Plasenta Dekolmanı
Arka Plan
Section titled “Arka Plan”Abruptio placentae, aynı zamanda plasenta dekolmanı (PA) olarak da bilinen, yerleşmiş plasentanın uterustan erken ayrılmasıyla karakterize ciddi bir obstetrik komplikasyondur. Bu durum, fetüsün doğumundan önce desidua bazalisteki anne kan damarlarının yırtılması nedeniyle meydana gelir.[1] Dünya genelinde anne ve yenidoğan morbidite ve mortalitesinin önemli bir nedenidir.[1] Plasenta dekolmanının küresel prevalansı yaklaşık %1 olarak tahmin edilmekle birlikte, farklı coğrafi bölgeler arasında belirgin farklılıklar göstermektedir.[1]
Biyolojik Temel
Section titled “Biyolojik Temel”Plasenta dekolmanının kesin nedenleri henüz tam olarak anlaşılamamıştır.[1] Bununla birlikte, kronik hipoksemi, uteroplasental iskemi ve enfarktlar dahil olmak üzere çeşitli patofizyolojik mekanizmalar tanımlanmıştır.[1] Bu mekanizmalar, preeklampsi ve erken doğum gibi diğer perinatal bozukluklarda da rol oynamaktadır.[1]Plasenta dekolmanı olasılığının artmasıyla ilişkili genetik olmayan risk faktörleri arasında hipertansif bozukluklar, ileri anne yaşı, grand-multiparity, bazı trombofililer, sigara içimi, yasa dışı madde kullanımı (özellikle kokain) ve karın travması yer almaktadır.[1]Bu bilinen risk faktörlerine rağmen, önemli sayıda plasenta dekolmanı vakası, herhangi bir tanımlanabilir genetik olmayan yatkınlık olmaksızın meydana gelmektedir.[1] Bu gözlem, etkilenen kadınların birinci derece akrabalarında plasenta dekolmanının kümelenme eğilimi ile birlikte, genetik faktörlerin önemli bir rol oynadığını güçlü bir şekilde düşündürmektedir.[1] Çalışmalar, kalıtsal trombofili ile ilişkili olanlar da dahil olmak üzere genetik varyasyonları incelemiştir.[2] Örneğin, faktör V genindeki M385Tpolimorfizmi, Finlandiyalı kadınlarda plasenta dekolmanı ile ilişkilendirilmiştir, ancak aynı gendeki Leiden mutasyonu ilişkilendirilmemiştir.[3] Araştırmalar ayrıca, anne-plasenta genetik etkileşimleri ve anne kardiyometabolik genlerindeki varyasyonlar[4] ile sirkadiyen saatle ilişkili genetik risk skorları aracılığıyla genetik katılım olduğunu göstermektedir.[5] Gestasyonel diyabetes mellitus ile ilişkili olan KCNJ11 genindeki rs5219 gibi spesifik genetik varyantlar, ortak metabolik yollar aracılığıyla plasenta dekolmanına genetik bir bağlantıyı da işaret edebilir.[1] Öncelikli olarak plasentada eksprese edilen GALNT13gibi genler de plasenta dekolmanı riski ile düşündürücü ilişkilendirmeler göstermiştir.[1]Yol analizleri, organizmal yaralanma ve anormallikler, lipid metabolizması ve kardiyovasküler hastalık ile ilişkili fonksiyonel kümelerin katılımını vurgulamıştır.[1]
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Plasenta dekolmanı, hem anne hem de fetüs için ani ve ciddi riskler oluşturarak, onu obstetride kritik bir endişe kaynağı haline getirir.[1] Komplikasyonlar arasında şiddetli kanama, maternal şok, koagülopati ve acil sezaryen veya histerektomi ihtiyacı yer alabilir. Fetüs için ise preterm doğuma, fetal distrese, büyüme kısıtlılığına ve hatta bozulmuş oksijen ve besin tedariki nedeniyle fetal ölüme yol açabilir.[1]Ayrıca, araştırmalar plasenta dekolmanının etkilenen kadınlarda uzun dönem kardiyovasküler mortalite için önemli bir risk faktörü olduğunu göstermektedir.[6] Birçok vakanın yalnızca bilinen genetik olmayan risk faktörlerine dayanarak tahmin edilmesindeki zorluk, klinik yönetimi ve sonuçları iyileştirmek amacıyla genetik temellerine yönelik daha fazla araştırmanın önemini vurgulamaktadır.
Sosyal Önem
Section titled “Sosyal Önem”Plasenta dekolmanının anne ve yenidoğan sağlığı üzerindeki önemli etkisi, morbidite ve mortaliteye olan katkısı dahil olmak üzere, bu durumun önemli sosyal önemini vurgulamaktadır.[1]Bu durumdan etkilenen aileler, sık sık derin duygusal ve psikolojik sıkıntı yaşar. Ailesel kümelenmesi göz önüne alındığında, genetik yatkınlığı anlamak, risk değerlendirmesi, danışmanlık ve potansiyel olarak plasenta dekolmanı aile öyküsü olan kadınlar için önleyici stratejiler geliştirmek açısından çok önemli olabilir.[1] Hem genetik hem de genetik olmayan risk faktörlerini belirlemeyi ve azaltmayı hedefleyen halk sağlığı girişimleri, gebelik sonuçlarının iyileşmesine ve küresel olarak sağlık hizmeti yüklerinin azalmasına yol açabilir.
Çalışma Tasarımı ve İstatistiksel Güçteki Sınırlamalar
Section titled “Çalışma Tasarımı ve İstatistiksel Güçteki Sınırlamalar”Plasental abrupsiyon için birleşik meta-analiz, sıkı kalite kontrol önlemlerinin ardından 959 olgu ve 1553 kontrolü kapsamaktaydı.[1] Meta-analiz aracılığıyla birden fazla çalışmadan veri entegrasyonu genellikle istatistiksel gücü artırsa da, bu örneklem büyüklüğü kompleks bir özelliği araştıran bir genom çapında ilişkilendirme çalışması (GWAS) için nispeten mütevazı kalmaktadır. Bu tür kısıtlamalar, birçok kompleks hastalığın tipik özelliği olan küçük etki büyüklüklerine sahip genetik varyantları tespit etme yeteneğini sınırlayabilir; bu durum, plasental abrupsiyonun gerçek genetik manzarasının hafife alınmasına ve genom çapında anlamlı bulgulardan ziyade yalnızca yol gösterici ilişkilendirmelerin tespit edilmesine potansiyel olarak yol açabilir.
Çalışma tasarımı, çoğul gebelikleri olan katılımcılar, yetersiz tıbbi kayıtlar, kan sulandırıcı ilaç kullanımı veya plasenta previa gibi diğer üçüncü trimester kanama teşhisleri gibi belirli dışlama kriterlerini içeriyordu.[1] Bu dışlamalar fenotipi iyileştirmek ve tanısal doğruluğu artırmak amacıyla yapılsa da, belirli kompleks olguları veya alt popülasyonları dışlayarak istemeden seçim yanlılığına yol açabilirler ve böylece sonuçların daha geniş uygulanabilirliğini potansiyel olarak sınırlayabilirler. Ayrıca, meta-analiz genomik kontrol enflasyon faktörleri için düzeltmeler uygulamış olsa da,[1] bildirilen etki büyüklüklerini etkileyen kalıntı enflasyon veya ölçülmemiş karıştırıcı faktörlerin etkisi olasılığı devam etmektedir; bu durum, sıkı anlamlılık eşiklerini karşılamayan varyantlar için ilişkilendirmelerin fazla tahmin edilmesine yol açabilir.
Fenotipik Heterojenite ve Çevresel Karmaşıklık
Section titled “Fenotipik Heterojenite ve Çevresel Karmaşıklık”Plasenta dekolmanı, potansiyel olarak birden fazla altta yatan yoldan kaynaklanabilen karmaşık bir bozukluk olarak kabul edilmektedir.[1] term ve preterm gebeliklerdeki klinik sunumunda heterojenite olduğunu düşündüren kanıtlarla birlikte.[7]Plasenta dekolmanı için net bir tanım kullanılmasına rağmen, bu içsel biyolojik değişkenlik, tek bir tanı kategorisinin farklı etiyolojileri kapsayabileceği anlamına gelmektedir. Bu fenotipik karmaşıklık, analiz sırasında bir araya getirilen durumun farklı alt tiplerine farklı genetik profillerin katkıda bulunabilmesi nedeniyle GWAS’taki genetik sinyalleri seyreltebilir ve evrensel olarak uygulanabilir genetik risk faktörlerini belirlemeyi zorlaştırmaktadır.
