İçeriğe geç

Primer Dental Çürük

Primer dental çürük, yaygın olarak diş çürüğü veya kaviteler olarak bilinen, çocuklarda ilk diş setini etkileyen yaygın bir kronik hastalıktır. Bu durum, ağızdaki bakterilerin asit üretimi nedeniyle diş minesi ve dentinin yıkımı olarak kendini gösterir. Bu durum ağrıya neden olur ve engelliliğe yol açabilir; tüm yaş gruplarındaki bireyleri etkilemekle birlikte, primer dişlenmede farklı paternler ve sonuçlara sahiptir.[1]

Çürük gelişim süreci olan kariogenez, karmaşıktır ve birbirine bağlı çok sayıda faktörden etkilenir. Bunlar arasında beslenme alışkanlıkları, oral bakteriyel floranın bileşimi, bireyin florüre maruziyeti, oral hijyen uygulamalarının etkinliği, tükürüğün özellikleri (akış hızı ve bileşimi gibi), dişlerin konumsal ve morfolojik özellikleri, genetik yatkınlık ve çeşitli gen-çevre etkileşimleri bulunmaktadır.[2] Genetik faktörler, bireyin dental çürüklere duyarlılığında önemli bir rol oynamaktadır. Kalıtım analizleri, çürük deneyimindeki fenotipik varyasyonun yaklaşık %30 ila %55’inin genetik etkilere atfedilebileceğini göstermektedir.[3] Araştırmalar, hem paylaşılan hem de benzersiz genetik risk faktörlerinin hem süt dişlenmesinde hem de kalıcı dişlenmede dental çürükleri etkileyebileceğini göstermektedir.[4] Bu kabul edilmiş öneme rağmen, çürük yatkınlığından sorumlu spesifik genler, Genom Çapında İlişkilendirme Çalışmaları (GWAS) gibi araştırmalar aracılığıyla hala aktif olarak tanımlanmakta ve doğrulanmaktadır.[2]

Tedavi edilmemiş primer dental çürükler, etkilenen çocuklarda ciddi sonuçlara yol açabilir. Bunlar arasında önemli ağrı, potansiyel diş kaybı ve oral enfeksiyonların komşu dokulara yayılması yer alır. Bu tür enfeksiyonlar ayrıca başka komorbiditelere neden olarak genel sağlığı ve refahı etkileyebilir. Örneğin, sıklıkla “erken çocukluk çağı çürükleri” veya “biberon çürükleri” olarak adlandırılan şiddetli primer çürükler, pediatrik popülasyonlarda düşük vücut ağırlığı gibi sorunlarla ilişkilendirilmiştir. Erken çocukluk çağı çürüğü olan çocuklar için dental rehabilitasyon, vücut ağırlığı üzerinde olumlu etkiler göstermiştir.[5]

Dental çürüğün yükü, bireysel sağlığın ötesine geçerek önemli toplumsal çıkarımlara sahiptir. Dental çürük tedavisi, her yıl önemli sağlık hizmeti kaynaklarını tüketmektedir.[2] Son yıllarda çürük deneyiminde genel düşüşler yaşansa bile, yüksek yaygınlığı, nüfusun önemli bir kısmının tedavi edilmemiş diş çürüğü yaşamaya devam ettiği anlamına gelmektedir. Primer dental çürüğün kronik yapısı ve potansiyel komplikasyonları, halk sağlığı açısından bir sorun olarak önemini vurgulamakta; daha iyi önleme ve tedavi stratejileri için genetik ve çevresel belirleyicilerine yönelik devam eden araştırmaları teşvik etmektedir.

Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar

Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Kısıtlamalar”

Birincil dental çürüklerinin genetik temellerine yönelik araştırmalar, çeşitli metodolojik ve istatistiksel zorluklarla karşılaşmaktadır. Bazı çalışmalar meta-analizlerde sağlam örneklem büyüklüklerinden faydalanırken, belirli kohortlar daha fazla katılımcı sayısına rağmen daha az düşündürücü genetik sinyal üreterek düşük istatistiksel performans sergileyebilirler.[1] Bu durum, özellikle diğer ele alınmayan faktörlerin devrede olduğu durumlarda, tek başına örneklem büyüklüğünün artan gücü garanti etmediğini göstermektedir. Önemli bir engel, genetik ilişkilendirmeler için sürekli bir replikasyon eksikliğidir; bulgular genellikle farklı çalışmalarda doğrulanamamaktadır.[1] Dahası, bazı analizler ihmal edilebilir genomik enflasyon bildirse de, diğerleri p-değerlerinin dikkatli yorumlanmasını ve istatistiksel anlamlılık için katı eşiklere uyulmasını gerektiren ılımlı bir enflasyon belirtmektedir.[2] Bu tür bir enflasyon, çalışma popülasyonları içindeki kriptik akrabalık veya istatistiksel modelin spesifikasyonu ile ilgili sorunlar gibi faktörlere bağlanabilir.[2]

Fenotipik Tanım ve Ölçüm Değişkenliği

Section titled “Fenotipik Tanım ve Ölçüm Değişkenliği”

Primer dental çürük genetiğini anlamadaki temel bir sınırlama, fenotipin çalışmalar arasında nasıl tanımlandığı ve ölçüldüğündeki değişkenliktir. Çürük değerlendirmesinin kalitesi, kapsamlı klinik muayenelerden kendini bildiren kategorik değişkenlere veya ikincil bir ilgi alanı olarak toplanan değerlendirmelere kadar önemli ölçüde farklılık gösterebilir.[1] Çürük, eksik veya dolgulu yüzeyler (DMFS) gibi metriklerin kullanımına karşılık kendini bildiren lezyon sayıları gibi yaklaşımları içeren bu heterojenlik, tutarsızlıklara yol açabilir ve gerçek genetik etkileri gölgede bırakarak meta-analizlerin sağlamlığını ve araştırma bulguları arasındaki doğrudan karşılaştırmaları tehlikeye atabilir. Dahası, incelenen dentisyon tipi ve belirli diş yüzeyleri ek karmaşıklıklar getirir. Çalışmalar süt dentisyonuna, daimi dentisyona ve hatta pit ve fissür yüzeyler ile düz yüzeyler gibi farklı yüzey tiplerine odaklanabilir.[2]Bu ayrımlar kritik öneme sahiptir, çünkü farklı dentisyon tipleri veya yüzey morfolojileri benzersiz duyarlılıklara ve temel genetik yapılara sahip olabilir, bu da çeşitli çalışmalar arasında primer dental çürük hakkında tutarlı bir anlayış sentezlemeyi zorlaştırmaktadır.[1]

Çevresel Etkileşimler ve Popülasyon Heterojenliği

Section titled “Çevresel Etkileşimler ve Popülasyon Heterojenliği”

