İçeriğe geç

Yaşa Bağlı İşitme Kaybı

Yaşa bağlı işitme kaybı (ARHI), presbikuzi olarak da bilinen, ilerleyen yaşla birlikte gelişen ilerleyici, iki taraflı ve simetrik sensörinöral işitme kaybı ile karakterize yaygın bir duyusal bozukluktur.[1] En yaygın duyusal bozukluklardan biridir ve bireyler yaşlandıkça yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler.

ARHI, hem genetik hem de çevresel faktörlerden etkilenen karmaşık bir durumdur. Çalışmalar, ARHI’nin oldukça poligenik bir karaktere sahip olduğunu, yani çok sayıda genin duyarlılığına katkıda bulunduğunu göstermektedir.[2] Genetik araştırmalar, ARHI ile ilişkili olarak ISG20 gibi genlerin yakınındaki ve TRIOBP içindeki varyantları tanımlamıştır.[1] Özellikle, TRIOBP prelingual nonsendromik işitme kaybıyla da ilişkilendirilmiştir ve bu durum potansiyel olarak benzer bir altta yatan etiyolojiyi düşündürmektedir.[1] ARHI’de rol oynayan ek genler arasında ILDR1 ve EYA4 bulunmaktadır.[1] Diğer genetik çalışmalar GRM7, GRM8 ve PTPRD gibi genlerle ilişkiler bulmuştur.[3], [4] Tuzla indüklenebilir kinaz 3, SIK3, işitme ile ilişkili yeni tanımlanmış bir gendir.[4] Ayrıca, N-asetiltransferaz 2 polimorfizmi NAT2*6A, ARHI için nedensel bir faktör olarak tanımlanmıştır.[5]Mesleki gürültüye maruz kalma ve sigara içme gibi çevresel faktörler bilinen risk faktörleriyken, orta düzeyde alkol tüketimi koruyucu bir etki sunabilir.[2]

Şu anda, ARHI tedavi edilemez veya ortadan kaldırılamaz, ancak etkileri genellikle işitme cihazları gibi çeşitli teknolojiler aracılığıyla hafifletilebilir.[1] ARHI üzerindeki genetik etkilerin süregelen tespiti, gelecekteki tedavi edici terapilerin geliştirilmesi için umut vermektedir.[1] Klinik olarak, ARHI odyometrik ölçümlerle, konuşma alım eşiği (SRT) ve konuşma ayırt etme skoru (SDS) dahil olmak üzere değerlendirilir.[1] Doğru tanı, ARHI’yi, belirli kulak hasarı veya gürültüye bağlı işitme kaybının neden olduğu türler gibi, diğer işitme kaybı türlerinden ayırt etmek için çok önemlidir.[1]

Yaşa bağlı işitme kaybı, özellikle yaşlı yetişkinler için önemli sosyal ve psikolojik sonuçlar doğurur. Özellikle arka plan gürültüsü olan ortamlarda iletişim zorluklarına yol açabilir ve sosyal izolasyona katkıda bulunabilir.[1] Yaşa bağlı işitme kaybının yaygın prevalansı, yaşlanan nüfusun büyük bir kesimi için günlük yaşamı ve genel refahı etkileyen büyük bir halk sağlığı sorunu olarak önemini vurgulamaktadır.

Fenotipik Değerlendirme ve Ölçüm Değişkenliği

Section titled “Fenotipik Değerlendirme ve Ölçüm Değişkenliği”

Yaşa bağlı işitme bozukluğu (ARHI) araştırmaları, fenotipik değerlendirmedeki değişkenlik ve öznellik nedeniyle sıklıkla sınırlamalarla karşılaşır. Örneğin, UK Biobank gibi büyük kohortlar, vaka ve kontrol gruplarını öncelikli olarak işitme güçlüğü ve gürültülü ortamlarda konuşmaları takip etme yeteneği üzerine kendi bildirimlerine dayalı anketler aracılığıyla belirler.[1] Kendi bildirimine olan bu bağımlılık, objektif odyometrik ölçümlere kıyasla yanlış sınıflandırmaya yol açabilir ve fenotipin kesinliğini azaltabilir. Konuşma ayrımcılık skoru (SDS) ve konuşma tanıma eşiği (SRT) gibi objektif ölçümler mevcut olsa da, bunlar genellikle çalışma katılımcılarının daha küçük alt kümeleriyle, özellikle azınlık grupları içinde sınırlıdır ve bu da kapsamlı genetik analiz için faydalarını kısıtlar.[1] Veri toplama zamanlamasından da başka zorluklar ortaya çıkmaktadır; yaşın genellikle anket yapıldığı sırada kaydedilmesi, işitme bozukluğunun başlangıcında değil, durumun gerçek yaşa bağlı ilerlemesini potansiyel olarak gizleyebilir.[1] Ayrıca, çalışmalar tam sağırlığı olan bireyleri dışlayabilir; bu durum yaşa bağlı düşüşü incelemek için pragmatik bir seçim olsa da, yakalanan işitme kaybı fenotiplerinin tüm spektrumunu sınırlar. Bu ölçüm tutarsızlıkları ve kohortlar arasındaki tanımlayıcı farklılıklar, genetik ilişkilendirmeleri saptama gücünü ve belirli ARHI alt tiplerine ilişkin bulguların yorumlanabilirliğini etkileyebilir.

Genellenebilirlik ve İstatistiksel Güç Kısıtlamaları

Section titled “Genellenebilirlik ve İstatistiksel Güç Kısıtlamaları”

ARHI için genetik bulguların genellenebilirliği, çalışma tasarımı ve kohort özellikleriyle sınırlanabilir. Birçok genom çapında ilişkilendirme çalışması (GWAS), büyük ölçüde Hispanik olmayan beyazlardan oluşan keşif kohortlarını kullanmakta olup, Latino, Doğu Asyalı ve Afrika kökenli Amerikalı popülasyonlar gibi diğer atasal gruplarda replikasyon için önemli ölçüde daha küçük örneklem boyutlarına sahiptir.[1] Temsildeki bu dengesizlik, farklı popülasyonlara özgü veya bunlar arasında yaygın olan genetik varyantları tanımlamak için istatistiksel gücün azalmasına yol açabilir; bu durum, yetersiz örneklem boyutu nedeniyle Afrika kökenli Amerikalı vakalarda belirli kantitatif işitme özellikleri için tahminlerin eksikliğiyle gösterilmiştir.[1] Ayrıca, ölçülmemiş genotipleri çıkarmak için yaygın bir uygulama olan genetik imputasyon, genellikle HapMap Faz II CEU gibi, esas olarak Avrupa popülasyonlarından türetilmiş referans panellerine dayanır.[4] Bu yaklaşım, bağlantı dengesizliği paternlerinin farklı olduğu Avrupa dışı popülasyonlarda imputasyon doğruluğunu ve gerçek ilişkilendirmeleri tespit etme yeteneğini azaltabilir. Önceden bildirilen düşündürücü GWAS lokuslarını tekrarlamadaki zorluk, aynı zamanda ilk etki boyutu enflasyonu veya önceki çalışmalarda yetersiz istatistiksel güçle ilgili potansiyel sorunları da vurgulamakta, sağlam ve genellenebilir bulgular sağlamak için daha büyük, daha çeşitli kohortlara olan sürekli ihtiyacın altını çizmektedir.[1]

Çevresel Karıştırıcı Faktörler ve Çözümlenmemiş Genetik Mimari

Section titled “Çevresel Karıştırıcı Faktörler ve Çözümlenmemiş Genetik Mimari”

Yaşa bağlı işitme kaybının genetik mimarisi karmaşıktır ve araştırmalar, çevresel karıştırıcı faktörleri tam olarak hesaba katmakta ve tam genetik yapıyı aydınlatmada sınırlılıklarla karşılaşmaktadır. Çalışmalar cinsiyet, hipertansiyon, diyabet ve kendi bildirimine dayalı mesleki veya yüksek sesli müzik gürültü maruziyeti gibi çeşitli faktörleri ayarlasa da, potansiyel çevresel etkilerin ve gen-çevre etkileşimlerinin geniş yelpazesini kapsamlı bir şekilde yakalamak zorluğunu korumaktadır.[1] Spesifik ototoksik ilaç kullanımı veya detaylı yaşam boyu gürültü maruziyeti geçmişi gibi ölçülmemiş veya eksik ölçülmüş çevresel faktörler, kalıntı karıştırıcılık yaratabilir ve potansiyel olarak genetik etkileri maskeleyebilir veya yanlış atfedilmesine neden olabilir.

