Osteoporoz
Osteoporoz, azalmış kemik mineral yoğunluğu (BMD) ve özellikle düşük enerjili osteoporotik kırıklar olmak üzere artmış kırık riski ile karakterize yaygın bir iskelet sistemi rahatsızlığıdır[1]. Bu durum, hem yaşlı erkekleri hem de kadınları etkilemekte ve aşırı sakatlık ve ölüme katkıda bulunarak önemli bir küresel sağlık yükünü temsil etmektedir [2]. Genellikle kadınlarla ilişkilendirilse de, tüm osteoporotik kırıkların yaklaşık %30’u erkeklerde meydana gelmekte, bu da durumun geniş kapsamlı etkisini vurgulamaktadır [2].
Biyolojik olarak, osteoporoz, genetik, çevresel ve yaşam tarzı faktörlerinin karmaşık bir etkileşiminden kaynaklanır; genetik yatkınlık, bir bireyin duyarlılığında önemli bir rol oynar[2]. Osteoporoz için birincil tanı kriteri olan kemik mineral yoğunluğu, yüksek oranda kalıtsal bir özelliktir; BMD varyasyonlarının tahmini kalıtsallığı %50 ila %82 arasında değişmektedir[2]. Benzer şekilde, osteoporotik kırık riskindeki varyasyonun %50-70’i genetik faktörlere atfedilir [3]. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) dahil olmak üzere araştırma çabaları, osteoporoza bağlı genetik varyantları ve fenotipleri tanımlamada önemli ilerleme kaydetmiş ve bu varyantları belirli genlere haritalama çalışmaları devam etmektedir [2]. Bu hipotezden bağımsız taramalar aracılığıyla binlerce genetik varyant tanımlanmış olsa da, bu özellikleri etkileyen genlerin tüm yelpazesi hala ortaya çıkarılmaktadır [1].
Klinik olarak, osteoporoz, BMD ölçümleriyle teşhis edilir ve birincil klinik bulgusu, kırıklara karşı artan bir yatkınlıktır; bu da yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir ve önemli sağlık komplikasyonlarına yol açabilir[2]. Osteoporozu anlamanın sosyal önemi, büyük bir halk sağlığı sorunu olması ve osteoporotik kırıkların tedavisinde ve etkilenen bireylerin uzun süreli bakımının yönetiminde önemli maliyetlerle ilişkili olmasıyla vurgulanmaktadır [4]. Bu genetik faktörlerin daha derinlemesine anlaşılması, gelecekte osteoporoz için kişiselleştirilmiş tedaviler ve yeni terapiler geliştirme umudunu taşımaktadır[2].
Sınırlamalar
Section titled “Sınırlamalar”Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler
Section titled “Metodolojik ve İstatistiksel Değerlendirmeler”Genetik çalışmalar, özellikle genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS), sıklıkla örneklem büyüklüğüyle ilgili sınırlamalarla karşılaşır; bu durum, ilişkilendirmeleri tespit etme istatistiksel gücünü ve bulguların genellenebilirliğini etkileyebilir [5]. İlk çalışmalar umut vadeden lokusları tanımlasa da, bu bulguları doğrulamak ve potansiyel etki büyüklüğü şişmesini önlemek için daha büyük, bağımsız kohortlarda replikasyon ihtiyacı çok önemlidir [1]. Yeterli replikasyon olmadan, özellikle mütevazı etkilere sahip varyantlar için, tanımlanan ilişkilendirmelerin sağlamlığı belirsizliğini korur ve bunların klinik faydalarına olan güveni etkiler.
Başka bir sınırlama, in-vitro gen ekspresyon profillemesi gibi belirli deneysel bileşenlerin doğal tasarımından kaynaklanır; burada kültürlenmiş hücre hatlarındaki hücresel yanıtlar, gerçek in-vivo ekspresyon paternlerini tam olarak yansıtmayabilir [6]. Dahası, sabit sayıda gen içeren ticarileşmiş “genom çapında” çiplerin kullanımı, iyi çalışılmış genlere yönelik bir yanlılık yaratabilir, potansiyel olarak yeni duyarlılık lokuslarını gözden kaçırabilir ve tüm ilgili genetik faktörlerin kapsamlı keşfini sınırlayabilir [6]. Bu metodolojik kısıtlamalar, fonksiyonel önemin yorumlanmasını ve tanımlanan genetik tablonun eksiksizliğini etkileyebilir.
Popülasyon Çeşitliliği ve Fenotipik Heterojenite
Section titled “Popülasyon Çeşitliliği ve Fenotipik Heterojenite”Osteoporoz için genetik araştırmalardaki önemli bir sınırlama, birçok çalışmada Avrupa kökenli popülasyonlara ağırlıklı olarak odaklanılmasıdır; bu durum, bulguların diğer çeşitli popülasyonlara genellenebilirliğini kısıtlamaktadır[6]. Genetik varyantlar ve etki büyüklükleri farklı soy grupları arasında önemli ölçüde değişebilir; bu da bir popülasyonda yapılan keşiflerin diğerlerinde doğrudan uygulanabilir veya eşit derecede etkili olmayabileceği anlamına gelir [1]. Bu çeşitli temsil eksikliği, osteoporoz için evrensel olarak uygulanabilir tanı araçlarının ve kişiselleştirilmiş tedavi stratejilerinin geliştirilmesini engellemektedir.
Kemik mineral yoğunluğu (BMD) ve kalça geometrisi gibi osteoporozla ilişkili fenotiplerin, prevalans ve kalıtılabilirlikteki varyasyonlar dahil olmak üzere, cinsiyete özgü farklılıklar gösterdiği bilinmektedir[6]. Birçok çalışma, erkekler ve kadınlar arasında örtüşen ilişkili genetik varyantların az olduğunu bildirmiştir; bu durum, bu farklı genetik mimarileri yakalamak için cinsiyete göre katmanlandırılmış analizlerin önemini vurgulamaktadır [6]. Ek olarak, osteoporozun klinik tanısı KMY (BMD) ölçümlerine dayanmaktadır; KMY (BMD), yüksek oranda kalıtılabilir olmasına rağmen, kırık riskine katkıda bulunan faktörlerin karmaşık etkileşimini tam olarak yansıtmayabilir, bu da daha kapsamlı fenotipik karakterizasyona duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır [2].
Karmaşık Etiyoloji ve Açıklanamayan Varyasyon
Section titled “Karmaşık Etiyoloji ve Açıklanamayan Varyasyon”Osteoporozun gelişimi, genetik, çevresel ve yaşam tarzı faktörlerinin karmaşık bir etkileşimiyle etkilenen çok faktörlü bir süreçtir[2]. Genetik çalışmalar kalıtsal yatkınlıkları belirlemeyi hedeflerken, gen-çevre etkileşimlerinin tam etkisi kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi ve kontrol edilmesi zor olmaya devam etmektedir [2]. Ölçülmemiş çevresel karıştırıcı faktörler veya yaşam tarzı seçimleri, genetik yatkınlıkları modüle ederek, potansiyel olarak gerçek genetik etkileri maskeleyebilir veya hastalık etiyolojisinin eksik anlaşılmasına yol açabilir.