Genetiğin yanı sıra çevresel ve davranışsal faktörlerden etkilenen diş çürüğünün karmaşık, multifaktöriyel doğası, araştırma için önemli zorluklar teşkil etmektedir. Beslenme alışkanlıkları, bakteriyel flora, ağız hijyeni uygulamaları ve florür maruziyeti gibi faktörlerin önemli bir rol oynadığı bilinmektedir.[2] Özellikle florür içeren, hesaba katılmayan gen-çevre etkileşimlerinin, çalışma kohortları arasındaki gözlenen genetik heterojenliğe katkıda bulunduğu hipotez edilmektedir.[1]Florür maruziyetindeki tarihsel varyasyonlar, örneğin yaygın su ve diş macunu florlama zamanlaması, katılımcılar üzerindeki kümülatif çevresel etkilerde önemli farklılıklara yol açabilir, bu da potansiyel olarak genetik etkileri gölgede bırakabilir, özellikle daha yaşlı yaş gruplarında. Çalışma katılımcıları arasında yaş, doğum kohortu, sosyoekonomik durum ve ağız sağlığı hizmetlerine erişimdeki farklılıklar, genetik sinyalleri karıştırabilecek ve keşfedilen genetik lokusların evrensel alaka düzeyini sınırlayabilecek heterojeniteyi daha da artırmaktadır.[6] Kalıtımsallık tahminlerine rağmen, mevcut zorluklar önemli bir “eksik kalıtım” yönünü vurgulamaktadır; bugüne kadar sadece birkaç spesifik çürük yatkınlık geni tanımlanıp tutarlı bir şekilde tekrarlanmıştır. Bu nedenle, TLL1 içindeki varyasyonlar BMP aktivitesini modüle edebilir, potansiyel olarak dişin düzgün gelişme ve çürükten kaynaklanan hasarı onarma yeteneğini etkileyebilir. Benzer şekilde, rs563135 , Wnt sinyal yolunda merkezi bir düzenleyici olan TCF7L2 (Transcription Factor 7 Like 2) yakınında yer almaktadır. Wnt yolu, embriyonik gelişim, hücre çoğalması ve farklılaşması için temeldir ve gelişim sırasında diş morfolojisini düzenlemedeki rolü açıkça kabul edilmektedir.[1] rs563135 kaynaklı değişiklikler bu nedenle erken diş gelişimini ve şeklini etkileyebilir, birincil dental çürüklere karşı değişen duyarlılığa katkıda bulunabilir.

Gelişimsel yolların ötesinde, diğer varyantlar, temel hücresel bakım ve yanıt mekanizmalarında rol oynamaktadır. _UBE2U_ (Ubiquitin Conjugating Enzyme E2 U) içindeki rs3862191 , diş dokularında protein fonksiyonunu, yıkımını ve genel hücresel kalite kontrolünü düzenlemek için kritik bir süreç olan ubikitinasyonu etkiler. Benzer şekilde, rs9889096 , genomik bütünlüğü koruyan DNA nükleotit eksizyon onarımı için hayati bir gen olan _ERCC4_ (Excision Repair Cross-Complementation Group 4) içinde yer almaktadır. Diş dokularının çürük gelişimine katkıda bulunan bakteriyel saldırılara ve enflamatuvar süreçlere sürekli maruz kalması göz önüne alındığında, bu tür koruyucu mekanizmalar esastır.[1] _PDCD6IP_ (Programmed Cell Death 6 Interacting Protein) yakınında bulunan başka bir varyant olan rs74470773 , hücreler arası iletişim ve oral patojenlere karşı koruma sağlayan lokalize immün yanıtlar için önemli olan membran trafiğini ve eksozom oluşumunu etkileyebilir.[1] Son olarak, _OSBPL3_ (Oxysterol Binding Protein Like 3) içindeki rs1044956 ve _CUBN_(Cubilin) içindekirs11592458 , sırasıyla lipid metabolizmasını ve besin taşımasını potansiyel olarak etkilemektedir; bunların her ikisi de diş hücrelerinin yapısal bütünlüğü ve metabolik fonksiyonu için kritik olup, böylece çürük yatkınlığını dolaylı olarak etkilemektedir.

Üçüncü bir varyant grubu, kodlamayan RNA’ların ve psödogenlerin dental sağlıkta potansiyel düzenleyici rollerini vurgulamaktadır. rs9685188 , hücre büyümesi ve farklılaşmasında rol oynayan antisens geni _IGFBP7_’nin ifadesini düzenleyebilen uzun kodlamayan bir RNA olan _IGFBP7-AS1_ ile ilişkilidir. Bu tür düzenleyici mekanizmalar, hücresel ortamı ve doku gelişimini etkileyerek oral sağlığı etkileyebilir. rs76823412 ile ilişkili olan başka bir uzun kodlamayan RNA olan _LINC03024_ da gen ekspresyonu modülasyonunda rol oynayabilir, bu da diş morfogenezi veya bakteriyel plağa karşı enflamatuvar yanıt gibi süreçleri etkileyebilir.[1], [6] Ek olarak, _RPSA2_ (Ribosomal Protein SA Pseudogene 2) içindeki rs1978471 ve _ERCC4_ yakınında bulunan _TMF1P1_ (TMF1 Pseudogene 1), fonksiyonel proteinleri kodlamamasına rağmen, bazen fonksiyonel benzerleri veya diğer genler üzerinde düzenleyici kontrol uygulayabilen psödogenleri temsil etmektedir. Varlıkları, sağlıklı dental yapıları sürdürmek ve kariyejenik zorluklara direnmek için kritik olan protein sentezi veya hücresel stres yanıtları üzerinde potansiyel dolaylı etkileri düşündürmektedir.

Primer Diş Çürüğünün Tanımı ve Etiyolojisi

Section titled “Primer Diş Çürüğünün Tanımı ve Etiyolojisi”

Primer diş çürüğü, yaygın olarak diş çürüğü olarak adlandırılan, çocukları etkileyen, potansiyel ağrıya, diş kaybına ve işitme, yeme ve uyuma güçlüklerine yol açabilen yaygın bir kronik hastalıktır.[5] Bu durum, ağızdaki bakterilerin ürettiği asit nedeniyle diş yapısının çözünmesi ile karakterizedir ve genç çocuklardaki insidansı ABD’de son on yıllarda artış göstermiştir.[7] Çürük gelişim süreci olan kariyogenez, genetik yatkınlık ve bakteri florası, beslenme alışkanlıkları, florür alımı, ağız hijyeni, tükürük kompozisyonu ve diş morfolojisi gibi çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimiyle şekillenen çok faktörlü bir süreçtir.[8] Çocukluk çağı diş çürüğünün derin etkileri, ağız sağlığının ötesine geçerek yaşam kalitesini, okul performansını ve sosyal ilişkileri etkileyebilir.[9]

Dentisyona ve Diş Yüzeyine Göre Sınıflandırma

Section titled “Dentisyona ve Diş Yüzeyine Göre Sınıflandırma”

Diş çürüğü, etkilenen dentisyona göre geniş çaplı olarak sınıflandırılır; süt dentisyonu çürüğü (süt dişlerini etkileyen) ile daimi dentisyon çürüğü arasında ayrım yapılır. Süt dentisyonu içinde, çürük lezyonları, kendilerine özgü morfolojileri ve farklı çürümeye yatkınlıkları nedeniyle, etkiledikleri spesifik diş yüzeylerine göre, öncelikli olarak çukurluk ve fissür yüzeyler ile düz yüzeyler olarak daha da sınıflandırılır.[2] Çukurluk ve fissür yüzeyler tipik olarak mandibular molarların bukkal ve oklüzal yüzeylerini ve maksiller molarların lingual ve oklüzal yüzeylerini içerirken, düz yüzeyler diğer tüm diş yüzeylerini kapsar.[2] Bu ayrım, farklı yüzeylerin benzersiz genetik ve çevresel risk faktörlerinden etkilenebilmesi ve araştırmalarda ayrı fenotipik analizler gerektirmesi nedeniyle kritik öneme sahiptir.[2] Çürük lezyonları, kendileri de kavitesiz (örn. beyaz nokta lezyonları) veya kaviteli olarak kategorize edilebilir; çalışmalar kavitesiz lezyonların ilerlemesini takip etmektedir.[10]