Plasenta dekolmanının etiyolojisi henüz tam olarak tanımlanmamıştır ve birçok vaka, hipertansif bozukluklar, ileri anne yaşı veya sigara gibi yerleşik genetik olmayan risk faktörlerini göstermeden ortaya çıkmaktadır.[8] Çalışma, bilinen çeşitli sosyodemografik özellikler ve risk faktörleri hakkında veri toplamış olsa da,[1] bu durum, kapsamlı bir şekilde yakalanamayan veya modellenemeyen ölçülmemiş çevresel karıştırıcı faktörlerin veya karmaşık gen-çevre etkileşimlerinin varlığını düşündürmektedir. Organizmal yaralanma ve lipid metabolizması gibi zenginleştirilmiş geniş yolların tanımlanmasına rağmen,[1]belirli bir hastalık veya fonksiyon için güçlü bir sinyalin gözlemlenen yokluğu, genetik yatkınlıkları etkileşim halindeki çok sayıda çevresel etkiden ayırmanın zorluğunu daha da vurgulamaktadır.
Genellenebilirlik ve Kalan Bilgi Boşlukları
Section titled “Genellenebilirlik ve Kalan Bilgi Boşlukları”Araştırma, çalışma popülasyonlarının (PAGE ve PAPE kohortları) soysal bileşimini açıkça detaylandırmamaktadır.[1] Katılımcıların genetik kökenine ilişkin bu spesifik bilgi eksikliği, bulguların çeşitli küresel popülasyonlara genellenebilirliğini tam olarak değerlendirme yeteneğini sınırlamaktadır. Hastalıklar için genetik risk faktörleri, bir bireyin genetik kökeninden ağırlıklı olarak etkilenebilir.[9] ve plasenta dekolmanının küresel prevalansı önemli coğrafi varyasyon göstermektedir.[7] Sonuç olarak, bir popülasyonda tanımlanan genetik ilişkilendirmeler, allel frekanslarındaki, bağlantı dengesizliği paternlerindeki veya farklı çevresel maruziyetlerdeki farklılıklar nedeniyle diğer popülasyonlara doğrudan aktarılamayabilir.
Çalışma, düşündürücü genetik ilişkilendirmeler ve zenginleştirilmiş biyolojik yollar tanımlamasına rağmen, plasenta dekolmanının etiyolojik faktörlerinin tam olarak tanımlanmadığına dair mevcut anlayışla uyumlu olarak genom çapında anlamlı bulgular üretmemiştir.[1] Bu durum, tanımlanan varyantların toplam genetik yatkınlığın yalnızca bir kısmını temsil ettiğini ve plasenta dekolmanına genetik katkının önemli bir bölümünün henüz keşfedilmeyi beklediğini düşündürmektedir. Ek genetik varyantları, nadir varyantlar veya daha küçük bireysel etkilere sahip olanlar dahil olmak üzere, tanımlamak ve bu genetik faktörlerin plasenta dekolmanının çok faktörlü patogenezine hangi kesin moleküler mekanizmalarla katkıda bulunduğunu aydınlatmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Genetik varyantlar, plasentanın rahim duvarından erken ayrılmasıyla karakterize olan ciddi bir gebelik komplikasyonu olan plasenta dekolmanına bireyin yatkınlığında önemli bir rol oynamaktadır.[1] Önemli maternal ve neonatal morbidite ve mortaliteye yol açabilen bu durum, sıklıkla ailelerde kümelenir ve güçlü bir genetik bileşeni vurgulamaktadır.[1] Belirli genetik varyantların ve bunlarla ilişkili genlerin tanımlanması, plasental gelişim ve bağlanmada rol oynayan karmaşık biyolojik yolların aydınlatılmasına yardımcı olur.
Çeşitli tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), genom çapında ilişkilendirme çalışmaları ve meta-analizler aracılığıyla plasenta dekolmanı riskiyle ilişkili olduğu bulunmuştur. Örneğin,FAM124A genindeki rs17837210 varyantı, 1,80’lik bir odds oranı göstererek artmış risk ile ilişkilidir ve hücre adezyonunu veya plasenta bütünlüğünü korumak için hayati diğer süreçleri bozmadaki potansiyel rolünü düşündürmektedir.[1] Benzer şekilde, LINC01019 ve IRX1’i kapsayan bir bölgede yer alan rs76258369 , ayrıca 1,56’lık bir odds oranı ile artmış bir risk göstermektedir; bu da bu kodlamayan RNA’lardaki veya gelişimsel transkripsiyon faktörlerindeki varyasyonların uterus veya plasenta gelişimini etkileyebileceğini ima etmektedir.[1] Tersine, PDGFRL geni içindeki rs11995662 varyantı, 0,61’lik bir odds oranı ile koruyucu görünmektedir; bu da sağlam plasental bağlanma için kritik olan anjiyogenik süreçleri veya doku onarım mekanizmalarını artırabileceğini göstermektedir.[1] Ayrıca, GALNT13 genindeki rs799758 dahil olmak üzere, güçlü bir şekilde ilişkili beş SNP, hem başlangıç hem de meta-analiz çalışmalarında plasenta dekolmanı ile düşündürücü bir şekilde ilişkilendirilmiştir veGALNT13’ün kendisi preeklamptik dokuda farklı şekilde ifade edilmektedir; bu da hücre adezyonunu veya immün yanıtları etkileyen değişmiş glikozilasyon paternleri aracılığıyla plasenta patolojisindeki rolünü düşündürmektedir.[1]Diğer varyantlar da plasenta dekolmanı riskinin genetik yapısına katkıda bulunmaktadır.PATJ genindeki rs145505746 varyantı önemlidir çünkü PATJ, epitelyal ve endotelyal bariyer bütünlüğünü sağlayan sıkı bağlantıların oluşumu için gereklidir; bu da maternal-fetal bariyer ve genel plasental sağlık için kritik bir işlevdir. Bu tür varyantların neden olduğu bozulmalar, plasentanın yapısal bütünlüğünü tehlikeye atarak dekolman riskini artırabilir.[1] Benzer şekilde, ADAM12’deki rs7094759 varyantı önemlidir çünkü ADAM12, hücre adezyonu, migrasyonu ve doku yeniden şekillenmesinde rol oynayan bir metalloproteinazı kodlar; bunların hepsi uygun trofoblast invazyonu ve plasenta gelişimi için hayati öneme sahiptir ve disregülasyonu kötü implantasyona yol açabilir.[1]Ek olarak, voltaj kapılı potasyum kanallarını modüle edenKCNIP1’deki rs4867606 gibi varyantlar, uterustaki hücresel uyarılabilirliği ve vasküler tonusu etkileyebilir, potansiyel olarak dekolmandan önce gelen vasküler olaylara katkıda bulunabilir.[1] İmmün hücre sinyalizasyonunda ve aktin sitoiskelet dinamiklerinde rol alan bir gen olan DOCK2 içinde veya yakınındaki rs30080 ve rs2291228 gibi varyantlar, maternal-fetal arayüzdeki immün yanıtı veya plasenta hücrelerinin yapısal bütünlüğünü etkileyebilir; bunların her ikisi de stabil bir gebeliği sürdürmek için kritiktir.[1] TDRD15 ve NUTF2P8 arasında yer alan rs219551 varyantı da üreme süreçleri veya plasenta gelişimi için önemli olan gen regülasyonunu veya kodlamayan RNA fonksiyonlarını ince bir şekilde etkileyerek katkıda bulunabilir.[1] Bu genetik bulgular, hücresel adezyon ve doku yeniden şekillenmesinden immün regülasyon ve vasküler fonksiyona kadar uzanan çeşitli biyolojik yolları içeren plasenta dekolmanının çok yönlü doğasını vurgulamaktadır.
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”Tanım ve Temel Patofizyoloji
Section titled “Tanım ve Temel Patofizyoloji”Abruptio placentae, plasental abrupsiyon (PA) olarak da bilinen, rahime implante olmuş bir plasentanın rahimden erken ayrılması olarak tam olarak tanımlanır. Bu durum, fetüsün doğumundan önce desidua bazalis’teki anne damarlarının yırtılması nedeniyle meydana gelir.[1] Bu durum, olumsuz gebelik sonuçlarına önemli bir katkıda bulunmakta olup, hem anne hem de yenidoğan morbidite ve mortalitesinin önde gelen nedenlerinden birini temsil etmektedir.[1] Plasental abrupsiyonun küresel prevalansı %1 olarak tahmin edilmekle birlikte, görülme sıklığında belirgin coğrafi farklılıklar bulunmaktadır.[1]Abruptio placentae’nin altında yatan patofizyolojik mekanizmalar karmaşıktır ve preeklampsi[10] ile preterm doğum[7] gibi diğer perinatal bozukluklarda da gözlenir. Temel mekanizmalar arasında, plasentaya kan akışını tehlikeye atan ve erken ayrılmasına yol açabilen uteroplasental iskemi ve enfarktlar yer almaktadır.[7] Bu kavramsal çerçeveleri anlamak, hem klinik yönetim hem de durumun etiyolojisine yönelik araştırmalar için hayati önem taşımaktadır.
