Anormal Aort Morfolojisi
Anormal aort morfolojisi, vücudun ana atardamarı olan aortta ve ilişkili kapakçıklarında bir dizi yapısal sapmayı kapsar. Bu durumlar, kardiyovasküler sağlığı önemli ölçüde etkileyebilir ve aort kapak stenozu, aort kökü dilatasyonu ve anevrizmalar gibi çeşitli hastalıklara yol açabilir. Bu anormalliklere katkıda bulunan genetik ve çevresel faktörleri anlamak, erken teşhis, risk değerlendirmesi ve etkili yönetim için çok önemlidir.
Arka Plan
Section titled “Arka Plan”Dolaşım sisteminin hayati bir bileşeni olan aorta, çeşitli yapısal anormallikler geliştirebilir. Örneğin, aort kapak stenozu (AS), aort kapak yaprakçıklarının kalınlaşması ve kalsifikasyonu ile karakterize olup, sol ventrikülden kan akışının tıkanmasına yol açar. Bu ilerleyici durum, 70 yaş üstü bireylerin yaklaşık %5’ini etkiler ve eğer şiddetli ve semptomatik ise, aort kapak değişimi yapılmadığında tahmini 5 yıllık sağkalım oranları %15 ila %50 arasında değişmekle birlikte, önemli bir morbidite ve mortalite riski taşır.[1] AS’nin patogenezi tam olarak anlaşılamamıştır, ancak aterosklerotik hastalıkla birçok klinik risk faktörünü paylaşır ve kalsifiye aort kapak lezyonları endotel hasarı, oksitlenmiş lipid birikimi, kronik inflamasyon ve kalsifikasyon gibi özellikler sergiler. [1]
Diğer yaygın bir anormallik, aort kapağının tipik üç yerine iki yaprakçığa sahip olduğu doğuştan bir kalp kusuru olan biküspit aort kapağıdır (BAV). BAV, AS gelişimini onlarca yıl hızlandırmasıyla bilinir. [1] Kapak sorunlarının ötesinde, aortun kendisi, ciddi aort yetmezliğine yol açabilen aort kökü dilatasyonu gibi yapısal değişikliklere uğrayabilir. [2] Dahası, aorta arter duvarındaki anormal şişlikler veya dilatasyonlar olan anevrizmalardan etkilenebilir. Bunlar intrakraniyal, abdominal (AAA) ve torasik (TAA) bölgeler dahil olmak üzere farklı yerlerde ortaya çıkabilir. [3]
Biyolojik Temel
Section titled “Biyolojik Temel”Genetik faktörler, anormal aort morfolojisine yatkınlıkta önemli bir rol oynamaktadır. Örneğin, BAV ile aortopati (aortun herhangi bir hastalığı) arasındaki ilişki iyi bilinmektedir; proksimal çıkan aort dilatasyonu sıklıkla BAV’ın neden olduğu değişmiş kan akışı paternlerinden kaynaklanır. [1] Araştırmalar, bu durumlarla ilişkili spesifik genetik varyantları tanımlamıştır. Kromozom 1p21 üzerindeki PALMD genine yakın konumda bulunan bir varyant, rs7543130 , artmış aort kökü boyutu ve ayrıca AS ile BAV için yükselmiş risk ile ilişkilendirilmiştir. [1] İlginç bir şekilde, bu varyantın aort kökü boyutu üzerindeki etkisi BAV’dan büyük ölçüde bağımsız görünmektedir, zira BAV vakaları analizden çıkarıldığında bile ilişkisi anlamlı kalmaktadır. [1] Buna karşılık, MYH6’daki bir missense varyantı BAV üzerinde güçlü bir etkiye sahipken, aort kökü boyutunu anlamlı ölçüde etkilememektedir. [1] Bu MYH6 varyantı ayrıca sendromik olmayan aort koarktasyonu, hasta sinüs sendromu ve atriyal fibrilasyon ile de ilişkilendirilmiştir. [4]
Diğer genetik lokuslar da aort morfolojisinde rol oynamaktadır. Örneğin, CFDP1’deki bir intronik varyant olan rs17696696 , aort kökü boyutu ile ilişkilendirilmiştir. [1]İntrakraniyal, abdominal ve torasik anevrizmalar dahil olmak üzere farklı anevrizma türleri arasında paylaşılan genetik risk faktörleri de bulunmaktadır.[3] FBN1 gibi genlerdeki mutasyonların, sıklıkla aort anevrizmalarıyla, özellikle torasik bölgedeki anevrizmalarla ilişkili bir bağ dokusu bozukluğu olan Marfan sendromuna neden olduğu bilinmektedir. [3] Ek olarak, TGFBR1 ve TGFBR2’deki mutasyonlar, her üç anevrizma türünü de gösteren ailelerde tanımlanmıştır.[3]Düşük yoğunluklu lipoprotein reseptör ilişkili protein 1 (LRP1)‘deki bir varyant gibi genetik varyasyonlar, abdominal aort anevrizması ile ilişkilendirilmiştir.[5] Ayrıca, LPA lokusundaki genetik varyasyon, özellikle rs10455872 , aort kapak kalsifikasyonu ve klinik kalsifik aort kapak hastalığı ile nedensel olarak ilişkilendirilmiştir; etkisi yaşam boyu artan Lp(a) seviyeleri aracılığıyla gerçekleşmektedir.[6]
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Anormal aort morfolojisi, ciddi sağlık sonuçları potansiyeli nedeniyle önemli klinik öneme sahiptir. Şiddetli aort kapak stenozu gibi durumlar, tedavi edilmezse önemli morbidite ve mortaliteye yol açabilir ve aort kapak replasmanı gibi müdahaleleri gerektirir.[1] Sık görülen bir konjenital defekt olan biküspit aort kapağı, AS’nin ilerlemesini hızlandırdığı bilinmekte olup, etkilenen bireylerde erken teşhis ve izlemenin önemini vurgulamaktadır. [1] Aort kökü dilatasyonu, aort yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir [2]; torasik aort anevrizmaları ve aort diseksiyonları ise hayatı tehdit eden acil durumları temsil eder. [7]Bu durumlara genetik yatkınlıkların belirlenmesi, geliştirilmiş tarama protokollerini, daha erken müdahaleyi ve daha kişiselleştirilmiş yönetim stratejilerini sağlayarak, potansiyel olarak hastalık seyrini değiştirebilir ve hasta sonuçlarını iyileştirebilir.
Sosyal Önem
Section titled “Sosyal Önem”Yaşlanan nüfusun önemli bir kısmını etkileyen anormal aort morfolojisinin yaygınlığı, bunun daha geniş sosyal önemini vurgulamaktadır. Örneğin, aort stenozu 70 yaş üstü bireylerin %5’ini etkilemekte ve önemli bir halk sağlığı yüküne işaret etmektedir. [1]Bu durumların altta yatan genetik mimarisini anlamak, popülasyon düzeyinde risk tabakalandırması ve önleme programlarında ilerlemelere yol açabilir. Daha yüksek genetik riske sahip bireylerin belirlenmesiyle, sağlık hizmetleri kaynakları hedefe yönelik tarama ve önleyici tedbirler için daha etkin bir şekilde tahsis edilebilir. Örneğin, farklı anevrizma tipleri arasında ortak genetik risk faktörlerinin keşfi, kardiyovasküler sağlığa bütünsel bir yaklaşıma duyulan ihtiyacın altını çizmekte, potansiyel olarak daha geniş halk sağlığı girişimlerine bilgi sağlayabilmektedir.[3]Nihayetinde, anormal aort morfolojisine ilişkin bilgiler, hastalık insidansını azaltmaya, yaşam kalitesini iyileştirmeye ve ilerlemiş kardiyovasküler hastalıkla ilişkili toplumsal ve ekonomik etkiyi azaltmaya katkıda bulunmaktadır.