Tanı Kriterleri ve Ölçüm Yaklaşımları

Section titled “Tanı Kriterleri ve Ölçüm Yaklaşımları”

Klinik uygulamalar ve araştırma ortamlarında primer diş çürüğünün tanısı ve ölçümü, standart görsel muayene kriterlerine dayanmaktadır. Süt dişlenmesindeki çürük deneyimi, genellikle çürük, dolgulu yüzeyler (dfs) veya çürük, dolgulu dişler (dft) gibi indeksler kullanılarak ölçülür.[6] Bu indeksler, çürük, çürük nedeniyle eksik veya dolgulu olarak puanlanan yüzeyleri veya dişleri toplar.[1] Daha ayrıntılı bir değerlendirme için, yüzeyler tek tek sağlam, beyaz nokta lezyonu, çürük veya dolgulu olarak puanlanır.[11] Araştırma amaçları için, bu değerlendirmeler genellikle tutarlılığı sağlamak ve çalışmalar arası veri birleşimini kolaylaştırmak amacıyla Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilen ölçekler ve NIH/NIDCR onaylı protokoller ile uyumlu hale getirilir ve PhenX Toolkit gibi araçlarla da uyumludur.[1] Yüzey tipine göre ayrım yapıldığında, dfsPF (çürük ve dolgulu pit ve fissür yüzeyleri) ve dfsSM (çürük ve dolgulu düz yüzeyler) gibi belirli fenotipler, her yüzey tipi için ilgili puanların toplanmasıyla oluşturulur.[11]

Primer dental çürük genellikle, hastalığın ilerlemesiyle birlikte gelişen bir dizi görünür belirti ve ilişkili semptomla kendini gösterir. Erken belirtiler, başlangıç demineralizasyonunu gösteren diş yüzeylerindeki kavitasyon oluşturmamış beyaz nokta lezyonlarını içerir. Hastalık ilerledikçe, bu lezyonlar klinik olarak gerçek diş çürüğü olarak gözlemlenebilen kaviteli lezyonlara ilerleyebilir.[6]Bireyler, özellikle çocuklar tarafından bildirilen yaygın semptomlar, yemek yeme, işitme ve uyuma gibi günlük aktiviteleri önemli ölçüde aksatabilen kronik ağrı ve rahatsızlığı içerir.[5] Tedavi edilmemiş çürük lezyonlar, nihayetinde diş kaybına ve ağız enfeksiyonlarına yol açabilir, bu da ağrıyı daha da kötüleştirir ve genel sağlığı etkiler.[2]

Tanısal Değerlendirme ve Ölçüm Yaklaşımları

Section titled “Tanısal Değerlendirme ve Ölçüm Yaklaşımları”

Primer diş çürüğünün tanısı ve değerlendirmesi, esas olarak kalibre edilmiş diş hekimleri tarafından yapılan kapsamlı görsel muayeneye dayanır. Her bir primer dişin her bir yüzeyi, çürüğün varlığını ve şiddetini belirlemek için tek tek incelenir ve puanlanır.[11] Ölçüm yaklaşımları, beyaz nokta lezyonları, çürük veya dolgulu olarak puanlanan yüzeyleri toplayarak çürük deneyimini nicelendiren, örneğin çürük ve dolgulu yüzeyler (dfs) indeksi gibi standartlaştırılmış indeksleri kullanır.[6] Bu indeks, morfoloji ve duyarlılıktaki farklılıkları dikkate almak için genellikle ayrıca pit ve fissür yüzeyleri için dfs (dfsPF) ve düz yüzeyler için dfs (dfsSM) olarak bölümlere ayrılır.[11] Genellikle Dünya Sağlık Örgütü tarafından tavsiye edilen ölçekleri takip eden titiz görsel puanlama, kaviteleşmemiş lezyonların uzunlamasına ilerlemesinin takibi dahil olmak üzere, çürük yükünün ve zaman içindeki ilerlemesinin nesnel bir ölçütünü sağlamaya yardımcı olur.[1]

Sunumda ve Yatkınlaştırıcı Faktörlerde Heterojenite

Section titled “Sunumda ve Yatkınlaştırıcı Faktörlerde Heterojenite”

Primer dental çürükleri, genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık etkileşimiyle şekillenen, sunumunda ve yaygınlığında önemli bir değişkenlik sergiler. Çürük deneyimi, yaş grupları arasında ve cinsiyetler arasında önemli ölçüde farklılık gösterebilir; bu da çeşitli maruziyetleri ve fizyolojik yanıtları yansıtır.[2]Bakteriyel flora, spesifik diyet davranışları, florür alımı ve maruz kalma düzeyleri, ağız hijyeni uygulamaları, tükürük bileşimi ve benzersiz diş konumsal veya morfolojik özellikleri gibi çevresel faktörlerin tümü bu heterojeniteye katkıda bulunur.[8] Örneğin, çalışmalar, farklı coğrafi ve sosyoekonomik popülasyonlar arasında değişen çürük yaygınlık oranları göstermiştir; bireyler florür maruziyet düzeylerine göre farklı oranlarda kategorize edilmiştir, bu da durumun multifaktöriyel yapısını ve çeşitli klinik fenotiplerini ortaya koymaktadır.[6]

Klinik Önemi ve Daha Geniş Kapsamlı Sağlık Etkileri

Section titled “Klinik Önemi ve Daha Geniş Kapsamlı Sağlık Etkileri”

Primer diş çürüğünün tanısal önemi, tedavi edilmemiş lezyonların önemli klinik ve halk sağlığı sonuçları taşıması nedeniyle lokal ağız sağlığının ötesine geçer. Primer diş çürüğünün ilerlemesi, önemli doğrudan sonuçlar olan şiddetli ve kronik ağrıya, ağız enfeksiyonuna ve erken diş kaybına yol açabilir.[2]Çocuklarda bu sorunlar, yemek yeme, uyku güçlüğü ve hatta gelişme geriliği dahil olmak üzere daha geniş sistemik etkilere neden olabilir.[5] Ayrıca, çocukluk çağı çürükleri düşük okul başarısı ve zayıf sosyal ilişkilerle ilişkilidir; bu da genel yaşam kalitesi ve gelecekteki başarı üzerindeki etkisini vurgulamaktadır.[9] Bu hastalığın yükü ve ilişkili komorbiditeleri, farklı sosyoekonomik ve etnik tabakalar arasında önemli ölçüde değişiklik gösterir; bu da halk sağlığı eşitsizliklerini azaltma çabalarında kritik bir odak noktası olarak rolünün altını çizmektedir.[7]

Primer dental çürükleri, genetik yatkınlıklar, çevresel maruziyetler ve bunların etkileşimlerinin karmaşık bir etkileşiminden kaynaklanan çok yönlü bir hastalıktır. Bu çok faktörlü süreç, beslenme alışkanlıkları, bakteriyel flora bileşimi, florür maruziyeti ve diş özellikleri dahil olmak üzere çeşitli ağız sağlığı belirleyicilerini içerir.[2], [8] Bu etken faktörleri anlamak çok önemlidir, çünkü tedavi edilmeyen çürükler önemli ağrıya, diş kaybına ve diğer komorbiditelere yol açarak bir bireyin yaşam kalitesini etkileyebilir.[1], [2]