Dahası, ARHI için tahmini genom çapında kalıtım derecesi genellikle ılımlıdır;[1] bu durum, birçok genetik varyantın her birinin yalnızca küçük etkilerle katkıda bulunduğu, oldukça poligenik yapısıyla tutarlıdır.[2] Bu “kayıp kalıtım derecesi”, genetik varyansın önemli bir kısmının açıklanamamış kaldığını düşündürmektedir; bu durum, muhtemelen çok küçük etkilere sahip çok sayıda yaygın varyantlar, standart GWAS dizileri tarafından iyi yakalanamayan daha nadir varyantlar veya karmaşık epistatik etkileşimler kaynaklı olabilir. Bu zorluk, eQTL haritalaması gibi fonksiyonel analizler için insan işitsel doku verileri gibi ilgili biyolojik kaynakların sınırlı bulunabilirliği ile daha da artmaktadır; bu durum, tanımlanan genetik varyantların ARHI’yi etkilediği biyolojik mekanizmaları tam olarak yorumlama yeteneğini kısıtlamaktadır.[1] Bu durum, bu karmaşık genetik ve çevresel katkıları incelemek için daha fazla araştırmayı gerektirmektedir.[6]

Genetik varyasyonlar, karmaşık ve oldukça poligenik bir durum olan yaşa bağlı işitme kaybına (ARHI) bireyin yatkınlığında önemli bir rol oynamaktadır. Çeşitli genler ve bunların spesifik varyantları, iç kulak yapısının korunmasından duyu hücresi işlevine kadar önemli yolları etkileyerek ARHI’in gelişimi ve ilerlemesinde rol oynadığı gösterilmiştir. Bu genetik katkıları anlamak, insanlar yaşlandıkça ortaya çıkan işitme kaybının altında yatan biyolojik mekanizmaları aydınlatmaya yardımcı olur.

ARHI ile ilişkili varyantlar arasında, birkaçı işitsel fonksiyonda iyi bilinen rolleri olan genlerde yer almaktadır. 22q13.1 kromozomundaki rs58389158 indel varyantı, yaşa bağlı işitme kaybı ile ilişkili bir gen olan TRIOBP’nin uzun formunun bir intronunda yer almaktadır.[1] TRIOBP, aktin sitoiskeletini düzenlemek için kritik olan bir filamentöz aktin (F-aktin) bağlayıcı proteinini kodlar ve bu gendeki mutasyonlar resesif prelingual nonsendromik işitme kaybı ile ilişkilendirilmiştir.[1] Kohleada ifade edilmesi, işitsel süreçlerdeki fonksiyonel önemini vurgulamaktadır. Benzer şekilde, rs2877561 varyantının bulunduğu ILDR1 geni, kohleada, özellikle farelerdeki tüy hücrelerinde ve destekleyici hücrelerde ifade edilir ve iç kulak fizyolojisinde ve ARHI yatkınlığındaki rolünü göstermektedir.[1] Başka bir kritik gen olan EYA4, erken gelişim ve işitsel sistem oluşumu için hayati bir transkripsiyonel aktivatörü kodlar; EYA4’teki mutasyonların postlingual progresif otozomal dominant işitme kaybına neden olduğu bilinmektedir. EYA4’teki rs9493627 missense varyantı, ARHI ile ilişkilidir ve risk allellerini taşıyan bireylerde daha erken başlangıç yaşına yönelik düşündürücü bir eğilim göstermektedir.[1] Diğer varyantlar, iç kulağın yapısal bütünlüğünü ve mekanoduyusal yeteneklerini koruyan genlerde bulunmaktadır. Örneğin, rs1459651793 ile ilişkili COL11A2, kohlea içindeki yapılar da dahil olmak üzere hücre dışı matris için kritik bir kolajen proteinini kodlar ve işlev bozukluğu çeşitli işitme kaybı formlarına yol açabilir. rs118174674 varyantını içeren LOXHD1 geni, tüy hücrelerinin stereosiliya demetlerinin korunmasındaki rolüyle bilinir ve ses titreşimlerini elektriksel sinyallere dönüştürmek için esastır.[7] Benzer şekilde, rs121912560 ile ilişkili MYO6, iç kulak tüy hücrelerinin uygun işlevi ve organizasyonu için hayati bir motor proteini olan Miyozin VI’yı kodlar ve mutasyonları sensörinöral sağırlığın bilinen bir nedenidir.[1] Bu genler, ARHI’yı önlemede yapısal ve mekanik bileşenlerin önemini vurgulamaktadır.

Yapısal bileşenlerin ötesinde, düzenleyici ve sinyal genleri de ARHI’ya katkıda bulunur. rs34929759 , rs11957938 ve rs6453022 ile bağlantılı ARHGEF28(Rho Guanine Nükleotid Değişim Faktörü 28), hücre şeklini, göçünü ve adezyonunu düzenleyen Rho GTPase sinyal yollarında rol alır—ki bunlar kohleanın hassas hücresel ortamını sürdürmek için temel olan süreçlerdir.[1] rs2125738 , rs10948071 ve rs759016271 varyantlarını içeren ZNF318, tipik olarak gen transkripsiyonu ve düzenlemesinde rol oynayan bir çinko parmak proteinini kodlar ve varyasyonlarının işitsel sağlık için kritik genlerin ifadesini değiştirebileceğini düşündürmektedir. rs10901863 varyantına sahip CTBP2 (C-terminal Bağlayıcı Protein 2), transkripsiyonel bir korepresör olarak görev yapar, çok sayıda genin ifadesini etkiler ve potansiyel olarak iç kulak hücresi sağkalımı ve işleviyle ilgili yolları etkileyebilir.[7] Son olarak, çeşitli fonksiyonlara sahip diğer genler ARHI’nın karmaşık etiyolojisine katkıda bulunur. rs36062310 ve rs749405486 ile ilişkili KLHDC7B (Kelch Domain İçeren 7B), sıklıkla protein yıkımını ve hücresel homeostazı düzenleyen ubikuitin ligaz komplekslerinde yer alan bir protein ailesinin parçasıdır; bunlar zamanla kohlear sağlığın korunması için hayati süreçlerdir. rs1126809 varyantının bulunduğu TYR geni, melanin sentezi için kritik bir enzim olan tirozinazı kodlar. Melanin, iç kulağın stria vaskülarisinde bulunur ve koruyucu bir rol oynadığı düşünülmektedir; TYR’deki varyasyonların bu korumayı potansiyel olarak etkileyerek ARHI’ya katkıda bulunabileceği düşünülmektedir.[7] Ek olarak, rs114926982 dahil TSBP1-AS1 - HLA-DRA lokusu, bağışıklık yanıtları için merkezi olan Major Histokompatibilite Kompleksi (MHC) sınıf II’nin bir bileşeni olan HLA-DRA’yı içerir. Bağışıklıkla ilişkili genlerdeki varyasyonlar, iç kulaktaki iltihaplanmayı ve otoimmün süreçleri etkileyebilir, potansiyel olarak yaşa bağlı işitsel düşüşü hızlandırabilir.[1]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs34929759
rs11957938
rs6453022
ARHGEF28age-related hearing impairment
hearing loss
rs36062310
rs749405486
KLHDC7Bage-related hearing impairment
hearing loss
rs2125738
rs10948071
rs759016271
ZNF318age-related hearing impairment
rs118174674 LOXHD1age-related hearing impairment
rs10901863 CTBP2age-related hearing impairment
hearing loss
hearing loss, Sensorineural hearing impairment
Sensorineural hearing impairment
rs2877561
rs3915060
rs2332035
ILDR1age-related hearing impairment
hearing loss
rs1459651793 COL11A2age-related hearing impairment
rs121912560 MYO6age-related hearing impairment
able to hear with hearing aids
hearing loss
rs1126809 TYRsunburn
suntan
squamous cell carcinoma
keratinocyte carcinoma
basal cell carcinoma
rs114926982 TSBP1-AS1 - HLA-DRAage-related hearing impairment