Osteoporoz ve ilişkili özellikleri ile ilişkili genetik varyantların belirlenmesindeki önemli ilerlemelere rağmen, BMD ve kırık riski için tahmini kalıtılabilirliğin önemli bir kısmı açıklanamamış kalmaktadır[2]. Bu “eksik kalıtılabilirlik”, şu anda tanımlanmış yaygın varyantların genetik katkının yalnızca küçük bir kısmını oluşturduğunu düşündürmekte olup, nadir varyantlar, yapısal varyasyonlar veya henüz tam olarak aydınlatılamamış karmaşık epistatik etkileşimler gibi diğer genetik mimarilerin varlığını göstermektedir. Bu geri kalan genetik faktörleri ortaya çıkarma arayışı, osteoporozun tüm genetik tablosundaki kalıcı bilgi boşluklarını vurgulamakta ve mevcut terapötik hedeflerin kapsamını sınırlamaktadır [2].
Varyantlar
Section titled “Varyantlar”Osteoporozun genetik yatkınlığı, kemik mineral yoğunluğunu (BMD) ve kırık riskini çeşitli biyolojik yollar aracılığıyla etkileyen çok sayıda gen ve varyantlarının karmaşık bir etkileşimiyle belirlenir. Bu varyantlar genellikle büyük ölçekli genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve meta-analizler aracılığıyla tanımlanır ve bu multifaktöriyel kemik bozukluğuna yaptıkları katkıları vurgular.
TNFRSF11B ve WNT16 gibi kemik yeniden şekillenmesi yolları için kritik olan genlerdeki varyantlar, osteoporoz için önemli sonuçlar doğurur. TNFRSF11B, osteoklast oluşumu ve aktivitesinin düzenlenmesinde temel olan OPG/RANK/RANKL sinyal eksenindeki önemli bir çözünür faktör olan Osteoprotegerin’i (OPG) kodlar. TNFRSF11B’dekirs2062375 varyantı, OPG seviyelerini veya kemik rezorpsiyonunu inhibe etme yeteneğini etkileyerek, kemik döngüsünün hassas dengesini etkileyebilir ve BMD varyasyonlarına ve osteoporoz riskine katkıda bulunabilir. Bu durum, iskelet içindeki toplam kemik kütlesi miktarında bir azalmayı içerir ve bu durum en yaygın olarak Kemik Mineral Yoğunluğu (BMY) ile ölçülür[7]. BMY, osteoporoz riskini değerlendirmek için kritik bir operasyonel tanım ve birincil bir ölçüt olarak hizmet etse de, kemik mikro yapısı ve kıkırdak organizasyonu gibi diğer faktörlerin de osteoporotik kırık (OK) riskine katkıda bulunduğu kabul edilmektedir[1]. Osteoporotik kırıkların, özellikle kalça kırıklarının meydana gelmesi, hastalığın kritik bir klinik sonucunu temsil eder ve bu iskelet kırılganlığının ciddi sonuçlarını vurgular [8].
Önemli Varyantlar
Section titled “Önemli Varyantlar”| RS ID | Gen | İlişkili Özellikler |
|---|---|---|
| rs9533090 rs9533095 rs9594738 | LINC02341 | Kemik Doku Yoğunluğu alkaline phosphatase measurement Osteoartrit Osteoartrit knee Osteoartrit hip Osteoartrit knee |
| rs4869741 rs4870044 rs4869744 | CCDC170 | Osteoporoz |
| rs56364616 rs917726 | FAM3C | Kemik Doku Yoğunluğu Osteoporoz |
| rs578031265 | STK39 | Osteoporoz |
| rs2062375 | TNFRSF11B - RNU6-12P | Osteoporoz |
| rs6679981 rs34414754 | PPIAP34 - ZBTB40 | Kemik Doku Yoğunluğu Kolorektal Kanser Osteoporoz |
| rs9272364 | HLA-DQA1 | Diyabetes Mellitus level of T-cell leukemia/lymphoma protein 1A in blood tinea unguium Osteoporoz |
| rs142005327 rs3779381 | WNT16 | brain volume neuroimaging measurement Osteoporoz rostrum of corpus callosum volume brain connectivity attribute |
| rs34434863 | HLA-DRB1 - HLA-DQA1 | level of 3-galactosyl-N-acetylglucosaminide 4-alpha-L-fucosyltransferase FUT3 in blood level of 4-galactosyl-N-acetylglucosaminide 3-alpha-L-fucosyltransferase FUT5 in blood alkaline phosphatase measurement transcobalamin-1 measurement mitochondrial DNA measurement interleukin-6 receptor subunit alpha measurement |
| rs6960700 rs10085588 rs4448201 | SEM1 | Kemik Doku Yoğunluğu Osteoporoz |
Tanısal ve Ölçüm Yaklaşımları
Section titled “Tanısal ve Ölçüm Yaklaşımları”Osteoporoz riskini nicelendirmek için en yaygın kabul gören ölçüm yaklaşımı, Kemik Mineral Yoğunluğunu (KMY) (BMD)[7]değerlendirmeyi içerir. KMY, rutin olarak çeşitli iskelet bölgelerinde ölçülür; kalça KMY ve femur boynu (FB) KMY, osteoporozun en şiddetli ve ölümcül sonucu olarak kabul edilen kalça kırığı riskine doğrudan ilişkileri nedeniyle özellikle önemli fenotiplerdir[9]. Diğer yaygın ölçüm bölgeleri arasında omurga (SPBMD), ulna ve radius bulunur; kalça KMY ise genellikle femur boynu, trokanter ve intertrokanter bölgelerinden alınan kombine bir ölçümü temsil eder [1]. Araştırma ortamlarında, KMY genellikle osteoporoz için bir vekil fenotip olarak işlev görür, ancak osteoporotik kırıkları (OK) doğrudan odak fenotip olarak incelemeye yönelik çabalar da bulunmaktadır, zira KMY ve OK riskini etkileyen genetik faktörlerin çakışabileceği ancak tamamen aynı olmadığı kabul edilmektedir[1].