Primer dental çürük, bir bireyin genetik yapısından önemli ölçüde etkilenir ve kalıtım tahminleri %30 ila %55 arasında değişmektedir.[3], [4], [12] Bu dikkat çekici genetik bileşen, kalıtsal varyantların bir bireyin hastalığı geliştirme yatkınlığına önemli ölçüde katkıda bulunduğunu önermektedir. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), bu poligenik riske makul bir şekilde katkıda bulunan belirli genleri ve yolları tanımlamaya başlamıştır, ancak alan hala çürük yatkınlık genlerini tanımlamakta ve doğrulamaktadır.[2], [13] Dental sağlıkla ilgili biyolojik süreçlerdeki rolleri için birkaç aday gen aday gösterilmiştir. Örneğin, ADAMTS3 ve ISL1 gibi genler diş gelişiminde rol oynarken, RHOU ve FZD1 ise diş morfolojisini düzenleyen Wnt sinyal kaskadında yer alır.[1] RPS6KA2 ve PTK2B dahil olmak üzere diğer genler, p38’e bağımlı MAPK sinyalizasyonunda rol oynamaktadır ve TLR2 ile ZNF160 oral patojenlere karşı immün yanıtlarla ilişkilidir; ki bunların hepsi konağın demineralizasyon ve enfeksiyona karşı duyarlılığını dolaylı veya doğrudan etkiler.[1] Çürüğün genetik mimarisi, primer ve daimi dentisyonlar arasında da farklılık gösterebilir, bu da aşamaya özgü genetik etkiler düşündürmektedir.[4]

Çevresel ve davranışsal faktörler, birincil dental çürüğün başlamasında ve ilerlemesinde kritik etmenlerdir. Beslenme, özellikle ağız bakterileri tarafından diş minesini demineralize eden asitlere metabolize edilen fermente edilebilir karbonhidratların ve şekerlerin sık tüketimiyle merkezi bir rol oynar.[14] Yetersiz fırçalama ve diş ipi kullanımı gibi kötü ağız hijyeni uygulamaları, bakteriyel plağın birikimine neden olarak çürüğe elverişli asidik bir ortam oluşturur.[14] Ek olarak, tamponlama kapasitesi ve remineralize edici maddeler sağlayan tükürüğün bileşimi ve akış hızı, ağzın asit saldırılarına karşı doğal savunmasını önemli ölçüde etkiler.[14]Daha geniş sosyoekonomik, coğrafi ve yaşa bağlı faktörler, aynı zamanda çürük prevalansını önemli ölçüde etkiler. Hastalık yükündeki farklılıklar, farklı sosyoekonomik ve etnik popülasyonlarda gözlemlenir ve genellikle diş bakımı erişimi, eğitim düzeyi ve sağlıkla ilgili davranışlardaki eşitsizlikleri yansıtır.[12], [14] Toplum su kaynaklarındaki florür seviyeleri gibi coğrafi farklılıklar, yeterli florür maruziyetinin önemli koruma sağlamasıyla değişen çürük oranlarına da katkıda bulunur.[1], [6], [15] Ayrıca, çürük prevalansı yaşla birlikte artma eğilimindedir ve zamanla risk faktörlerine maruz kalmanın kümülatif etkisini yansıtır.[1]

Primer dental çürüklerinin gelişimi, genetik yatkınlıkların çevresel maruziyetlerle önemli ölçüde etkileşime girdiği karmaşık bir özelliğin çarpıcı bir örneğidir. Bu gen-çevre etkileşimi, bir bireyin genetik arka planının çevresel tetikleyicilere verdiği yanıtı değiştirebileceği, böylece onları çürük gelişimine daha fazla veya daha az yatkın hale getirebileceği anlamına gelir.[14] Araştırmanın kilit bir alanı, kalıtsal faktörlerin florürün demineralizasyona karşı koruyucu etkinliğini nasıl etkileyebileceğini inceleyen gen-florür etkileşimlerini içerir.[1], [6] Florür maruziyet seviyelerinin, gerek su florürasyonu gerekse diğer kaynaklar aracılığıyla olsun, farklı popülasyonlar ve yaş grupları arasında çürük yatkınlığında gözlemlenen genetik heterojenliğin bir kısmını açıklaması önerilmiştir.[1] Yaygın su ve diş macunu florürasyonunun tanıtılması gibi halk sağlığı müdahalelerindeki tarihsel değişiklikler, farklı zamanlarda doğan bireylerin kritik gelişim dönemlerinde oldukça farklı çevresel maruziyetler yaşamış olabileceği “doğum kohortu etkileri” yaratmıştır.[1] Bu değişken tarihsel maruziyetler, genetik faktörlerle etkileşime girerek belirli popülasyonlarda dental çürükler için genel risk profilini şekillendirir.[1]

Diş gelişiminin ve morfolojisinin karmaşık süreçleri, bir bireyin primer dental çürüğe karşı duyarlılığının temel belirleyicileridir. Dişlerin fiziksel yapısı, oklüzal yüzeylerdeki oyuk ve fissürlerin derinliği ve karmaşıklığı dahil olmak üzere, temizlemesi zor tutunma alanları oluşturarak, kariogenik bakterilerin birikimini destekleyebilir ve çürüğe karşı duyarlılığı artırabilir. [14] Dişlerin pozisyonel ve morfolojik özelliklerindeki varyasyonlar, çürük riskini etkileyen içsel faktörlerdir. [2] Odontogenez sırasında mine ve dentin oluşumu için kritik olan genler ve moleküler yollar, dişlerin asidik zorluklara karşı direncine doğrudan katkıda bulunur. Örneğin, ADAMTS3 ve ISL1 gibi spesifik genler uygun diş gelişimi için hayati öneme sahipken, RHOU ve FZD1 gibi genler tarafından aracılık edilen Wnt sinyal kaskadının diş morfolojisinin kritik yönlerini düzenlediği bilinmektedir. [1] Bu gelişimsel süreçlerdeki anormallikler veya varyasyonlar, diş anatomisinde yapısal zayıflıklara veya yatkınlıklara yol açarak, yaşam boyunca primer dental çürüğün demineralize edici etkilerine karşı duyarlılıklarını artırabilir. [1]

Diş Gelişimi ve Mine Bütünlüğünün Genetik Düzenlenmesi

Section titled “Diş Gelişimi ve Mine Bütünlüğünün Genetik Düzenlenmesi”