Sınırlamalar
Section titled “Sınırlamalar”Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar
Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”Anormal aort morfolojisi araştırmaları, bulguların kesinliğini ve yorumlanabilirliğini etkileyen çeşitli metodolojik ve istatistiksel sınırlamalarla karşı karşıyadır. Farklı araştırmalar arasındaki fenotipik ve çalışma tasarımı heterojenliği, istatistiksel gücü azaltarak, özellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında mütevazı genetik etkileri tespit etmeyi zorlaştırabilir.[8] M-mod ekokardiyografi ile aort çapının 2 boyutlu görüntülemeye kıyasla potansiyel olarak düşük tahmin edilmesi gibi ölçüm hataları, tahminleri hiçbir ilişki olmaması şeklindeki boş hipoteze doğru saptırabilir. [8]Ayrıca, çalışmalar genellikle nadir tek nükleotid polimorfizmleri (SNP’ler) veya kötü impute edilmiş olanlarla ilişkileri değerlendirmek için sınırlı istatistiksel güce sahiptir, bu da genetik tablonun tam olarak anlaşılamamasına yol açar.[8]
Bazı kohortlardaki küçük örneklem boyutları da istatistiksel gücün azalmasına katkıda bulunarak, anlamlı ilişkileri tespit etme veya bulguları güvenle tekrarlama yeteneğini sınırlar. [9]Bu durum, yaygın kardiyovasküler hastalıklar için yapılan büyük ölçekli genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında bile pozitif ilişkileri tekrarlamada karşılaşılan zorluklarla daha da kötüleşmektedir; bu da bazı başlangıç bulgularının sağlam olmayabileceğini düşündürmektedir.[10] Bu tür sorunlar, gerçek genetik etkilerin tespitini ve tekrarlanmasını iyileştirmek için titiz fenotipleme içeren daha büyük, daha uyumlu çalışmalara duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır.
Fenotipik Heterojenite ve Genellenebilirlik
Section titled “Fenotipik Heterojenite ve Genellenebilirlik”Anormal aort morfolojisini tanımlamak ve ölçmek, özelliğin kendisi farklı etiyolojilere sahip bir dizi durumu kapsayabildiğinden önemli zorluklar teşkil etmektedir. Örneğin, çalışmalar bazen aort kapak stenozunun biküspit veya triküspit kapak zemininde mi geliştiği hakkında detaylı bilgiye sahip değildir; bu durum, farklı kapak patolojisi formlarıyla ilişkili spesifik genetik ilişkilendirmeleri gizleyebilir. [1]Kohort seçimi de yanlılıklara yol açabilir; örneğin, vakalar ağırlıklı olarak aort kapak replasmanı veya anevrizma onarımı ameliyatı geçiren hastalardan alınmışsa, çalışma popülasyonu daha şiddetli veya ileri hastalık durumlarına doğru kaymış olabilir ve bu durum, rahatsızlığın daha hafif formlarına veya erken evrelerine sahip bireylere genellenebilirliği sınırlar.[1]
Birçok genetik çalışmadaki dikkat çekici bir sınırlama, Avrupa kökenli popülasyonlara ağırlıklı olarak odaklanılmasıdır; bu durum, bulguların diğer etnik gruplara genellenebilirliğini kısıtlar. [1]Bu durum, Afrika kökenli Amerikalılar gibi popülasyonların arteriyel sertlik ve hipertansiyon dahil olmak üzere olumsuz kardiyovasküler sonuçlar için artmış risk altında olduğu bilinirken, büyük genetik çalışmalarda genellikle yeterince temsil edilmedikleri göz önüne alındığında özellikle kritik öneme sahiptir.[10]Farklı popülasyonlar arasındaki genetik mimari ve çevresel maruziyet farklılıkları, bir grupta tanımlanan varyantların başka bir grupta aynı etkiyi göstermeyebileceği veya hatta mevcut olmayabileceği anlamına gelmektedir; bu da genetik riskin tüm yelpazesini yakalamak için daha kapsayıcı araştırmalara duyulan ihtiyacın altını çizmektedir.
Açıklanamayan Kalıtım Derecesi ve Kompleks Etkileşimler
Section titled “Açıklanamayan Kalıtım Derecesi ve Kompleks Etkileşimler”Genetik araştırmalardaki ilerlemelere rağmen, anormal aort morfolojisi gibi kompleks özelliklerin kalıtım derecesinin önemli bir kısmı, tanımlanmış genetik varyantlar tarafından açıklanamamaktadır; bu durum sıklıkla “eksik kalıtım derecesi” olarak adlandırılan bir fenomendir.[10] Bu durum, büyük ölçüde yaygın genetik varyantlara dayalı olan mevcut anlayışın, bu durumların genetik mimarisini tam olarak yansıtamayabileceğini düşündürmektedir. Kompleks hastalıklar, muhtemelen birden fazla patofizyolojik süreç tarafından aracılık edilmekte ve gelişimleri genetik yatkınlıklar ile çevresel faktörler arasındaki karmaşık bir etkileşimden etkilenmektedir. [10]
Çevresel veya gen-çevre karıştırıcılarının etkisini tam olarak belirlemek ve kontrol etmek çoğu zaman zordur, ancak bu faktörler genetik riskin ifadesini önemli ölçüde modüle edebilir. Örneğin, genetik varyantlar aort genişlemesine yatkınlığı artırabilse de, yaşam tarzı, komorbiditeler ve diğer dışsal faktörler hastalığın ortaya çıkışı ve ilerlemesinde şüphesiz kritik bir rol oynamaktadır. Gelecekteki araştırmalar, kalan bu bilgi boşluklarını kapatmak ve anormal aort morfolojisinin etiyolojisi hakkında daha kapsamlı bir anlayış sağlamak için çevresel verileri daha iyi entegre etmeli ve gen-çevre etkileşimlerini keşfetmelidir.
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Aort sağlığının genetik manzarası, vasküler gelişimi, hücre dışı matris bütünlüğünü ve hücresel sinyal yollarını düzenleyen genlerin karmaşık bir etkileşimini içerir. Bunlar arasında, VSTM2B-DT ve VDR gibi genlerdeki varyantlar, bireyleri anormal aort morfolojisine yatkın hale getirmedeki potansiyel rolleri nedeniyle dikkat çekmiştir. Bu genler farklı biyolojik süreçlere katkıda bulunur, ancak birleşik etkileri, aort rahatsızlıklarının multifaktöriyel doğasına ışık tutabilir.
VSTM2B-DT geni (V-set ve transmembran alanı içeren 2B-DT), genellikle komşu geni VSTM2B bağlamında incelenen, daha az karakterize edilmiş bir gendir. Hücre adezyonu, farklılaşma ve doku gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir; bunlar aortun yapısal bütünlüğü ve doğru oluşumu için kritik süreçlerdir. rs892076 gibi bu bölgedeki varyantlar, VSTM2B-DT’nin ekspresyon seviyelerini veya fonksiyonel aktivitesini etkileyebilir, böylece arter duvarı sağlığını sürdürmede rol oynayan karmaşık biyolojik yolları etkileyebilir. [11] Bu yollardaki değişiklikler, aort duvarının zayıflamasına veya anormal yeniden şekillenmesine katkıda bulunarak, aort anevrizmaları veya diseksiyonları gibi durumlara yatkınlığı artırabilir.
VDRgeni, kritik bir sekosteroid hormonu olan D vitamininin biyolojik etkilerine aracılık eden bir nükleer reseptör olan D Vitamini Reseptörünü kodlar. D vitamini sinyalizasyonu kalsiyum ve fosfat homeostazı, kemik metabolizması ve immün regülasyon için hayati öneme sahiptir, ancak vasküler düz kas hücresi proliferasyonunu, inflamasyonu ve arteriyel sertliği modüle etmek dahil olmak üzere kardiyovasküler sağlıkta da önemli roller oynar.[12] FokI olarak da bilinen rs73111983 varyantı, VDRgeni içinde translasyon başlangıç bölgesini etkileyebilen ve farklı transkripsiyonel aktivitelere sahip iki farklı protein izoformuna yol açan yaygın bir polimorfizmdir. Bu fonksiyonel değişiklik, D vitamini sinyalizasyonunun etkinliğini değiştirebilir, potansiyel olarak vasküler tonusu, kalsifikasyonu ve genel aort yapısal bütünlüğünü etkileyerek anormal aort morfolojisi riskini etkileyebilir.[11]
Bu genetik faktörler arasındaki etkileşim, aort sağlığının temelindeki karmaşık mekanizmaları vurgulamaktadır. rs892076 gibi VSTM2B-DT varyantları aortun yapısal bileşenlerini ve gelişimsel süreçlerini doğrudan etkileyebilirken, rs73111983 gibi VDR varyantları, dolaylı ancak önemli ölçüde aort patolojisine katkıda bulunan inflamasyon ve kalsifikasyon gibi sistemik faktörleri modüle edebilir. Bu ve diğer genetik varyantların birleşik etkilerini anlamak, bir bireyin anormal aort morfolojisine yatkınlığına dair daha kapsamlı bir görünüm sunarak, daha kişiselleştirilmiş risk değerlendirmeleri ve potansiyel terapötik stratejiler için zemin hazırlar.