Sınıflandırma ve Klinik Bağlam
Section titled “Sınıflandırma ve Klinik Bağlam”Osteoporoz, primer osteoporoz gibi kategoriler için sıklıkla özel tanı kriterleri belirlenerek sınıflandırılır[10]. Klinik ve araştırma bağlamlarında, primer osteoporozu, kemik sağlığının ikincil faktörlerden etkilendiği durumlardan ayırt etmek çok önemlidir. Bu nedenle, çalışmalar homojen bir örneklem sağlamak amacıyla, kemik büyümesini ve metabolizmasını etkilediği bilinen kronik hastalıkları veya durumları olan bireyleri dışlayarak sıklıkla katı dışlama kriterleri kullanır[9]. Bu dışlamalar tipik olarak diyabet, hiperparatiroidizm veya hipertiroidizm gibi ciddi metabolik bozuklukları, Paget hastalığı veya romatoid artrit gibi diğer iskelet hastalıklarını ve kemik metabolizmasını etkileyen kortikosteroidler veya antikonvülsanlar gibi ilaçların kronik kullanımını kapsar[9]. Ayrıca, bifosfonatlar gibi kemik rezorpsiyonunu önleyici veya kemik anabolik ajanlar alan denekler de çevresel ve terapötik karıştırıcı faktörleri en aza indirmek ve dolayısıyla kemik kütlesi üzerindeki genetik etkileri tespit etme yeteneğini artırmak amacıyla dışlanır[9]. Osteoporozun şiddeti sıklıkla kırığın oluşumu ve tipine göre derecelendirilir; kalça kırıkları en şiddetli olarak kabul edilir ve yüksek morbidite ve mortaliteye yol açar [9].
Belirtiler ve Semptomlar
Section titled “Belirtiler ve Semptomlar”Osteoporoz, ileri evrelerine kadar sıklıkla sinsi seyreder ve başlıca iki temel gösterge aracılığıyla kendini gösterir: azalmış kemik mineral yoğunluğu (BMD) ve düşük travmalı kırıklara yatkınlık. Bu klinik özellikler, osteoporozun artmış sakatlık ve mortalite ile önemli ölçüde ilişkili, büyük bir halk sağlığı sorunu olmasına katkıda bulunur.
Klinik Bulgular ve Kırık Riski
Section titled “Klinik Bulgular ve Kırık Riski”Osteoporoz, öncelikli olarak düşük kemik mineral yoğunluğu (BMD) ve/veya düşük enerjili osteoporotik kırıklarla (OF) karakterize olup, aşırı sakatlık ve mortalite ile ilişkili önemli bir halk sağlığı sorununu temsil etmektedir[1]. Düşük KMY önemli bir tanısal belirteç olsa da, en şiddetli klinik bulgu olan açık kırıklar genellikle yaşamın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkar [1]. Kemik mineral yoğunluğu ölçümleri, bu osteoporotik kırıkların gelecekteki oluşumunu etkili bir şekilde öngören kritik prognostik göstergeler olarak hizmet eder[11]. Osteoporozun şiddeti genellikle KMY azalmasının derecesi ve bu tür kırılganlık kırıklarının öyküsü ile ölçülür.
Tanısal Değerlendirme ve Genetik İçgörüler
Section titled “Tanısal Değerlendirme ve Genetik İçgörüler”Osteoporoz tanısı, geleneksel olarak kalça, omurga, ulna ve radius gibi çeşitli iskelet bölgelerinde başlıca kemik mineral yoğunluğunu (BMD) değerlendiren objektif ölçüm yaklaşımlarına dayanır[12]. Bu kantitatif özellikler, osteoporoz için vekil göstergeler olarak kabul edilir ve her yaşta ölçülebilir, değerli tanısal ve prognostik bilgi sağlar[12]. BMD’nin ötesinde, gelişmiş tanı araçları arasında, osteoporozla ilişkili özellikleri etkileyen yeni genetik varyantları ve yatkınlık lokuslarını tanımlayan genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve gen ekspresyonu profillemesi yer almaktadır [1]. Bu genetik yaklaşımlar, altta yatan patolojinin daha derinlemesine anlaşılmasını sağlar ve kırık riskine de katkıda bulunan, BMD’den farklı genetik faktörleri ortaya çıkararak fiziksel ölçümleri tamamlar [12].
Heterojenite ve Prognostik Etkileri
Section titled “Heterojenite ve Prognostik Etkileri”Osteoporozun klinik görünümü ve genetik temelleri önemli değişkenlik gösterir; osteoporotik kırık riskinin %50-70’i genetik faktörlere atfedilmektedir [3]. Araştırmalar, kemik kütlesinin cinsiyete ve bölgeye özgü düzenlenmesini işaret etmektedir; bu da genetik etkilerin bireyler ve iskelet bölgeleri arasında farklı şekilde ortaya çıkabileceği anlamına gelir[13]. Örneğin, ALDH7A1, MECOM ve JAG1 gibi spesifik genler, osteoporoz ve kırıklar için yatkınlık genleri olarak tanımlanmıştır; bazı genetik varyantlar ise erkeklerde hem obezite hem de osteoporoz fenotiplerini etkileyebilir[1]. Bu fenotipik çeşitlilik ve genetik heterojenite, kişiselleştirilmiş tedaviler ve yeni terapiler için potansiyelin altını çizerken, kemik metabolizmasını etkileyebilecek kronik hastalıkları veya durumları dışlamak için dikkatli ayırıcı tanı gerektirmektedir[2].
Osteoporoz, azalmış kemik mineral yoğunluğu (BMD) ve artmış kırık riski ile karakterize yaygın bir iskelet hastalığı olup, özellikle yaşlı bireyler arasında önemli bir küresel sağlık yükü oluşturmaktadır[2]. Başlıca düşük BMD ve/veya düşük travmalı osteoporotik kırıklarla karakterizedir; bunların her ikisi de genetik faktörlerden güçlü bir şekilde etkilenir [1]. Tüm osteoporotik kırıkların yaklaşık %30’u erkeklerde görülmektedir, bu da hastalığın kadınlara özgü olmadığını göstermektedir [2].