Dişlerin gelişimi ve yapısal bütünlüğü, primer dental çürüklere duyarlılığın kritik belirleyicileri olan genetik faktörler ve sinyal yollarının karmaşık etkileşimi tarafından temel olarak etkilenir. tuftelin ve ameloblastin gibi genler, çürüklere karşı kritik bir bariyer olan diş minesinin oluşumu ve bileşiminde etkili rol oynar.[16] Bu mine matriks proteinlerinin ekspresyonundaki veya fonksiyonundaki sapmalar, mine gücünü tehlikeye atarak asit demineralizasyonuna karşı duyarlılığı artırabilir. Ayrıca, çeşitli sinyal ağları diş organogenezini düzenler; buna gelişim sırasında diş morfolojisini düzenlemede önemli bir rol oynayan Wnt sinyal kaskadı da dahildir.[17] ADAMTS3 ve ISL1 gibi spesifik genler, diş gelişimi sırasında, özellikle dental papillada yüksek düzeyde eksprese edilerek, sağlıklı bir diş yapısını şekillendiren karmaşık süreçlerdeki katılımlarını düşündürmektedir.[1] Diğer önemli düzenleyiciler arasında, tükürük bezi ve diş morfojenezisi için gerekli olan homeobox geni Nkx2-3 ile ekspresyonu ve fonksiyonu insan diş germi gelişimi sırasında gözlemlenen Smad7 bulunmaktadır.[18] Kurondan köke geçişi yönlendiren EGF(Epidermal Büyüme Faktörü) ve kök büyümesini uyaran Hepatocyte Growth Factor’ı içerenler de dahil olmak üzere bu sinyal yollarının hassas modülasyonu, uygun diş oluşumu için hayati öneme sahiptir.[19] Bu gelişimsel yollardaki dengesizlik, CREB ailesi üyesi OASIS gibi transkripsiyon faktörlerinin ekspresyon paternleriyle birlikte, diş yapısında veya sürme zamanlamasında ince değişikliklere katkıda bulunarak çürük duyarlılığını etkileyebilir.[20]

Konak İmmün Yanıtı ve Antimikrobiyal Yollar

Section titled “Konak İmmün Yanıtı ve Antimikrobiyal Yollar”

Ağız boşluğu, belirli konak immün ve antimikrobiyal yollar aracılığıyla, çürük yapıcı zorluklara karşı korunmasına katkıda bulunan doğal savunma mekanizmalarına sahiptir. Tükürük laktoperoksidaz antimikrobiyal sistemi, örneğin, doğuştan gelen bağışıklığın kritik bir bileşenidir ve diş plağı mikroorganizmaları tarafından asit üretimini aktif olarak inhibe eder.[21] Bu enzimatik sistem, bakterilerin metabolik çıktısını kontrol eden anahtar bir düzenleyici mekanizmayı temsil eder ve böylece demineralizasyona elverişli koşulları önler. Ek olarak, konağın oral patojenleri tanıması, bu mikroplara karşı immün yanıtları başlatmada rol oynayan TLR2 (Toll benzeri reseptör 2) gibi reseptörleri içerir.[1]Periodontal patojenler tarafından immün hücrelerin ve oral epitel hücrelerinin aktivasyonu, inflamasyon ve savunma ile ilişkili gen ekspresyonunu etkileyen,NF-kappaB (Nükleer Faktör-kappaB) dahil olmak üzere sinyal yollarının farklı aktivasyonuna yol açabilir.[22] Bu yanıtlar, mikrobiyal zorluğun patojenik etkilerini hafifleterek oral homeostazı sürdürmeye çalışan kompanzatuvar mekanizmaları temsil eder. Bu yolların fonksiyonel önemi, bakteriyel popülasyonları düzenleme, zararlı yan ürünleri nötralize etme ve koruyucu bir immün yanıtı organize etme yeteneklerinde yatmaktadır; böylece bireyin primer dental çürüklere karşı direncini etkiler.

Hücresel Sinyalizasyon ve Oral Dokularda Ağ Entegrasyonu

Section titled “Hücresel Sinyalizasyon ve Oral Dokularda Ağ Entegrasyonu”

Spesifik gelişimsel ve immün yolların ötesinde, geniş bir yelpazede birbirine bağlı hücresel sinyalizasyon yolları ve ağ etkileşimleri, oral dokuların genel sağlığına ve işlevine katkıda bulunarak, primer dental çürük yatkınlığını dolaylı olarak etkiler. Yol analizleri, fokal adezyon aracılı sinyalizasyon olaylarının, p53 yolunun veEGF reseptörü (ErbB1) ile Hepatocyte Growth Factor Reseptörü (c-Met) sinyalizasyonu gibi çeşitli reseptör tirozin kinaz yollarının dahil olduğunu ortaya koymuştur.[23] Bu yollar, hücre adezyonu, proliferasyon, farklılaşma ve doku onarımı için esastır; bunlar oral mukoza ve destekleyici yapıların bütünlüğünü korumak için temel süreçlerdir.

Ayrıca, Hedgehog sinyalizasyon yolu, Sınıf I PI3K (Fosfoinozitid 3-Kinaz) sinyalizasyonu ve AKT sinyalizasyon olayları gibi kaskadlar, hücresel büyüme ve sağkalımda kritik roller oynar ve düzensizlikleri doku direncini potansiyel olarak etkileyebilir.[23] Syndecan-1, Glypican yolları ve Integrinleri içerenler de dahil olmak üzere bu ağlar arasındaki karmaşık çapraz konuşma, çevresel uyaranlara ve strese karşı koordineli hücresel yanıtları sağlar. Böylesi sistem düzeyinde entegrasyon, diş minesi oluşumu veya bakteriyel savaşta doğrudan yer almayanlar bile, geniş bir moleküler etkileşim yelpazesinin, oral doku homeostazına ilişkin ortaya çıkan özelliklere ve nihayetinde, bir bireyin primer dental çürüğe karşı yatkınlığına veya direncine toplu olarak nasıl katkıda bulunduğunu vurgular.

Metabolik Süreçler ve Çevre-Gen Etkileşimleri

Section titled “Metabolik Süreçler ve Çevre-Gen Etkileşimleri”

Primer dental çürüğünün patogenezi, metabolik yollar, özellikle bakteriyel asit üretimini içerenler, ve bunların konak genetik faktörleri ile çevresel maruziyetlerle olan karmaşık etkileşimleri tarafından büyük ölçüde etkilenir. Lokal ağız ortamı, karyojenik bakteriler tarafından diyet şekerlerinin katabolizmasıyla şekillenir ve bu durum, diş minesini demineralize eden asit üretimine yol açar. Konak savunma sistemleri, tükürük laktoperoksidaz sistemi gibi, bakteriyel asit üretimini inhibe ederek bu metabolik akıyı düzenlemeye çalışır ve önemli bir metabolik düzenleyici olarak hareket eder.[21]Bireyler, çürüğe karşı değişen yatkınlıklar sergiler; bu durum kısmen diyet tercihlerini etkileyen genetik faktörler, örneğin dental çürük yatkınlığı ile ilişkili tat genleri, nedeniyledir.[24] Bu genler, besin seçimleri üzerindeki etkileri aracılığıyla bir bireyin metabolik regülasyonunu modüle edebilir ve sonuç olarak bakteriyel metabolizma için mevcut substratı etkiler. Dahası, florür maruziyeti gibi çevresel faktörler, bu metabolik yollar ve genetik yatkınlıklar ile önemli ölçüde etkileşime girer; mine remineralizasyonunu artırarak ve bakteriyel asidojeniteyi inhibe ederek terapötik bir hedef olarak hizmet eder.[1] Bu gen-çevre etkileşimlerini ve altında yatan metabolik yolları anlamak, primer dental çürüğünün etiyolojisini kavramak ve hedeflenmiş önleyici stratejiler geliştirmek için esastır.