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs892076 | VSTM2B-DT | abnormal aortic morphology |
| rs73111983 | VDR | abnormal aortic morphology |
Sınıflandırma, Tanım ve Terminoloji
Section titled “Sınıflandırma, Tanım ve Terminoloji”Anormal Aort Morfolojisi ve Subklinik Aterosklerozun Tanımlanması
Section titled “Anormal Aort Morfolojisi ve Subklinik Aterosklerozun Tanımlanması”Anormal aort morfolojisi, kalpten vücudun geri kalanına oksijenli kan taşımaktan sorumlu ana bir arter olan aortun tipik yapısından sapmaları ifade eder. Kardiyovasküler sağlık bağlamında, bu morfolojik anormallikler genellikle, klinik semptomlar belirginleşmeden önce ortaya çıkan, plak birikimi nedeniyle arterlerin sertleşmesi ve daralmasıyla karakterize bir hastalık olan subklinik aterosklerozun belirtileri olarak kavramsallaştırılır.[13]Bu özellik için, özellikle araştırma ortamlarında, önemli bir operasyonel tanım, abdominal aort duvarları içinde kalsiyum birikintilerini gösteren abdominal aort kalsifikasyonunun (AAC) varlığıdır. Bu spesifik anormallik türü, ana arter bölgelerindeki koroner arter kalsifikasyonu (CAC) ve intima medya kalınlığı (IMT) gibi diğer belirteçlerle birlikte, sistemik aterosklerotik yükün ölçülebilir bir göstergesi olarak hizmet eder.[13]
Terminoloji ve Tanısal Ölçüm
Section titled “Terminoloji ve Tanısal Ölçüm”Subklinik bir bağlamda anormal aort morfolojisini tanımlamayla ilişkili birincil terminoloji, abdominal aort kalsifikasyonuna (AAC) odaklanmaktadır. Bu terim, arter duvarı patolojisinin somut bir belirteci olan abdominal aorttaki mineral birikimini kesin olarak tanımlar. AAC için tanısal ve ölçüm yaklaşımı, sıklıkla çok dedektörlü Bilgisayarlı Tomografi (MDCT) kullanır. [13]MDCT, aort duvarındaki kalsifiye plakların detaylı görselleştirilmesine ve niceliksel değerlendirmesine olanak tanıyarak, bu anormalliklerin boyut ve dağılımının kesin bir değerlendirmesini sağlar. Bu görüntüleme modalitesi, özelliği değerlendirmek için non-invaziv bir yöntem sunarak, subklinik aterosklerozlu bireyleri tanımlamak için bir araştırma kriteri oluşturur.[13]
Sınıflandırma ve Klinik Önem
Section titled “Sınıflandırma ve Klinik Önem”Anormal aort morfolojisinin, özellikle AAC değerlendirilmesi yoluyla tanımlanması, bireylerin aterosklerotik yüklerine göre sınıflandırılmasına katkıda bulunur. “Subklinik ateroskleroz” terimi, başlı başına bir sınıflandırmayı ifade eder; hastalık belirtileri gösteren ancak belirgin semptomlar yaşamayan bireyleri, klinik olarak belirgin kardiyovasküler hastalığı olanlardan ayırarak kategorize eder. AAC için spesifik şiddet dereceleri burada detaylandırılmamış olsa da, MDCT aracılığıyla kalsifikasyonun varlığı ve kantifikasyonu, hastalık ilerlemesini değerlendirmek için doğası gereği boyutsal bir yaklaşıma olanak tanır ve daha yüksek skorlar tipik olarak daha yaygın hastalığı gösterir. Bu bulgular önemlidir, çünkü geleneksel klinik göstergelerin yokluğunda bile gelecekteki kardiyovasküler olaylar için artmış risk taşıyan bireyleri öne çıkarır.[13]
Belirtiler ve Semptomlar
Section titled “Belirtiler ve Semptomlar”Klinik Belirtiler ve İlişkili Durumlar
Section titled “Klinik Belirtiler ve İlişkili Durumlar”Anormal aort morfolojisi, doğumsal anomalilerden edinilmiş dejeneratif hastalıklara kadar uzanan, klinik görünümleri önemli ölçüde farklılık gösteren geniş bir durum yelpazesini kapsar. Birçok formu uzun süre asemptomatik kalabilir ve başka durumlar için yapılan görüntüleme sırasında tesadüfen keşfedilir.[3] Örneğin, doğumsal bir daralma olan aort koarktasyonu, yaşa bağlı olarak farklı şekillerde ortaya çıkabilir ve potansiyel olarak kan akışının azalması veya hipertansiyonla ilişkili semptomlarla kendini gösterebilir. [4] Abdominal aort anevrizmaları (AAA) ve torasik aort anevrizmaları (TAA) dahil olmak üzere aort anevrizmaları genellikle sessizdir, ancak teşhis edilmez ve tedavi edilmezse diseksiyon gibi ciddi komplikasyon riski taşır. [3]
Aort kapak stenozu (AS) veya biküspit aort kapağı (BAV) gibi aort kapağını etkileyen durumlar, ilerleyici obstrüksiyona veya değişmiş hemodinamiye yol açabilir ve hastalık ilerledikçe sonunda göğüs ağrısı, nefes darlığı veya senkop gibi semptomlara neden olabilir.[1] Spesifik bir morfolojik anormallik olan aort kökü dilatasyonu, izole, şiddetli aort yetmezliğinin bir nedeni olarak tanınır ve bu durum daha sonra sol ventrikül hipertrofisi ve fonksiyonunu etkileyebilir. [10]Bu çeşitli aort patolojilerinin varlığı, ciddi kardiyovasküler morbidite ve mortalite potansiyelleri nedeniyle erken teşhis ve izlemenin önemini vurgulamaktadır.
Tanısal Değerlendirme ve Ölçüm Yaklaşımları
Section titled “Tanısal Değerlendirme ve Ölçüm Yaklaşımları”Anormal aort morfolojisinin objektif değerlendirmesi, esas olarak detaylı anatomik ve fonksiyonel bilgi sağlayan gelişmiş görüntüleme tekniklerine dayanır. Ekokardiyografi, aort kökü boyutu ve kapak morfolojisini değerlendirmek için temel bir tanı aracı olarak hizmet eder; biküspit aort kapağı (BAV), aort stenozu ve aort yetmezliği gibi durumların belirlenmesinde kritik bir rol oynar. [1]Bu invaziv olmayan yöntem, hassas ölçümlere ve hastalık ilerlemesinin zaman içindeki seri takibine olanak tanır.
Bilgisayarlı tomografi (BT) taramaları, karın aort kalsifikasyonu (AAC) ve koroner arter kalsifikasyonu (CAC) dahil olmak üzere aort kalsifikasyonunun görüntülenmesi ve niceliksel olarak belirlenmesi için yaygın olarak kullanılır; bunlar subklinik aterosklerozun önemli göstergeleridir.[13] BT ayrıca, aort çapı ve şeklinin doğru ölçümlerini sağlayarak, karın, torasik ve intrakraniyal anevrizmalar gibi çeşitli aort anevrizmalarının ve aort diseksiyonlarının tanı ve takibi için kapsamlı bir görünüm sunar. [9] Bu görüntüleme modaliteleri, sıklıkla kan basıncı gibi faktörler için kovaryat ayarlaması ile tamamlanarak, aort hastalığının boyutunu karakterize etmek ve klinik yönetim stratejilerine rehberlik etmek için esastır. [13]
Genetik Etkiler ve Fenotipik Heterojenite
Section titled “Genetik Etkiler ve Fenotipik Heterojenite”Anormal aort morfolojisi, bireyler arası önemli bir varyasyon ve fenotipik çeşitlilik sergiler ve sıklıkla altta yatan genetik faktörlerden etkilenir. Yaygın bir konjenital kalp defekti olan biküspit aort kapağı (BAV), güçlü bir genetik bileşen gösterir ve genellikle aort dilatasyonu ile ilişkilidir.[14] Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), aort kökü boyutu ve kalsifik aort kapak stenozu gibi önemli aort özellikleriyle ilişkili spesifik genetik lokusları başarıyla tanımlamış, böylece bu durumların kalıtsal doğasını vurgulamıştır. [1]
Değişkenlik, yaşa bağlı değişikliklerde ve cinsiyet farklılıklarında da belirgindir; abdominal aort anevrizmaları gibi belirli fenotipler için farklı genetik risk varyantları tanımlanmıştır. [9] MYH6 genindeki bir yanlış anlamlı varyant gibi spesifik genetik mutasyonlar, BAV üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilirken, aort kökü boyutu üzerindeki etkileri minimal olabilir, bu da karmaşık genotip-fenotip korelasyonlarına işaret etmektedir. [1]Bu genetik heterojenite, farklı anevrizma tipleri —intrakraniyal, abdominal ve torasik— arasında ortak genetik risk faktörlerinin bulunabileceğini, ancak bunların klinik ekspresyonu ve penetransının bireyler ve aileler arasında önemli ölçüde değişebileceğini daha da ortaya koymaktadır.[3]
Anormal Aort Morfolojisi Nedenleri
Section titled “Anormal Aort Morfolojisi Nedenleri”Anormal aort morfolojisi; aort dilatasyonu, anevrizmalar ve valvüler stenoz gibi durumları kapsayan, genetik yatkınlıklar ve edinsel faktörlerin karmaşık bir etkileşiminden kaynaklanır. Bu nedensel unsurlar, aortun yapısal bütünlüğünü ve işlevini bozarak, boyutunda, şeklinde ve mekanik özelliklerinde ilerleyici değişikliklere yol açar.
