İçeriğe geç

Hava Yolu Duyarlılığı

Hava yolu aşırı duyarlılığı, aynı zamanda bronşiyal hiperreaktivite olarak da bilinir, solunan tahriş ediciler veya farmakolojik ajanlar gibi çeşitli uyaranlara yanıt olarak hava yollarının aşırı daralmasını ifade eder. Bu fizyolojik fenomen, çeşitli solunum yolu hastalıklarının ayırt edici bir özelliği olup, bu hastalıkların belirtileri ve ilerlemesinde kritik bir rol oynar.

Hava yolu duyarlılığının biyolojik temeli, öncelikle hava yollarını çevreleyen düz kas, inflamatuar hücreler ve sinir yolları olmak üzere solunum sistemi içindeki karmaşık etkileşimleri içerir. Bir uyarıcıya maruz kalındığında, hava yolları daralır ve bu da hava akışının azalmasına neden olur. Bu daralmanın derecesi, bir bireyin hava yolu duyarlılığını belirler. Kalıtsal bir özellik olup, genetik faktörlerin varyansının yaklaşık üçte birini oluşturduğu tahmin edilmektedir.[1]Hava yolu duyarlılığına genetik katkıları anlamak, hastalık mekanizmalarını çözmek ve potansiyel terapötik hedefleri belirlemek için çok önemlidir. Araştırmalar,LINGO2, MYH15, SGCD ve PDSS2gibi belirli genlerin hava yolu duyarlılığı ile ilişkili olduğunu belirlemiştir.[1]

Klinik olarak, havayolu duyarlılığı genellikle metakolin provokasyon testi kullanılarak değerlendirilir; burada, bir saniyedeki zorlu ekspirasyon hacminde (FEV1) önemli bir düşüşe (tipik olarak %20) neden olmak için gereken metakolin konsantrasyonu (FEV1) ölçülür (PC20).[1] Bu, solunum yolu hastalıklarının teşhis ve tedavisinde hayati öneme sahiptir. Yaygın olarak astımla ilişkili olmasına rağmen, artmış havayolu duyarlılığı kronik obstrüktif akciğer hastalığında da yaygın bir özelliktir (COPD).[1]COPD olan bireylerde, artmış havayolu duyarlılığı gelecekteki akciğer fonksiyonu düşüşünün ve daha yüksek mortalite riskinin güçlü bir göstergesidir.[1] Ayrıca sigara bırakmanın faydalarını da etkiler; daha fazla duyarlılık gösteren bireyler, sigarayı bıraktıktan sonra akciğer fonksiyonlarında daha büyük iyileşmeler yaşarlar.[1]

Hava yolu duyarlılığını anlamanın sosyal önemi, özellikle solunum yolu hastalıklarının küresel yükü göz önüne alındığında önemlidir. Örneğin, COPD dünya çapında önde gelen ölüm nedenidir ve yaygınlığının artması beklenmektedir.[1] Araştırmacılar ve klinisyenler, hava yolu duyarlılığının genetik temellerini ve klinik etkilerini belirleyerek, daha etkili tanı araçları, kişiselleştirilmiş tedavi stratejileri ve önleyici tedbirler geliştirebilirler. Bu gelişmiş anlayış, daha iyi sağlık sonuçlarına, azaltılmış sağlık maliyetlerine ve solunum yolu hastalıklarından etkilenen milyonlarca insanın yaşam kalitesinin artmasına yol açabilir.

Metodolojik ve Tekrarlama Kısıtlamaları

Section titled “Metodolojik ve Tekrarlama Kısıtlamaları”

Önemli bir sınırlama, çalışmanın tasarımından ve uygun tekrarlama kohortlarının mevcudiyetinden kaynaklanmaktadır. Birincil kohort olan Lung Health Study (LHS), ilk keşif için sağlam bir örneklem büyüklüğü sağlarken, Groningen Leiden Universities Corticosteroids in Obstructive Lung Disease (GLUCOLD) kohortunda tekrarlama girişimi, küçük örneklem büyüklüğü (n = 110) nedeniyle engellendi ve anlamlı ilişkileri tespit etme istatistiksel gücünü ciddi şekilde sınırladı.[1]Hava yolu duyarlılığı verilerine sahip yeterli büyüklükte bağımsız bir kohortun olmaması, tanımlanan genetik ilişkileri kesin olarak doğrulamayı zorlaştırmakta ve bu özel fenotip için araştırma kaynaklarındaki daha geniş bir boşluğu vurgulamaktadır.[1]Ayrıca, astım popülasyonlarında hava yolu duyarlılığının önceki genom çapında ilişkilendirme çalışmalarından (GWAS) elde edilen bulgular, LHS KOAH kohortunda tekrarlanmadı ve farklı solunum koşullarında hava yolu duyarlılığı için potansiyel olarak farklı biyolojik ve genetik temeller olduğunu düşündürmektedir.[1] Bir diğer kısıtlama, birincil kohort içindeki fenotipik verilerin eksiksizliği ile ilgilidir. Özellikle başlangıçta 1.105 ve 5. Yılda 811 olmak üzere önemli sayıda denek, en yüksek metakolin konsantrasyonunda bile FEV1’de %20’lik bir düşüş elde edemedi; bu da bu bireyler için kesin PC20 değerlerinin belirlenemediği anlamına gelmektedir.[1]Bu durum, sürekli hava yolu duyarlılığının birincil GWAS analizi için mevcut olan örneklem büyüklüğünü etkin bir şekilde azaltmış ve ilgili tüm genetik sinyalleri tespit etme gücünü potansiyel olarak etkilemiştir. Sağlamlığı değerlendirmek için ikincil analizlerde çoklu hava yolu duyarlılığı tanımları (sürekli, kategorik, dikotomize) kullanılsa da, metakolin provokasyon testindeki doğal değişkenlik ve potansiyel tavan etkileri, özelliğin kesin miktarını ve dolayısıyla genetik ilişkilerini yine de etkileyebilir.[1]

Bu bulguların genellenebilirliği, öncelikle çalışmanın kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan (COPD) Avrupa kökenli Amerikalı bireylere odaklanmasıyla sınırlıdır.[1]Bu özgüllük, tanımlanan genetik lokusların ve bunların hava yolu duyarlılığı üzerindeki etkilerinin doğrudan aktarılamayabileceği veya farklı kökenlere sahip popülasyonlarda veya KOAH’ı olmayan bireylerde aynı öneme sahip olmayabileceği anlamına gelir. Çalışma, popülasyon katmanlaşmasını titizlikle hesaba katmasına rağmen, karmaşık özellikleri etkileyen genetik yapı genellikle farklı etnik gruplar arasında değişiklik gösterir ve bu da daha geniş popülasyonlarda daha fazla araştırma yapılmasını gerektirir. Ek olarak, ekspresyon kantitatif özellik lokusu (eQTL) analizleri gibi fonksiyonel takip deneyleri, yalnızca KOAH’lı bireylerde değil, genel bir hasta popülasyonundan alınan akciğer dokularında gerçekleştirildi.[1] Bu ayrım, gözlemlenen gen ekspresyon paternlerinin KOAH patolojisindeki hava yolu duyarlılığının spesifik bağlamını tam olarak yansıtmayabileceği anlamına gelir.