Yaşa Bağlı İşitme Kaybının Tanımı (ARHI)

Section titled “Yaşa Bağlı İşitme Kaybının Tanımı (ARHI)”

Yaşa bağlı işitme kaybı (ARHI), genellikle presbiakuzi olarak bilinir ve yaşlanma sürecinin doğal bir parçası olarak ortaya çıkan kademeli ve ilerleyici işitme kaybını ifade eder.[1] Bu durum, yüksek frekanslı sesleri duyma yeteneğinde bir azalma ile karakterizedir ve bu da genellikle, özellikle gürültülü ortamlarda, konuşmayı anlamayı zorlaştırır.[1]ARHI, karmaşık ve oldukça poligenik bir özellik olarak kabul edilir; yani gelişimi, çevresel ve yaşam tarzı unsurlarıyla etkileşime giren çok sayıda genetik faktörden etkilenir.[1]ARHI için kavramsal çerçeve, genetik yatkınlıklar, kümülatif gürültü maruziyeti ve diyabet, hipertansiyon ve osteoporoz gibi sistemik sağlık durumlarını kapsayan çok faktörlü etiyolojisini kabul eder.[1] ‘Presbiakuzi’ ARHI için klinik bir eşanlamlı olarak işlev görürken, ‘yaşa bağlı işitme kaybı’ terimi, yaşlı yetişkinlerdeki işitme kaybının çeşitli belirtilerini ve altta yatan mekanizmalarını kapsamak amacıyla araştırmalarda daha sık kullanılır.[1] Bu karmaşık etkileşimi anlamak, durumu doğru bir şekilde hem tanımlamak hem de sınıflandırmak için hayati öneme sahiptir ve hedefe yönelik müdahalelerin önünü açmaktadır.

Tanı Kriterleri ve Ölçüm Yaklaşımları

Section titled “Tanı Kriterleri ve Ölçüm Yaklaşımları”

Klinik ve araştırma ortamlarında yaşa bağlı işitme kaybının tanısı, çeşitli hassas kriterler ve ölçüm yaklaşımları kullanılarak konulur. Operasyonel olarak, YBİK vakaları, 388.01 (presbiakuzi), 389.12 (bilateral nöral işitme kaybı) ve 389.19 (bilateral sensörinöral işitme kaybı) dahil olmak üzere, Uluslararası Hastalık Sınıflandırması, Dokuzuncu Revizyon (ICD-9) kodları aracılığıyla tanımlanabilir.[1] Büyük ölçekli çalışmalarda sağlam vaka tanımlaması için, geçerliliği sağlamak ve elektronik sağlık kayıtlarındaki potansiyel hataları en aza indirmek amacıyla genellikle en az iki ICD-9 girişi gerekliliği uygulanır.[1] Öz bildirime dayalı işitme zorluğu, özellikle arka plan gürültüsü olan zorlu dinleme ortamlarında, popülasyon bazlı anketlerde de yaygın bir tanı kriteri olarak hizmet eder.[1] Tanı kodlarının ötesinde, işitme fonksiyonunun ölçümü objektif odyometrik değerlendirmelere dayanır. Temel ölçümler arasında, bir bireyin konuşulan kelimelerin %50’sini doğru bir şekilde anlayabildiği desibel seviyesini ölçen Konuşma Tanıma Eşiği (SRT) ve konuşmanın rahatça yüksek bir seviyede sunulduğunda tanınan kelimelerin yüzdesini temsil eden Konuşma Ayırt Etme Skorları (SDS) bulunur.[1] Hem KTE hem de KAE, işitme kaybının derecesini ve tipini değerlendirmek için çok önemlidir; daha yüksek değerler genellikle daha kötü işitmeyi gösterir.[1] Ayrıca, odyogramlar farklı frekanslarda detaylı işitme eşiklerini sağlar ve maruziyet öncesi odyograma kıyasla 5 dB HL’den daha büyük bir eşik kayması önemli bir değişiklik olarak kabul edilir ve bozukluğun ilerlemesini belirlemeye yardımcı olur.[1] Bu objektif ölçümler, YBİK’in spesifik etkilerini izole etmek için genellikle yaşa ve cinsiyete göre ayarlanır.[1]

Yaşa bağlı işitme kaybına yönelik sınıflandırma sistemleri, durumu karakterize etmek için hem kategorik hem de boyutsal yaklaşımları kullanır. Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD-9), yaşa bağlı işitme kaybını (ARHI) presbiakuzi (388.01), bilateral nöral işitme kaybı (389.12) ve bilateral sensörinöral işitme kaybı (389.19) gibi belirgin tiplere ayıran bir nozolojik çerçeve sunar.[1] Bu sınıflandırmalar, klinik dokümantasyon, epidemiyolojik çalışmalar ve tedavi stratejilerine rehberlik etmek için hayati öneme sahip olup, işitme eksikliğinin farklı potansiyel anatomik veya fizyolojik kökenlerini ayırt etmeyi sağlar. Örneğin, nöral ve sensörinöral alt tipler arasındaki ayrım, işitsel sistemin öncelikli olarak etkilenen belirli kısımlarına, ister işitme siniri ister iç kulak yapıları olsun, işaret eder.