Klinik Karakterizasyon ve Sınıflandırma
Section titled “Klinik Karakterizasyon ve Sınıflandırma”Plasenta dekolmanının klinik karakterizasyonu, etiyolojik faktörlerin tüm yelpazesi hala araştırılmakta olsa da, çeşitli risk faktörlerinin belirlenmesini içerir.[1] PA riskinin artmasıyla sürekli olarak ilişkili olan genetik olmayan risk faktörleri arasında hipertansif bozukluklar, ileri anne yaşı, grand-multiparite, trombofili, anne sigara kullanımı, yasa dışı uyuşturucu kullanımı (özellikle kokain) ve karın travması yer almaktadır.[7]Bu bilinen ilişkilere rağmen, önemli sayıda plasenta dekolmanı vakası, bu tanımlanmış risk faktörlerinin varlığı olmaksızın meydana gelmektedir.[8]Plasenta dekolmanı sınıflandırma sistemleri, klinik tablosundaki heterojenliği kabul etmekte olup, araştırmalar term ve preterm gebeliklerde ortaya çıkan vakalar arasında ayrım yaparak farklı klinik yolaklar önermektedir.[7] Araştırma amaçları için, operasyonel tanımlar vaka belirleme açısından kritik öneme sahiptir; çalışmalar tipik olarak PA vakalarını acil servis, doğum ve doğum sonrası ile ameliyat kayıt defterlerinin kapsamlı incelemelerinin yanı sıra anne tıbbi kayıtlarının özetlenmesi yoluyla belirler.[1] Kontroller genellikle mevcut gebeliklerinde PA tanısı olmayan uygun gebe kadınlar arasından seçilir; çoğul gebelikler, yetersiz tıbbi kayıtlar veya kan sulandırıcı ilaç kullanımı gibi faktörler için dışlamalar yapılır.[1]
Genetik Yatkınlık ve Moleküler İçgörüler
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Moleküler İçgörüler”Etkilenen kadınların birinci derece akrabalarında plasenta dekolmanının kümelenmesi, etiyolojisinde genetik yatkınlığın önemli bir rol oynadığını güçlü bir şekilde düşündürmektedir.[11] Bu ailesel örüntü, çok sayıda çevresel ve klinik risk faktörüne rağmen, genetik varyasyonların bir bireyin duyarlılığına katkıda bulunduğunu vurgulamaktadır. Sonuç olarak, araştırma çabaları plasenta dekolmanında rol oynayan spesifik genetik belirteçleri ve yolları belirlemeye odaklanmıştır.
Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve meta-analizler, plasenta dekolmanı riskini etkileyebilecek tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) gibi genetik varyasyonları araştırmaktadır.[1] Örneğin, GALNT13 gibi genlerdeki SNP’ler, bu çalışmalarda belirgin ilişkiler göstermiştir.[1]Ayrıca, araştırmalar sirkadiyen saat mekanizmalarıyla ilişkili olanlar da dahil olmak üzere genetik risk skorlarının plasenta dekolmanı riski üzerindeki etkisini incelemektedir; bu da bu multifaktöriyel bozuklukta genetik faktörlerin karmaşık bir etkileşimini göstermektedir.[5]
Klinik Seyir ve Şiddet
Section titled “Klinik Seyir ve Şiddet”Plasenta dekolmanı, plasentanın erken ayrılması ile karakterizedir ve genellikle plasenta ayrılmasının derecesini ve buna bağlı maternal ve fetal etkilenimi yansıtan çeşitli semptom ve bulgularla ortaya çıkar.[1]Yaygın semptomlar arasında genellikle ani ve şiddetli olarak tanımlanan karın ağrısı ve dekolmanın gizli mi yoksa açık mı olduğuna bağlı olarak azdan yoğuna değişebilen vajinal kanama bulunur. Plasenta dekolmanının şiddeti, minimal semptomlu hafif vakalardan, hipovolemik şok, koagülopati ve fetal distres içeren ve acil tıbbi müdahale gerektiren şiddetli tablolara kadar önemli ölçüde değişebilir.[10] Klinik değerlendirme, karın ağrısının şiddetini, vajinal kanamanın miktarını ve niteliğini değerlendirmeyi ve şok veya instabilite belirtileri açısından maternal vital bulguları izlemeyi içerir.
Plasenta dekolmanının klinik fenotipi heterojendir; akut ve dramatik olabilen veya daha sinsi seyreden tablolarla ortaya çıkabilir ve doğru tanıyı zorlaştırır.[7] Atipik seyirler, özellikle gizli hemoraji vakalarında, hafif veya hiç vajinal kanama olmamasını ya da diğer obstetrik acilleri taklit eden semptomları içerebilir. Tanısal önemi, dünya genelinde maternal ve neonatal morbidite ve mortalitenin önde gelen nedenlerinden biri olan bu durum için bu çeşitli paternleri birer kırmızı bayrak olarak tanımakta yatmaktadır.[1] Erken teşhis ve plasenta previa gibi durumlardan farklılaştırma, zamanında yönetimi yönlendirmek ve hem anne hem de fetüs için prognostik sonuçları iyileştirmek açısından kritik öneme sahiptir.
Tanısal Yaklaşımlar ve Değerlendirme
Section titled “Tanısal Yaklaşımlar ve Değerlendirme”Plasenta dekolmanı için tanı süreci, esas olarak geçmiş verilerle desteklenen ve mevcut olduğunda objektif ölçümlerle klinik değerlendirmeye dayanır. Örneğin, araştırma çalışmalarında plasenta dekolmanı vakalarının tespiti, anne tıbbi kayıtlarının kapsamlı bir şekilde incelenmesini ve postoperatif tanıları belgeleyen acil servis kabul kayıt defterlerinin, doğumhane kabul kayıt defterlerinin ve ameliyat raporlarının günlük olarak incelenmesini içermiştir.[1] Bu kapsamlı yaklaşım, gerçek vakaları üçüncü trimester kanamasının diğer nedenlerinden ayırt etmeye yardımcı olurken, ayrıntılı klinik dokümantasyonun ve sistematik kayıt analizinin tanısal değerini vurgular. Sağlanan bağlamda rutin tanı için spesifik biyobelirteçler açıkça detaylandırılmamış olsa da, patofizyoloji uteroplasental iskemi ve enfarktüsleri içerir, bu da gelecekteki objektif değerlendirme için potansiyel yollar anlamına gelebilir.[12]Objektif ölçümler, spesifik skalalar açısından tam olarak detaylandırılmamış olsa da, tipik olarak fetal kalp hızı paternlerinin sıkıntı belirtileri açısından izlenmesini, uterus hassasiyeti ve tonusunun değerlendirilmesini ve maternal hemodinamik instabilitenin derecesinin değerlendirilmesini içerir. Hastanın ağrı ve kanama şikayeti gibi sübjektif ölçümler kritik başlangıç göstergeleridir, ancak doğru tanı için klinik muayene ile objektif doğrulama esastır. Genetik çalışmalarda belirli bir hastalık veya fonksiyon için güçlü bir sinyalin olmaması, plasenta dekolmanının karmaşık ve multifaktöriyel yapısını vurgular ve kesin tanı için klinik, laboratuvar ve görüntüleme bulgularının bir kombinasyonunun gerekli olduğunu düşündürmektedir.[1]
Değişkenlik ve Klinik Heterojenite
Section titled “Değişkenlik ve Klinik Heterojenite”Abruptio placentae, hem anneye ait özelliklerden hem de altta yatan patofizyolojik yollardan etkilenerek sunumunda önemli düzeyde değişkenlik ve heterojenite gösterir. Küresel olarak %1 olarak tahmin edilen plasenta dekolmanı prevalansı, önemli coğrafi farklılıklar göstererek ortaya çıkmasında çevresel veya popülasyona özgü etkilerin varlığını düşündürmektedir.[1] Ayrıca, çalışmalar klinik yollarda heterojenite olduğunu, miadında ve preterm gebeliklerde belirgin farklı paternler gözlemlendiğini, bu durumun da farklı etiyolojileri ve sonuçları vurguladığını göstermektedir.[7]İleri anne yaşı, kronik hipertansiyon ve annenin sigara içmesi gibi risk faktörleri bu çeşitliliğe katkıda bulunarak bir dekolman olayının olasılığını ve şiddetini etkiler.[1] Bireyler arası yatkınlık farklılığı, birinci derece akrabalarda plasenta dekolmanının kümelenmesiyle de düşündürülmekte ve genetik bir yatkınlığa işaret etmektedir.[11] Bu genetik bileşen, yasa dışı madde kullanımı veya karın travması gibi genetik olmayan risk faktörleriyle birlikte, gözlemlenen geniş fenotipik çeşitliliğe katkıda bulunur.[13] Plasenta dekolmanının potansiyel olarak çoklu altta yatan yollara sahip bir bozukluk olarak karmaşıklığı, klinik sunumların izole olaylardan preeklampsi gibi diğer durumlarla ilişkili olanlara kadar değişebileceği anlamına gelir; bu da tam klinik bağlamı ve bireysel hasta profilini dikkate alan incelikli bir tanı yaklaşımı gerektirir.