Diş çürükleri, büyük ölçekli kohort ve biyobank çalışmaları aracılığıyla kapsamlı bir şekilde incelenmiş olup, ilerleyişi ve genetik temelleri hakkında kritik bilgiler sunmaktadır. Katılımcıları 1990’ların ortalarından 2005 sonrasına kadar dahil edilen ARIC, HPFS, COHRA ve DRDR kohortları, kalıcı dentisyon çürükleri hakkında veri sağlamıştır.[1] Bu çalışmalar, çürük prevalansının genellikle yaşla birlikte arttığını ve ABD’deki dişli yetişkinlerin yaklaşık %91’inin otuzlu yaşlarına kadar çürük deneyimi yaşadığını ortaya koymaktadır.[1] Son on yılda genel çürük deneyiminde %3,3’lük bir azalma görülmüş olsa da, bu eğilim en belirgin olarak daha yüksek eğitim düzeyine sahip genç yetişkinler (20-39 yaş arası) arasında gözlenmektedir.[1] Metodolojik olarak, bu araştırmalar sıklıkla Dünya Sağlık Örgütü ve NIH/NIDCR protokollerine bağlı kalarak, diş yüzeylerini sağlam, çürük, dolgulu veya çürük nedeniyle eksik olarak derecelendirmek için ayrıntılı dental değerlendirmeler kullanmaktadır.[1] DMFS (kalıcı dentisyon için çürük, eksik veya dolgulu yüzeyler) ve ARIC kohortu için DFS (çürük veya dolgulu yüzeyler) gibi fenotipler, birincil dentisyon için dfs (çürük ve dolgulu yüzeyler) ile birlikte yaygın olarak kullanılmaktadır.[1] Appalachia’daki Ağız Sağlığı Araştırma Merkezi (COHRA) ve Iowa Florür Çalışması (IFS) gibi birincil dentisyon üzerine yapılan çalışmalar, yatkınlık modellerini anlamak için çukur ve fissür (dfsPF) ve düz yüzey (dfsSM) çürüklerini değerlendirmektedir.[11] Kavitesiz çürük lezyon ilerlemesine odaklananlar gibi boylamsal çalışmalar, birincil dentisyonda hastalığın zaman içindeki gelişimini daha da izlemektedir.[10] Bu büyük kohortlar, diş çürüklerinin kalıtımını tahmin etmede de önemli rol oynamıştır; analizler, kalıcı dentisyon çürüklerindeki fenotipik varyasyonun %35-55’inin genetik faktörlere atfedilebileceğini öne sürmektedir.[1] Bu çalışmalar için katılımcı alımı tipik olarak katılımcıların çürük durumuna göre yapılmaz, bu da genel popülasyonun temsili bir örneğinin sağlanmasını garanti eder.[1] Ancak, ABD keşif örneği ve Danimarka replikasyon örneği gibi farklı bölgeler ve kohortlar arasındaki katılımcı alım stratejileri, demografik özellikler ve çürük risk faktörlerindeki farklılıklar, örneklem özelliklerinde beklenen farklılıklar ortaya çıkarabilir ve genellenebilirlik açısından dikkatli bir değerlendirme gerektirir.[6]

Yaygınlık Modelleri ve Demografik İlişkiler

Section titled “Yaygınlık Modelleri ve Demografik İlişkiler”

Epidemiyolojik çalışmalar, birincil dental çürük yaygınlığında kalıcı ve dinamik modelleri ortaya koymaktadır. Ağız sağlığı hizmetlerindeki ilerlemelere rağmen, ABD’deki küçük çocuklarda dental çürük insidansı son on yıllarda belirgin şekilde artmıştır.[11] Ulusal düzeyde, yetişkinlerin yaklaşık %23’ü tedavi edilmemiş diş çürüğüne sahip olmaya devam etmekte, bu da önemli bir halk sağlığı sorununa işaret etmektedir.[1] Bu yaygınlık oranları; bakteri florası, beslenme alışkanlıkları, florür maruziyeti, ağız hijyeni uygulamaları ve tükürük özellikleri dahil olmak üzere çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimiyle etkilenmektedir.[11]Farklı ABD sosyoekonomik ve etnik katmanları arasında hastalık yükünde ve ilişkili komorbiditelerde önemli eşitsizlikler gözlenmekte, bu da çocukluk çağı dental çürüğünü halk sağlığı eşitsizliklerini azaltmak için kritik bir odak noktası haline getirmektedir.[11]Genel çürük deneyimindeki azalmaların daha yüksek eğitim düzeyine sahip yetişkinlerde daha belirgin olduğu gözlemi, sosyoekonomik durum ile ağız sağlığı sonuçları arasındaki güçlü bağlantının altını çizmektedir.[1] Ayrıca, cinsiyet gibi demografik faktörlerin kariogenezi etkilediği bilinmektedir.[11] Birincil dental çürüğün popülasyon düzeyindeki etkileri ağız sağlığının ötesine geçmekte, çocukların yaşam kalitesini derinden etkilemektedir. Tedavi edilmemiş çürükler kronik ağrıya, diş kaybına, işitme, yeme ve uyuma gibi temel işlevlerde zorluklara yol açabilir ve gelişme geriliğine katkıda bulunabilir.[5] Fiziksel sağlık üzerindeki etkilerinin yanı sıra, bu durum aynı zamanda düşük okul performansı, sosyal ilişkilerde zorluklar ve yaşamın ilerleyen dönemlerinde potansiyel olarak azalmış başarı ile de ilişkilendirilebilir, bu da hastalığın geniş toplumsal yükünü vurgulamaktadır.[11]

Popülasyonlar Arası ve Coğrafi Farklılıklar

Section titled “Popülasyonlar Arası ve Coğrafi Farklılıklar”

Popülasyon çalışmaları, diş çürüğü prevalansında dikkate değer coğrafyalar arası farklılıklar belirlemiştir. Örneğin, bir ABD keşif örneği ile bir Danimarka replikasyon örneği arasındaki bir karşılaştırma, ABD’de (%46,9) Danimarka’ya (%38,1) kıyasla daha yüksek bir çürük prevalansı ortaya koymuştur.[6] ABD içinde de önemli bölgesel farklılıklar gözlenmiştir; Appalachia kökenli örnek (PITT), Iowan örneklerine (IFS, %34,8; IHS, %36,4) kıyasla önemli ölçüde daha yüksek bir çürük prevalansı (%57,1) sergilemiştir.[6] Bu farklılıklar genellikle demografik özellikler, ağız sağlığı hizmetlerine erişim ve ev suyundaki florür seviyeleri gibi çevresel faktörlere atfedilmektedir.[6] Araştırmalar, genom çapında ilişkilendirme çalışmalarında (GWAS) genetik heterojeniteyi en aza indirmek amacıyla genellikle kendini beyaz olarak bildiren popülasyonlara odaklanarak soyu kontrol eder.[2], [6] Ancak, çalışmalar çürük hastalığı yükünün etnik tabakalar arasında farklılık gösterdiğini açıkça kabul etmekte ve daha geniş popülasyona özgü analizlere duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır.[11] Araştırmalar ayrıca, genetik yatkınlıkların çevresel koruyucu faktörlerle nasıl etkileştiğini anlamak amacıyla, farklı popülasyonlarda GWAS analizlerini florür maruziyet seviyelerine (düşük ve yeterli) göre tabakalandırmak gibi gen-çevre etkileşimlerini de incelemiştir.[6] Popülasyonlar arası çalışmaların karşılaştırılabilirliği, standartlaştırılmış değerlendirme protokollerine büyük ölçüde bağlıdır. Çalışma alanlarındaki çürük değerlendirmeleri, genellikle kalibre edilmiş diş hekimliği uzmanları tarafından, Dünya Sağlık Örgütü’nünkiler gibi uluslararası yönergelerle tutarlı görsel muayene ve puanlama yöntemleri kullanılarak yapılmaktadır.[1] Bu çabalara rağmen, katılımcı toplama stratejileri, demografik özellikler ve yaygın çürük risk faktörleri (örn. su kaynağı florür seviyeleri) çalışma alanları ve popülasyonlar arasında farklılık göstermekte, bu da popülasyonlar arası bulguların dikkatli yorumlanmasını ve genellenebilirliklerinin dikkate alınmasını gerektirmektedir.[6]