Benzer şekilde, SGCD ve MYH15 protein ekspresyonu için immünohistokimya, hava yolu duyarlılığının bilinen ve değişen derecelerine sahip KOAH’lı sigara içenlerden ziyade kontrol deneklerinden alınan akciğer dokusu üzerinde gerçekleştirildi.[1]Bu proteinlerin ilgili akciğer dokularında varlığı doğrulanmış olsa da, bu yaklaşım protein seviyelerini veya lokalizasyonunu hedef hastalık popülasyonu içindeki hava yolu duyarlılığının şiddeti veya varlığı ile doğrudan ilişkilendirme yeteneğini sınırlar.[1]KOAH hastalarında bu tür doğrudan korelasyonlar olmadan, tanımlanan genetik varyantların protein ekspresyonu üzerindeki fonksiyonel etkileri ve hava yolu duyarlılığı üzerindeki sonraki etkisi çıkarımsal kalır ve genetik bulgular ile hastalık fenotipi arasındaki doğrudan mekanistik bağlantıda bir boşluğu vurgular.

Genetik Mekanizmaların ve Çevresel Etkileşimlerin Çözümlenmesi

Section titled “Genetik Mekanizmaların ve Çevresel Etkileşimlerin Çözümlenmesi”

Havayolu duyarlılığı ile ilişkili yeni genetik lokusların tanımlanmasına rağmen, bu hedeflerin etkilerini hangi kesin biyolojik mekanizmalar yoluyla gösterdiği büyük ölçüde bilinmemektedir.[1] Örneğin, LINGO2 ve AK026893 ilişkili bulunmasına rağmen, havayolu duyarlılığının patogenezindeki spesifik fonksiyonları şu anda belirsizdir ve kapsamlı daha fazla araştırma gerektirmektedir.[1] Bu bilgi boşluğu, genetik varyantların akciğer dokusundaki gen ekspresyonunu etkilemenin ötesinde, potansiyel olarak akciğer dışı dokulardaki gen ekspresyonunu veya protein fonksiyonundaki değişiklikleri içeren mekanizmalar yoluyla fenotipe nasıl katkıda bulunabileceğini anlamaya kadar uzanmaktadır.[1] Bu tür daha geniş mekanistik araştırmalar, havayolu duyarlılığının altında yatan karmaşık yolların tam olarak aydınlatılması için çok önemlidir.

Ayrıca, çevresel faktörlerin ve gen-çevre etkileşimlerinin havayolu duyarlılığı üzerindeki etkisi, kalan önemli bir belirsizlik alanıdır. Spesifik genetik polimorfizmlerin etkisi, yalnızca belirli hastalık durumlarında veya çevresel koşullarda ortaya çıkabilir veya gözlemlenebilir.[1] Bu, mevcut genetik ilişkilerin, gerçek genetik katkının yalnızca bir bölümünü temsil edebileceğini ve diğer etkilerin sigara içmek gibi çevresel maruziyetler veya KOAH’ın spesifik fizyolojik bağlamı tarafından maskelenmiş veya değiştirilmiş olabileceğini göstermektedir. Hesaplanmamış gen-çevre karıştırıcıları, bu nedenle, tanımlanan genetik varyantların bu karmaşık özelliğin toplam kalıtsal varyansının yalnızca bir kısmını açıkladığı, havayolu duyarlılığı için “kayıp kalıtılabilirliğe” katkıda bulunabilir.[1]

Solunum sağlığında kritik bir gösterge olan hava yolu duyarlılığını etkileyen genetik yapı, birden fazla gendeki çeşitli varyantları içerir. Bunlar arasında, kromozom 9p21.2 üzerindeki *rs10491678 *, kronik obstrüktif akciğer hastalığında (COPD) hava yolu duyarlılığı üzerine yapılan çalışmalarda genom çapında anlamlılıkla tanımlanan bir varyant olarak öne çıkmaktadır.[1]Bu intergenik tek nükleotid polimorfizmi (SNP), bu araştırmalarda genom çapında anlamlılık için önceden belirlenmiş bir eşiğe ulaşan bir bölge olanLINGO2 genine yakın bir konumdadır.[1] LINGO2geni veya Lösin-zengini tekrar ve Ig domain içeren 2, nöronal dokulardaki ekspresyonu ile bilinir ve esansiyel tremor, Parkinson hastalığı ve obezite gibi durumlarla ilişkilendirilmiştir. Solunum yollarındaki kesin işlevi henüz tam olarak aydınlatılmamış olsa da, hava yolu duyarlılığı ile olan genetik ilişkisi, bu özelliğin altında yatan karmaşık mekanizmalarda potansiyel bir rolü olduğunu düşündürmektedir.

İlgili bir diğer gen, kas hücre zarı bütünlüğünü korumak için gerekli olan distrofinle ilişkili protein kompleksinin önemli bir bileşeni olan delta-sarkoglikanı kodlayan, kromozom 5q33’te bulunanSGCD’dir. SGCD proteini insan akciğer hava yolu düz kasında ve vasküler düz kasta eksprese edildiğinden, bu gen içindeki veya yakınındaki *rs7710178 * gibi varyantlar önemlidir; bu dokular hava yolu çapını ve fonksiyonunu düzenlemede temel olarak rol oynar.[1] SGCD’nin, kasılması bronkokonstriksiyona yol açan hava yolu düz kasında bulunması, hava yolu duyarlılığını düzenlemedeki potansiyel önemini vurgulamaktadır.[1] Bu tür genetik varyasyonlardan potansiyel olarak etkilenen SGCDekspresyonundaki veya fonksiyonundaki değişiklikler, bu nedenle düz kas kasılabilirliğindeki ve bireylerde gözlemlenen hava yolu duyarlılığı derecesindeki değişikliklere katkıda bulunabilir.