Nedenler
Section titled “Nedenler”Abruptio placentae, plasentanın rahim duvarından erken ayrılması, genetik yatkınlıklar, anne sağlığı ve çevresel faktörlerin birleşiminden etkilenen karmaşık bir durumdur. Kesin etiyolojisi tam olarak anlaşılamamış olsa da, araştırmalar, çeşitli etkileşimli unsurların gelişimine katkıda bulunduğunu ve sıklıkla uteroplasental iskemi ve kronik hipoksemi gibi altta yatan patofizyolojik mekanizmalara yol açtığını göstermektedir.
Genetik Yatkınlık ve Moleküler Yollar
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Moleküler Yollar”Genetik faktörler, plasenta dekolmanına yatkınlıkta önemli bir rol oynamaktadır; bu durum, birinci derece akrabalarda kümelenme eğilimiyle kanıtlanmakta ve kalıtsal bir yatkınlığı düşündürmektedir.[11]Kalıtsal trombofililer gibi spesifik genetik varyasyonlar artan risk ile ilişkilendirilmiştir; örneğin, faktör V genindeki M385T polimorfizmi bazı popülasyonlarda plasenta dekolmanı ile ilişkilendirilmiş olsa da, Faktör V Leiden mutasyonunun ilişkisi karmaşıktır.[2] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), diğerlerinin yanı sıra rs35271178 , rs10401828 ve rs11133659 dahil olmak üzere, plasenta dekolmanı ile ilişkili birçok tek nükleotid polimorfizmi (SNP) tanımlayarak poligenik bir risk mimarisini vurgulamıştır.[1]Bu genetik varyantlar, organizmal yaralanma, lipid metabolizması ve kardiyovasküler hastalık ile ilgili yollarda rol oynayabilir;GALNT13gibi genler plasentada primer ekspresyon göstermekte ve potansiyel olarak G-protein kenetli glutamat sinyalizasyonunu etkileyebilmektedir.[1] Ayrıca, çalışmalar maternal-plasental genetik etkileşimlerin ve maternal kardiyometabolik genlerdeki varyasyonların, sirkadiyen saatle ilişkili genetik risk skorlarının yanı sıra, genel genetik riske katkıda bulunmadaki önemini göstermektedir.[4]
Anne Sağlığı ve Çevresel Faktörler
Section titled “Anne Sağlığı ve Çevresel Faktörler”Çeşitli anne sağlığı durumları ve çevresel maruziyetler, plasenta dekolmanı için iyi bilinen risk faktörleridir. Kronik hipertansiyon ve preeklampsi dahil olmak üzere hipertansif bozukluklar, muhtemelen uteroplasental kan akışı ve vasküler bütünlük üzerindeki etkilerinden dolayı artmış risk ile güçlü bir şekilde ilişkilidir.[7]Sigara içme ve yasa dışı uyuşturucu kullanımı gibi yaşam tarzı seçimleri, özellikle kokain, vazokonstriksiyon ve plasental iskemiye neden olarak riski önemli ölçüde artırabilir.[7] Diğer katkıda bulunan faktörler arasında ileri anne yaşı, grand-multiparity ve karın bölgesine fiziksel travma yer almaktadır.[1]Ek olarak, parvovirüs B19 gibi enfeksiyonlar olası nedenler olarak gösterilmiştir ve plasenta dekolmanı prevalansındaki coğrafi farklılıklar çevresel veya popülasyona özgü etkileri düşündürmektedir.[8]
Karmaşık Etkileşimler ve Patofizyolojik Mekanizmalar
Section titled “Karmaşık Etkileşimler ve Patofizyolojik Mekanizmalar”Abruptio placentae gelişimi genellikle genetik yatkınlıklar ve çevresel tetikleyiciler arasındaki karmaşık etkileşimlerden kaynaklanır ve belirli patofizyolojik değişikliklerle sonuçlanır. Örneğin,KCNJ11 genindeki rs5219 ’nin T alleli gibi bir genetik varyant, gestasyonel diyabetes mellitus (GDM) riskinin artmasıyla ilişkilidir.[14]GDM ile abruptio placentae arasındaki doğrudan bağlantı tam olarak anlaşılamamış olsa da, GDM, plasenta dekolmanı için sürekli olarak belirtilen risk faktörleri olan maternal hipertansif bozukluklar gibi risk faktörlerini paylaşır; bu da, bir duruma genetik yatkınlığın plasenta sağlığını doğrudan etkileyen başka bir durumun riskine katkıda bulunduğu dolaylı bir gen-çevre etkileşimini düşündürmektedir.[1] Sonuç olarak, bu genetik ve çevresel etkiler, kronik hipoksemi ile uteroplasental iskemi ve enfarktüsler gibi mekanizmalar aracılığıyla plasenta fonksiyonunu bozmak için birleşir.[1] Bu ortak yollar, preeklampsi ve erken doğum gibi diğer perinatal komplikasyonlarda da gözlenmekte olup, plasental vasküler patoloji için ortak bir biyolojik temeli vurgulamaktadır.[1]
Abruptio Placentae’nin Biyolojik Arka Planı
Section titled “Abruptio Placentae’nin Biyolojik Arka Planı”Plasenta dekolmanı, aynı zamanda abruptio placentae olarak da bilinen, yerleşmiş plasentanın uterus duvarından erken ayrılmasıyla karakterize şiddetli bir obstetrik komplikasyondur. Bu kritik olay, plasentanın maternal kısmı olan desidua bazalis içindeki maternal kan damarlarının, fetüs doğmadan önce yırtılması nedeniyle meydana gelir.[1] Bu durum, küresel düzeyde önemli bir endişe kaynağı olup, maternal ve neonatal morbidite ve mortaliteye önemli ölçüde katkıda bulunmaktadır.[1] Kesin nedenleri tam olarak aydınlatılamamış olsa da, araştırmalar genetik yatkınlıklar ve çeşitli patofizyolojik süreçlerin karmaşık bir etkileşimine işaret etmektedir.[1]
Plasental Dekolmanın Patofizyolojik Mekanizmaları
Section titled “Plasental Dekolmanın Patofizyolojik Mekanizmaları”Abruptio placentae’nin temel patofizyolojik süreçleri, plasenta ile uterus arasındaki hassas arayüzün bozulmasını içerir. Temel mekanizmalar arasında, plasenta dokusunun uzun süreli oksijen yoksunluğu yaşadığı kronik hipoksemi ve uterusa ve plasentaya kan akışında azalma olan uteroplasental iskemi yer alır.[1] Bu bozulmalar, plasenta içinde doku hasarı ve enfarktüs alanlarına yol açarak, plasentanın uterus duvarına tutunmasını zayıflatır ve nihayetinde erken ayrılmayla sonuçlanır.[1], [7] Bu tür plasental hasar, preeklampsi ve preterm doğum dahil olmak üzere diğer ciddi perinatal bozukluklarla ortak yolları paylaşır ve örtüşen biyolojik hassasiyetlere işaret eder.[1] Doku ve organ düzeyinde, desidua bazalis içindeki maternal damarların bütünlüğü, plasental tutunmanın sürdürülmesi için hayati öneme sahiptir. Bunların rüptürü, dekolmanı başlatır ve plasental arayüzü daha da tehlikeye atan kanamaya yol açar.[1]Bu dekolman, fetüsü yalnızca temel oksijen ve besinlerden mahrum bırakmakla kalmaz, aynı zamanda hemoraji nedeniyle anne için ciddi bir risk oluşturur. Bu olayın sistemik sonuçları derindir ve anne için uzun vadeli kardiyovasküler mortalite de dahil olmak üzere önemli maternal ve neonatal sağlık sorunlarına katkıda bulunur.[6]
Genetik ve Moleküler Katkılar