ICD-9 gibi kategorik sistemler belirgin tanı etiketleri sağlarken, boyutsal yaklaşımlar işitme yeteneğinin sürekli spektrumunu ve şiddet derecelendirmelerini yakalamak için esastır. Konuşma Tanıma Eşiği (SRT) ve Konuşma Ayırt Etme Skorları (SDS) gibi ölçümler, işitme fonksiyonunun sürekli bir ölçeğini sunarak bozukluk seviyelerinin hassas bir şekilde nicelleştirilmesine olanak tanır.[1] Bu boyutsal ölçümler, araştırmacıların ve klinisyenlerin ilerlemeyi izlemesine, tedavi etkinliğini değerlendirmesine ve şiddeti basit kategorik tanılardan daha ayrıntılı bir şekilde tanımlamasına olanak tanır. Yaş ve cinsiyet düzeltmeli işitme eşiklerinden türetilen temel bileşenlerin kullanımı, boyutsal bir yaklaşımı daha da örneklendirerek genetik çalışmalarda genel işitme yeteneğinin nicel bir temsiline olanak tanır.[8]

Yaşa bağlı işitme bozukluğu (ARHI), genellikle işitsel fonksiyonda ilerleyici bir gerileme olarak ortaya çıkar; başlangıç semptomları çoğu zaman hafiftir ve zamanla giderek kötüleşir. Bireyler sıkça genel bir işitme zorluğu bildirmekte, özellikle televizyon izlerken, radyo dinlerken veya çocuklar oynarken olduğu gibi arka plan gürültüsü olan ortamlarda sohbetleri takip etmekte zorlanmaktadırlar.[1] Bu öznel deneyimler, ilk değerlendirme için kritik öneme sahiptir ve genellikle özbildirim anketleri aracılığıyla toplanır. ARHI’nin prevalansı yaşla birlikte artmakta olup, çalışmalar etkilenen bireylerin tipik olarak daha yaşlı ve daha sık erkek olduğunu göstermektedir; bu durum, yaş ve cinsiyetin bu yaygın duyusal bozukluğun sunum şekillerini etkileyen önemli demografik faktörler olduğunu vurgulamaktadır.[1]

Objektif Değerlendirme ve Tanı Metrikleri

Section titled “Objektif Değerlendirme ve Tanı Metrikleri”

ARHI’da işitme fonksiyonunun objektif değerlendirmesi, odyometrik testlerin ve özel tanı araçlarının bir kombinasyonuna dayanır. Sertifikalı odyologlar, ses yalıtımlı kabinlerde, işitme eşiklerini çeşitli frekanslarda, tipik olarak 500 Hz’den 8 kHz’ye kadar ölçmek için 5 dB’lik adım boyutuyla klinik odyometreler kullanarak odyogramlar gerçekleştirir.[9] Önceki odyogramlara kıyasla 5 dB HL’den daha büyük bir değişiklik olarak tanımlanan önemli bir eşik kayması, işitme kaybının ilerlemesinin anahtar bir göstergesi görevi görür.[9] Ek tanısal bilgiler, konuşmanın anlaşılabildiği en düşük seviyeyi nicelleştiren konuşma tanıma eşiğinden (SRT) ve konuşma algısının netliğini değerlendiren konuşmayı ayırt etme skorundan (SDS) elde edilir; hem SRT hem de SDS için daha yüksek değerler, daha kötü işitmeye işaret eder.[1] Ek olarak, timpanometri, orta kulak patolojilerini dışlayarak ARHI’yi işitme kaybının diğer nedenlerinden ayırmak için kullanılır.[9]

Değişkenlik, Katkıda Bulunan Faktörler ve Genetik Korelasyonlar

Section titled “Değişkenlik, Katkıda Bulunan Faktörler ve Genetik Korelasyonlar”

Yaşa bağlı işitme kaybının klinik görünümü, genetik yatkınlıklar ve çevresel maruziyetlerin karmaşık etkileşiminden kaynaklanan önemli bireyler arası varyasyon ve heterojenlik ile karakterizedir. İleri yaş ve erkek baskınlığına ilişkin genel paternin ötesinde, [1] mesleki gürültü maruziyeti, sigara içme ve yüksek vücut kitle indeksi gibi spesifik risk faktörleri, ARHI’a karşı artan duyarlılık ile ilişkilendirilmektedir; ılımlı alkol tüketiminin ise koruyucu olduğu gözlemlenmiştir.[2]Kardiyovasküler hastalık ve ilgili risk faktörleri de yaşlılarda işitme ile bir ilişki göstermektedir.[1] Genetik olarak, ARHI son derece poligenik bir özellik olarak kabul edilir,[2] ve gelişmesine çok sayıda genetik lokus katkıda bulunur. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, ISG20 (rs4932196 ) yakınında ve TRIOBP (rs58389158 ) içinde anlamlı ilişkiler tanımlamıştır; TRIOBP’nin daha önce prelingual nonsendromik işitme kaybı ile ilişkileri olduğu bilinmektedir.[1] ILDR1 (rs2877561 ), EYA4 (rs9493672 ).[1] GRM7.[10] GRHL2.[8] NAT2*6A.[5] ve SIK3.[4] dahil olmak üzere diğer genler de ARHI ile ilişkilendirilmiş olup, patolojisinde yer alan çeşitli moleküler yolları vurgulamaktadır.

Genetik Yatkınlık ve Karmaşık Kalıtım

Section titled “Genetik Yatkınlık ve Karmaşık Kalıtım”

İşitme bozukluğu da dahil olmak üzere yaşa bağlı rahatsızlıklar, genellikle genetik faktörlerin karmaşık bir etkileşiminden kaynaklanır. Makula dejenerasyonu ve bilişsel gerileme gibi çeşitli yaşa bağlı özelliklerin genetik mimarisini araştıran çalışmalar, çok sayıda kalıtsal varyantın bir bireyin yatkınlığına katkıda bulunduğunu ortaya koymaktadır.[11] Bu poligenik risk, her biri mütevazı bir etkiye sahip olan birçok genin kümülatif etkisinin, yaşa bağlı gerilemenin olasılığını ve ilerlemesini etkilediği anlamına gelir.

Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), karmaşık yaşa bağlı özelliklerin gelişimi ve ilerlemesiyle ilişkili genetik lokusları tanımlamada etkili olmuştur.[12] Yaşa bağlı işitme bozukluğunun spesifik Mendelyen formları, genel yaşa bağlı araştırmalarda daha az tartışılsa da, yaygın genetik varyasyonların kolektif etkisi, hücresel esneklik, onarım mekanizmaları ve yaşa bağlı hasara duyarlılıktaki bireysel farklılıkların belirlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

Sistemik Sağlık ve Yaşa Bağlı Fizyolojik Değişiklikler

Section titled “Sistemik Sağlık ve Yaşa Bağlı Fizyolojik Değişiklikler”

Genel sağlık durumu ve sistemik komorbiditelerin varlığı, yaşa bağlı durumların seyrini önemli ölçüde etkiler. Örneğin, tip 2 diyabet gibi durumlar yaşlı bireylerde bilişsel işlev bozukluğu ile ilişkilendirilmiş olup, vücuttaki fizyolojik sistemler üzerinde daha geniş bir etkiyi göstermektedir.[13]Bu tür komorbiditeler, çeşitli dokularda yaşlanma sürecini hızlandıran, kronik inflamasyona, vasküler bozulmaya veya metabolik dengesizliklere katkıda bulunabilir ve potansiyel olarak duyu organlarını etkileyebilir.

Yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan iç fizyolojik değişiklikler de vücut fonksiyonlarının azalmasına katkıda bulunur. Örneğin, bağışıklık aktivasyonu, beyin yaşlanmasının ve nörodejenerasyonun bilinen bir bileşenidir ve biyolojik süreçlerde genel bir yaşa bağlı değişimi yansıtır.[14] Bu genelleşmiş yaşa bağlı hücresel ve sistemik değişiklikler, hassas yapıların bütünlüğünü ve işlevini bozabilir, bireyleri işitmeyi etkileyenler de dahil olmak üzere çeşitli yaşa bağlı bozukluklara karşı daha savunmasız hale getirebilir.

Yaşa Bağlı İşitme Kaybının Biyolojik Arka Planı

Section titled “Yaşa Bağlı İşitme Kaybının Biyolojik Arka Planı”

Genellikle presbiakuzi olarak adlandırılan yaşa bağlı işitme kaybı, genetik yatkınlıkların, çevresel maruziyetlerin ve yaşlanmanın işitsel sistem üzerindeki kümülatif etkilerinin bir kombinasyonundan etkilenen karmaşık bir durumdur. Bu kaybın biyolojik temelini anlamak, iç kulağın hassas yapılarını, işlevlerini sürdüren moleküler süreçleri ve onların gerilemesine katkıda bulunan daha geniş sistemik faktörleri incelemeyi gerektirir.

