilişkilendirmeler, bu bölgelerdeki varyasyonların, genetik varyantların yakındaki veya uzaktaki genlerin ekspresyon seviyelerini değiştirdiği cis- veya trans-transkripsiyonel etkiler de dahil olmak üzere çeşitli mekanizmalar aracılığıyla ALT seviyelerini etkileyebileceğini düşündürmektedir.[1] Ek olarak, kodlanmış proteinlerin fonksiyonel alanlarındaki missense varyasyonları protein disfonksiyonuna yol açabilir veya henüz tanımlanmamış başka yollar gözlemlenen etkilere katkıda bulunabilir.[1] Farklı mesajcı RNA (mRNA) transkriptlerinin tek bir genden üretildiği alternatif ekleme (splicing) süreci, genetik varyantların protein yapısını ve işlevini değiştirebileceği başka bir mekanizmadır.

ALT’nin genetik regülasyonunda rol oynayan temel biyomoleküllerden biri, ADPN olarak da bilinen PNPLA3 (patatin benzeri fosfolipaz alanı içeren protein 3)‘tür. Karaciğerde eksprese edilen bu transmembran protein, fosfolipaz aktivitesine sahiptir ve bu da onu hücre içindeki lipid metabolizması için ayrılmaz bir parça haline getirir.[1] PNPLA3, enerji homeostazında ikili bir rol oynar; adiposit farklılaşması sırasında ve hem açlık hem de tokluk durumlarına yanıt olarak önemli ölçüde yukarı regüle olur, böylece yağ dokusunda ve karaciğerde hem enerji mobilizasyonunu hem de lipid depolanmasını kolaylaştırır.[1] Obeziteye sahip bireylerin deri altı ve visseral yağ dokusunda yüksek PNPLA3 mRNA ekspresyonu gözlemlenmiştir; bu durum, proteinin karaciğer fonksiyonu ve genel lipid dengesi ile ilgili metabolik yollardaki katılımının altını çizmektedir.[1]

Genetik faktörler, hücresel metabolizma ve dokuya özgü fonksiyonlar arasındaki karmaşık etkileşim, ALT seviyelerini ve bunların klinik sonuçlarını derinden etkiler. Örneğin, intronik SNP’ler rs1010022 ve rs2072907 ile tam bağlantı dengesizliği içinde olan öncü tek nükleotid polimorfizmi (SNP)rs2281135 gibi, PNPLA3 içindeki spesifik genetik varyantlar, adipoz PNPLA3 mRNA ekspresyonu ve adiposit lipolizindeki farklılıklarla ilişkilendirilmiştir.[1] Ayrıca, rs738409 (Ile148Met) ve rs2294918 (Lys434Glu) dahil olmak üzere PNPLA3 içindeki nonsinonim SNP’lerin, eksonik kesme susturucu elemanları olarak hareket ettikleri ve potansiyel olarak gen regülasyonunu etkileyebilecekleri varsayılmaktadır.[1] rs2281135 için GG genotipine sahip homozigot taşıyıcıların, ALT seviyelerinin normalin üst sınırlarını aşma riski %34 daha fazladır; bu da yüksek enzim seviyeleriyle doğrudan genetik bir bağlantıyı ortaya koymaktadır.[1] ALT regülasyonunun genetik ve moleküler temellerine dair bu bilgiler, karaciğer enzim testlerini daha iyi yorumlamak ve viral, metabolik, otoimmün veya toksik kökenli olanlar dahil olmak üzere çeşitli karaciğer hastalıkları için aday genleri tanımlamak açısından kritik öneme sahiptir.[1]

Alanin aminotransferaz 1 (ALT), önemli bir karaciğer enzimidir ve plazma düzeyleri klinik tanıda yaygın olarak kullanılmaktadır. ALT’nin birincil metabolik fonksiyonu, L-alanin ve α-ketoglutaratın pirüvat ve L-glutamata transaminasyonunu içerir; bu, amino asit ve karbonhidrat metabolizmasını birbirine bağlayan temel bir reaksiyondur. Bu nedenle,ALT düzeylerindeki değişiklikler, karaciğerin genel metabolik sağlığını yansıtan hepatik metabolik süreçlerdeki değişimlerin göstergesidir.[1] Karaciğer fonksiyonundaki doğrudan rolünün ötesinde, plazma ALT, tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalık ve tüm nedenlere bağlı mortalite gibi daha geniş metabolik bozukluklar için potansiyel bir risk faktörü olarak önemli epidemiyolojik öneme sahiptir ve sistemik metabolik düzenlemeye entegre olduğunu düşündürmektedir.[1] Bu ilişkilendirmeler, ALT düzeylerinin çeşitli metabolik yolların karmaşık etkileşimini ve genel homeostazlarını yansıtan sistemik bir gösterge olarak hizmet edebileceğini ima etmektedir.