Hava yolu duyarlılığına daha fazla genetik katkı, diğer varyantlar ve genlerden oluşan bir takımyıldızını içerir. Örneğin, bir protokaderin geni olan PCDH15’teki *rs12245299 *, hava yolu dokularının yapısal bütünlüğü ve fonksiyonu için çok önemli olan hücre adezyonunu ve sinyalizasyonunu etkileyebilir. IPO8 ve CAPRIN2 arasında bulunan intergenik varyant *rs16906714 *, bu genlerin düzenlenmesini etkileyebilir; IPO8 nükleer taşınmada rol oynarken, CAPRIN2 hücre proliferasyonunda ve mRNA işlemesinde rol oynar; her ikisi de hava yolu yeniden şekillenmesi ve inflamatuar yanıtlar için hayati öneme sahiptir.[1] CACNG2’deki (kalsiyum kanalı yardımcı alt birimi gama 2) *rs2235682 * gibi varyantlar, hava yolu düz kası kasılması için kritik olan kalsiyum sinyal yollarını modüle edebilirken, RARB’deki (retinoik asit reseptörü beta) *rs3773445 * akciğer gelişimini ve bağışıklık düzenlemesini etkileyebilir ve her ikisi de hava yolu sağlığına katkıda bulunan faktörlerdir. LRCH3’teki *rs9863587 *, CSMD1’deki *rs2449202 *, WDFY4’teki *rs12252129 *, USP24’teki *rs17111652 * ve LINGO2 yakınındaki *rs640850 * dahil olmak üzere ek varyantlar, toplu olarak hava yolu duyarlılığının karmaşık ve multifaktöriyel doğasına katkıda bulunan çeşitli genetik lokusları temsil etmektedir. Bu varyantlar, hava yolu duyarlılığını ölçmek için önemli bir yöntem olan metakolin provokasyon testini kullanan çalışmalarda araştırılmıştır.[1]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs12245299 PCDH15airway responsiveness
rs16906714 IPO8 - CAPRIN2airway responsiveness
rs10491678
rs640850
LINGO2 - ME2P1airway responsiveness
rs2235682 CACNG2airway responsiveness
rs3773445 RARBairway responsiveness
rs7710178 SGCDairway responsiveness
rs9863587 LRCH3airway responsiveness
rs2449202 CSMD1airway responsiveness
rs12252129 WDFY4airway responsiveness
rs17111652 USP24airway responsiveness
cholesterol:total lipids ratio, blood VLDL cholesterol amount
cholesteryl esters:total lipids ratio, blood VLDL cholesterol amount
triglycerides:total lipids ratio, blood VLDL cholesterol amount
Hypercholesterolemia

Hava Yolu Yanıtlılığının Tanımı ve Klinik Önemi

Section titled “Hava Yolu Yanıtlılığının Tanımı ve Klinik Önemi”

Hava yolu yanıtlılığı, hava yollarının çeşitli uyaranlara yanıt olarak aşırı derecede daralma eğilimi olarak tanımlanır; bu fenotip genellikle solunum yolu rahatsızlıklarıyla ilişkilendirilir. Astımın iyi bilinen bir özelliği olmakla birlikte, artmış hava yolu yanıtlılığı aynı zamanda Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığının (COPD) yaygın ve klinik olarak önemli bir özelliğidir.[1] Bu özellik, bir hastalıktan ziyade hava yollarının altta yatan fizyolojik bir özelliğini temsil eder, ancak varlığı ve şiddeti hasta sonuçları üzerinde derin etkilere sahip olabilir. Çalışmalar, artmış hava yolu yanıtlılığının, COPD’li bireylerde gelecekteki akciğer fonksiyonu düşüşünün güçlü bir göstergesi olduğunu ve aynı zamanda genç yetişkinlerde COPD’nin erken gelişimiyle bağlantılı olduğunu göstermiştir.[1]Ayrıca, hava yolu yanıtlılığının şiddeti, KOAH’tan kaynaklanan daha yüksek mortalite riski ile ilişkilendirilmiştir ve bu da onun prognostik bir belirteç olarak önemini vurgulamaktadır.[1] Bu özellik aynı zamanda kalıtsal olarak da kabul edilmektedir ve genetik faktörlerin varyansının yaklaşık üçte birini oluşturduğu tahmin edilmektedir.[1]

Hava yolu duyarlılığını değerlendirmek için kullanılan başlıca yöntem, artan dozlarda bronkokonstriktör bir ajan olan metakolin uygulanarak hava yolu daralmasının derecesini ölçen bir metakolin provokasyon testidir.[1] Bu testten elde edilen en yaygın operasyonel tanım, zorlu vital kapasitenin bir saniyedeki hacminde (%GENE_0__) %20’lik bir azalmaya neden olan metakolinin provokatif konsantrasyonudur ve evrensel olarak PC20 olarak adlandırılır.[1] Daha düşük bir PC20 değeri, daha yüksek hava yolu duyarlılığını gösterir, yani anlamlı bronkokonstriksiyonu indüklemek için daha küçük bir metakolin konsantrasyonu gereklidir. Araştırma ve klinik amaçlar için PC20 için belirli eşikler ve kesme değerleri kullanılır; örneğin, 10 mg/ml’den veya hatta 1 mg/ml’den daha düşük bir PC20, artmış duyarlılığı gösterirken, bazı kişiler en yüksek metakolin konsantrasyonunda (örneğin, 25 mg/ml) bile FEV1’de %20’lik bir düşüş elde edemeyebilir ve bu da normal veya çok düşük duyarlılığı düşündürür.[1] Alternatif bir sürekli ölçü olan O’Connor eğimi, metakoline karşı doz-yanıt eğrisini analiz ederek hava yolu duyarlılığının kantitatif bir değerlendirmesini sağlar ve popülasyon çalışmaları için uygun, nüanslı bir yaklaşım sunar.[2]

Sınıflandırma Sistemleri ve Analitik Yaklaşımlar

Section titled “Sınıflandırma Sistemleri ve Analitik Yaklaşımlar”