Genetik Yatkınlık ve Konjenital Anormallikler
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Konjenital Anormallikler”Genetik faktörler, nadir Mendeliyen hastalıklardan yaygın poligenik risklere kadar, bir bireyin anormal aort morfolojisine yatkınlığını belirlemede temel bir rol oynamaktadır. NOTCH1 gibi tek genlerdeki mutasyonların aort kapak hastalığına neden olduğu bilinmekte olup, bu durum bazı vakalarda güçlü bir kalıtsal bileşeni işaret etmektedir. [15] Kalsifik aort kapak stenozunun ailevi kümelenmesi, bu durumların kalıtsal niteliğini daha da vurgulamaktadır. [16] Yaygın genetik varyantlar da önemli katkı sağlamaktadır; örneğin, PALMD yakınındaki bir varyant, rs7543130 , hem biküspit aort kapağı (BAV) hem de artmış aort kökü boyutu ile ilişkilidir ve aort kökü boyutu üzerindeki etkisi yalnızca BAV’ın bir sonucu değildir. [1] CFDP1’e intronik olan başka bir varyant, rs17696696 , aort kökü boyutuyla da ilişkilendirilmiştir. [1]
Biküspit aort kapağının kendisi, güçlü bir genetik bileşeni olan konjenital bir anormalliktir [14] ve varlığının aortopati ile ilişkili olduğu iyi bilinmektedir; burada BAV’a ikincil kan akışındaki değişikliklerin proksimal asendan aort dilatasyonuna katkıda bulunduğu düşünülmektedir. [1] Spesifik gen mutasyonlarının ötesinde, poligenik risk olarak bilinen birden fazla yaygın genetik varyantın kolektif etkisi, torasik, abdominal ve intrakraniyal tipler dahil olmak üzere çeşitli aort anevrizmalarının gelişimine katkıda bulunmaktadır. [1] Örneğin, LRP1’deki bir varyant abdominal aort anevrizması ile ilişkilendirilmiştir.[5] APOE gibi genlerdeki genetik polimorfizmler de, aort sağlığını etkileyen lipid metabolizması yollarını etkileyerek kalsifik kapak hastalığıyla ilişkilendirilmiştir. [17]
Moleküler Yollar ve Bağ Dokusu Yeniden Şekillenmesi
Section titled “Moleküler Yollar ve Bağ Dokusu Yeniden Şekillenmesi”Aortun yapısal bütünlüğü ve mekanik özellikleri karmaşık bir hücre dışı matris tarafından sürdürülür ve onun yeniden şekillenmesini yöneten moleküler yollardaki bozukluklar anormal morfolojiye yol açabilir. Arteriyel sertliği ve yeniden şekillenmeyi düzenlemede rol oynayan genler, örneğin anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) ve anjiyotensin II tip 1 reseptörü (AT1R) genleri, aort sertliğini etkileyen polimorfizmlere sahiptir. [11] Benzer şekilde, beta-adrenerjik reseptör genleri ve endotelingenlerindeki varyantlar arteriyel sertlik ve aort yapısıyla ilişkilidir.[18] Matriks metalloproteinaz-3 (MMP-3) genotipi, yaşa bağlı aort sertleşmesini etkileyen gen ve protein ekspresyonunu modüle ederek başka önemli bir etkendir. [19]
Sertliğin ötesinde, belirli genetik lokuslar aort kök çapıyla ilişkilendirilmiştir; bunlar arasında CCDC100, HMGA2 ve PDE3A yakınındaki SNP’ler bulunmaktadır ve bunların hepsi aort dokusunda eksprese edilir. [8] CCDC100’ün kardiyak veya vasküler dokudaki kesin işlevi belirsizliğini korurken, HMGA2 transkripsiyonel bir düzenleyici faktörü kodlar ve aort gelişimi veya bakımı için kritik olan gen ekspresyonunda bir rol oynadığını düşündürmektedir. [8] Bu moleküler yollar, aortun fiziksel özellikleri üzerindeki karmaşık genetik kontrolü ve zamanla anormal morfolojiye yol açabilecek yeniden şekillenme süreçlerine olan yatkınlığını vurgulamaktadır.
Sistemik Risk Faktörleri ve Gen-Çevre Etkileşimleri
Section titled “Sistemik Risk Faktörleri ve Gen-Çevre Etkileşimleri”Anormal aort morfolojisi, bir bireyin genetik arka planıyla etkileşime girebilen sistemik durumlar ve yaşa bağlı değişikliklerden sıklıkla etkilenir. Hipertansiyon, artmış aort sertliğine katkıda bulunan ve aort sağlığı çalışmalarında bir kovaryat olarak yer alabilen iyi bilinen bir risk faktörüdür.[20] Yaşın kendisi, aort sertleşmesinin birincil itici gücüdür ve lipoproteinler gibi diğer faktörlerle etkileşimi, aort kapak kalsifikasyonunu öngörebilir. [19] Lipid metabolizması ayrıca kritik bir rol oynar; örneğin, LPA lokusundaki (rs10455872 ) genetik varyasyon, aort kapak kalsifikasyonu ve klinik aort stenozu ile güçlü bir şekilde ilişkilidir; yüksek Lp(a) seviyeleri bu durumların artan prevalansı ile nedensel olarak bağlantılıdır.[6]
Dahası, belirli genetik yatkınlıklar fizyolojik durumlar veya çevresel etkilerle etkileşime girebilir. Örneğin, bir Oestrogen receptor alpha gen polimorfizmi, menopoz sonrası kadınlarda aort kapak sklerozu ile ilişkilidir ve belirli yaşam evrelerinde aort sağlığı üzerinde cinsiyete özgü genetik bir etkiyi işaret etmektedir. [21] Benzer şekilde, vitamin D receptor genotipinin bireyleri kalsifik aort kapak stenozunun gelişimine yatkın hale getirdiği gösterilmiştir. [12]Genetik çalışmalar genellikle hipertansiyon gibi risk faktörlerini ayarlarken, tanımlanmış genetik varyantların diğer yerleşik risk faktörlerinden bağımsızlığını değerlendirmek için bazen keşifsel analizler yapılır; bu da izole etkilerden ziyade karmaşık bir etkileşimi düşündürmektedir.[5]
Biyolojik Arka Plan
Section titled “Biyolojik Arka Plan”Aort Bütünlüğünde Genetik Temel ve Moleküler Sinyalleşme
Section titled “Aort Bütünlüğünde Genetik Temel ve Moleküler Sinyalleşme”Anormal aort morfolojisi sıklıkla, aortun yapısal bütünlüğünü ve düzenleyici mekanizmalarını etkileyen altyatan genetik yatkınlıklardan kaynaklanır.FBN1 gibi genlerdeki mutasyonların, torasik aort anevrizmalarıyla sıklıkla ilişkili bir durum olan Marfan sendromuna (TAA) yol açtığı bilinmektedir. [3] FBN1, aort duvarı dahil olmak üzere bağ dokularına esneklik ve güç sağlayan, ekstraselüler matrisin kritik bir bileşeni olan fibrillin-1’i kodlar. Fibrillin-1’deki bozukluklar, aortun yapısal bütünlüğünü bozarak dilatasyonuna ve anevrizma oluşumuna yol açabilir. Ayrıca, transforme edici büyüme faktörü-beta reseptörlerini kodlayanTGFBR1 ve TGFBR2genlerindeki mutasyonlar, intrakraniyal, abdominal ve torasik anevrizmalar dahil olmak üzere çeşitli anevrizma tipleriyle başvuran ailelerde tanımlanmıştır.[3] Bu reseptörler, hücre büyümesini, farklılaşmasını ve ekstraselüler matrisin sentezini ve yıkımını düzenleyen hücresel sinyal yollarında hayati bir rol oynar ve doğru işlevleri aort duvarı homeostazını sürdürmek için kritik öneme sahiptir.