RS IDGenİlişkili Özellikler
rs9685188 IGFBP7-AS1primary dental caries
rs3862191 UBE2U - RNU7-62Pprimary dental caries
rs11592458 CUBNprimary dental caries
rs1497945 TLL1 - Y_RNAprimary dental caries
rs76823412 LINC03024primary dental caries
rs1978471 RPSA2primary dental caries
rs74470773 PDCD6IP - LINC01811primary dental caries
rs1044956 OSBPL3PHF-tau measurement
primary dental caries
rs9889096 TMF1P1 - ERCC4primary dental caries
rs563135 TCF7L2 - RNU7-165Pprimary dental caries

Primer Dental Çürük Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Section titled “Primer Dental Çürük Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”

Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayalı olarak primer dental çürüğün en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.

1. Çocuğumun iyi hijyene rağmen çürükleri oluyor. Neden?

Section titled “1. Çocuğumun iyi hijyene rağmen çürükleri oluyor. Neden?”

İyi alışkanlıkların yeterli görünmemesi hayal kırıklığı yaratıcıdır! Hijyen kritik öneme sahip olsa da, genetik çürük yatkınlığında önemli bir rol oynar ve varyasyonun yaklaşık %30 ila %55’ini oluşturur. Çocuğunuz, diş minesinin gücünü, tükürük bileşimini ve hatta ağızlarında çoğalan bakteri tipini etkileyen genleri miras almış olabilir; bu da onları özenli fırçalamaya rağmen çürümeye karşı daha yatkın hale getirir.

2. Bazı çocuklar iyi beslenmelerine rağmen kolayca çürük sahibi olur. Neden?

Section titled “2. Bazı çocuklar iyi beslenmelerine rağmen kolayca çürük sahibi olur. Neden?”

Diş çürüğü, beslenmenin ötesinde birçok faktörün etkilediği, karmaşık, çok faktörlü bir hastalıktır. Genetik yatkınlık, bazı bireyleri optimal beslenmeye rağmen çürüklere karşı daha yatkın hale getirebilir. Genler, tükürüklerinin koruyucu özelliklerini, dişlerinin oluklarının şeklini ve derinliğini veya ağız bakterilerinin spesifik dengesini etkileyerek, sağlıklı bir diyete rağmen onları daha savunmasız hale getirebilir.

3. Çocuklarım çürüğe yatkınlığımı miras alacak mı?

Section titled “3. Çocuklarım çürüğe yatkınlığımı miras alacak mı?”

Evet, çürük yatkınlığına miras yoluyla aktarılabilen belirgin bir genetik bileşen bulunmaktadır. Kalıtımsallık analizleri, çürük deneyimindeki varyasyonun yaklaşık %30 ila %55’inin genetik etkilerden kaynaklandığını göstermektedir. Bu da demektir ki, sizi çürüğe yatkın hale getiren bazı genetik faktörleri çocuklarınızın miras alma şansı daha yüksektir; ancak beslenme ve hijyen gibi çevresel faktörler sonucu hala büyük ölçüde etkilemektedir.

4. Çocuğumun genleri dişlerini daha mı zayıf yapar?

Section titled “4. Çocuğumun genleri dişlerini daha mı zayıf yapar?”

Kesinlikle, genler dişin sağlamlığını ve çürümeye karşı hassasiyetini etkileyen çeşitli özellikleri etkileyebilir. Bu durum, diş minesinin kalitesi ve bileşimi, dişlerin yapısı ve şekli (derin oluklar gibi) ve hatta tükürüğün ne kadar koruyucu olduğu gibi faktörleri içerir. Bu genetik faktörler, dişleri bakterilerden kaynaklanan asit saldırılarına doğuştan daha yatkın hale getirerek, daha kolay çürük oluşumuna yol açabilir.

5. Diyet ve hijyen, kötü diş genetiğinin üstesinden gelebilir mi?

Section titled “5. Diyet ve hijyen, kötü diş genetiğinin üstesinden gelebilir mi?”

Genetik, bir kişiyi çürüklere yatkın hale getirebilse de, diyet ve ağız hijyeni gibi yaşam tarzı faktörleri inanılmaz derecede güçlüdür ve genetik riski önemli ölçüde hafifletebilir. Düzenli fırçalama, diş ipi kullanımı, şeker oranı düşük dengeli bir diyet ve yeterli florür maruziyeti, genetik yatkınlıkların üstesinden sıklıkla gelebilecek bir ortam yaratır. Bu, pozitif gen-çevre etkileşimlerinin nasıl daha iyi sonuçlara yol açabildiğinin önemli bir örneğidir.

6. Çocuğumun tükürüğü çürük riskini etkiler mi?

Section titled “6. Çocuğumun tükürüğü çürük riskini etkiler mi?”

Evet, çocuğunuzun tükürük özellikleri; tükürük akış hızı, tamponlama kapasitesi (asitleri nötralize etme yeteneği) ve belirli bileşenleri gibi, çürük önlenmesinde kritik faktörlerdir. Bu tükürük özellikleri genetikten etkilenebilir, yani bazı çocuklar doğal olarak daha koruyucu tükürüğe sahiptir. Bu genetik varyasyon, ağızlarının yiyecek parçacıklarını ne kadar etkili bir şekilde temizleyebileceğini ve çürüğe neden olan bakterilerin ürettiği asitleri nötralize edebileceğini etkiler.

7. Neden arkadaşlarımdan daha fazla diş çürüklerine yatkınım?

Section titled “7. Neden arkadaşlarımdan daha fazla diş çürüklerine yatkınım?”

Diş çürüklerine karşı bireysel yatkınlığınız, genlerinizin ve çevrenizin benzersiz bir kombinasyonu tarafından etkilenir. Mine gücünüzü, dişlerinizin şeklini veya sizi daha hassas kılan ağzınızdaki belirli mikrobiyal toplulukları etkileyen genetik faktörleri miras almış olabilirsiniz. Benzer alışkanlıklara sahip olsanız bile, bu temel genetik farklılıklar, bireyler arasında değişen çürük deneyimlerine yol açabilir.

8. Çocuğumun çürükleri vücut ağırlığını etkileyebilir mi?

Section titled “8. Çocuğumun çürükleri vücut ağırlığını etkileyebilir mi?”