İşitsel Sistem Yapısı ve Hücresel Hassasiyetler

Section titled “İşitsel Sistem Yapısı ve Hücresel Hassasiyetler”

İnsan kulağı, mekanik ses enerjisini beynin ses olarak yorumladığı elektriksel sinyallere dönüştürmekten sorumlu karmaşık bir duyu organıdır.[4] Bu sürecin merkezinde, Corti organını içeren salyangoz şeklindeki kokleayı barındıran iç kulak yer alır. Bu duyusal yapı, ses algılaması için kritik öneme sahiptir; apikal yüzeyindeki duyusal tüy hücreleri, işitsel uyaranları algılayan stereosilyalara sahiptir.[4] Kalıcı işitme kaybı, esas olarak Corti organındaki bu koklear tüy hücrelerinin geri dönüşümsüz kaybına bağlanırken, stria vaskülaris ve afferent nöronlar da işitme bozukluğuna katkıda bulunur.[9] İşitsel sistem içindeki çeşitli hücre popülasyonları, işitme fonksiyonunu sürdürmede belirli hassasiyetler ve roller sergiler. Örneğin, SIK3 (Tuzla indüklenebilir kinaz 3) proteini, erken gelişim sırasında fare tüy hücrelerinde ve hem erken gelişim hem de yetişkinlik sırasında spiral ganglion hücrelerinde eksprese edilir.[4] Bu ekspresyon paterni, SIK3’ün işitmede gelişimsel bir rol oynadığını ve yetişkin işitsel fonksiyonunun sürekli bakımı için gerekli olabileceğini düşündürmektedir.[4] Önemli bir çevresel faktör olan gürültüye maruz kalma, yan duvarı, Corti organını ve afferent nöronları olumsuz etkileyerek işitme eşiklerinde geçici veya kalıcı kaymalara yol açabilir.[9]

Moleküler Patojenez ve Hücresel Disfonksiyon

Section titled “Moleküler Patojenez ve Hücresel Disfonksiyon”

Kohlear tüy hücrelerinin kaybına, özellikle gürültüye maruz kalma sonrası, katkıda bulunan baskın bir mekanizma, artmış reaktif oksijen türleri (ROS) seviyelerinden kaynaklanan oksidatif strestir.[9] Bu reaktif oksijen türleri, kritik hücresel enerji santralleri olan ve edinilmiş işitme kaybının failleri olarak tanımlanmış mitokondrilere zarar verir.[15] Bu mitokondriyal hasar ise, pro-apoptotik faktörlerin salınımını tetikler, programlı hücre ölümüne yol açan hücresel bir apoptotik yanıt başlatır.[9]Doğrudan oksidatif hasarın ötesinde, tüy hücrelerinin apoptoz yoluyla kaybı, ekstraselüler potasyum regülasyonundaki bozulmalardan da kaynaklanabilir.[9] Bu disregülasyon, tüy hücreleri ile Corti organı içindeki Hensen hücreleri arasında bulunan hücre-hücre bağlantılarındaki değişiklikler aracılığıyla meydana gelir.[9] Bu hücre-hücre bağlantıları, akustik aşırı uyarımın hedefleri olarak tanınır ve hücresel hasara ve kayba daha da katkıda bulunur.[16] Araştırmalar, antioksidanların uygulanması ve apoptotik sinyal yollarının inhibe edilmesinin kohlear tüy hücre kaybını etkili bir şekilde önleyebileceğini, işitme bozukluğunun ilerlemesinde bu moleküler mekanizmaların önemini vurgulamaktadır.[9]

Yaşa bağlı işitme kaybı, yüksek oranda poligenik yapısıyla karakterize edilir; yani, birden fazla gen bir bireyin yatkınlığına katkıda bulunur.[2] Yaygın poligenik varyasyonlar, bu karmaşık özelliğe yönelik riski belirlemede önemli bir rol oynamaktadır.[17] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), işitme fonksiyonu ve eşikleriyle ilişkili yeni genetik lokusların ve biyolojik yolların tanımlanmasında etkili olmuştur.[18] Birkaç spesifik gen ve genetik polimorfizm yaşa bağlı işitme kaybıyla ilişkilendirilmiştir. Örneğin, SIK3geninin intron 6’sında yer alan bir tek nükleotid polimorfizmi (SNP), işitme yeteneğiyle ilişkilendirilmiş ve işitsel fonksiyondaki rolünü düşündürmektedir.[4] GRM7genindeki (Glutamate Receptor Metabotropic 7) varyantlar da yaşa bağlı işitme kaybına yatkınlık kazandırmaktadır.[10] Ek olarak, GRHL2 geni (Grainyhead Like 2) ve N-asetiltransferaz 2 genindeki (NAT2) NAT2*6A polimorfizmi bu durumla ilişkilendirilmiştir.[8] Genetik faktörler ayrıca bir bireyin gürültüye bağlı işitme kaybına yatkınlığına da katkıda bulunarak, kalıtsal yatkınlıklar ile çevresel zorluklar arasındaki etkileşimi vurgulamaktadır.[9]

Çevresel faktörler, yaşa bağlı işitme kaybının gelişimine ve ilerlemesine önemli ölçüde katkıda bulunur. Mesleki gürültüye maruz kalma, işitme kaybının birincil nedeni olarak kabul edilmekte ve küresel çapta önemli bir mesleki sağlık sorununu temsil etmektedir.[9]Gürültünün ötesinde, sigara içme ve yüksek vücut kitle indeksi (BMI) gibi yaşam tarzı faktörleri, yaşa bağlı işitme kaybı için bağımsız risk faktörleri olarak tanımlanırken, orta düzeyde alkol tüketiminin koruyucu bir etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir.[2] Bu çevresel stres faktörleri, vücutta fizyolojik stresi, inflamasyonu ve oksidatif stresi artırarak, bir bireyin işitme hasarına karşı duyarlılığını yükseltebilir.[9]Dahası, yaşa bağlı işitme kaybı sadece işitsel sistemle sınırlı olmayıp daha geniş sistemik sağlık durumlarıyla da bağlantılı olabilir. Araştırmalar, yaşlılarda işitme durumu ile kardiyovasküler hastalık varlığı ve genel kardiyovasküler risk faktörleri arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir.[1]Gürültüye bağlı işitme kaybının kendisi de bilişsel bozukluk, uyku bozuklukları ve artan kardiyovasküler hastalık riski dahil olmak üzere daha geniş işitsel olmayan sonuçlara yol açabilir ve işitsel sağlığın sistemik etkisini vurgulamaktadır.[9]

Yaşa bağlı işitme kaybı, oksidatif stresin koklear tüy hücrelerinin geri dönüşümsüz kaybına katkıda bulunan birincil bir mekanizma olarak tanımlanmasıyla önemli hücresel stres yanıtlarını içerir.[9] Reaktif oksijen türlerinin (ROS) artan seviyeleri, özellikle mitokondri olmak üzere kritik hücresel bileşenlere zarar verir ve bu da daha sonra apoptoz olarak bilinen programlanmış hücre ölümü yollarını aktive eder.[9] Bu tüy hücresi ölümü süreci, kalıcı işitme kaybında merkezi bir faktördür ve çalışmalar, antioksidanların bu tür stresin neden olduğu hücresel ve fonksiyonel değişiklikleri azaltabileceğini, apoptoz sinyal yollarının inhibisyonunun ise koklear tüy hücresi kaybını önleyebileceğini göstermektedir.[19] Ek olarak, hücre dışı potasyumun disregülasyonu, potansiyel olarak Korti organı içindeki hücreler arası bağlantıların bozulması yoluyla tüy hücresi apoptozuna katkıda bulunabilir ve stres ile hücre kaderinin karmaşık etkileşimini daha da gözler önüne serer.[9]