Spesifik gen mutasyonlarının ötesinde, daha geniş genetik risk faktörleri anormal aort morfolojisine katkıda bulunarak karmaşık düzenleyici ağların varlığını gösterir. 9p21.1 bölgesi gibi ortak genetik lokuslar, hem intrakraniyal hem de abdominal aort anevrizmalarıyla ilişkilendirilmiş olup, vasküler sağlığı etkileyen ortak altyatan moleküler yolları düşündürmektedir. [3] Bu genetik faktörler, aort duvarı içindeki gen ekspresyonu paternlerini ve hücresel işlevleri etkileyebilir, bu da bireyleri potansiyel olarak damar zayıflığına ve yapısal değişikliklere yatkın hale getirebilir. Aort kapak stenozu gibi durumlarla ilişkili yeni genetik lokusların tanımlanması, çeşitli aort anormalliklerine katkıda bulunan genetik çeşitliliği de vurgulamaktadır. [1] Bu genetik ve moleküler temelleri anlamak, anormal aort morfolojisine yol açan karmaşık biyolojik mekanizmaları aydınlatmak için kritik öneme sahiptir.
Aort Remodelajının Patofizyolojik Mekanizmaları
Section titled “Aort Remodelajının Patofizyolojik Mekanizmaları”Anormal aort morfolojisinin gelişimi, anormalliğin spesifik konumuna ve tipine bağlı olarak değişen belirgin patofizyolojik süreçleri içerir. Örneğin, anevrizmalar farklı şekillerde ortaya çıkar; intrakraniyal anevrizmalar (IA) tipik olarak sakkülerdir, abdominal aort anevrizmaları (AAA) ve torasik aort anevrizmaları (TAA) ise daha çok fuziformdur. [3]Bu yapısal farklılıklar, altyatan hastalık mekanizmalarındaki varyasyonları ve her arteriyel konumdaki spesifik doku yanıtlarını yansıtır. Plak birikimi ile karakterize kronik inflamatuar bir hastalık olan ateroskleroz, AAA patogenezinde açık ve önemli bir rol oynar, damar duvarı dejenerasyonuna ve dilatasyonuna katkıda bulunur.[3]Buna karşılık, ateroskleroz, IA ve TAA gelişiminde daha az belirgindir; bu durumlar genellikle bağ dokusu bozuklukları veya genetik yatkınlıklar gibi farklı mekanizmaları içerir.
Gelişimsel süreçler, aortun başlangıçtaki yapısını ve sonraki yeniden şekillenmesini etkileyerek, anormal aort morfolojisine de katkıda bulunabilir. Ekstraselüler matris döngüsündeki dengesizlikler veya kronik inflamasyon gibi homeostatik bozukluklar, bu patolojik değişiklikleri başlatabilir ve ilerletebilir. Anormal morfolojinin bazı formları doğumdan itibaren mevcut olabilirken, diğerleri genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin birleşimi nedeniyle zamanla gelişir. Damar duvarı yapısı, IA, AAA ve TAA’nın meydana geldiği konumlar arasında önemli ölçüde farklılık gösterir ve bu durum onların benzersiz patofizyolojilerini etkiler. [3] Vücuttaki kompansatuar yanıtlar bu bozuklukları engellemeye çalışabilir, ancak genellikle aort duvarının ilerleyici zayıflamasını ve dilatasyonunu önleyemez ve nihayetinde anormal morfolojinin klinik belirtilerine yol açar.
Doku Düzeyindeki Etkileşimler ve Sistemik Sonuçlar
Section titled “Doku Düzeyindeki Etkileşimler ve Sistemik Sonuçlar”Anormal aort morfolojisi sadece lokalize bir kusur olmakla kalmaz, aynı zamanda sıklıkla karmaşık doku etkileşimlerini içerir ve sistemik sonuçlara yol açabilir. Vücudun ana arteri olan aort, sürekli hemodinamik kuvvetlere maruz kalır ve herhangi bir yapısal bozulma, vücut boyunca kan akışını ve organ perfüzyonunu etkileyebilir. Düz kas hücreleri, endotel hücreleri ve hücre dışı matris katmanlarından oluşan damar duvarı, bütünlüğünü ve işlevini sürdürmek için karmaşık iletişim ve sinyal yollarına dayanır. Bu etkileşimler, örneğin yapısal proteinlerdeki veya sinyal moleküllerindeki mutasyonlarla bozulduğunda, doku maldaaptif yeniden şekillenmeye uğrayarak aort dilatasyonu veya kalsifikasyonu gibi durumlara yol açabilir.[13] Bu değişiklikler lokalize anormallikler olarak ortaya çıkabilir, ancak aynı zamanda vasküler sistem içinde daha geniş bir hassasiyeti de gösterebilir.
AAA ve TAA gibi farklı anevrizma türlerinin ve daha az ölçüde IA ve aort anevrizmalarının birlikte görülmesi, bireyleri vasküler hastalığa yatkın hale getiren ortak altta yatan genetik veya sistemik faktörlere işaret etmektedir.[3]Bu durum, yerel çevresel faktörler ve hemodinamik streslerin rol oynadığını gösterse de, farklı arter bölgelerinde duyarlılığı artıran sistemik biyolojik süreçlerin olabileceğini düşündürmektedir. Bu kadar yaygın bir duyarlılık, hücresel işlevler ve hücre dışı matris dinamikleri dahil olmak üzere doku düzeyindeki biyolojinin, aort ve diğer ana arterlerin genel sağlığına ve morfolojisine nasıl katkıda bulunduğuna dair kapsamlı bir anlayışın önemini vurgulamaktadır. Bu durumların sistemik doğası, anormalliğin doğrudan bulunduğu yerin ötesinde daha geniş kardiyovasküler etkiler potansiyelini ortaya koymaktadır.