Section titled “Genetik ve Moleküler Katkılar”Genetik faktörler, plasenta dekolmanına yatkınlıkta tanınmış bir rol oynamaktadır ve bu durum, aileler içinde kümelenme eğilimiyle kanıtlanmıştır.[1], [11], [15] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), bu duruma bağlı spesifik genetik varyasyonları ortaya çıkarmaya başlamıştır. Örneğin, GALNT13geni içindeki tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler), plasenta dekolmanıyla öneri niteliğinde ilişkilendirmeler göstermiştir.[1] Bu gen, plasentadaki birincil ekspresyonuyla dikkat çekmekte olup, plasenta sağlığı ve işlevinde potansiyel doğrudan katılımını vurgulamaktadır.[1] Belirli genlerin ötesinde, daha geniş genetik mekanizmalar riske katkıda bulunmaktadır. Anne kardiyometabolik sağlığıyla ilişkili genlerdeki varyasyonlar araştırılmıştır.[16] ve sirkadiyen saatle ilişkili genetik risk skorları da plasenta dekolmanıyla ilişkilendirilmiştir.[5]Bozukluğun karmaşıklığı, en önemli genetik bulgular arasında organizmal yaralanma, lipid metabolizması ve kardiyovasküler hastalıkla ilgili olanlar da dahil olmak üzere zenginleştirilmiş biyolojik yolların tanımlanmasıyla daha da vurgulanmaktadır.[1] Bu bulgular, tek bir genetik kusurdan ziyade, birden fazla temel moleküler yolağın plasenta dekolmanının patojenezine muhtemelen katkıda bulunduğunu düşündürmektedir.[1]
Hücresel Fonksiyonlar ve Temel Biyomoleküller
Section titled “Hücresel Fonksiyonlar ve Temel Biyomoleküller”Placental abruption gelişiminde çeşitli temel biyomoleküller ve hücresel yollar rol oynamaktadır. Kalıtsal trombofili ile olan ilişkiyle kanıtlandığı üzere, koagülasyon bozuklukları özellikle önemlidir.[1], [2] Factor V genindeki M385T polimorfizmi gibi koagülasyon faktörlerindeki spesifik genetik varyasyonlar, plasental abruption riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir.[3] Factor V Leiden mutasyonu gebelik sonuçlarıyla da ilişkili olsa da, tüm popülasyonlarda plasental abruption ile doğrudan bağlantısı hala araştırılmaktadır.[17]Metabolik süreçler ve iyon kanalı fonksiyonları da plasental abruption’ın biyolojik ortamına katkıda bulunur. Örneğin, ATP’ye duyarlı potasyum kanallarının bir bileşenini kodlayanKCNJ11 geni, gestasyonel diyabetes mellitus (GDM) ile ilişkilendirilmiş ve maternal metabolizmada rol oynamaktadır.[1], [14] KCNJ11’deki rs5219 T alleli GDM riskini artırır ve GDM ile plasental abruption arasındaki doğrudan bağlantı tam olarak kurulmamış olsa da, GDM için bir risk faktörü olan maternal hipertansif bozukluklar, abruption ile sürekli olarak ilişkilendirilmektedir.[1]Bu ATP’ye duyarlı potasyum kanalları, insan gebe miyometriyumunda da eksprese edilir.[18] fonksiyonları Syntaxin 1A gibi proteinler tarafından düzenlenir.[19] ve SUR1 alt birimlerindeki polimorfizmler hiperglisemi üzerinde etki gösterir.[20]Ek olarak, genetik varyantlar arasındaki zenginleştirilmiş fonksiyonel kümeler, G-proteinine bağlı glutamat reseptörü sinyalizasyonuna işaret ederek, bozuklukta yer alan karmaşık düzenleyici ağları göstermektedir.[1]
Sistemik Risk Faktörleri ve Karşılıklı Bağlantıları
Section titled “Sistemik Risk Faktörleri ve Karşılıklı Bağlantıları”Plasental abrupsiyon, altta yatan biyolojik yatkınlıklarla etkileşime giren bir dizi sistemik faktörden etkilenir. Genetik olmayan risk faktörleri arasında kronik hipertansif bozukluklar, ileri anne yaşı, grand-multipara ve sigara içimi ile yasa dışı madde kullanımı gibi yaşam tarzı seçimleri yer alır.[1], [7] Abdominal travma da bu durumu tetikleyebilir.[1] Ancak, önemli sayıda plasental abrupsiyon vakası bu tanımlanabilir risk faktörleri olmaksızın meydana gelir ve bu durum genetik ve ince biyolojik hassasiyetlerin önemini vurgular.[1] Bu durumun preeklampsi ve erken doğum gibi diğer gebelik komplikasyonlarıyla paylaştığı ortak patofizyolojik yollar, anne ve fetüs sağlığının daha geniş bağlamında karşılıklı bağlantısını vurgulamaktadır.[1]Örneğin, kronik hipertansiyon dahil olmak üzere maternal hipertansif bozuklukların varlığı, en tutarlı şekilde gözlemlenen risk faktörleri arasındadır.[1], [7] Bu sistemik durumlar, uteroplasental iskemiyi şiddetlendirebilir ve vasküler bütünlüğü tehlikeye atarak plasentanın erken ayrılması riskini artırabilir.[7]Uzun vadeli etkileri gebeliğin ötesine uzanır; plasental abrupsiyon, sonraki yıllarda maternal kardiyovasküler mortalite için önemli bir risk faktörü olarak hareket eder.[6] bu da maternal sağlık üzerinde kalıcı bir sistemik etkiyi işaret eder.
Vasküler ve İskemik Disregülasyon
Section titled “Vasküler ve İskemik Disregülasyon”Plasentanın erken ayrılmasıyla tanımlanan plasenta dekolmanı, temelinde desidua bazalis içindeki maternal damarların rüptürünü içerir.[1] Bu kritik olaya sıklıkla kronik hipoksemi ve uteroplasental iskemi, yani plasentanın sırasıyla yetersiz oksijen ve kan akışı aldığı durumlar, eşlik eder veya bu durumlar olayın öncesinde gelişir.[1] Bu tür sürekli mahrumiyet, plasentanın yapısal bütünlüğünü ve fonksiyonel kapasitesini ciddi şekilde bozan lokalize doku nekrozu alanları olan plasental enfarktüslere yol açabilir.[1] Bu vasküler disfonksiyonlar ve iskemik hasarlar, preeklampsi ve preterm doğum gibi diğer olumsuz gebelik sonuçlarıyla patofizyolojik yolları paylaşan, hastalığın temel mekanizmalarını oluşturur.[1]Genetik çalışmalar, kardiyovasküler hastalıkla ilişkili zenginleştirilmiş yolları tanımlayarak bunu daha da desteklemiş, plasenta dekolmanının patogenezine katkıda bulunan sistemik vasküler hassasiyetlerin altını çizmiştir.[1]
Genetik Yatkınlık ve Pıhtılaşma Yolağı Modülasyonu
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Pıhtılaşma Yolağı Modülasyonu”Birinci derece akrabalar arasında plasenta dekolmanı vakalarının ailesel kümelenmesi, bozukluğun temelinde yatan önemli bir genetik yatkınlığa güçlü bir şekilde işaret etmektedir.[1] Bu genetik bileşen, kan pıhtılaşması ve vasküler bütünlüğün korunması dahil olmak üzere temel fizyolojik süreçleri sıklıkla düzenler. Kan pıhtısı oluşturma eğiliminin artmasıyla karakterize durumlar olan kalıtsal trombofililer, risk faktörleri olarak tanınmaktadır.[1] Spesifik genetik varyasyonlar bu düzenleyici mekanizmaları daha da belirginleştirir; örneğin, Faktör V genindeki M385Tpolimorfizmi, bazı popülasyonlarda plasenta dekolmanı riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir.[3] Bu tür genetik değişiklikler, pıhtılaşma kaskatları içinde protein fonksiyonunun düzensizliğine yol açarak, uteroplasental vaskülatürde damar rüptürüne ve prematüre plasenta dekolmanına yatkınlık oluşturan protrombotik bir ortam yaratabilir.