Genetik Yatkınlık
Section titled “Genetik Yatkınlık”Genetik faktörler, bir bireyin osteoporoza yatkınlığını belirlemede anahtar rol oynamaktadır; zira KKD (Kemik Mineral Yoğunluğu) yüksek oranda kalıtsal bir özelliktir.[2] KKD’deki varyasyonlar, %50 ila %82 arasında değişen tahmini bir kalıtsallık göstermekte olup, osteoporotik kırık riskindeki varyasyonun %50-70’inin genetik faktörlere atfedildiği tahmin edilmektedir. [2] [3] Tüm genotiplenmiş bölgelerde hipotezden bağımsız taramalar olan genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) aracılığıyla osteoporozla ilişkili genetik varyantların tanımlanmasında önemli ilerleme kaydedilmiştir. [2]Bu çalışmalar, binlerce genetik varyantı tanımlamış ve bunları osteoporoza neden olan genlerle ilişkilendirerek kemik sağlığının altında yatan moleküler mekanizmalara dair bilgiler sağlamıştır.[2] [14]
Çok sayıda spesifik gen ve lokusun osteoporoz riskine katkıda bulunduğu belirlenmiştir. Örneğin, ALDH7A1, GWAS aracılığıyla yeni bir yatkınlık geni olarak tanımlanırken, 2q33.1 kromozomundaki FONG genindeki yaygın varyantların Japon popülasyonlarında risk oluşturduğu bilinmektedir.[1] [15]Diğer önemli genetik faktörler arasında, osteoporotik kırık için yatkınlık faktörü olarak tanımlanan MECOM geni ve kemik yoğunluğunu ve kalitesini etkileyen bir COL1A1 Sp1 bağlanma bölgesi polimorfizmi yer almaktadır.[4] [16]Ek olarak, JAG1 geni KKD ve osteoporotik kırıklarla ilişkilendirilmiş; SOX6 geni ise erkeklerde hem obezite hem de osteoporoz fenotiplerini etkileyerek pleiotropik genetik etkileri vurgulamaktadır.[17] [9]GWAS’ın büyük ölçekli meta-analizleri, ayrıca yirmi kemik mineral yoğunluğu lokusu ile 150 aday genin osteoporoz ve osteoporotik kırıkla ilişkilerini tanımlayarak, durumun poligenik doğasını vurgulamıştır.[18] [19]Bu çeşitli genetik faktörleri anlamak, osteoporoz için kişiselleştirilmiş tedaviler ve yeni terapiler geliştirmek adına çok önemlidir.[2]
Çevresel ve Yaşam Tarzı Faktörleri
Section titled “Çevresel ve Yaşam Tarzı Faktörleri”Osteoporoz gelişimi, genetik, çevresel ve yaşam tarzı faktörlerini içeren karmaşık bir etkileşimdir.[2]Genetik yatkınlık temel bir risk oluştururken, çeşitli dış etkiler bir ömür boyunca kemik sağlığını önemli ölçüde modüle eder. Bu faktörler, besin alımı, fiziksel aktivite düzeyleri ve belirli çevresel elementlere maruz kalmayı içerebilir; bunların hepsi kemik oluşumu ve rezorpsiyonunun genel dengesine katkıda bulunur. Beslenme ve egzersiz alışkanlıkları gibi yaşam tarzı seçimleri, sağlam kemik gelişimi ve korunmasını destekleyebilir veya özellikle genetik kırılganlıklar mevcut olduğunda kemik kaybını hızlandırabilir.
Yaş, Komorbiditeler ve Karmaşık Etkileşimler
Section titled “Yaş, Komorbiditeler ve Karmaşık Etkileşimler”Osteoporoz, özellikle yaşlı erkeklerde ve kadınlarda, kırıkların tipik olarak yaşamın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkmasıyla birlikte yaştan derinlemesine etkilenir.[12] [2]Kemik gücündeki bu yaşa bağlı düşüş, genetik temelleri paylaşan veya kemik metabolizmasını doğrudan etkileyen çeşitli komorbiditeler tarafından daha da kötüleştirilir. Örneğin, güçlü bivariyat GWAS’lar, SOX6 geninin erkeklerde hem obezite hem de osteoporoz fenotiplerini etkilediği pleiotropik etkileri ortaya çıkarmış ve bu durumlar arasında genetik bir korelasyon olduğunu göstermiştir.[9] [20]Araştırmalar ayrıca osteoporoz ve şizofreni gibi görünüşte ilgisiz diğer durumlar arasında genetik korelasyonlar olduğunu ve koroner arter hastalığı ile genetik paylaşımın BMD için potansiyel yeni lokuslar tanımladığını öne sürmektedir.[5] [21]Genetik yatkınlıkların yaşlanmanın fizyolojik değişiklikleri ve diğer sağlık sorunlarının varlığıyla kesiştiği bu karmaşık etkileşimler, bir bireyin osteoporoz geliştirme genel riskine toplu olarak katkıda bulunur.
Biyolojik Arka Plan
Section titled “Biyolojik Arka Plan”Osteoporoz, başlıca azalmış kemik mineral yoğunluğu (BMD) ve düşük enerjili travma kırıklarına karşı artmış duyarlılıkla karakterize olan önemli bir halk sağlığı sorunudur[1]. Osteoporozun altında yatan biyolojisi, bozulmuş kemik gücü ve bütünlüğüne toplu olarak katkıda bulunan hücresel süreçler, genetik faktörler ve sistemik etkilerin karmaşık bir etkileşimini içerir. Bu mekanizmaları moleküler, hücresel, doku ve sistemik düzeylerde anlamak, hastalık patogenezini aydınlatmak ve potansiyel tedavi hedeflerini belirlemek için çok önemlidir.
Kemik Yeniden Şekillenmesi ve Yapısal Bütünlük
Section titled “Kemik Yeniden Şekillenmesi ve Yapısal Bütünlük”Sağlıklı kemik, eski kemiğin uzaklaştırılıp yeni kemiğin oluşturulduğu, yaşam boyunca kemik gücünü ve bütünlüğünü korumak için gerekli olan, ince ayarlı bir yeniden şekillenme sürecinden sürekli olarak geçen dinamik bir dokudur[22]. Osteoporozda, bu hassas denge bozulur ve sıklıkla aşırı kemik rezorpsiyonuna veya yetersiz kemik oluşumuna yol açarak kemik mikro yapısını giderek zayıflatır. Bu dengesizlik, kemiğin mekanik strese dayanma yeteneğini tehlikeye atarak kırılganlık kırıkları riskini artırır[23]. Kemik matriksi içine gömülü osteositlerin karmaşık ağı da dahil olmak üzere kemiğin mikro mimarisinin bütünlüğü, bu tür kırıkları önlemek için hayati öneme sahiptir ve hastalığın patogenezinde doku düzeyindeki biyolojinin kritik rolünü vurgulamaktadır[23].
Kemik Metabolizmasının Moleküler ve Hücresel Düzenlenmesi
Section titled “Kemik Metabolizmasının Moleküler ve Hücresel Düzenlenmesi”Kemik yeniden şekillenmesinin karmaşık süreci, çeşitli anahtar biyomolekülleri içeren moleküler ve hücresel yolların karmaşık bir etkileşimi tarafından düzenlenir. Osteoblastlar yeni kemik matrisi sentezlemekten sorumluyken, osteoklastlar eski kemiği reabsorbe eder ve mekanosensör görevi gören osteositler, her iki süreci de gelişmiş sinyal yolları ve metabolik etkileşimler aracılığıyla düzenler. Bu kemik hücreleri, aktivitelerini belirleyen ve kemik homeostazını sürdüren hormonlar, büyüme faktörleri ve diğer düzenleyici moleküller ağı aracılığıyla iletişim kurar. Örneğin, COL1A1 Sp1 bağlanma bölgesi polimorfizmi gibi spesifik genetik varyasyonlar, yapısal proteinlerin üretimini etkileyerek kemik yoğunluğunu ve kalitesini etkileyebilir, böylece bireyleri osteoporotik kırıklara yatkın hale getirir[16].