İyon Homeostazı ve Duyusal Transdüksiyon

Section titled “İyon Homeostazı ve Duyusal Transdüksiyon”

Kesin iyon homeostazının, özellikle potasyum geri dönüşümünün sürdürülmesi, koklea içindeki işitsel fonksiyon için elzem olan elektrokimyasal gradyanları oluşturmak ve potasyum akımlarına aracılık etmek için çok önemlidir.[9] KCNE1, KCNQ1, KCNQ4, KCNMA1 ve KCNJ10gibi anahtar potasyum kanallarını kodlayan genlerdeki genetik polimorfizmler ve mutasyonların, bu hayati yolları bozarak işitme bozukluğuna yol açtığı bilinmektedir.[9] Yeni araştırmalar ayrıca KCNQ3 ve KCNMB2’yi aday genler olarak göstermektedir; zira KCNQ3 aktivasyonu tinnitus ile bağlantılı olup, KCNQ4gibi diğer kanallarla dimerleşmesi tüy hücrelerinde düşük voltajla aktive olan potasyum iletkenliğini modüle etmek için kritiktir.[9] İyon kanallarının ötesinde, GRM7 ve GRM8dahil olmak üzere metabotrofik glutamat reseptörlerindeki varyantlar, yaşa bağlı işitme bozukluğuna yatkınlık ile ilişkilendirilmekte olup, işitsel sistemdeki karmaşık sinaptik iletim ve nöronal sinyalizasyondaki rollerini vurgulamaktadır.[3]

Düzenleyici Sinyalleşme ve Yapısal Bütünlük

Section titled “Düzenleyici Sinyalleşme ve Yapısal Bütünlük”

Hücresel sinyal yolları ve düzenleyici mekanizmalar, işitsel yapıların uygun gelişimi ve uzun süreli idamesi için temeldir. Örneğin, tuzla indüklenebilir kinaz 3 (SIK3) geni, erken gelişim sırasında murin kıl hücrelerinde ve hem gelişimsel hem de yetişkinlik evreleri boyunca spiral ganglion hücrelerinde eksprese edilerek, yetişkin işitsel fonksiyonunu sürdürmedeki potansiyel rolünün altını çizmektedir.[4] SIK3, CREB ile düzenlenen transkripsiyonel ko-aktivatör 3’ün fosforilasyonunda rol oynayarak, gen regülasyonunu etkiler ve düzenleyici makrofajların oluşumunu inhibe ederek potansiyel olarak inflamatuar yanıtları modüle eder.[4] Ayrıca, ekstraselüler matriks ve kollajen sentezinden sorumlu olan ACAN (Aggrekan) geni, fare işitsel dokusunda, özellikle P7 gelişim evresi sırasında koklear kıl dışı hücrelerde eksprese edilerek, iç kulak dokularının yapısal bütünlüğü ve organizasyonu için önemini göstermektedir.[1] ISG20 geni yaşa bağlı işitme kaybı ile de ilişkili olsa da, işitsel fonksiyona özgü mekanistik katkıları daha fazla araştırma gerektirmektedir.[1]

Metabolik Yollar ve Hücresel Detoksifikasyon

Section titled “Metabolik Yollar ve Hücresel Detoksifikasyon”

Metabolik yollar, işitsel sistemin yüksek düzeyde aktif hücrelerinin ihtiyaç duyduğu enerji ve moleküler bileşenleri sağlamak için hayati öneme sahiptir ve bunların düzensizliği yaşa bağlı gerilemeye önemli ölçüde katkıda bulunur. N-asetiltransferaz 2 enzimi ile ilişkili NAT2*6A polimorfizmi, yaşa bağlı işitme kaybına katkıda bulunan bir faktör olarak tanımlanmış, bu da metabolik detoksifikasyon süreçlerinin duyarlılıktaki rolüne işaret etmektedir.[5] CAT (katalaz), HSP70 (ısı şoku proteini 70) ve SOD (süperoksit dismutaz) gibi antioksidan savunmada yer alan genler, tüy hücre hasarının birincil nedeni olan oksidatif stresi hafifletmede çok önemlidir ve bu durum hücresel korumada metabolik düzenlemenin önemini yansıtmaktadır.[20] SIK3 geni, lipid depolama boyutunu düzenlediği ve kondrosit hipertrofisinde önemli bir rol oynadığı bilindiği için metabolik katılımı daha da örneklendirmektedir; bu işlevler işitsel sistemin uzun vadeli metabolik sağlığını ve yapısal bütünlüğünü dolaylı olarak etkileyebilir.[4]

Popülasyon Prevalansı ve Risk Faktörü İlişkilendirmeleri

Section titled “Popülasyon Prevalansı ve Risk Faktörü İlişkilendirmeleri”

Popülasyon çalışmaları, yaşa bağlı işitme bozukluğunun (ARHI) prevalans ve insidans örüntülerini kapsamlı bir şekilde karakterize ederek, temel demografik ve sosyoekonomik korelatları tanımlamıştır. Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Araştırması (NHANES) gibi anketlerden elde edilen verileri kullanan araştırmalar, ABD’li yetişkinler arasındaki genel işitme kaybı prevalansını ve bunun farklı demografik özelliklere göre nasıl değiştiğini ortaya koymuştur.[21] Demografik faktörlerin ötesinde, epidemiyolojik araştırmalar çeşitli değiştirilebilir risk faktörlerini belirlemiştir. Örneğin, Avrupa merkezli popülasyon tabanlı çok merkezli bir çalışma, mesleki gürültü maruziyeti, sigara kullanımı ve yüksek vücut kitle indeksini (ARHI) için önemli risk faktörleri olarak tanımlarken, orta düzeyde alkol tüketiminin koruyucu olduğu bulunmuştur.[2]Ayrıca, araştırmalar daha geniş sağlık etkilerini incelemiş, yaşlılarda işitme durumu ile kardiyovasküler hastalık varlığı ve ilişkili risk faktörleri arasında bir ilişki kurmuştur.[1]Bu bulgular, yaşam tarzı, çevresel ve sağlık faktörlerinin popülasyon düzeyinde ARHI yüküne katkıda bulunan karmaşık etkileşimini vurgulamaktadır.