Hava yolu duyarlılığı, araştırma veya klinik bağlama bağlı olarak, kategorik yaklaşımlardan sürekli yaklaşımlara kadar çeşitli sistemler kullanılarak sınıflandırılabilir ve analiz edilebilir. Örneğin, “duyarlı” ve “duyarsız” gibi kategorilere ayrılabilir (örn., PC20 < 10 mg/ml’ye karşı PC20 > 10 mg/ml).[1] Daha ayrıntılı kategorik tanımlar, PC20 değerlerini birden fazla şiddet derecesine ayırmayı içerir; örneğin, beş farklı kategori: PC20 1 mg/ml’den az, 1 mg/ml’den büyük ancak 5 mg/ml’den az, 5 mg/ml’den büyük ancak 10 mg/ml’den az, 10 mg/ml’den büyük ancak 25 mg/ml’den az ve 25 mg/ml’den büyük.[1]Aksine, hava yolu duyarlılığı sürekli bir özellik olarak ele alınabilir; doğrudan PC20 değeri veya O’Connor eğimi kullanılarak, bu da popülasyonlar arasındaki değişkenliğinin daha boyutlu bir şekilde anlaşılmasını sağlar.[1] Bu farklı sınıflandırma sistemleri, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları gibi çalışmalarda, çeşitli tanımlar arasında bulguların sağlamlığını sağlamak ve bu çok yönlü özelliğe karmaşık genetik katkıları yakalamak için kullanılmaktadır.[1]

Fonksiyonel Değerlendirme ve Klinik Önemi

Section titled “Fonksiyonel Değerlendirme ve Klinik Önemi”

Hava yolu duyarlılığını değerlendirmek için kullanılan temel tanı yaklaşımı, fonksiyonel akciğer testlerini içerir ve en önemlisi metakolin provokasyon testidir. Bu test, bir saniyedeki zorlu ekspiratuvar hacimde (%FEV1) %20’den fazla bir azalmaya neden olmak için gereken metakolin konsantrasyonunu ölçer; bu PC20 olarak bilinir.[1]Hava yolu duyarlılığı, O’Connor eğimi gibi yöntemler kullanılarak sürekli bir ölçü olarak değerlendirilebilir veya 10 mg/ml’de ikiye ayırmak veya beş farklı kategori kullanmak gibi PC20 değerlerine göre ayrı seviyelere ayrılabilir.[2]Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (COPD) olan bireylerde, artmış hava yolu duyarlılığı, gelecekteki akciğer fonksiyonu düşüşünün güçlü bir belirleyicisi ve artmış mortalite riskinin bir göstergesi olarak hizmet eden önemli klinik etkileri olan iyi bilinen bir özelliktir.[3] Varlığı ayrıca genç yetişkinlerde KOAH’ın erken gelişimi ile de ilişkilidir ve prognostik bir belirteç olarak faydasının altını çizmektedir.

Genetik testler ve moleküler analizler, hava yolu duyarlılığının kalıtsal bileşenlerine dair bilgiler sunmaktadır. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), LINGO2tarafından çevrelenen 9p21.2 kromozomu üzerindeki bir bölge de dahil olmak üzere, hava yolu duyarlılığı ile ilişkili çeşitli lokusları tanımlamıştır ve 3q13.1 kromozomunda (MYH15’e yakın), 5q33 (SGCD) ve 6q21 (PDSS2) kromozomlarında da olası ilişkiler bulunmuştur.[1]Akciğer dokusunda yapılan ekspresyon kantitatif özellik lokusu (eQTL) analizleri, bu tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP’ler) bazılarınınMYH15 ve SGCD gibi yakındaki genlerin ekspresyon seviyeleriyle ilişkili olduğunu daha da göstermiştir.[1] İmmünohistokimya, SGCD proteininin hava yolu düz kasında eksprese edildiğini doğrulamaktadır ki bu, bronkokonstriksiyon için çok önemlidir, MYH15 ise hava yolu epitelinde, vasküler endotelde ve inflamatuar hücrelerde bulunur ve bunların hepsi hava yolu duyarlılığındaki varyasyonlara potansiyel olarak katkıda bulunur.[1] LINGO2gibi genlerdeki varyantlar, nörolojik durumlar ve obezite ile ilişkilendirilmiştir, ancak hava yolu duyarlılığındaki spesifik rolleri daha fazla aydınlatılmayı gerektirmektedir.[4]

Hava yolu duyarlılığını benzer durumlardan ayırmak ve tanısal zorlukların üstesinden gelmek dikkatli klinik değerlendirme gerektirir. Artmış hava yolu duyarlılığı astımın önemli bir fenotipi olmakla birlikte, COPD olan hastalarda da yaygın ve klinik olarak önemli bir özelliktir ve tanıda altta yatan akciğer hastalığının dikkate alınmasını gerektirir.[1]Hava yolu duyarlılığı için yeni genetik ilişkileri doğrulamadaki önemli bir zorluk, replikasyon için kapsamlı hava yolu duyarlılığı verilerine sahip yeterli büyüklükteki bağımsız kohortların azlığıdır.[1] Örneğin, GLUCOLD gibi bazı çalışmalar metakolin provokasyon testi uygulasa da, diğer büyük kohortlarda bulunan genetik ilişkileri tutarlı bir şekilde tekrarlamayabilirler; bu da karmaşıklığı ve sağlam, çoklu kohortlu doğrulama çalışmalarına duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır.[5]

Pulmoner Sistem ve Hava Yolu Yanıtlılığı

Section titled “Pulmoner Sistem ve Hava Yolu Yanıtlılığı”

Hava yolu yanıtlılığı, solunum sisteminin önemli bir fizyolojik özelliği olan çeşitli uyaranlara yanıt olarak hava yollarının ne kadar kolay daraldığını ifade eder.[1] Bu özellik tipik olarak, artan dozlarda metakolin inhalasyonundan sonra bir saniyedeki zorlu ekspirasyon hacmi (FEV1) ölçülerek değerlendirilir; burada FEV1’de (%20’lik düşüşe neden olan konsantrasyon) (PC20) önemli bir ölçüt olarak kullanılır.[1] Sıklıkla astımla ilişkili olmasına rağmen, artmış hava yolu yanıtlılığı aynı zamanda kronik obstrüktif akciğer hastalığının (COPD) yaygın ve önemli bir özelliğidir.[1] COPD olan bireylerde, artmış hava yolu yanıtlılığı, gelecekteki akciğer fonksiyonu düşüşünün, genç yetişkinlerde hastalığın erken gelişiminin ve daha yüksek ölüm riskinin güçlü bir öngörücüsü olarak hareket ederek kritik klinik etkilere sahiptir.[1]

Hava Yolu Kasılabilirliğinin Hücresel ve Moleküler Mekanizmaları

Section titled “Hava Yolu Kasılabilirliğinin Hücresel ve Moleküler Mekanizmaları”