Metabolik ve Reseptör Aracılı Sinyalizasyon Bozuklukları
Section titled “Metabolik ve Reseptör Aracılı Sinyalizasyon Bozuklukları”Genetik çalışmalardan elde edilen bilgiler, lipid metabolizması da dahil olmak üzere metabolik yolların plasental abrupsiyonun etiyolojisindeki önemli rolünü vurgulamaktadır.[1]Lipid metabolizmasının düzensizliği, hücresel membran bütünlüğünü tehlikeye atabilir ve inflamatuar yanıtları modüle ederek desiduada gözlenen vasküler hasara potansiyel olarak katkıda bulunabilir. Aynı zamanda, G-protein kenetli glutamat reseptör sinyal yolları, plasental abrupsiyon ile ilişkili genler arasında önemli ölçüde zenginleşmiştir.[1] Bu karmaşık sinyal kaskadları, hücre yüzeylerindeki spesifik reseptörlerin aktivasyonunu içerir ve bu aktivasyon, plasental gelişim ve sürdürülme için hayati olan çeşitli hücresel fonksiyonları düzenleyen hücre içi sinyal kaskadlarını başlatır.
Başka bir kritik yol, ATP-duyarlı potasyum kanallarının bir alt birimini kodlayanKCNJ11 genini içermektedir.[1] KCNJ11 genindeki rs5219 adlı genetik varyant, maternal metabolizma ve bilinen hipertansif bozukluklarla bağlantılı bir durum olan gestasyonel diyabetes mellitus (GDM) riskinin artmasıyla ilişkilidir; bu bozukluklar da plasental abrupsiyon için risk faktörleridir.[1] Bu kanallar, glukozla uyarılan insülin sekresyonu da dahil olmak üzere hücresel uyarılabilirlik ve enerji metabolizmasının düzenlenmesi için hayati öneme sahiptir. KCNJ11 geninin düzensizliği bu nedenle metabolik akı kontrolünü ve hücresel homeostazisi bozarak plasental patoloji ve ayrılmaya elverişli bir ortama katkıda bulunabilir.
Plasental Hücre Adezyonu ve Ekstraselüler Matriks Yeniden Şekillenmesi
Section titled “Plasental Hücre Adezyonu ve Ekstraselüler Matriks Yeniden Şekillenmesi”Plasentanın uterusa sağlam tutunması, hücre adezyonunu yöneten karmaşık moleküler etkileşimlere ve ekstraselüler matriksin sürekli yeniden şekillenmesine bağlıdır. Bu bağlamda, GALNT13geni özellikle ilgi çekicidir, çünkü plasentada yüksek oranda eksprese edilir ve içindeki genetik varyasyonlar, abruptio placentae riskinin artmasıyla düşündürücü biçimde ilişkilidir.[1] GALNT13, protein fonksiyonunu, hücre-hücre tanınmasını ve ekstraselüler matriks ile etkileşimleri belirleyen kritik bir translasyon sonrası modifikasyon olan O-bağlı glikozilasyonu başlatan bir enzim olan polipeptit N-asetilgalaktozaminiltransferazı kodlar. Bozulmuş GALNT13 fonksiyonu veya değişmiş gen regülasyonu, bu nedenle desidua-plasenta arayüzündeki yapısal bütünlüğü ve adezyon özelliklerini tehlikeye atabilir, bu da erken ayrılmaya doğrudan katkıda bulunur. Ayrıca, GALNT13 preeklamptik plasenta dokularında farklı şekilde eksprese edilir, bu da iskemik plasental bozuklukların daha geniş spektrumunda ortak bir rol düşündürmektedir.[1]
Sistem Düzeyi Entegrasyonu ve Yol Ağı Etkileşimi
Section titled “Sistem Düzeyi Entegrasyonu ve Yol Ağı Etkileşimi”Plasenta dekolmanı, tek bir mekanizmaya atfedilmekten ziyade, birden fazla temel sinyal yolunun karmaşık etkileşiminden ortaya çıkan karmaşık bir rahatsızlık olarak anlaşılmaktadır.[1]Organizmal yaralanma ve anormallikler, lipid metabolizması, kardiyovasküler hastalık ve G-protein kenetli glutamat reseptör sinyalizasyonu dahil olmak üzere çeşitli fonksiyonel kategorilerdeki gözlemlenen zenginleşme, kapsamlı yol ağı etkileşimlerini ve ağ etkileşimlerini vurgulamaktadır.[1]Örneğin, iskemi ve hipoksemi gibi kronik vasküler disfonksiyon, aşağı akış metabolik değişimlerini ve inflamatuar sinyal kaskadlarını tetikleyebilir. Eş zamanlı olarak, pıhtılaşmayı etkileyenler gibi genetik yatkınlıklar, bu yanıtları şiddetlendirerek şiddetli plasenta patolojisinin ortaya çıkan özelliklerine yol açabilir. Bu hiyerarşik düzenlemeleri, geri bildirim döngülerini ve çeşitli moleküler yolakların entegrasyonunu anlamak, plasenta dekolmanı ilerlemesinin tüm spektrumunu deşifre etmek ve potansiyel terapötik hedefleri belirlemek için elzemdir.
Küresel Prevalans ve Epidemiyolojik Paternler
Section titled “Küresel Prevalans ve Epidemiyolojik Paternler”Plasenta dekolmanı (PA), dünya çapında tahmini %1’lik bir prevalansa sahip önemli bir obstetrik komplikasyondur, ancak bu oran önemli coğrafi varyasyonlar göstermektedir.[1] Yaş-dönem-kohort analizi gibi uluslararası epidemiyolojik çalışmalar, bu küresel farklılıkları vurgulamış, insidans oranlarının ve eğilimlerin bölgeler arasında önemli ölçüde farklılık gösterebileceğini düşündürmektedir.[7] Bu analizler, PA’nın genel yükünü anlamak ve orantısız şekilde etkilenebilecek popülasyonları belirlemek, halk sağlığı müdahalelerine ve kaynak tahsisine rehberlik etmek açısından çok önemlidir. Prevalans paternlerinde gözlemlenen heterojenite, farklı popülasyonlarda durumu etkileyen genetik, çevresel ve sağlık sistemi faktörlerinin karmaşık etkileşimini vurgulamaktadır.
İleri epidemiyolojik araştırmalar, PA’nın zamansal paternlerini ve insidans oranlarını inceleyerek, bunların zaman içinde veya belirli demografik değişikliklerle ilişkili olarak nasıl değişebileceğini ortaya koymaktadır. Örneğin, çalışmalar abruptio placentae’nin risk faktörlerini ve perinatal mortalitesini araştırmış, durumun şiddetli sonuçlarının daha derinlemesine anlaşılmasına katkıda bulunmuştur.[10] Bu tür araştırmalar genellikle, farklı dönemler ve yaş grupları arasında eğilimleri izlemek ve tutarlı risk paternlerini belirlemek için büyük popülasyon tabanlı kayıtlar veya hastane veri setlerine dayanmakta, PA’nın gelişen epidemiyolojisine dair içgörüler sunmaktadır.