Yolaklar ve Mekanizmalar
Section titled “Yolaklar ve Mekanizmalar”Aort Gelişiminin Transkripsiyonel ve Epigenetik Kontrolü
Section titled “Aort Gelişiminin Transkripsiyonel ve Epigenetik Kontrolü”Aort gelişiminin ve sürdürülmesinin karmaşık süreci, genetik ve epigenetik düzenleyici mekanizmalardan derinden etkilenir. ELF1, ETS2, RUNX1 ve STAT5gibi temel transkripsiyon faktörleri, abdominal aort anevrizması (AAA) dokusunda farklı ifade göstererek, aşağı akış gen ifadesinin düzenlenmesi yoluyla hastalık patogenezinde rol oynadıklarını düşündürmektedir.[9] Benzer şekilde, yüksek hareketlilik grubu AT-hook 2 proteini olan HMGA2, transkripsiyonel bir düzenleyici faktör olarak işlev görür ve aort kökü çapı ile ilişkilidir, bu da aort boyutlarını şekillendirmedeki rolünü göstermektedir. [8] 3’-BCL11B gen çölü gibi bölgelerdeki genetik varyantlar, karotid-femoral nabız dalga hızı ile ilişkilidir ve arteriyel sertliği etkiler; NuRD kompleksi ile ilişkili bir protein olan CTIP2 ise p57KIP2 gibi genlerin promotörünü düzenleyerek vasküler sağlıkta hiyerarşik gen düzenlemesini daha da örneklendirir. [20]
Doğrudan transkripsiyonel aktivasyonun ötesinde, epigenetik modifikasyonlar aort dokularında gen ifadesini modüle etmede kritik bir rol oynar. Aort kapak stenozunu analiz eden çalışmalar, spesifik histon işaretleri, DNAse erişilebilirliği ve aktif veya hazır promotörlerin konfigürasyonu ile ilişkiler tanımlamıştır. [1] Heterokromatin ve Polycomb grubu baskılanmış durumlar dahil bu düzenleyici elemanlar, kromatin yapısını ve transkripsiyon için gen erişilebilirliğini etkileyerek, aort içindeki hücresel fenotipleri ve yanıtları belirler. [1] Hi-Canalizleri gibi genomik verilerin entegrasyonu, aort dokusundaki güçlendiriciler ve genler arasındaki yapısal etkileşimlere dair içgörüler sağlayarak, aort morfolojisinin ortaya çıkan özelliklerine ve hastalık yatkınlığına katkıda bulunan karmaşık ağ etkileşimlerini ortaya çıkarır.[1]
Hücre İçi Sinyal İletim Dizileri ve Vasküler Hücre Homeostazı
Section titled “Hücre İçi Sinyal İletim Dizileri ve Vasküler Hücre Homeostazı”Anormal aort morfolojisi genellikle vasküler hücre fonksiyonunu yöneten kritik hücre içi sinyal yollarındaki düzensizlikten kaynaklanır.PI3K-Akt sinyal yolu, vasküler endotelde endotel hücre proliferasyonunu, sağkalımını, migrasyonunu ve nitrik oksit üretimini etkileyerek çok önemli bir rol oynar. [22] Aksine, JNK yolunun abdominal aort anevrizmasının patogenezinde rol oynadığı gösterilmiştir ve patolojik yeniden yapılanmadaki rolünü vurgular. [22] Dahası, DAB2IP, anjiyogenezin kritik bir regülatörü olan VEGFR2 aracılı sinyallemenin endojen bir inhibitörü olarak görev yapar; bu da vasküler homeostazı sürdüren ancak hastalıkta düzensizleşebilen karmaşık geri bildirim döngülerini gösterir. [22]
Reseptör aracılı sinyalizasyon da aort yapısını ve fonksiyonunu önemli ölçüde etkiler. Anjiyotensin dönüştürücü enzim ve anjiyotensin II tip 1 reseptörü ile ilişkili genlerdeki varyantların yanı sıra beta-adrenerjik reseptör genleri ve endotelin gen varyantları, aort sertliği ile ilişkilendirilmiştir.[20]Bu reseptör aktivasyonları, vasküler düz kas hücre tonusunu, proliferasyonunu ve hücre dışı matris sentezini modüle eden hücre içi sinyal iletim dizilerini tetikler, böylece arter duvarı özelliklerini etkiler.[20]Telomeraz revers transkriptaz tarafından etkilenen telomeraz aktivitesi, önemli bir translasyon sonrası düzenleyici mekanizmayı temsil eder; hipertansif sıçanların aortasındaki yukarı regülasyonu ve vasküler düz kas hücre proliferasyonu ve apoptozundaki rolü, vasküler yeniden yapılanmadaki kritik rolünü ve terapötik bir hedef olarak potansiyelini vurgular.[8]
Ekstraselüler Matris Yeniden Şekillenmesi ve Aort Biyomekaniği
Section titled “Ekstraselüler Matris Yeniden Şekillenmesi ve Aort Biyomekaniği”Aortanın yapısal bütünlüğü ve mekanik özellikleri, ekstraselüler matris sentezi ve yıkımının dinamik bir dengesi aracılığıyla korunur; bu süreç, anormal aort morfolojisinde sıklıkla bozulur. Örneğin, matris metalloproteinaz-3’ün genotipi, gen ve protein ekspresyonunu modüle ederek yaşa bağlı aort sertleşmesine katkıda bulunur ve aort duvarının bileşimini ve organizasyonunu doğrudan etkiler. [20] Bu enzimatik aktivite, vasküler doku içindeki katabolizma ve yeniden yapılanmanın kritik bir bileşenidir ve matris bileşenlerinin akış kontrolünü etkiler. LRP1(düşük yoğunluklu lipoprotein reseptör ilişkili protein 1) gibi genlerdeki genetik varyantlar, abdominal aort anevrizması ile ilişkilendirilmiş olup, lipid metabolizmasında veya matris bütünlüğünü etkileyen hücresel sinyalizasyonda bir rol oynadığını düşündürmektedir.[5]
Diğer bazı genetik lokuslar, aort çapı ve kalsifik aort kapak stenozu ile ilişkilidir ve aort biyomekaniğini sürdürmedeki rollerini yansıtmaktadır. GOSR2, CACNA1C, CFDP1, PALMD, KCNRG, FGGY, TMEM16A, SMG6, CCDC100 ve PDE3Agibi genler, aort çapı, kan basıncı, miyokard enfarktüsü ve koroner arter hastalığı ile ilişkilidir ve vasküler sağlık üzerindeki sistemik etkilerini göstermektedir.[8] Özellikle, PALMD kalsifik aort kapak stenozu için bir duyarlılık geni olarak tanımlanmıştır ve metabolik regülasyon ile biyosentez yollarının patolojik kalsifikasyon ve değişmiş doku mekaniğine nasıl katkıda bulunduğunu göstermektedir. [23] Bu genler, aort sertliği ve esnekliğinin ortaya çıkan özelliklerini belirleyen karmaşık ağ etkileşimlerini toplu olarak vurgulamaktadır.
Aort Hastalığında Enflamasyon, İmmünite ve Hücresel Yaşlanma
Section titled “Aort Hastalığında Enflamasyon, İmmünite ve Hücresel Yaşlanma”Aort patolojileri, özellikle anevrizmalar ve kapak kalsifikasyonu, önemli enflamatuar ve immünolojik bileşenlere sahip olduğu giderek daha fazla kabul edilmektedir. Aort anevrizmaları, düzensiz immün yanıtların kronik enflamasyona ve doku bozulmasına katkıda bulunduğu, güçlü bir genetik yatkınlığa sahip bir immün hastalık olarak karakterize edilir.[9] Kalsifik aort kapak stenozunda, IL6 (interlökin-6), ALPL (alkalen fosfataz) ve NAV1gibi yatkınlık genleri tanımlanmış olup, hastalık sürecinde enflamatuar sitokinlerin ve enzimlerin rol oynadığını göstermektedir.[23] IL6 enflamatuar sinyalizasyonda merkezi bir rol oynarken, ALPLkemik mineralizasyonu ve fosfat metabolizmasında yer alarak, aort kapağı içindeki patolojik kalsifikasyona katkıda bulunan metabolik bir yolak düzensizliğini düşündürmektedir.[23]
Enflamasyon, immünite ve hücresel yaşlanma arasındaki etkileşim, aort hastalıklarının ilerleyici doğasına katkıda bulunur. Kronik enflamasyon, doku hasarını ve yeniden şekillenmesini sürdüren geri bildirim döngülerini tetikleyerek, arteriyel duvar bileşenlerinin bozulmasına yol açabilir. Dahası, vasküler düz kas hücresi proliferasyonu ve apoptozunu etkileyen telomeraz aktivitesi, vasküler yeniden şekillenmede ve hücresel yaşlanmada rol oynayarak, kalıcı enflamasyon ve doku onarımı bağlamında kritik bir düzenleyici mekanizmayı temsil etmektedir.[8] Bu entegre sistem düzeyindeki etkileşimleri anlamak, anormal aort morfolojisinin karmaşık patofizyolojisine dair içgörüler sağlamakta ve müdahale için potansiyel terapötik hedefleri belirlemektedir.
Klinik Önemi
Section titled “Klinik Önemi”Genetik Yatkınlık ve Erken Risk Belirleme
Section titled “Genetik Yatkınlık ve Erken Risk Belirleme”Aort kapak stenozu (AS), biküspit aort kapağı (BAV) ve çeşitli anevrizmalar gibi durumları kapsayan anormal aort morfolojisi, erken risk belirleme ve kişiselleştirilmiş tıp stratejilerinin geliştirilmesi için hayati öneme sahip önemli bir genetik bileşene sahiptir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), bu durumlarla ilişkili spesifik genetik belirteçler tanımlamıştır. Örneğin,PALMD yakınındaki rs7543130 varyantı, AS, BAV ve artmış aort kökü boyutu ile ilişkilendirilmiştir. [1] MYH6’daki bir misens varyantı BAV ile güçlü bir şekilde ilişkili olsa da, aort kökü boyutu üzerindeki etkisi farklı görünmektedir. [1] Özellikle, MYH6 non-sendromik aort koarktasyonunda da rol oynamıştır [4], bu da genin aort gelişimindeki daha geniş rolünün altını çizmektedir.
Genetik temeller, intrakraniyal, abdominal ve torasik anevrizmalar dahil olmak üzere farklı aort patolojileri arasında paylaşılan genetik risk faktörlerini gösteren kanıtlarla izole durumların ötesine uzanmaktadır. [1]Bu paylaşılan genetik mimari, hastalık gelişimindeki ortak yolları işaret etmekte ve kapsamlı genetik tarama stratejileri için potansiyel sunmaktadır. Bu genetik yatkınlıklara sahip bireylerin belirlenmesi, proaktif izleme ve hedefe yönelik önleyici tedbirlere olanak tanıyarak, riskin bireyin benzersiz genetik profiline göre tabakalandığı kişiselleştirilmiş bir tıp yaklaşımını teşvik etmektedir.[13] BAV ve aort dilatasyonunun genetik bileşeni üzerine yapılan ekzom çapında ilişkilendirme çalışmaları da dahil olmak üzere daha fazla araştırma [24], belirgin klinik belirtiler ortaya çıkmadan önce yüksek riskli bireyleri belirlemede genetik içgörülerin faydasını artırmaya devam etmektedir.