Hava yolu duyarlılığının altında yatan temel mekanizmalar, akciğer içindeki hücresel bileşenlerin ve temel biyomoleküllerin karmaşık bir etkileşimini içerir. Hava yolu düz kas kasılması, hava yolu daralmasının merkezinde yer alan bronkokonstriksiyonun birincil nedenidir.[1]Diğer katkıda bulunan faktörler arasında küçük hava yollarında düz kas kütlesinin artması, akciğer dokularının elastik geri tepmesinin azalması, hava yolu epitelinin işlev bozukluğu ve inflamatuvar süreçler yer alır.[1]Spesifik proteinler bu mekanizmalarda hayati roller oynar; örneğin, distrofin-glikoprotein kompleksinin (DGC) bir bileşeni olanSGCD (Sarcoglycan delta), hava yolu ve vasküler düz kasında eksprese edilir ve buradaki varlığı kasılabilirlik ve bronkokonstriksiyon ile ilişkilidir.[1], [6] Esnek bir DGC, hava yolu düz kasının sertliğini etkileyebilir ve potansiyel olarak mekanik strese karşı direncini etkileyebilir.[7] Ayrıca, MYH15 (Myosin Heavy Chain 15) proteini, hava yolu epitelinde, vasküler endotelde ve inflamatuvar hücrelerde bulunur ve bunların tümü hava yolu duyarlılığındaki genel varyasyona katkıda bulunur.[1]

Hava yolu duyarlılığı, kalıtsal bir özelliktir ve genetik faktörlerin varyansın yaklaşık üçte birini oluşturduğu tahmin edilmektedir.[8] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), bu özellikle ilişkili belirli genetik lokusları tanımlamıştır ve kromozom 5q33’te SGCD ve kromozom 3q13.1’de MYH15 gibi genleri vurgulamaktadır.[1]Bu genetik varyantlar veya tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), akciğer dokusunda yakındaki genlerin haberci RNA ekspresyon seviyelerini etkileyen ekspresyon kantitatif özellik lokusları (eQTL’ler) olarak işlev görebilir.[1]Örneğin, hava yolu duyarlılığı ile bağlantılı belirli SNP’ler,SGCD ve MYH15’in ekspresyonu ile ilişkilidir.[1] Tanımlanan diğer lokuslar arasında, LINGO2 ve karakterize edilmemiş bir gen tarafından çevrelenen kromozom 9p21.2’deki bir intergenik bölge ve PDSS2’ye yakın kromozom 6q21’deki bir bölge bulunmaktadır.[1] Düzenleyici ağlar da rol oynamaktadır, çünkü kromozom 9 lokusundaki (rs10813121 ) bir SNP’nin, makrofajlarda ve epitel hücrelerinde antioksidan savunmasını düzenlemek için çok önemli olan Nrf-2 dahil olmak üzere STAT3 ve Nrf-2 transkripsiyon faktörleri de dahil olmak üzere çeşitli proteinlere bağlandığı gösterilmiştir.[1]

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığında Patofizyolojik Bağlam

Section titled “Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığında Patofizyolojik Bağlam”

COPD bağlamında, artmış hava yolu duyarlılığı sadece bir semptom değil, aynı zamanda hastalığın patofizyolojisinin ve ilerlemesinin ayrılmaz bir parçasıdır. KOAH’ta bu özelliğin gelişimi, artmış düz kas kütlesi gibi hava yollarındaki yapısal değişiklikler ve azalmış elastik geri tepme ve epitel disfonksiyonu gibi fonksiyonel bozukluklar dahil olmak üzere çok sayıda etkileşen mekanizma içerebilir.[1]Bu patolojik değişiklikler, solunum sisteminin normal homeostatik dengesini bozarak, uyaranlara yanıt olarak abartılı hava yolu daralmasına yol açar. KOAH’ta bu artan duyarlılığın klinik önemi, hızlandırılmış akciğer fonksiyonu düşüşü ve artmış mortalite ile ilişkisiyle vurgulanmaktadır ve bu da onu hastalık şiddetini ve ilerlemesini anlamak için çok önemli bir belirteç yapmaktadır.[1]

Hücresel Kasılabilirlik ve Yapısal Yeniden Şekillenme

Section titled “Hücresel Kasılabilirlik ve Yapısal Yeniden Şekillenme”

Kronik obstrüktif akciğer hastalığının (COPD) belirgin bir özelliği olan hava yolu duyarlılığı, hava yolu düz kasının kasılabilirliğinden önemli ölçüde etkilenir. Genetik çalışmalarla tanımlananSGCD (sarkoglikan delta) geni, bu süreçte kritik bir rol oynar ve protein ekspresyonu insan akciğer dokusunda özellikle hava yolu düz kası ve vasküler düz kasında lokalizedir.[1] SGCD, kas bütünlüğünü ve fenotip olgunlaşmasını sürdürmek için gerekli olan distrofin-glikoprotein kompleksinin (DGC) bir bileşenidir.[6] SGCD ekspresyonundaki veya fonksiyonundaki değişiklikler, potansiyel olarak hava yolu düz kasının sertliğini artırarak, artan hava yolu duyarlılığına ve bronkokonstriksiyona doğrudan katkıda bulunabilir.[7] Doğrudan kasılabilirlik ötesinde, hava yollarının yapısal bütünlüğü ve yeniden şekillenmesi de duyarlılığa katkıda bulunur. MYH15 (Miyozin Ağır Zincir 15)‘in hava yolu epitelyumu, vasküler endotelyum ve inflamatuar hücrelerdeki ekspresyonu dikkat çekse de, hücresel yapı ve etkileşimdeki daha geniş katılımı göz ardı edilemez.[1]Artan düz kas kütlesi, azalan elastik geri tepme ve epitelyal disfonksiyon arasındaki etkileşim, hava yolu duyarlılığındaki tüm önerilen mekanizmalar, hava yolu duvarının yapısal ve mekanik özelliklerinin uyaranlara tepkisini belirlediği karmaşık bir sistem düzeyindeki entegrasyonun altını çizmektedir.[1] SGCD ve MYH15 ile ilişkili olanlar gibi, bu yapısal bileşenleri etkileyen genetik varyantlar, KOAH’ta hava yolu duyarlılığının patogenezinde kritik belirleyicileri temsil etmektedir.