Maternal Risk Faktörleri ve Boylamsal Kohort Bulguları
Section titled “Maternal Risk Faktörleri ve Boylamsal Kohort Bulguları”Büyük ölçekli kohort çalışmaları, plasenta dekolmanı ile ilişkili çeşitli maternal risk faktörlerinin tanımlanmasında ve karakterize edilmesinde önemli rol oynamış, bunların etkilerine dair boylamsal bilgiler sunmuştur. Hipertansif bozukluklar, ileri maternal yaş ve grand-multiparity gibi faktörler, tutarlı bir şekilde PA riskinin artmasıyla ilişkilendirilmektedir.[1] Bu çalışmalar genellikle zaman içinde geniş gebe kohortlarını takip eder, güçlü ilişkilendirmeler kurmak için sağlıkları, yaşam tarzları ve gebelik sonuçları hakkında detaylı bilgi toplar. Örneğin, araştırmalar kronik hipertansiyonun PA riskini özellikle eşlik eden iskemik plasenta hastalığı dikkate alındığında spesifik olarak nasıl değiştirdiğini incelemiştir.[7]Maternal yaşam tarzı seçimleri, özellikle sigara kullanımı ve kokain dahil yasa dışı uyuşturucu kullanımı, ayrıca PA’nın etiyolojisinde güçlü bir şekilde rol oynamıştır.[1] Örneğin, İsveç’te yapılan popülasyon tabanlı prospektif bir kohort çalışması, maternal sigara kullanımının ardışık gebeliklerdeki PA riski üzerindeki etkisini özel olarak incelemiş, bu maruziyetin kalıcı ve kümülatif etkilerini göstermiştir.[7]Kapsamlı kohortlardan elde edilen bu boylamsal bulgular, genellikle biyobanka verileri ve detaylı anketler kullanarak, bu değiştirilebilir risk faktörlerinin uzun vadeli sonuçlarına dair kritik kanıtlar sunmakta, hem maternal hem de neonatal morbidite ve mortalite açısından önemlerini vurgulamaktadır.[1]
Genetik Duyarlılık ve Popülasyonlar Arası Karşılaştırmalar
Section titled “Genetik Duyarlılık ve Popülasyonlar Arası Karşılaştırmalar”Popülasyon çalışmalarından elde edilen kanıtlar, PA’nın birinci derece akrabalarda görülme eğiliminde olduğu ailesel kümelenme gözlemleriyle birlikte, plasenta dekolmanına genetik yatkınlığı güçlü bir şekilde düşündürmektedir.[1] Bu ailesel örüntü, PA riskiyle ilişkili spesifik genetik varyasyonları tanımlamak için genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve meta-analizleri tetikledi. Örneğin, Placental Abruption Genetic Epidemiology (PAGE) çalışması ve başka bir GWAS’tan alınan verileri birleştiren bir meta-analiz, rs76258369 ve rs12264492 gibi tek nükleotid polimorfizmlerini (SNP’ler) PA riskiyle anlamlı ilişkilere sahip olarak tanımladı.[1] Bu çalışmalar, maternal kardiyometabolik genleri ve sirkadiyen saatle ilişkili genetik risk skorlarını derinlemesine inceleyerek, PA etiyolojisindeki rollerini araştırmaktadır.[16] Popülasyonlar arası karşılaştırmalar ve etnik gruplar üzerine yapılan çalışmalar, PA’nın genetik manzarasını daha da aydınlatarak, popülasyona özgü genetik etkileri ortaya koymaktadır. Örneğin, Finli kadınlarda yürütülen araştırmalar, faktör V genindeki M385T polimorfizminin, ancak daha yaygın olan Leiden mutasyonunun değil, PA ile ilişkili olduğunu tanımladı.[3] Bu tür bulgular, genetik risk faktörleri popülasyonlar arasında önemli ölçüde farklılık gösterebildiğinden, bulguların genellenebilirliğini ve hedeflenen önleme veya tarama stratejilerinin geliştirilmesini etkilediğinden, farklı etnik kökenlerde genetik çalışmalar yürütmenin önemini vurgulamaktadır. Plasental genomun ve maternal-plasental genetik etkileşimlerin dikkate alınması da kalıtsal riski anlamaya başka bir karmaşıklık katmanı eklemektedir.[4]
Popülasyon Düzeyinde Araştırmalarda Metodolojik Hususlar
Section titled “Popülasyon Düzeyinde Araştırmalarda Metodolojik Hususlar”Plasenta dekolmanı üzerine yapılan popülasyon düzeyindeki araştırmalar, epidemiyolojisini ve genetik temellerini incelemek için çeşitli çalışma tasarımları kullanır ve her birinin kendine özgü metodolojik hususları vardır. Büyük vaka-kontrol çalışmaları ve prospektif kohortlar sıklıkla kullanılmakta olup, standart anketler ve tıbbi kayıtların derlenmesi yoluyla sosyodemografik özellikler, tıbbi öykü ve yaşam tarzı faktörleri hakkında kapsamlı veri toplama içerir.[1] Genetik çalışmalar için metodolojiler, DNA izolasyonu, genotipleme ve Beagle 5.2 ve SHAPEIT4 gibi araçlar kullanılarak imputasyon gibi sofistike biyoinformatik analizleri içerir; bu da genetik verinin kapsamını ve doğruluğunu artırır.[1] Çağrı oranları, minör allel frekansları ve Hardy-Weinberg dengesine göre SNP’lerin filtrelenmesi ve genetik ilişkilendirmelerin şişirilmesini önlemek için tekrarlayan örneklerin veya birinci derece akrabaların çıkarılması dahil olmak üzere sıkı kalite kontrol önlemleri uygulanır.[1] Bulguların temsiliyeti ve genellenebilirliği bu çalışmalarda kritik öneme sahip hususlardır. Meta-analizler, örneklem büyüklüğünü ve istatistiksel gücü artırmak ve böylece tanımlanan genetik varyantların genellenebilirliğini iyileştirmek için birden fazla kohorttan gelen verileri birleştirirken, Tayvan Han popülasyonu gibi spesifik popülasyon kohortları, genetik araştırmalarda farklı popülasyonların dahil edilmesi ihtiyacını vurgulamaktadır.[1] Sınırlılıklar arasında vaka-kontrol tasarımlarında seçim yanlılığı potansiyeli veya özellikle klinik tanılara dayanıldığında, PA vakalarını ve kontrolleri doğru bir şekilde belirlemenin zorlukları yer alabilir. Etik Kurul onayı ve bilgilendirilmiş onam dahil olmak üzere titiz etik protokoller, bu büyük ölçekli popülasyon çalışmalarının sorumlu bir şekilde yürütülmesini sağlamak için hayati önem taşır.[1]
Plasenta Dekolmanı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Plasenta Dekolmanı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak plasenta dekolmanının en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Annem ve kız kardeşimin plasenta dekolmanı oldu. Bende de olacak mı?
Section titled “1. Annem ve kız kardeşimin plasenta dekolmanı oldu. Bende de olacak mı?”Evet, daha yüksek bir olasılık var. Plasenta dekolmanı, özellikle anneler ve kız kardeşler gibi birinci derece akrabalar arasında ailelerde görülme eğilimindedir. Bu güçlü ailevi örüntü, kesin genler henüz tam olarak anlaşılmamış olsa bile, genetik faktörlerin sizin yatkınlığınızı artırmada önemli bir rol oynadığını düşündürmektedir.
2. Ailemde varsa, diyet veya egzersizle önleyebilir miyim?
Section titled “2. Ailemde varsa, diyet veya egzersizle önleyebilir miyim?”Genetik bir rol oynasa da, diyet ve egzersiz gibi yaşam tarzı faktörleri hamilelik sırasında genel sağlık için her zaman önemlidir. Araştırmalar, yaşam tarzından etkilenebilecek lipid metabolizması ve kardiyovasküler sağlıkla ilgili yollarda genetik katılım olduğunu göstermektedir. Sağlıklı bir kiloyu korumak ve hipertansiyon gibi durumları yönetmek, bazı genetik olmayan riskleri azaltmaya yardımcı olabilir, ancak güçlü bir genetik yatkınlığı tamamen geçersiz kılamayabilir.
3. Sigara içmiyor veya uyuşturucu kullanmıyorum, yine de neden plasenta dekolmanı yaşayabilirim?
Section titled “3. Sigara içmiyor veya uyuşturucu kullanmıyorum, yine de neden plasenta dekolmanı yaşayabilirim?”Sigara içmek veya uyuşturucu kullanmak gibi geleneksel risk faktörleri olmasa bile birçok plasenta dekolmanı vakasının meydana geldiği doğrudur. Uzmanların genetiğin bu kadar önemli olduğuna inanmalarının temel nedenlerinden biri budur. Bireysel genetik yapınız, bilinen genetik olmayan tetikleyicilerden kaçınsanız bile sizi daha yatkın hale getirerek riskinizi önemli ölçüde etkileyebilir.
4. Uyku düzenim plasenta dekolmanı riskimi etkiler mi?
Section titled “4. Uyku düzenim plasenta dekolmanı riskimi etkiler mi?”İlginç bir şekilde, araştırmalar “sirkadiyen saatle ilişkili” genlerdeki varyasyonların plasenta dekolmanı riskini nasıl etkileyebileceğini incelemiştir. Günlük uyku alışkanlıklarıyla doğrudan bağlantı tam olarak detaylandırılmamış olsa da, vücudunuzun iç saati birçok biyolojik süreci etkiler. Sağlıklı bir uyku düzenini sürdürmek, hamilelik sırasında genel sağlık için genellikle faydalıdır.
5. Etnik kökenim plasenta dekolmanı riskimi değiştirir mi?
Section titled “5. Etnik kökenim plasenta dekolmanı riskimi değiştirir mi?”Evet, araştırmalar plasenta dekolmanının yaygınlığının farklı coğrafi bölgelerde ve popülasyonlarda değişiklik gösterdiğini göstermektedir. Bu durum, etnik gruplar arasındaki genetik farklılıkların risklerin değişmesinde rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Örneğin, spesifik genetik varyasyonların Finlandiyalı kadınlar gibi belirli popülasyonlarda plasenta dekolmanı ile ilişkili olduğu bulunmuştur.