ALT düzeylerinin düzenlenmesi, insan genetik varyasyonundan önemli ölçüde etkilenir; çalışmalar kalıtımının %33 civarında olduğunu tahmin etmektedir.[1] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, plazma ALT düzeyleri ile ilişkili belirli genetik lokuslar tanımlamıştır; özellikle CPN1-ERLIN1-CHUK’u kapsayan kromozom 10 üzerindeki bölgeler ve PNPLA3-SAMM50’yi içeren kromozom 22 üzerindeki bölgeler dikkat çekmektedir.[1] Bu genetik ilişkilendirmelerin altında yatan mekanizmalar çeşitlidir ve varyantların karaciğer veya lenfoblastoid hücrelerdeki mRNA transkripsiyon hızını etkilediği cis- veya trans-transkripsiyonel etkileri içerebilir.[1] Ek olarak, bu genler tarafından kodlanan proteinlerin fonksiyonel alanlarında meydana gelen missense varyasyonları, değişmiş protein fonksiyonuna veya stabilitesine yol açabilir, böylece ALT aktivitesini ve dolaşımdaki düzeylerini doğrudan etkileyebilir.[1]

Plazmadaki ALTseviyeleri, hem genetik yatkınlıklar hem de çeşitli çevresel faktörler arasındaki karmaşık etkileşimlerin bir sonucudur. Enzimin, doğrudan hepatik fonksiyonunun ötesine geçerek tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalık risklerini öngörmedeki geniş epidemiyolojik önemi, onun daha geniş fizyolojik sistemlerdeki rolünü vurgulamaktadır.[1] Bu durum, karaciğerin ALTseviyeleriyle yansıyan metabolik durumunun, sistemik enerji metabolizması, lipid işlenmesi ve kardiyovasküler sağlık ile karmaşık bir şekilde bağlantılı olduğu önemli bir yolak etkileşimini düşündürmektedir. Böylesi bir sistemik entegrasyon,ALT’yi vücut boyunca birbirine bağlı geniş bir metabolik ve düzenleyici yolaklar ağının ortaya çıkan özelliklerini yansıtan bir belirteç olarak öne çıkarmaktadır.

Klinik pratikte, ALT plazma düzeyleri, karaciğer hastalıklarının tanısı, bu durumların seyrini ve şiddetini izlenmesi ve terapötik müdahalelerin etkinliğinin değerlendirilmesi için standart bir biyobelirteçtir.[1] ALT yollarının düzensizliği, viral, metabolik, otoimmün veya toksik kökenli olanlar dahil olmak üzere çeşitli karaciğer patolojilerinin ayırt edici bir özelliğidir.[1] CPN1-ERLIN1-CHUK ve PNPLA3-SAMM50 ile ilişkili olanlar gibi, ALT düzeylerini etkilediği belirlenen genetik lokuslar, bu çeşitli karaciğer hastalıklarının yatkınlığına veya ilerlemesine katkıda bulunabilecek aday genler olarak kabul edilir.[1] Bu hastalıkla ilişkili mekanizmaları anlamak, karaciğer hasarını ve ilişkili sistemik komplikasyonları hafifletmek için potansiyel terapötik hedefler sunmaktadır.

Alanin aminotransferaz (ALT) düzeyleri, karaciğer hastalıklarını tanımlamak ve yönetmek için yaygın olarak kullanılan, klinik tanıda bir köşe taşıdır. Plazma karaciğer enzimi testleri, ALT dahil olmak üzere, karaciğer patolojilerinin varlığını tespit etmek, bu durumların ilerlemesini ve şiddetini izlemek ve tedavi edici müdahalelerin etkinliğini değerlendirmek için kritik göstergelerdir.[1] Ayrıca, ALT düzeyleri, ilaca bağlı karaciğer hasarını tanımlamak için önemli bir biyobelirteç olup, klinisyenlere hasta güvenliği ve ilaç yönetimi için değerli bir araç sunar. Bu uygulamalar, ALT’nin karaciğer sağlığı değerlendirmesi için rutin klinik pratikteki temel rolünün altını çizmektedir.

Genetik Yatkınlık ve Risk Sınıflandırması

Section titled “Genetik Yatkınlık ve Risk Sınıflandırması”

Genetik faktörler, plazma ALT düzeylerini önemli ölçüde etkiler ve tahmini %33’lük bir kalıtsallıkla, bir bireyin ALT profiline önemli bir genetik bileşen katkıda bulunduğunu gösterir.[1] Popülasyon tabanlı genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, 10. kromozomdaki CPN1-ERLIN1-CHUK ve 22. kromozomdaki PNPLA3-SAMM50 dahil olmak üzere, ALT düzeyleriyle ilişkili spesifik genetik lokuslar tanımlamıştır.[1] Bu bulgular, karaciğer enzimi testlerini yorumlamak ve viral, metabolik, otoimmün veya toksik kökenli çeşitli karaciğer hastalıklarında rol oynayan aday genleri belirlemek için çok önemlidir.