Prognostik Göstergeler ve Hastalık Progresyonu
Section titled “Prognostik Göstergeler ve Hastalık Progresyonu”Anormal aort morfolojisi, çeşitli kardiyovasküler sonuçlar için kritik bir prognostik gösterge görevi görür; hastalık progresyonunun ve hasta sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkilerin tahminlerine rehberlik eder. Örneğin, aort kapak stenozu, önemli morbidite ve mortaliteye sahip ilerleyici bir durumdur; semptomatik şiddetli AS, aort kapak replasmanı olmaksızın tahmini %15-50’lik bir 5 yıllık sağkalım oranına sahiptir.[1] Biküspit aort kapağının (BAV) varlığı, AS gelişimini onlarca yıl önemli ölçüde hızlandırır [1]; bu da hastalık seyrini anlamak ve yönetmek için erken teşhisini hayati kılar. Kapak sorunlarının ötesinde, aort nabız dalga hızıyla sıkça değerlendirilen arteriyel sertlik, tüm nedenlere bağlı ve kardiyovasküler mortaliteyi, ayrıca koroner kalp hastalığı ve inme riskini bağımsız olarak öngörür.[20]
Abdominal aort kalsifikasyonu (AAC) ve karotis arter intima-medya kalınlığı (IMT) dahil olmak üzere başlıca arteriyel bölgelerdeki subklinik ateroskleroz, gelecekteki vasküler morbidite ve mortalitenin güçlü öngörücüleridir.[13] Özellikle, abdominal aort kalsifikasyon birikintileri vasküler morbidite ve mortalitenin önemli bir öngörücüsüyken, artmış karotis IMT miyokard enfarktüsü ve inme için bilinen bir risk faktörüdür. [13]Çeşitli görüntüleme ve fizyolojik ölçümlerle tanımlanabilen bu morfolojik anormallikler, bir hastanın kardiyovasküler risk profiline değerli bilgiler sunar. Bu durum, klinisyenlerin olumsuz uzun vadeli sonuçları hafifletmek amacıyla uygun izleme stratejilerini ve erken müdahaleleri uygulamasına olanak tanır.[20]
Birbiriyle İlişkili Vasküler Patolojiler ve Terapötik Rehberlik
Section titled “Birbiriyle İlişkili Vasküler Patolojiler ve Terapötik Rehberlik”Anormal aort morfolojisinin klinik önemi, diğer kardiyovasküler durumlarla güçlü ilişkilerine kadar uzanır; bu ilişkiler, kapsamlı tanısal ve terapötik stratejiler gerektiren örtüşen fenotipler oluşturur. Aort kapak stenozu, aterosklerotik hastalıkla birçok klinik risk faktörünü paylaşır ve lezyonların kendileri, başlangıç endotel hasarı, oksitlenmiş lipid birikimi, kronik inflamasyon ve kalsifikasyon dahil olmak üzere aterosklerozun karakteristik özelliklerini sergiler.[1] BAV ile aortopati arasındaki ilişki de iyi bilinmektedir; proksimal çıkan aort dilatasyonu sıklıkla biküspit kapağa bağlı değişmiş akış dinamiklerinden kaynaklanır. [1] Bu karşılıklı bağlantılar, aort anormallikleri ile başvuran hastalarda tüm vasküler sistemin değerlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Tanısal fayda, bu ilişkilerin farkına varılmasıyla artar ve ilgili durumlar için daha hedefe yönelik tarama yapılmasını sağlar. Örneğin, PALMD yakınındaki rs7543130 gibi genetik varyantlar, sadece AS ve BAV ile değil, aynı zamanda artmış aort kökü boyutuyla da ilişkilidir [1]; bu da kapak ve aort duvarı patolojileri arasında genetik bir bağlantı sağlar. Subklinik ateroskleroz içinFGF1 yakınındaki SNP’ler AAC için veya ADRB2koroner arter kalsifikasyonu için gibi genetik risk faktörlerinin belirlenmesi[13], kişiselleştirilmiş önleme ve tedavi seçimine rehberlik edebilir. Bu karmaşık karşılıklı ilişkileri ve temel genetik mimariyi anlamak, hasta bakımına bütüncül bir yaklaşımı destekleyerek, gelişmiş klinik sonuçlar için tedavi seçimi ve izleme stratejilerini optimize eder.
Anormal Aort Morfolojisi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Anormal Aort Morfolojisi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, güncel genetik araştırmalarına dayalı olarak anormal aort morfolojisinin en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Ebeveynimde anevrizma vardı. Bende de olur mu?
Section titled “1. Ebeveynimde anevrizma vardı. Bende de olur mu?”Evet, iyi bir ihtimal var. Beyinde, karında veya göğüste olsun, anevrizmalar genellikle ailelerde görülebilen genetik risk faktörlerini paylaşır. FBN1 gibi genlerdeki mutasyonlar, aort anevrizmaları riskini önemli ölçüde artıran Marfan sendromu gibi durumlarla ilişkilidir ve TGFBR1 ile TGFBR2gibi diğer genlerin de aileler içinde birden fazla anevrizma türüne neden olduğu bilinmektedir.
2. Yaşlanıyorum. Aort kapağımın kireçlenmesini önleyebilir miyim?
Section titled “2. Yaşlanıyorum. Aort kapağımın kireçlenmesini önleyebilir miyim?”Tüm kireçlenmeyi, özellikle yaşlandıkça, tamamen önleyemeseniz de, risk faktörlerini yönetmek önemlidir. Aort stenozuna yol açan aort kapağı kireçlenmesi, ateroskleroz gibi kalp rahatsızlıklarıyla risk faktörlerini paylaşır.LPA lokusundaki gibi genetik varyantlar, bir kolesterol türü olan Lp(a)‘nın yaşam boyu seviyelerini etkileyerek riskinizi nedensel olarak da artırabilir.
3. Bebeğim kalp rahatsızlığıyla doğdu. Bu durum aortasını daha sonra etkileyebilir mi?
Section titled “3. Bebeğim kalp rahatsızlığıyla doğdu. Bu durum aortasını daha sonra etkileyebilir mi?”Evet, mümkün. Bazı doğumsal kalp kusurları, örneğin biküspit aort kapağı (üç yerine iki kapakçık yaprağına sahip olması), doğuştan gelir ve aort kapak sorunlarının, örneğin stenozun, onlarca yıl sonra gelişimini hızlandırdığı bilinmektedir. Belirli genetik varyantlar, örneğin MYH6 genindeki bir missense varyantı, biküspit aort kapağı ve aort koarktasyonu gibi diğer doğumsal kalp rahatsızlıkları ile güçlü bir şekilde ilişkilidir.
4. Atriyal fibrilasyonum var. Bu, aortamın da risk altında olduğu anlamına mı geliyor?
Section titled “4. Atriyal fibrilasyonum var. Bu, aortamın da risk altında olduğu anlamına mı geliyor?”Bir bağlantı olabilir. MYH6genindeki spesifik bir missense varyantı, sadece atriyal fibrilasyonla değil, aynı zamanda biküspit aort kapağı ve aort koarktasyonu gibi durumlarla da ilişkilendirilmiştir. Bu durum, ortak genetik yolların bireyleri birden fazla kardiyovasküler soruna yatkın hale getirebileceğini düşündürmektedir.
5. Arkadaşımın aortu mükemmel, ancak benimki anormal. Fark neden?
Section titled “5. Arkadaşımın aortu mükemmel, ancak benimki anormal. Fark neden?”Genetik, bu farklılıklarda önemli bir rol oynar. Benzer yaşam tarzlarına sahip kişiler arasında bile, genetik varyantlar bazı bireyleri aort kökü dilatasyonu, aort kapak stenozu veya biküspit aort kapağı gibi durumlara yatkın hale getirebilir. Örneğin, PALMD genine yakın bir varyant, aort kökü boyutunu ve AS ile BAV riskini artırabilirken, MYH6 genindeki farklı bir varyant esas olarak BAV’ı etkiler.