Redoks Homeostazı ve Biyoenerjetik Düzenleme

Section titled “Redoks Homeostazı ve Biyoenerjetik Düzenleme”

Hücresel redoks homeostazını ve verimli enerji metabolizmasını sürdürmek, hava yolu sağlığı için kritiktir ve bunların düzensizliği kronik solunum yolu hastalıklarına katkıda bulunur. Hava yolu duyarlılığı için yeni bir lokus olarak tanımlananPDSS2(Prenil difosfat sentaz, alt birim 2) geni, koenzim Q’nun (ubikinon) prenil yan zincirini sentezlemek için hayati öneme sahip bir proteini kodlar.[1] PDSS2 tarafından sentezlenen koenzim Q’nun, serbest oksijen radikallerini temizleyici olarak hareket ederek ve hücresel enerji üretiminde rol oynayarak antioksidan özelliklere sahip olduğu anlaşılmaktadır.[1] Oksidan-antioksidan dengesinin, KOAH patogenezinde kritik bir rol oynadığı hipotezi öne sürülmektedir ve KOAH’lı hastalarda koenzim Q seviyelerinin azaldığı belirtilmiştir.[1] Metabolik düzenlemeyi sinyalleşmeyle daha da bütünleştiren transkripsiyon faktörü Nrf-2 (Nükleer faktör eritroid 2 ile ilişkili faktör 2), makrofajlarda ve epitel hücrelerinde antioksidan savunmanın önemli bir düzenleyicisidir.[1] Kromozom 9 üzerindeki rs10813121 gibi genetik varyantların Nrf-2’ye bağlandığı bulunmuştur ve bu da oksidatif strese karşı korumada rol oynayan genlerin transkripsiyonel düzenlenmesi üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olduğunu düşündürmektedir.[1] Bu düzenleyici mekanizma, hücrenin zararlı reaktif oksijen türleriyle başa çıkma yeteneğini sağlar ve genetik yatkınlık veya sigara içmek gibi çevresel faktörler yoluyla herhangi bir düzensizlik, inflamatuar yanıtları şiddetlendirebilir ve KOAH’ta artan hava yolu duyarlılığına katkıda bulunabilir.

Transkripsiyonel ve Translasyon Sonrası Düzenleyici Mekanizmalar

Section titled “Transkripsiyonel ve Translasyon Sonrası Düzenleyici Mekanizmalar”

Değişen hava yolu duyarlılığına genetik yatkınlık, sıklıkla hem transkripsiyonel hem de translasyon sonrası düzeylerdeki karmaşık düzenleyici mekanizmalarla sağlanır. Ekspresyon kantitatif özellik lokusu (eQTL) analizleri, hava yolu duyarlılığı ile ilişkili tek nükleotid polimorfizmlerinin (SNP’ler), akciğer dokusundaSGCD ve MYH15 gibi yakındaki genlerin haberci RNA (mRNA) ekspresyon seviyelerini önemli ölçüde etkileyebileceğini ortaya koymaktadır.[1] Genetik varyasyon ve gen ekspresyonu arasındaki bu doğrudan bağlantı, genomdaki ince değişikliklerin, protein bolluğunun değişmesine ve dolayısıyla hava yolu fizyolojisi için kritik olan hücresel fonksiyonları nasıl etkileyebileceğini vurgulamaktadır.

mRNA seviyelerinin ötesinde, protein aktivitesi ve lokalizasyonu, translasyon sonrası modifikasyonlar ve spesifik hedefleme mekanizmaları ile sıkı bir şekilde kontrol edilir. Örneğin, 9. kromozom üzerindeki dikkate değer bir SNP olan rs10813121 ’in, STAT3 (Sinyal Transdüseri ve Transkripsiyon Aktivatörü 3) ve Nrf-2 dahil olmak üzere önemli transkripsiyon faktörlerine bağlandığı gösterilmiştir.[1] Bu bağlanma, genetik varyantların bu transkripsiyon faktörlerinin aktivitesini modüle edebileceğini ve böylece inflamasyon, hücre proliferasyonu ve antioksidan savunmada yer alan tüm gen kümelerinin ekspresyonunu düzenleyebileceğini düşündürmektedir. SGCD proteininin hava yolu düz kasına ve MYH15’in hava yolu epiteline, vasküler endotelyuma ve inflamatuvar hücrelere kesin lokalizasyonu, protein hedeflemesinin hava yolu duyarlılığına özgü fonksiyonel katkıları için ne kadar önemli olduğunu daha da örneklendirmektedir.[1]

Kronik obstrüktif akciğer hastalığında (COPD) hava yolu duyarlılığı, izole edilmiş yollar tarafından değil, çeşitli hücresel ve moleküler mekanizmaların karmaşık bir sistem düzeyinde entegrasyonu tarafından yönetilir. Hava yolu epiteli, vasküler endotel ve inflamatuar hücreler boyuncaMYH15 proteininin ekspresyonu, önemli yol etkileşimini vurgular; burada bir hücre tipindeki değişiklikler, diğerlerine etkileri yayabilir, epitelyal fonksiyonu ve hava yolu inflamasyonunu etkileyebilir.[1] Yapısal bileşenleri, immün yanıtları ve vasküler süreçleri içeren bu karmaşık ağ etkileşimi, bireysel parçalarının toplamından daha fazlası olan artan hava yolu duyarlılığının ortaya çıkan özelliğine katkıda bulunur.

KOAH’ta hava yolu duyarlılığının patogenezi muhtemelen artmış hava yolu düz kası kasılabilirliği, artmış düz kas kütlesi, azalmış elastik geri tepme ve epitelyal disfonksiyon dahil olmak üzere birden fazla katkıda bulunan faktörü içerir.[1] LINGO2 gibi genlerin hava yolu duyarlılığındaki kesin işlevi belirsizliğini korurken, genetik çalışmalarda tanımlanmaları, henüz aydınlatılmamış düzenleyici katmanları ve ağ etkileşimlerini düşündürmektedir.[1]Potansiyel kompansatuar yollar ve yol düzensizliği noktaları dahil olmak üzere bu entegre hastalığa özgü mekanizmaları anlamak, KOAH hastalarında hızlandırılmış akciğer fonksiyonu düşüşü ve artmış mortalite gibi hava yolu duyarlılığının ciddi klinik etkilerini hafifletebilecek yeni terapötik hedeflerin belirlenmesi için çok önemlidir.[1]

Havayolu duyarlılığı (AR), yaygın olarak astımla ilişkili bir fenotip olmasının yanı sıra, dünya çapında önde gelen ölüm nedenlerinden biri olan kronik obstrüktif akciğer hastalığının (COPD) da sık görülen bir özelliğidir.[1]AR’nin klinik etkilerini ve altında yatan mekanizmalarını anlamak, KOAH’ta morbidite ve mortalite belirteci olarak rolü göz önüne alındığında, hasta bakımı için çok önemlidir.[1]

Solunum Yolu Hastalığında Prognostik Değer

Section titled “Solunum Yolu Hastalığında Prognostik Değer”

Hava yolu duyarlılığı, özellikle COPD’da, solunum yolu hastalıklarında önemli bir prognostik gösterge olarak hizmet etmektedir. Temel AR, dönüm noktası niteliğindeki Lung Health Study (LHS) bulgularının gösterdiği gibi, hafif ila orta dereceli KOAH’ı olan bireylerde gelecekteki akciğer fonksiyonu düşüşünün güçlü bir öngörücüsü olarak tanımlanmıştır.[1] Ayrıca, artan AR genç yetişkinlerde KOAH’ın erken gelişimi ile ilişkilidir ve şiddeti, hastalıktan kaynaklanan daha yüksek ölüm riski ile korelasyon göstermektedir.[1]Bu gözlemler, hastalık ilerlemesini ve uzun vadeli sonuçları tahmin etmede AR’nin kritik rolünü vurgulayarak, olumsuz sağlık gidişatları riski taşıyan bireylerin belirlenmesine yardımcı olmaktadır.