Osteoporozun Genetik Mimarisi
Section titled “Osteoporozun Genetik Mimarisi”Osteoporoz, düşük kemik mineral yoğunluğu ve kırıklarla karakterize olan, belirli genlerin bu fenotipik özellikleri etkilemesiyle güçlü bir genetik belirleyicilik sergiler[1]. Kemik kütlesinin genetik düzenlenmesi ve osteoporoza yatkınlık, genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve gen ekspresyon profillemesini kullanarak yeni yatkınlık lokusları ve aday genleri tanımlayan çalışmalarla kritik bir araştırma alanıdır[14]; [6]. ALDH7A1, SOX6, MECOM, JAG1 ve FONGgibi genler, farklı popülasyonlarda osteoporoz veya osteoporotik kırıklar için yeni genetik varyantlar veya yatkınlık faktörleri olarak tanımlanmıştır[1]; [9]; [4]; [17]; [15]. Bu genetik bilgiler, yirmi kemik mineral yoğunluğu lokusunun keşfi ve 150 aday genle ilişkiler dahil olmak üzere, hastalık yatkınlığını anlamak ve kişiselleştirilmiş tedavi ve terapiler geliştirmek için çok önemlidir[18]; [24]; [2].
Sistemik Etkileşimler ve Hastalık Yolları
Section titled “Sistemik Etkileşimler ve Hastalık Yolları”Lokalize kemik süreçlerinin ötesinde, osteoporoz sistemik sonuçlar ve diğer doku ve organlarla etkileşimleri içerir; bu da onun karmaşık patofizyolojisinin altını çizmektedir. Araştırmalar, osteoporoza bağlı fenotiplerin genom çapında pleiotropisini işaret etmekte, bu da diğer durumlarla ortak genetik etkileşimler olduğunu düşündürmektedir[12]. Örneğin, SOX6geninin erkeklerde hem obezite hem de osteoporoz fenotiplerini etkilediği belirtilmiştir; bu da metabolik sağlık ile kemik yoğunluğu arasındaki potansiyel sistemik bağlantıları vurgulamaktadır[9]. Dahası, çalışmalar osteoporoz ile şizofreni gibi görünüşte ilişkisiz durumlar arasında genetik korelasyonlar tespit etmiştir; bu da kemiğe özgü yolların ötesine uzanan geniş biyolojik örtüşmeleri ve karmaşık düzenleyici ağları göstermektedir[5]. Bu sistemik bağlantılar, kronik hastalıklar ve kemik büyümesi ile metabolizmasını etkileyen durumlar dahil olmak üzere genel sağlığı etkileyen faktörlerin, osteoporozun multifaktöriyel doğasına katkıda bulunduğunu düşündürmektedir.
Yolaklar ve Mekanizmalar
Section titled “Yolaklar ve Mekanizmalar”Kemik Homeostazının Genetik Temeli ve Transkripsiyonel Düzenlenmesi
Section titled “Kemik Homeostazının Genetik Temeli ve Transkripsiyonel Düzenlenmesi”Osteoporoz yatkınlığı, genetik faktörlerden önemli ölçüde etkilenir; genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve gen ekspresyon profillemesi aracılığıyla çok sayıda lokus tanımlanmıştır[6]. Bu çalışmalar, kemik mineral yoğunluğunu (BMD) ve kırık riskini[6]düzenleyen yeni yatkınlık genlerinin ve varyantlarının keşfine öncelik vermektedir. Örneğin, ALDH7A1, SOX6, FONG, JAG1 ve MECOM gibi genler, osteoporoz ve ilgili özellikler için yeni yatkınlık genleri veya yatkınlaştırıcı faktörler olarak tanımlanmıştır[1].
Transkripsiyonel düzenleme kritik bir rol oynamaktadır; burada spesifik genetik varyantlar gen ekspresyonunu ve işlevini değiştirerek kemik sağlığını etkileyebilir[25]. Örneğin, COL1A1 genindeki bir Sp1 bağlanma bölgesini etkileyen bir polimorfizmin kemik yoğunluğunu ve kalitesini etkilediği, bireyleri osteoporotik kırıklara yatkın hale getirdiği bilinmektedir[16]. Bu aday genlerin moleküler ve işlevsel özellikleri, kemik kütlesini ve yapısını korumak için kritik olan yollardaki katılımlarını vurgulamakta, transkripsiyonel düzeydeki düzensizliğin osteoporoz gelişimine önemli ölçüde katkıda bulunduğunu düşündürmektedir[6].
Kemik Yeniden Şekillenmesinde Hücresel Sinyalizasyon ve Düzenleyici Mekanizmalar
Section titled “Kemik Yeniden Şekillenmesinde Hücresel Sinyalizasyon ve Düzenleyici Mekanizmalar”Kemik yeniden şekillenmesi, kemik gücünü korumak için hayati öneme sahip sürekli bir süreç olup, osteoblast ve osteoklastların aktivitesini yöneten karmaşık hücresel sinyalizasyon yolları tarafından düzenlenir[26]. Reseptör aktivasyonu, hücre farklılaşması, çoğalması ve işlevi için kritik olan gen ekspresyonunu kontrol eden transkripsiyon faktörlerini nihayetinde düzenleyen hücre içi sinyal kaskadlarını başlatır. Örneğin, osteoklast farklılaşması ve aktivasyonu üzerindeki hassas kontrol, önemli bir düzenleyici mekanizmadır ve bunun düzensizliği, kemik rezorpsiyonunu destekleyen bir dengesizliğe yol açabilir ki bu, osteoporozun bir belirtisidir[26].
Düzenleyici mekanizmalar, uygun kemik hücresi davranışını sağlayarak gen regülasyonu ve protein modifikasyonuna kadar uzanır. Tanımlanmış duyarlılık genleri, örneğin ALDH7A1, SOX6, FONG, JAG1 ve MECOM, bu sinyalizasyon ve düzenleyici ağları modüle ederek etkilerini gösterir ve kemik matriks bileşenlerinin sentezi ve yıkımını etkilerler[1]. Bu mekanizmalar topluca kemik döngüsünün akışını belirler; burada bozukluklar, kemik mikroyapısının bozulmasına ve artan kırık riskine yol açabilir[23].
Entegre Düzenleyici Ağlar ve Pleyotropi
Section titled “Entegre Düzenleyici Ağlar ve Pleyotropi”Kemik metabolizması izole bir süreç değildir, ancak yoğun yolak çapraz konuşmaları ve ağ etkileşimleri aracılığıyla geniş fizyolojik sistemler içinde karmaşık bir şekilde entegredir. Genetik varyasyonlar, tek bir genin görünüşte farklı birden fazla fenotipi etkileyebildiği pleyotropik etkiler sergiler[12]. Dikkate değer bir örnek, erkeklerde hem obezite hem de osteoporoz fenotiplerini etkilemede rol oynadığı gösterilen SOX6 genidir; bu, metabolik düzenleme ile kemik sağlığı arasında sistem düzeyinde bir entegrasyonu vurgulamaktadır[9].