Evet, tedavi edilmemiş birincil diş çürükleri, özellikle genellikle “erken çocukluk çağı çürükleri” olarak adlandırılan şiddetli vakalar, pediatrik popülasyonlarda düşük vücut ağırlığı gibi sorunlarla doğrudan ilişkilendirilmiştir. Çürüklerden kaynaklanan ağrı ve enfeksiyon, yemeyi zorlaştırabilir ve bir çocuğun genel sağlığını ve beslenmesini etkileyebilir. Bu şiddetli vakalar için uygulanan diş rehabilitasyonu, vücut ağırlığı üzerinde olumlu etkiler göstermiştir.

9. Çocuğumun çürük riskini erken öğrenmek için bir test var mı?

Section titled “9. Çocuğumun çürük riskini erken öğrenmek için bir test var mı?”

Araştırmalar, Genom Çapında İlişkilendirme Çalışmaları (GWAS) gibi çalışmalar aracılığıyla çürük yatkınlığından sorumlu belirli genleri aktif olarak belirlemektedir. Klinik risk değerlendirmeleri aile öyküsü ve yaşam tarzını zaten dikkate alırken, bireysel çürük riski için hassas bir genetik test hala geliştirme ve doğrulama aşamasındadır. Bu tür testler, nihayetinde çocuğunuzun kalıtsal yatkınlığına dair daha kişiselleştirilmiş bir anlayış sunabilir ve erken önleyici stratejilere rehberlik edebilir.

10. Süt dişleri ile yetişkin dişleri için çürük genleri farklı mıdır?

Section titled “10. Süt dişleri ile yetişkin dişleri için çürük genleri farklı mıdır?”

Araştırmalar, süt (bebek) dişlenmesi ile kalıcı (yetişkin) dişlenmesindeki diş çürüklerini etkileyen genetik risk faktörlerinin hem ortak hem de benzersiz olabileceğini göstermektedir. Bu durum, bazı genetik etkilerin her iki diş setini de etkileyebileceği, diğerlerinin ise süt veya kalıcı dişlerin gelişimsel ve çevresel bağlamına özgü olabileceği anlamına gelir. Bu karmaşıklık, çürük genetiği araştırmalarını zorlaştırmaktadır.


Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça güncellenebilir.

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.

[1] Wang X, et al. “Genome-wide association scan of dental caries in the permanent dentition.”BMC Oral Health, vol. 12, 2012, p. 57.

[2] Zeng Z, et al. “Genome-wide association studies of pit-and-fissure- and smooth-surface caries in permanent dentition.” J Dent Res, vol. 92, 2013, pp. 432–437.

[3] Bretz, W. A., Corby, P. M., Schork, N. J., Robinson, M. T., Coelho, M., Costa, S., Melo Filho, M. R., Weyant, R. J., & Hart, T. C. “Longitudinal analysis of heritability for dental caries traits.”J Dent Res, vol. 84, no. 11, 2005, pp. 1047–1051.

[4] Wang, X et al. “Genes and their effects on dental caries may differ between primary and permanent dentitions.”Caries Res, 2010.

[5] Acs G, et al. “Effect of nursing caries on body weight in a pediatric population.”Pediatr Dent, vol. 14, 1992, pp. 302–305.

[6] Shaffer JR, et al. “Genome-wide association scan for childhood caries implicates novel genes.” J Dent Res, vol. 90, no. 12, 2011.

[7] Beltran-Aguilar ED, Barker LK, Canto MT, Dye BA, Gooch BF, Griffin SO, Hyman J, Jaramillo F, Kingman A, Nowjack-Raymer R, et al. “Surveillance for dental caries, dental sealants, tooth retention, edentulism, and enamel fluorosis–United States, 1988–1994 and 1999–2002.”Morbidity and Mortality Weekly Report. Surveillance Summaries, vol. 54, no. 3, 2005, pp. 1–43.

[8] Anderson M. “Risk assessment and epidemiology of dental caries: Review of the literature.”Pediatric Dentistry, vol. 24, 2002, pp. 377–385.

[9] Low W, Tan S, Schwartz S. “The effect of severe caries on the quality of life in young children.” Pediatric Dentistry, vol. 21, 1999, pp. 325–326.

[10] Warren JJ, et al. “Longitudinal study of non-cavitated carious lesion progression in the primary dentition.” J Public Health Dent, vol. 66, 2006, pp. 83–87.

[11] Zeng Z, et al. “Genome-wide association study of primary dentition pit-and-fissure and smooth surface caries.” Caries Res, 2014.

[12] Shaffer, JR et al. “Demographic, socioeconomic, and behavioral factors affecting patterns of tooth decay in the permanent dentition: principal components and factor analyses.” Community Dent Oral Epidemiol, 2012.

[13] Townsend, G. C., Aldred, M. J., & Bartold, P. M. “Genetic aspects of dental disorders.” Aust Dent J, vol. 43, 1998, pp. 269–286.

[14] Zeng, Z et al. “Genome-wide association study of primary dentition pit-and-fissure and smooth surface caries.” Caries Res, 2015.

[15] Levy, SM et al. “Fluoride, beverages and dental caries in the primary dentition.”Caries Res, 2003.

[16] Slayton, Rebecca L., et al. “Tuftelin, Mutans Streptococci, and Dental Caries Susceptibility.”Journal of Dental Research, vol. 84, no. 8, 2005, pp. 711-714.

[17] Jussila, Miika, and Irma Thesleff. “Signaling Networks Regulating Tooth Organogenesis and Regeneration, and the Specification of Dental Mesenchymal and Epithelial Cell Lineages.” Cold Spring Harbor Perspectives in Biology, vol. 4, no. 5, 2012, p. a008425.

[18] Biben, Christine, et al. “NK-2 Class Homeobox Genes and Pharyngeal/Oral Patterning: Nkx2-3 Is Required for Salivary Gland and Tooth Morphogenesis.” International Journal of Developmental Biology, vol. 46, no. 3, 2002, pp. 415-422.

[19] Fujiwara, Naoko, et al. “Reduction of Egf Signaling Decides Transition from Crown to Root in the Development of Mouse Molars.” Journal of Experimental Zoology Part B: Molecular and Developmental Evolution, vol. 312B, no. 5, 2009, pp. 486-494.

[20] Hikake, Toshiaki, et al. “Comparison of Expression Patterns Between CREB Family Transcription Factor OASIS and Proteoglycan Core Protein Genes During Murine Tooth Development.” Anatomy and Embryology, vol. 206, no. 5, 2003, pp. 373-380.

[21] Tenovuo, Jorma, and K. Kurkijärvi. “Immobilized Lactoperoxidase as a Biologically Active and Stable Form of an Antimicrobial Enzyme.”Archives of Oral Biology, vol. 26, no. 4, 1981, pp. 309-314.

[22] Milward, Michael R., et al. “Differential Activation of Nf-KappaB and Gene Expression in Oral Epithelial Cells by Periodontal Pathogens.”Clinical & Experimental Immunology, vol. 148, no. 2, 2007, pp. 307-324.

[23] Fatemifar, Ghazaleh, et al. “Genome-Wide Association Study of Primary Tooth Eruption Identifies Pleiotropic Loci Associated with Height and Craniofacial Distances.” Human Molecular Genetics, vol. 22, no. 6, 2013, pp. 1246-1260.

[24] Wendell, Stephen, et al. “Taste Genes Associated with Dental Caries.”Journal of Dental Research, vol. 89, no. 11, 2010, pp. 1198-1202.