Klinik Uygulamalar ve Risk Sınıflandırması

Section titled “Klinik Uygulamalar ve Risk Sınıflandırması”

AB’nin tanısal değerlendirme ve risk sınıflandırmasında önemli klinik faydaları bulunmaktadır. AB’yi değerlendirerek, klinisyenler hızlanmış akciğer fonksiyonu düşüşü veya erken başlangıçlı COPD riski yüksek olan bireyleri belirleyebilir ve proaktif yönetime olanak tanır.[1] Örneğin, sigara içenler arasında, AB düzeyleri bir bireyin akciğer fonksiyonu değişikliklerine yatkınlığını gösterebilir ve daha yüksek AB sergileyenler sigarayı bıraktıktan sonra akciğer fonksiyonunda en önemli iyileşmeyi gösterir.[1] Bu bilgi, kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarını iyileştirmek için kullanılabilir; bu da bir bireyin AB’ye özgü fizyolojik ve genetik yatkınlıklarını dikkate alan hedeflenmiş müdahalelere ve önleme stratejilerine olanak tanır.

Hava yolu duyarlılığı ölçümleri, özellikle sigara bırakma ve tedavi seçimi ile ilgili olarak terapötik stratejilere rehberlik etmek için değerli bilgiler sağlar. Daha yüksek HD’ye sahip bireylerin, sigara bırakma sonrası akciğer fonksiyonunda daha önemli bir iyileşme yaşaması gözlemi, HD’nin önemli bir belirteç olarak işlev görebileceğini düşündürmektedir.[1] Bu belirteç, yoğun sigara bırakma müdahale programlarından en çok fayda sağlayabilecek hastaları belirlemeye yardımcı olabilir, böylece tedavi yanıtını optimize edebilir ve potansiyel olarak izleme stratejilerini bilgilendirebilir.[1] Tedavi planlamasında HD’yi dikkate almak, COPD’li hastalar için daha kişiye özel ve etkili yönetim planlarına yol açarak, daha kişiselleştirilmiş bakıma doğru ilerlemeyi sağlayabilir.

Genetik İlişkiler ve Altta Yatan Mekanizmalar

Section titled “Genetik İlişkiler ve Altta Yatan Mekanizmalar”

Hava yolu duyarlılığı, kalıtsal bir özelliktir ve genetik faktörler varyansının yaklaşık üçte birine katkıda bulunur.[1] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), 9p21.2 kromozomu ( LINGO2 ile çevrili), 3q13.1 kromozomu (MYH15 yakınında), 5q33 (SGCD) ve 6q21 (PDSS2) dahil olmak üzere AR ile ilişkili spesifik genetik lokusları belirlemiştir.[1] Fonksiyonel çalışmalar, SGCD protein ekspresyonunu hava yolu düz kasında (kasılma ve bronkokonstriksiyon için kritik öneme sahiptir) ve MYH15 protein ekspresyonunu hava yolu epitelinde, vasküler endotelde ve inflamatuar hücrelerde lokalize etmiştir; bu da AR patogenezindeki rollerini düşündürmektedir.[1] İlginç bir şekilde, LINGO2’deki varyantlar ayrıca esansiyel tremor, Parkinson hastalığı ve obezite gibi diğer durumlarla da ilişkilendirilmiştir; bu da potansiyel daha geniş fizyolojik bağlantıları veya örtüşen genetik etkileri ima etmektedir.[4]

Hava Yolu Duyarlılığı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Hava Yolu Duyarlılığı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak hava yolu duyarlılığının en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Ebeveynlerimin solunum sorunları var. Hassas hava yollarını onlardan miras alacak mıyım?

Section titled “1. Ebeveynlerimin solunum sorunları var. Hassas hava yollarını onlardan miras alacak mıyım?”

Evet, genellikle “hassas hava yolları” olarak adlandırılan hava yolu duyarlılığı, gerçekten de kalıtsal bir özelliktir. Genetik faktörlerin, varyasyonunun yaklaşık üçte birini oluşturduğu tahmin edilmektedir, yani aile geçmişiniz kendi riskinizde önemli bir rol oynayabilir. Araştırmalar,LINGO2 ve MYH15 gibi bu özellikle ilişkili belirli genleri bile tanımlamıştır.

2. Neden bazı keskin kokular veya soğuk hava nefesimin daralmasına neden oluyor?

Section titled “2. Neden bazı keskin kokular veya soğuk hava nefesimin daralmasına neden oluyor?”

Hava yollarınız çeşitli uyaranlara, örneğin solunan tahriş edici maddelere veya sıcaklık değişikliklerine karşı aşırı duyarlı olabilir. Maruz kalındığında, hava yollarınızı çevreleyen düz kaslar normalden daha fazla kasılır, bu da o daralma hissine ve hava akışının azalmasına yol açar; bu da hava yolu duyarlılığının bir özelliğidir.

3. Tetikleyicilere karşı akciğerlerimin ‘hassas’ olup olmadığını kontrol etmek için özel bir test var mı?

Section titled “3. Tetikleyicilere karşı akciğerlerimin ‘hassas’ olup olmadığını kontrol etmek için özel bir test var mı?”

Evet, doktorlar genellikle havayolu duyarlılığını değerlendirmek için metakolin provokasyon testini kullanır. Bu test, bir saniyedeki zorlu ekspirasyon hacminizde (FEV1) önemli bir düşüşe (tipik olarak %20) neden olmak için gereken metakolin konsantrasyonunu ölçer (FEV1) ve havayollarınızın ne kadar hassas olduğuna dair net bir ölçü sağlar.

4. Sigarayı Bırakırsam, Aşırı Hassas Akciğerlerim İyileşir mi?

Section titled “4. Sigarayı Bırakırsam, Aşırı Hassas Akciğerlerim İyileşir mi?”