Bunlar arasında, PNPLA3 geni (ADPN olarak da bilinir) özellikle dikkat çekicidir; enerji mobilizasyonu ve lipid depolamasında rol oynayan, fosfolipaz aktivitesine sahip, karaciğerde eksprese edilen bir transmembran proteini kodlar.[1] rs2281135 gibi önde gelen SNP’ler de dahil olmak üzere spesifik varyantlar, obezite ile ilişkili tagSNP’lerle tam bağlantı dengesizliği içindedir vePNPLA3 mRNA ekspresyonundaki ve adiposit lipolizindeki farklılıklarla ilişkilidir.[1] rs2281135 için GG genotipine sahip homozigot taşıyıcılar, normalin üst sınırının üzerinde ALT düzeylerine sahip olma riskini %34 artırmaktadır; bu durum, yüksek riskli bireyleri belirlemedeki ve karaciğer sağlığını yönetmek için kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarına potansiyel olarak rehberlik etmedeki faydasını vurgulamaktadır.[1] Bu lokusların hem ALT hem de AST ile ilişkisi, hepatosit disfonksiyonuna karşı daha geniş bir yatkınlık düşündürmekte ve risk sınıflandırmasındaki önemlerini daha da vurgulamaktadır.

Metabolik ve Sistemik Sağlık İlişkileri

Section titled “Metabolik ve Sistemik Sağlık İlişkileri”

ALT, karaciğer hastalığındaki doğrudan rolünün ötesinde, çeşitli sistemik sağlık durumları için prospektif bir risk faktörü olarak önemli epidemiyolojik öneme sahiptir. Yüksek ALT düzeyleri, çok sayıda geniş çaplı çalışmada tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalık ve hatta tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin artmasıyla tutarlı bir şekilde ilişkilendirilmiştir.[1] Bu genişletilmiş prognostik değer, ALT’yi yalnızca karaciğere özgü bir belirteç olmaktan ziyade, metabolik sağlığın ve genel sistemik riskin daha geniş bir göstergesi olarak konumlandırmaktadır. Bu ilişkileri anlamak, kapsamlı risk değerlendirmesine yardımcı olmakta, bu komorbiditelere yatkın bireylerin daha erken tespit edilmesini sağlamakta ve potansiyel önleme stratejileri hakkında bilgi vermektedir.

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs7539005 CFHt-SNARE domain-containing protein 1 measurement
glycosyltransferase 8 domain-containing protein 1 measurement
kallikrein-6 measurement
OCIA domain-containing protein 1 measurement
protein measurement
rs609061 C2stabilin-2 measurement
C-C motif chemokine 1 measurement
cystatin-8 measurement
hephaestin-like protein 1 measurement
WAP four-disulfide core domain protein 5 measurement
rs35267984 MED16interleukin-34 measurement
interleukin-37 measurement
interleukin-10 receptor subunit alpha measurement
protein measurement
C-type lectin domain family 4 member D measurement
rs140972619 DEPTORalanine aminotransferase 1 measurement
rs116913826 HPSE2alanine aminotransferase 1 measurement
rs149243713 YLPM1alanine aminotransferase 1 measurement
rs564871187 RPL29P19 - LINC02947alanine aminotransferase 1 measurement
rs61833496 NID1alanine aminotransferase 1 measurement
rs56205242 POLA2 - CDC42EP2alanine aminotransferase 1 measurement
rs140705291 RNU6-756P - TMEM65alanine aminotransferase 1 measurement

[1] Yuan, X., et al. “Population-based genome-wide association studies reveal six loci influencing plasma levels of liver enzymes.” Am J Hum Genet, vol. 83, no. 4, 2008, pp. 520-528.

[2] Wallace, C., et al. “Genome-wide association study identifies genes for biomarkers of cardiovascular disease: serum urate and dyslipidemia.”Am J Hum Genet, vol. 82, no. 1, 2008, pp. 139-49.

[3] Melzer, D., et al. “A genome-wide association study identifies protein quantitative trait loci (pQTLs).” PLoS Genet, vol. 4, no. 5, 2008, e1000072.

[4] Kathiresan, S., et al. “Common variants at 30 loci contribute to polygenic dyslipidemia.” Nat Genet, vol. 40, no. 12, 2008, pp. 1421-1427.

[5] Sabatti, C., et al. “Genome-wide association analysis of metabolic traits in a birth cohort from a founder population.”Nat Genet, vol. 40, no. 12, 2008, pp. 1394-1402.

[6] Aulchenko, Y. S., et al. “Loci influencing lipid levels and coronary heart disease risk in 16 European population cohorts.”Nat Genet, vol. 40, no. 12, 2008, pp. 1412-21.

[7] Benjamin, E. J., et al. “Genome-wide association with select biomarker traits in the Framingham Heart Study.” BMC Med Genet, vol. 8, suppl. 1, 2007, p. S11.

[8] Reiner, A. P., et al. “Polymorphisms of the HNF1A gene encoding hepatocyte nuclear factor-1 alpha are associated with C-reactive protein.”Am J Hum Genet, vol. 82, no. 5, 2008, pp. 1193-201.