6. Gestasyonel diyabetim vardı. Bu, plasenta dekolmanı riskimi artırır mı?
Section titled “6. Gestasyonel diyabetim vardı. Bu, plasenta dekolmanı riskimi artırır mı?”Bir bağlantı olduğu görülmektedir. Gestasyonel diyabetle ilişkili olan KCNJ11 genindeki biri gibi belirli genetik varyasyonlar, aynı zamanda plasenta dekolmanına genetik bir bağlantı sinyali verebilir. Bu durum, paylaşılan temel metabolik yolların kadınları her iki duruma da yatkın hale getirebileceğini düşündürmektedir; bu nedenle gestasyonel diyabetin yönetimi önemlidir.
7. Bebeğimin genleri plasenta dekolmanı riskimi artırabilir mi?
Section titled “7. Bebeğimin genleri plasenta dekolmanı riskimi artırabilir mi?”Evet, araştırmalar sizin (annenin) ve plasentanın genetik etkileşimlerinin plasenta dekolmanı riskini etkileyebileceğini göstermektedir. Plasenta hem anne hem de baba genetik materyalinden geliştiği için, bebeğinizin plasentaya genetik katkısı, plasentanın sağlığı ve işlevinde rol oynayabilir ve potansiyel olarak sizin riskinizi etkileyebilir.
8. Hamilelik planlamadan önce genetik test yaptırmalı mıyım?
Section titled “8. Hamilelik planlamadan önce genetik test yaptırmalı mıyım?”Şu anda, plasenta dekolmanı için kişisel riskinizi kesin olarak tahmin edebilecek tek, yaygın olarak mevcut bir genetik test bulunmamaktadır. Araştırmalar bazı genetik faktörleri belirlemiş olsa da, bunların birleşik etkilerini ve klinik faydalarını tam olarak anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Güçlü bir aile öykünüz varsa, endişelerinizi bir genetik danışmanla veya kadın doğum uzmanıyla görüşmek iyi bir ilk adımdır.
9. Eğer plasenta dekolmanı yaşadıysam, ilerleyen dönemde başka sağlık sorunları riski altında mıyım?
Section titled “9. Eğer plasenta dekolmanı yaşadıysam, ilerleyen dönemde başka sağlık sorunları riski altında mıyım?”Maalesef, evet. Araştırmalar, plasenta dekolmanı yaşamış kadınların uzun vadeli kardiyovasküler mortalite için önemli ölçüde artmış risk altında olduğunu göstermektedir. Bu durum, gebelikten yıllar sonra bile devam eden sağlık takibinin ve herhangi bir endişeyi doktorunuzla konuşmanın önemini vurgulamaktadır.
10. Arkadaşım sigara içiyor ama dekolman yaşamadı. Ben yine de yaşayabilir miyim?
Section titled “10. Arkadaşım sigara içiyor ama dekolman yaşamadı. Ben yine de yaşayabilir miyim?”Evet, kesinlikle. Sigara içmek bilinen bir risk faktörü olsa da, plasenta dekolmanı vakalarının önemli bir kısmı, tanımlanabilir herhangi bir genetik olmayan yatkınlık olmaksızın meydana gelir. Siz yaygın risk faktörlerinden kaçınsanız bile, genetik yapınız sizi daha yatkın hale getirebilirken, başka kişiler ise sağlıksız alışkanlıklara rağmen risklerini azaltan koruyucu genetik faktörlere sahip olabilir.
Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler mevcut oldukça güncellenebilir.
Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için daima bir sağlık hizmeti sağlayıcısına danışın.
References
Section titled “References”[1] Workalemahu T, Enquobahrie DA, Gelaye B, Sanchez SE, Garcia PJ, Tekola-Ayele F, Hajat A, Thornton TA, Ananth CV, Williams MA. Genetic variations and risk of placental abruption: A genome-wide association study and meta-analysis of genome-wide association studies. Placenta. 2019;77:50-57.
[2] Girling J, de Swiet M. “Inherited thrombophilia and pregnancy.” Current Opinion in Obstetrics and Gynecology, vol. 10, no. 2, 1998, pp. 135–144. PMID: 9551309.
[3] Jaaskelainen E, Toivonen S, Romppanen E-L, et al. “M385T polymorphism in the factor V gene, but not Leiden mutation, is associated with placental abruption in Finnish women.” Placenta, vol. 25, no. 8, 2004, pp. 730–734.
[4] Denis M, Enquobahrie DA, Tadesse MG, et al. “Placental genome and maternal-placental genetic interactions: a genome-wide and candidate gene association study of placental abruption.” PloS one, vol. 9, no. 12, 2014, e116346.
[5] Qiu C, Gelaye B, Denis M, et al. “Circadian clock-related genetic risk scores and risk of placental abruption.” Placenta, vol. 36, no. 12, 2015, pp. 1480–1486.
[6] Pariente G, Shoham-Vardi I, Kessous R, et al. “Placental abruption as a significant risk factor for long-term cardiovascular mortality in a follow-up period of more than a decade.”Paediatr. Perinat. Epidemiol., vol. 28, no. 1, 2014, pp. 32–38. PMID: 24118086.
[7] Ananth CV, Getahun D, Peltier MR, Smulian JC. “Placental abruption in term and preterm gestations: evidence for heterogeneity in clinical pathways.” Obstetrics and Gynecology, vol. 107, no. 4, 2006, pp. 785–792.
[8] Kawabe A, Takai Y, Tamaru J-I, Samejima K, Seki H. “Placental abruption possibly due to parvovirus B19 infection.”SpringerPlus, vol. 5, no. 1, 2016, p. 1280.
[9] Liu TY, et al. “Diversity and longitudinal records: Genetic architecture of disease associations and polygenic risk in the Taiwanese Han population.”Sci Adv, 2024.
[10] Odendaal, D. H. J., & Grové, H. “The profile and complications of women with placental abruption and intrauterine death.” Journal of Tropical Pediatrics, vol. 49, no. 4, 2003, pp. 231–234.
[11] Rasmussen S, Irgens L. “Occurrence of placental abruption in relatives.” BJOG: An International Journal of Obstetrics and Gynaecology, vol. 116, no. 5, 2009, pp. 693–699.
[12] Ananth, C. V., & Vintzileos, A. M. “Chronic hypoxemia and risk of placental abruption.” The Journal of Clinical Endocrinology and Metabolism, vol. 89, no. 3, 2004, pp. 1467–1475.
[13] Williams MA, Lieberman E, Mittendorf R, et al. “Risk factors for abruptio placentae.”American Journal of Epidemiology, vol. 134, no. 9, 1991, pp. 965–972.
[14] Zhang C, Bao W, Rong Y, et al. “Genetic variants and the risk of gestational diabetes mellitus: a systematic review.”Human Reproduction Update, vol. 19, no. 4, 2013, pp. 376–390. PMID: 23690305.
[15] Toivonen S, Keski-Nisula L, Saarikoski S, et al. “Risk of placental abruption in first-degree relatives of index patients.” Clin. Genet., vol. 66, no. 3, 2004, pp. 244–246.
[16] Moore A, Enquobahrie DA, Sanchez SE, et al. “A genome-wide association study of variations in maternal cardiometabolic genes and risk of placental abruption.” International Journal of Molecular Epidemiology and Genetics, vol. 3, no. 4, 2012, pp. 305–313.
[17] Dizon-Townson D, Miller C, Sibai B, et al. “The relationship of the factor V Leiden mutation and pregnancy outcomes for mother and fetus.” Obstetrics and Gynecology, vol. 106, no. 3, 2005, pp. 517–524.
[18] Xu, C., et al. “Expression of ATP-sensitive potassium channels in human pregnant myometrium.”Reproductive Biology and Endocrinology, vol. 9, no. 1, 2011, p. 35.
[19] Chen, P-C., et al. “Syntaxin 1A regulates surface expression of β-cell ATP-sensitive potassium channels.”American Journal of Physiology-Cell Physiology, vol. 300, no. 3, 2011, pp. C506-C516.
[20] Dworacka, M., et al. “Impact of the sulfonylurea receptor 1 (SUR1) exon 16-3c/t polymorphism on acute hyperglycaemia in type 2 diabetic patients.” Diabetes Research and Clinical Practice, vol. 77, no. 2, 2007, pp. 258-262.