6. Kolesterolümü izliyorum. Bu, aortumu sorunlardan gerçekten korur mu?
Section titled “6. Kolesterolümü izliyorum. Bu, aortumu sorunlardan gerçekten korur mu?”Kolesterolünüzü izlemek faydalıdır, çünkü aort kapak stenozu, oksitlenmiş lipid birikimi de dahil olmak üzere, aterosklerotik hastalıkla risk faktörlerini paylaşır. Ancak, bazı genetik faktörler riskinizi bağımsız olarak artırabilir. Örneğin, LPA lokusundaki belirli bir varyant, diğer kolesterol düzeyleri iyi kontrol edilmiş olsa bile, Lp(a) düzeylerinizi yükselterek aort kapak kalsifikasyonuna nedensel olarak yol açabilir.
7. Doktorum aortamın genişlediğini söylüyor. Bu benim için ne anlama geliyor?
Section titled “7. Doktorum aortamın genişlediğini söylüyor. Bu benim için ne anlama geliyor?”Genişlemiş aorta veya aort kökü dilatasyonu, aortanızın olması gerekenden daha geniş olduğu anlamına gelir. Bu durum, kanın kapakçıktan geriye doğru sızdığı şiddetli aort yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Genetik faktörler, PALMD geni yakınındaki veya CFDP1 içindeki bir varyant gibi, artmış aort kökü boyutu ile ilişkili olduğu bilinmektedir.
8. Bir DNA testi bu aort problemleri için kişisel riskimi söyleyebilir mi?
Section titled “8. Bir DNA testi bu aort problemleri için kişisel riskimi söyleyebilir mi?”Potansiyel olarak, evet. DNA testi aracılığıyla genetik yatkınlıklarınızı belirlemek değerli olabilir. Bu bilgi, doktorunuzun sizin için geliştirilmiş tarama protokolleri oluşturmasına, gerektiğinde daha erken müdahale etmesine ve hastalığın seyrini potansiyel olarak değiştirmek ve sonuçlarınızı iyileştirmek için daha kişiselleştirilmiş yönetim stratejileri geliştirmesine yardımcı olabilir.
9. Anevrizma konusunda endişeliysem hangi belirtilere dikkat etmeliyim?
Section titled “9. Anevrizma konusunda endişeliysem hangi belirtilere dikkat etmeliyim?”Anevrizmalar çok ciddi olabilir ve belirli semptomlar türüne ve konumuna bağlı olsa da, erken teşhis anahtardır. Torasik aort anevrizmaları ve aort diseksiyonları, örneğin, hayatı tehdit eden acil durumlardır. Ailenizde öykü veya bilinen risk faktörleri varsa, belirtiler ortaya çıkmadan bile düzenli tıbbi kontroller ve doktorunuzla tarama hakkında görüşmeler çok önemlidir.
10. Doktorum biküspit kapaktan bahsetti. Geleceğim için ne kadar kötü?
Section titled “10. Doktorum biküspit kapaktan bahsetti. Geleceğim için ne kadar kötü?”Biküspit aort kapağı önemli bir bulgudur çünkü aort kapak stenozunun gelişimini on yıllarca hızlandırdığı bilinmektedir. Bu, yaşamın daha erken dönemlerinde aort kapak değişimi gibi müdahalelere ihtiyaç duyma riskinizin daha yüksek olduğu anlamına gelir. Erken teşhis ve doktorunuz tarafından yakın takip, bu durumu etkili bir şekilde yönetmek ve gerekli tedaviyi planlamak için esastır.
Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler mevcut oldukça güncellenebilir.
Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.
References
Section titled “References”[1] Helgadottir A, et al. “Genome-wide analysis yields new loci associating with aortic valve stenosis.” Nat Commun. 2018; 9:988.
[2] Roman, M. J., et al. “Aortic root dilation as a cause of isolated, severe aortic regurgitation. Prevalence, clinical and echocardiographic patterns, and relation to left ventricular hypertrophy and function.”Ann Intern Med, vol. 106, no. 6, 1987, pp. 800-807.
[3] van ‘t Hof FN, et al. “Shared Genetic Risk Factors of Intracranial, Abdominal, and Thoracic Aneurysms.” J Am Heart Assoc. 2016; 5:e003023.
[4] Bjornsson, T. et al. “A rare missense mutation in MYH6 associates with non-syndromic coarctation of the aorta.” Eur Heart J, vol. 39, no. 16, 2018, pp. 1443–1449.
[5] Bown MJ, et al. “Abdominal aortic aneurysm is associated with a variant in low-density lipoprotein receptor-related protein 1.” Am J Hum Genet. 2011; 89:619–627.
[6] Thanassoulis G, et al. “Genetic associations with valvular calcification and aortic stenosis.” N Engl J Med. 2013; 368:503–512.
[7] LeMaire, S. A., et al. “Genome-wide association study identifies a susceptibility locus for thoracic aortic aneurysms and aortic dissections spanning FBN1 at 15q21.1.” Nat Genet, vol. 43, no. 10, 2011, pp. 996-1000.
[8] Vasan RS, et al. “Genetic variants associated with cardiac structure and function: a meta-analysis and replication of genome-wide association data.” JAMA. 2009; 302:302–316.
[9] Jones, G. T., et al. “Meta-Analysis of Genome-Wide Association Studies for Abdominal Aortic Aneurysm Identifies Four New Disease-Specific Risk Loci.”Circ Res, vol. 119, no. 12, 2016, pp. 1281-1292.
[10] Wineinger, N. E., et al. “Genome-wide joint SNP and CNV analysis of aortic root diameter in African Americans: the HyperGEN study.” BMC Medical Genomics, vol. 4, 2011, p. 3.
[11] Benetos A, Gautier S, Ricard S, Topouchian J, Asmar R, Poirier O, et al. “Influence of angiotensin-converting enzyme and angiotensin II type 1 receptor gene polymorphisms on aortic stiffness in normotensive and hypertensive patients.” Circulation. 1996; 94:698–703.
[12] Ortlepp JR, Hoffmann R, Ohme F, Lauscher J, Bleckmann F, Hanrath P. “The vitamin D receptor genotype predisposes to the development of calcific aortic valve stenosis.” Heart. 2001; 85:635–638.
[13] O’Donnell CJ, et al. “Genome-wide association study for subclinical atherosclerosis in major arterial territories in the NHLBI’s Framingham Heart Study.” BMC Med Genet. 2007; 8:58.
[14] Gago-Diaz, M. et al. “The genetic component of bicuspid aortic valve and aortic dilation. An exome-wide association study.” J Mol Cell Cardiol, vol. 102, 2017, pp. 3–9.
[15] Garg V, Muth AN, Ransom JF, et al. “Mutations in NOTCH1 cause aortic valve disease.” Nature. 2005; 437:270–274.
[16] Probst V, Le Scouarnec S, Legendre A, et al. “Familial aggregation of calcific aortic valve stenosis in the western part of France.” Circulation. 2006; 113:856–860.
[17] Novaro GM, Sachar R, Pearce GL, Sprecher DL, Griffin BP. “Association between apolipoprotein E alleles and calcific valvular heart disease.” Circulation. 2003; 108:1804–1808.
[18] Chen W, Srinivasan SR, Boerwinkle E, Berenson GS. “Beta-adrenergic receptor genes are associated with arterial stiffness in black and white adults: the Bogalusa Heart Study.” Am J Hypertens. 2007; 20:1251–1257.
[19] Medley TL, Kingwell BA, Gatzka CD, Pillay P, Cole TJ. “Matrix metalloproteinase-3 genotype contributes to age-related aortic stiffening through modulation of gene and protein expression.” Hypertension. 2001; 38:1190–1197.
[20] Mitchell, G. F., et al. “Common genetic variation in the 3’-BCL11B gene desert is associated with carotid-femoral pulse wave velocity and excess cardiovascular disease risk: the AortaGen Consortium.”Circ Cardiovasc Genet, vol. 4, no. 6, 2011, pp. 609-617.
[21] Nordström P, Glader CA, Dahlén G, et al. “Oestrogen receptor α gene polymorphism is related to aortic valve sclerosis in postmenopausal women.” J Intern Med. 2003; 254:140–146.
[22] Gretarsdottir, S., et al. “Genome-wide association study identifies a sequence variant within the DAB2IP gene conferring susceptibility to abdominal aortic aneurysm.”Nat Genet, vol. 42, no. 8, 2010, pp. 692-697.
[23] Theriault, S. et al. “A transcriptome-wide association study identifies PALMD as a susceptibility gene for calcific aortic valve stenosis.” Nat Commun, vol. 9, no. 1, 2018, p. 987.
[24] Gago-Díaz M, et al. “The genetic component of bicuspid aortic valve and aortic dilation. An exome-wide association study.” J Mol Cell Cardiol. 2017; 102:3–9.