Bu hiyerarşik düzenleme, çeşitli genetik lokuslar ve çevresel faktörler arasındaki karmaşık etkileşimleri içerir ve bireyin kemik mineral yoğunluğuna ve kırık duyarlılığına topluca katkıda bulunur[12]. Büyük ölçekli GWAS meta-analizleri aracılığıyla tanımlanan yirmi kemik mineral yoğunluğu lokusu, kemik düzenlemesinin ağ yapısını göstermektedir; burada kemik fenotipinin ortaya çıkan özellikleri, birden fazla genetik ve moleküler bileşenin etkileşiminden kaynaklanır[4]. Böylesi bir entegrasyon, terapötik stratejilerin bu daha geniş sistemik bağlantıları dikkate alması gerekebileceğini düşündürmektedir.
Yol Ağı Düzensizliği ve Terapötik Çıkarımlar
Section titled “Yol Ağı Düzensizliği ve Terapötik Çıkarımlar”Osteoporoz, kemik oluşumu ve rezorpsiyonunu yöneten karmaşık yol ağlarının düzensizliğinden kaynaklanır ve net kemik kütlesi kaybı ile yapısal bozulmaya yol açar. ALDH7A1, MECOM ve FONG gibi genlerdeki genetik varyantlar, bu yol ağları içinde hassasiyet noktalarını temsil ederek hastalığa ve osteoporotik kırıklara karşı artan yatkınlığa katkıda bulunur[1]. Osteositlerin fonksiyonel bütünlüğünden etkilenen bozulmuş kemik mikro yapısı, sürekli yol ağı düzensizliğinin doğrudan bir sonucudur[23].
Tanımlanmış aday genlerin spesifik moleküler ve fonksiyonel özellikleri de dahil olmak üzere, hastalıkla ilişkili bu mekanizmaları anlamak, potansiyel terapötik hedefleri belirlemek için çok önemlidir [6]. Yeni genetik varyantların ve ilişkili yol ağlarının belirlenmesinden elde edilen bilgiler, belirli moleküler düğümleri hedefleyerek veya yol ağı dengesizliklerini düzelterek, gelecekte osteoporoz için kişiselleştirilmiş tedavilerin ve yenilikçi terapilerin geliştirilmesinin önünü açabilir[2].
Popülasyon Çalışmaları
Section titled “Popülasyon Çalışmaları”Popülasyon çalışmaları, düşük kemik mineral yoğunluğu ve artmış kırık riski ile karakterize edilen, önemli bir halk sağlığı sorunu olan osteoporozun prevalansını, insidansını ve risk faktörlerini anlamak için kritik öneme sahiptir. Bu geniş ölçekli araştırmalar, hastalığın küresel yükünü etkileyen demografik eğilimleri, genetik yatkınlıkları ve popülasyonlar arası farklılıkları ortaya çıkarmak için epidemiyolojik anketlerden gelişmiş genomik analizlere kadar çeşitli metodolojilerden yararlanır. Bu tür araştırmalar, halk sağlığı stratejilerine ve hedefe yönelik müdahalelerin geliştirilmesine yön verir.
Küresel Epidemiyolojik Kalıplar ve Demografik Etkiler
Section titled “Küresel Epidemiyolojik Kalıplar ve Demografik Etkiler”Osteoporoz, dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorununu teşkil etmekte olup, önemli ölçüde engellilik ve ölüme katkıda bulunmaktadır[3]. Epidemiyolojik çalışmalar, osteoporozun küresel yaygınlığını ve osteoporotik kırıkların ilişkili yükünü kapsamlı bir şekilde belgelemiştir [2]. Örneğin, araştırmalar bu kırıkların belirli popülasyonlardaki, örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde 2005 ile 2025 yılları arasındaki insidansını ve ekonomik etkisini tahmin etmiş ve İsveç gibi ülkelerdeki toplumsal yükü incelemiştir [4]. Bu çalışmalar, osteoporozun sunumu ve sonuçlarındaki önemli cinsiyet farklılıkları da dahil olmak üzere demografik faktörleri sıklıkla vurgulamaktadır [2].
İleri epidemiyolojik araştırmalar, osteoporotik kırıkların tedavi maliyetinin, özellikle Birleşik Krallık’taki kadın popülasyonu gibi belirli demografik gruplarda önemli düzeyde olduğunu ortaya koymaktadır [4]. Bu bulgular, osteoporozun sağlık sistemleri üzerindeki yaygın etkisinin ve kapsamlı önleme ve yönetim stratejilerine olan ihtiyacın altını çizmektedir. Bu yaygınlık ve insidans kalıplarını farklı bölgeler ve zaman dilimleri arasında analiz etmek, zamansal değişiklikleri izlemeye ve daha yüksek risk altındaki popülasyonları belirlemeye yardımcı olmakta, böylece kaynak tahsisini ve halk sağlığı girişimlerini yönlendirmektedir.
Geniş Ölçekli Genetik Kohortlar ve Biyobank Keşifleri
Section titled “Geniş Ölçekli Genetik Kohortlar ve Biyobank Keşifleri”Kapsamlı genom çapında ilişkilendirme çalışmaları (GWAS) ve meta-analizler, osteoporozun genetik temellerinin anlaşılmasını önemli ölçüde ilerletmiş, osteoporotik kırık riskinin %50-70’inin genetik faktörlere atfedilebilir olduğunu ortaya koymuştur [3]. Framingham Çalışması gibi büyük popülasyon kohortları, genom çapında pleiotropinin araştırılması da dahil olmak üzere, osteoporoza bağlı fenotiplerle ilişkili genetik varyantların tanımlanmasında etkili olmuştur [12]. Bu geniş ölçekli çabalar, kemik mineral yoğunluğu ve osteoporotik kırıklar gibi özellikler için yeni duyarlılık lokuslarını tanımlamak amacıyla, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki kurumlardan elde edilen verileri bir araya getiren sayısız uluslararası işbirliğini içermektedir[6].
Tayvan Biyobankası ve Kore Ulusal Biyobankası gibi örneklerle biyobank çalışmaları, osteoporozla bağlantılı yeni genetik varyantların keşfedilmesinde hayati bir rol oynamaktadır [4]. Araştırmacılar, yeni duyarlılık lokuslarının keşfini önceliklendirmek amacıyla, bu zengin veri setlerini GWAS bulgularını gen ekspresyonu profillemesiyle entegre etmek için kullanmaktadır [6]. Bu tür kapsamlı genetik analizler, ALDH7A1, SOX6 ve MECOMdahil olmak üzere belirli genleri, osteoporoz veya osteoporotik kırıklar için yatkınlık faktörleri olarak tanımlamış, kişiselleştirilmiş tedavilerin geliştirilmesi için çıkarımlar sunmuştur[1].