Büyük Ölçekli Kohort Çalışmaları ve Genetik İçgörüler

Section titled “Büyük Ölçekli Kohort Çalışmaları ve Genetik İçgörüler”

Büyük ölçekli kohort çalışmaları, sıklıkla kapsamlı biyobanka verilerinden ve elektronik sağlık kayıtlarından (EHR’ler) yararlanarak, yaşa bağlı işitme bozukluğunun genetik mimarisinin ve zamansal paternlerinin çözülmesinde etkili olmuştur. Kaiser Permanente Genler, Çevre ve Sağlık Araştırma Programı (RPGEH) ve UK Biobank, ARHI’in genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) için temel kohortlar olarak hizmet etmiştir.[1] Örneğin, GERA kohortundan alınan EHR’leri kullanan, ortalama yaşı 62,9 yıl olan bir GWAS, kontrollere kıyasla daha sık erkek ve daha yaşlı olan vakaları tanımlamıştır.[1] Bu çalışmalar, ARHI ile ilişkili yeni genetik varyantları keşfetmeyi amaçlamaktadır; bulgular, ARHI için işitme kaybının diğer biçimleriyle potansiyel olarak benzer bir etiyoloji önerirken, daha fazla araştırma için belirli genomik bölgeleri vurgulamaktadır.[1] Tek kohort analizlerinin ötesinde, ARIC, FHS, MESA, CHS ve HRS kohortlarından Hispanik olmayan Kafkas denekleri içerenler gibi boylamsal çalışmaların pleiotropik meta-analizleri, çeşitli fenotiplerin boylamsal gözlemlerini analiz ederek ARHI dahil olmak üzere yaşa bağlı hastalıkların genetik temelleri hakkında değerli bilgiler sağlamıştır.[22] Özel genetik varyantlar, örneğin GRM7’deki gibi, ARHI’ye yatkınlık sağladığı tanımlanmıştır ve bu durum, büyük ölçekli genetik epidemiyolojinin faydasını daha da göstermektedir.[3]

Popülasyonlar Arası Karşılaştırmalar ve Metodolojik İncelikler

Section titled “Popülasyonlar Arası Karşılaştırmalar ve Metodolojik İncelikler”

Yaşa bağlı işitme kaybına yönelik araştırmalar, çeşitli popülasyonlara da genişlemiş, farklı soylar ve coğrafi bölgeler arasında prevalans ve genetik ilişkilendirmelerde varyasyonları ortaya koyarken, aynı zamanda metodolojik değerlendirmeleri de ön plana çıkarmıştır. GERA kohortu gibi çok etnisiteli kohortlar, Hispanik olmayan beyaz, Latin, Doğu Asyalı ve Afrika kökenli Amerikalı popülasyonlar arasında karşılaştırmalar yapılmasına olanak sağlamıştır; ancak başlangıçtaki keşif kohortları genellikle Hispanik olmayan beyazlar gibi en büyük alt gruplara odaklanmıştır.[1] Diğer çalışmalar, popülasyona özgü genetik etkileri keşfetmek amacıyla Saami halkı gibi etnik olarak farklı veya izole popülasyonlardan özellikle katılımcılar toplamıştır.[8] Benzer şekilde, İtalya, Hırvatistan ve İpek Yolu üzerindeki ülkelerdeki izole köylerden örnekler toplayan G-EAR konsorsiyumu, TwinsUK kohortu ile birlikte, çeşitli genetik geçmişlere sahip popülasyonlarda işitme fonksiyonunun anlaşılmasına katkıda bulunmuş, örneğin, NAT2*6A polimorfizminin ARHI’ye katkısını belirlemiştir.[4] Metodolojik olarak, bu çalışmalar titiz yaklaşımlar kullanır; TwinsUK kohortunda temel bileşen analizi ile özetlenen ayrıntılı saf ses odyometrisinden, belirli kulak hasarı veya gürültüye bağlı işitme kaybı kodlarına sahip bireyleri dışlayan EHR tabanlı çalışmalardaki dikkatli dışlama kriterlerine kadar uzanır.[4] Büyük örneklem boyutları ve kapsamlı EHR’ler geniş bilgiler sunsa da, tanı kodlarına bağımlılık ve genel anketlerde işitmeyle ilgili spesifik soruların eksikliği sınırlamalar getirebilir; bu da katılımcıların alt gruplarında daha hassas fenotipleme için odyolog notlarının kullanılmasını gerektirir.[1]

Yaşa Bağlı İşitme Kaybı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Yaşa Bağlı İşitme Kaybı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak yaşa bağlı işitme kaybının en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.


1. Ebeveynlerimde işitme kaybı var; ben de kesinlikle yaşayacak mıyım?

Section titled “1. Ebeveynlerimde işitme kaybı var; ben de kesinlikle yaşayacak mıyım?”

Ebeveynlerinizde yaşa bağlı işitme kaybı varsa riskiniz daha yüksek olsa da, bu kesin bir durum değildir. Yaşa bağlı işitme kaybı (YBİK) oldukça poligeniktir, yani ISG20 yakınındaki veya TRIOBPiçindeki varyantlar gibi birçok gen yatkınlığınıza katkıda bulunur. Bu genetik yatkınlıklardan bazılarını miras alabilirsiniz, ancak gürültüye maruz kalma ve yaşam tarzı seçimleri gibi çevresel faktörler de gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır.

2. Arkadaşlarım iyi duyarken ben neden gürültülü yerlerde zorlanıyorum?

Section titled “2. Arkadaşlarım iyi duyarken ben neden gürültülü yerlerde zorlanıyorum?”

Özellikle gürültülü ortamlarda net duyma yeteneğiniz, size özgü genetik yapınızdan etkilenir. Bazı bireylerde,GRM7 veya GRM8 gibi genlerde, kendi yaşlarındaki diğer kişilere kıyasla bile işitme güçlüklerine karşı daha yatkın olmalarına neden olan belirli genetik varyantlar bulunabilir. Bu genetik farklılıklar, ARHI’nin neden farklı kişilerde farklı şekilde ilerlediğini açıklayabilir.

İlginç bir şekilde, bazı araştırmalar ılımlı alkol tüketiminin yaşa bağlı işitme kaybına karşı koruyucu bir etki sunabileceğini öne sürmüştür. Ancak, bu birçok potansiyel faktörden sadece biridir. Bu durum, genetik yatkınlıklar veya yüksek gürültüye maruz kalma gibi önemli risk faktörlerinden daha ağır basmaz ve aşırı alkol kullanımı kendi sağlık risklerini taşır.

4. Şu an iyi duyamamamın tek sebebi eski gürültülü işim mi?

Section titled “4. Şu an iyi duyamamamın tek sebebi eski gürültülü işim mi?”

Mesleki gürültüye maruz kalma, yaşa bağlı işitme kaybı için tanınmış bir risk faktörü olsa da, nadiren tek nedendir. Genetik yapınız da önemli bir rol oynar. Örneğin, bazı kişilerde NAT2*6A gibi genetik bir polimorfizm bulunabilir; bu durum, o varyanta sahip olmayan birine kıyasla benzer gürültüye maruz kalmayla bile onları ARHI geliştirmeye karşı daha savunmasız hale getirir.

5. Bir DNA testi, yaşamımın ilerleyen dönemlerinde işitme kaybı yaşayıp yaşamayacağımı söyleyebilir mi?

Section titled “5. Bir DNA testi, yaşamımın ilerleyen dönemlerinde işitme kaybı yaşayıp yaşamayacağımı söyleyebilir mi?”

Genetik araştırmalar ARHI ile ilişkili ILDR1 veya EYA4 gibi birçok gen tanımlamış olsa da, tek bir DNA testi gelecekteki işitme kaybınızı kesin olarak tahmin edemez. ARHI çok karmaşıktır ve çok sayıda gen ile çevresel faktörü içerir. Mevcut testler yalnızca artmış bir yatkınlığı gösterebilir, kesin bir sonucu değil.

6. Yaşlandıkça, ne yaparsam yapayım, işitme duyum sadece kötüleşir mi?

Section titled “6. Yaşlandıkça, ne yaparsam yapayım, işitme duyum sadece kötüleşir mi?”

Yaş birincil bir faktördür, ancak genetik arka planınız yaşa bağlı işitme kaybının sizin için nasıl ve ne zaman ilerlediğini önemli ölçüde etkiler. Birçok kişi için yaşlanmanın yaygın bir parçası olsa da, bazı bireylerin SIK3genindekiler gibi belirli genetik varyantlara sahip olması, onları diğerlerinden daha erken veya daha şiddetli bir gerilemeye yatkın hale getirebilir. Yaşam tarzı seçimleri de ilerleme hızını etkileyebilir.