Evet, sigarayı bırakmak akciğer sağlığınızı önemli ölçüde iyileştirebilir. Hava yolu duyarlılığınız artmış olsa bile, bu özelliğe sahip bireyler genellikle sigarayı bıraktıktan sonra akciğer fonksiyonlarında daha büyük iyileşmeler yaşarlar ve bu da bırakmanın önemli bir faydasını vurgular.

5. Neden arkadaşlarım rahat nefes alırken, ben yaygın tetikleyicilerle mücadele ediyorum?

Section titled “5. Neden arkadaşlarım rahat nefes alırken, ben yaygın tetikleyicilerle mücadele ediyorum?”

Hava yollarınız, genetik faktörlerin bir kombinasyonu ve vücudunuzun düz kaslarının, inflamatuvar hücrelerinin ve sinir yollarının uyaranlara nasıl tepki verdiğine bağlı olarak daha reaktif olabilir. Hava yolu duyarlılığı, kalıtsal bir özelliktir ve varyasyonunun yaklaşık üçte biri genetikle bağlantılıdır; bu da bazı kişilerin hava yollarının neden diğerlerinden daha kolay daraldığını açıklar.

6. Hassas solunum sorunlarım yaşlandıkça kötüleşecek mi?

Section titled “6. Hassas solunum sorunlarım yaşlandıkça kötüleşecek mi?”

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (COPD) gibi bir rahatsızlığınız ve artmış hava yolu duyarlılığınız varsa, bu durum gelecekteki akciğer fonksiyonu düşüşünün ve hatta daha yüksek bir ölüm riskinin güçlü bir göstergesidir. Bunu anlamak, doktorların durumunuzu daha etkili bir şekilde yönetmesine ve potansiyel olarak ilerlemesini yavaşlatmasına yardımcı olur.

7. Aile geçmişim veya etnik kökenim hava yollarımın ne kadar hassas olduğunu etkiler mi?

Section titled “7. Aile geçmişim veya etnik kökenim hava yollarımın ne kadar hassas olduğunu etkiler mi?”

Soyunuz rol oynayabilir, çünkü hava yolu duyarlılığı gibi karmaşık özellikleri etkileyen genetik faktörler genellikle farklı etnik gruplar arasında değişiklik gösterir. Mevcut araştırmaların çoğu, Avrupa kökenli Amerikalı bireylere odaklanmıştır ve bu da bulguların diğer popülasyonlarda doğrudan uygulanamayabileceğini veya aynı öneme sahip olmayabileceğini düşündürmektedir.

8. Nefes alışım kolayca etkilendiğinde bu ne kadar ciddi bir durumdur?

Section titled “8. Nefes alışım kolayca etkilendiğinde bu ne kadar ciddi bir durumdur?”

Artmış hava yolu duyarlılığı, özellikle COPD gibi durumlarda önemli bir klinik göstergedir. Gelecekteki akciğer fonksiyonu düşüşünün güçlü bir öngörüsü ve daha yüksek mortalite riski ile ilişkilidir, bu da solunum yolu hastalıklarının teşhisi ve yönetimi için değerlendirmesini hayati kılmaktadır.

9. Hassas hava yollarımı anlamak için bir DNA testi yaptırmak faydalı mı?

Section titled “9. Hassas hava yollarımı anlamak için bir DNA testi yaptırmak faydalı mı?”

LINGO2, MYH15, SGCD ve PDSS2gibi spesifik genler hava yolu duyarlılığı ile ilişkilendirilmiş olsa da, bu hedeflerin etkilerini hangi kesin biyolojik mekanizmalar aracılığıyla gösterdiği hala büyük ölçüde bilinmemektedir. Bir DNA testi varyantları tanımlayabilir, ancak bunu doğrudan kişisel riske veya hassas hava yolları için uygulanabilir tavsiyelere dönüştürmek karmaşıktır ve rutin kullanım için henüz tam olarak belirlenmemiştir.

10. Doktorum, spesifik akciğer hassasiyetime göre solunum ilacımı uyarlayabilir mi?

Section titled “10. Doktorum, spesifik akciğer hassasiyetime göre solunum ilacımı uyarlayabilir mi?”

Evet, hava yolu duyarlılığınızı anlamak, kişiselleştirilmiş tedavi için çok önemlidir. Hem genetik temelleri hem de klinik etkileri belirleyerek, araştırmacılar ve klinisyenler, spesifik solunum durumunuz için daha etkili tanı araçları ve uyarlanmış tedavi stratejileri geliştirebilirler.


Bu SSS, mevcut genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler elde edildikçe güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık hizmeti sağlayıcısına danışın.

[1] Hansel, N. N., et al. “Genome-wide study identifies two loci associated with lung function decline in mild to moderate COPD.” Human Genetics, vol. 132, no. 1, 2013, pp. 79–90.

[2] O’Connor G, Sparrow D, Taylor D, Segal M, Weiss S. Analysis of dose–response curves to methacholine: an approach suitable for population studies. Am Rev Respir Dis. 1987;136:1412–1417.

[3] Anthonisen NR, Connett JE, Kusek JW, Lung Health Study Research Group. Effects of smoking intervention and the use of an inhaled bronchodilator on the rate of decline of FEV1. The Lung Health Study. JAMA. 1994;272:1497–1505.

[4] Wu YW, Prakash KM, Rong TY, Li HH, Xiao Q, Tan LC, Au WL, Ding JQ, Chen SD, Tan EK. Lingo2 variants associated with essential tremor and Parkinson’s disease. Hum Genet. 2011;129:611–615.

[5] van den Berge M, Vonk JM, Gosman M, Lapperre TS, Snoeck-Stroband JB, Sterk PJ, Kunz LI, Hiemstra PS, Timens W, ten Hacken NH, et al. Clinical and inflammatory determinants of bronchial hyperresponsiveness in COPD. Eur Respir J. 2012;40:1098–1105.

[6] Gumerson, J. D., and D. E. Michele. “The Dystrophin-Glycoprotein Complex in the Prevention of Muscle Damage.”Journal of Biomedicine and Biotechnology, vol. 2011, 2011.

[7] Chin, L. Y., et al. “Mechanical Properties of Asthmatic Airway Smooth Muscle.”European Respiratory Journal, vol. 40, no. 1, 2012, pp. 45-54.

[8] Palmer LJ, Burton PR, Faux JA, James AL, Musk AW, Cookson WO. Independent inheritance of serum immunoglobulin E concentrations and airway responsiveness. Am J Respir Crit Care Med. 2000;161:1836–1843.