Popülasyonlar Arası Genetik ve Etnik Varyasyonlar
Section titled “Popülasyonlar Arası Genetik ve Etnik Varyasyonlar”Osteoporozun genetik mimarisi, farklı atalara ait ve etnik gruplar arasında önemli farklılıklar göstermekte olup, hastalığa yatkınlığı tam olarak anlamak için popülasyonlar arası karşılaştırmaları gerekli kılmaktadır. Çalışmalar, Kuzeybatı, Güneydoğu Avrupalı ve Aşkenaz Yahudi bireyler de dahil olmak üzere Avrupa kökenli popülasyonlarda osteoporoza bağlı özelliklerle ilişkili genetik lokusları tanımlamıştır [6]. Asya popülasyonlarında yapılan paralel araştırmalar, Tayvan Biyobankası çalışmasında olduğu gibi yeni genetik varyantları ortaya çıkarmış ve Çin popülasyonlarında GWAS aracılığıyla ALDH7A1 gibi spesifik yatkınlık genlerini tanımlamıştır [1].
Dahası, 10.000’den fazla Afrikalı Amerikalı kadını içeren bir çalışma gibi, belirli etnik gruplara odaklanan büyük ölçekli meta-analizler, bu popülasyonlarda klinik kırık riskini etkileyen genetik faktörlerin belirlenmesinde kritik olmuştur [3]. Trans-etnik poligenik skorlama analizleri, kendi bildirdikleri etnik kökenleri dikkatlice değerlendirerek ve kemik metabolizmasını etkileyen rahatsızlıklara sahip denekleri dışlayarak, osteoporoz ile şizofreni gibi diğer kompleks hastalıklar arasındaki genetik korelasyonları tespit etmek için de kullanılmaktadır[5]. Bu karşılaştırmalı çalışmalar, popülasyona özgü genetik etkileri anlamak ve bulguların genellenebilirliğini sağlamak için elzemdir.
Osteoporoz Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Section titled “Osteoporoz Hakkında Sıkça Sorulan Sorular”Bu sorular, güncel genetik araştırmalara dayanarak osteoporozun en önemli ve spesifik yönlerini ele almaktadır.
1. Annemde osteoporoz var; bu benim de kesinlikle yakalanacağım anlamına mı geliyor?
Section titled “1. Annemde osteoporoz var; bu benim de kesinlikle yakalanacağım anlamına mı geliyor?”Mutlaka değil, ancak riskiniz daha yüksek. Kemik mineral yoğunluğu ve kırık riski yüksek oranda kalıtsaldır, yani genetik büyük bir rol oynar; BMD varyasyonunun %50-82’sini ve kırık riskinin %50-70’ini oluşturur. Ancak, yaşam tarzınız ve çevresel faktörleriniz de genlerinizle etkileşime girerek genel riskinizi belirler.
2. Ailemde görülse bile, egzersizle osteoporozu gerçekten önleyebilir miyim?
Section titled “2. Ailemde görülse bile, egzersizle osteoporozu gerçekten önleyebilir miyim?”Evet, egzersiz gibi yaşam tarzı seçimleri riskinizi önemli ölçüde etkileyebilir. Genetik bir yatkınlığınız olsa da, çevresel ve yaşam tarzı faktörleri o genlerin kendilerini nasıl ifade ettiğini modüle edebilir. Sağlıklı bir yaşam tarzı, kemiklerinizi güçlendirmeye yardımcı olabilir ve kalıtsal yatkınlıkların etkisini potansiyel olarak azaltabilir.
3. Bazı insanların kemikleri küçük düşmelerden bile neden kolayca kırılır?
Section titled “3. Bazı insanların kemikleri küçük düşmelerden bile neden kolayca kırılır?”Bu durum, kemik mineral yoğunluğunun azalmasına yol açarak kemikleri kırılgan hale getiren osteoporozun tipik bir özelliğidir. Genetik faktörler, bir bireyin bu duruma yatkınlığında önemli bir rol oynar. Bu artan kırılganlık, düşük travmalı olayların bile kırıklara yol açabileceği anlamına gelir.
4. Avrupa kökenli değilim; geçmişim osteoporoz riskimi etkiler mi?
Section titled “4. Avrupa kökenli değilim; geçmişim osteoporoz riskimi etkiler mi?”Evet, soy geçmişiniz önemli olabilir. Birçok genetik çalışma ağırlıklı olarak Avrupa popülasyonlarına odaklanmıştır ve genetik varyantlar ile etkileri çeşitli soy grupları arasında önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Bu durum, size özgü genetik risk faktörlerinizin kendi popülasyonunuza özgü olabileceği anlamına gelir.
5. Kardeşim iyi, ama kemiklerim için endişeleniyorum. Aramızdaki fark neden?
Section titled “5. Kardeşim iyi, ama kemiklerim için endişeleniyorum. Aramızdaki fark neden?”Kardeşlerin, ortak genetiklere sahip olsalar bile farklı risklere sahip olması yaygındır. Osteoporozla ilişkili özellikler, erkekleri ve kadınları etkileme biçimlerinde, benzersiz genetik mimarilerle birlikte cinsiyete özgü farklılıklar gösterebilir. Ayrıca, bireysel yaşam tarzı ve çevresel faktörler, her bireyin riskine farklı şekillerde katkıda bulunur.
6. Doktorum kemik yoğunluğumun iyi olduğunu söylüyor, ancak kırıklar konusunda hala endişeliyim. Bu yeterli mi?
Section titled “6. Doktorum kemik yoğunluğumun iyi olduğunu söylüyor, ancak kırıklar konusunda hala endişeliyim. Bu yeterli mi?”Kemik mineral yoğunluğu (BMD) birincil tanı aracı ve yüksek oranda kalıtsal olsa da, resmin tamamını yansıtmaz. KMY ölçümleri, genel kırık riskinize katkıda bulunan tüm karmaşık faktörleri tam olarak yakalayamayabilir. Devam eden araştırmalar, sadece KMY’nin ötesinde daha kapsamlı göstergeler belirlemeyi hedeflemektedir.
7. Gelecekteki kırık riskimi genetik bir testle öğrenebilir miyim?
Section titled “7. Gelecekteki kırık riskimi genetik bir testle öğrenebilir miyim?”Şu anda, genetik testler osteoporozla ilişkili bazı varyantları tanımlayabilse de, bireysel kırık riskinizin tam bir resmini sunmazlar. Araştırmalar hızla ilerlerken, genetik katkının önemli bir kısmı hala aydınlatılmaktadır. Ancak, genetiğin daha derinlemesine anlaşılması, gelecekte kişiselleştirilmiş risk değerlendirmesi için umut vaat etmektedir.
8. “Osteoporoz genlerim” varsa, diyetim yine de büyük bir fark yaratabilir mi?
Section titled “8. “Osteoporoz genlerim” varsa, diyetim yine de büyük bir fark yaratabilir mi?”Kesinlikle. Osteoporoz, diyet de dahil olmak üzere genetik, çevresel ve yaşam tarzı faktörlerinin karmaşık bir etkileşimiyle şekillenir. Genetik yatkınlık olsa bile, kalsiyum ve D vitamini açısından zengin, kemik dostu bir diyet, kemik sağlığını desteklemede ve genetik riskleri azaltmaya yardımcı olmada hayati bir rol oynayabilir.