7. Etnik kökenim işitme kaybı riskimi etkiler mi?

Section titled “7. Etnik kökenim işitme kaybı riskimi etkiler mi?”

Evet, araştırmalar, yaşa bağlı işitme kaybına ilişkin genetik bulguların farklı atasal gruplar arasında farklılık gösterebileceğini göstermektedir. Birçok çalışma ağırlıklı olarak belirli popülasyonlara odaklanmıştır ve belirli genetik risk faktörleri sizin özel etnik kökeninizde daha yaygın olabilir veya farklı etkilere sahip olabilir. Bu durum, genel riskinizi ve ARHI’nin ortaya çıkışını etkileyebilir.

8. Kardeşimin işitmesi benden çok daha iyi; neden bu kadar farklıyız?

Section titled “8. Kardeşimin işitmesi benden çok daha iyi; neden bu kadar farklıyız?”

Aynı aile içinde bile, genetik farklılıklar ARHI’ye karşı değişen yatkınlıklara yol açabilir. Siz ve kardeşiniz, PTPRD veya TRIOBP gibi ilgili birçok genin farklı kombinasyonlarını kalıtmış olabilirsiniz. Ek olarak, belirli gürültü seviyeleri, sigara veya hatta bazı ilaçlar gibi bireysel çevresel maruziyetler, gözlemlenen bu farklılıklara katkıda bulunabilir.

9. O kadar yaşlı değilim ama işitmem şimdiden kötü. Bu normal mi?

Section titled “9. O kadar yaşlı değilim ama işitmem şimdiden kötü. Bu normal mi?”

Yaşla ilişkili işitme kaybı genellikle yaşamın ilerleyen dönemlerinde gelişse de, bazı genetik faktörler bireyleri daha erken başlangıca veya daha şiddetli bir forma yatkın hale getirebilir. Örneğin, TRIOBP gibi genlerdeki belirli varyantlar, sadece ARHI ile değil, aynı zamanda prelingual işitme kaybı ile de ilişkilendirilmiştir; bu da daha güçlü bir genetik bileşenin bazı kişilerde daha erken sorunlara yol açabileceğini düşündürmektedir.

10. Genetik nihayetinde işitme kaybımı tedavi etmeye yardımcı olabilir mi?

Section titled “10. Genetik nihayetinde işitme kaybımı tedavi etmeye yardımcı olabilir mi?”

Şu anda, yaşa bağlı işitme bozukluğu tedavi edilememektedir ve işitme cihazları gibi tedaviler öncelikli olarak etkilerini hafifletmektedir. Ancak, genetik etkilerin sürekli olarak tanımlanması, gelecekteki tedavi edici terapiler için önemli bir umut sunmaktadır. Örneğin ISG20 veya SIK3 gibi ilgili spesifik genleri anlamak, nihayetinde altta yatan hasarı onarabilecek veya önleyebilecek hedefe yönelik tedaviler geliştirmek için çok önemlidir.


Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.

Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Hoffmann TJ, et al. A Large Genome-Wide Association Study of Age-Related Hearing Impairment Using Electronic Health Records. PLoS Genet. 2016;12(10):e1006419.

[2] Fransen, E., et al. “Genome-wide association analysis demonstrates the highly polygenic character of age-related hearing impairment.”Eur J Hum Genet, vol. 23, no. 6, 2015, pp. 636-641.

[3] Friedman RA, Laer LV, Huentelman MJ, Sheth SS, Eyken EV, Corneveaux JJ, Tembe WD, Halperin RF, Thorburn AQ, Thys S, et al. GRM7 variants confer susceptibility to age-related hearing impairment. Hum Mol Genet. 2009;18(4):785-96.

[4] Wolber LE, et al. Salt-inducible kinase 3, SIK3, is a new gene associated with hearing. Hum Mol Genet. 2014;23(24):6547-58.

[5] Van Eyken E, Van Camp G, Fransen E, Topsakal V, Hendrickx JJ, Demeester K, Van de Heyning P, Maki-Torkko E, Hannula S, Sorri M, et al. Contribution of the N-acetyltransferase 2 polymorphism NAT2*6A to age-related hearing impairment. J Med Genet. 2007;44(9):570-8.

[6] Manolio, T. A., et al. “Finding the missing heritability of complex diseases.” Nature, vol. 461, no. 7265, 2009, pp. 747-753.

[7] Nagtegaal, A. P., et al. “Genome-wide association meta-analysis identifies five novel loci for age-related hearing impairment.”Sci Rep, 2019, PMID: 31645637.

[8] Van Laer, L., et al. “A genome-wide association study for age-related hearing impairment in the Saami.”Eur J Hum Genet, vol. 18, no. 6, 2010, pp. 685-693.

[9] Grondin, Y., et al. “Genetic Polymorphisms Associated with Hearing Threshold Shift in Subjects during First Encounter with Occupational Impulse Noise.” PLoS One, 2015.

[10] Corneveaux, J. J., et al. “GRM7 variants confer susceptibility to age-related hearing impairment.”Hum. Mol. Genet., 18, 2009, pp. 785–796.

[11] Holliday, E. G., et al. “Insights into the genetic architecture of early stage age-related macular degeneration: a genome-wide association study meta-analysis.”PLoS One, 2013. PMID: 23326517.

[12] Hu, X., et al. “Genome-wide association study identifies multiple novel loci associated with disease progression in subjects with mild cognitive impairment.”Transl Psychiatry, 2012. PMID: 22833209.

[13] Croxson, S. C., and C. Jagger. “Diabetes and cognitive impairment: a community-based study of elderly subjects.”Age Ageing, 1995.

[14] Lucin, K. M., and T. Wyss-Coray. “Immune activation in brain aging and neurodegeneration: too much or too little?”Neuron, 2009.

[15] Böttger, E. C., and J. Schacht. “The mitochondrion: a perpetrator of acquired hearing loss.” Hear Res., 245, 2013, pp. 1–7.

[16] Zheng, G., and B. H. Hu. “Cell-cell junctions: a target of acoustic overstimulation in the sensory epithe.” Hear Res, 290, 2012, pp. 1–9.

[17] Purcell, S. M., et al. “Common polygenic variation contributes to risk of schizophrenia and bipolar disorder.”Nature, 460, 2009, pp. 748–752.

[18] Girotto, G., et al. “Hearing function and thresholds: a genome-wide association study in European isolated populations identifies new loci and pathways.” J. Med. Genet., 48, 2011, pp. 369–374.

[19] Lu, J., et al. “Antioxidants Reduce Cellular and Functional Changes Induced by Intense Noise in the Inner Ear and Cochlear Nucleus.” J Assoc Res Otolar, 2014.

[20] Konings, A., et al. “Association Between Variations in CAT and Noise-Induced Hearing Loss in Two Independent Noise-Exposed Populations.” Hear Res, 2007.

[21] Agrawal, Y., Platz, E. A., & Niparko, J. K. “Prevalence of hearing loss and differences by demographic characteristics among us adults: Data from the national health and nutrition examination survey, 1999–2004.” Archives of Internal Medicine, 2008.

[22] He, L., Liu, Y., Zhang, Y., et al. “Pleiotropic Meta-Analyses of Longitudinal Studies Discover Novel Genetic Variants Associated with Age-Related Diseases.” Frontiers in Genetics, vol. 7, 2016, p. 195.