9. Ailemde osteoporoz var, ancak doktorlar bende net bir genetik neden bulamıyorlar. Neden?
Section titled “9. Ailemde osteoporoz var, ancak doktorlar bende net bir genetik neden bulamıyorlar. Neden?”Ailenizin osteoporozunu etkileyen spesifik genetik faktörler henüz tam olarak anlaşılamamış veya kolayca tespit edilebilir olmayabilir. Önemli ilerlemelere rağmen, kemik sağlığına ve kırık riskine olan genetik katkının önemli bir kısmı açıklanamamaktadır; bu da başka karmaşık genetik etkileşimlerin devrede olduğunu düşündürmektedir.
10. Kadınlar neden erkeklerden daha fazla osteoporoza yakalanıyor gibi görünüyor, yoksa bu bir efsane mi?
Section titled “10. Kadınlar neden erkeklerden daha fazla osteoporoza yakalanıyor gibi görünüyor, yoksa bu bir efsane mi?”Bu bir efsane değil; osteoporoz daha yaygın olarak kadınlarla ilişkilendirilse de, erkekleri de önemli ölçüde etkilemektedir ve tüm osteoporotik kırıkların yaklaşık %30’unu oluşturmaktadır. Osteoporozla ilişkili özelliklerin prevalansı ve kalıtılabilirliğinde bilinen cinsiyete özgü farklılıklar bulunmaktadır ve farklı genetik varyantlar, erkeklerde ve kadınlarda bu durumla ilişkili olabilir.
Bu SSS, güncel genetik araştırmalara dayanarak otomatik olarak oluşturulmuştur ve yeni bilgiler elde edildikçe güncellenebilir.
Yasal Uyarı: Bu bilgiler yalnızca eğitim amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine kullanılmamalıdır. Kişiselleştirilmiş tıbbi rehberlik için her zaman bir sağlık uzmanına danışın.
References
Section titled “References”[1] Guo Y, et al. “Genome-wide association study identifies ALDH7A1 as a novel susceptibility gene for osteoporosis.”PLoS Genet, vol. 6, no. 1, 2010, p. e1000806.
[2] Liaw YC, et al. “Identification of an novel genetic variant associated with osteoporosis: insights from the Taiwan Biobank Study.”JBMR Plus, vol. 8, no. 5, 2024.
[3] Taylor KC, et al. “A genome-wide association study meta-analysis of clinical fracture in 10,012 African American women.” Bone Rep, 2017.
[4] Hwang JY, et al. “Meta-analysis identifies a MECOM gene as a novel predisposing factor of osteoporotic fracture.” J Med Genet, 2013.
[5] Liu L, et al. “A trans-ethnic two-stage polygenetic scoring analysis detects genetic correlation between osteoporosis and schizophrenia.”Clin Transl Med, 2020.
[6] Hsu YH, et al. “An integration of genome-wide association study and gene expression profiling to prioritize the discovery of novel susceptibility Loci for osteoporosis-related traits.”PLoS Genet, vol. 6, no. 6, 2010, p. e1000977.
[7] Hui, S. L., C. W. Slemenda, and C. C. Johnston Jr. “Baseline Measurement of Bone Mass Predicts Fracture in White Women.”Annals of Internal Medicine, vol. 111, no. 5, 1989, pp. 355–361.
[8] Cummings, Steven R., and L. Joseph Melton. “Epidemiology and Outcomes of Osteoporotic Fractures.” Lancet, vol. 359, no. 9321, 2002, pp. 1761–1767.
[9] Liu YZ, et al. “Powerful bivariate genome-wide association analyses suggest the SOX6 gene influencing both obesity and osteoporosis phenotypes in males.”PLoS One, vol. 4, no. 8, 2009, p. e6827.
[10] Orimo, H. et al. “Diagnostic Criteria of Primary Osteoporosis.”Journal of Bone and Mineral Metabolism, vol. 16, no. 3, 1998, pp. 139–.
[11] Marshall, D, Johnell O, Wedel H. “Meta-analysis of how well measures of bone mineral density predict occurrence of osteoporotic fractures.”BMJ, vol. 312, no. 7041, 1996, pp. 1254-1259.
[12] Karasik D, et al. “Genome-wide pleiotropy of osteoporosis-related phenotypes: the Framingham Study.”J Bone Miner Res, 2010.
[13] Ioannidis, JP, et al. “Meta-analysis of genome-wide scans provides evidence for sex-and site-specific regulation of bone mass.”J Bone Miner Res, vol. 22, no. 2, 2007, pp. 173-183.
[14] Ralston SH, de Crombrugghe B. “Genetic regulation of bone mass and susceptibility to osteoporosis.”Genes Dev, vol. 20, no. 18, 2006, pp. 2492–506.
[15] Kou I, et al. “Common variants in a novel gene, FONG on chromosome 2q33.1 confer risk of osteoporosis in Japanese.”PLoS One, 2011.
[16] Mann V, et al. “A COL1A1 Sp1 binding site polymorphism predisposes to osteoporotic fracture by affecting bone density and quality.”J Clin Invest, vol. 107, 2001, pp. 899–907.
[17] Kung AW, et al. “Association of JAG1 with bone mineral density and osteoporotic fractures: a genome-wide association study and follow-up replication studies.”Am J Hum Genet, vol. 86, 2010, pp. 229–239.
[18] Rivadeneira F, et al. “Twenty bone-mineral-density loci identified by large-scale meta-analysis of genome-wide association studies.”Nat Genet, vol. 41, 2009, pp. 1199–1206.
[19] Richards JB, et al. “Bone mineral density, osteoporosis, and osteoporotic fractures: a genome-wide association study.”Lancet, vol. 371, no. 9623, 2008, pp. 1505–12.
[20] Hu Y, et al. “Identification of novel potentially pleiotropic variants associated with osteoporosis and obesity using the cFDR method.”J Clin Endocrinol Metab, vol. 103, 2018, pp. 125–138.
[21] Peng C, et al. “Genetic sharing with coronary artery disease identifies potential novel loci for bone mineral density.”Bone, 2017.
[22] Ammann, P., and R. Rizzoli. “Bone strength and its determinants.”Osteoporos Int, vol. 14, no. Suppl 3, 2003, pp. S13–18.
[23] Hazenberg, J. G., D. Taylor, and T. C. Lee. “The role of osteocytes and bone microstructure in preventing osteoporotic fractures.”Osteoporos Int, vol. 18, 2007, pp. 1–8.
[24] Richards JB, et al. “Genetic Factors for Osteoporosis Consortium. Collaborative meta-analysis: associations of 150 candidate genes with osteoporosis and osteoporotic fracture.”Ann Intern Med, vol. 151, 2009, pp. 528–37.
[25] Lee, JH et al. “A robust approach to identifying tissue-specific gene expression regulatory variants using personalized human induced pluripotent stem cells.” PLoS Genet, vol. 5, no. 11, Nov. 2009, p. e1000718.
[26] Boyle, WJ et al. “Osteoclast differentiation and activation.” Nature, vol. 423, no. 6937, May 2003, pp. 337-342.